Showing posts with label Amerika. Show all posts
Showing posts with label Amerika. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Koç: Önümüzdeki süreç, son 2 yılki kadar kritik

İSTANBUL - Arçelik'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, Arçelik, 55. yılında Türkiye'nin dört bir yanından gelen yetkili satıcıları ile bir araya geldi.
İstanbul'da gerçekleştirilen ve 1.300 yetkili satıcının hazır bulunduğu Arçelik Yetkili Satıcılar Toplantısı'na Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Aka Gündüz Özdemir ve Arçelik A.Ş. Genel Müdürü Levent Çakıroğlu katıldı.
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç burada yaptığı konuşmada, Türkiye'yi etkileyen küresel kriz ortamını değerlendirdi.
Dünya ekonomisinin 2008 Ekim ayından itibaren büyük bir finansal türbülansa girdiğini ifade eden Koç, bu türbülansın etkilerinin 2009 yıl ında da tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de kendisini hissettirdiğini belirtti. “
Mustafa Koç, "Bugün krizin etkilerinin azalmaya başladığı bir döneme girmiş olsak da, bundan sonraki sürecin de en az son iki yıldır yaşadığımı z süreç kadar kritik önem taşıdığı gerçeği ile karşı karşıyayız" dedi.
Koç, fakat izafi olarak baktıklarında Türkiye'nin Kıta Avrupa'sına, İngiltere'ye ve Amerika'ya göre daha az etkilendiğini ifade etti.
Bu sıkıntılı sürecin tüm ekonomik aktörler için aslında içinde pek çok dersler barındırdığına değinen Koç, şunları kaydetti:
"Bu süreç, bize dünyadaki ekonomik dengelerdeki değişimin Türkiye lehine çok iyi Analiz edilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Dünyanın ve Türkiye'nin içinden geçtiği bu zorlu ortama rağmen, gururla ifade etmeliyim ki, Koç Topluluğu olarak dünyadaki gelişmeleri iyi takip etmemizin, tüm iş ortaklarımız, bayilerimiz ve çalışanlarımızla el ele vermenin faydasını gördük."
2001 krizinden sonra sıkıntıları ihracat pazarıyla geçiştirme imkanına sahip olduklarını belirten Koç, "Ama bu sefer hem içeride hem de dışarıda sorunlar yaşandığı için çok ciddi önlemler almak zorunda kaldık. Kredilerimizi kıstık ve harcamalarımızı çok yakından takip ettik. Daha sonra Nisan ayından 30 Ekim'e kadar olan vergi indirimi de satışların normale dönmesine yol açtı" dedi.
Koç: Önümüzdeki süreç, son 2 yılki kadar kritik

Sunday, February 28, 2010

Japon otomobillerine nazar değdi

Dünyanın Otomotiv devi Amerikan GM'den geçen yıl satış liderliğini devralan Japon Toyota'nın başı, geri çağrılan araçlar nedeniyle fena halde dertte. Geçen hafta Toyota, ABD'de 6 milyona ulaşan geri çağırmalar yaptıktan sonra bu sorun Avrupa ve Çin'e de sıçramıştı. Toyota, Avrupa'da gaz pedalı sorunu nedeniyle geri çağıracağı araç sayısının en fazla 1.8 milyon olabileceğini bildirdi. Bu karardan, üretim tarihleri 2005 şubatına kadar giden AYGO, iQ, Yaris, Auris, Corolla, Verso, Avensis ve RAV4 modellerinin etkileneceği belirtildi. Japonya Ticaret Bakanı Masayuki Noashima, "Durum ciddi. Bu, küresel ekonominin ortaya çıkarabileceği tehlikelere işaret ediyor'' dedi.



HONDA DA GERİ ÇAĞIRIYOR

Diğer Japon Otomobil üreticisi Honda da, dünya genelinde 646 bin adet aracını teknik sorun nedeniyle geri çağıracak. Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya'da satılan Honda'nın Fit ve jazz modellerini kapsayan kararın, pencerelerinin açma ve kapama sisteminde oluşan hata nedeniyle alındığı bildirildi.



TÜRKİYE'DE DURUM BELİRSİZ

Toyota Pazarlama ve Satış A.Ş. geri çağırma kampanyasına ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye'de satılan araçların etkilendiğinin tespiti halinde, araç sahiplerine ulaşılıp işlemlerin hızlı şekilde gerçekleştirileceğini duyurdu. Durumdan etkilenen ülke ve araç sayısı tespit ediliyor.
Japon otomobillerine nazar değdi

Uykusuz oyun günleri Global Game Jam

Oyun geliştirme ve animasyon teknolojileri alanındaki girişimci faaliyetlerin teşvik edilmesi ve mevcut fikirlerin ticarileşmesini hedefleyen "ODTÜ Teknokent Animasyon Teknolojileri ve Oyun Geliştirme Merkezi" (METUTECHATOM), geçtiğimiz yıldan daha geniş katılımla "Global Game Jam 2010" (Yenilikçi Oyun Geliştirme Dünya Maratonu) etkinliğinin Türkiye ayağına yine ev sahipliği yapıyor. Şu zamana kadar, dünyada pek çok farklı ülkede ve şehirde (özellikle Amerika, Kanada ve Avrupa'da) yapılan "Game Jam"lerin hedefi, yeni Oyunlar geliştirmek. www.vimeo.com/metutechatom

Uykusuz oyun günleri Global Game Jam

Thursday, December 31, 2009

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi


Bağımsız araştırma ve danışma şirketi Oxford Analytica tarafından yayımlanan bir çalışma, Latin Amerika'daki liderlerin küresel kriz süresince gösterdikleri yönetimin popülerliklerini artırdığı gösterdi. Kurum, bu dönemde bölge ülkelerinde demokrasiye olan güvenin de arttığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler Karayipler ve Latin Amerika Ekonomik Komisyonu (ECLAC) tarafından yayımlanan son raporda da, bölgede altı yıl aralıksız görülen büyümenin ardından, 2009 yılında bölgenin GSYİH'sının yüzde 1.8 oranında küçüldüğü ancak bunun yaşanan krizin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda çok önemli bir oran olmadığına işaret edildi.

Rapor, aynı dönemde bölgedeki işsizliğin yüzde 8.3 seviyesine çıktığını ancak bunun 2006 yılındaki düzeyinden daha düşük olduğunu da gösterdi. ECLAC, 2009'un ikinci yarısında bölgede görülen ekonomik toparlanmanın da beklenenden daha yüksek geldiğini hatırlattı ve 2010 yılında yüzde 4.1 oranında büyüme beklentisi öngördü.

HÜKÜMETLERİ GÜÇLENDİRDİ
Latin Amerika'nın beklenenden daha iyi bir performans yakaladığını gösteren bu veriler, aynı zamanda politik açıdan bölgedeki hükümetlerin konumunu güçlendirdi ve demokrasiye olan güvenin pekişmesini sağladı.

Şilili araştırma şirketi Latinobarometro tarafından yapılan yıllık kamuoyu yoklaması bu düşünceleri gösteren önemli sonuçlar ortaya koydu.

Bu araştırmaya göre, ülkeler arasında farlılıklar görülse de katılımcıların yüzde 36'sı ülkelerinin küresel krize rağmen ilerleme kaydettiğini düşünüyor. Bu oran 2008 yılında yüzde 33 seviyesinde bulunuyordu.

EKONOMİK KRİZ İYİ YÖNETİLDİ
Kriz döneminde Latin ülkelerinin hükümetlerinin, önceden yaşanan kriz dönemlerine kıyasla daha iyi makro ekonomik ve mali yönetim politikaları uygulaması, bu olası kötü etkileri azalttı ve bu da halkın bakış açısının değişmesi sonucunu doğurdu.

Latinobarometro araştırması bölgede yaşayanların yüzde 48'inin hükümetlerinin krize karşı verdiği tepkileri olumlu bulduğunu gösterdi. Bu da bölgedeki liderlerin popülerliğinin artması sonucunu doğurdu.

Bölgede 2009 yılında yapılan seçimlerde de bu sonuçların yansıması görüldü. Yapılan altı başkanlık seçiminin üçünü hali hazırda görevi sürdürenler kazanırken, diğer üç değişikliğin ise ekonomik nedenlerden çok siyasi sebeplerinin olduğu görüldü.

Sonuçların ortaya koyduğu bir diğer önemli gelişme de bölgede yaşayanların demokrasiye olan inancının pekişmesi oldu. Latinobarometro araştırmasına katılanların yüzde 59 gibi büyük bir oranı demokrasiyi en çok tercih ettikleri yönetim şekli olarak tanımladı.

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi

Tuesday, December 29, 2009

Siber savaş başladı

Güney Kore daha önce de pek çok siber saldırı atlatmıştı. Genellikle hükümetin internet sitelerine zarar veren, ama gizli belgelere erişemeyen bu saldırılardan sonra kritik bir gelişme yaşandı. En son siber saldırıda çok gizli belgeler ele geçirildi!

Güney Kore yetkilileri yaptıkları açıklamada Amerika Birleşik Devletleri ile Güney Kore arasında hazırlanan gizli savunma planlarının hacklenip ele geçirildiğinden şüphelenildiğini açıkladı. Bu saldırıları Kuzey Kore'nin gerçekleştirmiş olabileceğinden şüpheleniliyor.

Geçtiğimiz ay bir Güney Koreli subayın, erişimin kısıtlandığı intranet bağlantısından, Askeri bilgisayara geçtiği sırada çıkartmayı unuttuğu bir USB cihazın, bu hack'e kapıyı açtığından şüpheleniliyor.
Siber savaş başladı

Friday, December 25, 2009

Office paketine farklı yama

Microsoft Office 2007 için bir Yama çıkartarak XML'i çıkartıyor. i4i'nin kendisine açtığı patent davasında temyiz isteği reddedilen Microsoft, en kötü ihtimale karşı hazırlanmış.

Çıkartılan yama Word'deki XML elementlerini çıkartıyor, bu DOCX, DOCM ve XML dosyalarını etkiliyor. Bu dosyaların açılmasında bir sorun olmuyor. XML yani Extended Markup Language dosyaları daha ziyade otomatik sunucu işlemlerinde kullanılıyor. Son kullanıcıların büyük bir kısmı XML'in yokluğundan etkilenmiyor.

Bu yama ve 11 Ocak'tan sonrasında geçerli olan karar için sadece Amerika'daki, WORD'lere uygulanacak. Microsoft, Kanadalı Yazılım şirketi i4i'ye 290 milyon dolar ödemeye mahkum edildi.

İ4i ise Microsoft patent davasını kazandığı için kendisiyle gurur duyuyor.
Office paketine farklı yama

2009 Facebook raporu

Facebook yılsonunun yaklaşmasıyla birlikte Amerika'da durum güncellemelerinde en çok kullanılan kelimelerin bir listesini yayınladı.

Bu liste Facebook kullanıcılarının en çok ilgilendiği konuları gösteriyor ve halkın nabzını tutuyor. Facebook bu listeye "Memology: Yeni fikir ve trendlerin Facebook'ta nasıl yaygınlaştığının incelenmesi" diyor.

Facebook'un bu listeden gizlilikle ilgili endişelere yer vermemesi de dikkati çekiyor.

Listenin sonunda yer alan Ben, ya da İngilizcesiyle I, durum güncellemelerinde mesajın başında kişi isminin otomatik gösteriminin kalkmasıyla birlikte yaygın kullanılmaya başlandı.
2009 Facebook raporu

Bağımsız Amerika en iyilerini seçti

İSTANBUL - Bağımsız Film kurumu Amerikan Film Enstitüsü (AFI), 2009'un en iyi filmlerini ve TV dizilerini seçti.
AFI'nin film listesinde Oscar'ın güçlü adayları arasında adı geçen 'Up in the Air', 'Precious' gibi yapımların yanısıra 'The Hurt Locker', 'A Serious Man' gibi usta yönetmenlerin son filmleri de var. AFI'nin en iyi filmleri şöyle:
Filmler- Coraline (Henry Selick)- Felekten Bir Gece/ The Hangover (Todd Phillips)- The Hurt Locker (Kathryn Bigelow)- The Messenger (Oren Moverman)- Precious: Based on the Novel Push by Sapphire (Lee Daniels)- A Serious Man (Coen Brothers)- A Single Man (Tom Ford )- Sugar (Anna Boden,Ryan Fleck)- Up (Pete Docter)- Up in the Air (Jason Reitman)
AFI'nin seçtiği yılın en iyi dizileri ise 2009'da adından en çok söz ettiren yapımlardan oluşuyor. Listede tüm dünyada ses getiren ve CNBC-e ve e2'de yayınlanan 'Mad Men' ve 'The Big Bang Theory' de bulunuyor.
Listede yer alan dizilerden 'Mad Men'
'Bağımsız Amerika' en iyilerini seçti

Thursday, December 24, 2009

Auschwitz le Srebrenitza arasında Avrupa fikri


Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan bir tarihin ara sokaklarında gezinen Hollandalı gazeteci Geert Mak, iki Dünya Savaşı, toplama ve esir kampları gibi badirelerden sonra oluşan ‘Avrupa’dan hâlâ umutlu.
ENİS Batur’un, ‘Amerika Büyük Bir Şaka Sevgili Frank, Ama Ona Ne Kadar Gülebiliriz’ kitabının ismini, dev bir mercekle Avrupa’ya yansıtmaya kalkışsak ne olur acaba? Yani, asıl ‘büyük şaka’ Amerika değil de, Avrupa olabilir mi? Bunu, bir coğrafyadan söz ederken değil, bir medeniyet kümesi olarak Avrupa fikrinden söz ederken getiriyoruz hatırımıza üstelik. Bu tür tuhaf düşünceler arasında gezinmemize, tek başına Auschwitz’den Srebrenitza’ya (Srebrenika) uzanan o keskin çizgi yol açmıyor. Sadece bu ikisi bile böyle bir sorgulama için yeterli olurdu elbette ama Geert Mak’ın, “Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler” isimli kitabı bu konuda çarpıcı bilgilerle dolu. Binyılın biteceği günlerde NRC Handelsblad adına Avrupa’nın altını üstüne getiren Hollandalı gazeteci, sadece gördüklerini aktarmakla yetinmiyor, onların neden öyle göründüklerine dair tarihsel bilgilerle, olup biteni gözümüze gözümüze sokuyor. İyi de ediyor doğrusu. Hele şu soru ve buna verdiği cevap, Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan tarihin kısa bir özeti sanki:“Biz Avrupalıların ortak bir tarihi var mıdır? ‘Elbette’ der herkes ve sıralamaya başlar: Roma İmparatorluğu, Rönesans, Aydınlanma Çağı, 1914, 1945, 1989, Oysa Avrupalıların bireysel tarihi deneyimleri birbirlerinden çok farklıdır: Örneğin Polonyalı yaşlı şoför, hayatında dört kez yeni bir dil öğrenmek zorunda kalmış; dostluk kurduğum Alman karı koca, önce bombardımanları, sonra da Doğu Avrupa’da oradan oraya sürülmeyi yaşamış; ziyaret ettiğim Basklı aile İspanya iç savaşı yüzünden bir Noel akşamı kıyasıya bir kavganın içine düşmüş ve sonra da ömür boyu susmayı yeğlemişti (...) her biri kendi başına birer dünyadır ve üstelik bunların hepsi de Avrupa’dır.”Bugün hepimize ‘muasır medeniyet’ olarak görünen Avrupa’nın tarihini, gezginlerin gözünden izlemek, iki dünya savaşını da, bu savaşlardan sonra yaşananları da diri tutuyor. Auschwitz ile Srebrenitza arasındaki asma köprüde sallanan Avrupa fikrinin hangi badireleri atlattığını görmek açısından da son derece çarpıcı bu. Belki, oraya bakarak bu topraklara çevirebiliriz yüzümüzü. Ve hatta bir miktar çeki-düzen bile verebiliriz zihnimize. Düşünün ki, İspanya’da yaşanan iç savaştan hiç mi hiç söz etmedik üstelik... (Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler, Geert Mak, Çev. Mürset Topçu, Literatür Yayınları)
Pamuk, Atina’da yok satıyorDIŞ Haberler SERVİSİNOBEL ödüllü yazar Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” adlı son eseri Yunancaya çevrildi ve Dünyanın en popüler yazarlarının bile Yunanistan kitap piyasası için kıskanacağı satış rakamlarına ulaştı. Tercümesini Stella Vretu’nun yaptığı “Masumiyet Müzesi” Okeanis Yayınevi tarafından basıldı. Kitap, sadece yedi gün içinde 10 bin adet sattı. “Masumiyet Müzesi” Atina’daki kitapçılarda 26 Euro’ya satılıyor. Yunan gazeteleri de Pamuk’un son kitabından övgü ile bahsettiler. İNGİLİZ Financial Times Gazetesi de Masumiye Müzesi’ni övdü. Ian Irvine imzalı yazıda, “Kitabın sonunda Kemal, Aşk için katlandığı onca ızdıraba rağmen mutlu bir hayat sürdüğünü ilan ediyor. Okuyucu bundan başka bir şey için yalvarabilir ama Pamuk, Kemal’in yüce ve trajik takıntısını sabırla gözlemleyerek, Lolita, Madame Bovary ve Anna Karenina’nın yanına yakışacak değerde bir Romantik aşkı yarattığı esere konu etmiş” denildi.
GÜNÜN AJANDASI
Modern zaman dervişinden davet
Çağdaş dans sanatçısı Ziya Azazi, “11 Dervish” adlı ve uluslararası Sahne sanatları alanında pek çok ödüle layık görülen eseriyle bu akşam Tiyatro Maan performans Sahnesi’nde olacak. Mevlevi dervişlerin dönüşlerini temel alarak oluşturduğu koreografileriyle çağdaş dans sanatına farklı bir yorum getiren Azazi eserinde, geleneksel “sufi dansını” zihinsel ve fiziksel sınırları zorlayıcı yönünü muhafaza ederek kişisel tarihçesi ile örtüşen estetik ve kinetik bir dile dönüştürüyor. Biletler 25-30 TL. Tel: 0212 245 25 06.
Büyük Selçuklu Mirası projesi
CUMHURBAŞKANLIĞININ himayesinde hazırlanan Büyük Selçuklu Mirası Projesi’yle, Türk milletinin kurduğu en önemli devletlerden birisi olan Büyük Selçuklu Devleti’ne ait günümüze ulaşan tüm eserler görsel olarak kayıt altına alınacak. Projenin belgesel yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı İbrahim Dıvarcı konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Proje kapsamında Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran, İsrail, Mısır, Özbekistan, Suriye, Türkmenistan, Türkiye ve Yemen ile özerk cumhuriyet olan Nahcıvan’daki Selçuklu Mimari eserlerinin son durumları tespit edilip fotoğrafları ve görüntülerinin çekilecek. Proji, 850 bin dolara malolacak. ? A.A
Avrupa’nın gözde kenti İstanbul
2010’da Avrupa’nın kültür başkenti olacak İstanbul üzerine Almanya’da peşpeşe kitap ve dergiler yayınlanıyor. Türkoloji Profesörü Klaus Kreiser’in “İstanbul” adlı kitabı C.H. Beck yayınevi tarafından piyasaya sürüldü. Kitapta, okuyucuya kentteki 15. yüzyıldan günümüze kadar uzanan kültürel Yaşam üzerine önemli bilgiler ediniyor. 320 sayfadan oluşan kitabın fiyatı 24.90 Euro. Kitabın Türkçe’ye çevrilip çevrilmeyeceği ise henüz bilinmiyor. ? MÜNİH
Atmasyon tiyatro oyunu
Ankara’daki Mavi Sahne’nin oyuncuları bu akşam sizi doğaçlama tiyatro yapmaya davet ediyor. Seyirciden aldıkları konuyla başayıp sonunun nereye varacağını hiç tahmin edemeyeceğiniz bir Oyun sergiliyorlar. Sedat Demirsoy’un yönettiği Tuluatmasyon adlı oyun bu akşam Mavi Sahne’de. Biletler 12-15 TL. Tel: 0312 426 26 29.
Nehar Tüblek başvuruları
ÜNLÜ Karikatür sanatçısı Nehar Tüblek adına Beşiktaş Belediyesi ve Karikatürcüler Derneği’nin birlikte düzenlediği 15. Nehar Tüblek Karikatür Yarışması’nın son katılım tarihi 5 Şubat 2010. “Komşularla sıfır sorun - Uluslararası, toplumlararası, insanlar arası ilişkilerde kalıcı barış için...” konulu yarışmada ödüller, Tüblek’in ölüm yıldönümü olan 6 Mart’ta anma töreniyle verilecek. Birinciye 3 bin, ikinciye 2.500, üçüncüye 1.800, mansiyona (3 adet) 1000, Onur ödülü olarak da 1.500 TL. verilecek.
Auschwitz’le Srebrenitza arasında Avrupa fikri

Wednesday, December 23, 2009

1 milyar dolar var, proje bekliyorlar

İSTANBUL - Boğaziçi Üniversitesi'nin ev sahipliğini yaptığı, tıp alanında Teknoloji geliştiren Alvimedica'nın desteğiyle, Ulusal inovasyon girişimi ile Türk Amerikan Bilim Adamları ve Akademisyenler Derneğinin (TASSA) katkılarıyla düzenlenen ''Yaşam Bilim ve Sağlık Teknolojilerinde Yenileşim ve Çözüm Ortakları Kurultayı'' başladı.
Kurultayda konuşan Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton, 2050'li yıllara gelindiğinde 60 yaş üstü insanların oranının yüzde 36'ya çıkacağına dikkati çekerek, Gıda ve enerji kaynaklarının sıkıntıya gireceğini, esas eksikliklerin ise biyoteknoloji alanında yaşanacağını bildirdi.
Biyoteknolojide yapılacak olan yatırımların 2020 yılında 7, 2050 yılında 18 misli daha fazla olacağına işaret eden Alaton, Amerika'daki Türk asıllı bilim insanlarıyla konuştuğunu ve herkesin çokkutuplu bir Dünyanın ortaya çıkmaya başladığını anladığını dile getirdi.
Alaton, 21. asrın 2001 yılında bittiğini ifade ederek, şöyle konuştu: ''2001 yılında ABD egemendi. Teknolojisi tartışılamayacak şekilde çok ilerideydi. Ancak 2001 yılında önemli bir kırılma yaşandı. İnsanlar çok kutuplu bir dünyanın gelmeye başladığını anladı. Bugün dünyanın en iyileri sadece ABD'den değil Japonya'dan, Singapur'dan geliyor. Türkiye bu yarışın neresinde? Türkiye de bu yarışın içinde ve en önlerde. Umutlarınızı yeşertmek istiyorum. Türkiye'ye dönün. Siz çok şanslı insanlarsınız. Eyleme geçiş tetiklendi. Türk bilimadamları Danimarka ve İsveç'te bir fon kurdular. Bu fon 1 milyar dolara ulaştı. Şu ana kadar sadece 25 milyon doları kullanıldı. Geri kalanı Proje bekliyor. İlk önce Yeşilköy'deki biyoteknoloji merkezini satın aldılar. 25 milyon dolarlık yatırımla Çatalca'da bir biyoteknoloji fabrikası kuruldu.''
Alaton, bilim insanlarının çalışmalarının meyvesini vermeye başladığını belirterek, Türkiye'de de dünyanın en iyi ''ilaçlı stent''inin yapıldığını ve mart ayında da piyasaya çıkacağını söyledi.
Türkiye'nin önümüzdeki 5 sene içinde biyoteknoloji dalında dünyanın en önünde koşacak ülke olacağına inandığını kaydeden Alaton, ''Alvimedica olarak Çatalca'da bir Ar-Ge merkezi kurmak istiyoruz. Bir biyoteknoloji vadisi oluşturmak istiyoruz. Bu büyük projede öncelik vereceğimiz insanlar Amerika'dan dönen Türkler olacak. Dünyada para çok. Para gidecek yer arıyor, yeter ki iyi bir fikriniz olsun'' şeklinde konuştu.
Alaton, tanıştığı ve ismini vermediği bir Türk bilimadamı için de ''Benim düşündüğüm birisi var, en geç 5 yıl içerisinde Nobel Tıp Ödülünü alacaktır'' dedi.
İshak Alaton, hem doktoru hem de dostu olan Dr. Mehmet Öz ile ilgili de şunları kaydetti: ''Mehmet Öz 10 sene önce hayatımı kurtardı. Babası ile zaten dost idim. Büsbütün yakınlaştık. Babası bundan yaklaşık bir sene önce 'Mehmet mesleğini değiştiriyor' dedi. 'Cerrahlığı bırakıyor' dedi. Politikaya girecek. 'Ya Sağlık Bakanı ya da Nükleer vadisi falan gibi bir şeyler düşünüyor. Politikaya atılacak' dedi. 'Peki neden Cerrah olmayı bırakıyor' diye sordum. 'Geçerli bir sebebi var' dedi. Çok çarpıcı bir istatistik verdi bana. 2000 yılında Amerika'da herkes sigortalı olduğu için kafesin açılarak kalbin tedavi edilmesinde 460 bin müdahale yapıldı. 2001 yılında 310 bine düşmüş. 2002 yılında 220 bine düşmüş ve 2007 istatistikleri 100 binin biraz üzerinde. 6 sene içerisinde dörtte birine düşüyor. Birçok arıza damar tıkanıklığından oluyor. Bunun için artık stent kullanılıyor. Ama bana 'bu işin suyunu çıkarıyorlar' dedi. Çünkü doktorlar, genellikle cerrahlar basit bir şekilde halledebilecekleri işleri dahi komplike edip daha çok para almak için işi büyütüyor ve kesmeye biçmeye götürüyorlar. Bu da hastanın aleyhine oluyor. Artık cerrahlar da bu işten bıktılar.''
Biyoteknolojinin en yüksek ivmeyi gösterecek bir endüstri dalı olduğunu ifade eden Alaton, biyoteknolojinin para kaybetmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.
DÜNYADA KALKAN TRENLERE GEÇ BİNMEMELİYİZBoğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Özçaldıran da Yaşam bilimlerindeki bireysel çalışmanın gerçek anlamda bir çözüme erişmesinin bir süreci olduğunu ve bunun yurt dışında daha hızlı gerçekleştiğini belirtti.
Özçaldıran, Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde çalışmaları devam eden yaşam bilimleri merkezinin üçüncü ayağına geçildiğini anlattı.
Türkiye'de kurulan ilk ve tek biyomedikal enstitüsünün Boğaziçi Üniversitesi'nde olduğunu belirten Özçaldıran, yaşam merkezinin DPT'nin desteğiyle ve yönlendirmesiyle kurulmuş olduğunu kaydetti.
Özçaldıran, bu merkezin, yıllardır konuşulan özel sektör ve üniversite işbirliğini hayata geçirilebilecek bir zemini olduğunu belirterek, bu merkezde bir deneysel hayvan bakım merkezi kurulduğunu, hızlı DNA analizi yapılabilen araçlar alındığını ve projenin üçüncü ayağında akıllı ilaç veren sistemler ve gerekli ARGE çalışmalarını sürdürebilecek bir yapının ihale sürecinin yer aldığını dile getirdi.
Geçtiğimiz yüzyılı harmanlayan dalın elektrik elektronik ve Bilgisayar mühendisliği olduğunu, bundan sonrada etkisinin süreceğini bildiren Özçaldıran, yaşam bilimleri ve biyoteknolojinin de bu yüzyıla damgasını vurabilecek bir dal olduğunu belirtti.
Özçaldıran, biyoteknoloji alanında çalışmaların hızlı bir şekilde devam etmesi gerektiğini vurgulayarak ''Dünyada kalkan trenlere geç binmemeliyiz'' dedi.
1 milyar dolar var, proje bekliyorlar

Saturday, December 19, 2009

Paranın efendisi yılın adamı seçildi


Dergi Bernanke’yi tanımlarken şu ifadelere yer verdi:

“Çok etkileyici bir görünümü yok Etkileyici bir konuşmacı değil. Washington ofislerini denetleyen adamlar arasındaki görülmeye alışılan ‘bana bakın’ ya da ‘beni dinleyin’ karizmasına da sahip değil. Bugüne kadar taraflı ya da ideolojik bir tartışmaya girdiği görülmedi. Ancak bir şey bilmediği konularda, biliyormuş havasına da girmedi. Kariyerinin büyük bir kısmını profesör olarak geçirdiğinde, profesyonelden ziyade profesör gibi hareket ediyor.“

Time, Bernanke’nin bütün bu özelliklerine rağmen, bir anda Dünyanın en güçlü insanına dönüştü.

Her yıl düzenlediği “Yılın Adamı” anketinde 2009’un adamı olarak Bernanke’yi seçen Time dergisi, Fed’in 56 yaşındaki başkanının, Amerika ve dünya ekonomisini şekillendiren en önemli ancak en az anlaşılan güç olarak tanımladı.

BÜYÜK BUHRAN UZMANI
1979 ile 1985 yılları arasında Stanford işletme Okulu’nda eğitmenlik yaptıktan sonra, New York Üniversitesi’nin misafir eğitmenlerinden biri oldu. Sonrasında Princeton Üniversitesi öğretim üyesi profesörlerinden biri olan Bernanke, 1996 ile 2002 yılları arasında üniversitenin iktisat Fakültesi’nin dekanlığını yaptı.

Bernanke, 1 Temmuz 2005’te Princeton Üniversitesi’ndeki görevinden istifa etti. 2002 ile 2005 yılları arasında Fed Başkanlar Kurulu’nun üyesi oldu. 2005 yılı Haziran ayından 2006 Ocak ayına kadar ABD Başkanı Ekonomi Danışmanları Konseyi’nin başkanlığını yaptı.

Fed başkanlığı görevine 1 Şubat 2006’da getirildi. 2007-2008 yılları arasında ülke ekonomisini ve dolayısıyla dünya ekonomisini sarsan son 75 yılın en büyük krizlerinden birinde Fed’in başkanlığını yaptı.

Barack Obama’nın yönetimi devralmasından sonra Fed başkanlığını, Obama’nın şu anki ekonomi danışmanlarından Larry Summers’a bırakacağı konuşuldu ancak görevine ikinci döneminde de devam etmesi kararı alındı.


KÜRESEL EKONOMİNİN DİNAMİKLERİNİ DEĞİŞTİRDİ
ABD’nin Büyük Buhran’dan sonra yaşadığı en büyük ekonomik durgunlukta Fed Başkanlığı yapan Bernanke, kendisine ikinci Büyük Buhran’ı yaratan adam yaftasının yapıştırılmasına izin vermemeye kararlıydı.

ABD Gayrimenkul piyasası dünyanın son 75 yılda gördüğü en kötü küresel ekonomik krizin fitilini yaktığında, bir anda trilyonlarca dolar yaratıp, ekonomiye aktardı.

Çökmekte olan kamu şirketlerini kurtarmak için paketler oluşturdu, daha önce merkez bankasından nakit para almayı akıllarına bile getirmeyen ortak fonlara, hedge fonlarına, yabancı bankalara, yatırım bankalarına, üreticilere, sigortacılara finansman desteği sağladı.

Sıkıntı içindeki kredi piyasalarını canlandırdı, konut finansmanını tamamen yeniledi ve Fed’in bilânçosun büyüklüğünü daha önceki seviyenin üç katına çıkardı.
Time dergisi, Ben Bernanke’yi yılın adamı seçmesinin arkasındaki asıl nedenin, Bernanke’nin dünyanın en önemli ekonomisi olan ABD ekonomisine rehberlik eden en önemli oyuncu olması olduğunu belirtti.

Paranın efendisi yılın adamı seçildi

ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak


ABD Nüfus İdaresi tarafından yayınlanan tahmin, 2050 yılına gelindiğinde ABD’nin hem işgücü hem de beyaz nüfus olarak büyük azalma göstereceğini ortaya koydu.
Bu tahmin, ABD’deki beyaz azınlık nüfusun öngörülenden sekiz sene önce, 2042 senesinde göçmen nüfusların artışı ile azınlık durumuna düşeceğini gösterdi.
Buna göre, Hispanik (İspanya ve Latin Amerika kökenli) kökenli olmayanlar ve tek ırka dayanan beyazlar dışında kalan nüfus olarak tanımlanan azınlıklar, bugün yüzde 34’ünü oluşturdukları Amerikan nüfusunun 2050 yılında yüzde 54’ünü oluşturacak.
Verilen rakamlara göre, ABD’de baskın olan beyaz nüfus her sektörde azınlıklara karşı geri kalmaya başlayacağının sinyalleri de verildi.
2023 YILI DÖNÜM NOKTASI
Bloomberg tarafından yayımlanan bir Haber analizde de bu rakamlara dikkat çekildi. Bloomberg, çocuk doğum, ölüm ve göç oranlarına dayanılarak yapılan hesaplamalar sonucunda, 2050 yılında 439 milyon olacak ABD nüfusunun 235.7 milyonluk kısmını azınlıkların oluşturacağını, 2023 yılına gelindiğinde tüm ABD'li çocuklarının yarısından fazlasının etnik gruplardan geleceğini belirtti. Analizde, Hispanik kökenli olmayan ve tek ırka (kökene) dayanan beyazların 2008’de 199.8 milyon olan nüfuslarının 2005’de sadece 203.3 milyona ulaşacağı, diğer yandan Hispanik nüfusun 46.7 milyondan neredeyse üç katına çıkarak 132.8 milyona çıkacağı belirtildi. Bu artışla hispanik nüfusunun yüzde 15 olan nüfus içindeki ağırlığının 42 senede yüzde 30’a varacağına dikkat çekildi.
ÜLKEDE YENİ BAKIŞ AÇISI DOĞURACAK
Analistler yaşanan değişimler ile ABD’yi sosyal ve ekonomik alanda temsil eden nüfusta büyük değişimler olabileceğini; sadece kültür değil, Politika, sanat ve Spor alanlarında ülkenin yepyeni bakış açılarına kapı açabileceğini öne sürüyor.
Analizde siyahi nüfusta da yüzde 15’lik bir artış ile nüfus içinde yüzde 29 pay elde edeceği, 2008’de 41.1 milyon olan siyahi nüfusun 2050’de 65.7 milyona ulaşacağı da belirtildi. Hispanik ve siyahi nüfus gibi büyük bir artış gösterecek olan Asya kökenli nüfusun ise 15.5 milyondan 40.6 milyona çıkarak, nüfus içindeki yüzde 5.1’lik oranını yüzde 9.2’ye çıkaracağı ifade edildi.
ABD nüfus idaresinin yayınladığı raporda azınlık nüfusun artacağı sürede ABD’de işgücünü oluşturan nüfusun azalacağı ve 2008’de yüzde 63 olan 18-64 yaş arası nüfusun 2050’de yüzde 57’ye ineceği tahmin edildi.
Uzmanlar, iş gücünün dışında kalacak olan beyaz nüfusun daha fazla olacağını ve azınlıkların Ekonomi ve sanayi alanlarında daha fazla ön plana çıkmaya başlayacağını öngördü.
YAŞLI NÜFUS ARTACAK
Yayınlanan raporda, 2030 tarihi itibari ile, bebek patlaması neslinin emeklilik yaşına erişeceği ve her beş Amerikalıdan birinin 65 yaş ve üzeri olacağına dikkat çekildi.
Bugün 38.7 milyon olan 65 yaş ve üstü nüfusun, 2050 yılında 88.5 milyona ulaşması beklenirken, bu rakamın 19 milyonluk kısmının bugün 5.4 milyon kişinin oluşturduğu 85 yaş ve üzeri kişileri kapsayacağı belirtildi.
Bu bilgiler eşliğinde, ABD’de beyaz nüfus hem yaşlanacak, hem de artışı yavaşlayacak. 2042 yılından itibaren ise Latin Amerika, Asya ve Afrika kökenli Amerikalılar ABD’nin her alanda baskın olan yüzü haline gelecek.
ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak

Wednesday, December 16, 2009

Normal doğum mu, sezaryen mi?

İSTANBUL - Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir, doğum şekilleri ve bu konuda son kararı kimin vermesi gerektiği hakkında bilgi verdi.
DOĞUM ŞEKLİ KONUSUNDAKİ SON KARARI KİM VERMELİ?Gebelik süresince anne adaylarını en çok endişelendiren ve kafalarını en çok karıştıran durum, doğumun ne şekilde gerçekleşeceği konusudur. Özellikle günümüzde anne adaylarının internet gibi platformlarda çok daha fazla bilgiye kolayca ulaşabilmesi, bu soruyu cevaplanması daha da zor bir duruma sokmaktadır. Ancak bu bilgi yoğunluğunda en önemli konu, yeterli ve doğru bilgiye ulaşabilmektir. Her iki doğum şeklinin de kendi içerisinde artı ve eksileri bulunmaktadır. Öncelikle tamamen fizyolojik bir yol olan normal doğum tercih edilmeli, ancak tıbbi açıdan mutlaka hasta bazında bu artı ve eksiler de değerlendirilmelidir.
Konuyla ilgili günümüzde ülkemizde yasal bir düzenleme yoktur. Bu yüzden biz kadın doğum hekimlerine düşen görev, hastada hangi doğum yönteminin tıbben en uygun olacağının belirlenmesi, hastaya kendisi ve bebeği için getirdiği faydaların ve risklerin anlatılması, en sonda da karar verilmesidir.
ANNE SEZARYEN İSTİYORSA...Doktor normal doğuma karar verdi ancak anne adayı sezaryen istiyorsa, Doktor ne yapmalı? Alında bu durum son yıllarda tüm dünyada tartışılan bir konudur. Elektif sezaryen, yani hiç bir tıbbi gereklilik olmadığı halde anne isteğine bağlı olarak gerçekleştirilen sezaryen… Eğer bebek ya da anne sağlığı açısından sezaryen olmayı gerektirecek bir durum yoksa, tüm tıbbi bilgilerimiz doğumu fizyolojik yoldan, yani normal yolla yapılması gerektiğini öngörür. Fakat günümüzde anne adaylarının ağrı çekmekten korkmaları, daha konforlu olduğunu düşünmeleri, doğumun zamanının önceden planlanabilmesi gibi nedenlerden dolayı sezaryen ile doğumu tercih ettiklerini görmekteyiz.
Bu konuyla ilgili olarak İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde doktorlara anket şeklinde soru yöneltilerek yapılan çalışmalarda kadın doğum hekimlerinin çoğunun anne isteğine bağlı sezaryen yapmaya sıcak baktıkları bildirilmiştir. Bu durum ülkemizde de farklı değildir ve hatta sezaryen oranlarının artmasındaki en büyük nedenlerden biridir.
Anne veya bebeği tehlikeye sokacak bir durum olmadığı zaman öncelikle normal doğum önerilmelidir. ‘Normal doğum mu, sezaryen mi?’ sorusu, hem Bilim camiasında hem de medyada bugüne kadar en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Öncelikle sağlıklı bir anne ve yenidoğan bebeği hedefleyen kadın doğum hekiminin mesleki sorumluluğu,bilgisi ve tecrübeleri doğrultusunda doğumun en uygun ne şekilde gerçekleşeceğine karar vermeli, bunu artı – eksileriyle, hasta ve hasta yakınlarına aktarmalıdır. Sonuç olarak sezaryen, cerrahi bir operasyondur ve gereksiz yere yapılmasının getireceği dezavantajların hastaya anlatılarak karar verilmesi gerekir.
DÜNYADA SON DURUM1970’li yıllardan önce sezaryen oranının dünya çapında yüzde 3-5 arasında iken bugün ortalama yüzde 20 civarındadır. Rakamlar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Örneğin İtalya’da bugün sezaryen oranı yüzde 35 civarında iken en yüksek sezaryen oranları Arjantin, Brezilya ve diğer Latin Amerika ülkelerinde olmakta, en düşük oranlar ise Afrika ülkelerindedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bu oran yüzde 24-25’lere kadar çıkmışken sezaryen oranlarını azaltmayı hedefleyen programların uygulanmaya başlamasıyla yüzde 20’lere kadar düşürülmüştür. ABD ve Avrupa ülkelerinde sezaryen ile doğum oranlarının daha düşük olmasında, uygulanan programların etkisi bulunmaktadır.
Normal doğum mu, sezaryen mi?

Tek neden Mazhar Alanson un kendisi

İSTANBUL - Geçtiğimiz günlerde birçok gazetede MFÖ'nün Amerika turnesindeki son iki konserinin iptal edilmesiyle ilgili Haberler yer aldı. İptalin nedeni olarak Mazhar Alanson'un yorgunluğu gerekçe gösterildi ve birçok yerde organizatör Serdar İlhan'ın buna neden olduğu haberi yer aldı. ntvmsnbc'ye konuşan İlhan, konserlerin iptal nedenini anlattı:
SON İKİ KONSERİ YAPMAK İSTEMEDİKonserin iptalinin gercek nedeni Mazhar Alanson’un son iki konseri yapmak istememesidir. Bana söyledigi ''Yoruldum, sen hakliydin. Biz böyle 13 kişi eşlerimiz falan gelmememiz lazımdı, daha az kişi olmalıydık'' gibi laflar etti. Son olarak ''Yoruldum, üşüttüm galiba. Sesim de kısılıyor'' dedi. Ben küçük bir kapris zannettim fakat Fuat ve Özkan, New York konseri öncesi ve sonrası kuliste ikna etmeye çalıştılar ama olmadı. Akşam oteline bırakırken de kendisiyle son kez konuştum ama ikna edemedim.
YANLIŞ DEMEÇLER VERMİŞBen bu turneyi onların isteği üzerine hazırladım ve her aşamasını da kendilerine bütün detaylarıyla yolladım. Sabah gazetesine verdiği demeçte, ''4 konser arka arkaya yaptım, New York konseri de gece 4'te bitti'' gibi doğru olmayan demeçler vermis, buna çok üzüldum. Kendi kendine gruptan bağımsız olarak verdiği bu kararının arkasında duramayıp beni suçlu gostermesi çok yanlış.
MFÖ'YE DE YAKIŞIR DİYENew York konseri 2.30'da bitti. Söylediği gibi 2.30'da başlamadı. Herşeyi göze alıp, o salonu tercih etme nedenim de çok önemli bir mekan olmasıdır. Daha önce Fillmore Theater'da Sting, Who, U2 gibi gruplar sahneye çıktı. MFÖ’ye de yakışır diye düşünmüştüm.
MAZHAR'I GÖRMEK İSTEMEDİMBoston ve Washington iptal edildikten sonra, grup elemanlarının biletlerini değiştirip, Türkiye’ye yolladım. Pazartesi'ye kadar Özkan ve Fuat ile birlikteydik. Pazartesi günü de onları hava alanına götürdüm ama Mazhar’ı ve eşi Biricik’i görmedim, görmek de istemedim.
Özkan ve Fuat abi bu olaydan çok etkilendiler tabii, ne de olsa herşey onlara da yansıyor. Bana çok üzgün olduklarını defalarca belirttiler.
DAHA ÖNCE DE KAPRİSLERİ OLMUŞTUMFÖ ile bu üçüncü çalışmam. 10 sene önce getirmiştim ilk kez, daha sonra Washington'a gelmişlerdi. En son da Istanbulive, SummerStage’e davet etmiştim. MFÖ ile hiçbir sorun yaşamadım, bu turne de dahil. Fakat Mazhar, daha önce de ufak tefek sanatçı kaprisleri yapmıştı. Tabii doğaldır bunlar.
İSMİMİ LEKELEMESİNE İZİN VEREMEMBen çok fazla sanatçıyla çok fazla özel şeyler yaşıyorum ve bunlar bizlerin arasında kalır hep. Bu turnenin iptal nedeni de Mazhar Alanson'un rahatsızlanması olarak kapanacaktı ama, maalesef beni suçlu gösterince bazı şeyleri söylemek zorunda kaldım. Mazhar Alanson'un benim ismimi lekelemesine izin veremem.
SEYİRCİYE SAYGI...Zülfü Livaneli, Genco Erkal, Ferhan Şensoy, Müşfik Kenter, İlhan Erşahin, Kenan Doğulu, Deniz Seki, Gogol Bordello, James Galway, Boban Markovic, Frank London gibi birçok sanatçıyla çalıştım, birçok grubu da Türkiye’ye yolladım ama hiç böyle bir olayla karşılaşmadım. Hatta bir seferinde Boban Markovic Kanada'da 12 saat hava alanında mahsur kaldıktan sonra gece New York’a inip 3 saat konser vermisti. Hem de ben konseri iptal edelim dediğim halde. Bu bir disiplindir ve seyirciye saygıdır.
Mazhar Alanson benim için önemli bir müzisyen ve söz yazarıydı. Keşke bunlar yaşanmasaydı, keşke benim ona gösterdiğim sevgi ve titizliği o da bana ve seyircisine gösterseydi.
'Tek neden Mazhar Alanson'un kendisi'

Monday, December 14, 2009

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica


Mardinli İbrahim ve Colorado'lu Jessica'nın aşkını anlatan film, Kürt açılımı ve Amerika'nın Ortadoğu politikasına da göndermelerle dolu.
“Ay Lav Yu” ne anlatıyor?- Film, Güneydoğu’daki Tinne adlı köyde geçiyor. Tinne, Kürtçe’de “yok” demek. Köyü köy yapma derdinde olan Yusuf Ağa, devlete durmadan mektup yazıyor, “gelin, bizi görün” diyor. Köye bir gün İbrahim çıkageliyor. İbrahim bebekken bir Fakülte avlusuna bırakılmış ve bir Süryani papazı tarafından büyütülmüş, okuyup, adam olmuş.
Tinne’nin umudu olan ıbrahim köye geliyor ve Jessica adlı Amerikalı kıza aşık olduğunu söylüyor. Sonrasında iki kültür arasındaki çatışma ve o çatışmanın getirdiği Komik olaylar başlıyor.
“Ay Lav Yu”, tek bir cümleyle özetlersek, ne diyor?- Colorado’lu bir anne ile Kürt bir anne arasında hiçbir fark yoktur diyor. Aşk aşktır ve her yerde yazıldığı gibi okunur diyor. Başında siyasiler olmayınca, insan insana kalınca doğu ve batı birbirini sever diyor.
BÜYÜK ŞEHİRDE AYDIN OLMAK KOLAY İŞ
“Ay Lav Yu”, Kürt açılımını destekleyen bir Film mi?- Evet, kesinlikle. Ama Kürt açılımı politikasının altında ne olduğunu henüz kimse bilmiyor. Barıştan yana bir şeyse eğer, körükle üzerine gidiyor bu film. Ben bunu aydın olmanın gerekliliği olarak da görüyorum. Büyük şehirde, lüks lambalar, binlerce avizenin altında aydın olmak rahat iştir. Zaten her taraf aydınlıktır. Önemli olan hâlâ aydınlanamayan o karanlık yerlere ışığı götürebilmektir.
Film ne kadar demokratik? - Filmin en önemli özelliği, son derece demokratik olması. Hatta Amerika’yı bile eleştirdiği oluyor. Özellikle de George Bush’u.
Bush’u nasıl eleştirdin?- Bush, savaşmanın vatan sevgisi olduğunu düşünüyor. Vatan sevgisi için Irak’a saldırdığını söylüyor. Biz de hiçbir sevginin, birinin ölümü üzerine kurulamayacağını söylüyoruz.
15’İME KADAR ADIMI SÖYLEMEYE KORKTUM
Neden Kürt erkeği ve Amerikan kızı arasındaki aşk?- Evrensel olmak adına. Kürtler ve Amerikalılar üzerinden genel bir barış göndermesi yapmak istedim. Aşkta, ırkın önemi yoktur çünkü.
Ciddi mesajlar veren bir filmin Komedi olması nasıl algılanacak?- Cümlesi olan komedi, Dünyanın en güçlü silahıdır. Antik Yunan’dan bu yana iktidara muhalefet etmeye sadece soytarılar cesaret edebildi.
Ama bir sürü insanın da başı gitti. Hacivat ve Karagöz mesela...- Bu yolda başımız gidecekse gitsin. Gülerek ölelim.
Var mı endişelerin?- Rahatsız olan muhakkak olur, olsun da isterim zaten. Benim bakış açımdan bakarsak olaya, ben 15 yaşıma kadar, kürtçe olduğu için ismimi söyleyemedim. Kürtçe yasaktı o zaman. Sorduklarında Arapça, Farsça deyip geçiştiriyordum. Bu ülkede özgürlükler adına pek çok şey için geç kalındı.
Senaryoyu yazdığında Kürt açılımı gündemde miydi?- Bu senaryoyu 2004’te yazdım. Açılım yoktu o zaman ama benim ailemde 30 yıldır Kürt açılımı var. Güneydoğu’da yaşayan bütün aileler, “Biz de dilimizi konuşabilsek, çocuğumuza özgürce isim koyabilsek” demiştir. Niye özgürlüklerimizi kısıtlıyorlar, anlayamıyorum.
Filmin Kürtler’le ilgili eleştirileri var mı?- Evet. Çünkü Güneydoğu’da açılımı desteklemeyenler var. Çünkü açılım olunca barış olacak, savaştan beslenenler aç kalacak. Suç bir sektördür. Dünyada bu kadar suç olmasaydı, hukukçular, polisler aç kalırdı. Suçtan beslenen bir dünya üzerinde yaşıyoruz.
SEVİŞME SAHNEMİZDE YASTIK KULLANMADIK
Basında öpüşme sahneleri ‘8 saat rekoru’yla ön plana çıktı...- 8 saat boyunca nefes almadan öpüşmedik tabii. Gerçekten o günkü çekim 8 saatten uzun sürdü. Çift kamera çektim ben filmi. Web cam’ler kullandım. Bunlar çok teknolojik aletler ama doğaya o kadar direnemiyorlar. Saatlerce kameralarım bozuldu, patladı. Buzhane gibi bir mağara vardı, oraya sokup dinlendirdik kameraları. Bu nedenle belki 15-20 kere tekrarlayıp, sürekli öpüştük. Ve her öpüşmemizde makyajla uğraştım. Yaşımı indirmek için sakalımı siyaha boyamıştım çünkü.
Çok yaşlısın ya! - İbrahim 30 yaşında, ben 35 o yüzden. O sahnelerde aramıza yastık falan koymadık! (Gülüyor) Zaten pantolonumuz vardı üstümüzde. Dişlerimizi de fırçaladık.
Film duyurularının bu tip sahnelerle olmasına ne diyorsun?- Çok doğal... Herkes sevişen ya da kavga eden iki insana bakar. Ve bütün dramalar da, Haber programları da bunun üzerine kuruludur. şurada normal yürüyen insana bakmazsın, öpüşen bir çifte bakarsın ama.
KADIN GÖZÜ MOR GELDİ MEĞER KOCASI DÖVMÜŞ
Çekimleri anlatsana biraz...- Çok zorlandım. 96 saat uyumadığımı bilirim. ıki kez hastaneye kaldırıldım. Sakinleştiricilerle ayakta kaldım.
Kim üzdü seni o kadar?- Köylüler mahvetti beni. Genel planı çekiyorum, yakın plana geçmeden önce yemek arası veriyoruz mesela. Bir bakıyorum kadının gözü mor, kocası dövmüş filmde oynadı diye. Adama “amca lafını söyle” diyorum, “önce dişimi yaptır” diyor.
Nerede bu köy?- Midyat’a çok yakın olan bir Batman köyü. Adı Derikfan.
Orada gala yaparsın herhalde?- Midyat’ta salonlara bakmam lazım ama Mardin’de yapacağım.
Filmin Amerikalı oyuncusu Steven Guttengerg, “Ay Lav Yu’nun Oscar’da şansı büyük olur” diyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?- Bu, Amerika’nın ilgisini çekecek bir film. 11 Eylül saldırılarına, George Bush’a gönderme var, Usama Bin Ladin var. 11 Eylül’den sonra Amerika ve Ortadoğu’yu bir araya getiren film çıkmadı. Bu açıdan ilginç. “Ay Lav Yu”, seçilir ve Türkiye adına Oscar’da yarışırsa, şansı büyük olur.
TERÖRÜ ANLATAN BİR FİLM ÇEKECEĞİM
Az önce “Nefes filmi çok sahici ama keşke öbür tarafı biraz daha anlatsaydı, daha cesur olsaydı” dedin... - Bir gün örgüt filmi yapacağım. Bu, IRA ya da El Kaide olmaz. Ama bir örgüt üzerine bir şey yapmak istiyorum. Terörizmi insanın aklı almıyor. Adolf Hitler’i de merak etmişimdir hep. O intihar ettiğinde ardından 2 milyon Alman kafasına sıktı. Bu nasıl bir ikna yolu ve etkileşim, bir gün araştırmak istiyorum.
CAHİT BERKAY’I AĞACA ÇIKARTTIM
Filminde Kürt ozanlardan, yani dengbejlerden oluşan bir koro varmış. Filmi onlar mı anlatıyor?- Dengbejler, bir Türk filminde benim bildiğim kadarıyla ilk defa kullanıldı. Güneydoğu’da sesi güzel olan insanlar ellerine tefe benzer bir çalgı olan erbanileri alıp, kendileri bir melodi uydurarak, bir konu başlığı altında hikayeler anlatır, türküler söylerler. Kürt rap’i gibi bir şey. “Ay Lav Yu”da bunlar dört ayrı yerde kameraya bakarak filmi anlatıyor. “Kâr etmez ah binse de küplere, Mr. and Mrs. Brown go to Tinne” diye bir şarkıları var. Dengbejleri Mazlum Çimen, Cahit Berkay ve Cem Yıldız oynadı. Cem Yıldız aynı zamanda filmin müziklerini yaptı. Cahit Berkay’ı ağaca bile çıkarttı, bel ağrısı çekti günlerce. Kamyonun kasasına, tanka bindirdim...

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica

Wednesday, December 9, 2009

Çin Afrika’ya açık çek vermeye hazır


Analizde, gelecekteki petrol ihtiyacını şimdiden sağlama almak isteyen Çin’in son olarak Nijerya’ya 30 milyar dolarlık bir teklifte bulunduğu ve Gana ile Angola ülkeleriyle pazarlık aşamasında bulunulduğu belirtildi.

Mısır’da gerçekleştirilecek olan Çin-Afrika İşbirliği Forumu’nda öncelikli konunun petrol olacağını öngören Haber analizde, Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun Afrikalı liderler ile önümüzdeki günlerde görüşmelere başlamasının beklendiğine işaret edildi.

NİJERYA ÇIKMAZI
AFP, Nijerya Devlet Başkanı Umaru Yaradua’nın Royal Dutch Shell başkanı Peter Voser’e yaptığı açıklamada, şu an Amerika’nın petrol ihtiyacının yüzde 20’sini karşılayan Nijerya’nın, petrol ticaretinde eski ortaklarını ön planda tutmak istediğini ilettiğini yazdı.

Haber analizde, Nijerya’nın kaynaklarının 1/6’sını elde etmek isteyen Çin’e direnmeye çalışırken, senelerden beri ülkede faaliyet gösteren Shell, ExxonMobil, Chevron ve Total gibi şirketlerin de uygulanan vergi gibi geçerli petrol yasalarını değiştirmek isteyen otoriteler ile ciddi tartışmalar yaşadığı belirtildi.

Analide ayrıca, bu şirketlerin Nijerya’ya gelecek 5 sene içinde 23 milyar yatırım yapmayı düşündüğünü, diğer yandan Çin devletinin petrol devi şirketi CNOOC, 6 milyar varil petrolü garantilemek için 30 milyarlık teklif ile geldiğini yazdı.

AFP bazı petrol blokları üzerindeki lisansların sürelerinin bir sene daha uzatıldığını, hükümet için zayıf halkanın ise finansal özgürlüğe ulaştırılmak istenen devlet petrol şirketi NNPC olduğu kaydedildi.

YOLSUZLUK SORUNU
AFP haberinde, NNPC şirketinin yolsuzluktan kıvrandığı ve devlet desteği ile ayakta kalan şirketin iş yapabilmek için yabancı Şirketler ile ortak teşebbüs yapmak zorunda olduğu belirtildi. Bu aşamada devreye giren Çin’in büyük teklifinin ise geri çevirmek adına güç olduğu öne sürüldü.

Haberde Petrol bakanı Odein Ajumogobia’nın, Çin’in yaptığı teklifi değerlendirdikleri ancak söz konusu 6 milyar varilin tümünün verilmesinin güç olduğunu, ancak eğer iyi bir teklif olursa Çin’e bazı petrol bloklarını satabileceklerini söylediğine yer verildi.

ÇİN’İN DİĞER HEDEFLERİ
Çin, Gana’da ise Batı Afrika’da son 10 senede keşfedilen en zengin petrol bölgesi olarak kabul edilen Jubilee petrol yataklarında faaliyet gösteren Amerika merkezli Kosmos Energy şirketinin hisselerinin yüzde 23,5’ini almak için devlet petrol işletmesi GNPC ile masaya oturdu.

Haber analizde satın aldığı Kanadalı petrol şirketi Addax ile Nijerya ve Batı Afrika’da faaliyet gösteren Çin’in SINOPEC şirketinin devlet petrol işletmesi CNOOC ile anlaşarak Angola’ya yöneldiği ve bu ülkede Amerikan Marathon Petrol Şirketine ait petrol bloklarının yüzde 20 hissesini alacakları kaydedildi.

AVRUPA TEMKİNLİ
Uluslararası bir petrol şirketi için çalışan Afrikalı bir yetkilinin “Çin’in sahip olduğu avantaj çok yüksek paralar teklif edebilmesi. Sonuçta herkes onlarla iş yapmak ister ama petrol blokların satımı o kadar kolay bir konu değil” açıklamasına yer verilen analizde, Avrupalı yatırımcıların girişimcilere yönelik bakışlarına da dikkat çekildi.

Shell finans yöneticisi Simon Henry “İleride görmekten emin olabileceğiniz tek şey, herkes gibi bizimde yatırımlarımızı koruyacağımızdır” derken, AFP birçok Afrikalı yetkilinin Çinlilerle çalışmaktan hoşnut olmasına rağmen, bazılarının da Çin’in sadece ticari değil, diplomatik güç elde etmeye uğraştığına inandıklarını vurgulandı.
Çin Afrika’ya açık çek vermeye hazır

Tuesday, December 8, 2009

Zerrin Özer tecavüzcüsünü açıkladı

Zerrin Özer gençliğinde, Unkapanı'nda kendisine tecavüz eden kişiyle ilgili sır perdesini araladı

Gazeteci Bilal Özcan'ın Kanaltürk ekranlarında dün (Pazar) yayınlanan Laf Aramızda programına konuk olan Zerrin Özer gençliğinde, Unkapanı'nda kendisine tecavüz eden kişiyle ilgili sır perdesini araladı. 3 yıl önce yazdığı, 'Bir Sarışın Küçük Kız ' isimli kitabında yaşadığı tecavüz olayını anlatan Zerrin Özer tecavüzcünün kim olduğunu gizlemişti. Bilal Özcan programda Zerrin Özer'e, tecavüzcünün kimliğini rumuz olarak doğrulattı. İşte ilginç programın o bölümleri…"Bir genç kız evlenmeden önce bakire olmalı"Bilal Özcan: Genç kızlığınızda, ablanız Tülay Hanım'ın önayak olmasıyla Unkapanı'na gittiniz. Ve orada hayatınıza damga vuracak çok kötü bir olay yaşadınız. O olayı yıllarca herkesten sakladınız. İzleri silindi mi bu olayın?Zerrin Özer: Tabii ki silinmedi. Bu mümkün değil, çok derin atılmış bir imza benim hayatımda. Düşünebiliyor musunuz bir genç kızın hayalleri var ve o genç kız hiçbir şekilde şeyi beğenmiyor düğün ritüellerini. Gelinliği nasıl olur, düğün şekeri nasıl olur bunları düşünüyor. Ne kadar da geri kafalılık olsa, ben bir genç kızın evlenmeden önce bakire olmasından yanayım. Ne kadar da çağ atlasak da bana gülseler de ben böyle düşünüyorum. Belki de içimde kalan bir ukde olduğu için böyle, bilemiyorum. Hep kendimi o zamana saklamak istedim, evleneceğim güne. Ama yaşadığım tecavüz olayını kimselere anlatamadım, benim bu durumu anlatmam 10 sene kadar sürdü. Geceleri hep yorganı kafama çekip ağladım. Çünkü kendi kendime dedim ki, eğer ablam böyle bir şeyi duyarsa gider o adamı vurur, annem de kalp krizinden ölür ve benim ailem dağılır. Bunları hep sineye çektim ve bence hayatımın en büyük yanlışını yaptım. Çünkü eğer o zaman bu durumu açıklasaydım o insan da ceza görürdü. Ama ailenizden korkuyorsunuz, sanki kendiniz suç işlemiş gibi. Bir de ben o insanla çalışmak zorundaydım. Yani çok garip ama ben insan hayatında çok büyük tekamüllere yol açan şeyler yaşadım. Hakikaten de yaşadığım hiçbir şeyi atlatmış değilim ve de atlatmış sayılmayacağım. Bu yaşıma kadar hiç kimseye beddua etmedim ama; o insanı da yaradanıma emanet ettim. ***"Tecavüz edenin rumuzu: Ü.G"Bilal Özcan: Kitabınızda size tecavüz eden adamın ismini açıklayacağınızı söylemiştiniz ama açıklamadınız. Zerrin Özer: Evet onun ismini açıklayacaktım ama; avukatlarımla konuştum ve böyle bir şeyi yapmamam gerektiğini bana söylediler, neden bilmiyorum. Bilal Özcan: Şimdi size bu kişinin rumuz olarak ismini sorsam bana söyler misiniz? Ben size iki semt ismi vereceğim ve bunların baş harfleri, size tecavüz eden kişinin adının ve soyadının baş harfleri olduğunu eğer doğruysa siz de onaylayın. 'Üsküdar' ve 'Gaziosmanpaşa'. Yani baş harfleri 'Ü' ve 'G'… Şu an Amerika'da. Doğru mu değil mi Zerrin Özer?***"Orhan Gencebay'dan özür dilerim"Zerrin Özer: Evet doğru. Bu kadar süredir bu gerçeği saklamam doğru değildi. Nerede yaşadığını bilmiyorum. Amerika'da da olabilir başka bir yerde de olabilir, bilmiyorum. Aslında bana yakışan ne biliyor musunuz, rumuzu yerine direkt ismini söylemek. Ama avukatlarım asla böyle bir şey yapmamamı söylediler. Bence bir şeyi ya söylersin ya da söylemezsin. Söylersen de arkasında durman gerekir. Ben bu tarz bir insanım, benim karakterim öyle, bildiğim bir doğru varsa onun için ölüme kadar giderim. Sadece söylediğiniz şey doğrudur, adı ve soyadının baş harfleri 'Ü' ve 'G'dir diyebilirim. Bu olay benim hayatımı alt üst etti. İnsanlar bu olayı bana yapan kişiyi yıllarca başkası zannettiler. Babam gibi sevdiğim sevgili Orhan Gencebay'ın adı bile bu çirkin olaya karıştırıldı. İstemeden, onun adı böyle bir olaya karıştırıldığı için kendisinden özür dilerim.
Zerrin Özer tecavüzcüsünü açıkladı