Showing posts with label Karagöz. Show all posts
Showing posts with label Karagöz. Show all posts

Monday, December 14, 2009

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica


Mardinli İbrahim ve Colorado'lu Jessica'nın aşkını anlatan film, Kürt açılımı ve Amerika'nın Ortadoğu politikasına da göndermelerle dolu.
“Ay Lav Yu” ne anlatıyor?- Film, Güneydoğu’daki Tinne adlı köyde geçiyor. Tinne, Kürtçe’de “yok” demek. Köyü köy yapma derdinde olan Yusuf Ağa, devlete durmadan mektup yazıyor, “gelin, bizi görün” diyor. Köye bir gün İbrahim çıkageliyor. İbrahim bebekken bir Fakülte avlusuna bırakılmış ve bir Süryani papazı tarafından büyütülmüş, okuyup, adam olmuş.
Tinne’nin umudu olan ıbrahim köye geliyor ve Jessica adlı Amerikalı kıza aşık olduğunu söylüyor. Sonrasında iki kültür arasındaki çatışma ve o çatışmanın getirdiği Komik olaylar başlıyor.
“Ay Lav Yu”, tek bir cümleyle özetlersek, ne diyor?- Colorado’lu bir anne ile Kürt bir anne arasında hiçbir fark yoktur diyor. Aşk aşktır ve her yerde yazıldığı gibi okunur diyor. Başında siyasiler olmayınca, insan insana kalınca doğu ve batı birbirini sever diyor.
BÜYÜK ŞEHİRDE AYDIN OLMAK KOLAY İŞ
“Ay Lav Yu”, Kürt açılımını destekleyen bir Film mi?- Evet, kesinlikle. Ama Kürt açılımı politikasının altında ne olduğunu henüz kimse bilmiyor. Barıştan yana bir şeyse eğer, körükle üzerine gidiyor bu film. Ben bunu aydın olmanın gerekliliği olarak da görüyorum. Büyük şehirde, lüks lambalar, binlerce avizenin altında aydın olmak rahat iştir. Zaten her taraf aydınlıktır. Önemli olan hâlâ aydınlanamayan o karanlık yerlere ışığı götürebilmektir.
Film ne kadar demokratik? - Filmin en önemli özelliği, son derece demokratik olması. Hatta Amerika’yı bile eleştirdiği oluyor. Özellikle de George Bush’u.
Bush’u nasıl eleştirdin?- Bush, savaşmanın vatan sevgisi olduğunu düşünüyor. Vatan sevgisi için Irak’a saldırdığını söylüyor. Biz de hiçbir sevginin, birinin ölümü üzerine kurulamayacağını söylüyoruz.
15’İME KADAR ADIMI SÖYLEMEYE KORKTUM
Neden Kürt erkeği ve Amerikan kızı arasındaki aşk?- Evrensel olmak adına. Kürtler ve Amerikalılar üzerinden genel bir barış göndermesi yapmak istedim. Aşkta, ırkın önemi yoktur çünkü.
Ciddi mesajlar veren bir filmin Komedi olması nasıl algılanacak?- Cümlesi olan komedi, Dünyanın en güçlü silahıdır. Antik Yunan’dan bu yana iktidara muhalefet etmeye sadece soytarılar cesaret edebildi.
Ama bir sürü insanın da başı gitti. Hacivat ve Karagöz mesela...- Bu yolda başımız gidecekse gitsin. Gülerek ölelim.
Var mı endişelerin?- Rahatsız olan muhakkak olur, olsun da isterim zaten. Benim bakış açımdan bakarsak olaya, ben 15 yaşıma kadar, kürtçe olduğu için ismimi söyleyemedim. Kürtçe yasaktı o zaman. Sorduklarında Arapça, Farsça deyip geçiştiriyordum. Bu ülkede özgürlükler adına pek çok şey için geç kalındı.
Senaryoyu yazdığında Kürt açılımı gündemde miydi?- Bu senaryoyu 2004’te yazdım. Açılım yoktu o zaman ama benim ailemde 30 yıldır Kürt açılımı var. Güneydoğu’da yaşayan bütün aileler, “Biz de dilimizi konuşabilsek, çocuğumuza özgürce isim koyabilsek” demiştir. Niye özgürlüklerimizi kısıtlıyorlar, anlayamıyorum.
Filmin Kürtler’le ilgili eleştirileri var mı?- Evet. Çünkü Güneydoğu’da açılımı desteklemeyenler var. Çünkü açılım olunca barış olacak, savaştan beslenenler aç kalacak. Suç bir sektördür. Dünyada bu kadar suç olmasaydı, hukukçular, polisler aç kalırdı. Suçtan beslenen bir dünya üzerinde yaşıyoruz.
SEVİŞME SAHNEMİZDE YASTIK KULLANMADIK
Basında öpüşme sahneleri ‘8 saat rekoru’yla ön plana çıktı...- 8 saat boyunca nefes almadan öpüşmedik tabii. Gerçekten o günkü çekim 8 saatten uzun sürdü. Çift kamera çektim ben filmi. Web cam’ler kullandım. Bunlar çok teknolojik aletler ama doğaya o kadar direnemiyorlar. Saatlerce kameralarım bozuldu, patladı. Buzhane gibi bir mağara vardı, oraya sokup dinlendirdik kameraları. Bu nedenle belki 15-20 kere tekrarlayıp, sürekli öpüştük. Ve her öpüşmemizde makyajla uğraştım. Yaşımı indirmek için sakalımı siyaha boyamıştım çünkü.
Çok yaşlısın ya! - İbrahim 30 yaşında, ben 35 o yüzden. O sahnelerde aramıza yastık falan koymadık! (Gülüyor) Zaten pantolonumuz vardı üstümüzde. Dişlerimizi de fırçaladık.
Film duyurularının bu tip sahnelerle olmasına ne diyorsun?- Çok doğal... Herkes sevişen ya da kavga eden iki insana bakar. Ve bütün dramalar da, Haber programları da bunun üzerine kuruludur. şurada normal yürüyen insana bakmazsın, öpüşen bir çifte bakarsın ama.
KADIN GÖZÜ MOR GELDİ MEĞER KOCASI DÖVMÜŞ
Çekimleri anlatsana biraz...- Çok zorlandım. 96 saat uyumadığımı bilirim. ıki kez hastaneye kaldırıldım. Sakinleştiricilerle ayakta kaldım.
Kim üzdü seni o kadar?- Köylüler mahvetti beni. Genel planı çekiyorum, yakın plana geçmeden önce yemek arası veriyoruz mesela. Bir bakıyorum kadının gözü mor, kocası dövmüş filmde oynadı diye. Adama “amca lafını söyle” diyorum, “önce dişimi yaptır” diyor.
Nerede bu köy?- Midyat’a çok yakın olan bir Batman köyü. Adı Derikfan.
Orada gala yaparsın herhalde?- Midyat’ta salonlara bakmam lazım ama Mardin’de yapacağım.
Filmin Amerikalı oyuncusu Steven Guttengerg, “Ay Lav Yu’nun Oscar’da şansı büyük olur” diyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?- Bu, Amerika’nın ilgisini çekecek bir film. 11 Eylül saldırılarına, George Bush’a gönderme var, Usama Bin Ladin var. 11 Eylül’den sonra Amerika ve Ortadoğu’yu bir araya getiren film çıkmadı. Bu açıdan ilginç. “Ay Lav Yu”, seçilir ve Türkiye adına Oscar’da yarışırsa, şansı büyük olur.
TERÖRÜ ANLATAN BİR FİLM ÇEKECEĞİM
Az önce “Nefes filmi çok sahici ama keşke öbür tarafı biraz daha anlatsaydı, daha cesur olsaydı” dedin... - Bir gün örgüt filmi yapacağım. Bu, IRA ya da El Kaide olmaz. Ama bir örgüt üzerine bir şey yapmak istiyorum. Terörizmi insanın aklı almıyor. Adolf Hitler’i de merak etmişimdir hep. O intihar ettiğinde ardından 2 milyon Alman kafasına sıktı. Bu nasıl bir ikna yolu ve etkileşim, bir gün araştırmak istiyorum.
CAHİT BERKAY’I AĞACA ÇIKARTTIM
Filminde Kürt ozanlardan, yani dengbejlerden oluşan bir koro varmış. Filmi onlar mı anlatıyor?- Dengbejler, bir Türk filminde benim bildiğim kadarıyla ilk defa kullanıldı. Güneydoğu’da sesi güzel olan insanlar ellerine tefe benzer bir çalgı olan erbanileri alıp, kendileri bir melodi uydurarak, bir konu başlığı altında hikayeler anlatır, türküler söylerler. Kürt rap’i gibi bir şey. “Ay Lav Yu”da bunlar dört ayrı yerde kameraya bakarak filmi anlatıyor. “Kâr etmez ah binse de küplere, Mr. and Mrs. Brown go to Tinne” diye bir şarkıları var. Dengbejleri Mazlum Çimen, Cahit Berkay ve Cem Yıldız oynadı. Cem Yıldız aynı zamanda filmin müziklerini yaptı. Cahit Berkay’ı ağaca bile çıkarttı, bel ağrısı çekti günlerce. Kamyonun kasasına, tanka bindirdim...

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica

Saturday, December 12, 2009

Tekstil ürünlerinde büyük tehlike

BURSA'da açıklama yapan Tüketicileri Koruma Derneği (TÜKDER) Genel Başkanı Fikri Karagöz, Tekstil ürünleri üzerindeki en büyük tehlikenin üretim, tüketim aşamasında yeterince denetlenmediği için kanserojen etkili azo boyar maddelerinin ağır metal ve kimyasalların kullanılması olduğunu söyledi. Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girmesi ile 1995 yılında azo boyar maddelerinin yasaklandığını hatırlatan Karagöz, “Dünyada üretilen kumaşta 30 ppm'e kadar azo boyar madde kullanılması serbest olması nedeniyle Türkiye'de ancak ithalatta 30 ppm azo boyar maddeyi serbest bırakmıştır. İç piyasada yapılan denetimlerde 3000 ppm azo boyar madde içeren kumaşlara rastlandığını, uzmanlar bu kumaşa dokunmanın bile insanı kanser yapacağını belirtmektedir” diye konuştu.Çin, Hindistan, Bangladeş ve Nepal gibi Uzakdoğu'dan gelen ürünlerde yüksek miktarda azo boyar maddelerinin bulunduğunu söyleyen Karagöz, şöyle devam etti:“İthalatçı firmaların bu konuda hassasiyet göstermelerini yüksek miktarda azo boyar madde içeren ürünler ithal edip Türk halkının sağlığı ile oynamamalarını istiyoruz. Avrupa ülkelerinde azo boyar maddelerinin dışında birçok kimyasalların kullanılması yasaklandığı halde Türkiye’de hala kullanımının serbest olan ve kanserojen etki yapan kimyasallar kullanılmaktadır. Bu ürünler arasında en tehlikelisi nikel ve pestisitlerdir.”Nikelin giysilerin düğme yapımında kullanıldığına değinen Karagöz, özellikle bebek giysilerinde kullanılan düğmelerin nikel olmamasına dikkat çekti. Bebeklerin ağız yoluyla düğmelere temas edebileceğini kaydeden Karagöz, “Pestisitler üretim ve terbiye aşamasında kumaşa geçen zehirli maddelerdir. Bu maddeler kanserojen etki yapıyor. Bugün Çin’den, Hindistan'dan gelen iç piyasada üretilen kaçak, denetimsizlik yüzünden kanserojen maddeler ile üretilmiş, üzerimizi boyayan ve renk veren ürünler ile boğuluyoruz. Bu ürünlerdeki kanserojen maddeler terleme yoluyla vücudumuza girerek DNA üzerinde etkili oluyor. Kanser olmamıza sebebiyet veriyor” diye konuştu.EKO-TEKS BELGESİ OLMAYAN ÜRÜNLER YASAKLANSINTekstil merkezi olan Bursa'da hiçbir denetim mekanizması olmadığını kaydeden Karagöz, şunları söyledi:“TÜBİTAK Test ve Analiz Merkezi'nin (BUTAL) Bursa'da olması kent için bir şanstır. Bu şansı iyi değerlendirip resmi kurumlar ya da mesleki örgütlerce acilen tekstil ürünleri denetim merkezi oluşturulmalıdır. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı. Tekstil ürünleri üretim aşamasında denetlenmeli. Eko- Teks belgesi olmayan tekstil ürünlerinin üretim ve satışı yasaklanmalı. Tüketicilerimiz aldığı giysilerin üzerini boyaması ya da renk vermesi sonucu Alerji, egzama ya da başka rahatsızlıkların meydana gelmesi durumunda bize başvurabilirler. Bu firmayı basın yayın yoluyla kamuoyuna duyuracağız, gerekirse dava açacağız.”


Tekstil ürünlerinde büyük tehlike