Showing posts with label Dünya Ekonomisi. Show all posts
Showing posts with label Dünya Ekonomisi. Show all posts

Thursday, December 31, 2009

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi


Bağımsız araştırma ve danışma şirketi Oxford Analytica tarafından yayımlanan bir çalışma, Latin Amerika'daki liderlerin küresel kriz süresince gösterdikleri yönetimin popülerliklerini artırdığı gösterdi. Kurum, bu dönemde bölge ülkelerinde demokrasiye olan güvenin de arttığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler Karayipler ve Latin Amerika Ekonomik Komisyonu (ECLAC) tarafından yayımlanan son raporda da, bölgede altı yıl aralıksız görülen büyümenin ardından, 2009 yılında bölgenin GSYİH'sının yüzde 1.8 oranında küçüldüğü ancak bunun yaşanan krizin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda çok önemli bir oran olmadığına işaret edildi.

Rapor, aynı dönemde bölgedeki işsizliğin yüzde 8.3 seviyesine çıktığını ancak bunun 2006 yılındaki düzeyinden daha düşük olduğunu da gösterdi. ECLAC, 2009'un ikinci yarısında bölgede görülen ekonomik toparlanmanın da beklenenden daha yüksek geldiğini hatırlattı ve 2010 yılında yüzde 4.1 oranında büyüme beklentisi öngördü.

HÜKÜMETLERİ GÜÇLENDİRDİ
Latin Amerika'nın beklenenden daha iyi bir performans yakaladığını gösteren bu veriler, aynı zamanda politik açıdan bölgedeki hükümetlerin konumunu güçlendirdi ve demokrasiye olan güvenin pekişmesini sağladı.

Şilili araştırma şirketi Latinobarometro tarafından yapılan yıllık kamuoyu yoklaması bu düşünceleri gösteren önemli sonuçlar ortaya koydu.

Bu araştırmaya göre, ülkeler arasında farlılıklar görülse de katılımcıların yüzde 36'sı ülkelerinin küresel krize rağmen ilerleme kaydettiğini düşünüyor. Bu oran 2008 yılında yüzde 33 seviyesinde bulunuyordu.

EKONOMİK KRİZ İYİ YÖNETİLDİ
Kriz döneminde Latin ülkelerinin hükümetlerinin, önceden yaşanan kriz dönemlerine kıyasla daha iyi makro ekonomik ve mali yönetim politikaları uygulaması, bu olası kötü etkileri azalttı ve bu da halkın bakış açısının değişmesi sonucunu doğurdu.

Latinobarometro araştırması bölgede yaşayanların yüzde 48'inin hükümetlerinin krize karşı verdiği tepkileri olumlu bulduğunu gösterdi. Bu da bölgedeki liderlerin popülerliğinin artması sonucunu doğurdu.

Bölgede 2009 yılında yapılan seçimlerde de bu sonuçların yansıması görüldü. Yapılan altı başkanlık seçiminin üçünü hali hazırda görevi sürdürenler kazanırken, diğer üç değişikliğin ise ekonomik nedenlerden çok siyasi sebeplerinin olduğu görüldü.

Sonuçların ortaya koyduğu bir diğer önemli gelişme de bölgede yaşayanların demokrasiye olan inancının pekişmesi oldu. Latinobarometro araştırmasına katılanların yüzde 59 gibi büyük bir oranı demokrasiyi en çok tercih ettikleri yönetim şekli olarak tanımladı.

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi

2009 gelişmekte olan ülkelerin yılı oldu


Piyasalardaki algının değişmesiyle gelişmekte olan ülkelere odaklanan yatırım fonlarına ilgisi artan yatırımcılar, bu yıl bu fonlara 80.3 milyar dolar yatırdı. Ekonomik araştırmalar yürüten EPFR Global şirketinin rakamlarını inceleyen Financial Times (FT) gazetesi, yapılan bu yatırımın, verilerin toplanmaya başladığı 1997 yılından beri görülen en yüksek miktar olduğunun altını çizdi.

Aynı kurumun raporuna göre, yatırımcıların gelişmekte olan ülkelere fonlar aracılığı ile aktardığı kaynak 49.5 milyar dolar oldu.

Finans sektörüne yönelik araştırmalar yapan RBC Capital Markets kurumunun gelişmekte olan piyasalarda sorumlu strateji uzmanı Nigel Rendell, “2008’in sonunda büyük sıkıntılar yaşayan ve birçoğu batma tehlikesi yaşayan gelişmekte olan ekonomiler için bu oldukça önemli bir gelişme” değerlendirmesini yaptı.

BRIC ÜLKELERİ ÖNE ÇIKTI
Gelişmekte olan ülkelere yönelik ilgi bu şekilde artarken, dört büyük gelişmekte olan ülkenin oluşturduğu BRIC grubu yine aslan payını aldı. FT, BRIC ülkelerinin toplam yatırımın 60 milyar dolarlık kısmını kendilerine çektiklerini belirtti.

Büyük oranda BRIC ülkelerine odaklanan yatırım fonlarına 2009 yılında toplamda yaklaşık 39 milyar dolarlık kaynak girişi oldu.

Özel olarak Çin'e odaklanan fonlar 6.8 milyar dolarlık yatırım çekerken, bu miktar Brezilya fonları için 4.9 milyar, Hindistan için 3.1 milyar ve Rusya için ise 1.5 milyar düzeyinde gerçekleşti.

FONLARIN ALGISI DEĞİŞTİ
Bu ülkelere yapılan yatırımların bir diğer ilginç noktasını ise sadece gelişmiş ülkelerde işlem yapan bazı fonların da geçtiğimiz aylarda gözünü gelişmekte olan ülkelere dönmeye başlamasıyla görüldü.

RBC Capital Markets uzmanları, yatırımcıların Çin'in son yıllarda küresel ekonominin lokomotifi haline gelmesiyle bu ülkeye ilgisini arttığını belirtti. Aynı uzmanlar, gelişmiş ülkelerin önümüzdeki yıllarda gelişmekte olan ülkeler göre daha yavaş büyüceği beklentisinin, Çin ile aynı kategoride bulunan diğer ülkelere de ilgiyi artırdığına işaret etti.

PARA BİRİMLERİ DE DEĞERLENDİ
Bununla birlikte geçtiğimiz yıl bu ülkelerin para birimleri de güçlendi. Brezilya reali, ABD doları karşısında bu dönemde yüzde 25 değer kazanırken, Güney Afrika randının değer kazancı yüzde 22 oldu.

Ancak analistler buna rağmen, gelecek yıl için görünümün hâlâ belirsiz olduğunu belirtiyor. Bu görüşte olan analistlere göre ABD ekonomisinde 2010'da yaşanacak bir yavaşlama risk algılamasında sert bir değişime neden olabilir ve bu da gelişmekte olan ülkelerde satışı beraberinde getirebilir.

2009 gelişmekte olan ülkelerin yılı oldu

2010 da borsayı düşünenlere 6 altın kural


Yılsonu geldiğinde hisse senetlerinin de dâhil olduğu yatırım araçlarına yönelik tahminlerde gözle görülür bir artış yaşanır. Bu tahminlerin çoğu ise genellikle hisselerin ne zaman alınacağı, hangilerinin elden çıkarılacağı gibi öngörüleri içerir.
Finans Haber ve analizleri yayımlayan Daily Finance internet sitesi, şimdiye kadar hiç kimsenin bu konuda tam anlamıyla doğru tahminler yapmayı başaramadığına dikkat çekerek yatırımcılara kendi kararlarını kendilerinin vermesi tavsiyesinde bulundu.
Daily Finance, yatırımcıların 2010'da borsaya yatırım yaparken aşağıda sıralanan durumların izlerini kendilerinde görürlerse, iki kere düşünmesi ve hisse senetlerinden uzak durması konusunda uyarı bulundu.
İnternet sitesi, bu altı durumu şöyle sıraladı:
1-Çok kazanma hırsıHisse senetleri piyasasında daha önce işlem yapmamış olup bir anda kazanma hırsıyla bu piyasaya girenler genellikle yem oluyor. Eldeki veriler, yatırımların yapılmaması durumunda yatırımcıların maddi olarak daha iyi durumda olabileceğini gösteriyor. Diğer yandan paralarını riski dengeli şekilde dağıtan düşük maliyetli endeks fonlarında değerlendirilenler şimdiye kadar daha fazla getiri sağladı.
2-Kendine çok güvenen bir danışmana inanma eğilimiPiyasanın hareketlerini çok iyi tahmin ettiğini ve iyi getiri sağlayacağını iddia eden yatırım danışmanı sayısı oldukça fazla olmasına rağmen son dönemde yapılan kapsamlı bir araştırma bu kişilerin performansının sorgulanmasına neden oldu.
Bu araştırma, danışmanlar tarafından tavsiye edilen menkul değer yatırım fonlarının getirisinin, bireysel kararlar alan yatırımcıların tercihlerinden çok fazla kazandırmadığını gösterdi.
3- Kazandıracak bir yatırım fonu bulma inancıBu konuda oldukça şanslı olmak gerekiyor çünkü sadece üç menkul kıymet yatırım fonu bir yıllık hedeflerinin üzerinde kazandırıyor. Bu fonların yüzde 95'i ise 10 yıllık dönemde önceden belirlenen getiri hedeflerine ulaşamıyor.
4- Kazandıracak 'hisseyi' bulma inancıHisse senetlerinin fiyatları birçok verinin değerlendirilmesiyle oluşurken, gelecek Haberler de bunda önemli bir yer tutar. Eğer 'yarın' gelecek haberin ne olduğu herkesten önce bilinmiyorsa, çok kazandıran hisse senedi peşinde koşulmamalı. Örneğin, Lehman Brothers, Enron ve Washington Mutual gibi kurumlar batmadan önce çok kazandıran hisse senetleri arasında yer alıyordu.
5- Doğru zamanlamayı yapma inancıPiyasa hareketlerinin doğru zamanlamasını yapmak ayakları yere basan bir söylem değildir. Çünkü piyasanın zamanlamasını iyi yapıldığına yönelik somut veriler yok. Bu konuda yapılan uzman tahminleri çoğunlukla dört yıllık bir dönemi kapsıyor ve daha sonra da dikkate alınmıyor. Uzmanlar dahi bu konuda da tutarlı tahminler yapamazken, bireysel yatırımcıların bu fikre kapılması doğru bir yaklaşım olmaz.
6- Yatırım ile Kumar arasındaki farkı bilmeYatırım uzun dönemli bir karar iken, kumar kısa dönemde kazanç sağlamaya çalışanların peşinde olduğu bir şeydir. Eğer, hisse senedi yatırımı yaptıktan sonraki beş yıl içinde yatırdığınız paranın yüzde 20'si ya da daha fazlasına ihtiyaç duyulacaksa, borsadan uzak durulmalı.
2010'da borsayı düşünenlere 6 altın kural

AB yine doğalgaz kabusunun eşiğinde


EUObserver’da yayımlanan bir Haber analizde, Rusya ile Ukrayna arasındaki bir fiyat anlaşmazlığının gaz akışında yol açabileceği sıkıntıların yarattığı endişeler dile getirildi. Haberde, enerji ihtiyacının yüzde 97’sini Rusya’dan karşılayan Slovakya’da Başbakan Robert Fico’nun başkanlığında acil bir Güvenlik konseyi toplantısı yapmak durumunda kaldığına dikkat çekildi.
Fico, AB’nin 1 Ocak 2010 itibariyle, Druzhba Petrol boru hattından gelen gaz dağıtımında sorun yaşayabileceğini ve buradaki temel sorunun Ukrayna'nın yüksek geçiş ücreti talep etmesi olduğunu belirtti.

Bu durumun farkında olan Avrupa Komisyonu da Rus yetkililerin geçtiğimiz yıldan bu yana kesinti uyarısı yapıyor. EUObserver’ın eline geçen belgelerden birinde Komisyon’un, “Bu durumdan özellikle Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti etkilenecek” ifadesi yer aldı.

Öte yandan, AB yönetimi birlik ülkeleri arasında herhangi bir sorun yaşanması riski olmadığını ve kıtadaki gaz stoklarının yeterli seviyede olduğunu dile getirdi.

HIZLI ÇÖZÜM
Moskova ve Kiev hükümetleri de Slovakya’nın açıklamasının hemen ardından, petrol transferi konusunda ön anlaşmaya vardıklarını söyleyerek gaz sattıkları AB ülkeleri rahatlattı.

Haber analizde Rusya enerji bakanlığı sözcüsü Irina Yesipova’nın “Bir ya da iki gün içinde anlaşmanın imzalanmasını bekliyoruz” değerlendirmesine de yer verildi. Yesipova aynı zamanda 1 Ocak’ta dağıtım konusunda herhangi bir sıkıntının yaşanmayacağını da belirtti.

Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko’nun yardımcılarından Bogdan Sokolovsky ise ülkedeki basın organlarına konu hakkında “Ukrayna içinde herhangi bir tehdit ve risk konusu değil” değerlendirmesini yaptı.

EUObserver’a konuşan ve tartışmaları yakından takip eden bir AB diplomatı, temkinli bir değerlendirme yaparak, “Sorunun hemen çözüleceğini düşünmek için erken” dedi.

DOĞAL GAZ AKIŞINDA SORUN YOK
Haber analizde, Avrupa’nın daha önceki çatışmalarda da benzer endişeler duyduğu belirtildi.

Rusya, 2007’de yine Druzhba’daki boru hatlarını kapamıştı. Geçtiğimiz Ocak ayında ise, yine ödeme sorunlarından dolayı Rusya, Ukrayna’ya doğal gaz akışını kesmişti. Bu olay birçok AB’li şirketin üretimini sekteye uğratırken, Avrupa’da yüzlerce evin ısıtma sistemi çalışmadı.

Fico, 1 Ocak’ta kesinti olma ihtimalinin düşük olduğunu dile getirirken, durumun Şubat ve Mart aylarında değişebileceğini belirtti.

Öte yandan Uluslararası Para Fonu (IMF), Ukrayna’nın 2 milyar dolarlık acil yardım talebini geri çevirdi. IMF bu kararının nedenini, ülkenin mali disiplini öne çıkaran bir bütçe oluşturamaması olarak gösterdi.


AB yine doğalgaz kabusunun eşiğinde

Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil


New York Times gazetesinde yayımlanan bir Haber analizde, Dünyanın ortak para birimi kullanan en büyük bölgesinin, 2009’da tarihinin en kırılgan dönemini yaşadığı belirtildi.

Haber analizde ayrıca, euro Bölgesi kapsamındaki ülkelerin yarısına yakınının finansal güvenirliklerini yeniden sağlamak için uzun dönemli sıkıntılar çekeceğine de işaret edildi.

Analistler ise, bölgenin asıl Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Almanya, Fransa ve diğer Kuzey Avrupa Ülkeleri’ndeki ekonomik gelişmelere cevap olarak, faizleri yükseltmesi durumunda ortaya çıkacak finansal, siyasi ve sosyal sıkıntılara dayanma konusunda sıkıntı yaşayacağını belirtti.

Haber analizde Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya’nın, önümüzdeki dönemde zayıf ekonomi, yüksek işsizlik oranı ve büyük cari açık gibi sorunlarla baş etmek durumunda kalacağı da belirtildi.

KÜÇÜK EKONOMİLER TEHLİKEDE
Bununla birlikte, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde faizlerin artırılması durumunda, Euro Bölgesi içindeki diğer küçük ekonomilerin resesyon ve deflasyonla baş etmek zorunda kalabileceğine dikkat çekildi.

Konuyla ilgili yorumlarına yer verilen, Barselona merkezli Uluslararası Ekonomi Araştırmaları Merkezi Başkanı Jordi Galí, Euro Bölgesi’nin ekonomik iyileşmesinin üzerine çok fazla gidilmediğini belirtti ve sorunun kredi derecelendirme kuruluşlarının Gayrimenkul sektöründeki krizi önceden göremedikleri için Yunanistan ve diğer ülkelerin kredi notlarını düşürmesiyle fark edildiğini söyledi.

ÜLKELER KARŞI HAREKETE GEÇİYOR
Euro Bölgesi içinde ilk tökezleyen ülke İrlanda oldu. Sıkıntılarla baş etmek için ciddi mali önlemler alan ülke, kamu sektöründeki ödemeleri oldukça aşağıya çekti.

Son dönemde büyük sorunlarla boğuşan Yunanistan da şu anda harcamalarını azaltma sözü veriyor. Ancak ülkedeki siyasi sistemin mali önlemleri kabul edip etmeyeceği net değil.

Sıkıntı içindeki diğer bir ülke olan İspanya ise, ekonomisinin kısa zamanda iyileşeceği umuduyla finansal sorgulamalarını erteliyor gibi görünüyor.

Analistler ise, Euro Bölgesi’nin zayıf halkalarını oluşturan ekonomilerin işsizlik rakamlarının yüksek olduğunu ve verenlerin inatçılığı nedeniyle, kamu sektöründeki ödemeleri ve emeklilik maaşlarını ya da kamu harcamalarını azaltma gibi seçenekleri olmadığını belirtti.

EURO DEĞER KAYBETTİRDİ
Bölgede yaşanan ekonomik sıkıntılar, euronun dolar karşısında yüzde 5’in üzerinde değer kaybetmesine neden oldu. Birçok ekonomist ise bölgedeki güçlü ekonomilerle güçsüzlerin arasındaki uçurumun kapanmaması durumunda, euronun daha fazla zayıflayabileceğini dile getirdi.

Analizde, Euro Bölgesi’nin ABD’yi düzlüğe çıkaran ihracatını artırarak sıkıntılarından kurtulabileceği ve bölgedeki ekonomileri birbirine yaklaştırabileceğine dikkat çekildi.

Buna rağmen, ihracatın artırılması durumunda bile iyileşmenin hemen gerçekleşmeyeceği belirtildi ve ekonomik sıkıntı çeken ülkelerin seçmenlerine almaları gereken mali önlemleri kabul ettirmekte zorlandıklarına dikkat çekildi.


Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil

Bloomberg - 31 Aralık


--Asya borsaları 2003'ten beri en büyük yıllık kazanca hazırlanıyor
Asya borsaları, Çin'in önümüzdeki dönemde de küresel ekonominin resesyondan çıkmasına yardım eden politikalarını devam ettireceği taahhüdünde bulunmasıyla bu yılsonunda 2003 yılından beri en yüksek yıllık kazancını sağlayabilir. Aynı Politika, Petrol ve bakırın fiyatında da son onyıldaki en sert rallisini yaşamasına neden oldu.

--Fed’in alımları durdurmasıyla mortgage tahvillerindeki ralli sona erebilir
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Mart ayı itibariyle 1.25 trilyon dolar değerindeki mortgage destekli tahvilleri almaya son verecek olması, bu yatırım aracında yaşanana rallinin sona ermesine neden olabilir. Gelişme yeni konut fiyatları faizlerini de artırma potansiyeli taşıyor.

--Çin: Krizi 'defetmek' için 2010 kritik
Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan, 2010'un Dünyanın üçüncü büyük ülkesinin ekonomisini güçlendirme ve küresel finansal krizini etkilerini 'def etmek' için kritik bir yıl olacağını söyledi.
Bloomberg - 31 Aralık

CNBC - 31 Aralık


--Hazine bonolarının açık artırmaları 2010’da azalabilir
ABD’de hazine tahvil piyasasında bu hafta 118 milyar dolar değerinde alım gerçekleştirdi ancak gelecek yıl bu kadar yüksek seviyede olmayabilir. Çünkü yatırımcılar enflasyon korkusuyla piyasadan çıkabilir.

-- Çin yuan konusunda kendi bildiğini yapmaya kararlı
Çin Merkez Bankası’ndan yetkili bir birim, Çarşamba günü Çin’in yuanın değerlendirilmesi konusunda, ekonomik büyüme ve istihdam piyasasını dikkate alarak büyük değişikliklere gitmeyeceğini açıkladı.

-- Küresel alüminyum piyasasında Rus etkisi
Rus alüminyum şirketi UC RUSAL, Salı günü şirketin Hong Kong’da 2.6 milyar dolarlık bir halka arz gerçekleştirmeyi planladığını açıkladı.
CNBC - 31 Aralık

CNNMoney - 31 Aralık


--Fox, Time Warner ile yaşanan sorunda pes etmiyor
ABD'li Televizyon yayıncısı Fox Network, Çarşamba günü Time Warner Cable şirketinin yaşanan bir ödeme sorunu nedeniyle Federal İletişim Komisyonu'yla tahkime gitme teklifini reddetti.

--Dow Jones ve Nasdaq 2009'un zirvesinde
ABD borsaları Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq, Çarşamba günü dalgalı seyreden seansın sonrasında, yatırımcıların güçlü dolar beklentisi ve yılsonundaki temkinli hareketleriyle hafif yükseldi ve yılın yeni zirve seviyelerini gördü.

--Amazon.com Tatil sezonunun en mutlu eden şirketi oldu
ABD’de pazar araştırmaları yapan ForeSee Results şirketi tarafından yayımlanan veriler, Amazon.com'dan Alışveriş yapanların bu yılki tatil sezonundan en tatmin olmuş müşteriler olduğunu gösterdi.
CNNMoney - 31 Aralık

Forbes - 31 Aralık



--Kuzey Kore yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasakladı
Kuzey Kore’nin yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasaklaması, aşırı tutucu hükümetin yeni gelişmekte olan piyasa ekonomisi üzerinde kontrolü ele geçirmeye yönelik niyetini gösterdi.
--Çin’in gelecek yılı
Çin'de önümzdeki sene büyümenin güçlü şekilde devam edecek olmasına rağmen, dış Ticaret ve iç politikadaki baskılar 2010'un ülke için bir test dönemi olacağını gösteriyor.

--Kriz bazı hükümetleri güçlendirdi
Latin Amerikalı liderler, küresel finansal krize gösterdikleri yönetimle popülaritelerini arttırdılar.
Forbes - 31 Aralık

MarketWatch - 31 Aralık


-- Hazine'den GMAC’e ek 3.8 milyar dolarlık yardım
General Motors'un kredi sağlayan birimi olarak faaliyet gösteren GMAC, ABD Hazinesi'nden 3.79 milyar dolar daha kaynak aldığını açıkladı. Yapılan bu son yardımla, Hazine'nin şirket sahipliğindeki payı yüzde 56'nın üzerine çıkmış oldu.

--Gelişmekte olan ülkeler 2010'da yükselmeye devam edecek mi?
Gelişmekte olan ülkelere odaklanan uluslararası menkul kıymet yatırım fonları bu yılın en çok kazandıran enstrümanları olurken, aynı başarının 2010’da da devam edip etmeyeceği sorgulanıyor.

--ITC çelik boru dampinginde Çin karşıtı karar aldı
Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC), Çarşamba günü ABD'li çelik üreticilerini lehine karar vererek, Çin'in bu ülkede sattığı çelik boru ürünlerinin fiyatının adil olmadığını söyledi.
MarketWatch - 31 Aralık

ABD 2010 a girerken bu cevapları arıyor


Forbes dergisinde yayımlanan bir Haber analizde, geride kalan onyılda ABD ekonomisinin halen yanıt veremediği sorular olduğuna dikkat çekildi.
İşte ABD ekonomisine yönelik akıllara takılan 9 soru ve cevapları;
1. Cari açık ve ülke borcu ABD’yi batıracak mı?
Hayır. ABD ekonomisi o kadar güçsüz değil. Ancak yüksek seviyedeki borç büyümeyi durdurabilir ve yeni iş olanakları yaratılmasını engelleyebilir. Bu konuda Japonya’nın 1990’lı yıllarda yaşadığı kriz ve sonrasında yaşanan gelişmelerden ders alınması gerekiyor.

2. Sağlık reformunun maliyeti ABD ekonomisine büyük zarar verir mi?
İnovasyonların durması durumunda ülke ekonomisi bu reformdan fazlasıyla etkilenebilir. Obama’nın sağlık reformuna yönelik en büyük endişelerden biri, hükümetin sektöre fazlasıyla müdahale etmesinin tıbbi bakımına yönelik inovasyonların önüne geçmesi.

3. işsizlik oranı hep yüksek mi olacak?
Bu durum aslında işsizliğin nasıl tanımlandığına bağlı. Resmi olarak tam zamanlı çalışanların kayıtlarına bakıldığında, uzun yıllar boyunca yüksek kalacak gibi görünüyor. Ancak yarı zamanlı ve dönemsel işçiler bazında oranların kısa zamanda yükseleceği söylenebilir.

4. ABD’de düşük gelirli kesiminin bilgi ekonomisinde yeri var mı?
Ne yazık ki bu ihtimal çok düşük. Bu yüzden ülkede devlet okullarındaki eğitimin revizyondan geçmesi gerekiyor ve ilköğretime bir takım yeniliklerin getirilmesi gerekiyor.

5. ABD ekonomisi için enflasyon mu yoksa deflasyon mu daha büyük bir tehlike?
Bu sorunun net bir cevabı bulunmuyor. Rekabetçi küresel Ticaret, fiyatların düşmesine neden oluyor. Ancak değer kaybeden dolar ise fiyatları yükseltiyor. 2001 yılından bu yana, bu iki durumda herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Hükümetin para politikaları konusunda net bir tavır sergilememesi ise durumun bir süre daha böyle devam edeceğini gösteriyor.

6. Sosyal Güvenlik için dinamizmden vazgeçilmeli mi?
Kimse ABD’nin, Batı Avrupa’nın sosyal demokrasi modeli için yıllardır sürdürdüğü dinamizm, inovasyon ve sosyal hareketlilikten vazgeçmesi gerektiğini söylemiyor. Ancak siyasi liderliğin yokluğunda, ABD’de sosyal güvenlik yerle bir olabilir.

7. ABD, enerji bağımlıklarından kurtulabilir mi/kurtulmalı mı?
Ülkenin enerji bağımlılıklarından kurtulması güzel bir gelişme olabilir ancak bu durum birçok farklı anlama gelebilir. Doğa yanlısı çevreciler için, enerji bağımlılıklarından kurtulmak daha az enerji tüketmek demek. İlk olarak ABD’nin çıkarlarını savunanlar içinse, ticarete önemli kısıtlamalar getirmek ve küresel ekonomiden çekilmek anlamına geliyor. Ancak her iki seçenek de ekonomiye zarar verecektir. Yapılması gereken şey, enerji maliyetlerinin muhasebesini iyi yapmak.

8.Çin dost mu düşman mı?
Şu anda dost ama bir yandan da potansiyel düşman. Çinli politikacıların en büyük endişeleri, ülke içi güvenliği sağlamak. Liderler şu anda büyümesi devam eden ekonominin temel gereksinimlerinin farkında. ABD ise dünya ekonomisindeki dinamikleri değiştiren Çin ile ilişkilerinde dikkatli hareket etmek zorunda kalıyor.

9. Radikal İslamcı örgütler dinden mi yoksa öfkeden mi besleniyor?
Radikal İslamcılarım dinden çok ekonomik ve sosyal sıkıntıların yaratığı öfkeden kaynaklanıyor olabilir.

ABD 2010'a girerken bu cevapları arıyor

Nouriel Roubini


Kriz kâhini olarak bilinen ekonomist Nouriel Roubini, Forbes dergisinde kaleme aldığı köşe yazısında, 2010 yılında küresel enerji piyasalarda etkin olacak eğilimleri inceledi. Roubini, analizinde petrole ve Petrol ürünlerine olan talebin kriz öncesindeki seviyelere çıkmayacağını söyledi.

Petrol piyasasındaki üretim miktarının hâlâ fazla olduğunu belirten Roubini, küresel ekonomide görülen zayıf iyileşmenin fiyatlarının yükselmesine engel olacağını dile getirdi.

PETROL TALEBİNDE BÜYÜK ARTIŞ BEKLENMEMELİ Yazısında, fiyatların yükselmeme nedenini petrole olan düşük talebe bağlayan Roubini, bu ürünün talebinde 2008 ve 2009 yıllarında ciddi düşüşlerin görüldüğünü belirtti ve 2009’un başlarında hafif bir toparlanma yaşanmasına rağmen halen kriz öncesindeki oranlara çıkılamadığına dikkat çekti.

“Gelişmekte olan ekonomilerin, özellikle de Asya kıtasındaki ülkelerin büyüme hızının petrol talebini artıracağı düşünülebilir ancak bu artış sadece Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkelerin zayıf talebini dengeleyecektir” diyen Roubini, 2010’da küresel petrol talebi artışının büyük oranda olmayacağının altını çizdi.

Kriz kahini aynı zamanda, birçok ülkenin, özellikle de Çin’in etkin petrol kullanan araçları satın almaya yönelik geliştirdikleri teşvik paketlerinin de talebini düşük seviyelerde tutacağını belirtti.

KISA VADEDE KAYNAK SIKINTISI YOK Roubini’ye göre, petrol fiyatlarının dünya genelinde 70 dolar seviyelerinde tutulması ve hem Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ülkelerinin hem de Rusya, Brezilya ve Kanada gibi örgüt dışındaki ülkelerin üretimlerini artırmasının, kısa vadede petrol kaynaklarında herhangi bir sıkıntının yaşanmayacağını gösteriyor.

Bununla birlikte Roubini, petrol üretiminin yoğun bir şekilde gerçekleştiği Körfez Bölgesi ve Ortadoğu ülkelerinin yaşadığı siyasi sorunların petrol kaynaklarına çok fazla etki etmeyeceğini belirtti ve Ortadoğu’daki kaynakların azalması durumunda, açığın OPEC ülkelerinin artan petrol üretimleriyle kapatılabileceğine dikkat çekti.

DOĞALGAZ PİYASASI 2010’DA SORUN YAŞAYABİLİR Roubini, aynı zamanda Ukrayna’nın ekonomisinde yaşadığı sorunlardan dolayı doğal gaz ödemelerini yapamaması ve ülkedeki doğal gaz ücretlerini yükseltmek istememesinin yeni bir kriz doğurabileceğine de değindi ve bu durumda da Güneydoğu Avrupa’ya giden doğal gaz kaynaklarında sıkıntı yaşanabileceğine dikkat çekti.

Batı Avrupa ise sahip olduğu geniş kaynaklardan dolayı herhangi bir sıkıntı çekmeyecek. Analizinin sonunda, hükümetlerin etkin enerji kullanımına yönelik programlarını artırmasının petrol talebini azaltabileceğini vurgulayan ünlü ekonomist, bununla birlikte petrole alternatif olarak yenilebilir enerji teknolojilerinin geliştirildiğine de dikkat çekti.



Nouriel Roubini

Modern ekonomi babasını kaybetti


Modern ekonominin kurulmasında büyük çabaları olan ve 94 yaşında hayatını kaybedeb Samuelson, Ekonomi dalında Nobel Ödülü alan ilk ABD'liydi.
Ölümü Massachusetts Institute of Technology (MIT) tarafından açıklanan ünlü Bilim adamı, fiyat, arz ve talep arasındaki dengede matematiksel analizi uygulaması ile biliniyordu.
Samuelson 1970'de ekonomi dalında Nobel Ödülleri verilmeye başlanmasının ikinci yılında bu ödüle layık görülmüştü. İsveç Akademisi bu ödülü Samuelson'a verirken, "Ekonomi teorisinde Bilimsel analizin seviyesini diğer Modern ekonomistlerden daha yükseğe çıkarmıştır" ifadesine yer vermişti.
MATEMATİĞİ ÖNE ÇIKARDISamuelson, matematiğin ekonomik Analiz için olmazsa olmaz olduğu görüşünü savunuyordu.
Samuelson, 1947 yılında yayımlanan ufuk açan 'Ekonomik Analizin Temelleri' başlıklı çalışmasında, yaptığı işi 'ahlaki açıdan bozulmuş tipin zihinsel jimnastiği olarak' eleştirmişti. Samuelson aynı şekilde kendisini "hiçbir yarışa katılmayan iyi eğitilmiş atlete" benzeterek de eleştirmişti.
Ünlü bilim adamının ayrıca araştırmaları ve Eğitim kalitesi ile bilinen MIT'nin ekonomi bölümümün şu anda bulunduğu seviyeye gelmesinde de büyük katkıları oldu.
Üniversitenin bu bölümünden mezun olan isimler arasında, halizırda ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı olan Ben Bernanke, Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman gibi bilinen kişiler de bulunuyor.
Samuelson'un en çok bilinen, "İktisat" adlı kitabı 40 farklı dile çevrildi ve ilk yayımlandığı 1948 yılından beri 4 milyon kopyası satıldı. Lisans eğitimini Chicago Üniversitesi'nde tamamlayan Samuelson, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Harvard Üniversitesi'nde tamamladı.
Modern ekonomi babasını kaybetti

Saturday, December 19, 2009

Paranın efendisi yılın adamı seçildi


Dergi Bernanke’yi tanımlarken şu ifadelere yer verdi:

“Çok etkileyici bir görünümü yok Etkileyici bir konuşmacı değil. Washington ofislerini denetleyen adamlar arasındaki görülmeye alışılan ‘bana bakın’ ya da ‘beni dinleyin’ karizmasına da sahip değil. Bugüne kadar taraflı ya da ideolojik bir tartışmaya girdiği görülmedi. Ancak bir şey bilmediği konularda, biliyormuş havasına da girmedi. Kariyerinin büyük bir kısmını profesör olarak geçirdiğinde, profesyonelden ziyade profesör gibi hareket ediyor.“

Time, Bernanke’nin bütün bu özelliklerine rağmen, bir anda Dünyanın en güçlü insanına dönüştü.

Her yıl düzenlediği “Yılın Adamı” anketinde 2009’un adamı olarak Bernanke’yi seçen Time dergisi, Fed’in 56 yaşındaki başkanının, Amerika ve dünya ekonomisini şekillendiren en önemli ancak en az anlaşılan güç olarak tanımladı.

BÜYÜK BUHRAN UZMANI
1979 ile 1985 yılları arasında Stanford işletme Okulu’nda eğitmenlik yaptıktan sonra, New York Üniversitesi’nin misafir eğitmenlerinden biri oldu. Sonrasında Princeton Üniversitesi öğretim üyesi profesörlerinden biri olan Bernanke, 1996 ile 2002 yılları arasında üniversitenin iktisat Fakültesi’nin dekanlığını yaptı.

Bernanke, 1 Temmuz 2005’te Princeton Üniversitesi’ndeki görevinden istifa etti. 2002 ile 2005 yılları arasında Fed Başkanlar Kurulu’nun üyesi oldu. 2005 yılı Haziran ayından 2006 Ocak ayına kadar ABD Başkanı Ekonomi Danışmanları Konseyi’nin başkanlığını yaptı.

Fed başkanlığı görevine 1 Şubat 2006’da getirildi. 2007-2008 yılları arasında ülke ekonomisini ve dolayısıyla dünya ekonomisini sarsan son 75 yılın en büyük krizlerinden birinde Fed’in başkanlığını yaptı.

Barack Obama’nın yönetimi devralmasından sonra Fed başkanlığını, Obama’nın şu anki ekonomi danışmanlarından Larry Summers’a bırakacağı konuşuldu ancak görevine ikinci döneminde de devam etmesi kararı alındı.


KÜRESEL EKONOMİNİN DİNAMİKLERİNİ DEĞİŞTİRDİ
ABD’nin Büyük Buhran’dan sonra yaşadığı en büyük ekonomik durgunlukta Fed Başkanlığı yapan Bernanke, kendisine ikinci Büyük Buhran’ı yaratan adam yaftasının yapıştırılmasına izin vermemeye kararlıydı.

ABD Gayrimenkul piyasası dünyanın son 75 yılda gördüğü en kötü küresel ekonomik krizin fitilini yaktığında, bir anda trilyonlarca dolar yaratıp, ekonomiye aktardı.

Çökmekte olan kamu şirketlerini kurtarmak için paketler oluşturdu, daha önce merkez bankasından nakit para almayı akıllarına bile getirmeyen ortak fonlara, hedge fonlarına, yabancı bankalara, yatırım bankalarına, üreticilere, sigortacılara finansman desteği sağladı.

Sıkıntı içindeki kredi piyasalarını canlandırdı, konut finansmanını tamamen yeniledi ve Fed’in bilânçosun büyüklüğünü daha önceki seviyenin üç katına çıkardı.
Time dergisi, Ben Bernanke’yi yılın adamı seçmesinin arkasındaki asıl nedenin, Bernanke’nin dünyanın en önemli ekonomisi olan ABD ekonomisine rehberlik eden en önemli oyuncu olması olduğunu belirtti.

Paranın efendisi yılın adamı seçildi

Bloomberg - 19 Aralık


--ABD’de yedi bankaya daha el konuldu, toplam rakam 140’a yükseldi
ABD’de düzenleme kuruluşları yedi bankaya daha el koydu. Bu yıl batan toplam banka sayısı 140’a yükselirken Federal yetkililer bu rakamın artacağını öngörüyor.

--Çin DTÖ davasını ünlü markalara verdiği destekleri keserek sonuçlandırdı
Obama yönetimi Çin’in ABD ile arasındaki bir Ticaret anlaşmazlığını ihracatı artırmak için büyük firmalara verdiği sübvansiyonları sona erdirerek çözeceğini duyurdu.

--Geithner TARP geri ödemelerinin bankaların kredi yeteneğini etkilemediğini duyurdu
ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner ABD bankalarının Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı (TARP) kapsamında aldıkları paraları geri ödeyip hükümet desteğini terk etmelerinin kredi yeteneklerini engellemediğini duyurdu.
Bloomberg - 19 Aralık

Kriz aslında ‘Büyük İstikrar dönemi yarattı


Dergi tarafından yayımlanan Haber analizde İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en “Büyük Durgunluk” olarak gösterilen küresel krizin, “Büyük İstikrar” adını alabileceği ve 2009’un sadece üretimin inanılmaz düşüşü ile değil, kriz felaketinin önlenmesi ile de çok farklı bir yere sahip olduğuna dikkat çekildi.
The Economist krizin ilk sinyallerini 12 ay önce Lehman Brothers’ın iflasını açıklaması ile Finans piyasalarında yaşanan panik ile gösterdiğini, bir anda küresel sanayi üretimi, dış Ticaret ve ekonomik faaliyetlerin 1930’ların Büyük Buhran dönemine dönüşe işaret ettiğini vurguladı.
Yeni ekonomik krizin aylar içinde köklendiğine dikkat çeken The Economist, gelişmekte olan büyük ekonomilerin en erken ve hızlı toparlanan kesimi temsil ettiğini belirtti. Çin’in üretimde yavaşladığı ancak büyümesini kesmeyerek ikinci çeyrekte yüzde 17 büyüme gösterdiği, sene ortasında ise İngiltere ve İspanya dışında tüm zengin ülkelerin tekrar ekonomik büyüme göstermeye başladığı ifade edildi.
The Economist, dünya genelinin gelişmekte olan yoğun nüfusa sahip Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin direnci ile dünyanın1991’deki krizden daha kötüsünü yaşamaktan kurtulduğunu ileri sürdü. Krizin sonucunun kaçınılmaz olmadığı ileri sürülürken, sonucun, tarihteki en büyük, en geniş çaplı ve en hızlı hükümet tepkisinin ürünü olduğu da dikkat çekilen diğer bir nokta oldu.
Bu dönemde, iflas etmekte olan bankalar trilyonlarca dolarlık kamu kaynağı ve garantileri ile korundu, merkez bankaları -büyük olanlar bilançolarını hızlıca genişleterek- faiz oranları üzerinde büyük indirimlere gitti ve dünya çapında hükümetlerin mali teşvikleri hemen uygulamaya koydu.
Analizde, krize karşı gösterilen bu tepkilerin olmaması durumunda Büyük Durgunluk’un, Buhran’a dönüşebileceğine işaret edildi.
İSTİKRAR VAR AMA KIRILGANAnalizde bugün elde edilen istikrarın çok kırılgan olduğu da vurgulanırken, buna neden olarak küresel talebin halen devlet desteğine dayalı olması ve kamu yardımlarının eski sorunları ön plana çıkarırken yeni istikrarsızlık kaynakları yaratması gösterildi.
Economist, büyümenin hükümetlerin cebinden çıkan para sayesinde gerçekleştiğini belirtirken, gelişmekte olan büyük ekonomilerde hızlı bir toparlanma yaşandığı, zengin Dünyanın geri kalanında ise gerilemeye geri dönecek zayıf bir toparlanma görüldüğü ifade edildi.
Analizde ayrıca zengin ülkelerin kamu borcu bikrimi arttıkça, borç almakta daha fazla zorlanacakları, daha iyi durumdaki ekonomiler ile aradaki farkın belirginleşeceği ileri sürüldü.
Gelişmekte olan büyük ekonomiler ise varlık balonları ve hükümetlerin finansal kıstasları çok uzun süre aynı tutmak istemeleri veya buna zorlanmaları yüzünden tam tersi bir sorun ile karşı karşıya olduklarına dikkat çekildi.
The Economist, dünya ekonomisinin Büyük İstikrar konumundan güçlü bir düzene geçebilmesinin yolunun uzlaşmazlıklarda orta nokta bulunması olarak belirtti. Dergi, bu kapsamda Çin’in yuan’ı daha güçlü kılarak ekonomisini dengelemesi ve yükselen piyasalar üzerindeki baskıyı azaltmasının kendini gösteren bir hamle olduğu da vurguladı.
Kriz aslında ‘Büyük İstikrar’ dönemi yarattı

Tiger Woods skandalı sigortacılara ilham oldu


Sigortacılar, Woods gibi ünlülere sponsor olan ya da reklamlarında oynatan şirketlerin, bu kişilerin toplumdaki itibarının sarsılmasından en az şekilde etkilenmesine yönelik araçlar yarattı.
Financial Times'ta yayımlanan bir haberde, ABD'de 110 yıldır sigortacılık faaliyetleri yürüten DeWitt Stern şirketinin, 2010 yılında sunmayı planladığı itibara yönelik riskleri içeren ürünün büyük ilgi gördüğü belirtildi. Haberde bu ürüne en çok ilginin özellikle Londra'daki sigortacılardan geldiği de ifade edildi.
DeWitt Stern yöneticisi Scott Brady, yeni ürünün, şirketlerin yönetim kurullarını hissedarların açacağı davalardan koruyan başka bir ürünle benzerlik gösterdiğini kaydetti. Brady, bu sigorta ürününün pazarının geçen 30 sene içinde milyarlarca dolar değerine çıktığına da vurgu yaptı.
TIGER WOODS SKANDALI HIZLANDIRDIFT, DeWitt Stern'in adı geçen yeni ürün üzerinde altı aydır çalıştığına ancak Tiger Woods'un başına gelenlerden sonra böyle bir sigorta ihtiyacına olan ihtiyacın belirgin şekilde ortaya çıktığına da değindi.
Ünlü golfçünün yakın zamanda yaşadığı Skandal olayda, kaza geçirdiği açıklanmış ancak daha sonraki gelişmeler karısının saldırısına uğradığını ortaya çıkarmıştı. Woods'un karısı, ünlü golfçüye kendisini başka kadınlarla aldattığı için saldırdığını söylemişti.
Skandaldan sonra danışmanlık firması Accenture, Woods ile reklam anlaşmasını bu hafta sonu bitirirken diğer sponsorlar da ünlü golfçüden uzaklaşmanın işaretlerini vermeye başlamıştı.
Bundan önce ünlü manken Kate Moss'un da 2005 yılında yine uyuşturucu skandalı ile gündeme gelmesi, şirketlerin reklamlarında ve projelerinde, ünlülerle çalışma konusunda temkinli davranmasına neden olmuştu.
DeWitt Stern yeni ürünüyle, şirketlerin birlikte çalışacakları ünlüleri ve onların hayat standartlarını çok yakından tanıma faaliyeti yürütecek. Sigorta şirketi, anlaşmalı kurumun itibarını zedeleyecek bir olay gerçekleştiğinde yaşanan zararı da kriz dönemi iletişim stratejisiyle azaltmaya çalışacak.
Tiger Woods skandalı sigortacılara ilham oldu

ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak


ABD Nüfus İdaresi tarafından yayınlanan tahmin, 2050 yılına gelindiğinde ABD’nin hem işgücü hem de beyaz nüfus olarak büyük azalma göstereceğini ortaya koydu.
Bu tahmin, ABD’deki beyaz azınlık nüfusun öngörülenden sekiz sene önce, 2042 senesinde göçmen nüfusların artışı ile azınlık durumuna düşeceğini gösterdi.
Buna göre, Hispanik (İspanya ve Latin Amerika kökenli) kökenli olmayanlar ve tek ırka dayanan beyazlar dışında kalan nüfus olarak tanımlanan azınlıklar, bugün yüzde 34’ünü oluşturdukları Amerikan nüfusunun 2050 yılında yüzde 54’ünü oluşturacak.
Verilen rakamlara göre, ABD’de baskın olan beyaz nüfus her sektörde azınlıklara karşı geri kalmaya başlayacağının sinyalleri de verildi.
2023 YILI DÖNÜM NOKTASI
Bloomberg tarafından yayımlanan bir Haber analizde de bu rakamlara dikkat çekildi. Bloomberg, çocuk doğum, ölüm ve göç oranlarına dayanılarak yapılan hesaplamalar sonucunda, 2050 yılında 439 milyon olacak ABD nüfusunun 235.7 milyonluk kısmını azınlıkların oluşturacağını, 2023 yılına gelindiğinde tüm ABD'li çocuklarının yarısından fazlasının etnik gruplardan geleceğini belirtti. Analizde, Hispanik kökenli olmayan ve tek ırka (kökene) dayanan beyazların 2008’de 199.8 milyon olan nüfuslarının 2005’de sadece 203.3 milyona ulaşacağı, diğer yandan Hispanik nüfusun 46.7 milyondan neredeyse üç katına çıkarak 132.8 milyona çıkacağı belirtildi. Bu artışla hispanik nüfusunun yüzde 15 olan nüfus içindeki ağırlığının 42 senede yüzde 30’a varacağına dikkat çekildi.
ÜLKEDE YENİ BAKIŞ AÇISI DOĞURACAK
Analistler yaşanan değişimler ile ABD’yi sosyal ve ekonomik alanda temsil eden nüfusta büyük değişimler olabileceğini; sadece kültür değil, Politika, sanat ve Spor alanlarında ülkenin yepyeni bakış açılarına kapı açabileceğini öne sürüyor.
Analizde siyahi nüfusta da yüzde 15’lik bir artış ile nüfus içinde yüzde 29 pay elde edeceği, 2008’de 41.1 milyon olan siyahi nüfusun 2050’de 65.7 milyona ulaşacağı da belirtildi. Hispanik ve siyahi nüfus gibi büyük bir artış gösterecek olan Asya kökenli nüfusun ise 15.5 milyondan 40.6 milyona çıkarak, nüfus içindeki yüzde 5.1’lik oranını yüzde 9.2’ye çıkaracağı ifade edildi.
ABD nüfus idaresinin yayınladığı raporda azınlık nüfusun artacağı sürede ABD’de işgücünü oluşturan nüfusun azalacağı ve 2008’de yüzde 63 olan 18-64 yaş arası nüfusun 2050’de yüzde 57’ye ineceği tahmin edildi.
Uzmanlar, iş gücünün dışında kalacak olan beyaz nüfusun daha fazla olacağını ve azınlıkların Ekonomi ve sanayi alanlarında daha fazla ön plana çıkmaya başlayacağını öngördü.
YAŞLI NÜFUS ARTACAK
Yayınlanan raporda, 2030 tarihi itibari ile, bebek patlaması neslinin emeklilik yaşına erişeceği ve her beş Amerikalıdan birinin 65 yaş ve üzeri olacağına dikkat çekildi.
Bugün 38.7 milyon olan 65 yaş ve üstü nüfusun, 2050 yılında 88.5 milyona ulaşması beklenirken, bu rakamın 19 milyonluk kısmının bugün 5.4 milyon kişinin oluşturduğu 85 yaş ve üzeri kişileri kapsayacağı belirtildi.
Bu bilgiler eşliğinde, ABD’de beyaz nüfus hem yaşlanacak, hem de artışı yavaşlayacak. 2042 yılından itibaren ise Latin Amerika, Asya ve Afrika kökenli Amerikalılar ABD’nin her alanda baskın olan yüzü haline gelecek.
ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak

Almanya dan mali çöküş uyarısı geldi


Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble yaptığı son açıklamada küresel ekonomik krizin bitmesiyle ülkenin mali krize doğru sürüklendiğini ve artan bütçe açığının geleneksel araçlara kontrol altına alınamayacağı uyarısında bulundu.
Alman bakan tarafından kabineye sunulan 2010 yılı taslak bütçesinde açığın 85.8 milyar euro olacağı öngörüldü. Bütçe taslağında görülen açık miktarı daha önce Schäuble'nin selefi tarafından tahmin edilenden daha az olsa da 1996 yılındaki rekor açığın iki katından daha yüksek.
Financial Times da yer alan bir Haber analizde Almanya'nın içinde bulunduğu bu duruma dikkat çekilirken, bu açıkta geçen hükümetin ekonomiyi canlandırmak için aldığı harcamalar için yaptığı 14.5 milyar dolarlık miktarın yer almadığı belirtildi.
FT, Almanya'nın kamu finansmanın küresel kriz sürecinde Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri kadar kötü etkilenmediğine de vurgu yaptı. FT, ülkenin kamu açığının bu sene AB'nin istediği yüzde 3'lük gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranının altında kalacağını ancak bu oranın 2010'da yüzde 6 seviyesine çıkma beklentisine de işaret etti.
Hükümet, daha önceki hükümet tarafından Anayasa'ya konulan mali kurallar nedeniyle 2011 yılından başlayarak 2016 yılına kadar harcamalarında kısıtlamaya gitmek zorunda kalacak. Ancak Berlin, alınan mali kararlar yapısal açığa odaklandığı için her yıl bulması gereken 10 milyar euroyu bulmak için iyileşen ekonomiyle artan gelirlerden katkı sağlayamayacak.
Alman Maliye Bakanı, bütçe açığıyla baş etmenin büyük çaba gerektirdiğini söylerken, bunun üstesinden gelmek için geleneksel olarak nitelemediği hangi önlemleri alacağı konusunda ise açıklama yapmadı.
Ancak, Başbakan Angela Merkel'in A takımında yer alan Schäuble, Merkel'in seçimlerden önce verdiği söze paralel olarak katma değer vergisinde bir artışa gidileceği söylentilerini reddetti.
Maliye bakanı bunun külfetine herkesin katlanacağını da sözlerine ekledi.
FT, Schäuble'nin uyarısının hükümetin halk tarafından sevimsiz bulunan ve ülkedeki cömert sayılabilecek refah sistemindeki kesintilere hazırlama amacı taşıdığının da altını çizdi.
Almanya’dan mali çöküş uyarısı geldi

MarketWatch - 18 Aralık


--Demokratlar Sağlık reformu için yüzde 60 oya ulaşmaya çalışıyor
ABD Senatosu’ndaki Demokratlar, sağlık reformu yasasını onaylatmanın yolunu ararken, ülke genelinde yapılan anketler, ABD halkının reformun ortaya çıkaracağı maliyetten endişe ettiğini gösteriyor.

-- Fed, faizleri sabit tutmaya devam edecek
Ülke ekonomisine dair beklentilerini artıran ABD Merkez Bankası, faiz oranlarını uzun bir süre daha sabit tutacağını belirtirken, ekonomiye sağladığı kredi desteğini yakın bir zamanda çekmeyeceğini açıkladı.

-- BOJ, beklendiği gibi para politikasını değiştirmedi
Japonya Merkez Bankası (BOJ), gecelik borçlanma faizlerini beklenildiği gibi yüzde 0.1 oranında tutmaya devam etti. Japonya ekonomisine yönelik beklentilerini değiştirmeyen BOJ, ülkenin deflasyon sorunundan kurtulması gerektiğinin bir kez daha altını çizdi. BoJ’nin bu açıklaması, para politikalarını biraz daha yumuşatabileceğinin işareti olarak algılandı.
MarketWatch - 18 Aralık