Showing posts with label Aşk. Show all posts
Showing posts with label Aşk. Show all posts

Tuesday, December 29, 2009

AŞK BİR HASTALIK MI?

Marie Claire



Psikoanalist Freud'a yakıştırılan bir söz var; "Aşk geçici bir cinnet." Geçiciliği ne kadar teselli verir bilemem ancak aşkı hastalık tanımına uyduran bir yanı da istem dışı gelmesi ve istem dışı gitmesidir.



Aşkın kontrol edilemezliği, uslanmazlığı ile 'deli gönül' tedavi kabul etmez. Ancak hayatın ve soyumuzun sürmesi de Aşk hastalığının yaygınlığı ve geçiciliği ölçüsünde mümkün olur.



Prof. Dr. Yankı Yazgan



Psikiyatr


AŞK BİR HASTALIK MI?

Friday, December 25, 2009

AŞKIN ÖMRÜ 20 SANİYE

İnsan âşık olunca karşısındaki kişiyi objektif olarak değerlendirme becerisinden genellikle yoksun kalır, iyiyle kötüyü ayırt edemeyecek hale gelir. Bu ruh halinin, bu uçuşun çok da uzun sürmediğini, günün birinde sona erip yerini tekrar aklın hâkimiyetine, gerçeği gören gözlere, yere basan ayaklara bıraktığını tabii ki hepimiz biliyoruz. Günün birinde ama ne zaman? Son yıllarda durmadan aşkın ömrünün ne kadar olduğunu tartışıyoruz. Birkaç hafta mı, altı ay mı, Frederic Beigbeder'nin söylediği gibi üç yıl mı, yoksa yine onun söylediği gibi evde uzamaya açık mı? Erkekler için bunların hiçbiri geçerli değil! Çünkü duygusal beraberlik konusundaki kararlarını tam 20 saniyede veriyorlar. Evet; yanlış okumadınız sadece 20 saniyede! Beden dili ve etkileri üzerine yapılan son araştırmalar, erkeklerin bir kadınla tanıştıktan sonraki ilk 20 saniye içinde onunla ilgili hatırı sayılır sayıda veri elde ettiklerini ortaya koyuyor. Her erkeğin bu verileri doğru şekilde anlamlandırıp bilinç düzeyine taşıyabildiğini iddia edemeyiz fakat genel olarak karşı cinsin ilişkiye girip girmeme konusunda bizim kadar kararsız olmadığı kesin!



Gizli İşaretleri Buluyorlar



Bir erkeğin eşinden bahsederken; 'Tanışıp, ilk göz göze geldiğimiz anda onunla bir gün evleneceğimi biliyordum' demesi size çılgınca mı geliyor? Yoksa o erkeğin iflah olmaz bir Romantik olduğunu mu düşünüyorsunuz? Erkekler; karşılarındaki kadın hakkında ipucu sayılabilecek işaretleri çok çabuk okuyor ve değerlendiriyorlar. Yani biz kendimizi istediğimiz gibi göstermeyi başardığımızı sanırken, aslında çok büyük ölçüde ele veriyoruz. Karşı cinsin tanışma anında ve sonraki 20 saniye içinde hakkınızda ne gibi bilgiler edindiğini ve bunları nasıl yorumladığını öğrenmeye hazır mısınız?



1- Kendinize Ne Kadar Güvendiğinizi: Bir kadının başını ve vücudunu dik tutması, tanıştırıldıkları anda karşısındaki erkekle göz teması kurması ve elini sıkıca kavrayarak sıkması, o kadının kendine güvendiğini ve karşı cinsle iletişim kurma konusunda sıkıntı yaşamadığını gösteriyor. Aksi ise erkeğe o kadının çekingen, mesafeli, hatta asosyal olabileceğini düşündürüyor. Tabii bazı erkekler kendine güvenen kadınlardan hoşlanırken, bazıları da kapalı kutuyu açmaya çalışmayı cazip bulabiliyorlar. Fakat ilk temasta girişken davranan bir kadın genellikle karşısındaki erkeğe iletişimi sürdürme konusunda da cesaret vermiş oluyor.



2- Sizden Güzel Çocukları Olup Olmayacağını: Nasıl ki kadınlar doğal bir içgüdüyle gelecekteki çocukları için ideal bir baba adayı arıyorlarsa, erkekler de genel görünümümüze bakarak bizden olması muhtemel çocuklarının fiziksel nitelikleri hakkında fikir yürütüyorlar. Tabii bunu birçoğu o tanışma anında durup ciddi ciddi düşünmüyor. Ancak erkeklerin, güzel buldukları kadınlara yönelmelerinin ardında sadece o beğeninin etkisi değil, güzelliğin kuşaktan kuşağa devamı konusundaki umut da yatıyor; her ne kadar hiçbirimiz bunun garantisini veremeyecek olsak da.



3- Ne Kadar Tutkulu Olduğunuzu: Erkekler, yemekle seks arasında doğrudan bir ilişki kuruyor ve şöyle düşünüyorlar: Masada iştahı açık bir kadının, yatakta da iştahı açıktır! Egzotik yemekleri tercih eden kadın, sekste de yaratıcı ve yeni deneyimlere açıktır. Dolayısıyla, eğer bir erkekle yemek yerken tanıştıysanız (Örneğin bir arkadaşınızın arkadaşıysa ve siz masa başındayken ona uğradıysa), sadece size değil önünüzdeki tabağa da bakacağından emin olabilirsiniz!



4- Bağımsız Olup Olmadığınızı: Herkes jean pantolon giyerken sizin üzerinizde uçuk kaçık bir elbise mi var? Rengârenk, kocaman aksesuarlarınızla arkadaşlarınızdan oldukça farklı mı görünüyorsunuz? Bütün bunlar bir erkeğin gözünde sadece tarzınızı değil, aynı zamanda o tarzı dışa vuran bağımsız ruhunuzu da gösteren ayrıntılar. Bir kadının cesur bir giyim tarzı olması, erkekler için o kadının özgürlüğüne sahip çıktığı ve canı ne isterse korkmadan yaptığı anlamına geliyor; tabii söz konusu giyim tarzının sadece iddialı olması değil, aynı zamanda fiziksel özelliklerinize ve karakterinize uyması şartıyla. Çünkü eğer içine kapanık bir kadın özenip kişiliğine oranla fazla iddialı giyinir ve sonra da o giysilerle kendini rahat hissetmezse, bu da erkekler tarafından anında algılanıyor.



5- Ne İş Yaptığınızı: İddia ettiklerine göre kısa ve bakımlı saçlar, genellikle hukuk, Finans, insan kaynakları gibi sektörlerde çalışan kadınlar tarafından tercih ediliyor. Sıra dışı bir saç rengi ve trendy bir model, söz konusu kadının büyük olasılıkla medya, reklâm ya da halkla ilişkiler sektöründe çalışıyor olduğuna işaret ediyor. Arkada toplanıp atkuyruğu yapılmış saçlar mı? Kesinlikle öğretmen ya da doktor! Tabii bu arada bu tahminlerde giysi ve ayakkabıların etkisini de göz ardı etmemek gerek. Örneğin birçok erkek, üst düzey pozisyonda çalışan, kariyer sahibi kadınların daima yüksek topuklu ayakkabı giydikleri tezini reddediyor. Onlara göre aksine, başarısını kanıtlamış, kendinden emin bir kadın rahatlığı daha çok önemsiyor ve ayakkabılarını da buna göre seçiyor.



6- Aranızda Ten Uyumu Olup Olmadığını: Yeni biriyle tanıştığımızda, farkında olmadan önce kokusunu algılarız; parfümünü değil, vücudunun doğal kokusunu. Bir erkek, karşısındaki kadının kokusunu aldıktan sonra o kadınla yatakta ten uyumu olup olmayacağı konusunda da otomatik olarak karar vermiş oluyor. Belki bu karar sonradan ortaya, kadının dış görünüşüne yönelik bir 'Çekici buldum' ya da 'Hayır, pek çekici bulmadım' yorumuyla çıkıyor ama aslında çekicilik kavramını kokulardan başka neyle açıklayabiliriz ki?



7- Sizinle Birlikte Olursa İflas Edip Etmeyeceğini: Erkeklerin modaya ve markalara kadınlar kadar hâkim olmadıkları doğru fakat bir erkeğin üzerinizdekilere bakarak sizin Yaşam düzeyiniz konusunda fikir sahibi olması pek de zor değil. Tabii bu ona aynı zamanda, kendisinin maddi olarak bu standartlarla başka çıkıp çıkamayacağını da gösteriyor. Hoşlanıp hoşlanmamak tamamen ona kalmış!



8- Zor Bir Kadın Olup Olmadığınızı: Diyelim ki kalabalık bir barda tanıştınız ve size bir içki ısmarladı. Siz de rom, pembe guava suyu, soda ve buzla yapılan hoş bir kokteyl istediniz. İşte tam o anda, karşınızdaki erkeğin sizinle ilgili önemli ve kendisini yakından ilgilendiren bir bilgiye ulaştığından emin olabilirsiniz! Siz zor beğenen, standartları yüksek, hatta belki de kaprisli bir kadınsınız. Azla, basit olanla, eldeki imkânlarla yetinmiyorsunuz. Dolayısıyla sizinle beraber olmak onu zorlayabilir. Tavsiyemiz şu! Tanışma anında beyaz şarapla yetinin ve lezzetli kokteylleri daha sonraya saklayın.



9- Ne Kadar İyimser Olup olmadığınızı: Erkekler, kadının tanışma anındaki yüz ifadesine bakarak onun hayat karşısında iyimserliğini koruyan biri olup olmadığını hemen anlıyorlar. Her an bir felaketle karşılaşmayı bekliyormuşçasına çatık kaşlar, endişe içinde kemirilen dudaklar ya da sinir içinde kenarları yenmiş tırnaklar onlar açısından ilişki bağlamında hayra alamet değil. Çünkü yaşama sevinci yüksek kadınlarla birlikte olmaktan hoşlanıyorlar.



10- İkinci Buluşmadan Sonra Evine Taşınmayı Talep Edip Etmeyeceğinizi: Bir erkeğin sizi ilk görüşü arkadaşlarınızla koyu bir sohbete dalmış, kahkahalar atarken olursa, anlıyor ki kendinize ait bir sosyal çevreniz, hayatınız var. Bu da onu rahatlatıyor. Çünkü hiçbir erkek birlikte olduğu kadının tamamen kendine bağımlı olmasından, hayatına direkt ortak olmaya çalışmasından, 24 saatini onunla birlikte geçirmek istemesinden hoşlanmıyor.



11- Dram Yaratmaya Meraklı Olup Olmadığınızı: Eğer onun; 'İşini seviyor musun?' sorusu karşısındaki cevabınız sizi bir pembe dizinin acılar içindeki kahramanı gibi gösteriyorsa, söze ofiste katlandığınız eziyetleri ve uzun çalışma saatlerinizi anlatmakla başlıyorsanız, karşınızdaki erkeğin kafasında şüphe yaratacağınızdan emin olabilirsiniz. Erkekler hayatı önlerine geldiği gibi kabul etmekten yanadır ve kesinlikle dırdırdan hoşlanmazlar. Drama meraklı bir kadın olduğunuz hissine kapılırsa, bu onda ilişkide de en küçük vesileyle olay çıkaracağınız ve kendisinden çektiğinizi eziyetleri de aynı şekilde bir başkasına anlatacağınız izlenimini yaratır.



12- Ondan Etkilenip Etkilenmediğinizi: Bir erkek, bir kadınla tanıştıktan sonraki ilk 20 saniye içinde onun kendisinden etkilenip etkilenmediğini anlıyor. İstediğiniz kadar cool davranın, istediğiniz kadar ilgisiz görünün, tanışma seremonileri konusunda istediğiniz kadar tecrübeli olun, karşı cins beden dilini okumayı bilen biriyse hislerinizi anında çözüyor. Elde ettiği sonuca göre, sizi ya daha yakından tanımaya karar veriyor ya da uzaklaşıyor. Kısacası ilgisizlik karşısında zaman kaybetmek istemiyorlar.


AŞKIN ÖMRÜ 20 SANİYE

Wednesday, December 23, 2009

Mektuplarla örülmüş bir aşk romanı

İSTANBUL - Franz Kafka, Prag’da bir dost meclisinde tanıştığı gazeteci Milena Jesenská’dan öykülerini Çekçe’ye çevirmesini ister. Kafka ile Milena’nın yollarını kesişmesine neden olan bu dilek, bir ilişkinin başlangıcı, Milena’ya Mektuplar başlığı altında toplanan bu yazışmalarsa kısıtlı bir iletişimin tek aracı olacaktır.
Milena’ya Mektuplar eşi benzeri olmayan bir kitap, mektuplara örülmüş bir Aşk romanıdır.
Mektuplarla örülmüş bir aşk romanı

Monday, December 14, 2009

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica


Mardinli İbrahim ve Colorado'lu Jessica'nın aşkını anlatan film, Kürt açılımı ve Amerika'nın Ortadoğu politikasına da göndermelerle dolu.
“Ay Lav Yu” ne anlatıyor?- Film, Güneydoğu’daki Tinne adlı köyde geçiyor. Tinne, Kürtçe’de “yok” demek. Köyü köy yapma derdinde olan Yusuf Ağa, devlete durmadan mektup yazıyor, “gelin, bizi görün” diyor. Köye bir gün İbrahim çıkageliyor. İbrahim bebekken bir Fakülte avlusuna bırakılmış ve bir Süryani papazı tarafından büyütülmüş, okuyup, adam olmuş.
Tinne’nin umudu olan ıbrahim köye geliyor ve Jessica adlı Amerikalı kıza aşık olduğunu söylüyor. Sonrasında iki kültür arasındaki çatışma ve o çatışmanın getirdiği Komik olaylar başlıyor.
“Ay Lav Yu”, tek bir cümleyle özetlersek, ne diyor?- Colorado’lu bir anne ile Kürt bir anne arasında hiçbir fark yoktur diyor. Aşk aşktır ve her yerde yazıldığı gibi okunur diyor. Başında siyasiler olmayınca, insan insana kalınca doğu ve batı birbirini sever diyor.
BÜYÜK ŞEHİRDE AYDIN OLMAK KOLAY İŞ
“Ay Lav Yu”, Kürt açılımını destekleyen bir Film mi?- Evet, kesinlikle. Ama Kürt açılımı politikasının altında ne olduğunu henüz kimse bilmiyor. Barıştan yana bir şeyse eğer, körükle üzerine gidiyor bu film. Ben bunu aydın olmanın gerekliliği olarak da görüyorum. Büyük şehirde, lüks lambalar, binlerce avizenin altında aydın olmak rahat iştir. Zaten her taraf aydınlıktır. Önemli olan hâlâ aydınlanamayan o karanlık yerlere ışığı götürebilmektir.
Film ne kadar demokratik? - Filmin en önemli özelliği, son derece demokratik olması. Hatta Amerika’yı bile eleştirdiği oluyor. Özellikle de George Bush’u.
Bush’u nasıl eleştirdin?- Bush, savaşmanın vatan sevgisi olduğunu düşünüyor. Vatan sevgisi için Irak’a saldırdığını söylüyor. Biz de hiçbir sevginin, birinin ölümü üzerine kurulamayacağını söylüyoruz.
15’İME KADAR ADIMI SÖYLEMEYE KORKTUM
Neden Kürt erkeği ve Amerikan kızı arasındaki aşk?- Evrensel olmak adına. Kürtler ve Amerikalılar üzerinden genel bir barış göndermesi yapmak istedim. Aşkta, ırkın önemi yoktur çünkü.
Ciddi mesajlar veren bir filmin Komedi olması nasıl algılanacak?- Cümlesi olan komedi, Dünyanın en güçlü silahıdır. Antik Yunan’dan bu yana iktidara muhalefet etmeye sadece soytarılar cesaret edebildi.
Ama bir sürü insanın da başı gitti. Hacivat ve Karagöz mesela...- Bu yolda başımız gidecekse gitsin. Gülerek ölelim.
Var mı endişelerin?- Rahatsız olan muhakkak olur, olsun da isterim zaten. Benim bakış açımdan bakarsak olaya, ben 15 yaşıma kadar, kürtçe olduğu için ismimi söyleyemedim. Kürtçe yasaktı o zaman. Sorduklarında Arapça, Farsça deyip geçiştiriyordum. Bu ülkede özgürlükler adına pek çok şey için geç kalındı.
Senaryoyu yazdığında Kürt açılımı gündemde miydi?- Bu senaryoyu 2004’te yazdım. Açılım yoktu o zaman ama benim ailemde 30 yıldır Kürt açılımı var. Güneydoğu’da yaşayan bütün aileler, “Biz de dilimizi konuşabilsek, çocuğumuza özgürce isim koyabilsek” demiştir. Niye özgürlüklerimizi kısıtlıyorlar, anlayamıyorum.
Filmin Kürtler’le ilgili eleştirileri var mı?- Evet. Çünkü Güneydoğu’da açılımı desteklemeyenler var. Çünkü açılım olunca barış olacak, savaştan beslenenler aç kalacak. Suç bir sektördür. Dünyada bu kadar suç olmasaydı, hukukçular, polisler aç kalırdı. Suçtan beslenen bir dünya üzerinde yaşıyoruz.
SEVİŞME SAHNEMİZDE YASTIK KULLANMADIK
Basında öpüşme sahneleri ‘8 saat rekoru’yla ön plana çıktı...- 8 saat boyunca nefes almadan öpüşmedik tabii. Gerçekten o günkü çekim 8 saatten uzun sürdü. Çift kamera çektim ben filmi. Web cam’ler kullandım. Bunlar çok teknolojik aletler ama doğaya o kadar direnemiyorlar. Saatlerce kameralarım bozuldu, patladı. Buzhane gibi bir mağara vardı, oraya sokup dinlendirdik kameraları. Bu nedenle belki 15-20 kere tekrarlayıp, sürekli öpüştük. Ve her öpüşmemizde makyajla uğraştım. Yaşımı indirmek için sakalımı siyaha boyamıştım çünkü.
Çok yaşlısın ya! - İbrahim 30 yaşında, ben 35 o yüzden. O sahnelerde aramıza yastık falan koymadık! (Gülüyor) Zaten pantolonumuz vardı üstümüzde. Dişlerimizi de fırçaladık.
Film duyurularının bu tip sahnelerle olmasına ne diyorsun?- Çok doğal... Herkes sevişen ya da kavga eden iki insana bakar. Ve bütün dramalar da, Haber programları da bunun üzerine kuruludur. şurada normal yürüyen insana bakmazsın, öpüşen bir çifte bakarsın ama.
KADIN GÖZÜ MOR GELDİ MEĞER KOCASI DÖVMÜŞ
Çekimleri anlatsana biraz...- Çok zorlandım. 96 saat uyumadığımı bilirim. ıki kez hastaneye kaldırıldım. Sakinleştiricilerle ayakta kaldım.
Kim üzdü seni o kadar?- Köylüler mahvetti beni. Genel planı çekiyorum, yakın plana geçmeden önce yemek arası veriyoruz mesela. Bir bakıyorum kadının gözü mor, kocası dövmüş filmde oynadı diye. Adama “amca lafını söyle” diyorum, “önce dişimi yaptır” diyor.
Nerede bu köy?- Midyat’a çok yakın olan bir Batman köyü. Adı Derikfan.
Orada gala yaparsın herhalde?- Midyat’ta salonlara bakmam lazım ama Mardin’de yapacağım.
Filmin Amerikalı oyuncusu Steven Guttengerg, “Ay Lav Yu’nun Oscar’da şansı büyük olur” diyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?- Bu, Amerika’nın ilgisini çekecek bir film. 11 Eylül saldırılarına, George Bush’a gönderme var, Usama Bin Ladin var. 11 Eylül’den sonra Amerika ve Ortadoğu’yu bir araya getiren film çıkmadı. Bu açıdan ilginç. “Ay Lav Yu”, seçilir ve Türkiye adına Oscar’da yarışırsa, şansı büyük olur.
TERÖRÜ ANLATAN BİR FİLM ÇEKECEĞİM
Az önce “Nefes filmi çok sahici ama keşke öbür tarafı biraz daha anlatsaydı, daha cesur olsaydı” dedin... - Bir gün örgüt filmi yapacağım. Bu, IRA ya da El Kaide olmaz. Ama bir örgüt üzerine bir şey yapmak istiyorum. Terörizmi insanın aklı almıyor. Adolf Hitler’i de merak etmişimdir hep. O intihar ettiğinde ardından 2 milyon Alman kafasına sıktı. Bu nasıl bir ikna yolu ve etkileşim, bir gün araştırmak istiyorum.
CAHİT BERKAY’I AĞACA ÇIKARTTIM
Filminde Kürt ozanlardan, yani dengbejlerden oluşan bir koro varmış. Filmi onlar mı anlatıyor?- Dengbejler, bir Türk filminde benim bildiğim kadarıyla ilk defa kullanıldı. Güneydoğu’da sesi güzel olan insanlar ellerine tefe benzer bir çalgı olan erbanileri alıp, kendileri bir melodi uydurarak, bir konu başlığı altında hikayeler anlatır, türküler söylerler. Kürt rap’i gibi bir şey. “Ay Lav Yu”da bunlar dört ayrı yerde kameraya bakarak filmi anlatıyor. “Kâr etmez ah binse de küplere, Mr. and Mrs. Brown go to Tinne” diye bir şarkıları var. Dengbejleri Mazlum Çimen, Cahit Berkay ve Cem Yıldız oynadı. Cem Yıldız aynı zamanda filmin müziklerini yaptı. Cahit Berkay’ı ağaca bile çıkarttı, bel ağrısı çekti günlerce. Kamyonun kasasına, tanka bindirdim...

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica

Saturday, December 12, 2009

Bu soru ikisini de dağıttı


KIVANÇ TATLITUĞ-AZRA AKIN FOTOĞRAFLARI
İŞTE DEDİKODULARA NEDEN OLAN FOTOĞRAFLAR
Bu sırada bir gazetecinin Akın’a “Kıvanç Tatlıtuğ ile Songül Öden hakkındaki Aşk haberlerine ne diyorsunuz?” diye sorması bir anda ortamı gerdi.




Bu soru ikisini de dağıttı

Adrenalin tutkumu frenledim


BURCU GÜNEŞ FOTOĞRAFLARI
* Ne zamandan beri kayıyorsunuz? - 6-7 yaşından beri... O zamanlar dört tekerlekli patenler vardı, onlarla kayıyordum. Sonra kısa bir ara verdim ama geçenlerde yeniden heveslendim ve başladım. * Bisiklet ne zaman hayatınıza girdi? - İlk bisikletim, babamın bisikletiydi. Hani eskiden büyük vitesli, koç boynuzu gibi gidonu olan yarış bisikletleri olurdu ya, işte onlardandı. 8-9 yaşlarındayken sürüyordum babamın bisikletini. Bacak boyum uzun olduğu için pedallara yetişebiliyordum ama tam bir tur çeviremiyordum. Tam ortada dengeleyip sürekli yarım daireler şeklinde çevirerek sürüyordum. * Neredeydi bu mahalle?- İzmir-Şirinevler’de. * Eskiden bisiklet her evde vardı ama paten kolay bulunmazdı. Genelde de yurtdışından getirilirdi. Siz nasıl edinmiştiniz? - Çok doğru. Bizim mahallemizde annesi-babası Almanya’da çalışan Sabriye ve Serap vardı. Babannesi ve dedesiyle kalıyorlardı. Yılda iki sefer anneleri geldiğinde hep onlara valizler dolusu hediyeler getirirlerdi. Pateni ilk onlarda gördüm ve doğal olarak ben de istedim. Bulup buluşturuldu, bana da alındı.* Anneniz nasıl karşılıyordu böyle tehlikeli oyuncaklara olan hevesinizi?- Ben 6-7 yaşlarındayken annemler tam boşanma sürecindeydi, dolayısıyla bu tür gelişmeleri pek fark edemediler. Ama düşmemden çok korkarlardı tabii... Bir de o zamanlar şimdiki gibi koruma dizlikleri, kask gibi aksesuvarlar yoktu. Ben de sürekli düşüp kolumu, dizimi parçalıyordum. En sonunda babaannem, küçük yastıkları tülbentlerle koluma ve arkama bağlamak suretiyle bir çözüm üretmişti.ADRENALİN TUTKUMU FRENLİYORUM* Az önce kısa bir ara verdim dediniz patene, ne zaman ara verdiniz ve tekrar nasıl başladınız?- 17-18 yaşındayken, İzmir’e annemin yanına gittiğimde kaymıştım en son. Geçen yaz da o çocukluğumdaki heves yeniden geldi ve tekrar başladım. * Unutmuş musunuz kaymayı?- Unutmamışım ama ara vermemden ötürü biraz daha alışmam gerek. Bir de ben çok fazla atlayıp zıplama taraftarı değilim. şimdi İstanbul-Anadolu yakasında bir grubum var, onlarla buluşup kayıyoruz. * Adrenalin tutkunu musunuz?- Olabilirim ama bu duygumu frenlemeye çalışıyorum. Çünkü işim icabı yaralanıp berelenmek istemiyorum. Sonuçta bacaklarınız ciddi şekilde yaralanabilir, morarabilir. * Peki yaşlanınca ne yapacaksınız, estetik mi olacaksınız?- Ben yüz yogası yapıyorum. Sağlıklı beslenip, her gün düzenli olarak sporumu yapıyorum. Çok nadir olarak içtiğim bir purom var, içkiyi de aynı şekilde çok nadir tüketiyorum. Bu yüzden de doğal güzelliğimi 50 yaşıma kadar koruyacağımı düşünüyorum.* Gelecekle ilgili ne gibi hayalleriniz var?- Grammy hayalim var. Hayaller söz konusu olunca insanların kendilerini sınırlandırdıklarını düşünüyorum. BU YAŞADIĞIM Aşk HİÇ BİTMEYECEK* Babanız müzisyen ama bazı çocuklarda bu durum ters tepebiliyor, onları müzikten uzaklaştırabiliyor. Sizin evde nasıldı durum?- Müzisyen bir babanın kızı olarak, onun yaşadığı ortamı sevdim. Bende ters tepen şey, alkol olayı ve ailevi hayatın etkilenmesiydi. Gerçi rahmetli oldu, onun hakkında kötü bir şey söylemek istemem ama annemle ayrılmalarına sebep, babamın hızlı yaşamasıydı. * Aile hayatı ile Müzik bir arada olmuyor mu? Siz aile kurmayı düşünmüyor musunuz?- Olur, niye düşünmeyeyim ki? en büyük hayallerimden biri aile kurmak ve anne olmak. * Doğru insanı mı bekliyorsunuz?- Doğru birini beklemiyordum ama bir gün hayatıma böyle birinin gireceğine inanıyordum.* Girdi mi böyle biri hayatınıza peki?- Evet. şu anda onunla birlikteyim, her gün birbirimize yeniden aşık oluyoruz.* “Aşk biter” derler... - Hayır, aşk bitmeyecek. * Biraz iddialı olmadı mı bu söylediğiniz - Gerçekten öyle düşünüyorum. * Bugüne kadar hiç aşık oldunuz mu? - Oldum, evet. * Peki, bitmedi mi?- Ama ben, evleneceğim adamla karşılaşırsam bunu hemen hissedeceğime inanıyordum. * Şimdiki sevgilinizi gördüğünüzde bunu hissettiniz mi yani?- Hissettim. Aynı şekilde o da hissetti ve bu yönde ilerliyor
EVLENEBİLECEĞİM ADAMI BULDUM
*Evlilik ne zaman?- Bilmiyoruz, şu anda birbirimizi yaşıyoruz. Zaten daha dört ay oldu. Çok güzel giden bir ilişkim var ve aile kurabileceğim doğru bir insan bulduğuma inanıyorum. Hislerim beni hiçbir zaman yanıltmaz. Bir de annelerin hisleri yanıltmıyor. * Anneniz ne dedi bu ilişki için?- Onayladı. ılk olarak resmini gördü ve o zaman bile çok güzel şeyler söyledi.
Adrenalin tutkumu frenledim

Tuesday, December 8, 2009

2’nci Halit darbesi

Sevgilisi Atakan “Sen Halit’i unutamadın” deyip Gizem Soysaldı’dan ayrıldı
Rüya gibi bir düğünle evlendiği Halit Ergenç’ten 1 yıl sonra ayrılan Gizem Soysaldı, bir süre sonra Kavak Yelleri’ dizisinde Atakan rolünü oynayan Cemil Büyükdöğerli ile Aşk yaşamaya başlamıştı. Mutlu bir beraberlik sürdüren Gizem Soysaldı, gelecekle ilgili ciddi planlar yaparken bir kez daha terk edildi. Cemil Büyükdöğerli, sevgilisi Gizem Soysaldı’nın verdiği tüm röportajlarda Halit Ergenç’ten bahsetmesi üzerine “Sen Halit’i unutamadın” diyerek ayrılmaya karar verdi. Soysaldı, bu karar üzerine her ne kadar genç sevgilisini razı etmeye çalışsa da Büyükdöğerli geri adım atmadı. Gizem Soysaldı’nın bu ayrılığa çok üzüldüğü ve kendini evine kapattığı konuşuluyor.
2’nci Halit darbesi