Showing posts with label Latin. Show all posts
Showing posts with label Latin. Show all posts

Thursday, December 31, 2009

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi


Bağımsız araştırma ve danışma şirketi Oxford Analytica tarafından yayımlanan bir çalışma, Latin Amerika'daki liderlerin küresel kriz süresince gösterdikleri yönetimin popülerliklerini artırdığı gösterdi. Kurum, bu dönemde bölge ülkelerinde demokrasiye olan güvenin de arttığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler Karayipler ve Latin Amerika Ekonomik Komisyonu (ECLAC) tarafından yayımlanan son raporda da, bölgede altı yıl aralıksız görülen büyümenin ardından, 2009 yılında bölgenin GSYİH'sının yüzde 1.8 oranında küçüldüğü ancak bunun yaşanan krizin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda çok önemli bir oran olmadığına işaret edildi.

Rapor, aynı dönemde bölgedeki işsizliğin yüzde 8.3 seviyesine çıktığını ancak bunun 2006 yılındaki düzeyinden daha düşük olduğunu da gösterdi. ECLAC, 2009'un ikinci yarısında bölgede görülen ekonomik toparlanmanın da beklenenden daha yüksek geldiğini hatırlattı ve 2010 yılında yüzde 4.1 oranında büyüme beklentisi öngördü.

HÜKÜMETLERİ GÜÇLENDİRDİ
Latin Amerika'nın beklenenden daha iyi bir performans yakaladığını gösteren bu veriler, aynı zamanda politik açıdan bölgedeki hükümetlerin konumunu güçlendirdi ve demokrasiye olan güvenin pekişmesini sağladı.

Şilili araştırma şirketi Latinobarometro tarafından yapılan yıllık kamuoyu yoklaması bu düşünceleri gösteren önemli sonuçlar ortaya koydu.

Bu araştırmaya göre, ülkeler arasında farlılıklar görülse de katılımcıların yüzde 36'sı ülkelerinin küresel krize rağmen ilerleme kaydettiğini düşünüyor. Bu oran 2008 yılında yüzde 33 seviyesinde bulunuyordu.

EKONOMİK KRİZ İYİ YÖNETİLDİ
Kriz döneminde Latin ülkelerinin hükümetlerinin, önceden yaşanan kriz dönemlerine kıyasla daha iyi makro ekonomik ve mali yönetim politikaları uygulaması, bu olası kötü etkileri azalttı ve bu da halkın bakış açısının değişmesi sonucunu doğurdu.

Latinobarometro araştırması bölgede yaşayanların yüzde 48'inin hükümetlerinin krize karşı verdiği tepkileri olumlu bulduğunu gösterdi. Bu da bölgedeki liderlerin popülerliğinin artması sonucunu doğurdu.

Bölgede 2009 yılında yapılan seçimlerde de bu sonuçların yansıması görüldü. Yapılan altı başkanlık seçiminin üçünü hali hazırda görevi sürdürenler kazanırken, diğer üç değişikliğin ise ekonomik nedenlerden çok siyasi sebeplerinin olduğu görüldü.

Sonuçların ortaya koyduğu bir diğer önemli gelişme de bölgede yaşayanların demokrasiye olan inancının pekişmesi oldu. Latinobarometro araştırmasına katılanların yüzde 59 gibi büyük bir oranı demokrasiyi en çok tercih ettikleri yönetim şekli olarak tanımladı.

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi

Saturday, December 19, 2009

ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak


ABD Nüfus İdaresi tarafından yayınlanan tahmin, 2050 yılına gelindiğinde ABD’nin hem işgücü hem de beyaz nüfus olarak büyük azalma göstereceğini ortaya koydu.
Bu tahmin, ABD’deki beyaz azınlık nüfusun öngörülenden sekiz sene önce, 2042 senesinde göçmen nüfusların artışı ile azınlık durumuna düşeceğini gösterdi.
Buna göre, Hispanik (İspanya ve Latin Amerika kökenli) kökenli olmayanlar ve tek ırka dayanan beyazlar dışında kalan nüfus olarak tanımlanan azınlıklar, bugün yüzde 34’ünü oluşturdukları Amerikan nüfusunun 2050 yılında yüzde 54’ünü oluşturacak.
Verilen rakamlara göre, ABD’de baskın olan beyaz nüfus her sektörde azınlıklara karşı geri kalmaya başlayacağının sinyalleri de verildi.
2023 YILI DÖNÜM NOKTASI
Bloomberg tarafından yayımlanan bir Haber analizde de bu rakamlara dikkat çekildi. Bloomberg, çocuk doğum, ölüm ve göç oranlarına dayanılarak yapılan hesaplamalar sonucunda, 2050 yılında 439 milyon olacak ABD nüfusunun 235.7 milyonluk kısmını azınlıkların oluşturacağını, 2023 yılına gelindiğinde tüm ABD'li çocuklarının yarısından fazlasının etnik gruplardan geleceğini belirtti. Analizde, Hispanik kökenli olmayan ve tek ırka (kökene) dayanan beyazların 2008’de 199.8 milyon olan nüfuslarının 2005’de sadece 203.3 milyona ulaşacağı, diğer yandan Hispanik nüfusun 46.7 milyondan neredeyse üç katına çıkarak 132.8 milyona çıkacağı belirtildi. Bu artışla hispanik nüfusunun yüzde 15 olan nüfus içindeki ağırlığının 42 senede yüzde 30’a varacağına dikkat çekildi.
ÜLKEDE YENİ BAKIŞ AÇISI DOĞURACAK
Analistler yaşanan değişimler ile ABD’yi sosyal ve ekonomik alanda temsil eden nüfusta büyük değişimler olabileceğini; sadece kültür değil, Politika, sanat ve Spor alanlarında ülkenin yepyeni bakış açılarına kapı açabileceğini öne sürüyor.
Analizde siyahi nüfusta da yüzde 15’lik bir artış ile nüfus içinde yüzde 29 pay elde edeceği, 2008’de 41.1 milyon olan siyahi nüfusun 2050’de 65.7 milyona ulaşacağı da belirtildi. Hispanik ve siyahi nüfus gibi büyük bir artış gösterecek olan Asya kökenli nüfusun ise 15.5 milyondan 40.6 milyona çıkarak, nüfus içindeki yüzde 5.1’lik oranını yüzde 9.2’ye çıkaracağı ifade edildi.
ABD nüfus idaresinin yayınladığı raporda azınlık nüfusun artacağı sürede ABD’de işgücünü oluşturan nüfusun azalacağı ve 2008’de yüzde 63 olan 18-64 yaş arası nüfusun 2050’de yüzde 57’ye ineceği tahmin edildi.
Uzmanlar, iş gücünün dışında kalacak olan beyaz nüfusun daha fazla olacağını ve azınlıkların Ekonomi ve sanayi alanlarında daha fazla ön plana çıkmaya başlayacağını öngördü.
YAŞLI NÜFUS ARTACAK
Yayınlanan raporda, 2030 tarihi itibari ile, bebek patlaması neslinin emeklilik yaşına erişeceği ve her beş Amerikalıdan birinin 65 yaş ve üzeri olacağına dikkat çekildi.
Bugün 38.7 milyon olan 65 yaş ve üstü nüfusun, 2050 yılında 88.5 milyona ulaşması beklenirken, bu rakamın 19 milyonluk kısmının bugün 5.4 milyon kişinin oluşturduğu 85 yaş ve üzeri kişileri kapsayacağı belirtildi.
Bu bilgiler eşliğinde, ABD’de beyaz nüfus hem yaşlanacak, hem de artışı yavaşlayacak. 2042 yılından itibaren ise Latin Amerika, Asya ve Afrika kökenli Amerikalılar ABD’nin her alanda baskın olan yüzü haline gelecek.
ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak

Wednesday, December 16, 2009

Normal doğum mu, sezaryen mi?

İSTANBUL - Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir, doğum şekilleri ve bu konuda son kararı kimin vermesi gerektiği hakkında bilgi verdi.
DOĞUM ŞEKLİ KONUSUNDAKİ SON KARARI KİM VERMELİ?Gebelik süresince anne adaylarını en çok endişelendiren ve kafalarını en çok karıştıran durum, doğumun ne şekilde gerçekleşeceği konusudur. Özellikle günümüzde anne adaylarının internet gibi platformlarda çok daha fazla bilgiye kolayca ulaşabilmesi, bu soruyu cevaplanması daha da zor bir duruma sokmaktadır. Ancak bu bilgi yoğunluğunda en önemli konu, yeterli ve doğru bilgiye ulaşabilmektir. Her iki doğum şeklinin de kendi içerisinde artı ve eksileri bulunmaktadır. Öncelikle tamamen fizyolojik bir yol olan normal doğum tercih edilmeli, ancak tıbbi açıdan mutlaka hasta bazında bu artı ve eksiler de değerlendirilmelidir.
Konuyla ilgili günümüzde ülkemizde yasal bir düzenleme yoktur. Bu yüzden biz kadın doğum hekimlerine düşen görev, hastada hangi doğum yönteminin tıbben en uygun olacağının belirlenmesi, hastaya kendisi ve bebeği için getirdiği faydaların ve risklerin anlatılması, en sonda da karar verilmesidir.
ANNE SEZARYEN İSTİYORSA...Doktor normal doğuma karar verdi ancak anne adayı sezaryen istiyorsa, Doktor ne yapmalı? Alında bu durum son yıllarda tüm dünyada tartışılan bir konudur. Elektif sezaryen, yani hiç bir tıbbi gereklilik olmadığı halde anne isteğine bağlı olarak gerçekleştirilen sezaryen… Eğer bebek ya da anne sağlığı açısından sezaryen olmayı gerektirecek bir durum yoksa, tüm tıbbi bilgilerimiz doğumu fizyolojik yoldan, yani normal yolla yapılması gerektiğini öngörür. Fakat günümüzde anne adaylarının ağrı çekmekten korkmaları, daha konforlu olduğunu düşünmeleri, doğumun zamanının önceden planlanabilmesi gibi nedenlerden dolayı sezaryen ile doğumu tercih ettiklerini görmekteyiz.
Bu konuyla ilgili olarak İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde doktorlara anket şeklinde soru yöneltilerek yapılan çalışmalarda kadın doğum hekimlerinin çoğunun anne isteğine bağlı sezaryen yapmaya sıcak baktıkları bildirilmiştir. Bu durum ülkemizde de farklı değildir ve hatta sezaryen oranlarının artmasındaki en büyük nedenlerden biridir.
Anne veya bebeği tehlikeye sokacak bir durum olmadığı zaman öncelikle normal doğum önerilmelidir. ‘Normal doğum mu, sezaryen mi?’ sorusu, hem Bilim camiasında hem de medyada bugüne kadar en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Öncelikle sağlıklı bir anne ve yenidoğan bebeği hedefleyen kadın doğum hekiminin mesleki sorumluluğu,bilgisi ve tecrübeleri doğrultusunda doğumun en uygun ne şekilde gerçekleşeceğine karar vermeli, bunu artı – eksileriyle, hasta ve hasta yakınlarına aktarmalıdır. Sonuç olarak sezaryen, cerrahi bir operasyondur ve gereksiz yere yapılmasının getireceği dezavantajların hastaya anlatılarak karar verilmesi gerekir.
DÜNYADA SON DURUM1970’li yıllardan önce sezaryen oranının dünya çapında yüzde 3-5 arasında iken bugün ortalama yüzde 20 civarındadır. Rakamlar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Örneğin İtalya’da bugün sezaryen oranı yüzde 35 civarında iken en yüksek sezaryen oranları Arjantin, Brezilya ve diğer Latin Amerika ülkelerinde olmakta, en düşük oranlar ise Afrika ülkelerindedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bu oran yüzde 24-25’lere kadar çıkmışken sezaryen oranlarını azaltmayı hedefleyen programların uygulanmaya başlamasıyla yüzde 20’lere kadar düşürülmüştür. ABD ve Avrupa ülkelerinde sezaryen ile doğum oranlarının daha düşük olmasında, uygulanan programların etkisi bulunmaktadır.
Normal doğum mu, sezaryen mi?