Showing posts with label Çin. Show all posts
Showing posts with label Çin. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Japon otomobillerine nazar değdi

Dünyanın Otomotiv devi Amerikan GM'den geçen yıl satış liderliğini devralan Japon Toyota'nın başı, geri çağrılan araçlar nedeniyle fena halde dertte. Geçen hafta Toyota, ABD'de 6 milyona ulaşan geri çağırmalar yaptıktan sonra bu sorun Avrupa ve Çin'e de sıçramıştı. Toyota, Avrupa'da gaz pedalı sorunu nedeniyle geri çağıracağı araç sayısının en fazla 1.8 milyon olabileceğini bildirdi. Bu karardan, üretim tarihleri 2005 şubatına kadar giden AYGO, iQ, Yaris, Auris, Corolla, Verso, Avensis ve RAV4 modellerinin etkileneceği belirtildi. Japonya Ticaret Bakanı Masayuki Noashima, "Durum ciddi. Bu, küresel ekonominin ortaya çıkarabileceği tehlikelere işaret ediyor'' dedi.



HONDA DA GERİ ÇAĞIRIYOR

Diğer Japon Otomobil üreticisi Honda da, dünya genelinde 646 bin adet aracını teknik sorun nedeniyle geri çağıracak. Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya'da satılan Honda'nın Fit ve jazz modellerini kapsayan kararın, pencerelerinin açma ve kapama sisteminde oluşan hata nedeniyle alındığı bildirildi.



TÜRKİYE'DE DURUM BELİRSİZ

Toyota Pazarlama ve Satış A.Ş. geri çağırma kampanyasına ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye'de satılan araçların etkilendiğinin tespiti halinde, araç sahiplerine ulaşılıp işlemlerin hızlı şekilde gerçekleştirileceğini duyurdu. Durumdan etkilenen ülke ve araç sayısı tespit ediliyor.
Japon otomobillerine nazar değdi

2010 da satışa sunulacak 70 yeni model

2009 yılını ekonomik krizlerin gölgesinde ve ÖTV indirimlerinin ışığında, kısaca karmaşık bir halde geride bırakan Türkiye otomotivi, 2010 yılında ucuz Çin otomobillerinden süperspor İtalyanlara kadar pek çok yeniliği karşılamaya hazırlanıyor. Ocak ayında Fiat Punto Evo, Kia Sorento, Volvo C30 ve Opel Astra gibi modellerle start alan şölen, Şubat ayında sadece Türkiye'de üretilip bütün dünyaya ihraç edilecek yeni Fiat Doblo ile sürerken ikinci çeyrekte yeni BMW 5 Serisi, Dacia Duster ve Chery'nin yeni modelleri ön plana çıkıyorlar. Pek çok üreticinin ilk kez ürettiği ya da uzun süredir ara verdiği sınıfl ara dönüşlerini müjdeleyen modellerin geleceği 2010'da, MINI yılın son çeyreğinde tanıtılacak ve muhtemel adı "Crossman" olan Suv'u ve Audi de yeni küçük sınıf temsilcisi A1 ile yılın en önemli ve farklı girişlerinden ikisini gerçekleştirecekler. Firmaların resmi açıklamaları ve kaynaklarımızdan edindiğimiz bilgilerle derlediğimiz 2010 yenilikleri arasında Son Dakika golü olmasını beklediğimiz iki çok önemli modeli yüzde 100 teyit edemediğimiz için sayfalarımıza taşımadık. Peki nedir bu yenilikler? Volkswagen Passat ve Ford Focus! Orta sınıfın ve kompakt sınıfın zirveye oynayan iki temsilcisinin de 2010'un son günlerinde yeni nesilleriyle tanıtılmalarının sürpriz olmayacağını hatırlatmak isteriz. Yenilik sayfalarını incelediğiniz de neredeyse her sınıfta heyecan verici modeller olacağını göreceksiniz. 2010'da heyecan olacağı kesin de satışların ÖTV düzenlemesi yapılmadan ne kadar iyi olacağı; işte bu muamma.



İŞTE 2010'DA SATIŞA SUNULACAK 70 YENİ MODEL
2010’da satışa sunulacak 70 yeni model

Explorer da yeni açık uyarısı

Microsoft yetkilisi Dave Forstrom, Internet Explorer'daki zaafiyet konusunda araştırma yaptıklarını söylerken, bu sistemi kullananlara karşı saldırı konusunda henüz hiçbir bilginin kendilerine ulaşmadığını belirtti.



Firma yöneticileri, IE'de belirlenen yeni açığın, geçen ay ortasında IE'nin 6. versiyonunda görülen ve Çin'de Bilgisayar korsanlarının Google'a karşı faydalandıkları zafiyetten farklı olduğunu belirterek, bu açığın sadece Windows XP işletim sistemi için risk oluşturduğunu kaydettiler.



Microsoft, bu açık konusunda bir internet Güvenlik şirketi tarafından dün Washington'da düzenlenen bir konferansta kanıtlarıyla birlikte uyarıldı.



Milyonlarca Windows XP kullanıcısının internette dolaşırken siber saldırılardan korunmalarını sağlamak amacıyla Microsoft, güvenlik uyarısı bölümünde tıklanması yeterli bir düğme koydu.
Explorer'da yeni açık uyarısı

Wednesday, February 17, 2010

ABD savaş gemileri Hong Kong da

Washington'ın Tayvan'a silah satışı ve Tibet'in ruhani lideri Dalay Lama'yı yarın Beyaz Saray'da kabul etmeyi planlamasıyla ABD ile ilişkileri gerilen Çin'in, Amerikan savaş gemilerinin Hong Kong'a uğramasına izin vermesi, ilişkilerde yumuşama işareti olabileceği şeklinde yorumlandı.



Pekin, yaklaşık iki hafta önce, Washington'ın Tayvan'a silah satışı nedeniyle ABD ile Askeri temasları askıya alacağını açıklamıştı.



USS Nimitz gemisinden yetkililer, 5 bin denizcinin bulunduğu gemilerinin, Afganistan'da savaşan Amerikan askerlerine hava desteği için Umman Denizi'nde 5 ay kaldıktan sonra geldikleri Hong Kong sularında 4 gün demirleyeceklerini bildirdi.



Bazı siyasi uzmanlar, Pekin'in, Amerikan savaş gemilerinin Hong Kong'da limana uğramasına izin vermesini, küresel Ekonomi ve diğer konulardaki işbirliklerine zarar vermemek için iki ülke ilişkilerinin daha fazla bozulmasını istemediği şeklinde değerlendirdi.



Vietnam Savaşı günlerinden itibaren, İngiliz sömürgesi sırasında, restoranları, barları ve dükkanlarıyla Amerikan denizcileri için favori bir uğrak yeri olan Hong Kong, 1997'de Çin yönetimine geçmesinden sonra yine Amerikan gemilerine ev sahipliği yapmayı sürdürdü. Ancak 2007'de Çin, bir Amerikan donanma gemisinin Hong Kong'a uğramasını son dakikada reddetmişti. Bazı uzmanlar, bunun nedeni olarak ABD'nin kısa süre önce Dalay Lama'ya ülkenin en büyük onur ödüllerinden Amerikan Kongresi Altın Madalyasını vermesini göstermişti.
ABD savaş gemileri Hong Kong'da

Sezon, Çin hükümdarlarının pirincini Türkiye de üretecek

ÇİN'DE imparatorluk sarayı için yetiştirilen ancak uzun çalışmalar sonucu İtalya'da kısıtlı miktarda üretilen siyah pirinç Türkiye'de 3.5 - 4 euro fiyatla satışa sunuldu. Gençlere fast food dışında farklı seçenekler olduğunu vurgulamak için siyah pirinç dışında yeni ürünlerin de olacağını belirten Sezon Pirinç Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erdoğan, siyah pirinç üretimine önümüzdeki yıl İpsala'da deneme amaçlı başlayacaklarını açıkladı. Siyah pirincin dünyadaki üretiminin, yıllık bin ton civarında olduğunu ifade eden Erdoğan, alacakları talebe göre ithalat miktarını belirleyeceklerini söyledi.

Sezon, Çin hükümdarlarının pirincini Türkiye'de üretecek

Thursday, December 31, 2009

İran için vakit yaptırım değil, destek vakti


El Cezire Televizyon kanalının internet sitesinde yer alan makalede, Büyük Ayetullah Hüseyin Ali Muntezeri’nin ölümü sonrasında İran’da gelinen noktanın, 1989 yılında Çinli lider Hu Yaobang’ın ölümü ardından Çin’deki muhafazakarlar ile reformcular arasındaki ulusal mücadelede olduğu gibi belirleyici bir değişimin habercisi olabileceğine dikkat çekiliyor.
Makalede İran’ın içine girdiği kritik durumun, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından önceki Doğu Avrupa’nın durumuna benzediğini ifade eden Silverstein, İran’ın parçalanmış ve kaos içindeki durumuna nazaran, 1989 yılında Deng Xiaoping’in yönetimi altındaki Çin hükümetinin daha iyi bir birlik oluşturmayı başardığını, bugün gelinen noktada İran’ın Çin hükümetine kıyasla muhalefet baskısını ortadan kaldırmak konusunda şüphe verici bir görüntü içinde olduğunu belirtiyor.
GÜVENİLİRLİK AZALIYOR Mir Hüseyin Musevi’nin yeğeni Seyid Ali Musevi’nin rejim yanlıları tarafından öldürüldüğünün iddia edilmesi, rejime sadık olanların bile tutumlarını kaybetmeye başladıklarının bir göstergesi.
Bu tür çılgınca hareketler, sözde gücü elinde bulunduranların geride kalan az sayıdaki taraftarlarını bile bir tiksinti içinde kendilerinden uzaklaştırabilir. Hükümetin “cesedi” çalması ve ailesini yas tutmaması konusunda uyarması vahşetin ötesinde bir tavır olarak, bu iğrenç eylemi gerçekleştirenlerin üzerindeki utancı arttıran bir davranış.
Normal koşullarda en ufak bir şiddet hareketine izin verilmeyen Aşure gününde eylemcilere sert tepkiler gösterilmesi rejimin kontrolden çıktığını gösteriyor.
Silverstein, reformcu eylemcilerin attıkları sloganların aynı anda iki amaca hizmet ettiğini belirtiyor. Bir yandan halihazırdaki hükümet İmam Hüseyin'i şehid eden Yezid'e benzetilerek iki dönem arasında benzerlik kuruluyor, diğer yandan da dini referanslarla hükümetin dini kendi tekeline alması engellenmeye çalışılıyor.
Ayrıca muhalefet taraftarları şu ana kadar rejimi yıkmayı başaramamış olsalar bile, böyle taktiklere başvurmaları iktidar ve meşruiyeti ellerinde tutanların kredibilitesini zayıflatmakta her gün daha çok geliştiklerine işaret ediyor.
TEHDİTLER İÇİN VAKİT YOK Silverstein, ABD’nin ve Batılı müttefiklerinin yaşanan süreçte İran’a karşı yaptırım uygulamasının saçma olacağının altını çizerek bu dengesizlik ortamında rejimin yaptırımları kendi çıkarına kullanabileceğini belirtiyor.
Yazar, ABD’nin göstereceği tepkinin insan haklarının desteklenmesi ve yaşanan ihlallerin kınanmasından öteye gitmemesi gerektiğini ifade ederken, ABD’nin İran’ın Nükleer programına karşı yaptırımlar, hatta silah gücü kullanımına gidilmesi halinde rakiplerine koz vereceğini ve desteğini azaltacağını vurguluyor. Silverstein İsrail hükümetinde ve ABD’nin yeni muhafazakârları arasında İran’daki radikal liderler ile reformcular arasındaki farkı göremeyenler olduğunu belirtiyor.
Bu kişilerin İran’daki taraflardan birini desteklemek adına bir ayrım yapmaları veya politik ayarlamaya gitmelerinin aptalca olacağını ifade eden yazar ülkedeki durumun çok yanlış bir yöne gittiğini ve her halükarda çok büyük bir gayret ile durdurulması gerektiğini savunuyor.
Hem İran'ın hem de ABD'nin çıkarları için dikkatli olunması gerekiyor.
İran için vakit yaptırım değil, destek vakti

2009 gelişmekte olan ülkelerin yılı oldu


Piyasalardaki algının değişmesiyle gelişmekte olan ülkelere odaklanan yatırım fonlarına ilgisi artan yatırımcılar, bu yıl bu fonlara 80.3 milyar dolar yatırdı. Ekonomik araştırmalar yürüten EPFR Global şirketinin rakamlarını inceleyen Financial Times (FT) gazetesi, yapılan bu yatırımın, verilerin toplanmaya başladığı 1997 yılından beri görülen en yüksek miktar olduğunun altını çizdi.

Aynı kurumun raporuna göre, yatırımcıların gelişmekte olan ülkelere fonlar aracılığı ile aktardığı kaynak 49.5 milyar dolar oldu.

Finans sektörüne yönelik araştırmalar yapan RBC Capital Markets kurumunun gelişmekte olan piyasalarda sorumlu strateji uzmanı Nigel Rendell, “2008’in sonunda büyük sıkıntılar yaşayan ve birçoğu batma tehlikesi yaşayan gelişmekte olan ekonomiler için bu oldukça önemli bir gelişme” değerlendirmesini yaptı.

BRIC ÜLKELERİ ÖNE ÇIKTI
Gelişmekte olan ülkelere yönelik ilgi bu şekilde artarken, dört büyük gelişmekte olan ülkenin oluşturduğu BRIC grubu yine aslan payını aldı. FT, BRIC ülkelerinin toplam yatırımın 60 milyar dolarlık kısmını kendilerine çektiklerini belirtti.

Büyük oranda BRIC ülkelerine odaklanan yatırım fonlarına 2009 yılında toplamda yaklaşık 39 milyar dolarlık kaynak girişi oldu.

Özel olarak Çin'e odaklanan fonlar 6.8 milyar dolarlık yatırım çekerken, bu miktar Brezilya fonları için 4.9 milyar, Hindistan için 3.1 milyar ve Rusya için ise 1.5 milyar düzeyinde gerçekleşti.

FONLARIN ALGISI DEĞİŞTİ
Bu ülkelere yapılan yatırımların bir diğer ilginç noktasını ise sadece gelişmiş ülkelerde işlem yapan bazı fonların da geçtiğimiz aylarda gözünü gelişmekte olan ülkelere dönmeye başlamasıyla görüldü.

RBC Capital Markets uzmanları, yatırımcıların Çin'in son yıllarda küresel ekonominin lokomotifi haline gelmesiyle bu ülkeye ilgisini arttığını belirtti. Aynı uzmanlar, gelişmiş ülkelerin önümüzdeki yıllarda gelişmekte olan ülkeler göre daha yavaş büyüceği beklentisinin, Çin ile aynı kategoride bulunan diğer ülkelere de ilgiyi artırdığına işaret etti.

PARA BİRİMLERİ DE DEĞERLENDİ
Bununla birlikte geçtiğimiz yıl bu ülkelerin para birimleri de güçlendi. Brezilya reali, ABD doları karşısında bu dönemde yüzde 25 değer kazanırken, Güney Afrika randının değer kazancı yüzde 22 oldu.

Ancak analistler buna rağmen, gelecek yıl için görünümün hâlâ belirsiz olduğunu belirtiyor. Bu görüşte olan analistlere göre ABD ekonomisinde 2010'da yaşanacak bir yavaşlama risk algılamasında sert bir değişime neden olabilir ve bu da gelişmekte olan ülkelerde satışı beraberinde getirebilir.

2009 gelişmekte olan ülkelerin yılı oldu

Bloomberg - 31 Aralık


--Asya borsaları 2003'ten beri en büyük yıllık kazanca hazırlanıyor
Asya borsaları, Çin'in önümüzdeki dönemde de küresel ekonominin resesyondan çıkmasına yardım eden politikalarını devam ettireceği taahhüdünde bulunmasıyla bu yılsonunda 2003 yılından beri en yüksek yıllık kazancını sağlayabilir. Aynı Politika, Petrol ve bakırın fiyatında da son onyıldaki en sert rallisini yaşamasına neden oldu.

--Fed’in alımları durdurmasıyla mortgage tahvillerindeki ralli sona erebilir
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Mart ayı itibariyle 1.25 trilyon dolar değerindeki mortgage destekli tahvilleri almaya son verecek olması, bu yatırım aracında yaşanana rallinin sona ermesine neden olabilir. Gelişme yeni konut fiyatları faizlerini de artırma potansiyeli taşıyor.

--Çin: Krizi 'defetmek' için 2010 kritik
Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan, 2010'un Dünyanın üçüncü büyük ülkesinin ekonomisini güçlendirme ve küresel finansal krizini etkilerini 'def etmek' için kritik bir yıl olacağını söyledi.
Bloomberg - 31 Aralık

CNBC - 31 Aralık


--Hazine bonolarının açık artırmaları 2010’da azalabilir
ABD’de hazine tahvil piyasasında bu hafta 118 milyar dolar değerinde alım gerçekleştirdi ancak gelecek yıl bu kadar yüksek seviyede olmayabilir. Çünkü yatırımcılar enflasyon korkusuyla piyasadan çıkabilir.

-- Çin yuan konusunda kendi bildiğini yapmaya kararlı
Çin Merkez Bankası’ndan yetkili bir birim, Çarşamba günü Çin’in yuanın değerlendirilmesi konusunda, ekonomik büyüme ve istihdam piyasasını dikkate alarak büyük değişikliklere gitmeyeceğini açıkladı.

-- Küresel alüminyum piyasasında Rus etkisi
Rus alüminyum şirketi UC RUSAL, Salı günü şirketin Hong Kong’da 2.6 milyar dolarlık bir halka arz gerçekleştirmeyi planladığını açıkladı.
CNBC - 31 Aralık

MarketWatch - 31 Aralık


-- Hazine'den GMAC’e ek 3.8 milyar dolarlık yardım
General Motors'un kredi sağlayan birimi olarak faaliyet gösteren GMAC, ABD Hazinesi'nden 3.79 milyar dolar daha kaynak aldığını açıkladı. Yapılan bu son yardımla, Hazine'nin şirket sahipliğindeki payı yüzde 56'nın üzerine çıkmış oldu.

--Gelişmekte olan ülkeler 2010'da yükselmeye devam edecek mi?
Gelişmekte olan ülkelere odaklanan uluslararası menkul kıymet yatırım fonları bu yılın en çok kazandıran enstrümanları olurken, aynı başarının 2010’da da devam edip etmeyeceği sorgulanıyor.

--ITC çelik boru dampinginde Çin karşıtı karar aldı
Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC), Çarşamba günü ABD'li çelik üreticilerini lehine karar vererek, Çin'in bu ülkede sattığı çelik boru ürünlerinin fiyatının adil olmadığını söyledi.
MarketWatch - 31 Aralık

ABD 2010 a girerken bu cevapları arıyor


Forbes dergisinde yayımlanan bir Haber analizde, geride kalan onyılda ABD ekonomisinin halen yanıt veremediği sorular olduğuna dikkat çekildi.
İşte ABD ekonomisine yönelik akıllara takılan 9 soru ve cevapları;
1. Cari açık ve ülke borcu ABD’yi batıracak mı?
Hayır. ABD ekonomisi o kadar güçsüz değil. Ancak yüksek seviyedeki borç büyümeyi durdurabilir ve yeni iş olanakları yaratılmasını engelleyebilir. Bu konuda Japonya’nın 1990’lı yıllarda yaşadığı kriz ve sonrasında yaşanan gelişmelerden ders alınması gerekiyor.

2. Sağlık reformunun maliyeti ABD ekonomisine büyük zarar verir mi?
İnovasyonların durması durumunda ülke ekonomisi bu reformdan fazlasıyla etkilenebilir. Obama’nın sağlık reformuna yönelik en büyük endişelerden biri, hükümetin sektöre fazlasıyla müdahale etmesinin tıbbi bakımına yönelik inovasyonların önüne geçmesi.

3. işsizlik oranı hep yüksek mi olacak?
Bu durum aslında işsizliğin nasıl tanımlandığına bağlı. Resmi olarak tam zamanlı çalışanların kayıtlarına bakıldığında, uzun yıllar boyunca yüksek kalacak gibi görünüyor. Ancak yarı zamanlı ve dönemsel işçiler bazında oranların kısa zamanda yükseleceği söylenebilir.

4. ABD’de düşük gelirli kesiminin bilgi ekonomisinde yeri var mı?
Ne yazık ki bu ihtimal çok düşük. Bu yüzden ülkede devlet okullarındaki eğitimin revizyondan geçmesi gerekiyor ve ilköğretime bir takım yeniliklerin getirilmesi gerekiyor.

5. ABD ekonomisi için enflasyon mu yoksa deflasyon mu daha büyük bir tehlike?
Bu sorunun net bir cevabı bulunmuyor. Rekabetçi küresel Ticaret, fiyatların düşmesine neden oluyor. Ancak değer kaybeden dolar ise fiyatları yükseltiyor. 2001 yılından bu yana, bu iki durumda herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Hükümetin para politikaları konusunda net bir tavır sergilememesi ise durumun bir süre daha böyle devam edeceğini gösteriyor.

6. Sosyal Güvenlik için dinamizmden vazgeçilmeli mi?
Kimse ABD’nin, Batı Avrupa’nın sosyal demokrasi modeli için yıllardır sürdürdüğü dinamizm, inovasyon ve sosyal hareketlilikten vazgeçmesi gerektiğini söylemiyor. Ancak siyasi liderliğin yokluğunda, ABD’de sosyal güvenlik yerle bir olabilir.

7. ABD, enerji bağımlıklarından kurtulabilir mi/kurtulmalı mı?
Ülkenin enerji bağımlılıklarından kurtulması güzel bir gelişme olabilir ancak bu durum birçok farklı anlama gelebilir. Doğa yanlısı çevreciler için, enerji bağımlılıklarından kurtulmak daha az enerji tüketmek demek. İlk olarak ABD’nin çıkarlarını savunanlar içinse, ticarete önemli kısıtlamalar getirmek ve küresel ekonomiden çekilmek anlamına geliyor. Ancak her iki seçenek de ekonomiye zarar verecektir. Yapılması gereken şey, enerji maliyetlerinin muhasebesini iyi yapmak.

8.Çin dost mu düşman mı?
Şu anda dost ama bir yandan da potansiyel düşman. Çinli politikacıların en büyük endişeleri, ülke içi güvenliği sağlamak. Liderler şu anda büyümesi devam eden ekonominin temel gereksinimlerinin farkında. ABD ise dünya ekonomisindeki dinamikleri değiştiren Çin ile ilişkilerinde dikkatli hareket etmek zorunda kalıyor.

9. Radikal İslamcı örgütler dinden mi yoksa öfkeden mi besleniyor?
Radikal İslamcılarım dinden çok ekonomik ve sosyal sıkıntıların yaratığı öfkeden kaynaklanıyor olabilir.

ABD 2010'a girerken bu cevapları arıyor

Tuesday, December 29, 2009

Çin den "akıl almaz" keşif

Çin Merkez Televizyonu CCTV çalışıyor: Uyuşturucu bağımlılığı, ergenlik dönemi gebeliği ve hatta cinayet gibi toplumsal sorunların faturası, yine Bilgisayar dünyasına çıkarılıyor...

Geçtiğimiz Perşembe günü yayınlanan 'Bir Caninin İtirafları, Bölüm 2: Çevrimiçi şiddet ve Pornografi' başlıklı TV programında Pekin'deki bir ıslah evinde görüntülenen bir tutuklunun, sanal bir dünyada ekipman satın alabilmek için, gerçek hayatta işlediği cinayetler anlatılırken, hapishanelerdeki suçluların yüzde 80'inin, oyunlardaki şiddetten etkilenerek suç dünyasına girdiği vurgulandı. Haber sonrasında 'düzenleyiciler' tarafından incelemeye alınan popüler çevrimiçi oyunların hangileri olduğu açıklanmadı. Geçtiğimiz baharda Warcraft'ın Wrath of the Lich King adlı genişleme paketi de, Çin Hükümeti'nin sansürüne takılmıştı.

Bu ay, yine sansür habercisi CCTV'de yayınlanan bir başka haberde, uzun Oyun maratonlarında enerjilerini ayakta tutabilmek için meta-amfetamin ve öksürük şurubuna bağımlılık geliştiren gençler konu edilmiş; tüm vakitlerini internet kafelerde geçiren gençlerin, duman altı ortamlarda; mesajlaşma programları ve 'online' oyunlara adeta esir olduklarını ifade etmişti.
Çin'den "akıl almaz" keşif

Wednesday, December 23, 2009

Öldü sanıldı, 30 dakika sonra hayata döndü

ANKARA - China Daily gazetesinin haberine göre, Çin'in güneyinde bulunan Hunan eyaletinin Çangşa şehrindeki bir hastanede koroner kalp rahatsızlığı bulunan kadın, E.K.G. (Elektrokardiyografi) çektirirken aniden kalbi durdu.
Doktorlar, hastanın öldüğü sanıldıktan 30 dakika sonra beklenmedik bir şekilde kalbinin atmaya başladığını ve kadının hayata döndüğünü söyledi.
Öldü sanıldı, 30 dakika sonra hayata döndü

Cameron dan Çin e kapılarınızı açın çağrısı

PEKİN - Avatar'ın tanıtımı için Pekin'e gelen James Cameron, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, "Çin'in ekonomisi çok hızlı büyüyor" diyerek, bu nedenle de Çin'in kendisini daha fazla korumasına gerek olmadığını anlattı. Cameron, Çinli yapımcıların da çok güçlü ve itibarlı olduklarını söyledi.
İLGİLİ HABER
Farklı Dünya, ebedi sorunlar…
Cameron'dan Çin'e 'kapılarınızı açın' çağrısı

Belki de AB den vazgeçmeliyiz

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Guy Verhofstadt, AB'nin etkinlik yitirdiğini, önemli müzakerelerin yapıldığı masalardan dışlandığını, bu gidişle ekonomik ve siyasi çöküşün hızlanacağını belirterek, AB projesinden vazgeçmenin belki de "gerçekçi bir seçenek olacağını" ifade etti.
Belçika'nın eski Başbakanı ve AB'nin saygın isimlerinden biri olarak tanınan Verhofstadt, yüksek tirajlı "Le Soir" gazetesinde kaleme aldığı makalede ağır ifade ve uyarılara yer verdi.
Verhofstadt, gazetenin birinci sayfadan ve manşetten yansıttığı yazıda, Kopenhag'da yapılan "başarısız çevre zirvesi"nden hareketle söz konusu zirvede karar alınan masada ABD, Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika'nın bulunduğunu, bu durumun çok "anlamlı" olduğunu, "yeni bir imparatorluklar çağının başladığını" anlattı.
"AB, Kopenhag'da, müzakere ve karar masalarına davet edilmedi. Fransa, Almanya, İngiltere veya bir tek AB ülkesi de büyüklerin masasında yoktu" diyen ve bunun "şoke edici" olduğunu vurgulayan Verhofstadt, "Sıkı durun. Yeni imparatorlar sadece ekonomik güçle yetinmeyecekler, Askeri güce hakim olmanın yollarını da arayacaklar, istedikleri çatışmalara müdahale edip, istedikleri mutabakatlara birlikte ulaşacaklar" dedi.
Eskiden, AB'nin dışlanacağını ve karar mekanizması dışında bırakılacağını söyleyenlerin "saf bir kötümserlikle" suçlanabileceğini, oysa bunun bugün bir "gerçek" olduğunu belirten Verhofstadt, "Artık büyük güçler AB'yi dinlemiyor. Bu şekilde uykumuzdan uyanmak zor iş" ifadesini kullandı.
AB Dünyanın İSVİÇRE'Sİ OLUR"Bu durumda her şeyden vazgeçmek zamanı geldiği sorgulanabilir, belki bu en gerçekçi seçenektir" diyen Guy Verhofstadt, bunun "tehlikeli bir seçenek" de olacağını, büyük güçlerin Avrupa ülkelerine fikir sormadan karar vermelerine tamamen yeşil ışık yakmak anlamına geleceğini, AB'nin, "dünyanın İsviçresi" haline geleceğini anlattı.
"Henüz bu aşamada değiliz ama Kopenhag çok ciddi bir uyarıdır, hayallerimizi yıkmıştır" diyen Verhofstadt, bu gidişle küresel düzende AB'nin ekonomik ve siyasi açıdan da "tepe taklak" düşeceğini, bunu engellemek için, hiç vakit kaybetmeden, birlikte ve daha iyi çalışmak gerektiğini ifade etti.
Belki de AB'den vazgeçmeliyiz

Çevre başlığı neden bu kadar zor?

İSTANBUL - Türkiye ile AB arasında yılın son haftalarında önemli bir adım atıldı ve "çevre" başlığı müzakerelere açıldı. Böylece Türkiye toplam 33 fasıldan 12'sinde müzakereleri başlatmış oldu. Ancak çevre başlığı, "açılması kolay, kapatılması zor" bir başlık olarak nitelendiriliyor. Bu tanımlamanın nedenlerini ve çevre başlığında Türkiye'yi bekleyen zorlukları Bahçeşehir Üniversitesi Avrupa Birliği bölüm başkanı Dr. Cengiz Aktar ntvmsnbc'ye değerlendirdi.
Dr. Cengiz Aktar'a göre bu başlığın müzakereye açılması bile kolay olmadı. Ancak İsveç, dönem başkanlığı esnasında en azından bir başlığın açılması konusunda çok ısrarlı olduğu için bu başlık müzakerelere açıldı.
Çevre başlığındaki müzakereler "zorlu" olarak nitelendiriliyor, çünkü Türkiye'nin çevre karnesinde birçok zayıf var ve varolan düzenlemeleri AB ile uyumlu hale getirmek 60 milyar Euro'ya yakın bir yatırım yapmak gerekli.
HİDROELEKTRİK SANTRAL ÇEVRE DOSTU SANILIYORÇevre başlığına en zor başlık denmesinin sebebini ise Dr. Cengiz Aktar şöyle açıklıyor:
"Bir kere Türkiye’nin dişe dokunur, ciddiye alınacak bir çevre politikası yok. en büyük zorluk bu. Günü gününe belirlenen ve vahim temel yanlışlarla yürüyen bir Politika var. Mesela Türkiye’de hidroelektrik santrallerin çevre dostu olduğu zannediliyor. Bunu üstelik Çevre Bakanlığı savunuyor. Elektrik üretimi için kömürle işleyen santrallerin çevreye zarar vermediği düşünülüyor. Dünyada kabul görmüş çevre koruma normlarıyla alakası olmayan bir çevre yaklaşımı var Türkiye’de. En büyük zorluk bu. Kömür ve hidroelektrik santrallerde yoğunlaşan bir enerji politikası, bugün dünyada kabul görmüş çevre koruma normlarına tamamen aykırıdır.
SURİYE VE Irak İLE ORTAK YÖNETİM OLACAKTabii bu enerji kısmı. Onun dışında atık sorunu ve barajlar sorunu var genel anlamda. Türkiye'de modası geçmiş, büyük baraj anlayışı var. Halbuki bunlar bio-çeşitliliğe ölümcül darbeler vuruyor. Sınıraşan sular sorunu var. AB ile müzakereler neticesinde Türkiye’nin sınıraşan sular yönetimi ortak olacak. Çünkü AB, bizim sağlamadığımız "Sınıraşan Su Yolları Kullanımı ve Korunmasına İlişkin BM Sözleşmesi"ne atıfta bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye’de bu sözleşmelere dahil edildiğinde, Fırat ve Dicle suyunun Suriye ve Irak’la ortak yönetilmesi gündeme gelecektir. Bu iyi birşey aslında. Çünkü “kaynak bende” nasılsa diye istediğin şeyi yapmanı engelliyor.
AB İLE TÜRKİYE'NİN GÜDÜK MEVZUATI ARASINDA ÇOK FARK VARBütün bu konulara baktığınızda, AB’nin çok gelişmiş, çok mütekamil olan çevre mevzuatı ile Türkiye’nin güdük, iptidai ve temel hatalar içeren çevre mevzuatı arasında gece ve gündüz gibi bir fark var. O yüzden çevre çok zor bir başlık. Türkiye’nin yaklaşımını değiştirmesi gerekecek.
DÖNÜŞÜMÜN MALİYETİ EN AZ 60 MİLYAR EURO Çevre konusundaki politikaların, özellikle de sanayi atıklarının yönetimi konusundaki değişimi sağlayacak politikaların yüksek maliyetli olduğu biliniyor.
.QuotesWrapper {} .QuotesUp { background-image:url(http://media.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/BalloonUp.jpg); background-repeat:no-repeat; height:20px; } .QuotesDown { background-image:url(http://media4.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/BalloonDown.jpg); background-repeat:no-repeat; height:32px; } .QuotesContent { font-family:Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:12px; margin:0 10px 0 15px; width:220px; line-height:17px; } .QuotesContainer { background-image:url(http://media2.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/BalloonBorder.jpg); background-repeat:repeat-y; width:245px; } .Quotes1 { margin:0 0 10px 15px; } .Quotes2 { margin:0 0 10px 200px; } .QuotesHeader { color:#7c7c7c; text-align:right; width:245px; font-family:Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:12px; font-weight:bold; margin-top:10px; } AB’nin çok gelişmiş çevre mevzuatı ile Türkiye’nin güdük, iptidai ve temel hatalar içeren çevre mevzuatı arasında, gece ve gündüz gibi bir fark var. Cengiz Aktar
Yapılan araştırmalara göre, 60 milyar Euro’luk bir bütçe gerektiriyor bu dönüşümü sağlamak. Ancak bunun dışında Türkiye bu konuyla ilgili etki analizini hala yapmadı. Yani, "Çevre mevzuatımı AB ile uyumlu hale getirdiğimde, bunun sanayiye yükü ne olacaktır?" Bu soru henüz araştırılmadı. Bu dönüşümün sanayiye neye mal olacağını bilmiyoruz. Bunun yapılması şart.
'ÇİN VE Hindistan İLE REKABETİ ETKİLER' DENECEKAma bu dönüşümün yapılmasında şöyle bir sorun var; Fransa gibi ülkeler Türkiye’ye, ‘Hiçbir zaman üye olamayacaksınız’ diyor. O zaman da "Hiçbir zaman AB'ye üye olamayacak olan Türkiye’nin, bu çok maliyetli politikayı uygulaması ne kadar anlamlı?” sorusu sorulacak. Tabii ki çevreyi kirletmek, çevreye zarar vermek prensipte iyi birşey değil. Bunun altını çizmek lazım. Ancak, çevre ile ilgili bu düzenlemelerin Çin ve Hindistan gibi ülkelerle rekabeti olumsuz etkileyeceği iddia edilecektir.
Çevre başlığı neden bu kadar zor?

Saturday, December 19, 2009

The Wall Street Journal - 19 Aralık


--İklim anlaşmasının menzili kısa düştü
ABD, Çin ve diğer ülkelerin liderleri iklim anlaşmasının taslağında anlaştı ancak anlaşmanın salınımları kısıtlamak için yeterince güçlü olmadığı ifade edildi.

--ABD’de yeni Moda altın partileri
ABD’de eskiden plastik mutfak eşyası ve Mary Kay Kozmetik partileri yapılırdı. Bugün ise yeni moda altın partileri yapmak.

--Tag Heuer Tiger Woods’la anlaşmasını bitirdi
İsviçreli saat üreticisi Tag Heıer Tiger Woods’u reklam kampanyalarında kullanmaktan vazgeçen şirketlerin arasına katıldı.
The Wall Street Journal - 19 Aralık

Çin ve ABD işbirliği dünyayı karşısına alıyor


Spiegel dergisinde “Chimerica Against the World” başlığıyla yayımlanan Haber analizde, Dünyanın en fazla karbon salınımı yapan en büyük iki ülkesinin iklim değişikliği sorununa çözüm bulma konusunda birbirinden daha fazla şey beklediklerinden dolayı, Kopenhag’da uzlaşmanın uzak olabileceği belirtildi.

Dergi, iki ülke arasındaki ilişkinin yanstılandan oldukça farklı olduğuna dikkat çekti.

Haber analizde ayrıca, Birleşmiş Milletler İklim Şefi Yvo de Boer’in her iki ülkenin de sera gazı salınımlarını azaltma konusunda daha fazlasını yapması gerektiğine inandığı belirtildi.

ABD VE Çin UZLAŞMAZLIĞI SÜRECİ ZORA SOKUYOR
Kopenhang’daki zirveye katılan müzakerecilerin küresel ısınma artışını iki dereceye indirme hedefini belirlediklerine dikkat çekilen analizde, bu hedefe ulaşmak için petrol, kömür ve doğal gaz kullanımında ciddi kesintilere gidilmesi gerektiği vurgulandı.

Küresel karbon salınımının yüzde 40’ına yakın bir oranı, Çin ve ABD’nin salınımlarından oluştuğu belirtilirken, bu sebepten dolayı Kopenhag’da iki ülkenin katılımı olmadan bir sonucuna varılmasının imkansız olduğunun altı çizildi.

Haber analizde, ABD ve Çin’in karbon salınımı konusunda farklı hedefleri olduğundan, çözümler konusunda farklı yönlerde ilerlediklerine dikkat çekilirken, görüşmelere katılan ABD’li yetkililerin ABD salınımları azaltsa bile, Çin’in küresel ısınmaya katkıda bulunmaya devam edeceği belirtildi.

Bununla birlikte, Avrupa Komisyonu Başbakanı Jose Manual Barroso’nun konu hakkındaki “Şimdi ABD ve Çin’in daha fazla şey yapıp, önerilerini masanın üzerine koyması gerekiyor” yorumuna da yer verildi.

Yapılan açıklamalar ışığında ne ABD ne de Çin’in salınımları azaltmak için kendi üretimlerini daha pahalı hale getirmedikleri anlaşılıyor. Aynı zamanda iki ülke arasındaki çekişmeler, ülkelerin ortak bir noktada buluşamayacaklarını gösteriyor.

Spiegel analizindeyse, iki ülke arasında görünenden daha fazla ortak noktanın olabileceğine dikkat çekildi.

ÇİN ABD’NİN ÜRETİM MOTORU
Siyaset ve Ekonomi çevrelerinde, Çin’in ABD’nin bankası ve fabrikası gibi hareket ettiği yorumları yapılıyor. İki ülke özellikle finansal açıdan birbirine derinden bağlı. Çin, ABD’ye ucuz ürünler ve sınırsız kredi olanağı sağlıyor

ABD’nin ise karşılık olarak Çin’e tüketici talebi ve faiz ödemeleri sağlıyor. Küresel mali kriz sürecinde Çin’in ABD’ye yeni krediler vermemesiydi, Washington ve New York’un büyük kaoslara sürüklenebilirdi.

ORTAKLIK İKLİM SORUNA DA YANSITILMALI
Haber analizde, iki ülke arasındaki bu ekonomik işbirliğinin iklim politikalarına da yansıması gerektiğine dikkat çekildi. Kopenhag zirvesinin çevre konulu bir konferansından çok bir ekonomi konferansına dönüştüğüne belirtildi.

Kısa vadede ABD ve Çin’in zenginliğinin fosil yakıtlara olan bağlılığın devam etmesine bağlı olduğu biliniyor. Öte yandan iki ülkenin küresel ısınmayla baş gösteren risklere rağmen, etkili bir iklim koruma planın kısa vadeli maliyetlerini karşılamak istemiyor.

Bununla birlikte, bu ülkeler şu zamana kadar fosil yakıtlarından vazgeçeceklerine yönelik herhangi bir açıklamada da yapmadı. Ayrıca iki ülke de ekonomilerini kömür ve Petrol ile canlandırıyor. Bu yüzden Washington ve Pekin’den iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik yapılan açıklamalara rağmen, fosil yakıtlar ülkelerin Askeri sanayi gücünü beslemeye devam edecek.

G-2 G-120’YE KARŞI
Haber analizde, fosil yakıtlara olan bağımlılığın azaltılmasının, dünyaya hükmeden iki devletin birinden birinin gücünün azalması anlamına geleceği için, ülkelerin iklim değişikliği sorunundan en fazla etkilenen çöl ülkeler, ada devletleri ve kıyı şeridinde yer alan devletlerin karşı karşıya kaldıkları tehlikeyi birinci öncelik olarak görmedikleri belirtildi.

Bununla birlikte, Kopenhag’da görünürde Çin ile ABD arasında yaşanan çatışmanın gerçekte iki ülkenin bir araya gelip, dünyanın diğer ülkelerine karşı kararlar aldıklarına dikkat çekildi.
Çin ve ABD işbirliği dünyayı karşısına alıyor

Kriz aslında ‘Büyük İstikrar dönemi yarattı


Dergi tarafından yayımlanan Haber analizde İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en “Büyük Durgunluk” olarak gösterilen küresel krizin, “Büyük İstikrar” adını alabileceği ve 2009’un sadece üretimin inanılmaz düşüşü ile değil, kriz felaketinin önlenmesi ile de çok farklı bir yere sahip olduğuna dikkat çekildi.
The Economist krizin ilk sinyallerini 12 ay önce Lehman Brothers’ın iflasını açıklaması ile Finans piyasalarında yaşanan panik ile gösterdiğini, bir anda küresel sanayi üretimi, dış Ticaret ve ekonomik faaliyetlerin 1930’ların Büyük Buhran dönemine dönüşe işaret ettiğini vurguladı.
Yeni ekonomik krizin aylar içinde köklendiğine dikkat çeken The Economist, gelişmekte olan büyük ekonomilerin en erken ve hızlı toparlanan kesimi temsil ettiğini belirtti. Çin’in üretimde yavaşladığı ancak büyümesini kesmeyerek ikinci çeyrekte yüzde 17 büyüme gösterdiği, sene ortasında ise İngiltere ve İspanya dışında tüm zengin ülkelerin tekrar ekonomik büyüme göstermeye başladığı ifade edildi.
The Economist, dünya genelinin gelişmekte olan yoğun nüfusa sahip Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin direnci ile dünyanın1991’deki krizden daha kötüsünü yaşamaktan kurtulduğunu ileri sürdü. Krizin sonucunun kaçınılmaz olmadığı ileri sürülürken, sonucun, tarihteki en büyük, en geniş çaplı ve en hızlı hükümet tepkisinin ürünü olduğu da dikkat çekilen diğer bir nokta oldu.
Bu dönemde, iflas etmekte olan bankalar trilyonlarca dolarlık kamu kaynağı ve garantileri ile korundu, merkez bankaları -büyük olanlar bilançolarını hızlıca genişleterek- faiz oranları üzerinde büyük indirimlere gitti ve dünya çapında hükümetlerin mali teşvikleri hemen uygulamaya koydu.
Analizde, krize karşı gösterilen bu tepkilerin olmaması durumunda Büyük Durgunluk’un, Buhran’a dönüşebileceğine işaret edildi.
İSTİKRAR VAR AMA KIRILGANAnalizde bugün elde edilen istikrarın çok kırılgan olduğu da vurgulanırken, buna neden olarak küresel talebin halen devlet desteğine dayalı olması ve kamu yardımlarının eski sorunları ön plana çıkarırken yeni istikrarsızlık kaynakları yaratması gösterildi.
Economist, büyümenin hükümetlerin cebinden çıkan para sayesinde gerçekleştiğini belirtirken, gelişmekte olan büyük ekonomilerde hızlı bir toparlanma yaşandığı, zengin Dünyanın geri kalanında ise gerilemeye geri dönecek zayıf bir toparlanma görüldüğü ifade edildi.
Analizde ayrıca zengin ülkelerin kamu borcu bikrimi arttıkça, borç almakta daha fazla zorlanacakları, daha iyi durumdaki ekonomiler ile aradaki farkın belirginleşeceği ileri sürüldü.
Gelişmekte olan büyük ekonomiler ise varlık balonları ve hükümetlerin finansal kıstasları çok uzun süre aynı tutmak istemeleri veya buna zorlanmaları yüzünden tam tersi bir sorun ile karşı karşıya olduklarına dikkat çekildi.
The Economist, dünya ekonomisinin Büyük İstikrar konumundan güçlü bir düzene geçebilmesinin yolunun uzlaşmazlıklarda orta nokta bulunması olarak belirtti. Dergi, bu kapsamda Çin’in yuan’ı daha güçlü kılarak ekonomisini dengelemesi ve yükselen piyasalar üzerindeki baskıyı azaltmasının kendini gösteren bir hamle olduğu da vurguladı.
Kriz aslında ‘Büyük İstikrar’ dönemi yarattı