Showing posts with label Afrika. Show all posts
Showing posts with label Afrika. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Çimento talebinde yüzde 4 büyüme bekleniyor

İSTANBUL - Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan İğnebekçili, çimento sektöründe 2010 yılında yurtiçi çimento talebinin yüzde 2-4 arasında büyüyeceği tahmin ettiklerini söyledi.
TÇMB'nin 52'inci Genel Kurulu'nda yeniden başkanlığa seçilen İğnebekçili yaptığı yazılı açıklamada, "Çimento sektörü olarak 2010 yılında krizin etkilerinin yavaş da olsa atlatılacağına inanıyoruz. Sektörümüzde 2010 yılını toparlanma, 2011 yılını ise yeniden büyüme dönemi olarak görmekteyiz. 2010 yılı için tahminimiz yurtiçi çimento talebinin yüzde 2-4 arasında büyüyeceği yönündedir" dedi.
İğnebekçili, 2009 yılında çimento ihracatında yakalanan başarı ile sektörün ülke genelinde üretim kaybına uğramadığını belirterek, özellikle Afrika pazarındaki ihracatın artması ile Irak ve Suriye’deki talebin büyümesinin, çimento ihracat rakamını rekor seviyede artırarak 16.5 milyon tona çıkardığını kaydetti.
Geçen yıl sonunda çimento iç tüketiminin bir önceki seneki 42.5 milyon ton seviyesine yaklaşmasının beklendiğini kaydeden İğnebekçili, artan kapasitelere bağlı yoğun rekabet ortamının yurt içi ve kısmen de yurt dışı çimento fiyatlarının düşmesine neden olduğunu ve yıllık bazda yüzde 20 oranında düşüş yaşandığına dikkat çekti.
Çimento talebinde yüzde 4 büyüme bekleniyor

Thursday, December 31, 2009

2009 gelişmekte olan ülkelerin yılı oldu


Piyasalardaki algının değişmesiyle gelişmekte olan ülkelere odaklanan yatırım fonlarına ilgisi artan yatırımcılar, bu yıl bu fonlara 80.3 milyar dolar yatırdı. Ekonomik araştırmalar yürüten EPFR Global şirketinin rakamlarını inceleyen Financial Times (FT) gazetesi, yapılan bu yatırımın, verilerin toplanmaya başladığı 1997 yılından beri görülen en yüksek miktar olduğunun altını çizdi.

Aynı kurumun raporuna göre, yatırımcıların gelişmekte olan ülkelere fonlar aracılığı ile aktardığı kaynak 49.5 milyar dolar oldu.

Finans sektörüne yönelik araştırmalar yapan RBC Capital Markets kurumunun gelişmekte olan piyasalarda sorumlu strateji uzmanı Nigel Rendell, “2008’in sonunda büyük sıkıntılar yaşayan ve birçoğu batma tehlikesi yaşayan gelişmekte olan ekonomiler için bu oldukça önemli bir gelişme” değerlendirmesini yaptı.

BRIC ÜLKELERİ ÖNE ÇIKTI
Gelişmekte olan ülkelere yönelik ilgi bu şekilde artarken, dört büyük gelişmekte olan ülkenin oluşturduğu BRIC grubu yine aslan payını aldı. FT, BRIC ülkelerinin toplam yatırımın 60 milyar dolarlık kısmını kendilerine çektiklerini belirtti.

Büyük oranda BRIC ülkelerine odaklanan yatırım fonlarına 2009 yılında toplamda yaklaşık 39 milyar dolarlık kaynak girişi oldu.

Özel olarak Çin'e odaklanan fonlar 6.8 milyar dolarlık yatırım çekerken, bu miktar Brezilya fonları için 4.9 milyar, Hindistan için 3.1 milyar ve Rusya için ise 1.5 milyar düzeyinde gerçekleşti.

FONLARIN ALGISI DEĞİŞTİ
Bu ülkelere yapılan yatırımların bir diğer ilginç noktasını ise sadece gelişmiş ülkelerde işlem yapan bazı fonların da geçtiğimiz aylarda gözünü gelişmekte olan ülkelere dönmeye başlamasıyla görüldü.

RBC Capital Markets uzmanları, yatırımcıların Çin'in son yıllarda küresel ekonominin lokomotifi haline gelmesiyle bu ülkeye ilgisini arttığını belirtti. Aynı uzmanlar, gelişmiş ülkelerin önümüzdeki yıllarda gelişmekte olan ülkeler göre daha yavaş büyüceği beklentisinin, Çin ile aynı kategoride bulunan diğer ülkelere de ilgiyi artırdığına işaret etti.

PARA BİRİMLERİ DE DEĞERLENDİ
Bununla birlikte geçtiğimiz yıl bu ülkelerin para birimleri de güçlendi. Brezilya reali, ABD doları karşısında bu dönemde yüzde 25 değer kazanırken, Güney Afrika randının değer kazancı yüzde 22 oldu.

Ancak analistler buna rağmen, gelecek yıl için görünümün hâlâ belirsiz olduğunu belirtiyor. Bu görüşte olan analistlere göre ABD ekonomisinde 2010'da yaşanacak bir yavaşlama risk algılamasında sert bir değişime neden olabilir ve bu da gelişmekte olan ülkelerde satışı beraberinde getirebilir.

2009 gelişmekte olan ülkelerin yılı oldu

Wednesday, December 23, 2009

Belki de AB den vazgeçmeliyiz

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Guy Verhofstadt, AB'nin etkinlik yitirdiğini, önemli müzakerelerin yapıldığı masalardan dışlandığını, bu gidişle ekonomik ve siyasi çöküşün hızlanacağını belirterek, AB projesinden vazgeçmenin belki de "gerçekçi bir seçenek olacağını" ifade etti.
Belçika'nın eski Başbakanı ve AB'nin saygın isimlerinden biri olarak tanınan Verhofstadt, yüksek tirajlı "Le Soir" gazetesinde kaleme aldığı makalede ağır ifade ve uyarılara yer verdi.
Verhofstadt, gazetenin birinci sayfadan ve manşetten yansıttığı yazıda, Kopenhag'da yapılan "başarısız çevre zirvesi"nden hareketle söz konusu zirvede karar alınan masada ABD, Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika'nın bulunduğunu, bu durumun çok "anlamlı" olduğunu, "yeni bir imparatorluklar çağının başladığını" anlattı.
"AB, Kopenhag'da, müzakere ve karar masalarına davet edilmedi. Fransa, Almanya, İngiltere veya bir tek AB ülkesi de büyüklerin masasında yoktu" diyen ve bunun "şoke edici" olduğunu vurgulayan Verhofstadt, "Sıkı durun. Yeni imparatorlar sadece ekonomik güçle yetinmeyecekler, Askeri güce hakim olmanın yollarını da arayacaklar, istedikleri çatışmalara müdahale edip, istedikleri mutabakatlara birlikte ulaşacaklar" dedi.
Eskiden, AB'nin dışlanacağını ve karar mekanizması dışında bırakılacağını söyleyenlerin "saf bir kötümserlikle" suçlanabileceğini, oysa bunun bugün bir "gerçek" olduğunu belirten Verhofstadt, "Artık büyük güçler AB'yi dinlemiyor. Bu şekilde uykumuzdan uyanmak zor iş" ifadesini kullandı.
AB Dünyanın İSVİÇRE'Sİ OLUR"Bu durumda her şeyden vazgeçmek zamanı geldiği sorgulanabilir, belki bu en gerçekçi seçenektir" diyen Guy Verhofstadt, bunun "tehlikeli bir seçenek" de olacağını, büyük güçlerin Avrupa ülkelerine fikir sormadan karar vermelerine tamamen yeşil ışık yakmak anlamına geleceğini, AB'nin, "dünyanın İsviçresi" haline geleceğini anlattı.
"Henüz bu aşamada değiliz ama Kopenhag çok ciddi bir uyarıdır, hayallerimizi yıkmıştır" diyen Verhofstadt, bu gidişle küresel düzende AB'nin ekonomik ve siyasi açıdan da "tepe taklak" düşeceğini, bunu engellemek için, hiç vakit kaybetmeden, birlikte ve daha iyi çalışmak gerektiğini ifade etti.
Belki de AB'den vazgeçmeliyiz

Saturday, December 19, 2009

ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak


ABD Nüfus İdaresi tarafından yayınlanan tahmin, 2050 yılına gelindiğinde ABD’nin hem işgücü hem de beyaz nüfus olarak büyük azalma göstereceğini ortaya koydu.
Bu tahmin, ABD’deki beyaz azınlık nüfusun öngörülenden sekiz sene önce, 2042 senesinde göçmen nüfusların artışı ile azınlık durumuna düşeceğini gösterdi.
Buna göre, Hispanik (İspanya ve Latin Amerika kökenli) kökenli olmayanlar ve tek ırka dayanan beyazlar dışında kalan nüfus olarak tanımlanan azınlıklar, bugün yüzde 34’ünü oluşturdukları Amerikan nüfusunun 2050 yılında yüzde 54’ünü oluşturacak.
Verilen rakamlara göre, ABD’de baskın olan beyaz nüfus her sektörde azınlıklara karşı geri kalmaya başlayacağının sinyalleri de verildi.
2023 YILI DÖNÜM NOKTASI
Bloomberg tarafından yayımlanan bir Haber analizde de bu rakamlara dikkat çekildi. Bloomberg, çocuk doğum, ölüm ve göç oranlarına dayanılarak yapılan hesaplamalar sonucunda, 2050 yılında 439 milyon olacak ABD nüfusunun 235.7 milyonluk kısmını azınlıkların oluşturacağını, 2023 yılına gelindiğinde tüm ABD'li çocuklarının yarısından fazlasının etnik gruplardan geleceğini belirtti. Analizde, Hispanik kökenli olmayan ve tek ırka (kökene) dayanan beyazların 2008’de 199.8 milyon olan nüfuslarının 2005’de sadece 203.3 milyona ulaşacağı, diğer yandan Hispanik nüfusun 46.7 milyondan neredeyse üç katına çıkarak 132.8 milyona çıkacağı belirtildi. Bu artışla hispanik nüfusunun yüzde 15 olan nüfus içindeki ağırlığının 42 senede yüzde 30’a varacağına dikkat çekildi.
ÜLKEDE YENİ BAKIŞ AÇISI DOĞURACAK
Analistler yaşanan değişimler ile ABD’yi sosyal ve ekonomik alanda temsil eden nüfusta büyük değişimler olabileceğini; sadece kültür değil, Politika, sanat ve Spor alanlarında ülkenin yepyeni bakış açılarına kapı açabileceğini öne sürüyor.
Analizde siyahi nüfusta da yüzde 15’lik bir artış ile nüfus içinde yüzde 29 pay elde edeceği, 2008’de 41.1 milyon olan siyahi nüfusun 2050’de 65.7 milyona ulaşacağı da belirtildi. Hispanik ve siyahi nüfus gibi büyük bir artış gösterecek olan Asya kökenli nüfusun ise 15.5 milyondan 40.6 milyona çıkarak, nüfus içindeki yüzde 5.1’lik oranını yüzde 9.2’ye çıkaracağı ifade edildi.
ABD nüfus idaresinin yayınladığı raporda azınlık nüfusun artacağı sürede ABD’de işgücünü oluşturan nüfusun azalacağı ve 2008’de yüzde 63 olan 18-64 yaş arası nüfusun 2050’de yüzde 57’ye ineceği tahmin edildi.
Uzmanlar, iş gücünün dışında kalacak olan beyaz nüfusun daha fazla olacağını ve azınlıkların Ekonomi ve sanayi alanlarında daha fazla ön plana çıkmaya başlayacağını öngördü.
YAŞLI NÜFUS ARTACAK
Yayınlanan raporda, 2030 tarihi itibari ile, bebek patlaması neslinin emeklilik yaşına erişeceği ve her beş Amerikalıdan birinin 65 yaş ve üzeri olacağına dikkat çekildi.
Bugün 38.7 milyon olan 65 yaş ve üstü nüfusun, 2050 yılında 88.5 milyona ulaşması beklenirken, bu rakamın 19 milyonluk kısmının bugün 5.4 milyon kişinin oluşturduğu 85 yaş ve üzeri kişileri kapsayacağı belirtildi.
Bu bilgiler eşliğinde, ABD’de beyaz nüfus hem yaşlanacak, hem de artışı yavaşlayacak. 2042 yılından itibaren ise Latin Amerika, Asya ve Afrika kökenli Amerikalılar ABD’nin her alanda baskın olan yüzü haline gelecek.
ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak

Wednesday, December 16, 2009

Normal doğum mu, sezaryen mi?

İSTANBUL - Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir, doğum şekilleri ve bu konuda son kararı kimin vermesi gerektiği hakkında bilgi verdi.
DOĞUM ŞEKLİ KONUSUNDAKİ SON KARARI KİM VERMELİ?Gebelik süresince anne adaylarını en çok endişelendiren ve kafalarını en çok karıştıran durum, doğumun ne şekilde gerçekleşeceği konusudur. Özellikle günümüzde anne adaylarının internet gibi platformlarda çok daha fazla bilgiye kolayca ulaşabilmesi, bu soruyu cevaplanması daha da zor bir duruma sokmaktadır. Ancak bu bilgi yoğunluğunda en önemli konu, yeterli ve doğru bilgiye ulaşabilmektir. Her iki doğum şeklinin de kendi içerisinde artı ve eksileri bulunmaktadır. Öncelikle tamamen fizyolojik bir yol olan normal doğum tercih edilmeli, ancak tıbbi açıdan mutlaka hasta bazında bu artı ve eksiler de değerlendirilmelidir.
Konuyla ilgili günümüzde ülkemizde yasal bir düzenleme yoktur. Bu yüzden biz kadın doğum hekimlerine düşen görev, hastada hangi doğum yönteminin tıbben en uygun olacağının belirlenmesi, hastaya kendisi ve bebeği için getirdiği faydaların ve risklerin anlatılması, en sonda da karar verilmesidir.
ANNE SEZARYEN İSTİYORSA...Doktor normal doğuma karar verdi ancak anne adayı sezaryen istiyorsa, Doktor ne yapmalı? Alında bu durum son yıllarda tüm dünyada tartışılan bir konudur. Elektif sezaryen, yani hiç bir tıbbi gereklilik olmadığı halde anne isteğine bağlı olarak gerçekleştirilen sezaryen… Eğer bebek ya da anne sağlığı açısından sezaryen olmayı gerektirecek bir durum yoksa, tüm tıbbi bilgilerimiz doğumu fizyolojik yoldan, yani normal yolla yapılması gerektiğini öngörür. Fakat günümüzde anne adaylarının ağrı çekmekten korkmaları, daha konforlu olduğunu düşünmeleri, doğumun zamanının önceden planlanabilmesi gibi nedenlerden dolayı sezaryen ile doğumu tercih ettiklerini görmekteyiz.
Bu konuyla ilgili olarak İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde doktorlara anket şeklinde soru yöneltilerek yapılan çalışmalarda kadın doğum hekimlerinin çoğunun anne isteğine bağlı sezaryen yapmaya sıcak baktıkları bildirilmiştir. Bu durum ülkemizde de farklı değildir ve hatta sezaryen oranlarının artmasındaki en büyük nedenlerden biridir.
Anne veya bebeği tehlikeye sokacak bir durum olmadığı zaman öncelikle normal doğum önerilmelidir. ‘Normal doğum mu, sezaryen mi?’ sorusu, hem Bilim camiasında hem de medyada bugüne kadar en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Öncelikle sağlıklı bir anne ve yenidoğan bebeği hedefleyen kadın doğum hekiminin mesleki sorumluluğu,bilgisi ve tecrübeleri doğrultusunda doğumun en uygun ne şekilde gerçekleşeceğine karar vermeli, bunu artı – eksileriyle, hasta ve hasta yakınlarına aktarmalıdır. Sonuç olarak sezaryen, cerrahi bir operasyondur ve gereksiz yere yapılmasının getireceği dezavantajların hastaya anlatılarak karar verilmesi gerekir.
DÜNYADA SON DURUM1970’li yıllardan önce sezaryen oranının dünya çapında yüzde 3-5 arasında iken bugün ortalama yüzde 20 civarındadır. Rakamlar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Örneğin İtalya’da bugün sezaryen oranı yüzde 35 civarında iken en yüksek sezaryen oranları Arjantin, Brezilya ve diğer Latin Amerika ülkelerinde olmakta, en düşük oranlar ise Afrika ülkelerindedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bu oran yüzde 24-25’lere kadar çıkmışken sezaryen oranlarını azaltmayı hedefleyen programların uygulanmaya başlamasıyla yüzde 20’lere kadar düşürülmüştür. ABD ve Avrupa ülkelerinde sezaryen ile doğum oranlarının daha düşük olmasında, uygulanan programların etkisi bulunmaktadır.
Normal doğum mu, sezaryen mi?

Monday, December 14, 2009

Serengeti de bir belgeselin içinde yaşadık

2006’da erkek arkadaşımla Nepal’e gitmiş ve çok etkilenmiştik. O geziden sonra Türkiye’de çok popüler olmayan ve hakkında pek bir şey bilmediğimiz, bizim için bakir sayılabilecek, çevremizdekilerin görmediği ülkelere gitmeye karar verdik. “Keşfetmekten memnuniyet duyacağımız ülkeler” listesi yaptık. Listemizin en başında Tanzanya vardı. Geçen yılbaşında safari turuna gitmeye karar verdik. Zaten aralık ve ocak en iyi mevsimleri. Nişantaşı’ndaki fahri konsolosluktan 30 Dolar’a aynı gün vize alabiliyorsunuz. Gitmeden önce mutlaka tetanoz ve sarı humma aşısı yaptırmanız gerekiyor. Tanzanya’ya Dubai aktarmalı 15 saatlik bir uçuşla vardık. Eski başkent Dar es Salaam’dan iç hat uçuşuyla Arusha kentine gittik. Zaten bütün safari turlarının başlangıç noktası burası.ZÜRAFA GÖRDÜĞÜMDE SEVİNÇTEN AĞLADIMBu dönemin en büyük özelliği büyük hayvan sürülerinin göçüne tanık olmak. Göç mevsiminde safari yapmak benzersiz bir deneyim. Ufuk çizgisine doğru baktığınızda yüzlerce, binlerce hayvanın bir arada yürümesi şiirsel bir görüntü yaratıyor. Mesela o dev zürafaların incecik bacaklarıyla zarafet timsali gibi yürüyüşlerini gördüğümde mutluluktan ağlamak istedim. Vahşi hayvanların çoğu otçul olduğu için kuraklık başladığında Kenya’ya doğru ileriyorlar. Safaride amaç “Büyük Afrika Beşlisi”ni (fil, leopar, suaygırı, bufalo ve aslan) izlemek. Ciplerde özel rehber eşliğinde tur rotasını izliyorsunuz. Bu tur yaklaşık bir hafta sürüyor.Tur sırasında hayvanlar arasında dolaşırken araçtan inmek kesinlikle yasak, uzaktan fotoğraf çekebiliyorsunuz. Sadece yemek ve ihtiyaç için ayrılmış özel alanlarda iki kez mola veriyorsunuz. Vahşi Yaşam parkları saat 08.00-17.00 arası açık, hayvanlar geceleri avlandıkları için akşam ortalarda dolaşmak kesinlikle yasak. Aslında yırtıcı hayvanlar insan etine çok da bayılmıyor, kesinlikle ilk tercihleri değil. Ortada antilop filan yoksa insanlara saldırıyorlar. MACERAPEREST OLUYORSUNUZ Safari turları için uçak hariç 2000-8000 Euro arasında ücret ödeniyor. Tabii çok ultra lüks ve kişiye özel turlarla bu fiyatlar çok artıyor. Biz bu skalanın ortasında, ancak epeyce konforlu bir tur seçtik. Ahşap çadırların bazıları 5 yıldızlı otelleri aratmıyordu. Lüks sayılabilecek kamp alanlarına “lodge” deniliyor. Bazı yemekler gurme restoranlarla yarışır. Kamp alanlarında turistlerin kaldığı bölümler çok iyi aydınlatılıyor. Turumuzu özellikle çocuklu arkadaşlarıma anlata anlata bitiremedim. Ellerinde dürbünlerle hayvanları izleyen çocukları gördükçe içim gitti. Bu Dünyanın bizden başka canlılarla ve hayatlarla dolu olduğunu anlatmanın daha iyi bir yolu olamaz. Safari boyunca kendinizi maceraperest sanıyorsunuz. Zaman zaman kendimi bir belgeselin içinde buldum. Belgeselleri çekmek ve özel anlar yakalamak için ne kadar büyük bir çaba harcadıklarını daha iyi anladım. Turumuza Mayara Gölü’nden başladık. Burası sodalı bir göl, 400 kuş türü yaşıyor. Suyu çok yakıcı olduğu için insanlar giremiyor ama suaygırlarının neşesine diyecek yok. Daha sonra sık sık karşılacağımız bufalo, çita, antilop, benekli kirpi, akbaba, yabandomuzu, kertenkele, çakal, ceylan, zürafa, fil ve impalaları ilk kez burada gördük. EN ünlü VAHŞİ PARK Ngongoro’dan sonra Serengeti’ye vardık. Burası dünyanın en ünlü ve en eski vahşi yaşam alanlarından. “Dünyanın en büyük açık hava gösterisi” diyenler de var. Burası coğrafi olarak tabak gibi dümdüz ama sık sık dev kayalara rastlanıyor. Hayvanların çoğu bu kayaların gölgesinde ve kovuklarında yaşıyor. Vahşi yaşam parkları korucular tarafından korunuyor. Ayrıca hayvanları doğal ortamlarında besliyorlar. Serengeti’de gördüğümüz en etkileyeci manzaralardan biri şuydu: Bir bufalo sürüsünün peşine düşmüş Masai köylüleri. Köylüler bazen bu sürünün peşinde kilometrelerce yol gidiyor. Zaten parkta bir Masai köyü var. Yerliler günlük yaşamlarını sürdürüyorlar, bir yandan da turistik gösteriler yapıyorlar.Bir gece kamp alanında şarkılarını ve danslarını seyrettik ve çok etkilendik. Çok mutlu ve sempatikler. Swahili dilini konuşuyorlar. Müslüman, Hırıstiyan ve diğer dinlerin nüfus içindeki oranları yüzde 30’ları aşmıyor. Serengeti’den sonra genellikle Zanzibar’a geçiliyor. Ada, Tanzanya’nın en turistik bölgesi. Pudra gibi kumsallarıyla cennet gibi bir Tatil merkezi ve sualtı dünyası ilgi çekiyor. Safari turunun yorgunluğunu atmak için ideal bir yer bana kalırsa. ASLAN SAHİDEN ORMANIN KRALIYMIŞAslan başka hiçbir hayvana benzemiyor. Dişiler avlanıyor ve erkek ganimetin en güzel yerini yiyor. O 300 kiloluk cüsseleriyle inanılmaz bir zarafetle koşuyorlar. Aslanların çiftleşmesi çok ilginç, toplamda yedi gün sürdüğünü söylüyorlar. 60 saniyelik çiftleşme sonrası 20 dakika mola veriyorlar ve bu olay yedi gün boyunca tekrarlanıyor. Ve biz çok nadir rastlanan bu manzarayı izleme şansına sahip olduk. Erkek aslana neden ormanlar kralı dediklerini çok iyi anladım. O yelesi, o kükremesi çok etkileyici. Kimseyi umursamadan en yüksek kayanın tepesine kurularak yatıyor. Yolunun kenarından geçsen, tenezzül edip kafasını çevirmiyor. Vahşi hayvanlar arasında sadece çakallar gündüz avlanıyor. Bir çakalın bebek ceylanı kovalamasına şahit oldum. Anne ceylan zikzaklar çizerek araya girmeye çalıştı ama yavrusunu kurtaramadı. Çakal gözümüzün önünde bebek ceylanı çatır çatır yedi.
Serengeti’de bir belgeselin içinde yaşadık