Showing posts with label Politika. Show all posts
Showing posts with label Politika. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken de ''peşkeş çekmedik'' derken de gerçeği yansıtmadığını savunarak, ''TEKEL işçisine 4-C dışında işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş Edebiyat taslıyorsun, ondan sonra TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun'' dedi.



Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada ekonomideki gelişmeleri ve TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirdi.



Sanayi üretiminde beklenen atılımın çıkmadığını ifade eden Baykal, kaygı verici noktaya gelen işsizliğin artarak devam ettiğini söyledi. Baykal, iktidarın izlediği Ekonomi politikalarının, işsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Politika olmadığını savundu.



Nüfusun ve kentleşmenin arttığını ancak çalışmak isteyen kişi sayısının azaldığını belirten Baykal, kasımda işgücü arzının 308 bin azaldığını, işe talip olunmadığını söyledi. Baykal, ''Bu ayın özelliği ne, acaba Define mi buldular? Zengin oldum, çalışmaya ihtiyacım yok, dışarıdan kaynak mı geliyor diyorlar'' diye sorarak, 233 bin kişinin işini kaybettiğini kaydetti.



Baykal, Türkiye'nin en temel konusunun işsizlik olduğunu, işsizliğin giderek artmasının altında, tarımın çökertilmesinin yattığını söyledi. Baykal, 2,5 milyon kişinin topraktan kopartıldığını dile getirerek, tarımı, ''ekonomide işsizliği emen süngere'' benzetti. Baykal, tarıma harcanan paranın, ''helal'' para olduğunu, tarımın yanı sıra hayvancılığa da sahip çıkılması gerektiğini kaydetti.



Türkiye'nin, Tarım ve sanayisine sahip çıkarak kalkınacağını vurgulayan Baykal, Atatürk'ün, İnönü'nün bu anlayışla yola çıktığını, ülkeyi kalkındırmak için çaba harcadıklarını söyledi. Baykal, bunun, Menderes, Bayar, Demirel dönemlerinde de götürüldüğünü anlattı.



Baykal, işsizlikle mücadele için yapılması gerekenlerden birinin GAP'ın bitirilmesi olduğunu ifade ederek, ''Siyasal değişimin gerçekleşmesine yakın bir süre kala, siyasi değişim öncesi, ne söylediğimizi bilerek söylüyorum, GAP'ı hızlandırmayacağız, bitireceğiz'' dedi.



Deniz Baykal, iktidarları dönenimde, üniversiteye giriş sınavlarını, ÖSS'leri kaldıracaklarını ifade etti.

Doğu ve Güneydoğu'da kurulan fabrikaların, ''zarar ediyor'' denilerek kapatıldığını ileri süren Baykal, zarar etse de bu fabrikaların çalıştırılması gerektiğini savundu.



''ÖNCE SEN YEME YETİM HAKKINI''



TEKEL işçilerinin eylemine de yer verdiği konuşmasında Baykal, işçilerin, sükunetle, sabırla, çile çekerek, bedel ödeyerek bir acıyı yaşadığını, toplumla da bunu paylaştığını anlattı.



Baykal, işçilerin, kimseye zarar vermediğini, vitrinlere taş atmadığını, vicdanları harekete geçirmeye çalıştığını ifade ederek, Türkiye'de de vicdanların harekete geçtiğini söyledi. Baykal, kişilerin hak mücadelesi verme şansının olabileceğinin gösterildiğini, korkunun da buradan kaynaklandığını ileri sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:



''(Aman ha burada bastıralım, yol olmasın) anlayışı içine girmişlerdir. Demokraside yol budur, hak mücadelesidir. 'Sen benim işyerimi satıyorsun, satarken beni yok sayıyorsun, fabrikanın taşı, duvarı gibi bakıyorsun, fabrikayı satarken, beni de satabileceğini zannediyorsun, hala Ortaçağ'daki serf anlayışı senin kafanda, çalışanıyla bunu satarım diyorsun.'



'Yetim hakkını yedirmem' diyorsan, önce sen kendin yeme o yetim hakkını. Bugünkü insanlar yetim hakkını yeme alışkanlığı olan insanlar değil, kendisi yetim, mağdur, mazlum. Onların sırtından kahramanlık yapmaya çalışıyor. Sözlerinin aslı, astarı yok. En son, 'Kimseye TEKEL'de ne menkul ne Gayrimenkul peşkeş çekilen bir şey yoktur' diyor Başbakan. Başbakanlık Denetleme Kurulunun raporlarını oku, o raporlarda bütün bu özelleştirmenin, satışın, nasıl bir peşkeş olduğu, 100 tane örneğiyle yazılı. Yanlışları teker teker, devletin denetim kurumları, senin iktidarında koymuş. Sen iktidarı bir kaybedersen, orada birileri yanlış aramaya kalkarsa, bakalım onlar neler bulur, neler çıkarır. Peşkeş çekilen bir şey yokmuş, duy da inanma. ''



TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BİNASININ TAHSİSİ



Baykal, İstanbul Unkapanı üzerinde 5 katlı, Galata'yı, Marmara'yı gören, son derece değerli TEKEL Genel Müdürlüğü binasının, TEKEL'den alınarak, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne devredildiğini kaydetti.

Bu devir kararını Özelleştirme Yüksek Kurulunun aldığına işaret eden Baykal, kurul üyelerinin ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz olduğunu söyledi.

Baykal, şunları kaydetti:



''Bu arkadaşlar bir araya gelmişler, TEKEL'in yüzük taşı, pırlanta değerindeki gayrimenkulünü, TEKEL'den Milli Emlak Genel Müdürlüğüne intikal ettirme kararı almışlar. Devlete geçmiş, sonra ne olmuş? 300 genel müdürlük çalışanı, Kartal'a gönderilmiş -Kartal'daki durumu da sonra konuşuruz, orada da konuşulacak çok şey var- Hibe edilen binayı, Maliye Bakanı 4 özel hastanesi bulunan, Medipol Grup'a, Metropolitan Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş'ye tahsis etmiş. Kimseye Haber vermeden, ihale yapmadan, özel hastanecilik alanında faaliyet gösteren bir şirkete devredilmiş. Bu şirket anlaşılıyor ki çok etkin bir şirket olmalı. Bu şirkete, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi de Belediye Şehir Planlama Dairesinin muhalefetine rağmen Göztepe Kavşağındaki 12 dönümlük arazisine imar izni vermiş. Şehir Plancıları Odası, 'bu ayrıcalıklı imar iznidir' diye görüş bildirmiş. TEKEL işçisine sen işçi statüsünde, 4-C uygulaması dışında, yıllardır çalıştığı çerçevede işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş edebiyat taslıyorsun, ondan sonra çıkıyorsun, bu milletin, TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış olan tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun. Nedir peşkeş, bundan daha ala peşkeş var mı? Başbakan ne yapıyor, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken gerçeği yansıtmıyor, 'peşkeş çekmedik' derken yine gerçeği yansıtmıyor. TEKEL işçisi, bu hükümeti çok rahatsız edecek, iktidarı asker değil, TEKEL işçisi ve bakkallar götürecek.''



TEKEL işçilerine, '''Yıkarız, oradaki çadırları kaldırırız, ayın sonuna kadar süre, sonunda sizi oradan süreriz'' dendiğini belirten Baykal, ''Bu çadırlarla uğraşma ve yıldırma mücadelesinde ortaya attıkları tehditler işlemedi. Kullanmadığı bir tehdit var, önümüzdeki günlerde bir de onu kullansın, işçilere, 'sizi buradan alırım, Silivri'ye Ergenekon mahkemesine taşırım' desin. Tek başvurulmamış tehdit budur. Önümüzdeki dönemde, belki TEKEL işçilerini Ergenekon, Silivri korkutur'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' dedi.



Baykal, partisinin grup toplantısında eski milletvekili Hatip Dicle'nin terör örgütü PKK üyelerinin Habur'da teslim olmalarına ilişkin iddialarını değerlendirdi.



Dicle'nin iddialarını mahkemedeki ifadesinde ortaya koyduğunu söyleyen Baykal, kürsüden bu ifade metnindeki bazı bölümleri okudu. Dicle'nin ifadesinde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın teslim olan terör örgütü üyelerinin tutuklanmamalarına ilişkin olarak ''Hakim ve savcılar ayarlandı. Geldikleri gibi geçecekler'' sözlerini kullandığının yer aldığını belirten Baykal, ''Bu tanıklık ortaya koyuyor ki bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' diye konuştu.



Habur'da teslim olanların bir tereddüt, kaygı içinde olmadıklarının, aksine sevinç içinde bulunduklarının görüldüğünü anlatan Baykal, şöyle devam etti:



''Başbakan bugün cevap veriyormuş, 'Silivri'de de mahkeme var'. Evet, mahkeme kuruldu orada. 'Öcalan İmralı'da yargılandı'. Evet İmralı'da yargılandı. Burada ne oldu? Tahliye edildi bitti. Yargılama nerede? Tahliyeye gittiler, tahliyeye... Yargılamaya değil. Tahliyeye hakim, savcı gönderdin sen, yargılamaya değil. Çok açık, çok net. Şimdi anlıyoruz ki o gelişten önce İçişleri Bakanı kendi Bakanlığında değil, gizlice Atatürk Orman Çiftliği'nde Tarım Bakanlığı'na ait bir çalışma yerinde gizlici buluştu. Kiminle buluştu? DTP'nin Genel Başkanıyla. Gizli bir buluşma. İçişleri Bakanı, Tarım Bakanlığına ait bir gizli yerde buluşuyor. Bu sonradan ortaya çıkıyor. 'Ne yaptınız, neyin pazarlığını yaptınız?' diye o zaman soruldu. İnandırıcı bir cevap veremediler. O zaman da kem küm... Olayı geçiştirmeye çalıştılar. Şimdi anlıyoruz onlar konuşulmuş. Buraya gelenler bu güvenle geldiler.''



''ERGENEKON''



İçişleri Bakanı Atalay'ın olayın taraflarının sözlerine değil de bir sanığın ifadesine inanılmasını eleştirdiğini kaydeden Baykal, ''Hatip Dicle böyle söylüyor, ona inanılmaz demeye getiriyorlar. Bunu söyleyenlere hatırlatmak isteriz ki sizin Ergenekon davanızın temelindeki Danıştay cinayetiyle ilgili davanın bütün dayanaklarını ortaya koyan kişi meşhur Osman Yıldırım bütün Ergenekon ve Danıştay davasının ana dayanak noktasıdır'' dedi. Baykal, bu kişinin hakkında geçmişte çeşitli mahkemelerce verilen cezaları okudu.



Baykal, günün birinde belki bir savcı ya da hakimin de ''Ne acı günler yaşadık. Bize ne baskılar yaptılar. Bizi Habur'a sürdüler. Oralarda ne kararlar aldılar. Vicdanım bunu kabul etmiyor'' diyerek anılarını yazabileceğini ifade ederek, ''Bu işler böyle. Gerçekler ebediyen saklı tutulamaz. Bir yerden çıkar. Bu işin doğrusu; evet maalesef bu iş olmuştur. 'Ben öyle demedim...' Vallahi dedin mi demedin mi bilmiyorum ama yaptığın ortada. Ayarlanmadan bu iş olmaz. Ayarlanmadan o mahkemeler oraya gitmez. Ayarlandı. Ayarlandığı da işin içindeki birisi tarafından ifade edildi. Şimdi biz bunu tekrar milletin önüne koyacağız ve İçişleri Bakanı'nı hesap vermeye çağıracağız'' diye konuştu.



''ORADA O BABAYİĞİT YOK''



Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'nin konuya ilişkin vereceği gensoru için ''bir şey olmayacağını biliyorlar yine de veriyorlar'' ifadesini kullandığını söyleyerek, şöyle devam etti:

''Orada oy verecek olanlar senin emir kulunsa, senin kapı kulunsa, senin talimatınla oy vereceklerse o bizim ayıbımız değil. Biz, tarihe karşı görevimizi yapıyoruz. Yarın çıkarlar derler ki 'Türkiye'de bu kadar maskaralık yapılırken, hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefe olarak ne yaptınız?' Sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki göster, boyun eğme. Biz, yapabileceğimizi yapıyoruz. 'Burada yanlışlık var, haksızlık var' diyoruz. Ve bunun böyle olduğu da çok açıktır. Hiçbir vicdani tereddütümüz yoktur, çok net biliyoruz ki bu ayarlanarak yapılmıştır. Şimdi yalan söyleyerek, korkarak, gerçekleri saklayarak bu işi örtbas etmeye çalışanlar olabilir ama bu onların ayıbını daha da artırır. Çıkıp yüreklice 'ne yapalım memleketin menfaati bunu gerektiriyordu, yaptık' diyebiliyorlar mı? Diyemiyorlar. Bir defa memleketin menfaatine değil. Ayrıca yaptık diyecek babayiğit... Orada o babayiğit yok.''



Bu ''ayarlamanın'' kapsamının ve içinde kimlerin olduğunun sorgulanması gerektiğini de savunan Baykal, böyle bir iddianın başka nelerin ayarlanmış olduğu sorusunu akla getirdiğini söyledi.

İktidarın önce yandaş bürokrasi, ardından da yandaş medya yarattığını öne süren Baykal, gelinen noktada ise yandaş yargı oluşturma çabası içinde olduğunu iddia etti. Esas projenin yandaş yargının bütün ülkeye yerleştirilmesi olduğunu öne süren Baykal, ''Bu tablo artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Gerektiği zaman Habur'da diyecek ki 'tahliye et kardeşim teröristi.' Sonra Ergenekon'da diyecek ki 'vatanseveri de mahkum et.' Orada tahliye, burada da mahkum et. Bunu diyecektir. Bu önümüzdeki manzaradır. Buna karşı hep beraber gerekli mücadeleyi veriyoruz'' diye konuştu.
Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

Thursday, December 31, 2009

Bloomberg - 31 Aralık


--Asya borsaları 2003'ten beri en büyük yıllık kazanca hazırlanıyor
Asya borsaları, Çin'in önümüzdeki dönemde de küresel ekonominin resesyondan çıkmasına yardım eden politikalarını devam ettireceği taahhüdünde bulunmasıyla bu yılsonunda 2003 yılından beri en yüksek yıllık kazancını sağlayabilir. Aynı Politika, Petrol ve bakırın fiyatında da son onyıldaki en sert rallisini yaşamasına neden oldu.

--Fed’in alımları durdurmasıyla mortgage tahvillerindeki ralli sona erebilir
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Mart ayı itibariyle 1.25 trilyon dolar değerindeki mortgage destekli tahvilleri almaya son verecek olması, bu yatırım aracında yaşanana rallinin sona ermesine neden olabilir. Gelişme yeni konut fiyatları faizlerini de artırma potansiyeli taşıyor.

--Çin: Krizi 'defetmek' için 2010 kritik
Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan, 2010'un Dünyanın üçüncü büyük ülkesinin ekonomisini güçlendirme ve küresel finansal krizini etkilerini 'def etmek' için kritik bir yıl olacağını söyledi.
Bloomberg - 31 Aralık

Eksenimiz Ankara ufkumuz 360 derece

Davutoğlu, “Türkiye’nin belirli bir bölgeye yönelmesi söz konusu değil, eksenimiz Ankara ekseni, ufkumuz 360 derece. Dolayısıyla eksen tartışmalarının iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum” dedi. Davutoğlu, dün düzenlediği basın toplantısında 2009 yılının Türk dış politikasını değerlendirdi. Davutoğlu, özetle şunları kaydetti:Kriz dolu coğrafyada Türkiye bir baş aktör* Türkiye tüm küresel krizlerin etki alanı olan bir coğrafyada krizlere doğru cevap üreten ve vizyon geliştiren baş aktörlerden biridir. Türk dış politikası kriz değil, vizyon odaklı bir politikadır. Anlık çözümler aramıyoruz, bir daha kriz çıkmasın diye vizyon oluşturuyoruz. Reaktif değil, proaktif yol izliyoruz.* Ve en önemlisi parçayı tek eksenli değil, bütüncü çok eksenli bir politikamız var. Tüm bu ülkelerle sadece dış Politika değil, Eğitim, Sağlık, ulaştırma, enerji, Ekonomi konularında da işbirliği yapıyoruz.Olumsuzluklara rağmen AB yolunda kararlıyız* AB stratejik hedefimizde tüm olumsuz şartlara rağmen kararlı yürüyüşümüz durmadı. Lizbon anlaşması ile yeni bir AB doğuyor. Yeni AB’nin nabzını Türkiye yakından tutmaktadır. 2010’da da yeni fasıllar açacağız. Açık fasılların kapanış kriterlerini sağlamak için yoğun çaba göstereceğiz. Açılamamış fasıllar içinse sanki açılacaklarmış gibi çalışacağız.* Kıbrıs konusunda aktif bir dönem yaşadık. Müzakerelerde büyük ivme kaandı. AB 2004 yılında KKTC’ye verdiği taahhütleri yerine getirip izalasyonu kaldırmalı. Bu yalnız ahlaki bir sorumluluk değil, aynı zamanda ahde vefadır.Komşu ülkelerle sıfır problem hedefimiz aynı* ABD ile ilişkilerimiz artık kurumsallaştı ve kökleşti. İlişkilerimiz sadece Askeri ve stratejik konuları değil ekonomik konuları da içerir.* 2003’te söylediğimiz, komşu ülkelerle sıfır problem politikamız hiçbir görüş ayrılığı olmayacak anlamına gelmez ama kısa dönemde kriz çıkmamasını sağlar. İdealimiz ‘Yurtta Sulh, Cihanda sulh’ ilkesiyle komşularla sıfır problem. Bu kapsamda Suriye, Ürdün, Arnavutluk ve Libya gibi komşu ülkelerle vize kaldırıldı.* Ermenistan ile normalleşme sürecini başlattık. Kafkasya’da kalıcı barışın sağlanması için bütün donmuş krizlerin önünü açmak gerekiyor. Bu bağlamda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü de bizim için azizdir. Kafkasya için kafamızda çok güzel bir resim var. Hangi ton, hangi çizgiyi koymamız lazım, hükümetle birlikte o çalışma içerisindeyiz.İnsanlık dramına sessiz kalmadık* Gazze’de yaşanan olumsuzluklara ilkeli ve realist yaklaştık. İlkeli yaklaştık çünkü yaşanan insanlık dramına sessiz kalmadık. Savaş boyunca barış için Mısır ile birlikte harcadığımız çaba ise realist politikamızın bir örneğidir.”2010’da terör olmayacakAHMET Davutoğlu, Türkiye’de ki terör olayları için, “2010’da olmayacak olan şeylerin başında terör olayları ve insan haklarının engellenmesi var” diye konuştu. Davutoğlu, toplantının ardından bir basın mensubunun Demokratik Açılım sonrası yaşanan tablo ile ilgili sorusunu da şöyle yanıtladı:Her adım atılacak“Terör tehdidinin olmadığı bir Türkiye lazım. Edirne’den Hakkâri’ye kadar tüm vatandaşlarımıza aidiyet hissini yaşatmalıyız. Bu konuda atılması gereken her adım atılacak. Türkiye’nin artık terörü taşıma lüksü yok. Bütün komşu ülkelerle Güvenlik havzası oluştururken Kuzey Irak sınırında böyle bir terör riskini kabul edemeyiz. Bütün Avrupa ülkeleri ile birlikte teröre sağlanan finansal desteğin kesilmesi için güçlü bir mücadele içerisindeyiz. Özgürlük ve terörü karşı karşıya getirmeyeceksin. Biri adına diğerini feda etmek meşrutiyet alanını ve devletin gücünü azaltır.”
Eksenimiz Ankara ufkumuz 360 derece

Wednesday, December 23, 2009

Çevre başlığı neden bu kadar zor?

İSTANBUL - Türkiye ile AB arasında yılın son haftalarında önemli bir adım atıldı ve "çevre" başlığı müzakerelere açıldı. Böylece Türkiye toplam 33 fasıldan 12'sinde müzakereleri başlatmış oldu. Ancak çevre başlığı, "açılması kolay, kapatılması zor" bir başlık olarak nitelendiriliyor. Bu tanımlamanın nedenlerini ve çevre başlığında Türkiye'yi bekleyen zorlukları Bahçeşehir Üniversitesi Avrupa Birliği bölüm başkanı Dr. Cengiz Aktar ntvmsnbc'ye değerlendirdi.
Dr. Cengiz Aktar'a göre bu başlığın müzakereye açılması bile kolay olmadı. Ancak İsveç, dönem başkanlığı esnasında en azından bir başlığın açılması konusunda çok ısrarlı olduğu için bu başlık müzakerelere açıldı.
Çevre başlığındaki müzakereler "zorlu" olarak nitelendiriliyor, çünkü Türkiye'nin çevre karnesinde birçok zayıf var ve varolan düzenlemeleri AB ile uyumlu hale getirmek 60 milyar Euro'ya yakın bir yatırım yapmak gerekli.
HİDROELEKTRİK SANTRAL ÇEVRE DOSTU SANILIYORÇevre başlığına en zor başlık denmesinin sebebini ise Dr. Cengiz Aktar şöyle açıklıyor:
"Bir kere Türkiye’nin dişe dokunur, ciddiye alınacak bir çevre politikası yok. en büyük zorluk bu. Günü gününe belirlenen ve vahim temel yanlışlarla yürüyen bir Politika var. Mesela Türkiye’de hidroelektrik santrallerin çevre dostu olduğu zannediliyor. Bunu üstelik Çevre Bakanlığı savunuyor. Elektrik üretimi için kömürle işleyen santrallerin çevreye zarar vermediği düşünülüyor. Dünyada kabul görmüş çevre koruma normlarıyla alakası olmayan bir çevre yaklaşımı var Türkiye’de. En büyük zorluk bu. Kömür ve hidroelektrik santrallerde yoğunlaşan bir enerji politikası, bugün dünyada kabul görmüş çevre koruma normlarına tamamen aykırıdır.
SURİYE VE Irak İLE ORTAK YÖNETİM OLACAKTabii bu enerji kısmı. Onun dışında atık sorunu ve barajlar sorunu var genel anlamda. Türkiye'de modası geçmiş, büyük baraj anlayışı var. Halbuki bunlar bio-çeşitliliğe ölümcül darbeler vuruyor. Sınıraşan sular sorunu var. AB ile müzakereler neticesinde Türkiye’nin sınıraşan sular yönetimi ortak olacak. Çünkü AB, bizim sağlamadığımız "Sınıraşan Su Yolları Kullanımı ve Korunmasına İlişkin BM Sözleşmesi"ne atıfta bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye’de bu sözleşmelere dahil edildiğinde, Fırat ve Dicle suyunun Suriye ve Irak’la ortak yönetilmesi gündeme gelecektir. Bu iyi birşey aslında. Çünkü “kaynak bende” nasılsa diye istediğin şeyi yapmanı engelliyor.
AB İLE TÜRKİYE'NİN GÜDÜK MEVZUATI ARASINDA ÇOK FARK VARBütün bu konulara baktığınızda, AB’nin çok gelişmiş, çok mütekamil olan çevre mevzuatı ile Türkiye’nin güdük, iptidai ve temel hatalar içeren çevre mevzuatı arasında gece ve gündüz gibi bir fark var. O yüzden çevre çok zor bir başlık. Türkiye’nin yaklaşımını değiştirmesi gerekecek.
DÖNÜŞÜMÜN MALİYETİ EN AZ 60 MİLYAR EURO Çevre konusundaki politikaların, özellikle de sanayi atıklarının yönetimi konusundaki değişimi sağlayacak politikaların yüksek maliyetli olduğu biliniyor.
.QuotesWrapper {} .QuotesUp { background-image:url(http://media.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/BalloonUp.jpg); background-repeat:no-repeat; height:20px; } .QuotesDown { background-image:url(http://media4.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/BalloonDown.jpg); background-repeat:no-repeat; height:32px; } .QuotesContent { font-family:Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:12px; margin:0 10px 0 15px; width:220px; line-height:17px; } .QuotesContainer { background-image:url(http://media2.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/BalloonBorder.jpg); background-repeat:repeat-y; width:245px; } .Quotes1 { margin:0 0 10px 15px; } .Quotes2 { margin:0 0 10px 200px; } .QuotesHeader { color:#7c7c7c; text-align:right; width:245px; font-family:Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:12px; font-weight:bold; margin-top:10px; } AB’nin çok gelişmiş çevre mevzuatı ile Türkiye’nin güdük, iptidai ve temel hatalar içeren çevre mevzuatı arasında, gece ve gündüz gibi bir fark var. Cengiz Aktar
Yapılan araştırmalara göre, 60 milyar Euro’luk bir bütçe gerektiriyor bu dönüşümü sağlamak. Ancak bunun dışında Türkiye bu konuyla ilgili etki analizini hala yapmadı. Yani, "Çevre mevzuatımı AB ile uyumlu hale getirdiğimde, bunun sanayiye yükü ne olacaktır?" Bu soru henüz araştırılmadı. Bu dönüşümün sanayiye neye mal olacağını bilmiyoruz. Bunun yapılması şart.
'ÇİN VE Hindistan İLE REKABETİ ETKİLER' DENECEKAma bu dönüşümün yapılmasında şöyle bir sorun var; Fransa gibi ülkeler Türkiye’ye, ‘Hiçbir zaman üye olamayacaksınız’ diyor. O zaman da "Hiçbir zaman AB'ye üye olamayacak olan Türkiye’nin, bu çok maliyetli politikayı uygulaması ne kadar anlamlı?” sorusu sorulacak. Tabii ki çevreyi kirletmek, çevreye zarar vermek prensipte iyi birşey değil. Bunun altını çizmek lazım. Ancak, çevre ile ilgili bu düzenlemelerin Çin ve Hindistan gibi ülkelerle rekabeti olumsuz etkileyeceği iddia edilecektir.
Çevre başlığı neden bu kadar zor?

Saturday, December 19, 2009

Ortadoğu da 2009 un çaylağı Erdoğan


Uluslararası arası Politika dergisi Foreign Policy’in ABD’nin Ulusal Beysbol Ligi'nden ilham alarak, Ortadoğu'da 2009'da önemli gelişmelere imza atan siyasetçileri değerlendirdiği listede, Başbakan Tayyip Erdoğan, yılın en çok gelecek vaat eden çaylak oyuncusu seçildi.
İŞTE DERGİNİN SEÇTİĞİ 10 “YILDIZ” SİYASETÇİ:
Ortadoğu'da 2009'un çaylağı Erdoğan

ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak


ABD Nüfus İdaresi tarafından yayınlanan tahmin, 2050 yılına gelindiğinde ABD’nin hem işgücü hem de beyaz nüfus olarak büyük azalma göstereceğini ortaya koydu.
Bu tahmin, ABD’deki beyaz azınlık nüfusun öngörülenden sekiz sene önce, 2042 senesinde göçmen nüfusların artışı ile azınlık durumuna düşeceğini gösterdi.
Buna göre, Hispanik (İspanya ve Latin Amerika kökenli) kökenli olmayanlar ve tek ırka dayanan beyazlar dışında kalan nüfus olarak tanımlanan azınlıklar, bugün yüzde 34’ünü oluşturdukları Amerikan nüfusunun 2050 yılında yüzde 54’ünü oluşturacak.
Verilen rakamlara göre, ABD’de baskın olan beyaz nüfus her sektörde azınlıklara karşı geri kalmaya başlayacağının sinyalleri de verildi.
2023 YILI DÖNÜM NOKTASI
Bloomberg tarafından yayımlanan bir Haber analizde de bu rakamlara dikkat çekildi. Bloomberg, çocuk doğum, ölüm ve göç oranlarına dayanılarak yapılan hesaplamalar sonucunda, 2050 yılında 439 milyon olacak ABD nüfusunun 235.7 milyonluk kısmını azınlıkların oluşturacağını, 2023 yılına gelindiğinde tüm ABD'li çocuklarının yarısından fazlasının etnik gruplardan geleceğini belirtti. Analizde, Hispanik kökenli olmayan ve tek ırka (kökene) dayanan beyazların 2008’de 199.8 milyon olan nüfuslarının 2005’de sadece 203.3 milyona ulaşacağı, diğer yandan Hispanik nüfusun 46.7 milyondan neredeyse üç katına çıkarak 132.8 milyona çıkacağı belirtildi. Bu artışla hispanik nüfusunun yüzde 15 olan nüfus içindeki ağırlığının 42 senede yüzde 30’a varacağına dikkat çekildi.
ÜLKEDE YENİ BAKIŞ AÇISI DOĞURACAK
Analistler yaşanan değişimler ile ABD’yi sosyal ve ekonomik alanda temsil eden nüfusta büyük değişimler olabileceğini; sadece kültür değil, Politika, sanat ve Spor alanlarında ülkenin yepyeni bakış açılarına kapı açabileceğini öne sürüyor.
Analizde siyahi nüfusta da yüzde 15’lik bir artış ile nüfus içinde yüzde 29 pay elde edeceği, 2008’de 41.1 milyon olan siyahi nüfusun 2050’de 65.7 milyona ulaşacağı da belirtildi. Hispanik ve siyahi nüfus gibi büyük bir artış gösterecek olan Asya kökenli nüfusun ise 15.5 milyondan 40.6 milyona çıkarak, nüfus içindeki yüzde 5.1’lik oranını yüzde 9.2’ye çıkaracağı ifade edildi.
ABD nüfus idaresinin yayınladığı raporda azınlık nüfusun artacağı sürede ABD’de işgücünü oluşturan nüfusun azalacağı ve 2008’de yüzde 63 olan 18-64 yaş arası nüfusun 2050’de yüzde 57’ye ineceği tahmin edildi.
Uzmanlar, iş gücünün dışında kalacak olan beyaz nüfusun daha fazla olacağını ve azınlıkların Ekonomi ve sanayi alanlarında daha fazla ön plana çıkmaya başlayacağını öngördü.
YAŞLI NÜFUS ARTACAK
Yayınlanan raporda, 2030 tarihi itibari ile, bebek patlaması neslinin emeklilik yaşına erişeceği ve her beş Amerikalıdan birinin 65 yaş ve üzeri olacağına dikkat çekildi.
Bugün 38.7 milyon olan 65 yaş ve üstü nüfusun, 2050 yılında 88.5 milyona ulaşması beklenirken, bu rakamın 19 milyonluk kısmının bugün 5.4 milyon kişinin oluşturduğu 85 yaş ve üzeri kişileri kapsayacağı belirtildi.
Bu bilgiler eşliğinde, ABD’de beyaz nüfus hem yaşlanacak, hem de artışı yavaşlayacak. 2042 yılından itibaren ise Latin Amerika, Asya ve Afrika kökenli Amerikalılar ABD’nin her alanda baskın olan yüzü haline gelecek.
ABD ekonomisine azınlıklar hakim olacak

Wednesday, December 16, 2009

Berlusconi nin gazetesi saldırganla konuşmuş

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'ye saldıran 42 yaşındaki Massimo Tartaglia'nın elektronik tutkunu olduğu ve 25 yaşında Music Picture isimli bir Oyun keşfettiği ortaya çıktı. Berlusconi ailesine ait "Il Giornale" gazetesi ise bu oyun nedeniyle Tartaglia ile bir söyleşi yapmış.

10 yıl psikolojik tedavi gördüğü belirtilen Massimo Tartaglia'nın tedavisiyle ilgilenen Psikolog dasaldırganın gözaltında tutulduğu Milano Emniyet Müdürlüğü'ne çağrıldı.

Babasının yanında grafiker olarak çalışan saldırganın Demokratik Sol Parti'ye oy vermek dışında Politika ile hiç ilgilenmediği bildiriliyor. Tartaglia'nın hastalığının nasıl nüksettiği ise bilinmiyor.

Saldırganın babası Alessandro Tartaglia ise oğlunun böyle bir eylem yapmasını şaşkınlıkla karşıladığını söyledi.


Berlusconi'nin gazetesi saldırganla konuşmuş

Thursday, December 10, 2009

Tatile gitmemiş olsaydı dönerdi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, ''Sayın Başbakan, ABD'de görüşmelerde bulunurken, bazı siyasi partilerimizin, özellikle 7 askerin Şehit edilmesinden sonra Sayın Başbakan'ın derhal geri gelmesi gerektiği ile ilgili beyanları kesinlikle doğru bir zemine oturmamaktadır. Sayın Başbakan eğer tatile gitmiş olsaydı, tatilini kesip derhal Türkiye'ye geri gelmesi için kimsenin kendisine çağrıda bulunmasına da gerek yoktu. Kendisi zaten bunu yapardı'' dedi.



AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, gündemdeki konulara ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.



Çelik, konuşmasına, Tokat'taki terörist saldırı sonucu 7 askerin şehit olması ve İstanbul'da molotofkokteyli atılması sonucu bir kişinin hayatını kaybetmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek başladı.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisi sırasında Türkiye'de yaşanan olaylara dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:



''Bu kadar başarılı, çok iyi organize edilmiş ve özellikle Türkiye'nin ABD kamuoyuna, dünyaya yönelik mesajlarını da içeren bu çok anlamlı, stratejik ve zamanlaması itibarıyla da son derece önemli olan bu çalışma ziyareti, belli kesimler tarafından gölgelenmek isteniyor. Özellikle bazı siyasi parti liderlerinin bu seyahatte alınan başarıları küçümsemesi, hatta bu çalışma ziyaretini başarısız olarak nitelendirmesini teessüfle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.



Bizim milli meselelerimiz, ulusal çıkarlarımız, devletimizin diğer devletlerle olan ilişkileri her türlü iç Politika mülahazasının üzerindedir. Başbakan kim olursa olsun, iktidarda hangi parti olursa olsun eğer o hükümet bir yabancı ülkeye çalışma ziyareti gerçekleştiriyorsa, bir iş birliği gerçekleştiriyorsa, bir temas söz konusuysa içeride, bütün siyasi partilerin ve bütün Türkiye'nin tek yürek olarak arkasında durması gerektiğinin özellikle altını çizmek istiyorum.



Sayın Başbakan, ABD'de görüşmelerde bulunurken ve 'model ortaklık' dediğimiz ABD'deki müzakereler devam ederken bazı siyasi partilerimizin, özellikle 7 askerin şehit edilmesinden sonra Sayın Başbakan'ın derhal geri gelmesi gerektiği ile ilgili beyanları da kesinlikle doğru bir zemine oturmamaktadır. Sayın Başbakan, eğer tatile gitmiş olsaydı tatilini kesip derhal Türkiye'ye geri gelmesi için kimsenin kendisine çağrıda bulunmasına da gerek yoktu. Kendisi zaten bunu yapardı.''

Hükümetin, Güvenlik güçlerinin ve ilgili kurumların görevinin başında olduğunu ifade eden Çelik, ''Sayın Başbakanımız da bir taraftan ABD'deki temaslarını sürdürürken, bir taraftan da dakika dakika, gerek Başbakan Vekilimizden, gerekse İçişleri Bakanımızdan ve diğer sorumlu arkadaşlarımızdan bilgileri almaktadır ve Sayın Başbakanımız buradaymış gibi bu süreç gider. Çalışmalar Sayın Başbakanımızın bilgisi dahilindedir, bunu bütün kamuoyu tarafından bilinmesini özellikle arzu ediyorum'' diye konuştu.

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın, 7 yıllık iktidarı boyunca çok sayıda yurt dışı gezisi yaptığını ve bunların hepsinin Türkiye ve Türk milleti için olduğunu söyledi.



TERÖRİZMLE MÜCADELE



Terörizmle mücadelede uluslararası camianın desteğini almanın önemine işaret eden Çelik, ''Bu, birilerinin zannettiği gibi kendi iç meselelerimizi yabancıların iradesiyle, inisiyatifiyle çözmek anlamına gelmez'' dedi.



ABD gibi Askeri ve ekonomik anlamda güçlü bir ülkenin bile Nato'nun ve müttefik ülkelerin desteğini almadan terörizmle mücadele edemediğini belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Terörle mücadele kolay bir şey değildir. Eğer terörle ve terörizmle mücadele etmek çok kolay olsaydı bizden önce gelmiş geçmiş olan birçok hükümet, Türkiye'de bu meseleyi bitirmiş olurdu.

Biz iktidara geldiğimiz zaman bugün yaşadıklarımızın hepsi bizim gündemimize hazır olarak gelmiştir. Geçmişin bir mirası olarak gelmiştir. Bunun bilinmesi gerekiyor ve Türkiye artık bu ayak bağlarından kurtulmaya çalışıyor. Terörle mücadele eden güvenlik güçleri, uzmanlar, terörle sadece polisiye, askeri tedbirlerle mücadele edilemeyeceğini defaatle ifade ettiler. Terörizmle mücadelenin, terörle mücadeleden çok daha kalıcı, çok daha kısa, orta ve uzun vadede çözüm üretici olduğunu ifade etmişlerdir ama bugüne kadar Türkiye'de terörizmle mücadele etmeye talip bir siyasi irade ortaya çıkmamıştır. Terörle mücadele güvenlik güçlerine havale edilmiştir. Risk almamak adına hiçbir iktidar terörizmle mücadele etmeyi üzerine almamıştır.''



''Hiçbir hükümet, şapkadan tavşan çıkarır gibi terörü bitiremez. Hiçbir hükümet, hiçbir siyasi irade hokus pokus yöntemiyle kesinlikle terörü, terörizmi bitiremez'' diye konuşan Çelik, kimsenin elinde sihirli değnek olmadığını söyledi.



"İNSANLARI İSYANA TEŞVİK EDERCESİNE AÇIKLAMALAR YAPILIYOR''



Konuşmasında muhalefeti de eleştiren Çelik, şunları söyledi:''Bir siyasi partinin genel başkanı 'Hani Türkiye'nin gözyaşları dinecekti?' diyor. Terör ve terörizmle mücadele etmek, Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü sağlamak, Türkiye'nin kardeşliğini tesis etmek sadece hükümetin görevi değildir. Herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. İktidarın, iktidar olarak elbette bir sorumluluğu vardır ama muhalefetin de muhalefet olarak üzerine düşen büyük sorumlulukları vardır. Adeta insanları isyana teşvik edercesine açıklamalar yapılıyor. Bu, kabul edilebilir değildir. Dün bir siyasi partinin sayın genel başkanı, 'milletin ayağa kalkmasından' söz ediyor. Bir siyasi partinin genel başkanı, bir hukuk devletinde böyle bir söz söyleyebilir mi?



12 Eylül'den önce sağ-sol, Sünni-Alevi çatışmalarının, şu-bu çatışmalarının bu ülkeye kaybettirdiklerinden biz yeteri kadar ders almadık mı? Bazı vilayetlerimizde yaşanan katliamların farkında değil miyiz? O gün de insanlar kendi problemlerini kendileri çözmeye talip olmuşlardı. Birisi 'memlekete komünizm getireceğim', birisi de 'biz komünizmi önleyeceğiz' diye polisin, askerin, güvenlik güçlerinin ve kurumların yapması gereken işi üstlenmişti ve 5 bin genç, bu ülkenin sokaklarında birbirlerini telef ettiler, boğazladılar. Eğer tarihten ders, ibret almazsak yakın geçmişimizden iyi sonuçlar çıkarmazsak bugünü iyi kuramayız ve geleceğe iyi adımlarla yürüyemeyiz.



Bir siyasi parti genel başkanının 'eğer millet ayağa kalkarsa' tabirini kullanması bir hukuk devletinde kabul edilebilir bir şey değildir. Bu ifade maalesef kışkırtıcı bir ifadedir, maalesef sorumlulukla bağdaşmayan bir ifadedir ve kamu otoritesini hiçe sayan bir ifadedir.''



Devletin bütün kurumlarıyla işbaşında olduğunu yineleyen Çelik, yaşananlardan dolayı herkesin rahatsız olduğunu, bu görüntülerin ilk defa yaşanmadığını ve hukuk devletinde yapılması gerekenlerin belli olduğunu vurgulayarak, ''Devlet, terör örgütlerinin yöntemiyle hareket edemez'' dedi.



Son günlerde birçok ildeki yasa dışı gösterilerde 800 kişinin gözaltına alındığını, bunlardan önemli bir kısmının da tutuklandığını hatırlatan Çelik, herkesi sorumlu olmaya davet etti.



Türkiye'nin bundan önce de bazı badireler atlattığını ve bugün de hassas bir dönemden geçtiğini kaydeden Çelik, bunların hukuk ve demokrasiyle aşılabileceğini söyledi.



Çelik, ''Eğer birilerinin bildiği, bunların dışında bir çözüm varsa onu biz bilmiyoruz. AK Parti'nin bu ikisinin dışında bildiği bir formül yoktur. Birilerinin başka yöntemleri varsa açıkça o yöntemlere de karşıyız'' ifadesini dile getirdi.



''DARBEYE ÇAĞRI ANLAMINA GELEBİLECEK İFADELER''



Konuşmasında CHP'yi eleştiren Çelik, şunları kaydetti:

''Bir CHP'li milletvekilinin kısa bir süre önce TBMM'de Dersim ile ilgili söyledikleri daha tazeliğini korurken daha dün akademik unvana sahip olan bir başka CHP'li milletvekili de açıkça darbeye çağrı anlamına gelebilecek ifadeler kullanmıştır. TBMM'nin bir mensubu olarak da buna teessüf ettiğimi ifade etmek istiyorum. Partim adına bu sözleri kınadığımı ifade etmek istiyorum. TBMM'nin bir mensubu nasıl böyle bir ifade kullanabilir?



Vahim olan şudur: Bu sözler söylendikten sonra CHP'li bir Grup Başkanvekili tarafından ve CHP'nin bir yöneticisi tarafından bu söze bir tepki gelmemiştir. Sayın Öymen'in sözlerine de tepki gelmemişti ve CHP kurumsal olarak o sözlere sahip çıkmıştı. Dün yapılan konuşmaya da CHP tepkisiz kalarak, en azından ses çıkarmayarak katıldığını ve zımnen da olsa bu sözün arkasında olduğunu ifade etmiştir.''

Söz konusu sözleri demokrasi adına ''talihsizlik'' olarak niteleyen Çelik, bunun, bu anlamda TBMM'de söylenen son sözler olmasını diledi.



Çelik, şöyle devam etti:

''Özellikle CHP'nin Sayın Genel Başkanı, MHP'nin Sayın değerli Genel Başkanı yine grup toplantılarında hükümetimize, partimize, Başbakanımıza, Cumhurbaşkanımıza yönelik son derece hakaretamiz ifadeler kullanmaya devam etmektedirler. Bir kez daha ifade ediyorum; 'ihanet', 'hıyanet' lafları ulu orta kullanılabilecek sözler değildir.



Biz bugüne kadar Türkiye'de Anayasa ve yasalara göre kurulmuş olan ve işleyişini buna göre sürdüren ve millete dayalı Siyaset yapan hiçbir siyasi partinin değerli mensubunu, genel başkanını ihanetle, hıyanetle suçlamadık. Eğer sayın genel başkanlar bu üslubu kullanırlarsa, bu sözleri söylerlerse sokaklardaki insanların başka türlü davranmasını kimse kınamaz olur. Ben o insanlara da bu tavırlarını gözden geçirme çağrısında bulunuyorum.''



Soğuk savaş döneminin jargon ve üslubu ile konuşan geçmişteki siyasetçilerin halk tarafından geçmişe gömüldüğünü ve TBMM dışında bırakıldığını anlatan Çelik, kavgacı üslubu benimseyenlerin, milleti isyana teşvik edenlerin, milletin duygularını istismar edenlerin, milletin kederi ve üzüntüsü üzerinden siyaset yapanların millet tarafından cezalandırılacağını söyledi.



Tokat'taki saldırının faillerinin henüz belirlenmediğini ve olayı üstlenenin de olmadığını bildiren Çelik, Türkiye'de normalleşme çabaları arttığında ve demokrasi standartları yükseldiği zaman bir karanlık gücün devreye girdiğine ve ''düğmeye basıldığına'' işaret etti.



DTP'NİN KAPATILMA DAVASI



Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Çelik, bir soru üzerine, DTP'ye ve DTP'nin tabanına seslenerek, ''Şiddet ve terör artık kendisini ifade etme biçimi değildir'' dedi.



Son günlerde birçok il ve ilçede meydana gelen olayların 72 milyon kişiyi rahatsız ettiğini bildiren Çelik, şöyle devam etti:



''Şiddet ve terörle kendini ifade etmeye çalışanlar veya sorunlarını bu yolla çözmeye çalışanlar, dünyada her zaman antipatik olacaklardır. Her zaman antipatik olmuştur. Kimse bununla bir çözüme ulaşamaz. Türkiye'de en fazla kan akan, terörün en fazla can aldığı 1990'lı yıllardır. O yıllarda onca şehit verilmesine rağmen, onca kan dökülmesine ve onca da terörist öldürülmüş olmasına rağmen o günlerde Türkiye'de bütün bu meselelerin üstesinden gelebilecek bir güçlü hükümet, güçlü siyasi irade olmadığı için terörizm ile mücadele gündeme gelmemiştir, hep terörle mücadele edilmiştir.



Şu anda DTP ile ilgili bir kapatma davası sürmekte. Partimiz oldum olası siyasi partilerin kapatılmasına karşıdır. Özellikle AİHM'in içtihatlarına bakıyorsunuz, bizim kendi iç hukukumuza bakıyorsunuz oradaki ilkeleri elbette mahkemeler değerlendirecektir. Ancak suçu tabelalar işlemez, suçu binalar ve tüzel kişilikler işlemez, insan işler. Ceza olacaksa da bu suça karşılık şahısların cezalandırılması daha anlamlı ve mantıklıdır ama kurumların kapatılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü kapattığınız zaman bir sonuç elde etmiyorsunuz.



Şimdiki DTP işe HEP olarak başladı, DEP olarak devam etti, HADEP'ti DEHAP oldu, şimdi DTP oldu. Alfabe de harf mi yok? 'P' sabit, diğerleri değişkendir. Neticede bir siyasi parti daha kurulur ve belki aynı şahıslar olmaz ama aynı zihniyet yola devam eder. Dolayısıyla Türkiye'de siyasi partilerin kapatılma meselesi oldum olası bir problemdir ve AK Parti hiçbir siyasi partinin kapatılmasından yana değildir, kapatılmaması gerektiğini düşünür.''



Çelik, bir başka soru üzerine de ''teröristlerin hiçbir zaman huzur, kardeşlik ve refahın olduğu bir yerde doğamayacağını, doğsalar bile büyüyemeyeceğini ve üreyemeyeceğini'' ifade etti. Çelik, Türkiye'nin yıldızının parladığını, birilerinin de birileri adına bundan hoşlanmayacağını ancak kurulan komplolara karşı da bütün millet olarak uyanık olunması gerektiğini bildirdi.



Çelik, ''Sağlam olanın gücüne mikrop giremez, girse bile tahribat yapamaz. Dolayısıyla iç bünyemizi, doğusu ile batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle çok sağlam tutmak zorundayız'' diye konuştu.

Tatile gitmemiş olsaydı dönerdi