Showing posts with label Gayrimenkul. Show all posts
Showing posts with label Gayrimenkul. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken de ''peşkeş çekmedik'' derken de gerçeği yansıtmadığını savunarak, ''TEKEL işçisine 4-C dışında işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş Edebiyat taslıyorsun, ondan sonra TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun'' dedi.



Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada ekonomideki gelişmeleri ve TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirdi.



Sanayi üretiminde beklenen atılımın çıkmadığını ifade eden Baykal, kaygı verici noktaya gelen işsizliğin artarak devam ettiğini söyledi. Baykal, iktidarın izlediği Ekonomi politikalarının, işsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Politika olmadığını savundu.



Nüfusun ve kentleşmenin arttığını ancak çalışmak isteyen kişi sayısının azaldığını belirten Baykal, kasımda işgücü arzının 308 bin azaldığını, işe talip olunmadığını söyledi. Baykal, ''Bu ayın özelliği ne, acaba Define mi buldular? Zengin oldum, çalışmaya ihtiyacım yok, dışarıdan kaynak mı geliyor diyorlar'' diye sorarak, 233 bin kişinin işini kaybettiğini kaydetti.



Baykal, Türkiye'nin en temel konusunun işsizlik olduğunu, işsizliğin giderek artmasının altında, tarımın çökertilmesinin yattığını söyledi. Baykal, 2,5 milyon kişinin topraktan kopartıldığını dile getirerek, tarımı, ''ekonomide işsizliği emen süngere'' benzetti. Baykal, tarıma harcanan paranın, ''helal'' para olduğunu, tarımın yanı sıra hayvancılığa da sahip çıkılması gerektiğini kaydetti.



Türkiye'nin, Tarım ve sanayisine sahip çıkarak kalkınacağını vurgulayan Baykal, Atatürk'ün, İnönü'nün bu anlayışla yola çıktığını, ülkeyi kalkındırmak için çaba harcadıklarını söyledi. Baykal, bunun, Menderes, Bayar, Demirel dönemlerinde de götürüldüğünü anlattı.



Baykal, işsizlikle mücadele için yapılması gerekenlerden birinin GAP'ın bitirilmesi olduğunu ifade ederek, ''Siyasal değişimin gerçekleşmesine yakın bir süre kala, siyasi değişim öncesi, ne söylediğimizi bilerek söylüyorum, GAP'ı hızlandırmayacağız, bitireceğiz'' dedi.



Deniz Baykal, iktidarları dönenimde, üniversiteye giriş sınavlarını, ÖSS'leri kaldıracaklarını ifade etti.

Doğu ve Güneydoğu'da kurulan fabrikaların, ''zarar ediyor'' denilerek kapatıldığını ileri süren Baykal, zarar etse de bu fabrikaların çalıştırılması gerektiğini savundu.



''ÖNCE SEN YEME YETİM HAKKINI''



TEKEL işçilerinin eylemine de yer verdiği konuşmasında Baykal, işçilerin, sükunetle, sabırla, çile çekerek, bedel ödeyerek bir acıyı yaşadığını, toplumla da bunu paylaştığını anlattı.



Baykal, işçilerin, kimseye zarar vermediğini, vitrinlere taş atmadığını, vicdanları harekete geçirmeye çalıştığını ifade ederek, Türkiye'de de vicdanların harekete geçtiğini söyledi. Baykal, kişilerin hak mücadelesi verme şansının olabileceğinin gösterildiğini, korkunun da buradan kaynaklandığını ileri sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:



''(Aman ha burada bastıralım, yol olmasın) anlayışı içine girmişlerdir. Demokraside yol budur, hak mücadelesidir. 'Sen benim işyerimi satıyorsun, satarken beni yok sayıyorsun, fabrikanın taşı, duvarı gibi bakıyorsun, fabrikayı satarken, beni de satabileceğini zannediyorsun, hala Ortaçağ'daki serf anlayışı senin kafanda, çalışanıyla bunu satarım diyorsun.'



'Yetim hakkını yedirmem' diyorsan, önce sen kendin yeme o yetim hakkını. Bugünkü insanlar yetim hakkını yeme alışkanlığı olan insanlar değil, kendisi yetim, mağdur, mazlum. Onların sırtından kahramanlık yapmaya çalışıyor. Sözlerinin aslı, astarı yok. En son, 'Kimseye TEKEL'de ne menkul ne Gayrimenkul peşkeş çekilen bir şey yoktur' diyor Başbakan. Başbakanlık Denetleme Kurulunun raporlarını oku, o raporlarda bütün bu özelleştirmenin, satışın, nasıl bir peşkeş olduğu, 100 tane örneğiyle yazılı. Yanlışları teker teker, devletin denetim kurumları, senin iktidarında koymuş. Sen iktidarı bir kaybedersen, orada birileri yanlış aramaya kalkarsa, bakalım onlar neler bulur, neler çıkarır. Peşkeş çekilen bir şey yokmuş, duy da inanma. ''



TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BİNASININ TAHSİSİ



Baykal, İstanbul Unkapanı üzerinde 5 katlı, Galata'yı, Marmara'yı gören, son derece değerli TEKEL Genel Müdürlüğü binasının, TEKEL'den alınarak, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne devredildiğini kaydetti.

Bu devir kararını Özelleştirme Yüksek Kurulunun aldığına işaret eden Baykal, kurul üyelerinin ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz olduğunu söyledi.

Baykal, şunları kaydetti:



''Bu arkadaşlar bir araya gelmişler, TEKEL'in yüzük taşı, pırlanta değerindeki gayrimenkulünü, TEKEL'den Milli Emlak Genel Müdürlüğüne intikal ettirme kararı almışlar. Devlete geçmiş, sonra ne olmuş? 300 genel müdürlük çalışanı, Kartal'a gönderilmiş -Kartal'daki durumu da sonra konuşuruz, orada da konuşulacak çok şey var- Hibe edilen binayı, Maliye Bakanı 4 özel hastanesi bulunan, Medipol Grup'a, Metropolitan Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş'ye tahsis etmiş. Kimseye Haber vermeden, ihale yapmadan, özel hastanecilik alanında faaliyet gösteren bir şirkete devredilmiş. Bu şirket anlaşılıyor ki çok etkin bir şirket olmalı. Bu şirkete, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi de Belediye Şehir Planlama Dairesinin muhalefetine rağmen Göztepe Kavşağındaki 12 dönümlük arazisine imar izni vermiş. Şehir Plancıları Odası, 'bu ayrıcalıklı imar iznidir' diye görüş bildirmiş. TEKEL işçisine sen işçi statüsünde, 4-C uygulaması dışında, yıllardır çalıştığı çerçevede işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş edebiyat taslıyorsun, ondan sonra çıkıyorsun, bu milletin, TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış olan tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun. Nedir peşkeş, bundan daha ala peşkeş var mı? Başbakan ne yapıyor, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken gerçeği yansıtmıyor, 'peşkeş çekmedik' derken yine gerçeği yansıtmıyor. TEKEL işçisi, bu hükümeti çok rahatsız edecek, iktidarı asker değil, TEKEL işçisi ve bakkallar götürecek.''



TEKEL işçilerine, '''Yıkarız, oradaki çadırları kaldırırız, ayın sonuna kadar süre, sonunda sizi oradan süreriz'' dendiğini belirten Baykal, ''Bu çadırlarla uğraşma ve yıldırma mücadelesinde ortaya attıkları tehditler işlemedi. Kullanmadığı bir tehdit var, önümüzdeki günlerde bir de onu kullansın, işçilere, 'sizi buradan alırım, Silivri'ye Ergenekon mahkemesine taşırım' desin. Tek başvurulmamış tehdit budur. Önümüzdeki dönemde, belki TEKEL işçilerini Ergenekon, Silivri korkutur'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' dedi.



Baykal, partisinin grup toplantısında eski milletvekili Hatip Dicle'nin terör örgütü PKK üyelerinin Habur'da teslim olmalarına ilişkin iddialarını değerlendirdi.



Dicle'nin iddialarını mahkemedeki ifadesinde ortaya koyduğunu söyleyen Baykal, kürsüden bu ifade metnindeki bazı bölümleri okudu. Dicle'nin ifadesinde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın teslim olan terör örgütü üyelerinin tutuklanmamalarına ilişkin olarak ''Hakim ve savcılar ayarlandı. Geldikleri gibi geçecekler'' sözlerini kullandığının yer aldığını belirten Baykal, ''Bu tanıklık ortaya koyuyor ki bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' diye konuştu.



Habur'da teslim olanların bir tereddüt, kaygı içinde olmadıklarının, aksine sevinç içinde bulunduklarının görüldüğünü anlatan Baykal, şöyle devam etti:



''Başbakan bugün cevap veriyormuş, 'Silivri'de de mahkeme var'. Evet, mahkeme kuruldu orada. 'Öcalan İmralı'da yargılandı'. Evet İmralı'da yargılandı. Burada ne oldu? Tahliye edildi bitti. Yargılama nerede? Tahliyeye gittiler, tahliyeye... Yargılamaya değil. Tahliyeye hakim, savcı gönderdin sen, yargılamaya değil. Çok açık, çok net. Şimdi anlıyoruz ki o gelişten önce İçişleri Bakanı kendi Bakanlığında değil, gizlice Atatürk Orman Çiftliği'nde Tarım Bakanlığı'na ait bir çalışma yerinde gizlici buluştu. Kiminle buluştu? DTP'nin Genel Başkanıyla. Gizli bir buluşma. İçişleri Bakanı, Tarım Bakanlığına ait bir gizli yerde buluşuyor. Bu sonradan ortaya çıkıyor. 'Ne yaptınız, neyin pazarlığını yaptınız?' diye o zaman soruldu. İnandırıcı bir cevap veremediler. O zaman da kem küm... Olayı geçiştirmeye çalıştılar. Şimdi anlıyoruz onlar konuşulmuş. Buraya gelenler bu güvenle geldiler.''



''ERGENEKON''



İçişleri Bakanı Atalay'ın olayın taraflarının sözlerine değil de bir sanığın ifadesine inanılmasını eleştirdiğini kaydeden Baykal, ''Hatip Dicle böyle söylüyor, ona inanılmaz demeye getiriyorlar. Bunu söyleyenlere hatırlatmak isteriz ki sizin Ergenekon davanızın temelindeki Danıştay cinayetiyle ilgili davanın bütün dayanaklarını ortaya koyan kişi meşhur Osman Yıldırım bütün Ergenekon ve Danıştay davasının ana dayanak noktasıdır'' dedi. Baykal, bu kişinin hakkında geçmişte çeşitli mahkemelerce verilen cezaları okudu.



Baykal, günün birinde belki bir savcı ya da hakimin de ''Ne acı günler yaşadık. Bize ne baskılar yaptılar. Bizi Habur'a sürdüler. Oralarda ne kararlar aldılar. Vicdanım bunu kabul etmiyor'' diyerek anılarını yazabileceğini ifade ederek, ''Bu işler böyle. Gerçekler ebediyen saklı tutulamaz. Bir yerden çıkar. Bu işin doğrusu; evet maalesef bu iş olmuştur. 'Ben öyle demedim...' Vallahi dedin mi demedin mi bilmiyorum ama yaptığın ortada. Ayarlanmadan bu iş olmaz. Ayarlanmadan o mahkemeler oraya gitmez. Ayarlandı. Ayarlandığı da işin içindeki birisi tarafından ifade edildi. Şimdi biz bunu tekrar milletin önüne koyacağız ve İçişleri Bakanı'nı hesap vermeye çağıracağız'' diye konuştu.



''ORADA O BABAYİĞİT YOK''



Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'nin konuya ilişkin vereceği gensoru için ''bir şey olmayacağını biliyorlar yine de veriyorlar'' ifadesini kullandığını söyleyerek, şöyle devam etti:

''Orada oy verecek olanlar senin emir kulunsa, senin kapı kulunsa, senin talimatınla oy vereceklerse o bizim ayıbımız değil. Biz, tarihe karşı görevimizi yapıyoruz. Yarın çıkarlar derler ki 'Türkiye'de bu kadar maskaralık yapılırken, hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefe olarak ne yaptınız?' Sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki göster, boyun eğme. Biz, yapabileceğimizi yapıyoruz. 'Burada yanlışlık var, haksızlık var' diyoruz. Ve bunun böyle olduğu da çok açıktır. Hiçbir vicdani tereddütümüz yoktur, çok net biliyoruz ki bu ayarlanarak yapılmıştır. Şimdi yalan söyleyerek, korkarak, gerçekleri saklayarak bu işi örtbas etmeye çalışanlar olabilir ama bu onların ayıbını daha da artırır. Çıkıp yüreklice 'ne yapalım memleketin menfaati bunu gerektiriyordu, yaptık' diyebiliyorlar mı? Diyemiyorlar. Bir defa memleketin menfaatine değil. Ayrıca yaptık diyecek babayiğit... Orada o babayiğit yok.''



Bu ''ayarlamanın'' kapsamının ve içinde kimlerin olduğunun sorgulanması gerektiğini de savunan Baykal, böyle bir iddianın başka nelerin ayarlanmış olduğu sorusunu akla getirdiğini söyledi.

İktidarın önce yandaş bürokrasi, ardından da yandaş medya yarattığını öne süren Baykal, gelinen noktada ise yandaş yargı oluşturma çabası içinde olduğunu iddia etti. Esas projenin yandaş yargının bütün ülkeye yerleştirilmesi olduğunu öne süren Baykal, ''Bu tablo artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Gerektiği zaman Habur'da diyecek ki 'tahliye et kardeşim teröristi.' Sonra Ergenekon'da diyecek ki 'vatanseveri de mahkum et.' Orada tahliye, burada da mahkum et. Bunu diyecektir. Bu önümüzdeki manzaradır. Buna karşı hep beraber gerekli mücadeleyi veriyoruz'' diye konuştu.
Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

Thursday, December 31, 2009

Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil


New York Times gazetesinde yayımlanan bir Haber analizde, Dünyanın ortak para birimi kullanan en büyük bölgesinin, 2009’da tarihinin en kırılgan dönemini yaşadığı belirtildi.

Haber analizde ayrıca, euro Bölgesi kapsamındaki ülkelerin yarısına yakınının finansal güvenirliklerini yeniden sağlamak için uzun dönemli sıkıntılar çekeceğine de işaret edildi.

Analistler ise, bölgenin asıl Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Almanya, Fransa ve diğer Kuzey Avrupa Ülkeleri’ndeki ekonomik gelişmelere cevap olarak, faizleri yükseltmesi durumunda ortaya çıkacak finansal, siyasi ve sosyal sıkıntılara dayanma konusunda sıkıntı yaşayacağını belirtti.

Haber analizde Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya’nın, önümüzdeki dönemde zayıf ekonomi, yüksek işsizlik oranı ve büyük cari açık gibi sorunlarla baş etmek durumunda kalacağı da belirtildi.

KÜÇÜK EKONOMİLER TEHLİKEDE
Bununla birlikte, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde faizlerin artırılması durumunda, Euro Bölgesi içindeki diğer küçük ekonomilerin resesyon ve deflasyonla baş etmek zorunda kalabileceğine dikkat çekildi.

Konuyla ilgili yorumlarına yer verilen, Barselona merkezli Uluslararası Ekonomi Araştırmaları Merkezi Başkanı Jordi Galí, Euro Bölgesi’nin ekonomik iyileşmesinin üzerine çok fazla gidilmediğini belirtti ve sorunun kredi derecelendirme kuruluşlarının Gayrimenkul sektöründeki krizi önceden göremedikleri için Yunanistan ve diğer ülkelerin kredi notlarını düşürmesiyle fark edildiğini söyledi.

ÜLKELER KARŞI HAREKETE GEÇİYOR
Euro Bölgesi içinde ilk tökezleyen ülke İrlanda oldu. Sıkıntılarla baş etmek için ciddi mali önlemler alan ülke, kamu sektöründeki ödemeleri oldukça aşağıya çekti.

Son dönemde büyük sorunlarla boğuşan Yunanistan da şu anda harcamalarını azaltma sözü veriyor. Ancak ülkedeki siyasi sistemin mali önlemleri kabul edip etmeyeceği net değil.

Sıkıntı içindeki diğer bir ülke olan İspanya ise, ekonomisinin kısa zamanda iyileşeceği umuduyla finansal sorgulamalarını erteliyor gibi görünüyor.

Analistler ise, Euro Bölgesi’nin zayıf halkalarını oluşturan ekonomilerin işsizlik rakamlarının yüksek olduğunu ve verenlerin inatçılığı nedeniyle, kamu sektöründeki ödemeleri ve emeklilik maaşlarını ya da kamu harcamalarını azaltma gibi seçenekleri olmadığını belirtti.

EURO DEĞER KAYBETTİRDİ
Bölgede yaşanan ekonomik sıkıntılar, euronun dolar karşısında yüzde 5’in üzerinde değer kaybetmesine neden oldu. Birçok ekonomist ise bölgedeki güçlü ekonomilerle güçsüzlerin arasındaki uçurumun kapanmaması durumunda, euronun daha fazla zayıflayabileceğini dile getirdi.

Analizde, Euro Bölgesi’nin ABD’yi düzlüğe çıkaran ihracatını artırarak sıkıntılarından kurtulabileceği ve bölgedeki ekonomileri birbirine yaklaştırabileceğine dikkat çekildi.

Buna rağmen, ihracatın artırılması durumunda bile iyileşmenin hemen gerçekleşmeyeceği belirtildi ve ekonomik sıkıntı çeken ülkelerin seçmenlerine almaları gereken mali önlemleri kabul ettirmekte zorlandıklarına dikkat çekildi.


Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil

Saturday, December 19, 2009

Paranın efendisi yılın adamı seçildi


Dergi Bernanke’yi tanımlarken şu ifadelere yer verdi:

“Çok etkileyici bir görünümü yok Etkileyici bir konuşmacı değil. Washington ofislerini denetleyen adamlar arasındaki görülmeye alışılan ‘bana bakın’ ya da ‘beni dinleyin’ karizmasına da sahip değil. Bugüne kadar taraflı ya da ideolojik bir tartışmaya girdiği görülmedi. Ancak bir şey bilmediği konularda, biliyormuş havasına da girmedi. Kariyerinin büyük bir kısmını profesör olarak geçirdiğinde, profesyonelden ziyade profesör gibi hareket ediyor.“

Time, Bernanke’nin bütün bu özelliklerine rağmen, bir anda Dünyanın en güçlü insanına dönüştü.

Her yıl düzenlediği “Yılın Adamı” anketinde 2009’un adamı olarak Bernanke’yi seçen Time dergisi, Fed’in 56 yaşındaki başkanının, Amerika ve dünya ekonomisini şekillendiren en önemli ancak en az anlaşılan güç olarak tanımladı.

BÜYÜK BUHRAN UZMANI
1979 ile 1985 yılları arasında Stanford işletme Okulu’nda eğitmenlik yaptıktan sonra, New York Üniversitesi’nin misafir eğitmenlerinden biri oldu. Sonrasında Princeton Üniversitesi öğretim üyesi profesörlerinden biri olan Bernanke, 1996 ile 2002 yılları arasında üniversitenin iktisat Fakültesi’nin dekanlığını yaptı.

Bernanke, 1 Temmuz 2005’te Princeton Üniversitesi’ndeki görevinden istifa etti. 2002 ile 2005 yılları arasında Fed Başkanlar Kurulu’nun üyesi oldu. 2005 yılı Haziran ayından 2006 Ocak ayına kadar ABD Başkanı Ekonomi Danışmanları Konseyi’nin başkanlığını yaptı.

Fed başkanlığı görevine 1 Şubat 2006’da getirildi. 2007-2008 yılları arasında ülke ekonomisini ve dolayısıyla dünya ekonomisini sarsan son 75 yılın en büyük krizlerinden birinde Fed’in başkanlığını yaptı.

Barack Obama’nın yönetimi devralmasından sonra Fed başkanlığını, Obama’nın şu anki ekonomi danışmanlarından Larry Summers’a bırakacağı konuşuldu ancak görevine ikinci döneminde de devam etmesi kararı alındı.


KÜRESEL EKONOMİNİN DİNAMİKLERİNİ DEĞİŞTİRDİ
ABD’nin Büyük Buhran’dan sonra yaşadığı en büyük ekonomik durgunlukta Fed Başkanlığı yapan Bernanke, kendisine ikinci Büyük Buhran’ı yaratan adam yaftasının yapıştırılmasına izin vermemeye kararlıydı.

ABD Gayrimenkul piyasası dünyanın son 75 yılda gördüğü en kötü küresel ekonomik krizin fitilini yaktığında, bir anda trilyonlarca dolar yaratıp, ekonomiye aktardı.

Çökmekte olan kamu şirketlerini kurtarmak için paketler oluşturdu, daha önce merkez bankasından nakit para almayı akıllarına bile getirmeyen ortak fonlara, hedge fonlarına, yabancı bankalara, yatırım bankalarına, üreticilere, sigortacılara finansman desteği sağladı.

Sıkıntı içindeki kredi piyasalarını canlandırdı, konut finansmanını tamamen yeniledi ve Fed’in bilânçosun büyüklüğünü daha önceki seviyenin üç katına çıkardı.
Time dergisi, Ben Bernanke’yi yılın adamı seçmesinin arkasındaki asıl nedenin, Bernanke’nin dünyanın en önemli ekonomisi olan ABD ekonomisine rehberlik eden en önemli oyuncu olması olduğunu belirtti.

Paranın efendisi yılın adamı seçildi

Saturday, December 12, 2009

İslami finans da yara almaya başladı


Financial Times’da “Islamic finance suffers growing pains (İslami Finans artan sıkıntılardan yara alıyor) başlığıyla yayımlanan Haber analizde, İslami finans kuruluşlarının küresel ekonomik durgunluktan diğer kuruluşlar kadar etkilendiği belirtildi.
Haber analizde ayrıca, Dubai’deki sıkıntıların İslami finans sektörüne yönelik endişelerin artmasına neden olduğuna da dikkat çekildi.
Son zamanlarda borç sorunuyla boğuşan Dubai, sukuk olarak bilinen İslami tahvillerin en aktif ihraççılarından biri olduğundan İslami bankaların emirlikteki yatırımlarının finansmanı, geçtiğimiz iki hafta içinde fazlasıyla arttı.
Öte yandan, kredi derecelendirme kuruluşları sıkıntılar sonrası performansı düşen birçok islami bankanın notlarını düşürdü.
TEK SIKINTI SUKUK DEĞİL
İslami finans sektörüne yönelik artan endişelerin bir diğer nedeni de Gayrimenkul sektöründeki yatırımlar.
İşlemlerin faizsiz olarak yapılma zorunluluğu bankaların riskli yatırımlardan uzak durmasına neden oldu. Yatırımlarının büyük bir kısmını gayrimenkul sektörüne yapan İslami bankalar, Dubai’de gayrimenkul krizinin baş göstermesiyle sıkıntı yaşamaya başladı.
İslami yatırım şirketi Fajr Capital’in CEO’su Iqbal Khan, “Krizler gerçekleştiği sektöre yatırım yapan bütün finans kuruluşlarını etkiler. İslami olup olmamasının bir önemi yok” yorumunu yaptı.
Analize göre, İslami borç piyasasındaki iyileşme, geleneksel tahvillerle kıyaslandığında bir hayli geride kaldı. Bununla birlikte sektörde, tahvillerin şeriat kurallarına göre ihraç edilip edilmediği tartışması da baş gösterdi.
ŞERİAT KURALLARINA UYGUNLUK TARTIŞILIYOR
Şeriat kurallarına göre hareket etmeye odaklanma yalnızca sukuk piyasası etkilemedi. İslami bankacılık sektöründe uluslararası murabaha olarak bilinen ve atıl fonları değerlendirmek için kullanılan finans aracı tavarruk da bu tartışmadan nasibini aldı.
Tavarruk, müşterilerin bir İslami bankadan, ödemesini sonra yapma sözüyle emtia satın alıp, sonrasında bu emtiyayı hemen bankaya daha düşük bir fiyatla satarak şeriat kurallarına uygun olarak nakit sağlaması olarak biliniyor.
Haber analizde, bu enstrümana yönelik tartışmaların, borçlanmanın şeriat kanunlarına uygun olmamasından kaynaklandığına dikkat çekildi.
SIKINTILAR TALEBİN ÖNÜNE GEÇMEDİ
Analizde, sektör içinden bazı isimlerin Modern finansı dini kurallarla bağdaştırmaya çalışan İslami finansta her zaman anlaşmazlıklar yaşanacağını söylediğine de işaret edildi.
Uzmanlar, şeriat kanunlara uygunluk tartışmalarının ve finansal krizin İslami finans hizmetlerine olan talebin etkilemediğini söylerken, bankacıların özellikle henüz çok fazla yatırımın yapılmayan Mısır, Pakistan, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelere yönelmek istedikleri biliniyor.

İslami finans da yara almaya başladı

Wednesday, December 9, 2009

Çin’in büyümesi hızlanıyor endişeler artıyor


The New York Times'ta yayınlanan bir Haber analizde, ülkede uygulamaya konulan 585 milyar değerideki teşvik paketi, artan kredi kullandırma oranı ve ihracata verilen büyük destek sonucunda GSYH'da, üçüncü çeyrekte yüzde 8.9 oranında büyüme yakalandığı ancak bunun beraberinde endişeleri de getirdiğinin altı çizildi.

Gayri safi yurtiçin hasıladaki bu büyümenin ikinci çeyrekteki yüzde 7.9 oranından bu noktaya yükselirken aynı zamanda da ekonomistlerin ülkedeki istihdam ve sosyal istikrarın sağlanması için gerekli gördüğü yüzde 8 seviyesinin de üstüne çıkmış oldu.

VARLIK BALONU ENDİŞESİ
Bu haber her ne kadar bu yıl işini kaybeden çok sayıdaki işsizi sevindirse de diğer yandan enflasyon ve borsa ile Gayrimenkul piyasasındaki sürdürülemez artışla ilgili endişe yarattı.

Çin'deki gelişmeler ile ilgili görüşlerine yer verilen ekonomik analizler yayınlayan Moody’s Economy.com'dan Alistair Chan, "Yönetim yeni bir balonu başlatmaktan oldukça çekiniyor" dedi.

Ülkede devlet tarafından kontrol edilen bankacılık sisteminden bu yıl içerisinde 1.27 trilyon dolar değerinde rekor seviyede kredi sağlanırken, uzmanlar bu kaynağın çoğunun hisse senetleri ve konut sektörüne yöneldiğini söylüyor.

Bunun neticesinde gayrimenkul fiyatlarında yüzde 73'e varan artış görülürken, Şanghay Borsası yılın ilk yedi ayında bankalarda sağlanan kredi miktarının normale dönmesinden ve bir Dizi halka arzın yatırıma olan talebi gidermesinden önce yaklaşık yüzde 80 oranında değer kazandı. Borsanın şu andaki 2009 kârı ise yüzde 70'e yakın seviyede bulunuyor.

DOĞRU ZAMAN DEĞİL
Hisse senetlerinde ve gayrimenkul piyasasında yaşanan bu balon yine de bazı analistlerin ülke ekonomisinin sallantıda olduğu görüşünü değiştirmiyor.

Bu şekilde düşünen analistler yönetimin uyguladığı mali genişleme politikalarını şimdilik devam etmesi gerektiğini söylerken ülke ekonomisinin toparlanma ve istikrar için can alıcı bir dönemden geçtiğini belirtiyor.

Çin ekonomisini ihracata dayalı yapısını göz önünde bulundurulduğu bu yorumlara bir destek de Çin Mİlli İstatisik Kurumu sözcüsü Li Xiaochao'dan geldi. Li Xiaochao, Reuters haber ajansında yer alan haberde şunları kaydetti:

"Toparlanmanın temelleri henüz sağlam değil, dış ihracat talebi üzerindeki baskı hala ciddi boyutta ve iç talebi artırmak ve ekonominin yapısını değiştirmek bizim için hâlâ zor bir görev."

İhracat, ülkenin ekonomisindeki önemini korurken, bu sayede elde edilen gelirin oranı Batılı ülkeler resesyondan çıkış sürecine girmesine rağmen hâlâ önceki yılların altında seyrediyor.

FAİZ ARTIRIMI BEKLENMİYOR
Haber analizde bu nedenle, ülkede para ve Ekonomi politikalarında faizlerde artırıma gitmek gibi büyük adımların atılmasının beklenmediği de ifade edildi.

Analistlerin daha çok küçük ve yönetimsel adımlar atacağı belirtilen analizde, bunun bankaların ellerindeki rezervleri artırma türünden adımlar olabileceği söylendi.

Çin uzun zamandır küresel ticaret dengesizliği gidermesi için baskı ile karşı karşıya. Birçok uzman, ülkenin ihracata dayalı ekonomisini, sosyal Güvenlik sistemi, Eğitim ve Sağlık sistemini geliştirerek vatandaşların daha fazla harcamaya yöneltmesiyle, daha fazla iç talebe dayalı hale gelmesini tartışıyor.

Analize Chan'ın şu sözleri ile son verildi: "Çin, Perşembe gelen son veriden sonra başlıca probleminin üstesinden geldi ancak günün sonunda ülke ekonomisi yine ABD'ye yapacağı ihracata dayanıyor."
Çin’in büyümesi hızlanıyor endişeler artıyor