Showing posts with label çatışma. Show all posts
Showing posts with label çatışma. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Kamu Düzeni Müsteşarlığı kurulacak

Terörle mücadelede ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere, İçişleri Bakanlığına bağlı ''Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'' kurulmasını öngören tasarı, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.



Kanuna göre, İçişleri Bakanının başkanlığında Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu da oluşturulacak.



TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ''Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'' ile kurulması öngörülen ''Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı''nın operasyonel görevi olmayacak.



Tasarıya göre, terörle mücadeleye ilişkin Politika ve stratejileri geliştirmek ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere İçişleri Bakanlığına bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulacak.



Güvenlik kuruluşları ve ilgili kurumlar arasında terörle mücadele alanında gerekli koordinasyonu sağlamak, bu alandaki politika ve uygulamaları değerlendirmek amacıyla Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu kurulacak.



Kurul; İçişleri Bakanının başkanlığında, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, MİT, Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları müsteşarları, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil Güvenlik Komutanından oluşacak. Gerektiğinde gündemle ilgili diğer kurum ve kuruluş temsilcileri de toplantıya davet edilebilecek.



İçişleri Bakanının daveti üzerine toplanacak Kurulun gündemi, Kurul üyelerinin görüşleri alınarak İçişleri Bakanı tarafından belirlenecek.



94 KİŞİLİK KADROYLA ÇALIŞACAK



Müsteşarlık merkez teşkilatına; Müsteşar, 2 müsteşar yardımcısı, 6 daire başkanı olmak üzere 94 kadro ihdas edilecek. Bu kadrolar, hukuk müşaviri, uzman, çözümleyici, programcı, mütercim, veri hazırlama ve kontrol işletmeni, mühendis, istatistikçi, sosyolog, Psikolog, antropolog gibi unvanlardan oluşacak.

Müsteşarlık, gerekli görülen görevler için hizmet süreleri belirtilmek kaydıyla Müsteşarın teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile özel ihtisas ve araştırma komisyonları kurabilecek.



Müsteşarlığın, güvenlikle ilgili operasyonel bir görevi olmayacak.



Müsteşar, müsteşarlığın görev ve hizmetlerinin mevzuata uygun olarak yürütülmesinden, İçişleri Bakanına karşı sorumlu olacak.



İSTİHBARAT DEĞERLENDİRME MERKEZİ



Terörle mücadele alanında oluşturulacak politika ve stratejiler ile alınacak tedbirlere esas olmak üzere, ilgili birimlerden stratejik istihbaratın alınması ve değerlendirilmesi amacıyla doğrudan Müsteşara bağlı İstihbarat Değerlendirme Merkezi oluşturulacak.



Bu çerçevede, güvenlik kuruluşları ve istihbarat birimleri ile Dışişleri Bakanlığınca elde edilecek stratejik bilgi ve istihbarat bu merkezde değerlendirilecek.



Terörle mücadeleye yönelik strateji belirlemek amacıyla ihtiyaç duyulan istihbari bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Müsteşarlığa verilecek. Bu bilgiler doğrultusunda yapılacak Analiz ve değerlendirmeler ilgili birimlerle paylaşılacak.



Müsteşarlık, Planlama, Koordinasyon ve Sosyal Destek Daire Başkanlığı, Araştırma-Geliştirme Daire Başkanlığı, İletişim Daire Başkanlığı, Dış İlişkiler Daire Başkanlığı ana hizmet birimlerinden oluşacak.

İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı adı altında yardımcı hizmet birimi bulunacak olan Müsteşarlığın, Strateji geliştirme Daire Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği ve Müsteşarlık Müşavirleri adı altında danışma hizmet birimleri olacak.



ON ''MÜSTEŞARLIK MÜŞAVİRİ'' ÇALIŞABİLECEK



Müsteşarlıkta, terörle mücadele alanında özel bilgi ve ihtisasından yararlanılmak üzere, Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki usul ve esaslarına bağlı olmaksızın, İçişleri Bakanının onayıyla, en çok 10 ''müsteşarlık müşaviri'' unvanıyla sözleşmeli personel çalışabilecek.



Personelin sözleşme usul ve esasları, müsteşarlık tarafından tespit edilecek. Kanuna ekli cetvelde belirlenen tavan ve taban ücretleri arasında kalmak üzere, müsteşarın teklifi ve bakanın onayıyla, aylık brüt sözleşme ücreti ödenecek.



Müsteşarlıkta sözleşmeli personel olarak istihdam edilenler için belirlenen esaslar çerçevesinde, ikramiye ve teşvik ikramiyesi ödenebilecek.



Bu şekilde çalıştırılma, sözleşme bitiminde kamu kurum ve kuruluşlarında herhangi bir pozisyon, kadro açısından kazanılmış hak oluşturmayacak.



YABANCI UZMAN



Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında, özel uzmanlık isteyen konularda kadro karşılığı olmaksızın, tam gün, kısmi gün, belli bir konu veya Proje bazında, konu ya da projenin süresi ile sınırlı tutulmak koşuluyla sözleşmeli personel ve yabancı uzman çalıştırılabilecek.



Başbakanlık merkez teşkilatında sözleşmeli personelin yararlandığı ücret artışlarından Müsteşarlıkta çalışan sözleşmeli personel de aynı usul ve esaslara göre aynen yararlandırılacak. Söz konusu personele, ocak, nisan, temmuz ve ekim aylarında birer aylık sözleşme ücreti tutarında ikramiye ödenecek.



Üstün gayret ve çalışmaları sonucunda emsallerine göre başarılı çalışma yaptıkları tespit edilenlere, Müsteşarın teklifi üzerine Bakan onayı ile haziran ve aralık aylarında birer aylık sözleşme ücreti tutarına kadar teşvik ikramiyesi verilebilecek.



Müsteşarlık, kanunla belirlenen görevleri yaparken, bakanlıklar, kurum ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde çalışacak. Müsteşarlık tarafından istenen her türlü bilgi ve belge talebi, ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlar tarafından gecikmeksizin yerine getirilecek.



ÖRTÜLÜ ÖDENEK



Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa tabi genel bütçeli bir idare olacak. Kanun kapsamında yürüttüğü ve gizlilik içeren işler için Müsteşarlık bütçesine örtülü ödenek konulacak.



Güvenlik politikaları ve sosyo-ekonomik politikaların uyumlu bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, illerde İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlüğü kurulacak. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı taşra teşkilatına 81 atama yapılacak.



İçişleri Bakanlığının hazırlayacağı yönetmelikler, kanunun yayımı tarihinden itibaren 6 ay içerisinde yürürlüğe girecek.



KONUŞMALAR



Tasarının maddeleri ile ilgili önerge veren milletvekilleri eleştirilerini dile getirdiler.



CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, yargıda ''partizan'' yapılanma olduğunu öne sürdü. Türkiye'nin Erzincan ve Erzurum'da yargıda yetki çatışmasını dehşetle izlediğini ifade eden Kart, Erzurum Cumhuriyet Başsavcısının Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı hakkında davada açtığını anımsattı. Kart, ''İktidar mensuplarını bu yargılama kesmiyor. Yeni bir mekanizma devreye sokuluyor. Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı hangi karanlık odaktan güç alıyorsa Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir iş yapıyor. Buna yetkisi yok, Ceza Usulü Yasası açık. Bunu Başsavcının bilmemesi mümkün mü? Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının şahsında yargının tümüne gözdağı veriliyor'' dedi.



2007 yılında ABD'den 35 istihbarat uzmanının 3 ay süreyle görev yapmak Türkiye'ye gönderildiği, bu kişilerin halen görevlerini sürdürdüğü yolunda iddialar bulunduğunu öne süren Kart, ''Sayın İçişleri Bakanına soruyorum: Bu, doğru mu? Sayın Bakan cevap vermiyor. Sayın Bakan, siz Türkiye Cumhuriyetinin İçişleri Bakanı mısınız, yoksa birilerinin yarattığı karargahın taşeronu olarak mı görev yapıyorsunuz?'' diye konuştu.



Tasarının ''sakat'' olduğunu iddia eden Kart, Atalay'ın eleştirilere karşı somut açıklamalar yapması gerektiğini kaydetti.



Kart, tasarı ile İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlükleri oluşturulduğunu da anımsatarak, bununla ''Hitler Almanyasındaki 'gestapo' örgütlenmesinin getirildiğini'' savundu. Kart, kurulacak müsteşarlık görevine getirilecek müsteşara örtülü ödenek verilmesinin öngörüldüğünü belirterek, bu konuya açıklık getirilmesi gerektiğini vurguladı.



İzmir Bağımsız Milletvekili Harun Öztürk ise tasarıda terör tanımının yapılmadığını, böyle yasalaşması durumunda sivil toplum örgütlerinin hareketlerinin terör olarak değerlendirilebileceğini ileri sürerek, ''İktidara bu belirsizlik içinde yetki verilmesi, son derece tehlikeli olacaktır. TBMM bu yetkiyi vermemelidir'' dedi.



Öztürk, tasarıyla, iktidara yakın kişilerin personel olarak müsteşarlıkta görevlendirilebileceğini iddia etti. Öztürk, MGK'nın da tümüyle by pass edildiğini de savundu.



CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek de Genelkurmay Başkanı ve MİT müsteşarının doğrudan Başbakan'a bağlı olduğunu, Genelkurmay 2. Başkanının da böyle değerlendirilebileceğini ifade ederek, ''Genelkurmay 2. Başkanı ve MİT Müsteşarı İçişleri Bakanının başkanlığında oluşturulacak kurulda yer alacak. Buradaki ilişkin nasıl olacak? Buradan çatışma çıkar'' görüşünü dile getirdi.



BDP Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş, bugüne kadar konuyla ilgili birçok kurumun oluşturulduğunu, kurulacak müsteşarlığın da sonuç vermeyeceğini ileri sürerek, ''Konuya güvenlik mantığıyla bakmak sonuç getirmeyecek. Bu yasa, geri çekilmeli'' diye konuştu.



BDP Siirt Milletvekili Sırrı Sakık da konuya güvenlik mantığıyla bakılmasının doğru olmadığını iddia etti. Sakık, ''Otoriter anlayışla sorunlar çözüldü mü? Güvenlik yasaları Türkiye'yi özgürleştirmiyor. Türkiye'nin güvenlik değil, özgürlük yasalarına ihtiyacı var'' dedi.



BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise ''süper müsteşarlığın'' kurulduğunu belirterek, ''Toplumu demokratikleştirmeden terörle mücadelenin mümkünatı yoktur'' dedi.



Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, tasarıyı ''vatandaşı susturma kanunu'' olarak niteleyerek, ''dikta bir müsteşarlığın kurulduğunu'' savundu.



Genç, ''AKP iktidarına güvenmiyorum. Devletin kaynaklarını talan ettiler, ceplerini doldurdular'' görüşünü dile getirdi.



''CHP, FAZLA KARAMSAR''



Tasarının kabul edilmesinin ardından teşekkür konuşması yapan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, tasarıyla ilgili özellikle CHP'nin fazla karamsar göründüğünü ifade ederek, ''Ama göreceksiniz, mahçup olacaksınız. Etkili koordinasyon birimi olacak. Burada hayırlı işler yapacağız. Eleştirilerinizi de önemli görüyoruz. Çalışmalarımızda daima hatırlayacağız'' diye konuştu.



Tasarının yasalaşmasınin ardından Başkanvekili Nevzat Pakdil, yarın saat 13.00'te toplanmak üzere birleşimi kapattı.
Kamu Düzeni Müsteşarlığı kurulacak

Thursday, December 31, 2009

Açılım yasalarını hemen çıkaralım

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, partisinin yeni yıl için öncelikli gündemini, taş atan çocuklara ceza indirimi öngören tasarı başta olmak üzere Demokratik Açılım düzenlemeleri ile GDO ve Tam Gün tasarılarının yasalaşması olarak belirledi. Önceki gün yapılan Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) taş atan çocuklara ilişkin değerlendirmelerini sunan Başbakan Erdoğan, “Bu düzenlemeyi hemen gerçekleştirelim” dedi. Erdoğan, demokratik açılım kapsamında üzerinde çalışılan İnsan Hakları Kurumu, Ayrımcılıkla Mücadele Kurulu, Bağımsız Kolluk Şikayeti Komisyonu ile BM’nin İşkenceyle Mücadele Protokülü’nün onaylanmasına dair tasarıların da yine yeni yılın ilk günlerinde Meclis’e sevk edilmesi talimatını verdi.İfade krizi de konuşulduDTP’lilerin ifade krizi de MYK’da gündeme geldi. “Bu konuda ne yapabilir, yapılabilecek bir şey var mı” diye soran Erdoğan’a hukukçu MYK üyeleri, “Yargısal işlem sürüyor. Anayasa değişikliği dışında bu aşamada yapılabilecek bir şey görünmüyor” bilgisini verdi. Erdoğan da, “O halde şu aşamada yapabilecek bir şey yok” dedi. İddialar çok abartıldı Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast iddialarının ardından TSK’nın kalbi olarak nitelenen Seferberlik Bölge Başkanlığı’na yönelik “kozmik soruşturma”ya ilişkin iddialardan duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi. Bu olayın çok abartıldığını öne süren Erdoğan, “Yargıya intikal etmiş bir konu. Ortada olur olmaz, doğru yanlış bir sürü şey dolaşıyor. Yapılan, rutin bir yargısal işlem. Abartılmasın. Türkiye bir hukuk devletidir. Her şey yasal çerçevede yürüyor” diye konuştu. Kurumlar arası çatışma iddialarına da “Böyle bir şey yok” diye tepki gösteren Erdoğan, bu konularda herkesi çok dikkatli ve özenli davranması konusunda uyardı. Safahat hediye etti Başbakan Erdoğan, parti yöneticisi arkadaşlarına yeni yıl hediyesi olarak, kendisinin de başucu kitabı olan Mehmet Akif Ersoy’un Safahat kitabının özel bir baskısını imzalayarak verdi.
Açılım yasalarını hemen çıkaralım

Thursday, December 24, 2009

Türk basını nereye gidiyor


Haberciler Derneği Genel Başkanı Hasan Taşkın, yaptığı yazılı açıklamada son dönemlerde “Yandaş Medya” söyleminin daha yüksek seslendirildiğini belirterek, bu söylemlerin ve basına yönelik ayrımcı açıklamaların Türk basınına zarar verdiğini bunun da Milletin menfaatine olmadığını dile getirdi.

Taşkın, tüm bunların yanı sıra yazılan birçok haberin tartışma konusu haline gelmesi ile halkın basına karşı güveninin zedelendiği görüşlerinin de zaman zaman seslendirildiğini kaydetti.
Basından en çok yakınanların arasında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geldiğini savunan Taşkın, ''Başbakan'ın medya üzerindeki son siteminde medyanın terör olaylarını evire çevire sürekli vermesinden yakınıyor. Terörün esas amacı topluma eylemleriyle mesaj vermektir. Korku yaratmak, kışkırtmak ve çatışma ortamı oluşturmaktır. Tüm bunları medya aracılığı ile yaptığı doğrudur. Bu noktada Başbakan haklıdır'' diye konuştu.

Taşkın, diğer taraftan medyanın ise gelişen olayları ekrana ya da Gazete sayfalarına taşımanın haberci deyimi ile Haber atlamamak durumunda olduğunu bildirdi. Haberin veriliş biçimi ve sürekli tekrar edilmesinin sadece terör olayları ile ilgili haberlerde yapılmadığını dile getiren Taşkın, önemli gelişmelerin verilme biçiminde de aynı yöntemin izlendiğini, bu yayın organlarının başındaki habercilerin tek dertlerinin Reyting olmaması gerektiğini ifade etti.

Hasan Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Televizyonlar için RTÜK var. Peki bu kurul Televizyon habercileri ile hiç toplantılar yapıyor mu? Yapılan haberlerin toplumdaki etkisi üzerine araştırmalar yapıyor mu? Peki RTÜK'teki üyelerden kaçı televizyon haberciliğinden gelmiştir? Gerek iktidar gerekse muhalefet RTÜK'e üye atarken işinin ehli kişiler mi yoksa siyasi düşüncelerine yakın kişiler mi seçiliyor? Sorularının yanıtlarını aramamız gerekiyor. Tüm bu soruları düşününce belki siyasiler de gelinen noktadaki eksiklik için kendilerinin de pay sahibi olduğunu düşünür.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un medya üzerindeki mesajlarını da habercilerin ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Medyanın da hataları vardır. Ancak bu hatalardan da sadece medya değil hepimiz sorumluyuz diyerek, çözüm yollarını birlikte aramalıyız. Haberci milletinin sesidir ve öyle de olmalıdır. Aksi halde habercilik yapmaz, birilerinin sesi olur sadece.''

Yazılı Basın

Tüm bu noktadan bakınca askerin de siyasilerin de medyanın da elini taşın altına koymasının gerektiğinin altını çizen Taşkın, birbirlerini suçlamanın ve saflara ayrılmanın milletin hak etmediği bir tavır olduğunu vurgulayarak şunları da kaydetti:
''RTÜK'ün dışında yazılı medya için de bir üst kurul oluşturulması gerektiğine inanıyorum. “Yazılı Basın Üst Kurulu” mesela… Yazılı medyayı izleyecek, habercilerin uzmanlaşması için Eğitim faaliyetlerine destek verecek. Yazılı medya ile sürekli iletişimde olacak ve yerel medyayı destekleyecek. Medyanın sorunlarını tartışabilecek, gerekirse mesleki örgütlerle iş birliği yaparak yasal değişiklik için Meclis'e öneri sunacak.

“Haberci yalan haber yazmaz''

Taşkın, habercinin haberi yaparken güvenilir kaynak aradığını ifade ederek, ''Yetkili birim veya kişiyi arar ki yaptığı haberin güvenirliği olsun. Yani hiçbir haberci yalan haber yazmaz. Ancak, haberciler yanıltılabilir. Yanlış bilgi verilerek yönlendirilebilir. Bunun için bir habercinin aldığı haberi önce editörü, daha sonra haber müdürü ve en son genel yayın yönetmeni değerlendirir. Bu birimlerin onayından sonra haber yayına girer'' dedi.

''Haberci yetkililere güvenmek zorundadır. Bu noktada eğer eleştirilecekse haberciler ya da medya kuruluşları değil, o kuruluşlara makam ve koltuklarını kullanarak haberleri sızdıran ya da veren kişilerdir'' diyen Taşkın, eğer herkesin sorumluluktan kaçacaksa ve işin kolay yolu diye medyayı ya da habercileri suçlayacaksa bundan sadece habercilerin değil, toplumunda zarar göreceğini bildirdi.

Taşkın, Türkiye'nin, habercileri dışlamakla değil, habercilere destek olmakla doğru ve tarafsız haberlere daha sağlıklı ve çabuk ulaşacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bakın, düne kadar Başbakanlığın basın sözcülüğü yoktu. Bu iktidar bu boşluğu gördü ve doldurdu. Ancak bir türlü oturtulamadı ve yürütülemedi. Başbakan her konuya çıkıp konuşmaya vakit bulamayabilir. Sözcüler kamu adına basını bilgilendirir ve yanlış bilgilerin dolaşmasını engeller.
Türkiye'nin terör sorunu var. Güvenlik ile ilgili her il kendi çapında açıklamalar yapıyor. Halbuki İçişleri Bakanlığı'nın da sözcüsü olmalı. Bu sözcü de habercilere zaman zaman bilgiler vermeli. Zaman zaman bakanlık adına açıklamalar yapmalıdır. Bakın Genelkurmay Başkanlığı bunu başardı. Eksikliklere rağmen, eksiklik diyorum çünkü Genel kurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkilerini deneyimli sivil bir gazetecinin yapmasından yanayım. Basını en iyi bilen yine basından gelen deneyimli habercilerdir. ''

“Sarı Basın Kartı sahibi işsiz gazeteciler değerlendirilebilir''

Tüm bu eksiklikleri sarı basın kartı sahibi işsiz haberciler doldurabilirler. Ülkelerine hizmet etme fırsatı verilsin bu yeter onlar için. Yani askerler kendi işlerini çok iyi biliyor olabilir. Ancak, basının işleyişi ve basın ilişkilerini çok iyi götüremeyebilir. Bu sadece askerler için değil, başbakanlık, bakanlıklar ve diğer tüm birimler için geçerlidir.''

Habercilere sağlıklı haber akması için her kurumun üzerine düşen görevi yapsa habercilerin daha sağlıklı bilgi alsa, tüm bu yakınmaların yüzde 80'nin biteceğini öne süren Taşkın, sadece eleştiri yapıldığını, sorunları seslendirmek yerine, sorunları çözmek gerektiğini hatırlattı.

Medyanın suçu

Medya'nın da suçunun olduğunu ancak medyanın suçu uzman deneyimli habercilerini devre dışı bırakmakta olduğunu ileri süren Taşkın, bugün habercilerin yüzde 70'inin deneyimsiz habercilerden oluştuğunu, haberciliğin artık branşlaşması gerektiğini dile getirerek, ''Ekonomi muhabirleri, Spor muhabirleri gibi Sağlık muhabirleri, güvenlik muhabirleri konularında branşlaşmayı ve deneyimli usta gazetecileri bünyemizde tutmayı başaramadık. Alışıla gelmiş usta çırak ilişkilerini bugün göremiyoruz. Çünkü usta artık çırak yetiştirmiyor.
'Neden?' diye sorduğunuzda, '3 gün sonra işi biraz öğrendiğini düşünüp, beni devre dışı bırakırlar' diyor. Çünkü daha az ücrete fikir işçisi çalıştırma ilkesi benimsenmiş durumda. Bu noktada ekonomik sorunlar da elbette etken. Ancak, habercilerden şikayet edenler, habercilerin imkanlarını artırsınlar ki, toplum da deneyimli habercilerin kalemlerinden daha sağlıklı Haberler alabilsin'' şeklinde konuştu.

“Basının görevi milletin sesi olmaktır”

Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Atatürk, “Basın milletin ortak sesidir” diyor. Çok yerinde ve doğru bir söz. Basının görevi Milletin sesi olmaktır. Eğer basın gücün ya da sermayenin hizmetine girerse gün gelir o güç ve sermaye ile biter. Bu da Milletin yararına değil zararına bir durumdur. Bu nedenle haberci yetişenlerin branşlaşma konusundaki deneyimlerinin ne olduğuna iyi bakılmalıdır.

Diğer yandan Hazreti Peygamber 'işi ehline verin' diyor. Yani yine aynı noktaya geliyoruz. Branşlarında uzmanlaşma, habercilik görevini ifa etmek, sermayenin ya da gücün sesi değil, halkının, milletinin sesi olmaktır. Halkının sesi olan medya ise gücünü milletten alır ve sırtı yere gelmeyecektir.
Branşlaşmadaki en büyük handikap ise branşı konusunda sürekli haber yapan habercilerin taraf olmamaya özen göstermeleridir. Yani x partiyi takip eden siyasi muhabir belli süre sonra o parti gibi düşünmemelidir. Tüm haberlerinde doğruyu ve halkın menfaatini ilke edinmelidir. Yargı muhabiri ya da güvenlik muhabirleri de tarafsızlıklarını korumalıdırlar. Bunun denetimini de medya kuruluşlarının yöneticileri yapmalıdır.''

Yetişmiş insana değer verilmesi gerektiğini, bir insanın 30 yılda 40 yılda yetiştiğini anlatan Taşkın, ''ancak biz bu deneyimi kenara itip emekliye zorluyoruz, bu medyada da böyledir. Bugün habercilerin ceplerinde Başbakanlığın verdiği sarı basın kartları var. Bu haberciler ülke için birer değerdir. İşsiz kaldıklarında sahiplenilmeliler. Başbakanlık basın kartı verdiği bu kişileri Basın yayın enformasyon bünyesinde ya da oluşturulacak bir bünyede merkeze çekilen valilerin değerlendirildiği gibi değerlendirmelidir'' diye konuştu.

“Basın ülkenin düşünen beyni ve konuşan dilidir”

Türk basınının yönlendirilmemesi, doğru haberleri halkına duyurmasının, yani milletinin sesi olmasında iktidarların sorumluluk taşıdığına dikkati çeken Taşkın, kırmak, dökmek yerine, çözüm yolları aramanın, yeni fikirlerle ülkenin kalkınmasında ortak nokta bulmak gerektiğini, bu noktada da iktidarın da sermayenin de sorumluluklarının olduğunu öne sürerek şunları kaydetti:
''Çünkü ülkenin huzuru herkesi ilgilendirir. Basın ise ülkenin düşünen beyni, konuşan dilidir. Beyni özgür bırakmazsanız, dili söyletmezseniz felçli insanın durumuna düşürürsünüz. Felçli insan sadece vardır. Düşüncesi ve hareketi kısıtlıdır. Bu insan konuşamıyorsa ya da bazı cümleleri söyleyemiyorsa ne olur siz düşünün? (yandaş medya) söylemlerini kullananlar milletine de haksızlık ediyor. Bu söylemlerin bitmesi, taraflı değil, halkın ihtiyaçları doğrultusunda doğru ve tarafsız haber ilkesi için bilgi ve birikime önem vermeliyiz.”


Türk basını nereye gidiyor

Monday, December 14, 2009

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica


Mardinli İbrahim ve Colorado'lu Jessica'nın aşkını anlatan film, Kürt açılımı ve Amerika'nın Ortadoğu politikasına da göndermelerle dolu.
“Ay Lav Yu” ne anlatıyor?- Film, Güneydoğu’daki Tinne adlı köyde geçiyor. Tinne, Kürtçe’de “yok” demek. Köyü köy yapma derdinde olan Yusuf Ağa, devlete durmadan mektup yazıyor, “gelin, bizi görün” diyor. Köye bir gün İbrahim çıkageliyor. İbrahim bebekken bir Fakülte avlusuna bırakılmış ve bir Süryani papazı tarafından büyütülmüş, okuyup, adam olmuş.
Tinne’nin umudu olan ıbrahim köye geliyor ve Jessica adlı Amerikalı kıza aşık olduğunu söylüyor. Sonrasında iki kültür arasındaki çatışma ve o çatışmanın getirdiği Komik olaylar başlıyor.
“Ay Lav Yu”, tek bir cümleyle özetlersek, ne diyor?- Colorado’lu bir anne ile Kürt bir anne arasında hiçbir fark yoktur diyor. Aşk aşktır ve her yerde yazıldığı gibi okunur diyor. Başında siyasiler olmayınca, insan insana kalınca doğu ve batı birbirini sever diyor.
BÜYÜK ŞEHİRDE AYDIN OLMAK KOLAY İŞ
“Ay Lav Yu”, Kürt açılımını destekleyen bir Film mi?- Evet, kesinlikle. Ama Kürt açılımı politikasının altında ne olduğunu henüz kimse bilmiyor. Barıştan yana bir şeyse eğer, körükle üzerine gidiyor bu film. Ben bunu aydın olmanın gerekliliği olarak da görüyorum. Büyük şehirde, lüks lambalar, binlerce avizenin altında aydın olmak rahat iştir. Zaten her taraf aydınlıktır. Önemli olan hâlâ aydınlanamayan o karanlık yerlere ışığı götürebilmektir.
Film ne kadar demokratik? - Filmin en önemli özelliği, son derece demokratik olması. Hatta Amerika’yı bile eleştirdiği oluyor. Özellikle de George Bush’u.
Bush’u nasıl eleştirdin?- Bush, savaşmanın vatan sevgisi olduğunu düşünüyor. Vatan sevgisi için Irak’a saldırdığını söylüyor. Biz de hiçbir sevginin, birinin ölümü üzerine kurulamayacağını söylüyoruz.
15’İME KADAR ADIMI SÖYLEMEYE KORKTUM
Neden Kürt erkeği ve Amerikan kızı arasındaki aşk?- Evrensel olmak adına. Kürtler ve Amerikalılar üzerinden genel bir barış göndermesi yapmak istedim. Aşkta, ırkın önemi yoktur çünkü.
Ciddi mesajlar veren bir filmin Komedi olması nasıl algılanacak?- Cümlesi olan komedi, Dünyanın en güçlü silahıdır. Antik Yunan’dan bu yana iktidara muhalefet etmeye sadece soytarılar cesaret edebildi.
Ama bir sürü insanın da başı gitti. Hacivat ve Karagöz mesela...- Bu yolda başımız gidecekse gitsin. Gülerek ölelim.
Var mı endişelerin?- Rahatsız olan muhakkak olur, olsun da isterim zaten. Benim bakış açımdan bakarsak olaya, ben 15 yaşıma kadar, kürtçe olduğu için ismimi söyleyemedim. Kürtçe yasaktı o zaman. Sorduklarında Arapça, Farsça deyip geçiştiriyordum. Bu ülkede özgürlükler adına pek çok şey için geç kalındı.
Senaryoyu yazdığında Kürt açılımı gündemde miydi?- Bu senaryoyu 2004’te yazdım. Açılım yoktu o zaman ama benim ailemde 30 yıldır Kürt açılımı var. Güneydoğu’da yaşayan bütün aileler, “Biz de dilimizi konuşabilsek, çocuğumuza özgürce isim koyabilsek” demiştir. Niye özgürlüklerimizi kısıtlıyorlar, anlayamıyorum.
Filmin Kürtler’le ilgili eleştirileri var mı?- Evet. Çünkü Güneydoğu’da açılımı desteklemeyenler var. Çünkü açılım olunca barış olacak, savaştan beslenenler aç kalacak. Suç bir sektördür. Dünyada bu kadar suç olmasaydı, hukukçular, polisler aç kalırdı. Suçtan beslenen bir dünya üzerinde yaşıyoruz.
SEVİŞME SAHNEMİZDE YASTIK KULLANMADIK
Basında öpüşme sahneleri ‘8 saat rekoru’yla ön plana çıktı...- 8 saat boyunca nefes almadan öpüşmedik tabii. Gerçekten o günkü çekim 8 saatten uzun sürdü. Çift kamera çektim ben filmi. Web cam’ler kullandım. Bunlar çok teknolojik aletler ama doğaya o kadar direnemiyorlar. Saatlerce kameralarım bozuldu, patladı. Buzhane gibi bir mağara vardı, oraya sokup dinlendirdik kameraları. Bu nedenle belki 15-20 kere tekrarlayıp, sürekli öpüştük. Ve her öpüşmemizde makyajla uğraştım. Yaşımı indirmek için sakalımı siyaha boyamıştım çünkü.
Çok yaşlısın ya! - İbrahim 30 yaşında, ben 35 o yüzden. O sahnelerde aramıza yastık falan koymadık! (Gülüyor) Zaten pantolonumuz vardı üstümüzde. Dişlerimizi de fırçaladık.
Film duyurularının bu tip sahnelerle olmasına ne diyorsun?- Çok doğal... Herkes sevişen ya da kavga eden iki insana bakar. Ve bütün dramalar da, Haber programları da bunun üzerine kuruludur. şurada normal yürüyen insana bakmazsın, öpüşen bir çifte bakarsın ama.
KADIN GÖZÜ MOR GELDİ MEĞER KOCASI DÖVMÜŞ
Çekimleri anlatsana biraz...- Çok zorlandım. 96 saat uyumadığımı bilirim. ıki kez hastaneye kaldırıldım. Sakinleştiricilerle ayakta kaldım.
Kim üzdü seni o kadar?- Köylüler mahvetti beni. Genel planı çekiyorum, yakın plana geçmeden önce yemek arası veriyoruz mesela. Bir bakıyorum kadının gözü mor, kocası dövmüş filmde oynadı diye. Adama “amca lafını söyle” diyorum, “önce dişimi yaptır” diyor.
Nerede bu köy?- Midyat’a çok yakın olan bir Batman köyü. Adı Derikfan.
Orada gala yaparsın herhalde?- Midyat’ta salonlara bakmam lazım ama Mardin’de yapacağım.
Filmin Amerikalı oyuncusu Steven Guttengerg, “Ay Lav Yu’nun Oscar’da şansı büyük olur” diyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?- Bu, Amerika’nın ilgisini çekecek bir film. 11 Eylül saldırılarına, George Bush’a gönderme var, Usama Bin Ladin var. 11 Eylül’den sonra Amerika ve Ortadoğu’yu bir araya getiren film çıkmadı. Bu açıdan ilginç. “Ay Lav Yu”, seçilir ve Türkiye adına Oscar’da yarışırsa, şansı büyük olur.
TERÖRÜ ANLATAN BİR FİLM ÇEKECEĞİM
Az önce “Nefes filmi çok sahici ama keşke öbür tarafı biraz daha anlatsaydı, daha cesur olsaydı” dedin... - Bir gün örgüt filmi yapacağım. Bu, IRA ya da El Kaide olmaz. Ama bir örgüt üzerine bir şey yapmak istiyorum. Terörizmi insanın aklı almıyor. Adolf Hitler’i de merak etmişimdir hep. O intihar ettiğinde ardından 2 milyon Alman kafasına sıktı. Bu nasıl bir ikna yolu ve etkileşim, bir gün araştırmak istiyorum.
CAHİT BERKAY’I AĞACA ÇIKARTTIM
Filminde Kürt ozanlardan, yani dengbejlerden oluşan bir koro varmış. Filmi onlar mı anlatıyor?- Dengbejler, bir Türk filminde benim bildiğim kadarıyla ilk defa kullanıldı. Güneydoğu’da sesi güzel olan insanlar ellerine tefe benzer bir çalgı olan erbanileri alıp, kendileri bir melodi uydurarak, bir konu başlığı altında hikayeler anlatır, türküler söylerler. Kürt rap’i gibi bir şey. “Ay Lav Yu”da bunlar dört ayrı yerde kameraya bakarak filmi anlatıyor. “Kâr etmez ah binse de küplere, Mr. and Mrs. Brown go to Tinne” diye bir şarkıları var. Dengbejleri Mazlum Çimen, Cahit Berkay ve Cem Yıldız oynadı. Cem Yıldız aynı zamanda filmin müziklerini yaptı. Cahit Berkay’ı ağaca bile çıkarttı, bel ağrısı çekti günlerce. Kamyonun kasasına, tanka bindirdim...

Mardinli İbrahim Amerikalı Jessica

Thursday, December 10, 2009

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP Grup Başkanvekili Gültan Kışanak'ın ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Cenaze törenlerinden sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı körükleyici iddiaların getirilmesi, çok büyük talihsizliktir'' diye tepki gösterdi.

CHP, Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine, tarımın sorunlarına ilişkin araştırma önergelerinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak TBMM Genel Kuruluna getirdi.



Grup önerisi aleyhinde söz alan DTP Grup Başkanvekili Kışanak, son günlerde partisine yönelik ''bilinçli, organize bir linç kampanyası'' olduğunu savundu.



Kışanak, DTP Genel Merkezinde, dün, eş başkanların oturduğu iki odanın hedef alınarak, camlarının kırıldığını, Ankara İl ve Keçiören ilçe binalarının molotofkokteyli saldırıya uğradığını söyledi.

Bunun arkasındaki zihniyetin; İzmir'de DTP konvoyuna yönelik linç girişiminden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çicek'in konuşmaları olduğunu iddia eden Kışanak, Erdoğan'ın, saldırıyı tek cümleyle bile kınamadığını söyledi. Kışanak, Erdoğan'ın, ''yalan yanlış bilgilerle DTP'yi hedef göstermeye devam ettiğini'' ileri sürdü.



Kışanak'ın, ''Tabii bunun arkasından ülkede meczup, sarhoş, kendini bilmez, ırkçı da bulunur... Sen icazeti verdikten sonra, gereğini yerine getirecek insan çok bulunur. Ben bu kişilere bir şey söylemiyorum, onları teşvik eden, partimizin üstüne gönderen, saldırıları meşru göstermeye çalışan zihniyeti şiddetle kınıyorum. Hani bu ülkenin her karışı, ili, Kürdü ile Türkü ile hepimizindi. Siz, özellikle batıdaki illerdeki saldırılarla ne mesaj vermek istiyorsunuz? Kürtlere 'memleketine dön' mü demek istiyorsunuz, bu ülkenin topraklarını bölmek mi istiyorsunuz?'' sözleri, Genel Kurul salonunda gerginlik yarattı.



AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, ayağa kalkarak, ''Hanımefendi ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ne hakla söylersiniz? Ayıptır. Dalga mı geçiyorsunuz?'' diye tepki gösterdi. Kendisine ''Kes sesini, niye ırkçılık yapıyorsunuz?'' diyen Kışanak'a Daniş, ''Irkçılığı sen yapıyorsun?'' diye karşılık verdi. Daniş, daha sonra AK Parti'li milletvekillerince salondan çıkarıldı.



Kışanak'ın, ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir. Anayasa Mahkemesi, hikayedir'' sözleri de AK Parti sıralarında tepkilere yol açtı, bazı milletvekilleri ''Yazıklar olsun'' diye tepki gösterdi.

Hükümetin bu kararı verdiğini ve Anayasa Mahkemesinde meşruiyete kavuşturmaya çalıştığını iddia eden Kışanak, ''AKP'nin kapatılma davası sürecinde Cemil Çiçek, 'Ne yapmak istiyorsunuz, bizi kapatarak, o bölgeyi birilerinin tekeline bırakmak mı istiyorsunuz' diyor. Ama şimdi 'DTP'yi kapatın, Kürtleri bizim tekelimize bırakın' diyorlar. Yağma yok AKP. DTP'yi kapattırarak, bölgenin oylarını çantada keklik zannetmeyin'' dedi.



''VEBALİ SİZİN BOYNUNUZDADIR''



Kışanak, ''Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesinin zemini, koşulları ve muhataplarının olduğunu ifade ederek, ''Ama siz bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, hala çözümsüzlük ve çatışma siyasetinde ısrar ediyorsanız, bunun vebali de sizin boynunuzda olur. Bu saatten sonra bu ülkede dökülecek her damla kanın, her canın sorumlusu AKP Hükümetidir'' diye konuştu.

AK Parti sıralarından ''Adam gibi konuş'' diye laf atılması üzerine Kışanak, sorumlulukları anlattığını söyledi.



''TALİHSİZLİKTİR''



Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kışanak'ın, ''DTP'ye yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine yanıt verdi. Günay, bu iddianın, başka bir kasıt yoksa, hukuk devleti işleyişini bilmemekten kaynaklandığını kaydetti.



Günay, Türkiye'de hukuk devleti kurallarının egemen kılınması, demokrasinin işlerlik kazanması, geçmiş yıllarda yaşanan acıların yeniden yaşanmaması isteniyorsa daha anlayışlı, dikkatli konuşmak zorunda olduklarını vurguladı.



Bakan Günay, ''Bir süreden beri barış, kardeşlik, dostluk çerçevesinde bir söylem sürdürmeye, bunun olumlu sonuçlarını almaya çalışırken, daha önceki yıllarda böyle söylemler dile getirildiğinde çeşitli tuzaklar kuranlar, yine tuzaklarını kurdular. 7 çocuğumuzun cenazesi kalkıyor. O acılı cenaze törenlerinden inanılmaz sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı, tartışmayı, anlayışsızlığı körükleyici bir takım iddiaların buraya getirilmesi, bugün için çok büyük talihsizliktir'' diye konuştu.



Barış isteniliyorsa, herkesin tahammüllü ve birbirine karşı anlayışlı olmasını öneren Günay, herkesin üslubuna dikkat etmesini istedi.



Günay'ın, ''Türkiye'nin yaşadığı sancıları geride bırakalım istiyoruz. Bunu istemeyen parlamentoda bir tek milletvekili var mı? Bence yoktur?'' sözlerine DTP'li Hasip Kaplan, ''Sizin Başbakan Yardımcınız istemiyor'' diye karşılık verdi.



Bakan Günay, sadece seçmenlere karşı konuşulursa hiçbir sorununun çözülemeyeceğini dile getirerek, ''Bu eleştirilerinizi size iade ediyorum'' diyerek, sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından CHP'nin grup önerisi reddedildi.

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi