Showing posts with label araştırma. Show all posts
Showing posts with label araştırma. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Şifreniz 5 dakikada kırılabilir

İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi İlker Korkmaz, Ege Üniversitesi Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Dalkılıç ile birlikte hazırladıkları ''Türk Kullanıcıların Parola Seçimleri'' isimli araştırma sonuçlarına ilişkin bilgi verdi.



Korkmaz, bilgisayar sistemlerindeki parolanın, sisteme bağlanan kullanıcı kimliğinin doğrulanması amacıyla kullanıldığını anımsattı. Parola seçiminde, kullanıcıların genelde hatırlanması kolay ve kısa parolalar seçtiklerinin bilinen bir yöntem olduğunu belirten Korkmaz, bu tür parolaların bilgisayar korsanları için kolay hedef olduğunu ve tek bir ''zayıf'' kullanıcı parolasının bile tüm sistemin güvenliğini tehlikeye düşürebildiğini vurguladı.



GERÇEK ŞİFRELER KIRILDI



Korkmaz, akademik çalışmalarında, güvenilir kaynaklardan elde ettikleri ve bir sistemde kullanılan 2 bin 564 gerçek Türkçe parolayı seçtiklerini ve çeşitli yöntemlerle Bilimsel veriler kullanılarak ''şifreleri kırmaya'' çalıştıklarını anlattı. İlker Korkmaz, bu parolaların gizlilik nedeniyle araştırma kapsamı dışında hiçbir şekilde kullanılmadığını bildirdi.



Çalışmanın ilk bir aylık sürecinde tüm parolaların yüzde 30'una karşılık gelen 777'sinin tahmin edilebilir özellikte olduğunun belirlendiğini ifade eden Korkmaz, denenen parolaların yüzde 5'inin beş dakika içinde, yüzde 10'unun da ilk gün içinde tahmin edilebildiğini kaydetti. Korkmaz, çalışma sonucunda elde ettikleri verilere ilişkin şu bilgileri verdi:



''Kırılan 777 parolanın 564'ü sadece sayısal karakter içeriyor. Sadece rakam dışında hiçbir karakter kullanmadan parola seçen kullanıcı sayısı azımsanmayacak oranda. Ayrıca, kırılan parolaların büyük oranının sadece rakamlardan oluşması, bu tür parolaların zayıf olduğunu gösteriyor. Kırılan parolalar arasında sadece 32 parola, en az bir Türkçe alfabeye ait karakter içeriyor. 2 bin 564 Türk kullanıcısı içinde yüzde 98'den daha fazlası, parola seçiminde Türkçe karakter tercih etmiyor. Tümü sayılardan oluşan parolaların büyük oranı, 3 karakterli şifrelerin tamamı kırıldı. Türk kullanıcıların parolalarının yüzde 73'ünde en az 1 rakamsal karakter, yüzde 39'unda en az 1 büyük harf kullandığı ortaya çıktı.''



İlker Korkmaz, 2 ve 3 karakterden oluşan tüm şifrelerin kırılabildiğine işaret ederek, 4 karakterli parolaların yüzde 96'sının, 5 karakterlilerin yüzde 42'sinin, 6 karakterlilerin yüzde 31'inin, 7 karakterlilerin yüzde 4'ünün, 8 karakterlilerin yüzde 2'sinin kırılabildiğini bildirdi.



Korkmaz, Türk kullanıcı parolaları üzerine bulgulara ulaşılan çalışma sonuçlarının Türk kullanıcı eğilimleri olarak belirtilmiş olsa da diğer ülke kullanıcıları için de genel olarak benzediğini kaydederek, ''İnternet kullanıcılarına akılda kolay kalabilecek ve aynı anda da karışık karakterli şifreleme yöntemlerini tavsiye ediyoruz'' dedi.



Dünya çapındaki bazı araştırmacıların parola seçiminde çeşitli öneriler getirdiklerini belirten Korkmaz, ''Araştırmacılar, kullanıcının kendilerini anlatan anlamlı bir cümledeki kelimelerin ilk harflerini bir araya getirerek parola yapılabileceğini belirtiyor. Buna örnek olarak, 'Ben 3 yıldır mühendislik eğitimi alıyorum, memnunum' cümlesi gösterilebilir. Bu cümlenin baş harfleriyle oluşturulan 'B3yMea,m' parolasındaki gibi; internet kullanıcılarına, kolay hatırlanabilen ve aynı anda da zor kırılabilecek kendilerine ait cümlelerin baş harfleriyle şifreleme yapmaları önerilebilir'' dedi.



ÖNERİLER



Korkmaz'ın verdiği bilgiye göre, araştırma sonucunda belirlenen zayıf parola nitelikleri şöyle sıralanıyor:



''Parola uzunluğunun 7 karakterden az olması, parolanın 'zayıf' olarak nitelendirilmesine yetiyor. Karakterlerin tümünün rakamsal ya da alfabetik olması, sayısal karakterlerle sonlandırılması da zayıf parolaya neden oluyor. Parolanın uzunluğunun 7 karakterden büyük olsa da kullanıcı bilgisinin, parolada sözlüklerde yer alan bir kelimenin, özel bir ismin bulunması da zayıf olmasına yetiyor.''



''Güçlü'' parola nitelikleri ise şöyle sıralanıyor:



''Parolanın içerdiği karakterlerde en az 1 rakam ve en az 1 büyük harf olacak şekilde, parolada hem sayısal, hem de alfabetik karakterler birlikte kullanılmalı. Parolada, en az 1 harf veya rakam olmayan noktalama işareti gibi özel bir karakter içermeli. Kullanıcıların yalnız kendi alfabelerinde yer alan harflerden en az birini kullanması şifrenin kırılma olasılığını düşürüyor. (Türk kullanıcılar için, 'ç,ğ,ı,ö,s,ü' karakterleri gibi.)''
Şifreniz 5 dakikada kırılabilir

Kızlar iletişim erkekler oyun...

Bilecik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Turhal, Yrd. Doç. Dr. Nazım İmal ve yüksek lisans öğrencisi Arif Günel'in 12-14 yaş grubu 133 öğrenci arasında yaptıkları anket sonuçlarından derlediği bilgilere göre, internet kullanımı her geçen gün artarken, artış en fazla ergen bireyler arasında görülüyor.



Araştırmaya göre, internet ve bilgisayar kullanımı çok küçük yaşlara kadar inerken, aileler, evlerine bilgisayar ve interneti çocuklarının derslerine yardımcı olması için alıyor.



Söz konusu yaş grubu çocuklar arasında internet başında geçirilen zamana bakıldığında, öğrencilerin interneti en çok ''oyun'' ve ''iletişim'' amaçlı olarak kullandığı gözleniyor. Bunun yanında öğrenciler interneti ödev ve araştırma amacıyla kullanıyor.



Çocukların interneti ne amaçla kullandıklarını ortaya koyan araştırmaya göre, kız çocuklarının yüzde 60'ının arkadaşlarıyla ''iletişim kurma'' amacıyla kullandığı, erkek çocuklarının ise yüzde 55'inin interneti en çok ''oyun oynama'' amacıyla kullandığı ortaya çıkıyor.



Öğrencilerin, ''internet ortamı güvenli mi?'' şeklindeki soruya yüzde 60 oranında ''evet'' yanıtını verdiği araştırmaya göre, bazı sitelerin ekranda görülmesine izin vermeyen ''aile koruma şifresi'' kullanımı da giderek artıyor. Anketten çıkan sonuçlara göre, yüzde 53'lük oranda aile koruma programına sahip aile bulunurken, gelecekte bu oranın artması bekleniyor.



Ankete katılan öğrencilerin yüzde 50'si internetin ''mutlaka olması'' gerektiği yanıtını verirken, yüzde 42'si ''olmalı'', yüzde 8'i ise ''olmasa da olur'' yanıtını verdi. Öğrencilerin yüzde 55'i ise günde 1-3 saatini internet başında geçiriyor. Araştırmacılar, bu sonuçların ''öğrencilerin internete bağımlılıklarını ortaya koyduğu'' yönünde yorum yapıyor.



Öğrencilerin yüzde 82'inde bilgisayar kendi odalarında bulunurken, yüzde 20'sinde oturma odasında, yüzde 15'in de ise dizüstü bilgisayar bulunuyor. Araştırmacılar, anketin sonuç raporunda çocukları internet ortamındaki tehlikelerden korumanın en önemli yöntemlerinden birinin bilgisayarı evin ortak kullanım alanlarında bulundurmadan geçtiği yönünde görüş bildiriyor.
Kızlar iletişim erkekler oyun...

Avrupa da PC satışında yalnız Türkiye büyüdü

Donanım satışlarında 3 milyon adet sınırını geçen Türkiye, araştırma şirketi IDC sonuçlarına göre hem adet hem de ciro olarak geçtiğimiz yıla göre büyüme kaydeden tek ülke oldu. Almanya ve İngiltere gibi devler yüzde 12 küçülürken, gelişmekte olan pazar olarak görülen Rusya'da düşüş yüzde 25 ile daha dramatik oldu. Türkiye'nin büyümesinde en önemli unsurlar KDV indirimi, telekom şirketlerinin 3G rekabeti ve dizüstü Bilgisayar kampanyaları ve Teknoloji perakendecilerinin açılışlarında yaptıkları indirim kampanyaları oldu. IDC araştırmasına göre Türkiye bilgi teknolojisi ve donanım harcaması konusunda pozitif bir büyüme kaydederken Yazılım harcamaları 2008 yılına göre yüzde 1 düştü. Bu sonuç Türkiye'nin bilgi teknolojisi alanında değer yaratamayan, al-sat ilişkisine dayalı sığ bir pazar olduğunu göz önüne seriyor.

Avrupa'da PC satışında yalnız Türkiye büyüdü

Explorer da yeni açık uyarısı

Microsoft yetkilisi Dave Forstrom, Internet Explorer'daki zaafiyet konusunda araştırma yaptıklarını söylerken, bu sistemi kullananlara karşı saldırı konusunda henüz hiçbir bilginin kendilerine ulaşmadığını belirtti.



Firma yöneticileri, IE'de belirlenen yeni açığın, geçen ay ortasında IE'nin 6. versiyonunda görülen ve Çin'de Bilgisayar korsanlarının Google'a karşı faydalandıkları zafiyetten farklı olduğunu belirterek, bu açığın sadece Windows XP işletim sistemi için risk oluşturduğunu kaydettiler.



Microsoft, bu açık konusunda bir internet Güvenlik şirketi tarafından dün Washington'da düzenlenen bir konferansta kanıtlarıyla birlikte uyarıldı.



Milyonlarca Windows XP kullanıcısının internette dolaşırken siber saldırılardan korunmalarını sağlamak amacıyla Microsoft, güvenlik uyarısı bölümünde tıklanması yeterli bir düğme koydu.
Explorer'da yeni açık uyarısı

Katlanıp cebe giren görüntü

ODTÜ'lü araştırmacılar, katlanabilir özellikteki esnek görüntü cihazlarının yapımında gerekli binlerce rengi tek bir plastik malzemeyle elde eden Teknoloji geliştirdi.



''Yeşil renk'' oluşturulamadığı için bugüne kadar yapılamayan esnek malzemeler için literatürdeki eksiklikleri iki yıl önce tamamlayan araştırmacılar, son çalışmalarını çok daha ileriye taşıyarak ''üstün özellikli'' tek bir plastik malzemeyle binlerce tondaki rengi elde etti.



Yeni nesil polimer tabanlı malzemeler, maliyetleri düşük Organik tabanlı güneş pilleri ile LED yapımında da kullanılacak.



ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Toppare, görüntü cihazı ekranlarının yapımında günümüzde inorganik malzemelerin kullanıldığını ve bu malzemelerin yüksek maliyetlerinin bulunduğunu belirtti.



Prof. Dr. Toppare, görüntü cihazlarında kullanılmak üzere plastik özellikler taşıyan elektrokromik polimerler üzerine başkanlığını yürüttüğü ekibin uzun yıllardır çalıştığını söyledi.



Bu çalışmaların en önemli sonuçlarından birini iki yıl önce aldıklarını belirten Toppare, ''Polimer Tabanlı Görüntü Cihazları ve Eksik Renk Yeşil'' adlı çalışmalarında, yeşille şeffaf arasında dönüşebilen eksik rengi oluşturan elektrokromik malzemeyi geliştirdiklerini anımsattı.



Toppare, bu çalışmalarında görüntü cihazlarının bu malzemelerle yapılarak maliyetlerinin düşürülmesi için literatürdeki eksiklikleri tamamladıklarını anımsattı.Bu çalışmalarının ardından literatürde kırmızı, mavi ve yeşil renklerde bir eksiklik kalmadığını anlatan Toppare, şu bilgileri verdi:



''Literatüre bakıldığında, farklı polimerlerden bir kısmı kırmızı, mavi, yeşil, multikromik, floresan (ışık yayabilen) veya bir kısmı da çözülebilen polimerlerdir.Ancak bütün bu özellikler, farklı farklı polimerlerle sağlanabiliyordu.



''TÜM RENKLER TEK POLİMERDE''



Prof. Dr. Toppare, patent alan bu çalışmalarının ardından başkanlığını yürüttüğü son çalışmalarında ise araştırma görevlileri Abidin Balan ve Derya Baran'la birlikte aynı anda tüm renk geçişlerini tek başına sağlayan ''benzotriazol içerikli polimerler'' geliştirdiklerini açıkladı.



Toppare, görüntü cihazı ekranlarının katlanabilir gibi esneme özelliklerine sahip olabilmesi için her renk için ayrı ve onlarca sayıda polimer değil, geliştirdikleri tek bir polimerin yeterli olacağını söyledi.

Araştırmaları sonunda elde ettikleri iletken polimerlerin tek başına görüntü teknolojisinin ihtiyaç duyduğu kırmızı, yeşil, mavi, siyah ve şeffaf olmak üzere bütün renk geçişlerine, yaygın solventlerde çözünebilirliğe, hem p hem n tipi katkılanabilirliğe sahip olduğunu bildiren Toppare, şunları

kaydetti:



''Yeni çalışmamızda her renk için ayrı bir malzeme yerine tek bir malzeme geliştirdik. Bu tek polimer, aldığı gerilime göre her rengi oluşturabiliyor. Yani görüntü cihazlarında renk üretimi için gereken mavi, kırmızı, yeşil ve şeffafa kadar uzanan milyonlarca ana ve ara renk tonunu elde etme yeteneğini tek bir polimerde topladık.



Ayrıca malzemenin önemli diğer bir özelliği de bildiğimiz tüm malzemelerde çözünebilme özelliği. Bu haliyle malzeme, her türlü geniş yüzeylerde de kullanılabilecek. Dolayısıyla malzemeyi yalnızca elektrolitik olarak değil, kimyasal yöntemlerle de yapmak mümkün hale geliyor.''

Toppare, çalışmaları ile Televizyon, Bilgisayar gibi görüntü cihazlarının bu malzemelerle yapılabilmesi için renk geçişleri arasındaki zamanı mikron seviyelerine düşürme yolundaki çalışmalarının da sürdüğünü bildirdi.



"GÜNEŞ PİLİ DE YAPILACAK''



Prof. Dr. Toppare, geliştirdikleri teknolojinin yarı iletken olma özelliğinin yanı sıra floresan özellikleri nedeniyle güneş pillerinin imalatında etken maddeler olarak da kullanılabileceğini bildirdi.

Toppare, ODTÜ'de, Devlet Planlama Teşkilatının desteğiyle kurulan Güneş Enerjileri Araştırma Merkezinde (GÜNAM) polimerik tabanlı güneş pillerinin üretilmesi için araştırmalara başladıklarını da açıkladı.



Tüm dünyada organik malzemelerden güneş pili yapımı için yüzlerce araştırmanın yürütüldüğünü aktaran Toppare, bu araştırmalarda yüksek verim gücüne sahip ve yeniden kullanılabilir pillerin düşük maliyetlerle üretilmesinin amaçlandığını söyledi.



Geliştirdikleri malzemenin, özelliği nedeniyle LED yapımında da kullanılabileceğini belirten Toppare, açıklamalarını, ''Sayılan özelliklerin hepsini birden taşıyan tek bir malzeme maliyet düşüklüğü, kulanım alanlarının genişliği ve daha önemlisi benzersizliği yönünden paha biçilmez bir üründür'' sözleriyle tamamladı.

Katlanıp cebe giren görüntü

Wednesday, February 17, 2010

Kamu Düzeni Müsteşarlığı kurulacak

Terörle mücadelede ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere, İçişleri Bakanlığına bağlı ''Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'' kurulmasını öngören tasarı, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.



Kanuna göre, İçişleri Bakanının başkanlığında Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu da oluşturulacak.



TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ''Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'' ile kurulması öngörülen ''Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı''nın operasyonel görevi olmayacak.



Tasarıya göre, terörle mücadeleye ilişkin Politika ve stratejileri geliştirmek ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere İçişleri Bakanlığına bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulacak.



Güvenlik kuruluşları ve ilgili kurumlar arasında terörle mücadele alanında gerekli koordinasyonu sağlamak, bu alandaki politika ve uygulamaları değerlendirmek amacıyla Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu kurulacak.



Kurul; İçişleri Bakanının başkanlığında, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, MİT, Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları müsteşarları, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil Güvenlik Komutanından oluşacak. Gerektiğinde gündemle ilgili diğer kurum ve kuruluş temsilcileri de toplantıya davet edilebilecek.



İçişleri Bakanının daveti üzerine toplanacak Kurulun gündemi, Kurul üyelerinin görüşleri alınarak İçişleri Bakanı tarafından belirlenecek.



94 KİŞİLİK KADROYLA ÇALIŞACAK



Müsteşarlık merkez teşkilatına; Müsteşar, 2 müsteşar yardımcısı, 6 daire başkanı olmak üzere 94 kadro ihdas edilecek. Bu kadrolar, hukuk müşaviri, uzman, çözümleyici, programcı, mütercim, veri hazırlama ve kontrol işletmeni, mühendis, istatistikçi, sosyolog, Psikolog, antropolog gibi unvanlardan oluşacak.

Müsteşarlık, gerekli görülen görevler için hizmet süreleri belirtilmek kaydıyla Müsteşarın teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile özel ihtisas ve araştırma komisyonları kurabilecek.



Müsteşarlığın, güvenlikle ilgili operasyonel bir görevi olmayacak.



Müsteşar, müsteşarlığın görev ve hizmetlerinin mevzuata uygun olarak yürütülmesinden, İçişleri Bakanına karşı sorumlu olacak.



İSTİHBARAT DEĞERLENDİRME MERKEZİ



Terörle mücadele alanında oluşturulacak politika ve stratejiler ile alınacak tedbirlere esas olmak üzere, ilgili birimlerden stratejik istihbaratın alınması ve değerlendirilmesi amacıyla doğrudan Müsteşara bağlı İstihbarat Değerlendirme Merkezi oluşturulacak.



Bu çerçevede, güvenlik kuruluşları ve istihbarat birimleri ile Dışişleri Bakanlığınca elde edilecek stratejik bilgi ve istihbarat bu merkezde değerlendirilecek.



Terörle mücadeleye yönelik strateji belirlemek amacıyla ihtiyaç duyulan istihbari bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Müsteşarlığa verilecek. Bu bilgiler doğrultusunda yapılacak Analiz ve değerlendirmeler ilgili birimlerle paylaşılacak.



Müsteşarlık, Planlama, Koordinasyon ve Sosyal Destek Daire Başkanlığı, Araştırma-Geliştirme Daire Başkanlığı, İletişim Daire Başkanlığı, Dış İlişkiler Daire Başkanlığı ana hizmet birimlerinden oluşacak.

İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı adı altında yardımcı hizmet birimi bulunacak olan Müsteşarlığın, Strateji geliştirme Daire Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği ve Müsteşarlık Müşavirleri adı altında danışma hizmet birimleri olacak.



ON ''MÜSTEŞARLIK MÜŞAVİRİ'' ÇALIŞABİLECEK



Müsteşarlıkta, terörle mücadele alanında özel bilgi ve ihtisasından yararlanılmak üzere, Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki usul ve esaslarına bağlı olmaksızın, İçişleri Bakanının onayıyla, en çok 10 ''müsteşarlık müşaviri'' unvanıyla sözleşmeli personel çalışabilecek.



Personelin sözleşme usul ve esasları, müsteşarlık tarafından tespit edilecek. Kanuna ekli cetvelde belirlenen tavan ve taban ücretleri arasında kalmak üzere, müsteşarın teklifi ve bakanın onayıyla, aylık brüt sözleşme ücreti ödenecek.



Müsteşarlıkta sözleşmeli personel olarak istihdam edilenler için belirlenen esaslar çerçevesinde, ikramiye ve teşvik ikramiyesi ödenebilecek.



Bu şekilde çalıştırılma, sözleşme bitiminde kamu kurum ve kuruluşlarında herhangi bir pozisyon, kadro açısından kazanılmış hak oluşturmayacak.



YABANCI UZMAN



Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında, özel uzmanlık isteyen konularda kadro karşılığı olmaksızın, tam gün, kısmi gün, belli bir konu veya Proje bazında, konu ya da projenin süresi ile sınırlı tutulmak koşuluyla sözleşmeli personel ve yabancı uzman çalıştırılabilecek.



Başbakanlık merkez teşkilatında sözleşmeli personelin yararlandığı ücret artışlarından Müsteşarlıkta çalışan sözleşmeli personel de aynı usul ve esaslara göre aynen yararlandırılacak. Söz konusu personele, ocak, nisan, temmuz ve ekim aylarında birer aylık sözleşme ücreti tutarında ikramiye ödenecek.



Üstün gayret ve çalışmaları sonucunda emsallerine göre başarılı çalışma yaptıkları tespit edilenlere, Müsteşarın teklifi üzerine Bakan onayı ile haziran ve aralık aylarında birer aylık sözleşme ücreti tutarına kadar teşvik ikramiyesi verilebilecek.



Müsteşarlık, kanunla belirlenen görevleri yaparken, bakanlıklar, kurum ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde çalışacak. Müsteşarlık tarafından istenen her türlü bilgi ve belge talebi, ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlar tarafından gecikmeksizin yerine getirilecek.



ÖRTÜLÜ ÖDENEK



Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa tabi genel bütçeli bir idare olacak. Kanun kapsamında yürüttüğü ve gizlilik içeren işler için Müsteşarlık bütçesine örtülü ödenek konulacak.



Güvenlik politikaları ve sosyo-ekonomik politikaların uyumlu bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, illerde İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlüğü kurulacak. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı taşra teşkilatına 81 atama yapılacak.



İçişleri Bakanlığının hazırlayacağı yönetmelikler, kanunun yayımı tarihinden itibaren 6 ay içerisinde yürürlüğe girecek.



KONUŞMALAR



Tasarının maddeleri ile ilgili önerge veren milletvekilleri eleştirilerini dile getirdiler.



CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, yargıda ''partizan'' yapılanma olduğunu öne sürdü. Türkiye'nin Erzincan ve Erzurum'da yargıda yetki çatışmasını dehşetle izlediğini ifade eden Kart, Erzurum Cumhuriyet Başsavcısının Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı hakkında davada açtığını anımsattı. Kart, ''İktidar mensuplarını bu yargılama kesmiyor. Yeni bir mekanizma devreye sokuluyor. Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı hangi karanlık odaktan güç alıyorsa Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir iş yapıyor. Buna yetkisi yok, Ceza Usulü Yasası açık. Bunu Başsavcının bilmemesi mümkün mü? Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının şahsında yargının tümüne gözdağı veriliyor'' dedi.



2007 yılında ABD'den 35 istihbarat uzmanının 3 ay süreyle görev yapmak Türkiye'ye gönderildiği, bu kişilerin halen görevlerini sürdürdüğü yolunda iddialar bulunduğunu öne süren Kart, ''Sayın İçişleri Bakanına soruyorum: Bu, doğru mu? Sayın Bakan cevap vermiyor. Sayın Bakan, siz Türkiye Cumhuriyetinin İçişleri Bakanı mısınız, yoksa birilerinin yarattığı karargahın taşeronu olarak mı görev yapıyorsunuz?'' diye konuştu.



Tasarının ''sakat'' olduğunu iddia eden Kart, Atalay'ın eleştirilere karşı somut açıklamalar yapması gerektiğini kaydetti.



Kart, tasarı ile İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlükleri oluşturulduğunu da anımsatarak, bununla ''Hitler Almanyasındaki 'gestapo' örgütlenmesinin getirildiğini'' savundu. Kart, kurulacak müsteşarlık görevine getirilecek müsteşara örtülü ödenek verilmesinin öngörüldüğünü belirterek, bu konuya açıklık getirilmesi gerektiğini vurguladı.



İzmir Bağımsız Milletvekili Harun Öztürk ise tasarıda terör tanımının yapılmadığını, böyle yasalaşması durumunda sivil toplum örgütlerinin hareketlerinin terör olarak değerlendirilebileceğini ileri sürerek, ''İktidara bu belirsizlik içinde yetki verilmesi, son derece tehlikeli olacaktır. TBMM bu yetkiyi vermemelidir'' dedi.



Öztürk, tasarıyla, iktidara yakın kişilerin personel olarak müsteşarlıkta görevlendirilebileceğini iddia etti. Öztürk, MGK'nın da tümüyle by pass edildiğini de savundu.



CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek de Genelkurmay Başkanı ve MİT müsteşarının doğrudan Başbakan'a bağlı olduğunu, Genelkurmay 2. Başkanının da böyle değerlendirilebileceğini ifade ederek, ''Genelkurmay 2. Başkanı ve MİT Müsteşarı İçişleri Bakanının başkanlığında oluşturulacak kurulda yer alacak. Buradaki ilişkin nasıl olacak? Buradan çatışma çıkar'' görüşünü dile getirdi.



BDP Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş, bugüne kadar konuyla ilgili birçok kurumun oluşturulduğunu, kurulacak müsteşarlığın da sonuç vermeyeceğini ileri sürerek, ''Konuya güvenlik mantığıyla bakmak sonuç getirmeyecek. Bu yasa, geri çekilmeli'' diye konuştu.



BDP Siirt Milletvekili Sırrı Sakık da konuya güvenlik mantığıyla bakılmasının doğru olmadığını iddia etti. Sakık, ''Otoriter anlayışla sorunlar çözüldü mü? Güvenlik yasaları Türkiye'yi özgürleştirmiyor. Türkiye'nin güvenlik değil, özgürlük yasalarına ihtiyacı var'' dedi.



BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise ''süper müsteşarlığın'' kurulduğunu belirterek, ''Toplumu demokratikleştirmeden terörle mücadelenin mümkünatı yoktur'' dedi.



Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, tasarıyı ''vatandaşı susturma kanunu'' olarak niteleyerek, ''dikta bir müsteşarlığın kurulduğunu'' savundu.



Genç, ''AKP iktidarına güvenmiyorum. Devletin kaynaklarını talan ettiler, ceplerini doldurdular'' görüşünü dile getirdi.



''CHP, FAZLA KARAMSAR''



Tasarının kabul edilmesinin ardından teşekkür konuşması yapan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, tasarıyla ilgili özellikle CHP'nin fazla karamsar göründüğünü ifade ederek, ''Ama göreceksiniz, mahçup olacaksınız. Etkili koordinasyon birimi olacak. Burada hayırlı işler yapacağız. Eleştirilerinizi de önemli görüyoruz. Çalışmalarımızda daima hatırlayacağız'' diye konuştu.



Tasarının yasalaşmasınin ardından Başkanvekili Nevzat Pakdil, yarın saat 13.00'te toplanmak üzere birleşimi kapattı.
Kamu Düzeni Müsteşarlığı kurulacak

Kayıp çocuklar için komisyon

KAYIP çocuklar için Meclis araştırma Komisyonu kuruldu. TBMM Genel Kurulu'nda iktidar ve muhalefet milletvekilleri tarafından verilen 25 ayrı araştırma önergesi dün birleştirilerek görüşüldü.Yapılan görüşmeler sonucunda Meclis Araştırma Komisyonu kurulması oybirliği ile kabul edildi. Komisyon 16 üyeden oluşacak, gerektiğinde Ankara dışında da çalışacak.

Kayıp çocuklar için komisyon

Cezaevlerinde tutuklu çocuklar için araştırma istemi

BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır ve 19 milletvekili, ''cezaevlerinde tutuklu bulunan çocukların işkence ve kötü muamele yaşadıkları''na dair iddialarla ilgili olarak Meclis Araştırması açılmasını istedi.





TBMM Başkanlığına sunulan araştırma önergesinde, yaşları 15-18 arasındaki çocukların, ''slogan ve taş atmak'', ''örgüt bayrağı önünde durmak'' suçlamalarıyla Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefetten dolayı gözaltına alındıkları, kötü muamele ve işkence gördükleri, ağır ceza mahkemelerinde yargılanıp tutuklandıkları belirtildi.



Kamuoyunda ''TMK mağduru'' olarak bilinen çocukların serbest bırakılmaları yönünde çağrılar sürerken, Adana ve birçok cezaevinde tutuklu bulunan çocukların işkenceye uğradığı iddiasının aileleri aracılığıyla basına duyurulduğu ifade edilen gerekçede, ''infaz koruma memurları tarafından psikolojik baskı yapıldığı, kaba dayak uygulandığı, coplarla dövüldüğü ve üzerlerine soğuk su döküldüğü, ayrıca çocukların adliyeye gidiş ve gelişlerinde ring aracı içinde fiziki ve psikolojik şiddete maruz kaldıkları'' ileri

sürüldü.Önergede, Mecliste Araştırma Komisyonu kurularak iddiaların incelenmesi istendi.

Cezaevlerinde tutuklu çocuklar için araştırma istemi

Thursday, December 31, 2009

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi


Bağımsız araştırma ve danışma şirketi Oxford Analytica tarafından yayımlanan bir çalışma, Latin Amerika'daki liderlerin küresel kriz süresince gösterdikleri yönetimin popülerliklerini artırdığı gösterdi. Kurum, bu dönemde bölge ülkelerinde demokrasiye olan güvenin de arttığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler Karayipler ve Latin Amerika Ekonomik Komisyonu (ECLAC) tarafından yayımlanan son raporda da, bölgede altı yıl aralıksız görülen büyümenin ardından, 2009 yılında bölgenin GSYİH'sının yüzde 1.8 oranında küçüldüğü ancak bunun yaşanan krizin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda çok önemli bir oran olmadığına işaret edildi.

Rapor, aynı dönemde bölgedeki işsizliğin yüzde 8.3 seviyesine çıktığını ancak bunun 2006 yılındaki düzeyinden daha düşük olduğunu da gösterdi. ECLAC, 2009'un ikinci yarısında bölgede görülen ekonomik toparlanmanın da beklenenden daha yüksek geldiğini hatırlattı ve 2010 yılında yüzde 4.1 oranında büyüme beklentisi öngördü.

HÜKÜMETLERİ GÜÇLENDİRDİ
Latin Amerika'nın beklenenden daha iyi bir performans yakaladığını gösteren bu veriler, aynı zamanda politik açıdan bölgedeki hükümetlerin konumunu güçlendirdi ve demokrasiye olan güvenin pekişmesini sağladı.

Şilili araştırma şirketi Latinobarometro tarafından yapılan yıllık kamuoyu yoklaması bu düşünceleri gösteren önemli sonuçlar ortaya koydu.

Bu araştırmaya göre, ülkeler arasında farlılıklar görülse de katılımcıların yüzde 36'sı ülkelerinin küresel krize rağmen ilerleme kaydettiğini düşünüyor. Bu oran 2008 yılında yüzde 33 seviyesinde bulunuyordu.

EKONOMİK KRİZ İYİ YÖNETİLDİ
Kriz döneminde Latin ülkelerinin hükümetlerinin, önceden yaşanan kriz dönemlerine kıyasla daha iyi makro ekonomik ve mali yönetim politikaları uygulaması, bu olası kötü etkileri azalttı ve bu da halkın bakış açısının değişmesi sonucunu doğurdu.

Latinobarometro araştırması bölgede yaşayanların yüzde 48'inin hükümetlerinin krize karşı verdiği tepkileri olumlu bulduğunu gösterdi. Bu da bölgedeki liderlerin popülerliğinin artması sonucunu doğurdu.

Bölgede 2009 yılında yapılan seçimlerde de bu sonuçların yansıması görüldü. Yapılan altı başkanlık seçiminin üçünü hali hazırda görevi sürdürenler kazanırken, diğer üç değişikliğin ise ekonomik nedenlerden çok siyasi sebeplerinin olduğu görüldü.

Sonuçların ortaya koyduğu bir diğer önemli gelişme de bölgede yaşayanların demokrasiye olan inancının pekişmesi oldu. Latinobarometro araştırmasına katılanların yüzde 59 gibi büyük bir oranı demokrasiyi en çok tercih ettikleri yönetim şekli olarak tanımladı.

Kriz Latin Amerika yönetimlerini güçlendirdi

2010 da borsayı düşünenlere 6 altın kural


Yılsonu geldiğinde hisse senetlerinin de dâhil olduğu yatırım araçlarına yönelik tahminlerde gözle görülür bir artış yaşanır. Bu tahminlerin çoğu ise genellikle hisselerin ne zaman alınacağı, hangilerinin elden çıkarılacağı gibi öngörüleri içerir.
Finans Haber ve analizleri yayımlayan Daily Finance internet sitesi, şimdiye kadar hiç kimsenin bu konuda tam anlamıyla doğru tahminler yapmayı başaramadığına dikkat çekerek yatırımcılara kendi kararlarını kendilerinin vermesi tavsiyesinde bulundu.
Daily Finance, yatırımcıların 2010'da borsaya yatırım yaparken aşağıda sıralanan durumların izlerini kendilerinde görürlerse, iki kere düşünmesi ve hisse senetlerinden uzak durması konusunda uyarı bulundu.
İnternet sitesi, bu altı durumu şöyle sıraladı:
1-Çok kazanma hırsıHisse senetleri piyasasında daha önce işlem yapmamış olup bir anda kazanma hırsıyla bu piyasaya girenler genellikle yem oluyor. Eldeki veriler, yatırımların yapılmaması durumunda yatırımcıların maddi olarak daha iyi durumda olabileceğini gösteriyor. Diğer yandan paralarını riski dengeli şekilde dağıtan düşük maliyetli endeks fonlarında değerlendirilenler şimdiye kadar daha fazla getiri sağladı.
2-Kendine çok güvenen bir danışmana inanma eğilimiPiyasanın hareketlerini çok iyi tahmin ettiğini ve iyi getiri sağlayacağını iddia eden yatırım danışmanı sayısı oldukça fazla olmasına rağmen son dönemde yapılan kapsamlı bir araştırma bu kişilerin performansının sorgulanmasına neden oldu.
Bu araştırma, danışmanlar tarafından tavsiye edilen menkul değer yatırım fonlarının getirisinin, bireysel kararlar alan yatırımcıların tercihlerinden çok fazla kazandırmadığını gösterdi.
3- Kazandıracak bir yatırım fonu bulma inancıBu konuda oldukça şanslı olmak gerekiyor çünkü sadece üç menkul kıymet yatırım fonu bir yıllık hedeflerinin üzerinde kazandırıyor. Bu fonların yüzde 95'i ise 10 yıllık dönemde önceden belirlenen getiri hedeflerine ulaşamıyor.
4- Kazandıracak 'hisseyi' bulma inancıHisse senetlerinin fiyatları birçok verinin değerlendirilmesiyle oluşurken, gelecek Haberler de bunda önemli bir yer tutar. Eğer 'yarın' gelecek haberin ne olduğu herkesten önce bilinmiyorsa, çok kazandıran hisse senedi peşinde koşulmamalı. Örneğin, Lehman Brothers, Enron ve Washington Mutual gibi kurumlar batmadan önce çok kazandıran hisse senetleri arasında yer alıyordu.
5- Doğru zamanlamayı yapma inancıPiyasa hareketlerinin doğru zamanlamasını yapmak ayakları yere basan bir söylem değildir. Çünkü piyasanın zamanlamasını iyi yapıldığına yönelik somut veriler yok. Bu konuda yapılan uzman tahminleri çoğunlukla dört yıllık bir dönemi kapsıyor ve daha sonra da dikkate alınmıyor. Uzmanlar dahi bu konuda da tutarlı tahminler yapamazken, bireysel yatırımcıların bu fikre kapılması doğru bir yaklaşım olmaz.
6- Yatırım ile Kumar arasındaki farkı bilmeYatırım uzun dönemli bir karar iken, kumar kısa dönemde kazanç sağlamaya çalışanların peşinde olduğu bir şeydir. Eğer, hisse senedi yatırımı yaptıktan sonraki beş yıl içinde yatırdığınız paranın yüzde 20'si ya da daha fazlasına ihtiyaç duyulacaksa, borsadan uzak durulmalı.
2010'da borsayı düşünenlere 6 altın kural

Tuesday, December 29, 2009

Hayat online oluyor

İnsanların Bilgisayar ve internet başında geçirdiği sürenin arttığı ortada, herkes bu gerçeği kendisinden biliyor.

Amerika'da yıllardır yapılan bir araştırma, Harris araştırması ortaya güncel sonuçlar koyuyor ve internet kullanımıyla ilgili merak edilenleri cevaplıyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre internet kullanıcıları haftada ortalama 13 saati online geçiriyor. Yetişkin kullanıcıların yüzde 20'si haftada sadece 2 saati internette geçirirken, yüzde 14'lük bir kesim 24 saatten fazla vakit geçiriyor.

Araştırma sonuçları 2029 yetişkin kullanıcı ile telefon üzerinden gerçekleştirilmiş. 1999'da ortalama 8 saat olan bu süre, günümüzde 13 saatlik ortalama süre ile büyük bir artış göstermiş.

Hayat online oluyor

Friday, December 25, 2009

Facebook ta hareket çekmek...

Craig Lynch bir hırsız ve 7 yıllık hapis cexasını doldurmak üzereyken cezaevinden kaçtı.

Suffolk'daki Hollesley Bay cezaevinden kaçtıktan sonra Facebook üzerine kendisi için bir sayfa açan Lynch, atlattığı polislerle bu sayfa aracılığıyla dalga geçiyor! Polise hareket çekip bunun fotoğrafını da profiline yükleyen kaçak mahkumum Facebook'ta 199 arkadaşı var.

Ev partilerinde çekilmiş fotoğraflarını paylaşan Lynch, yediği lezzetli yemeklerden ve sıcak evinden bahsediyor. Yılbaşı partisinden ve Norwich'te Şubat ayında bir etkinliğe gideceğinden bile bahsediyor.

'Hızlı yaşa, genç öl' sözlerini profiline yazan Lynch hakkında polis yorum yapmıyor. Ama çoktan kullanılan adres takibe alınmış ve yakalanması için gereken araştırma başlatılmış.

Facebook'ta hareket çekmek...

Ceplerin ömrü ne kadar?

Geçtiğimiz günlerde ünlü araştırma firması The Nielsen Company 2009 yılında ABD'de en çok kullanılan Cep Telefonu modellerinin hangileri olduğunu ortaya çıkarmaya yönelik bir araştırma yaptı. Araştırma sonuçlarında zirvede iPhone olduğu ortaya çıktı ve ikinci sırayı BlackBerry aldı. Fakat üçüncü sıradaki telefon kullanıcıların bir alışkanlığını ortaya koyuyor...

iPhone 3G'nin %4'lük kullanım oranın ardından Blackberry 8300 serisinin %3,7 kullanım oranına sahip olduğunu gösteren araştırma sonuçlarında üçüncü sırada MOTOROLA RAZR V3 yer alıyor. Diğerlerinden çok daha eski bir telefon olmasına rağmen V3 halen %2,3'lük kullanım oranına sahip.

Sonuçları yorumlayan Nielsen Company yetkilileri bunun aslında cep telefonu sahiplerinin telefonlarını sanıldığı kadar sık değiştirmedikleri anlamına geldiğini söylüyorlar. Söz konusu cep telefonları olunca genellikle satış rakamları hesaba katılır ama bu yaklaşım aslında kullanım oranı konusunda çok net bir bilgi içermiyor. Raporda kullanıcıların önemli bir kısmı cep telefonları eski model olsa bile, telefondan memnun oldukları sürece değiştirmedikleri ortaya çıkıyor.

Ceplerin ömrü ne kadar?

Thursday, December 24, 2009

Belediye başkanları gözaltında


BELEDİYE BAŞKANLARINA GÖZALTI / WEB TV

Operasyonlarda 10’u görev başındaki belediye başkanı olmak üzere kapatılan DTP'li 33 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak ve Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay da bulunuyor.Daha önce düzenlenen 3 operasyonda gözaltına alınanlardan 72 kişinin tutuklandığı KCK/TM yeniden yapılanmaya yönelik hareket edince bu sabah dördüncü operasyon gerçekleştirildi. Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP’li milletvekillerinin bir üsre önce görüştükleri İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a, KCK/TM'nin baskısından şikayet etmeleri ve bu baskı nedeniyle özgür Siyaset yapamadıklarını söylmemelerinin etkili olduğu ileri sürüldü.Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü operasyonda düğmeye basılmadan önce Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, geniş kapsamlı bir araştırma başlatıp, izleme ve teknik takip yaptı. Teknik takipte bazı belediye başkanlarının KCK’dan emir aldıkları ve bu emirler doğrultusunda hareket ettikleri belirlendi. Geniş kapsamlı araştırma ve teknik takip sonunda Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri bu sabaha karşı düğmeye bastı. Diyarbakır başta olmak üzere İstanbul, Ankara, Siirt, Van, Şırnak, Batman, Şanlıurfa, Mardin'de eş zamanlı operasyon başlatıldı. Operasyonlarda, her il bazında yerel örgütlenmeler hedef alınarak, toplam 33 kişi, ‘örgüt yönetmek ve örgütü üye olmak’ gerekçesiyle gözaltına alındı. Operasyonda belediye başkanları dışında özellikle Van, Şırnak ve Batman’ın şehir yapılanmasının yönetici kadroları hedef alındı. GÖZALTINDA ALINAN GÖREVDEKİ BAŞKANLARDiyarbakır merkezli KCK/TM operasyonunda gözaltına alınan ve örgütün yöneticisi konumunda oldukları belirtilen 33 kişiden, halen görevde olan 10 belediye başkanı şunlar:DTP'nin kapatılmasıyla 5 yıl siyaset yasağı konulduğu için bağımsız olan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak. Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay. Mardin'in Kızıltepe Belediye Başkanı Ferhan Türk. Şırnak’ın Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak. DTP’nin kapatılması üzerine dün düzenlenen törende Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) rozetini takan Diyarbakır'ın Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran, Çınar Belediye Başkanı Ahmet Cengiz, Şınlıurfa’nın Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, Suruç Belediye Başkanı Ethem Şahin.DİĞER GÖZALTILARGözaltına alınan 10 belediye başkanı dışında diğer 23 kişi arasında yine önemli isimler yer aldı. Bunlardan bazıları şunlar:Kapatılan DTP öncülüğünde bu partili milletvekilleri, belediye başkanları ve bazı sivil toplum örgütü temsilcince oluşturulan Demokratik Toplum Kongresi Sözcüsü kapatılan DEP’in eski milletvekili Hati Dicle. Kapatılan DTP’nin Diyarbakır eski İl Başkanı Fırat Anlı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ali Şimşek. Avukat Servet Özen. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Genel Müdürü Yaşar Sarı. Tunceli eski Belediye Başkanı Songül Erol Abdil. Batman eski Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan. Silvan eski Belediye Başkanı Fikret Kaya. Viranşehir eski Belediye Başkanı Emrullah Cin. Ergani eski Belediye Başkanı Nadir Bingöl. Lice eski Belediye Başkanı Abdullah Akengin.Bazı illerde operasyonların devam ettiği ve gözaltına alınanların sayısının artabileceği belirtildi. Gözaltına alınan kişilerin Diyarbakır’a getirilip Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgularına başlandı.SADAK: MUTLAKA BARIŞA ULAŞACAĞIZDTP’nin kapatılmasının ardından 5 yıl siyasi yasaklı olan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak, Yenimahalle Gazeteci Ali Çelik Caddesi üzerindeki evine polis sabaha karşı saat 05.00 sıralarında girdi. Evde yapılan aramanın ardından Sadak, gözaltına alınıp, polis otosuna götürülürken gazetecilere, “Ben halkımı çok seviyorum. Mutlaka barışa ulaşacağız” dedi. Sadak, Siirt Devlet Hastanesi’nde Sağlık kontrolünden geçirildikten sonra Diyarbakır’a gönderildi.Sadak’ın gözaltına alınmasının ardan BDP’liler belediye binası önünde toplanmaya başladı. Bu sırada polis belediye önünde yoğun Güvenlik önlemleri alırken, toplananlar beklemeye başladı.ATALAY AĞLADIBatman Belediye Başkanı Necdet Atalay, saat 11.00 sıralarında belediyedeki makam odasına gelen polisler tarafından gözaltına alındı. Atalay, gözaltına alınmadan önce vekaletini yardımcısı Serhat Temel’e verdi. Atalay, daha sonra makamında bulunan eşi Devrim Atalay, çocukları 6 yaşındaki Siyabend, 5 yaşındaki Öykü Zin ile vedalaştı. Vedalaşma sırasında eşi ve çocukları gözyaşı dökerken, Necdet Atalay da gözyaşlarına hakim olamadı. Çocuklarını teselli edemeyen Atalay, “Hem açılımdan söz ediyorlar, hem de gözaltına alıyorlar. Bu nasıl açılım? Bu çocuklar bir gün hesap soracak” dedi.Gözaltına alınan Necdet Atalay’ı polisin götürmesi sırasında belediye çalışanları alkışlarda protestoda bulundu. Polis, daha sonra Atalay’ın evinde de arama yaptı.İHD ŞUBESİNDE ARAMAİnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Muharem Erbey’in gözaltına alınmasının ardından derneğin şubesinde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Yakup Yar gözeteminde arama yapıldı. Aramaya başkan Muharrem Erbey de katılırken polis, bilgiyasayar kayıtları başta olmak üzere bir çok evrak ve dokümana el koydu.Terör örgütü PKK’nın gizli sivil yapılanmasını oluşturan KCK/TM'ye yönelik operasyonlar nedeniyle Diyarbakır’da başta stratejik noktalarla emniyet birimleri olmak üzere kamu kurum ve lojmanlar çevresi olmak üzere kent genelinde yoğun güvenlik önlemi alındı.
ÜÇ OPERASYONDA 72 KİŞİ TUTUKLANDI
Kürdüstan Topluluklar Birliği’nin Türkiye Meclisi’ne (KCK/TM) adlı örgüte yönelik daha önce 3 ayrı operasyon düzenlendi.İlk operasyon 14 Nisan 2009 tarihinde yapılırken kapatılan DTP’nin o dönem Genel Başkan Yardımcıları olan Kamuran Yüksel, Bayram Altun’un, kapatılan DEHAP’ın eski Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu’nun da aralarında bulunduğu 51 kişi tutuklandı. İkinci dalga operasyonu ise 17 Haziran’da yapıldı. Bu operasyonda ise 11 kişi tutuklandı. Üçüncü dalga operasyonu ise 11 Eylül tarihinde yapıldı ve 10 kişi tutuklandı.

Belediye başkanları gözaltında

Wednesday, December 23, 2009

Miadı dolmuş ilaç öldürdü iddiası

ISPARTA - Kalp rahatsızlığı bulunan 50 yaşındaki Hatice Ünsal, Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesine kaldırıldı. Burada yapılan muayenenin ardından hastaya Doktor tarafından antibiyotik içerikli enjeksiyon yoluyla alınacak bir ilaç yazıldı. Bir eczaneden alınan ilacın ilk ikisinin enjekte edilmesinden sonra vücudunun bazı yerleri şişmeye başlayan hasta, üçüncü enjeksiyonun ardından fenalaştı.
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi araştırma ve Uygulama Hastanesine kaldırılan hasta, 29 Ekimde beyin kanaması teşhisiyle yoğun bakım ünitesinde müşahede altına alındı. Hasta, yoğun bakımda 38 gün süren Yaşam mücadelesini kaybetti. Hatice Ünsal'a enjekte edilen ilacın son kullanım süresinin dolduğunu öğrenen aile, ilacı veren eczacı hakkında suç duyurusunda bulundu.
SDÜ Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Çetin Lütfi Baydar, Hatice Ünsal'ın otopsisinin ayrıntılı tetkik için İzmir Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini ve oradan çıkacak sonuca göre ölüm sebebinin netlik kazanacağını bildirdi.
SAĞLIK MÜDÜRÜ ÖNAL: GEREKEN NEYSE YAPILACAKIsparta Sağlık Müdürü Süleyman Önal, söz konusu eczane hakkında aile tarafından yazılan şikayet dilekçesinin kendisine ulaştığını belirterek, ''Ailenin dilekçesi üzerine eczane hakkında soruşturma başlatıldı'' dedi.
Uzman hekimler tarafından hastanın miadı dolmuş ilaçtan ötürü hayatını kaybedip kaybetmediğinin araştırıldığını kaydeden Önal, kesin sonucun soruşturma tamamlandığında belirleneceğini söyledi. Bu arada iddianın kesinlik kazanması halinde eczaneye miadı geçmiş ilaç bulundurmaktan ötürü 20 bin TL'ye kadar cezai işlem uygulanacağını belirten Önal, bunun yanı sıra eczacı hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Miadı geçmiş ilaç bulundurmanın büyük bir suç olduğuna dikkati çeken Önal, şöyle konuştu:
''Hastanın ilaçtan dolayı hayatını kaybedip kaybetmediği incelenecek, ancak eczaneye, miadı dolmuş ilaç bulundurmaktan ötürü cezai işlem yapılacak. Eczacılar, bu tür konularda daha dikkatli olmalı. Çünkü sağlık hatayı kabul etmez. Eczacı arkadaşımızın kötü bir niyeti olamaz ama böyle bir hata da kabullenilemez. Gereken neyse o yapılacak.''
AİLE: İNCELEMENİN SONUÇLANMASINI BEKLİYORUZHatice Ünsal'ın ailesi ise olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Hatice Ünsal'ın oğlu Osman Ünsal, annesinin ilaç kullanmadan önce sağlığının iyi olduğunu iddia etti. İlacın günde bir kez enjekte edildiğini bildiren Ünsal, şunları söyledi:
'Miadı dolmuş ilaç öldürdü' iddiası

Saturday, December 19, 2009

2. kez serbestler

Korku ve panik yaratmak suçundan haklarında işlem yapılan T.G., S.Ü. ve S.Z. savcılık tarafından tabancaların kuru sıkı olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. Ancak S.Z’nin “Bir muhabir, bana 500 TL verdi. Ben de silah çektim. Siz de 500 TL verin savcıyı rehin alayım” sözleri üzerine soruşturma derinleştirildi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, önceki gün üç şüpheli ile olay günü kullanılan gerçek silahtan çıkan kovanlarla ilgili yaptığı araştırma sonucunda Dolapdere’de bir otoparkta çalışan R.G.’yi de gözaltına aldı. Çıkan olaylarda bulunan iki boş kovanın R.G.’nin silahına ait olduğu yapılan balistik incelemede tespit edildi. Dün eyoğlu Adliyesine sevkedilen T.G., S.Ü. ve S.Z. ile R.G. sorgularının ardından serbest bırakıldı. Serbest kalan dört kişi plakaları bezle örtülmüş bir araçla adliye bahçesinden ayrıldı.
2. kez serbestler

Wednesday, December 16, 2009

Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

İSTANBUL - Soğuk havalar ve Domuz Gribi salgını doğal beslenmeye, vücut dengemizi koruma ihtiyacına ve vitaminlere olan talebi artırdı. Oysa eczanelerden satın alınıp gelişigüzel kullanılan ya da internet sitelerinden sipariş edilen vitaminler yarardan çok zarar getirebiliyor. Vitaminlerin kesinlikle Doktor kontrolünde ve dozunda tüketilmesi gerektiğini söyleyen Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, vitamin kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.SAĞLIĞIN ANAHTARI: VİTA-AMİNEVitaminler, birçok fizyolojik olayda anahtar rol üstlenen moleküllerdir. Vitaminler insan vücudu tarafından sentezlenemedikleri için besinlerden sağlanması gerekmektedir. Vitaminlerin isimleri latincede hayat anlamına gelen ‘vita' ve nitrojen içeren anlamına gelen ‘amine' kelimelerinin kombinasyonundan türetilmiştir. Aslında günümüzde bilinen bütün vitaminler nitrojen içermez fakat ilk bulunan vitaminler içerdiği için isim bu şekilde kalmıştır. Sağlıklı bireylerde gıdalara ek olarak vitamin almaya gerek yoktur. Ancak vitamin ihtiyacını artıracak durumlar veya eksikliğinin saptandığı olgularda vitamin verilmesi gerekir.BİLİNÇSİZ VİTAMİN KULLANIMININ SAKINCALARIBilinçsiz vitamin kullanımı karaciğer bozukluğundan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığa neden olabilir. Vitaminin doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Kişinin kafasına göre ya da eş dost tavsiyesi ile vitamin alması kesinlikle yalnıştır. Mutlaka doktor önerisiyle alınmalıdır. Bilinçsizce tüketilen A vitamini karaciğer bozukluğuna, fazla C vitamini böbrek taşına ve mide rahatsızlıklarına, D vitamini intoksikasyona sebep olabilir.
ÇOÇUĞA D, Sigara İÇENE C, VEJETARYENE B12 Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği saptanan vitaminler kullanılmalıdır. Gerekli olan vitamin miktarı genellikle tavsiye edilen günlük miktar RDA olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler ürünlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır. Ama yine de ihtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir. Belirli grupların özel vitaminlere daha fazla ihtiyacı vardır. Örneğin çocuklar (D vitamini), hamile bayanlar (folik asit), yaşlılar (D vitamini), sigara içenler (C vitamini), çok alkol tüketenler (B1 vitamini) veya vejeteryanlar (B12 vitamini) belirli vitaminlere daha fazla ihtiyaç duyarlar.
ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNDE VİTAMİNGerekmedikçe vitamin kullanmak vücuda yarar yerine zarar getirecektir. Vitaminlerin bilinçli ve doğru kullanılması şarttır. Örneğin antibiyotik tedavisinde bağırsaktaki yararlı bakteriler de etkilenir. Buna bağlı olarak pamukçuk gibi mantar hastalıkları, ishal, hazımsızlık ve gaz şikayetleri ortaya çıkar. Bu nedenle antibiyotik tedavisinde özellikle B kompleks vitamini almak yararlıdır. SAĞLIĞIN ABC’SİNİ GELİŞİGÜZEL KULLANMAYINA, D, E, K ve C vitaminlerine ait zarar ve yan etkiler iyi bilinmektedir. A vitamini vücutta birikip karaciğer toksisitesine yol açar. A vitamini toksisitesi, onu bağlayan proteinlerin yok olması ve bu yüzden A vitamininin hücrelere hücum etmesiyle belirir. Bu genellikle vitaminlerin diyetten alınması durumunda ortaya çıkmaz; fakat kişinin takviye kullanması durumunda belirebilir. Belirtileri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal ve kilo kaybıdır. Kas ve sinir sistemi de iştahsızlık, sinirlilik, yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik, baş ağrısı ve kaslarda zayıflık belirtileri göstererek etkilenir.
D vitamini uzun etkilidir ve birikir. D vitamininin fazlası kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olur. Kalsiyum böbrek taşı oluşturabilir. Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi ayrıca kan damarlarının sertleşmesine neden olur ki; özellikle bu da kalp ve akciğer arterleri için tehlikelidir ve ölümcül olabilir. D vitamini toksisitesinin ek belirtileri ise; iştahsızlık, baş ağrısı, zayıflık, halsizlik, aşırı susuzluk, sinirliliktir.
E vitamini ile zehirlenme çok fazla miktarda alınırsa olur; fakat A ve D vitaminlerinde olduğu gibi kolay olmaz. Belirtileri baş ağrısı, zayıflık, baş dönmesi, halsizlik ve görme bozukluklarıdır.
K vitamini zehirlenmesi sadece K vitamini için suda çözünen kaynakları tüketen insanlarda meydana gelir. Belirtileri ise kırmızı hücrelerin hemolizi, sarılık ve beyinde hasarlanmadır.
Tiaminin (B1)anormal bir şekilde çok alımı sinir sistemini etkiler. Güçsüzlük, baş ağrısı, alınganlık ve uyku bozukluğuna yol açar. Ayrıca taşikardi yapabilir.
Yüksek miktardaki niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilir. Kusma, dilin şişmesi, bayılma gibi belirtiler meydana gelebilir. Ilaveten, karaciğerin fonksiyonunu etkileyebilir ve düşük kan basıncına neden olabilir.
B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı, kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olur. Ayaklarda uyuşmayla başlar, sonra ellerde his kaybolabilir ve ağız uyuşabilir. Daha başka toksik semptomlar ise yürümede zorluk, bitkinlik ve baş ağrısıdır. Alımı azaltıldığı zaman bu semptomlar azalır; fakat her zaman tamamen kaybolmaz.
Folat’ın toksisite belirtileri ishal, uyku bozukluğu ve alınganlıktır. B12 vitaminiyle olan yakın ilişkisinden dolayı, folatın yüksek miktarı B12 vitamini eksikliğini kapatır. C vitamini toksisitesi kusma, karın krampları uyku bozukluklarıdır. Böbrek taşına da yol açabilir.
VİTAMİN KULLANIMI KANSERİ TETİKLER Mİ?ABD'de yapılan bir Bilimsel araştırmada aşırı vitamin kullanımınıyla ilerlemiş prostat kanseri arasında bağlantı olabileceği bildirildi. araştırma kapsamında 300 bin erkeğin Sağlık durumlarına ve Beslenme alışkanlıklarına bakıldı. Bunlardan üçte birinin, her gün çeşitli vitaminler aldıkları ve yüzde 5'inin aşırı vitamin tükettiği belirlendi. Araştırmanın başlamasından itibaren geçen 5 yıl içinde, 10 bin 241 erkeğe prostat kanseri teşhisi konuldu. Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayınlanan araştırmada, aşırı miktarda vitamin kullananlarda öldürücü prostat kanserine yakalanma riskinin hiç kullanmayanlara oranla iki kat fazla olduğu sonucuna varıldı. Bununla birlikte araştırmacılar, vitamin kullanımıyla prostat kanserinin ilk safhası arasında ilişki bulamadılar. Araştırmacılar, yüksek dozda vitaminin tümör ortaya çıkana kadar etkisinin fazla olmadığı; ancak tümör oluştuktan sonra muhtemelen hızla büyümesine yol açtığı tahmiminde bulundular. Daha az kapsamlı benzer araştırmalarda da aynı sonuca varılmasına karşın, aşırı miktarda vitamin kullanımıyla prostat kanseri arasında kesin bir ilişki bulunduğunu kanıtlamak için başka araştırmalara ihtiyaç olduğu da vurgulandı.
Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

Monday, December 14, 2009

The Wall Street Journal- 14 Aralık


--Rusya’nın Abhazya’daki varlığı artıyor
Rusya, Gürcistan’ı Karadeniz’in küçük ama stratejik önem taşıyan bir bölgesi haline getiren kısa savaşın yaklaşık bir yıl ardından, Abhazya’daki Askeri ve ekonomik varlığını artırıyor.

--Brown, Kandahar’da Karzai ile buluştu
İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Pazar günü Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ile ilişkilerini yumuşatmak için, Afganistan’a sürpriz bir gezi düzenledi. Brown görüşme sırasında, İngiltere’nin bölgedeki askeri varlığını devam ettireceğini de belirtti. İngiltere halkının ülkelerinin bu savaşta yer almasını istemediği biliniyor.

--İngiltere’de harcamalar azaldı, tasarruf arttı
İngiltere’deki tüketici harcamalarında, önümüzdeki aylarda bir düşüş yaşanması bekleniyor. İngiltere Merkez Bankası’nın yaptığı bir araştırma, ülkede hane halkının yüzde 25’inin tasarruf oranlarını artırdıklarını ya da artırmayı planladıklarını ortaya çıkardı.
The Wall Street Journal- 14 Aralık

MarketWatch - 14 Aralık


--Asya borsaları Dubai yardımıyla yükseldi
Wall Street'te Cuma günü yaşanan hafif yükselişin yatırımcıları alıma yönlendirmek için yeterince cesaretlendirememesi nedeniyle haftaya düşüşle başlayan Asya borsaları Dubai'ye yapılan 10 milyar dolarlık yardım haberiyle yükseldi.

--Japonya'daki araştırma şirketlerin umutlu olduğunu ancak harcama yapmadığını ortaya çıkardı
Japonya Merkez Bankası (BoJ) tarafından her çeyrek yapılan Tankan araştırması, ülkedeki büyük üreticilerinin gelecekten daha umutlu olduğunu ancak harcama planlarında bozulma yaşandığını gösterdi.

--Hindistan'ın Otomotiv hisselerinin hızı kesiliyor mu?
Hindistan'da 2009 yılının uygun koşullarının kaybolmasıyla, ülkedeki otomotiv üreticilerinin hisselerindeki yükseliş hızını kaybedebilir.
MarketWatch - 14 Aralık

Baykal: Erdoğan ın O virajı almadan buluşma anlamsız

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, etnik kimlik üzerinden açılımdan vazgeçip insana dayalı demokratikleşme yolunda “viraj dönmesi” halinde buluşabileceğini söyledi. “Adam yanlış yapıyor. Tehlikeli bir yola çıkmış. Çok ağır bir tablo ortaya çıkmış. Oradan viraj almadan buluşmanın anlamı yok. Ancak değişme ihtiyacı içine girerse o zaman yardımcı olabiliriz. O noktaya ise gelmiş değil. Sonuna kadar devam, bedeli ne olursa olsun devam, diyor. Bedeli sen ödemiyorsun ki Türkiye ödüyor. Başbakanı bu yanlıştan vazgeçireceğiz” diyen Baykal, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı sonrası demokratik açılımda gelinen noktayı Hürriyet’e değerlendirdi. Baykal’ın konuyla ilgili sorulara verdiği yanıtlar şöyle:İyi niyetli de değil* Başından yapılan yanlış, işin çerçevesinin konmamış olması. Demokratikleşme ile etnik ayrışmayı karıştırdık. Demokratileşmeyi, kişi hak ve özgürlüğü, kimliğe saygı, kendini özgürce tarif etme özgürlüğü diye değil, etnik temelde ayrışma, etnik kimliği kabul etme, ona hukuki nitelik kazandırma sandık. Çerçeve konsa, onun yararı zararı konuşulacaktı. İçeriğin belirlenmemesi, ucu açık olması zaten netameli de değil iyi niyetli de değil.AB gibi ucu açık oldu * Aynen AB ile ilişkide olan gibi. Müzakerenin ucu belli değil. Hiçbir ülkeye ucu açık müzakere denmedi, sadece bize dedi. Biz de giremiyoruz. Herkes giriyor ama. Ucu açık olursa herkesin, her şeyi talep etmesin imkan veriyorsun demektir. Bu da seni ciddiyetten uzaklaştırıyor, yapabileceğini de yapamaz hale getiriyor, iş çığırından çıkıyor. Olan budur işte. Bakın ne acı tablo, Güvenlik güçleri büyük taciz altında. Devlete, beraberliğe karşı gösteri haline geliyor her şey. Bu doğal hak haline gelmeye başladı. Kamu otoritesi bütün önemini kaybediyor. Türklük görüşümü bilmiyor * Ben açık olsam ne değişir. Benim kapalı olmamın ne kadar yerinde olduğu görüldü. Beni dinleyecek; ‘Peki, Baykal böyle istiyor diye, öyle mi yapacaktı?’ Benimle sadece şov olsun diye konuşacaktı. Yüzlerce insanla konuştuğu gibi konuşacaktı. Hala söylüyoruz aynı şekilde konuşuyor. Anayasa’dan Türklük lafını çıkaralım, diyorlar. Benim bu konudaki görüşümü bilmiyor mu? Demokratikleşmeye devam * Bundan demokratikleşmeden vazgeçelim demiyorum. İnsan hakları açısından Dünyanın en demokratik ülkesinde ne varsa onu yapmaya hazırım. Öncelik insana, cemaate, etnik kimliğe değil. İnsanı, bireyi temel alan demokrasi anlayışı yerine etnik kimliği özgürleştireceğiz onu devletin temeli yapacağız, insanları o etnik kimlik etrafında yoğuracağız diye bir demokratikleştirme yutturmacası var. Anayasa etnik kimliği göre yazılamaz, vatandaşa, insana göre yazılır. Bize halk hak veriyor* İçişleri Bakanı bana kızıyor, ‘Siyasi rant için bu güzel projeye karşı çıkmak ihanettir’ diyor. Ben o ‘güzel projesine’ karşı çıktığımda rant getirmiyordu, suçlanıyordum, karalanıyordum. Senin tabanın istiyor diyorlardı. Başbakan, CHP tabanı böyle istemiyor hareket geçsinler, diyordu. Karşı çıkmamız riskli bir işti; ama yanlış olduğuna inandığımız için karşı çıktık, rant için değil. Anaların gözyaşı dinmesin diye değil, Türkiye’nin paramparça olacağını görmedikleri için karşı çıktık. araştırma kuruluşları da o günlerde bizim oy kaybettiğimizi açıklıyorlardı. Karşı çıkışımızda rant beklentisi değil, yanlışlık temeldi. Nedenlerimiz anlaşılınca halk da hak vermeye başladı. Şiddetle bağ kesin kopmalı* Gelinen noktada bir kez daha ortaya çıktı. Siyaset, artık şiddetle bağını kesin koparmanın zorunlu olduğunu görecek. Bunun bir demokrasi, hukuk, barış sorunu olduğu açık. Demokratik yaşamda Siyaset yapanlar şiddet karşısında çok net, çok kararlı tutum takınırlar. Biraz öyle, biraz böyle olmaz. Bunun altına saklanılmaz. Demokrasilerde şiddet meşrulaştırılmaz, şiddete prim verilemez. Benim işime yarayan şiddet, dediğin an iş çığırından çıkar. Bundan sonra siyaset yapan herkes nereden gelirse gelsin şiddet karşısında inandırıcı tavır almalı. Bu olursa Türkiye rahatlar. Gevşediğimiz nokta bu olduğu için kaybediyoruz. Hiçbir demokratik siyasi parti şiddeti hoş göremez. Şiddet en tehlikeli iş bunu görmemiz gerek.40 yıl hain demedim, şimdi diyorum1 yıl önce bu tablo yoktu* Burada Tayyip Bey’in çok ağır vebali var. Şimdi kızıyorlar, hainlik noktasına yaklaştı diye. 40 yıllık siyasi hayatımda bir kişiye bile hain demedim. Şimdi diyorum. Bunu hakaret, küfür diye söylemiyorum; samimiyetle söylüyorum. Ülkeyi ayrışma noktasına getirmeyi yurt hizmeti, vatanseverlik sayamayız. Buraya kim getirdi, niye getirdi? Buna kendisi sebep oldu. Bunu görüyorum. Bakın bugünkü tablo bu ülkede bir sene önce yoktu. Senin iktidarının getirdiği etnik açılım tartışmaları Türkiye’yi birden bire buraya getirdi.Bölünmeyi herkes görüyor* Ben bu süreçte kendimi korudum. Bize güvenerek yola çıkma, dedim. Bu sözümün altındaki değerlendirmeden, ihtiyaç yok biz kendimiz gideriz, dedi. Beni dinlemek için değil, uyutup kamuoyu önünde yürümek için görüşmek yapmak istedi. Kamuoyu bilsin dediğim için de gelemedi. Biz çok ciddi bir görev yaptık başından beri. Bizden şikayetçi olmak haksızlık, kutlanmamız gerekir. Türkiye’yi bölüyorsunuz dedim. Bu ihanet demek. Türkiye bölünüyor mu? İşte herkes konuşuyor; paranoya olmaktan çıktı, herkes bölünmekte olunduğunu görüyor. Bunun bu iktidarla alakası yok mu? Bölücülük hainlik değil mi?
Baykal: Erdoğan’ın O virajı almadan buluşma anlamsız