Showing posts with label Haberler. Show all posts
Showing posts with label Haberler. Show all posts

Thursday, December 31, 2009

2010 da borsayı düşünenlere 6 altın kural


Yılsonu geldiğinde hisse senetlerinin de dâhil olduğu yatırım araçlarına yönelik tahminlerde gözle görülür bir artış yaşanır. Bu tahminlerin çoğu ise genellikle hisselerin ne zaman alınacağı, hangilerinin elden çıkarılacağı gibi öngörüleri içerir.
Finans Haber ve analizleri yayımlayan Daily Finance internet sitesi, şimdiye kadar hiç kimsenin bu konuda tam anlamıyla doğru tahminler yapmayı başaramadığına dikkat çekerek yatırımcılara kendi kararlarını kendilerinin vermesi tavsiyesinde bulundu.
Daily Finance, yatırımcıların 2010'da borsaya yatırım yaparken aşağıda sıralanan durumların izlerini kendilerinde görürlerse, iki kere düşünmesi ve hisse senetlerinden uzak durması konusunda uyarı bulundu.
İnternet sitesi, bu altı durumu şöyle sıraladı:
1-Çok kazanma hırsıHisse senetleri piyasasında daha önce işlem yapmamış olup bir anda kazanma hırsıyla bu piyasaya girenler genellikle yem oluyor. Eldeki veriler, yatırımların yapılmaması durumunda yatırımcıların maddi olarak daha iyi durumda olabileceğini gösteriyor. Diğer yandan paralarını riski dengeli şekilde dağıtan düşük maliyetli endeks fonlarında değerlendirilenler şimdiye kadar daha fazla getiri sağladı.
2-Kendine çok güvenen bir danışmana inanma eğilimiPiyasanın hareketlerini çok iyi tahmin ettiğini ve iyi getiri sağlayacağını iddia eden yatırım danışmanı sayısı oldukça fazla olmasına rağmen son dönemde yapılan kapsamlı bir araştırma bu kişilerin performansının sorgulanmasına neden oldu.
Bu araştırma, danışmanlar tarafından tavsiye edilen menkul değer yatırım fonlarının getirisinin, bireysel kararlar alan yatırımcıların tercihlerinden çok fazla kazandırmadığını gösterdi.
3- Kazandıracak bir yatırım fonu bulma inancıBu konuda oldukça şanslı olmak gerekiyor çünkü sadece üç menkul kıymet yatırım fonu bir yıllık hedeflerinin üzerinde kazandırıyor. Bu fonların yüzde 95'i ise 10 yıllık dönemde önceden belirlenen getiri hedeflerine ulaşamıyor.
4- Kazandıracak 'hisseyi' bulma inancıHisse senetlerinin fiyatları birçok verinin değerlendirilmesiyle oluşurken, gelecek Haberler de bunda önemli bir yer tutar. Eğer 'yarın' gelecek haberin ne olduğu herkesten önce bilinmiyorsa, çok kazandıran hisse senedi peşinde koşulmamalı. Örneğin, Lehman Brothers, Enron ve Washington Mutual gibi kurumlar batmadan önce çok kazandıran hisse senetleri arasında yer alıyordu.
5- Doğru zamanlamayı yapma inancıPiyasa hareketlerinin doğru zamanlamasını yapmak ayakları yere basan bir söylem değildir. Çünkü piyasanın zamanlamasını iyi yapıldığına yönelik somut veriler yok. Bu konuda yapılan uzman tahminleri çoğunlukla dört yıllık bir dönemi kapsıyor ve daha sonra da dikkate alınmıyor. Uzmanlar dahi bu konuda da tutarlı tahminler yapamazken, bireysel yatırımcıların bu fikre kapılması doğru bir yaklaşım olmaz.
6- Yatırım ile Kumar arasındaki farkı bilmeYatırım uzun dönemli bir karar iken, kumar kısa dönemde kazanç sağlamaya çalışanların peşinde olduğu bir şeydir. Eğer, hisse senedi yatırımı yaptıktan sonraki beş yıl içinde yatırdığınız paranın yüzde 20'si ya da daha fazlasına ihtiyaç duyulacaksa, borsadan uzak durulmalı.
2010'da borsayı düşünenlere 6 altın kural

Tuesday, December 29, 2009

Hepsiburada.com blog açıldı

Türkiye'nin 1 numaralı Alışveriş sitesi olan hepsiburada.com, kurulduğu 1998 yılından bu yana internet kullanıcılarının hizmetinde.

36 kategoride, 300.000 ürünün satışa sunulduğu sitenin, 2 milyonun üzerinde kayıtlı kullanıcısı ve 5.5 milyon tekil ziyaretçisi mevcut. Aylık 11 milyon ziyaretçinin akınına uğrayan Hepsiburada.com 'un yeni sürprizi ise Blog yayını oldu.

blog.hepsiburada.com adresinde okurlarla buluşan blogda, tüm gelişmeler, Haberler ve kampanyalar, en son ve en yeni alışveriş trendleri anında paylaşılıyor. Zengin içerik sunulan blog, özellikle de internet üzerinde alışveriş yapan herkesin ilgisini çekecek gelişmelere yer veriyor. Sıcak ve samimi bir dilin hakim olduğu blogda hepsiburada.com hakkında daha fazla şey öğrenebilirsiniz.


Bilgi için: Hepsi Burada
Telefon: (216) 633 10 00
Hepsiburada.com blog açıldı

Thursday, December 24, 2009

Türk basını nereye gidiyor


Haberciler Derneği Genel Başkanı Hasan Taşkın, yaptığı yazılı açıklamada son dönemlerde “Yandaş Medya” söyleminin daha yüksek seslendirildiğini belirterek, bu söylemlerin ve basına yönelik ayrımcı açıklamaların Türk basınına zarar verdiğini bunun da Milletin menfaatine olmadığını dile getirdi.

Taşkın, tüm bunların yanı sıra yazılan birçok haberin tartışma konusu haline gelmesi ile halkın basına karşı güveninin zedelendiği görüşlerinin de zaman zaman seslendirildiğini kaydetti.
Basından en çok yakınanların arasında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geldiğini savunan Taşkın, ''Başbakan'ın medya üzerindeki son siteminde medyanın terör olaylarını evire çevire sürekli vermesinden yakınıyor. Terörün esas amacı topluma eylemleriyle mesaj vermektir. Korku yaratmak, kışkırtmak ve çatışma ortamı oluşturmaktır. Tüm bunları medya aracılığı ile yaptığı doğrudur. Bu noktada Başbakan haklıdır'' diye konuştu.

Taşkın, diğer taraftan medyanın ise gelişen olayları ekrana ya da Gazete sayfalarına taşımanın haberci deyimi ile Haber atlamamak durumunda olduğunu bildirdi. Haberin veriliş biçimi ve sürekli tekrar edilmesinin sadece terör olayları ile ilgili haberlerde yapılmadığını dile getiren Taşkın, önemli gelişmelerin verilme biçiminde de aynı yöntemin izlendiğini, bu yayın organlarının başındaki habercilerin tek dertlerinin Reyting olmaması gerektiğini ifade etti.

Hasan Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Televizyonlar için RTÜK var. Peki bu kurul Televizyon habercileri ile hiç toplantılar yapıyor mu? Yapılan haberlerin toplumdaki etkisi üzerine araştırmalar yapıyor mu? Peki RTÜK'teki üyelerden kaçı televizyon haberciliğinden gelmiştir? Gerek iktidar gerekse muhalefet RTÜK'e üye atarken işinin ehli kişiler mi yoksa siyasi düşüncelerine yakın kişiler mi seçiliyor? Sorularının yanıtlarını aramamız gerekiyor. Tüm bu soruları düşününce belki siyasiler de gelinen noktadaki eksiklik için kendilerinin de pay sahibi olduğunu düşünür.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un medya üzerindeki mesajlarını da habercilerin ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Medyanın da hataları vardır. Ancak bu hatalardan da sadece medya değil hepimiz sorumluyuz diyerek, çözüm yollarını birlikte aramalıyız. Haberci milletinin sesidir ve öyle de olmalıdır. Aksi halde habercilik yapmaz, birilerinin sesi olur sadece.''

Yazılı Basın

Tüm bu noktadan bakınca askerin de siyasilerin de medyanın da elini taşın altına koymasının gerektiğinin altını çizen Taşkın, birbirlerini suçlamanın ve saflara ayrılmanın milletin hak etmediği bir tavır olduğunu vurgulayarak şunları da kaydetti:
''RTÜK'ün dışında yazılı medya için de bir üst kurul oluşturulması gerektiğine inanıyorum. “Yazılı Basın Üst Kurulu” mesela… Yazılı medyayı izleyecek, habercilerin uzmanlaşması için Eğitim faaliyetlerine destek verecek. Yazılı medya ile sürekli iletişimde olacak ve yerel medyayı destekleyecek. Medyanın sorunlarını tartışabilecek, gerekirse mesleki örgütlerle iş birliği yaparak yasal değişiklik için Meclis'e öneri sunacak.

“Haberci yalan haber yazmaz''

Taşkın, habercinin haberi yaparken güvenilir kaynak aradığını ifade ederek, ''Yetkili birim veya kişiyi arar ki yaptığı haberin güvenirliği olsun. Yani hiçbir haberci yalan haber yazmaz. Ancak, haberciler yanıltılabilir. Yanlış bilgi verilerek yönlendirilebilir. Bunun için bir habercinin aldığı haberi önce editörü, daha sonra haber müdürü ve en son genel yayın yönetmeni değerlendirir. Bu birimlerin onayından sonra haber yayına girer'' dedi.

''Haberci yetkililere güvenmek zorundadır. Bu noktada eğer eleştirilecekse haberciler ya da medya kuruluşları değil, o kuruluşlara makam ve koltuklarını kullanarak haberleri sızdıran ya da veren kişilerdir'' diyen Taşkın, eğer herkesin sorumluluktan kaçacaksa ve işin kolay yolu diye medyayı ya da habercileri suçlayacaksa bundan sadece habercilerin değil, toplumunda zarar göreceğini bildirdi.

Taşkın, Türkiye'nin, habercileri dışlamakla değil, habercilere destek olmakla doğru ve tarafsız haberlere daha sağlıklı ve çabuk ulaşacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bakın, düne kadar Başbakanlığın basın sözcülüğü yoktu. Bu iktidar bu boşluğu gördü ve doldurdu. Ancak bir türlü oturtulamadı ve yürütülemedi. Başbakan her konuya çıkıp konuşmaya vakit bulamayabilir. Sözcüler kamu adına basını bilgilendirir ve yanlış bilgilerin dolaşmasını engeller.
Türkiye'nin terör sorunu var. Güvenlik ile ilgili her il kendi çapında açıklamalar yapıyor. Halbuki İçişleri Bakanlığı'nın da sözcüsü olmalı. Bu sözcü de habercilere zaman zaman bilgiler vermeli. Zaman zaman bakanlık adına açıklamalar yapmalıdır. Bakın Genelkurmay Başkanlığı bunu başardı. Eksikliklere rağmen, eksiklik diyorum çünkü Genel kurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkilerini deneyimli sivil bir gazetecinin yapmasından yanayım. Basını en iyi bilen yine basından gelen deneyimli habercilerdir. ''

“Sarı Basın Kartı sahibi işsiz gazeteciler değerlendirilebilir''

Tüm bu eksiklikleri sarı basın kartı sahibi işsiz haberciler doldurabilirler. Ülkelerine hizmet etme fırsatı verilsin bu yeter onlar için. Yani askerler kendi işlerini çok iyi biliyor olabilir. Ancak, basının işleyişi ve basın ilişkilerini çok iyi götüremeyebilir. Bu sadece askerler için değil, başbakanlık, bakanlıklar ve diğer tüm birimler için geçerlidir.''

Habercilere sağlıklı haber akması için her kurumun üzerine düşen görevi yapsa habercilerin daha sağlıklı bilgi alsa, tüm bu yakınmaların yüzde 80'nin biteceğini öne süren Taşkın, sadece eleştiri yapıldığını, sorunları seslendirmek yerine, sorunları çözmek gerektiğini hatırlattı.

Medyanın suçu

Medya'nın da suçunun olduğunu ancak medyanın suçu uzman deneyimli habercilerini devre dışı bırakmakta olduğunu ileri süren Taşkın, bugün habercilerin yüzde 70'inin deneyimsiz habercilerden oluştuğunu, haberciliğin artık branşlaşması gerektiğini dile getirerek, ''Ekonomi muhabirleri, Spor muhabirleri gibi Sağlık muhabirleri, güvenlik muhabirleri konularında branşlaşmayı ve deneyimli usta gazetecileri bünyemizde tutmayı başaramadık. Alışıla gelmiş usta çırak ilişkilerini bugün göremiyoruz. Çünkü usta artık çırak yetiştirmiyor.
'Neden?' diye sorduğunuzda, '3 gün sonra işi biraz öğrendiğini düşünüp, beni devre dışı bırakırlar' diyor. Çünkü daha az ücrete fikir işçisi çalıştırma ilkesi benimsenmiş durumda. Bu noktada ekonomik sorunlar da elbette etken. Ancak, habercilerden şikayet edenler, habercilerin imkanlarını artırsınlar ki, toplum da deneyimli habercilerin kalemlerinden daha sağlıklı Haberler alabilsin'' şeklinde konuştu.

“Basının görevi milletin sesi olmaktır”

Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Atatürk, “Basın milletin ortak sesidir” diyor. Çok yerinde ve doğru bir söz. Basının görevi Milletin sesi olmaktır. Eğer basın gücün ya da sermayenin hizmetine girerse gün gelir o güç ve sermaye ile biter. Bu da Milletin yararına değil zararına bir durumdur. Bu nedenle haberci yetişenlerin branşlaşma konusundaki deneyimlerinin ne olduğuna iyi bakılmalıdır.

Diğer yandan Hazreti Peygamber 'işi ehline verin' diyor. Yani yine aynı noktaya geliyoruz. Branşlarında uzmanlaşma, habercilik görevini ifa etmek, sermayenin ya da gücün sesi değil, halkının, milletinin sesi olmaktır. Halkının sesi olan medya ise gücünü milletten alır ve sırtı yere gelmeyecektir.
Branşlaşmadaki en büyük handikap ise branşı konusunda sürekli haber yapan habercilerin taraf olmamaya özen göstermeleridir. Yani x partiyi takip eden siyasi muhabir belli süre sonra o parti gibi düşünmemelidir. Tüm haberlerinde doğruyu ve halkın menfaatini ilke edinmelidir. Yargı muhabiri ya da güvenlik muhabirleri de tarafsızlıklarını korumalıdırlar. Bunun denetimini de medya kuruluşlarının yöneticileri yapmalıdır.''

Yetişmiş insana değer verilmesi gerektiğini, bir insanın 30 yılda 40 yılda yetiştiğini anlatan Taşkın, ''ancak biz bu deneyimi kenara itip emekliye zorluyoruz, bu medyada da böyledir. Bugün habercilerin ceplerinde Başbakanlığın verdiği sarı basın kartları var. Bu haberciler ülke için birer değerdir. İşsiz kaldıklarında sahiplenilmeliler. Başbakanlık basın kartı verdiği bu kişileri Basın yayın enformasyon bünyesinde ya da oluşturulacak bir bünyede merkeze çekilen valilerin değerlendirildiği gibi değerlendirmelidir'' diye konuştu.

“Basın ülkenin düşünen beyni ve konuşan dilidir”

Türk basınının yönlendirilmemesi, doğru haberleri halkına duyurmasının, yani milletinin sesi olmasında iktidarların sorumluluk taşıdığına dikkati çeken Taşkın, kırmak, dökmek yerine, çözüm yolları aramanın, yeni fikirlerle ülkenin kalkınmasında ortak nokta bulmak gerektiğini, bu noktada da iktidarın da sermayenin de sorumluluklarının olduğunu öne sürerek şunları kaydetti:
''Çünkü ülkenin huzuru herkesi ilgilendirir. Basın ise ülkenin düşünen beyni, konuşan dilidir. Beyni özgür bırakmazsanız, dili söyletmezseniz felçli insanın durumuna düşürürsünüz. Felçli insan sadece vardır. Düşüncesi ve hareketi kısıtlıdır. Bu insan konuşamıyorsa ya da bazı cümleleri söyleyemiyorsa ne olur siz düşünün? (yandaş medya) söylemlerini kullananlar milletine de haksızlık ediyor. Bu söylemlerin bitmesi, taraflı değil, halkın ihtiyaçları doğrultusunda doğru ve tarafsız haber ilkesi için bilgi ve birikime önem vermeliyiz.”


Türk basını nereye gidiyor

Dokuz Eylül rektörüne sahtecilik suçlaması


Prof. Füzün, ölen bir hastasının yakınına ‘sağlıklıdır’ raporu alıp 800 bin lira tutarındaki mal varlığını kendisine miras bıraktırmakla suçlanıyor.
REKTÖRLÜĞE atanması dava konusu olan İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Mehmet Füzün, şimdi de ‘dolandırıcılık’la suçlanıyor. Prof. Füzün, ölen bir psikiyatri hastası yakınına ‘sağlıklı’ raporu alıp 800 bin lira tutarındaki mal varlığını kendisine bıraktırdığı iddiasıyla mahkemelik oldu. Rektör Prof. Füzün’ün, ‘Babamın halasının kızı’ dediği Melahat Öktem, 25 Nisan 2007’de 81 yaşındayken Urla’da vefat etti.Öktem´in tüm mal varlığını sadece Prof. Dr. Mehmet Füzün’e bıraktığı ortaya çıktı. Varisler itiraz ederek Melahat Öktem’in 20 yıldır psikolojik rahatsızlık içinde olduğunu belirtti. Urla Sulh Hukuk Mahkemesi’ndeki vasiyet iptal davasında varis sayısı 15’e çıktı. Karakol kayıtları, hastane belgeleri, Doktor reçeteleri delil olarak sunulurken, Prof. Dr. Mehmet Füzün’ün veraset ilamı çıkartmak için açılan davada, hayatta olan iki öz kardeşi Halil Füzün ve Hakan Hilmi Füzün’ü de ‘yok saydığı’, “Melahat Öktem’in birinci derece yakınları yoktur. Kendisine ben bakıyorum” dediği belirtildi. Kardeşleri dışındaki akrabaları Prof. Dr. Füzün hakkında, “Resmi evrakta sahteciliğe yol açarak görevi kötüye kullanma’ iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusu yaptı.
PROF. MEHMET FÜZÜN
Hukuka saygılıyım
PROF. Füzün ise yaptığı basın toplantısında bu tür haberlerle üniversite ya da kendisi hakkında olumsuzluk yaratılmak istendiğini öne sürdü. Prof. Füzün “Halamın şizofren olması akli melekelerinin yerinde olmasına engel değil. Bu Haberler etik değil, insani bulmuyorum. Rahmetliyi çok severdim. Bu sevginin karşılığında mal varlığını bana bağışlamak istedi. ‘Bu işi nezaman yapacağız’ diye hep sordu” dedi.
Dokuz Eylül rektörüne sahtecilik suçlaması

Wednesday, December 16, 2009

Tek neden Mazhar Alanson un kendisi

İSTANBUL - Geçtiğimiz günlerde birçok gazetede MFÖ'nün Amerika turnesindeki son iki konserinin iptal edilmesiyle ilgili Haberler yer aldı. İptalin nedeni olarak Mazhar Alanson'un yorgunluğu gerekçe gösterildi ve birçok yerde organizatör Serdar İlhan'ın buna neden olduğu haberi yer aldı. ntvmsnbc'ye konuşan İlhan, konserlerin iptal nedenini anlattı:
SON İKİ KONSERİ YAPMAK İSTEMEDİKonserin iptalinin gercek nedeni Mazhar Alanson’un son iki konseri yapmak istememesidir. Bana söyledigi ''Yoruldum, sen hakliydin. Biz böyle 13 kişi eşlerimiz falan gelmememiz lazımdı, daha az kişi olmalıydık'' gibi laflar etti. Son olarak ''Yoruldum, üşüttüm galiba. Sesim de kısılıyor'' dedi. Ben küçük bir kapris zannettim fakat Fuat ve Özkan, New York konseri öncesi ve sonrası kuliste ikna etmeye çalıştılar ama olmadı. Akşam oteline bırakırken de kendisiyle son kez konuştum ama ikna edemedim.
YANLIŞ DEMEÇLER VERMİŞBen bu turneyi onların isteği üzerine hazırladım ve her aşamasını da kendilerine bütün detaylarıyla yolladım. Sabah gazetesine verdiği demeçte, ''4 konser arka arkaya yaptım, New York konseri de gece 4'te bitti'' gibi doğru olmayan demeçler vermis, buna çok üzüldum. Kendi kendine gruptan bağımsız olarak verdiği bu kararının arkasında duramayıp beni suçlu gostermesi çok yanlış.
MFÖ'YE DE YAKIŞIR DİYENew York konseri 2.30'da bitti. Söylediği gibi 2.30'da başlamadı. Herşeyi göze alıp, o salonu tercih etme nedenim de çok önemli bir mekan olmasıdır. Daha önce Fillmore Theater'da Sting, Who, U2 gibi gruplar sahneye çıktı. MFÖ’ye de yakışır diye düşünmüştüm.
MAZHAR'I GÖRMEK İSTEMEDİMBoston ve Washington iptal edildikten sonra, grup elemanlarının biletlerini değiştirip, Türkiye’ye yolladım. Pazartesi'ye kadar Özkan ve Fuat ile birlikteydik. Pazartesi günü de onları hava alanına götürdüm ama Mazhar’ı ve eşi Biricik’i görmedim, görmek de istemedim.
Özkan ve Fuat abi bu olaydan çok etkilendiler tabii, ne de olsa herşey onlara da yansıyor. Bana çok üzgün olduklarını defalarca belirttiler.
DAHA ÖNCE DE KAPRİSLERİ OLMUŞTUMFÖ ile bu üçüncü çalışmam. 10 sene önce getirmiştim ilk kez, daha sonra Washington'a gelmişlerdi. En son da Istanbulive, SummerStage’e davet etmiştim. MFÖ ile hiçbir sorun yaşamadım, bu turne de dahil. Fakat Mazhar, daha önce de ufak tefek sanatçı kaprisleri yapmıştı. Tabii doğaldır bunlar.
İSMİMİ LEKELEMESİNE İZİN VEREMEMBen çok fazla sanatçıyla çok fazla özel şeyler yaşıyorum ve bunlar bizlerin arasında kalır hep. Bu turnenin iptal nedeni de Mazhar Alanson'un rahatsızlanması olarak kapanacaktı ama, maalesef beni suçlu gösterince bazı şeyleri söylemek zorunda kaldım. Mazhar Alanson'un benim ismimi lekelemesine izin veremem.
SEYİRCİYE SAYGI...Zülfü Livaneli, Genco Erkal, Ferhan Şensoy, Müşfik Kenter, İlhan Erşahin, Kenan Doğulu, Deniz Seki, Gogol Bordello, James Galway, Boban Markovic, Frank London gibi birçok sanatçıyla çalıştım, birçok grubu da Türkiye’ye yolladım ama hiç böyle bir olayla karşılaşmadım. Hatta bir seferinde Boban Markovic Kanada'da 12 saat hava alanında mahsur kaldıktan sonra gece New York’a inip 3 saat konser vermisti. Hem de ben konseri iptal edelim dediğim halde. Bu bir disiplindir ve seyirciye saygıdır.
Mazhar Alanson benim için önemli bir müzisyen ve söz yazarıydı. Keşke bunlar yaşanmasaydı, keşke benim ona gösterdiğim sevgi ve titizliği o da bana ve seyircisine gösterseydi.
'Tek neden Mazhar Alanson'un kendisi'

Monday, December 14, 2009

Sine-i millet buluşması


ÖCALAN EV GÖZETİMİNE ALINSIN
DTP’liler, Abdullah Öcalan’ın hafta içi yapması beklenen Sine-i Millet değerlendirmesini, seçim bölgelerinde bekleyecek. Öcalan’dan gelecek “işarete” göre Yol Haritası netleşecek ve Meclis grubunun aldığı istifa kararının nasıl ve ne zaman uygulanacağı karara bağlanacak. Kapatılan DTP’den yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: “Kapatma davasının esastan görüşüleceğinin öğrenilmesinden sonra yapılan toplantıda milletvekillerimiz istifa dilekçelerini eşbaşkanlarımıza sunarak sine-i millet kararlılığını göstermişlerdir. Alınan bu kararla ilgili herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Kimi dostlarımızın dayanışma örneği göstererek yaptıkları öneri ve değerlendirmeler sonrasında mecliste grup kuracağımıza dair spekülatif Haberler yapılmaktadır. Grubumuz fiilen Meclisten çekilmiştir ve pazartesi günü Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk başta olmak üzere tüm milletvekillerimiz Diyarbakır’a giderek alınan sine-i millet kararını fiili olarak yerine getireceklerdir. Aynı gün partimizin karar merci olan Parti Meclisi, Demokratik Toplum Kongresi Danışma Kurulu Meclisi ve milletvekillerimizin de katılımıyla yapılacak toplantıda Meclis grubumuzun aldığı istifa kararının nasıl ve ne zaman uygulanacağına dair bir sonuca ulaşılacaktır. Süreç, eşbaşkanımız Sayın Ahmet Türk’ün 12 Aralık’taki açıklamasında belirttiği gibi, fiili olarak başlamıştır ve kararlılıkla sürdürülecektir.”

Sine-i millet buluşması