Showing posts with label ihale. Show all posts
Showing posts with label ihale. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Akenerji nin gözü elektrik özelleştirmesinde

ANKARA - Akenerji Genel Müdürü Ahmet Ümit Danışman, enerjide önemli bir fırsat olarak gördükleri elektrik dağıtım özelleştirme ihalelerini 2010 yılında da yakından izlemeye devam edeceklerini, özelleştirilecek üretim portföyleriyle ilgili olarak çalışmalara başladıklarını söyledi.
Reuters'ın sorularını yanıtlayan Danışman, elektrik sektöründe devam eden dağıtım özelleştirmelerinin yanı sıra 2010 yılında üretim özelleştirmelerine hız verilmesinin öngörüldüğünü, bu kapsamda özelleştirilecek üretim portföylerinin belirlenmiş, önümüzdeki dönemde açılması planlanan ihale çalışmalarının da başladığını anımsattı.
"Entegre bir enerji şirketi olma vizyonuyla 2009 yılında SEDAŞ dağıtım şirketini bünyesine katan Akenerji, öncelikle devraldığı SEDAŞ'ı dağıtım şirketleri arasında bir Marka haline getirmeyi hedeflemektedir. Bunun yanı sıra önemli bir fırsat olarak gördüğü dağıtım özelleştirme ihalelerini 2010 yılında da yakından izlemeye devam edecektir" diyen Danışman, şöyle devam etti:
"Dağıtım özelleştirmelerinin yanı sıra, beş yıl içinde 3,000 MW kurulu güç hedefine paralel olarak Akenerji, belirlenen üretim portföyleri kapsamında özelleştirilecek üretim tesisleri ile ilgili çalışmalarına da başlamıştır."
Akenerji'nin gözü elektrik özelleştirmesinde

Hintlilerin rekorunu kıracak, cari açığı kısacak

İSTANBUL - Petkim, 2010 planlarını yeni logo lansman toplantısında açıkladı. Petkim'in yüzde 51'ine 2008'de Özelleştirme İdaresi'nden alan Socar Turcas Yönetim Kurulu Üyesi Batu Aksoy, EPDK'da lisans izni bekledikleri Ceyhan rafineri projesini askıya aldıklarını, önceliği Aliağa'daki rafineri yatırımına verdiklerini söyledi.
Batu, "Bu yılı mühendislik çalışmaları, lisansör seçimi ile geçiririz, lisansı bu yıl içinde bekliyoruz. 2011 finansman ve projenin tamamının inşaatına talip olan şirketlerin ihale yöntemiyle seçilmesiyle geçer. 2011 sonu 2012 başı inşaata başlarız 2014'e yetiştiririz" dedi.
Socar-Turcas CEO'su Kenan Yavuz'un "rafineri yapımında Hintlilerin rekorunu kırarız" dediği Aliağa'da, 10 milyon tonluk yıllık üretim olacak. Bunun 2 milyon tonu Petkim'in ithal ettiği hammadde, 8 milyon tonu da dizel, jet yakıtı, LPG ve nafta gibi benzin dışı ürünler.
Yavuz, bu ürünleri yerlileştirerek Türkiye'nin cari açığını 2.5-3 milyar dolar düşüreceklerini görüşünde.
PETKİM YARIMADASINA 5 MİLYAR DOLARPetkim, 4 milyar dolarlık rafineri yatırımına liman ve diğerlerini ekleyerek Petkim yarımadası üzerinde 2015'e kadar 5 milyar doların üstünde yatırıma ulaşıp dünya liginde sınıf atlamayı hedefliyor.
Yavuz, "Genel kuruldan sonra limanı ayrı bir şirkete dönüştüreceğiz. Burasını büyütüp Türkiye'nin en önemli lojistik üssü haline getireceğiz. Ayrıca Avrupa ve Akdeniz'e hizmet verecek" dedi.
Yavuz, İran'daki petrokimya rafinerisi yatırımıyla ilgili olarak ise fizibililite çalışmalarının sürdüğünü, benzer projeyi Mısır'da düşünebileceklerini söyledi.
Hintlilerin rekorunu kıracak, cari açığı kısacak

Wednesday, February 17, 2010

Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken de ''peşkeş çekmedik'' derken de gerçeği yansıtmadığını savunarak, ''TEKEL işçisine 4-C dışında işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş Edebiyat taslıyorsun, ondan sonra TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun'' dedi.



Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada ekonomideki gelişmeleri ve TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirdi.



Sanayi üretiminde beklenen atılımın çıkmadığını ifade eden Baykal, kaygı verici noktaya gelen işsizliğin artarak devam ettiğini söyledi. Baykal, iktidarın izlediği Ekonomi politikalarının, işsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Politika olmadığını savundu.



Nüfusun ve kentleşmenin arttığını ancak çalışmak isteyen kişi sayısının azaldığını belirten Baykal, kasımda işgücü arzının 308 bin azaldığını, işe talip olunmadığını söyledi. Baykal, ''Bu ayın özelliği ne, acaba Define mi buldular? Zengin oldum, çalışmaya ihtiyacım yok, dışarıdan kaynak mı geliyor diyorlar'' diye sorarak, 233 bin kişinin işini kaybettiğini kaydetti.



Baykal, Türkiye'nin en temel konusunun işsizlik olduğunu, işsizliğin giderek artmasının altında, tarımın çökertilmesinin yattığını söyledi. Baykal, 2,5 milyon kişinin topraktan kopartıldığını dile getirerek, tarımı, ''ekonomide işsizliği emen süngere'' benzetti. Baykal, tarıma harcanan paranın, ''helal'' para olduğunu, tarımın yanı sıra hayvancılığa da sahip çıkılması gerektiğini kaydetti.



Türkiye'nin, Tarım ve sanayisine sahip çıkarak kalkınacağını vurgulayan Baykal, Atatürk'ün, İnönü'nün bu anlayışla yola çıktığını, ülkeyi kalkındırmak için çaba harcadıklarını söyledi. Baykal, bunun, Menderes, Bayar, Demirel dönemlerinde de götürüldüğünü anlattı.



Baykal, işsizlikle mücadele için yapılması gerekenlerden birinin GAP'ın bitirilmesi olduğunu ifade ederek, ''Siyasal değişimin gerçekleşmesine yakın bir süre kala, siyasi değişim öncesi, ne söylediğimizi bilerek söylüyorum, GAP'ı hızlandırmayacağız, bitireceğiz'' dedi.



Deniz Baykal, iktidarları dönenimde, üniversiteye giriş sınavlarını, ÖSS'leri kaldıracaklarını ifade etti.

Doğu ve Güneydoğu'da kurulan fabrikaların, ''zarar ediyor'' denilerek kapatıldığını ileri süren Baykal, zarar etse de bu fabrikaların çalıştırılması gerektiğini savundu.



''ÖNCE SEN YEME YETİM HAKKINI''



TEKEL işçilerinin eylemine de yer verdiği konuşmasında Baykal, işçilerin, sükunetle, sabırla, çile çekerek, bedel ödeyerek bir acıyı yaşadığını, toplumla da bunu paylaştığını anlattı.



Baykal, işçilerin, kimseye zarar vermediğini, vitrinlere taş atmadığını, vicdanları harekete geçirmeye çalıştığını ifade ederek, Türkiye'de de vicdanların harekete geçtiğini söyledi. Baykal, kişilerin hak mücadelesi verme şansının olabileceğinin gösterildiğini, korkunun da buradan kaynaklandığını ileri sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:



''(Aman ha burada bastıralım, yol olmasın) anlayışı içine girmişlerdir. Demokraside yol budur, hak mücadelesidir. 'Sen benim işyerimi satıyorsun, satarken beni yok sayıyorsun, fabrikanın taşı, duvarı gibi bakıyorsun, fabrikayı satarken, beni de satabileceğini zannediyorsun, hala Ortaçağ'daki serf anlayışı senin kafanda, çalışanıyla bunu satarım diyorsun.'



'Yetim hakkını yedirmem' diyorsan, önce sen kendin yeme o yetim hakkını. Bugünkü insanlar yetim hakkını yeme alışkanlığı olan insanlar değil, kendisi yetim, mağdur, mazlum. Onların sırtından kahramanlık yapmaya çalışıyor. Sözlerinin aslı, astarı yok. En son, 'Kimseye TEKEL'de ne menkul ne Gayrimenkul peşkeş çekilen bir şey yoktur' diyor Başbakan. Başbakanlık Denetleme Kurulunun raporlarını oku, o raporlarda bütün bu özelleştirmenin, satışın, nasıl bir peşkeş olduğu, 100 tane örneğiyle yazılı. Yanlışları teker teker, devletin denetim kurumları, senin iktidarında koymuş. Sen iktidarı bir kaybedersen, orada birileri yanlış aramaya kalkarsa, bakalım onlar neler bulur, neler çıkarır. Peşkeş çekilen bir şey yokmuş, duy da inanma. ''



TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BİNASININ TAHSİSİ



Baykal, İstanbul Unkapanı üzerinde 5 katlı, Galata'yı, Marmara'yı gören, son derece değerli TEKEL Genel Müdürlüğü binasının, TEKEL'den alınarak, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne devredildiğini kaydetti.

Bu devir kararını Özelleştirme Yüksek Kurulunun aldığına işaret eden Baykal, kurul üyelerinin ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz olduğunu söyledi.

Baykal, şunları kaydetti:



''Bu arkadaşlar bir araya gelmişler, TEKEL'in yüzük taşı, pırlanta değerindeki gayrimenkulünü, TEKEL'den Milli Emlak Genel Müdürlüğüne intikal ettirme kararı almışlar. Devlete geçmiş, sonra ne olmuş? 300 genel müdürlük çalışanı, Kartal'a gönderilmiş -Kartal'daki durumu da sonra konuşuruz, orada da konuşulacak çok şey var- Hibe edilen binayı, Maliye Bakanı 4 özel hastanesi bulunan, Medipol Grup'a, Metropolitan Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş'ye tahsis etmiş. Kimseye Haber vermeden, ihale yapmadan, özel hastanecilik alanında faaliyet gösteren bir şirkete devredilmiş. Bu şirket anlaşılıyor ki çok etkin bir şirket olmalı. Bu şirkete, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi de Belediye Şehir Planlama Dairesinin muhalefetine rağmen Göztepe Kavşağındaki 12 dönümlük arazisine imar izni vermiş. Şehir Plancıları Odası, 'bu ayrıcalıklı imar iznidir' diye görüş bildirmiş. TEKEL işçisine sen işçi statüsünde, 4-C uygulaması dışında, yıllardır çalıştığı çerçevede işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş edebiyat taslıyorsun, ondan sonra çıkıyorsun, bu milletin, TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış olan tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun. Nedir peşkeş, bundan daha ala peşkeş var mı? Başbakan ne yapıyor, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken gerçeği yansıtmıyor, 'peşkeş çekmedik' derken yine gerçeği yansıtmıyor. TEKEL işçisi, bu hükümeti çok rahatsız edecek, iktidarı asker değil, TEKEL işçisi ve bakkallar götürecek.''



TEKEL işçilerine, '''Yıkarız, oradaki çadırları kaldırırız, ayın sonuna kadar süre, sonunda sizi oradan süreriz'' dendiğini belirten Baykal, ''Bu çadırlarla uğraşma ve yıldırma mücadelesinde ortaya attıkları tehditler işlemedi. Kullanmadığı bir tehdit var, önümüzdeki günlerde bir de onu kullansın, işçilere, 'sizi buradan alırım, Silivri'ye Ergenekon mahkemesine taşırım' desin. Tek başvurulmamış tehdit budur. Önümüzdeki dönemde, belki TEKEL işçilerini Ergenekon, Silivri korkutur'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' dedi.



Baykal, partisinin grup toplantısında eski milletvekili Hatip Dicle'nin terör örgütü PKK üyelerinin Habur'da teslim olmalarına ilişkin iddialarını değerlendirdi.



Dicle'nin iddialarını mahkemedeki ifadesinde ortaya koyduğunu söyleyen Baykal, kürsüden bu ifade metnindeki bazı bölümleri okudu. Dicle'nin ifadesinde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın teslim olan terör örgütü üyelerinin tutuklanmamalarına ilişkin olarak ''Hakim ve savcılar ayarlandı. Geldikleri gibi geçecekler'' sözlerini kullandığının yer aldığını belirten Baykal, ''Bu tanıklık ortaya koyuyor ki bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' diye konuştu.



Habur'da teslim olanların bir tereddüt, kaygı içinde olmadıklarının, aksine sevinç içinde bulunduklarının görüldüğünü anlatan Baykal, şöyle devam etti:



''Başbakan bugün cevap veriyormuş, 'Silivri'de de mahkeme var'. Evet, mahkeme kuruldu orada. 'Öcalan İmralı'da yargılandı'. Evet İmralı'da yargılandı. Burada ne oldu? Tahliye edildi bitti. Yargılama nerede? Tahliyeye gittiler, tahliyeye... Yargılamaya değil. Tahliyeye hakim, savcı gönderdin sen, yargılamaya değil. Çok açık, çok net. Şimdi anlıyoruz ki o gelişten önce İçişleri Bakanı kendi Bakanlığında değil, gizlice Atatürk Orman Çiftliği'nde Tarım Bakanlığı'na ait bir çalışma yerinde gizlici buluştu. Kiminle buluştu? DTP'nin Genel Başkanıyla. Gizli bir buluşma. İçişleri Bakanı, Tarım Bakanlığına ait bir gizli yerde buluşuyor. Bu sonradan ortaya çıkıyor. 'Ne yaptınız, neyin pazarlığını yaptınız?' diye o zaman soruldu. İnandırıcı bir cevap veremediler. O zaman da kem küm... Olayı geçiştirmeye çalıştılar. Şimdi anlıyoruz onlar konuşulmuş. Buraya gelenler bu güvenle geldiler.''



''ERGENEKON''



İçişleri Bakanı Atalay'ın olayın taraflarının sözlerine değil de bir sanığın ifadesine inanılmasını eleştirdiğini kaydeden Baykal, ''Hatip Dicle böyle söylüyor, ona inanılmaz demeye getiriyorlar. Bunu söyleyenlere hatırlatmak isteriz ki sizin Ergenekon davanızın temelindeki Danıştay cinayetiyle ilgili davanın bütün dayanaklarını ortaya koyan kişi meşhur Osman Yıldırım bütün Ergenekon ve Danıştay davasının ana dayanak noktasıdır'' dedi. Baykal, bu kişinin hakkında geçmişte çeşitli mahkemelerce verilen cezaları okudu.



Baykal, günün birinde belki bir savcı ya da hakimin de ''Ne acı günler yaşadık. Bize ne baskılar yaptılar. Bizi Habur'a sürdüler. Oralarda ne kararlar aldılar. Vicdanım bunu kabul etmiyor'' diyerek anılarını yazabileceğini ifade ederek, ''Bu işler böyle. Gerçekler ebediyen saklı tutulamaz. Bir yerden çıkar. Bu işin doğrusu; evet maalesef bu iş olmuştur. 'Ben öyle demedim...' Vallahi dedin mi demedin mi bilmiyorum ama yaptığın ortada. Ayarlanmadan bu iş olmaz. Ayarlanmadan o mahkemeler oraya gitmez. Ayarlandı. Ayarlandığı da işin içindeki birisi tarafından ifade edildi. Şimdi biz bunu tekrar milletin önüne koyacağız ve İçişleri Bakanı'nı hesap vermeye çağıracağız'' diye konuştu.



''ORADA O BABAYİĞİT YOK''



Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'nin konuya ilişkin vereceği gensoru için ''bir şey olmayacağını biliyorlar yine de veriyorlar'' ifadesini kullandığını söyleyerek, şöyle devam etti:

''Orada oy verecek olanlar senin emir kulunsa, senin kapı kulunsa, senin talimatınla oy vereceklerse o bizim ayıbımız değil. Biz, tarihe karşı görevimizi yapıyoruz. Yarın çıkarlar derler ki 'Türkiye'de bu kadar maskaralık yapılırken, hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefe olarak ne yaptınız?' Sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki göster, boyun eğme. Biz, yapabileceğimizi yapıyoruz. 'Burada yanlışlık var, haksızlık var' diyoruz. Ve bunun böyle olduğu da çok açıktır. Hiçbir vicdani tereddütümüz yoktur, çok net biliyoruz ki bu ayarlanarak yapılmıştır. Şimdi yalan söyleyerek, korkarak, gerçekleri saklayarak bu işi örtbas etmeye çalışanlar olabilir ama bu onların ayıbını daha da artırır. Çıkıp yüreklice 'ne yapalım memleketin menfaati bunu gerektiriyordu, yaptık' diyebiliyorlar mı? Diyemiyorlar. Bir defa memleketin menfaatine değil. Ayrıca yaptık diyecek babayiğit... Orada o babayiğit yok.''



Bu ''ayarlamanın'' kapsamının ve içinde kimlerin olduğunun sorgulanması gerektiğini de savunan Baykal, böyle bir iddianın başka nelerin ayarlanmış olduğu sorusunu akla getirdiğini söyledi.

İktidarın önce yandaş bürokrasi, ardından da yandaş medya yarattığını öne süren Baykal, gelinen noktada ise yandaş yargı oluşturma çabası içinde olduğunu iddia etti. Esas projenin yandaş yargının bütün ülkeye yerleştirilmesi olduğunu öne süren Baykal, ''Bu tablo artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Gerektiği zaman Habur'da diyecek ki 'tahliye et kardeşim teröristi.' Sonra Ergenekon'da diyecek ki 'vatanseveri de mahkum et.' Orada tahliye, burada da mahkum et. Bunu diyecektir. Bu önümüzdeki manzaradır. Buna karşı hep beraber gerekli mücadeleyi veriyoruz'' diye konuştu.
Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

Wednesday, December 23, 2009

1 milyar dolar var, proje bekliyorlar

İSTANBUL - Boğaziçi Üniversitesi'nin ev sahipliğini yaptığı, tıp alanında Teknoloji geliştiren Alvimedica'nın desteğiyle, Ulusal inovasyon girişimi ile Türk Amerikan Bilim Adamları ve Akademisyenler Derneğinin (TASSA) katkılarıyla düzenlenen ''Yaşam Bilim ve Sağlık Teknolojilerinde Yenileşim ve Çözüm Ortakları Kurultayı'' başladı.
Kurultayda konuşan Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton, 2050'li yıllara gelindiğinde 60 yaş üstü insanların oranının yüzde 36'ya çıkacağına dikkati çekerek, Gıda ve enerji kaynaklarının sıkıntıya gireceğini, esas eksikliklerin ise biyoteknoloji alanında yaşanacağını bildirdi.
Biyoteknolojide yapılacak olan yatırımların 2020 yılında 7, 2050 yılında 18 misli daha fazla olacağına işaret eden Alaton, Amerika'daki Türk asıllı bilim insanlarıyla konuştuğunu ve herkesin çokkutuplu bir Dünyanın ortaya çıkmaya başladığını anladığını dile getirdi.
Alaton, 21. asrın 2001 yılında bittiğini ifade ederek, şöyle konuştu: ''2001 yılında ABD egemendi. Teknolojisi tartışılamayacak şekilde çok ilerideydi. Ancak 2001 yılında önemli bir kırılma yaşandı. İnsanlar çok kutuplu bir dünyanın gelmeye başladığını anladı. Bugün dünyanın en iyileri sadece ABD'den değil Japonya'dan, Singapur'dan geliyor. Türkiye bu yarışın neresinde? Türkiye de bu yarışın içinde ve en önlerde. Umutlarınızı yeşertmek istiyorum. Türkiye'ye dönün. Siz çok şanslı insanlarsınız. Eyleme geçiş tetiklendi. Türk bilimadamları Danimarka ve İsveç'te bir fon kurdular. Bu fon 1 milyar dolara ulaştı. Şu ana kadar sadece 25 milyon doları kullanıldı. Geri kalanı Proje bekliyor. İlk önce Yeşilköy'deki biyoteknoloji merkezini satın aldılar. 25 milyon dolarlık yatırımla Çatalca'da bir biyoteknoloji fabrikası kuruldu.''
Alaton, bilim insanlarının çalışmalarının meyvesini vermeye başladığını belirterek, Türkiye'de de dünyanın en iyi ''ilaçlı stent''inin yapıldığını ve mart ayında da piyasaya çıkacağını söyledi.
Türkiye'nin önümüzdeki 5 sene içinde biyoteknoloji dalında dünyanın en önünde koşacak ülke olacağına inandığını kaydeden Alaton, ''Alvimedica olarak Çatalca'da bir Ar-Ge merkezi kurmak istiyoruz. Bir biyoteknoloji vadisi oluşturmak istiyoruz. Bu büyük projede öncelik vereceğimiz insanlar Amerika'dan dönen Türkler olacak. Dünyada para çok. Para gidecek yer arıyor, yeter ki iyi bir fikriniz olsun'' şeklinde konuştu.
Alaton, tanıştığı ve ismini vermediği bir Türk bilimadamı için de ''Benim düşündüğüm birisi var, en geç 5 yıl içerisinde Nobel Tıp Ödülünü alacaktır'' dedi.
İshak Alaton, hem doktoru hem de dostu olan Dr. Mehmet Öz ile ilgili de şunları kaydetti: ''Mehmet Öz 10 sene önce hayatımı kurtardı. Babası ile zaten dost idim. Büsbütün yakınlaştık. Babası bundan yaklaşık bir sene önce 'Mehmet mesleğini değiştiriyor' dedi. 'Cerrahlığı bırakıyor' dedi. Politikaya girecek. 'Ya Sağlık Bakanı ya da Nükleer vadisi falan gibi bir şeyler düşünüyor. Politikaya atılacak' dedi. 'Peki neden Cerrah olmayı bırakıyor' diye sordum. 'Geçerli bir sebebi var' dedi. Çok çarpıcı bir istatistik verdi bana. 2000 yılında Amerika'da herkes sigortalı olduğu için kafesin açılarak kalbin tedavi edilmesinde 460 bin müdahale yapıldı. 2001 yılında 310 bine düşmüş. 2002 yılında 220 bine düşmüş ve 2007 istatistikleri 100 binin biraz üzerinde. 6 sene içerisinde dörtte birine düşüyor. Birçok arıza damar tıkanıklığından oluyor. Bunun için artık stent kullanılıyor. Ama bana 'bu işin suyunu çıkarıyorlar' dedi. Çünkü doktorlar, genellikle cerrahlar basit bir şekilde halledebilecekleri işleri dahi komplike edip daha çok para almak için işi büyütüyor ve kesmeye biçmeye götürüyorlar. Bu da hastanın aleyhine oluyor. Artık cerrahlar da bu işten bıktılar.''
Biyoteknolojinin en yüksek ivmeyi gösterecek bir endüstri dalı olduğunu ifade eden Alaton, biyoteknolojinin para kaybetmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.
DÜNYADA KALKAN TRENLERE GEÇ BİNMEMELİYİZBoğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Özçaldıran da Yaşam bilimlerindeki bireysel çalışmanın gerçek anlamda bir çözüme erişmesinin bir süreci olduğunu ve bunun yurt dışında daha hızlı gerçekleştiğini belirtti.
Özçaldıran, Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde çalışmaları devam eden yaşam bilimleri merkezinin üçüncü ayağına geçildiğini anlattı.
Türkiye'de kurulan ilk ve tek biyomedikal enstitüsünün Boğaziçi Üniversitesi'nde olduğunu belirten Özçaldıran, yaşam merkezinin DPT'nin desteğiyle ve yönlendirmesiyle kurulmuş olduğunu kaydetti.
Özçaldıran, bu merkezin, yıllardır konuşulan özel sektör ve üniversite işbirliğini hayata geçirilebilecek bir zemini olduğunu belirterek, bu merkezde bir deneysel hayvan bakım merkezi kurulduğunu, hızlı DNA analizi yapılabilen araçlar alındığını ve projenin üçüncü ayağında akıllı ilaç veren sistemler ve gerekli ARGE çalışmalarını sürdürebilecek bir yapının ihale sürecinin yer aldığını dile getirdi.
Geçtiğimiz yüzyılı harmanlayan dalın elektrik elektronik ve Bilgisayar mühendisliği olduğunu, bundan sonrada etkisinin süreceğini bildiren Özçaldıran, yaşam bilimleri ve biyoteknolojinin de bu yüzyıla damgasını vurabilecek bir dal olduğunu belirtti.
Özçaldıran, biyoteknoloji alanında çalışmaların hızlı bir şekilde devam etmesi gerektiğini vurgulayarak ''Dünyada kalkan trenlere geç binmemeliyiz'' dedi.
1 milyar dolar var, proje bekliyorlar

Tuesday, December 8, 2009

Hükümetten rest

Çiçek: 'Ya Kıbrıs ya AB' diye düşünüyorlarsa Türkiye'nin tercihi, sonsuza kadar Kıbrıs Türkü'nün yanında olacaktır
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) 26. kuruluş yıldönümü ada da törenlerle kutlanıyor.KKTC’nin 26. kuruluş yıldönümü törenleri için Ada’da bulunan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Lefkoşa'da düzenlenen törende yaptığı konuşmada,” Kıbrıs meselesini Türkiye'nin AB politikasının önüne koyarak, eğer birileri 'Ya Kıbrıs ya AB' diye düşünüyorlarsa Türkiye'nin tercihi, sonsuza kadar Kıbrıs Türkünün yanında olacaktır. Bunu herkes iyi anlamalı” dedi.-TALAT: ÇÖZÜM İNSANLIĞA YAPILACAK EN BÜYÜK KATKI”-Kuruluş yıldönümünde bir konuşma yapan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ise "Kıbrıs'ta çözüm, bizim insanlığa yapabileceğimiz en büyük katkıdır" dedi. Talat, KKTC'nin kuruluş yıldönümünde, Kıbrıslı Rum muhataplarına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluş bildirgesindeki iyi niyet mesajını yenileyerek "Kıbrıs Türk halkı, bu güzel adayı sizinle paylaşmaya hazırdır. Gelin, çözüm çabalarımıza siz de katkı koyun; güzel adamızın bir dostluk ve işbirliği adası olmasını engellemeyin" diye konuştu.-EROĞLU'NUN DEĞERLENDİRMESİ-KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ise Devlet Bakanı Çiçek’in konuşmasının herkesin yüreğine su serptiğini ve Türkiye/nin bu kararlı tutumundan büyük mutluluk duyduklarını söyledi.Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, konuşmasında 15 Kasım’ın sadece KKTC’nin değil, Türkiye’nin de bayramı olduğunu belirterek, KKTC'nin Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesinin en anlamlı eseri, hürriyetine ve hukukuna sahip çıkma kararlığının en güçlü ifadesi olduğunun belirtti. Çiçek, "Şunun herkes tarafından bilinmesi lazım: Çözüm istiyoruz, ama her şeye rağmen çözüm değil. Kıbrıs Türkünün meşru haklarından vazgeçmesiyle sonuçlanabilecek bir çözüm, bizim arkasında olduğumuz bir çözüm değildir. Bunu herkesin iyi anlaması lazım. Eğer bugüne kadar bunu yeteri kadar idrak edememiş olanlar varsa, bu konuyu bir kere daha düşünmelidirler” dedi.-“SÜREÇ HEBA EDİLMESİN”-KKTC'nin varlığının, Kıbrıs Türkünün kaderini kendi iradesi ile belirleme hakkından hiç bir şartta vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya kanıtlaması olduğunu söyleyen Çiçek, Kıbrıs müzakerelerinin sonsuza kadar devam edemeyeceğinin ve mevcut fırsat penceresinin de sonsuza kadar açık kalmayacağı mesajını verdi.Çiçek, Türk milletinin ayrılmaz parçası Kıbrıs Türkünün meşru haklarından, Türkiye'nin ise ana vatan ve garantör ülke olarak hak ve sorumluluklarından vazgeçmeyeceğinin de herkes tarafından iyi bilinmesi gereken bir konu olduğunun altını çizdi.Konuşmasında, müzakere sürecine değinen Bakan Çiçek, hakkaniyetten sapılarak ulaşılmaya çalışılacak çözümün, çözüm olamayacağının idrak edilmesi gerektiğini ifade ederek, “Mevcut sürecin de heba edilememesi için gerekli hassasiyet gösterilmelidir. Bu fırsatın da uzlaşmazlığa kurban edilmemesi, fırsat kaçırmak için hiçbir fırsatı kaçırmayanların geçmişten de ders almaları gerekmektedir” dedi.-“TÜRKİYE'NİN GARANTÖRLÜĞÜNDEN VAZGEÇİLEMEZ”-Devlet Bakanı Çiçek, Türkiye’nin bölgenin işbirliği ve barışın egemen olduğu bir bölge olması için çaba harcadığını ve Kıbrıs konusuna da böyle yaklaştığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu:"Hedefimiz olan kapsamlı çözüm Adanın iki eşit toplum, iki kesimlilik, siyasi eşitlik, eşit statüde iki kurucu devlet temelinde bir araya getirilecek yeni bir ortaklık biçiminde ortaya çıkması gerekiyor. Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi devam edecektir. Ulaşılacak çözümün kalıcılığı teminat altına alınacaktır. Çözümün bütünlüğünün AB içinde aşındırılmasına asla imkan tanımayız. Bu hususlar iyi anlaşılabilmeli ki bu sürecin ne kadar önemli olduğu ve önümüzdeki fırsatın ne kadar anlamlı olduğu iyice değerlendirilmelidir.”Çiçek konuşmasının son bölümünde Adanın su sorununa de değinerek “550 milyon dolarlık yatırımla Dragon Barajı’nın inşasıyla ilgili proje ihale aşamasına geldi. Bu proje tamamlandığında Kıbrıs’a yılda 75 milyon metreküp su taşınacaktır” müjdesini de verdi.
Hükümetten rest