Showing posts with label Sinema. Show all posts
Showing posts with label Sinema. Show all posts

Tuesday, December 29, 2009

BURCU DANSIYLA MEST ETTİ

OYUNCULUK HAYALİYDİ



HEM güzel hem yetenekli tarifine en uygun isim Burcu Esmersoy! 1997’de katıldığı


Güzellik yarışmasında ‘Miss International’ seçilerek ülkemizi Japonya’da temsil eden Esmersoy, burada da ‘Dostluk Güzeli’ seçilmişti. Televizyonculuğa başladıktan sonra son yıllarda başarılı bir Spor spikeri olarak adından söz ettiren Esmersoy, uzun süre dir hayalini kurduğu oyunculuğa sonunda adım attı. Güzel Spiker 5 Şubat’ta vizyona girecek olan Romantik Komedi filminde konuk oyuncu olarak rol aldı.



MAHSUN KEŞFETTİ



BAŞROLLERİNİ Cemal Hünal, Engin Altan Düzyatan, Gürgen Öz, Sedef Avcı, Burcu Kara, Begüm Kütük ve Sinem Kobal’ın paylaştığı filmde Ezgi karakterini canlandıran Burcu Esmersoy, Oğuz rolündeki Mert Yavuzcan’la dans ettiği sahnelerde resmen döktürdü. Oyunculuğu çok sevdiğini ama kimsenin kendisine rol vermediğini söyleyen Esmersoy, “Beni Mahsun Kırmızıgül keşfetti” dedi.


BURCU DANSIYLA MEST ETTİ

EN İYİ 50 PERFORMANS

Popüler Sinema dergilerinden Total Film, seçimi zor olan ve tartışmayı beraberinde getiren bir liste hazırladı. Dergi, sinemanın kuruluşundan günümüze, en iyi oyunculuk performanslarını seçti.

Her ‘en iyiler’ listesi gibi tartışmaya açık olan seçkide birçok ismin yer almaması şimdiden tepki toplarken, listede yer alan çoğu oyuncunun seçilen filmlerinin de isabetli olmadığı eleştiriler arasında.

VE 1 NUMARA...

‘Tüm Zamanların En İyi 150 Performansı’ listesinde bir numarada ‘Guguk Kuşu’ndaki performansıyla Jack Nicholson yer alıyor. En fazla Oscar sahibi aktör unvanını da elinde bulunduran Nicholson’ı yine ‘en iyi oyuncu kim?’ sorusunun sıklıkla cevabı olan efsane bir isim, Robert De Niro izliyor. Sayısız filmle sinema tarihine damga vuran ve iki Oscar ödüllü De Niro, ‘Kızgın Boğa’daki rolüyle 2’inci sırada bulunuyor.

De Niro’nun hemen arkasından gelen isim ise sık Film çekmese de her zaman iyi işlere imza atan, beyazperdenin en güçlü oyuncularından Daniel Day-Lewis. ‘Sol Ayağım’daki muhteşem performansıyla Oscar da kazanan Lewis, şimdilik son filmi olan ‘Kan Dökülecek’ ile listenin 3’üncü sırasında yer alıyor.

Listenin 4’üncü sırasında ise başka bir dev isim, Al Pacino var. ‘Kadın Kokusu’yla Oscar kazanan Pacino, ‘Baba 2’deki performansıyla seçkide yer alıyor.



EN İYİ 50 PERFORMANS

SEKSİ YILDIZ NE HALE GELDİ

Longoria, dizinin yeni bölümlerinden birinde bembeyaz saçlı yaşlı bir kadın olarak kamera karşısına geçti. Longoria'ya dizide canlandırdığı Gaby karakterinin 30 yıl sonraki hali için saatler süren bir Makyaj yapıldı. Çekimleri tamamlanan bu bölümde Gaby karakteri torunlarıyla ilgilenen bir büyükanne olarak görünüyor. Eva Longoria'nın oynadığı karakter gelecek sezonlarda yayınlanacak olan bölümlerde iki çocuk sahibi olacak.


SEKSİ YILDIZ NE HALE GELDİ

SEVİŞMENİN ZORLUĞU YOK

Berrak Tüzünataç Instyle dergisine konuştu: Benim gibi yeni yüzler sorumluluk gerektiren rolleri üstlenmeye başladı. Bizim jenerasyonumuz sevişme sahnelerinin konuşulmasını mesleğe saygısızlık olarak görüyor.



Genç oyuncu Berrak Tüzünataç, 22 Ocak’ta vizyona girecek Ejder Kapanı filminde Kenan İmirzalıoğlu ile olan sevişme sahnelerinden, Nejat İşler ile ilişkisine kadar her şeyi anlattı: Berrak Tüzünataç



- Kenan İmirzalıoğlu ile sevişme sahnesi aslında benim Kıskanmak filminde de tecrübe ettiğim bir tür. Ve onu da filmin herhangi bir bölümü gibi düşünmek zorundayız. Bana göre artı bir zorluğu yok. Ve olmamalı da. Zaten senaryoyu okuduğumuz andan itibaren bunu biliyoruz ve kendimizi hazırlıyoruz. Herhangi bir Sahne nasıl bir oyunculuk performansıysa sevişmeler de oyunculuk performansları.



- Benim gibi yeni yüzler Sinema filmlerinde biraz daha fazla sorumluluk gerektiren roller üstlenmeye başladılar. Herkes adına konuşamam ama bizim jenerasyonumuz bu tarz kaygıları Komik buluyor ve mesleğe saygısızlık olarak görüyor. Sevişme sahneleri benim içinde yer almak istediğim bir projeden ya da birlikte çalışmak istediğim bir yönetmenden vazgeçme sebebim olabilecek kadar önemli bir şey değil. Tabii ki çok rahat bir şey değil ama işin bir parçası. Bu kolay bir iş değil zaten. İnsan setlerde fiziksel olarak da ruhsal olarak da sınanıyor. Bu sınamadan Mazoşist şekilde keyif alanlar kalıyor bu meslekte.



- Nejat birlikte çalışmak isteyebileceğim bir oyuncu. Daha önce hiç birlikte olduğum biriyle aynı sette bulunmadım. Şimdi sevgilimi methediyor durumuna düşmeyeyim ama Nejat’la çalışmayı isterim.


SEVİŞMENİN ZORLUĞU YOK

KADINLA ÖPÜŞMEYİ TERCİH EDERİM

Başrolünü Kanadalı aktris Julia Voth'un üstlendiği Bitch Slap filmi yakında vizyona girecek. 24 yaşındaki aktris, oynadığı rol hakkında açıklamalarda bulundu. “Çirkin bir erkeği öpeceğime güzel bir kadınla öpüşmeyi tercih ederim” dedi.


'KADINLA ÖPÜŞMEYİ TERCİH EDERİM'

Friday, December 25, 2009

KIYAMET YAKLAŞIYOR

Yönetmen : Hasan Karacadağ



Oyuncular : Sefa Zengin , İncinur Daşdemir , Deniz Olgaç



Kıyamet Saati Yaklaşıyor… internet yoluyla tüm dünyaya hızla yayılan ve her eve giren Dabbe, ona eşlik eden Cinler ve bilinmeyen gölge varlıklar dünyadaki tüm elektromanyetik sistemleri ve interneti ele geçirerek son saldırı için göklerden gelecek bir işareti beklemektedirler. Huzursuz ve tedirgin edici bir İstanbul şafağında göklerde beliren garip ve siyah bulut kümeleri ağır ağır açılırken arkalarına saklanmış olan “DUHAN” az sonra başlayacak kara istilanın ilk işaretidir. Kuran’da Duhan suresinde belirtilen ve aniden göklerden inecek olan ürkütücü Kıyamet alameti DUHAN artık yeryüzüne doğru hareket etmeye başlamıştır.



İstanbul’da son saatin yaklaştığından habersiz ve kendi dünyalarında sessizce yaşayan bir grup insan, kara bir felaketin arkasına gizlenmiş, sır varlıklarla karşılaşmanın dehşetini yaşayacaklardır. Kıyametin en Korkunç alameti olan DUHAN’dan bir kaçış yolu var mıdır?


KIYAMET YAKLAŞIYOR

DVD kapağındaki kötü tesadüf

İSTANBUL - 20 Aralık'ta duş alırken kalbi duran aktris Brittany Murphy'nin son filmleri arasında yer alan 'Deadline'ın DVD kapağında, Murphy'nin banyo küvetinde cansız bir şekilde yattığı karenin yer alması tepki topladı.
Bu 'kötü tesadüf'ün tepki çekmesi üzerine yapımcı firma Red Box, kapaklardan filmdeki o karenin çekileceğini açıkladı. Şirketin internet sitesinde değiştirilen resim, en büyük Sinema veri tabanı sayılan imdb.com'da da kaldırıldı.
2009 yapımı korku filmi 'Deadline'da Murphy dışında Thora Birch, Marc Blucas ve Tammy Blanchard rol alıyor. Sean Mcconville'in yönetmenliğini yaptığı Film, bir senaristin hayaletli bir evdeki gerilimli hikayesini anlatıyor.
32 yaşında hayatını kaybeden Murphy, 'Spun', 'Girl, Interrupted/ Aklım Karıştı', 'Clueless', '8 Mile', 'Don't Say a Word/ Sakın Konuşma', 'Just Married/ Yeni Evli' ve 'Sin City/ Günah Şehri' gibi filmlerde yer almıştı.
DVD kapağındaki kötü tesadüf

Bağımsız Amerika en iyilerini seçti

İSTANBUL - Bağımsız Film kurumu Amerikan Film Enstitüsü (AFI), 2009'un en iyi filmlerini ve TV dizilerini seçti.
AFI'nin film listesinde Oscar'ın güçlü adayları arasında adı geçen 'Up in the Air', 'Precious' gibi yapımların yanısıra 'The Hurt Locker', 'A Serious Man' gibi usta yönetmenlerin son filmleri de var. AFI'nin en iyi filmleri şöyle:
Filmler- Coraline (Henry Selick)- Felekten Bir Gece/ The Hangover (Todd Phillips)- The Hurt Locker (Kathryn Bigelow)- The Messenger (Oren Moverman)- Precious: Based on the Novel Push by Sapphire (Lee Daniels)- A Serious Man (Coen Brothers)- A Single Man (Tom Ford )- Sugar (Anna Boden,Ryan Fleck)- Up (Pete Docter)- Up in the Air (Jason Reitman)
AFI'nin seçtiği yılın en iyi dizileri ise 2009'da adından en çok söz ettiren yapımlardan oluşuyor. Listede tüm dünyada ses getiren ve CNBC-e ve e2'de yayınlanan 'Mad Men' ve 'The Big Bang Theory' de bulunuyor.
Listede yer alan dizilerden 'Mad Men'
'Bağımsız Amerika' en iyilerini seçti

Türkiye nin ilk modern Noel filmi

WASHINGTON - Amerikan CNN televizyonu, Yılmaz Erdoğan'ın başrolünü oynadığı ve aynı zamanda yapım, yönetim ve senaryo yazarlığını üstlendiği 'Neşeli Hayat' filmini tanıttı.
Haberde, filmin, Noel'i kutlamayan, çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Türkiye'de çekilmiş ilk Modern Noel filmi olduğu" belirtildi.
"Neşeli Hayat"ın bir Alışveriş merkezinde "Noel Baba" olarak işe alınan bir Türk'ün hikayesini anlattığına değinilen haberde, "Sorun, onun Noel Baba'nın kim olduğunu tam olarak bilmiyor olması ve bu konuda çok basit derslere ihtiyaç duyması" ifadesi kullanıldı.
Filmden bazı sahnelere atıfta bulunulan haberde, bir sahnede, alışveriş merkezindeki bir yöneticinin, ana karakter Rıza ve diğerlerine, Noel Baba'nın meşhur "ho ho ho" seslenişini öğrettiği, diğer bir sahnede Noel Baba kostümlü Rıza'nın, dört Noel Baba'nın olduğu bekleme odasına girince "Selamünaleyküm" diye hitap ettiği kaydedildi.
Haberde, Rıza'nın filmin çoğunda, Tatil süslemeleriyle dolu lüks alışveriş merkezindeki işinden utandığı ve işini gecekondu semtindeki eşi ve ailesinden sakladığı belirtildi.
İKİ DÜNYA ARASINDA KÖPRÜ...Sanatçı Erdoğan ile yapılan röportajın da yer aldığı haberde, Erdoğan, "filmde canlandırdığı karakterin, 'Batı' tarzında yaşayan ve Noel süsleriyle yılbaşını kutlayan daha zengin, üst sınıf Türkler ile Anadolu'nun bağrından büyük kente göç etmiş, geleneklerine daha bağlı daha fakir Türkler olmak üzere Türkiye'deki iki ayrı dünya arasında metaforik bir köprü olduğunu" söyledi.
Erdoğan, "(Noel Baba) Hepimizin sevdiği bir sembol. Onu gören herkes gülümser. Bizim Noel ile dini bir bağımız yok. Biz sadece modern zamana dair bir günle bağlantı kurduk ve çoğumuz Batı dünyasına ait bu günü seviyor ve sevdiklerimizle kutluyor" diye konuştu.
Filmin galasının yapıldığı alışveriş merkezinin sinemasında Noel ağaçlarının bulunduğu ve galadaki hosteslerin Noel Baba şapkaları taktığı belirtilen haberde, Erdoğan'ın, "bir Türk filminin Noel Baba üzerine odaklanmasının nadir görülen bir durum olduğuna katıldığı" ifade edildi.
'İSTANBUL'DA NOEL GÖRKEMİ'Haberde, "bugünlerde herhangi bir kişinin İstanbul'daki alışveriş ve Ticaret merkezlerini Batı ve Hristiyan kentleriyle kolaylıkla karıştırabileceği, çünkü mağaza ve otellerin Noel ağaçları, ışıkları ve süslemeleriyle donatıldığı, sadece Noel şarkılarının eksik olduğu" belirtildi.
"Noel görkeminin, sadece zengin semtlerdeki alışveriş alanlarıyla sınırlı olmadığı, işçi sınıfına hitap eden, yüzyıllık Osmanlı minarelerinin gölgesindeki pazarlarda da görüldüğü" ifade edilen haberde, baklavadan av tüfeklerine kadar her şeyin satıldığı stantlarda satıcıların, Noel Baba oyuncakları ve kardan adam figürlerini de sattığının gözlendiği kaydedildi.
"Başörtülü bir kadın satıcının, işlerin bu aralar yoğun olduğu, son 2-3 yıldır, toplumun tüm katmanlarından insanların yeni yıl alışverişiyle çok daha fazla ilgilendiğini" söylediği belirtilen haberde, "çoğunlukla Müslüman müşterilere Noel ağaçları satan" eşine yardım eden İstanbul'daki bir Yahudi'nin, "Türkler Noel ağaçlarına daha çok yeni yıl ağaçları olarak hitap ediyor. Güzel, mutluluk veren bir sembol, neden kullanmayalım" dediği aktarıldı.
'KAPİTALİZMİN SEMBOLÜ'Haberde, Türkiye'deki bu Noel görkeminin daha çok ticari kaygılardan kaynaklandığına, Yılmaz Erdoğan'ın da Noel Baba'yı kapitalizmin sembolü olarak gördüğüne değinildi.
'Türkiye'nin ilk modern Noel filmi'

Tarantino dan yılın en iyi filmleri

İSTANBUL - Hayranları sevdiği yönetmenlerin listelerini en az yaşamaları kadar merak ederler. En sevdiği film, sinemaya başlama nedeni olan film, izlemekten bıkmadığı Film gibi...
Quentin Tarantino da her yaptığı merak edilen yönetmenlerin başında geliyor.
Usta Yönetmen Hollywood Reporter ile yaptığı röportajda 2009'da izlediği filmler arasından en iyilerini açıkladı. James Cameron'ın 'Avatar', Peter Jackson'ın 'Cennetimden Bakarken' ve Clint Eastwood'un 'Invictus' adlı filmlerini izlemediğini belirten Tarantino'nun listesindeki filmler şunlar:
1- Star TrekAtılgan uzay gemisi bu kez genç ve cesur mürettebatı ile bir kez daha insanoğlunun daha önce hiç gitmediği yerlere ulaşmak için yola çıkıyor. 'Star Trek’in unutulmaz karakterlerini bu filmde yepyeni bir kadro canlandırıyor.

Efsanye yeniden hayat veren isim ise "Mission: Impossible III", "Lost" ve "Alias"in yönetmeni J. J. Abrams.
2-Kara Büyü/ Drag Me to HellSam Raimi'nin korku türüne geri döndüğü 'Kara Büyü'de, Christine'ın rahatı gizemli bir banka müşterisi tarafından bozulur. Mrs. Ganush isimli bu tuhaf yaşlı kadın, evi için girdiği borcun tarihini uzatmak için Christine'in yardımına başvurur. Ancak Christine patronunun gözüne girebilmek için, zor durumda olan kadını reddeder.

Hüsrana uğramış yaşlı kadının Christine için düşündüğü bir intikam planı vardır: Genç kadını en Korkunç kara büyülerden biriyle lanetler. Christine'in hayatı peşine dolanmış kötü ruhla tam bir cehenneme dönecektir.
3- Funny PeopleSon dönemin enm yetenekli yönetmenlerinden Judd Apatow'un yönettiği filmde ünlü bir stand-up ustası olan George Simmons, ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir. George'un bir yıldan az ömrü kalmıştır. Ira ise ümit vaadeden ve George'u örnek alan bir stand-up komedyenidir. Ira ve George günün birinde aynı klüpte Sahne alırlar. Ira'nın yeteneğini fark eden George, onu asistanı olması için ikna eder. Ira’nın hayatına girmesi ile George bir çalışandan çok, bir arkadaş edinmiştir.

Geçtiğimiz aylarda Türkiye'de de gösterime giren filmin başrollerinde Adam Sandler ve Seth Rogen var.
4- Aklı Havada/ Up in the AirOscar'ın en büyük favorilerinden biri olarak gösterilen 'Up in the Air' şirket küçültme konusunda uzman olan Ryan Bingham'ın hikayesi anlatıyor.

George Clooney'in başrolünde olduğu ve Altın Küre'de 5 dalda adaylık da kazanan filmde Ryan, yıllardır bir şehirden diğerine dur durak bilmeden uçmaktayken, birden kendisini biriyle gerçek bir bağ kurmaya hazır hisseder. Sempatik yol arkadaşına vurulduğunda, Ryan’ın müdürü, Ryan’ı ebediyen yollardan çekmekle tehdit eder. Bu ihtimalle karşılaşınca, yere inmekten başta korkan Ryan, insanın bir evi olmasının aslında ne demek olduğunu düşünmeye başlar.
'Aklı Havada' 15 Ocak'ta sinemalarda.
5- Chocolate'Ong Bak' ile tanınan Prachya Pinkaew'ın yönettiği Tayland yapımı Chocolate, çocukluğundan beri aksiyon filmlerini izleyerek dövüş yeteneği geliştin ve kendini büyük bir hesaplaşmanın ortasında bulan Zen'in hikayesini anlatıyor.

6- Observe and ReportManyak bir Güvenlik görevlisinin Alışveriş merkezinde işini aşırı ciddiye alması sonucu ortaya çıkan olayları anlatan Komedi ve aksiyon dolu filmin yönetmeni Jody Hill.

Anna Faris, Seth Rogen, Ray Liotta gibi oyuncuların yer aldığı film Türkiye'de henüz gösterime girmedi.
7- PreciousLakabı ‘Kıymetli’… 16 yaşında bir kız… Babasından ikinci kez hamile kalmış genç bir kız… HIV pozitif, obez ve ilk çocuğu Down sendromlu, siyah bir kız…

İLGİLİ HABER
Hayat kısa, acımasız ve kıymetli...
Altın Küre’de üç adaylık alan ve Oscar’ın da favorileri arasında sayılan Lee Daniels imzalı ‘Precious’, Okuma yazmayı öğrenemeyen, evde okulda her yerde aşağılanan, 16 yaşındaki ‘Pecious’un hikayayesini anlatıyor.
8- An Education1960'ların Londra'sında banliyöde yaşayan 18 yaşında bir genç kızın, onun iki katı yaşında bir playboyla tanıştıktan sonra hayatının değişmesi üzerine bir hikaye.

Tarantino'dan yılın en iyi filmleri

Wednesday, December 23, 2009

Cameron dan Çin e kapılarınızı açın çağrısı

PEKİN - Avatar'ın tanıtımı için Pekin'e gelen James Cameron, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, "Çin'in ekonomisi çok hızlı büyüyor" diyerek, bu nedenle de Çin'in kendisini daha fazla korumasına gerek olmadığını anlattı. Cameron, Çinli yapımcıların da çok güçlü ve itibarlı olduklarını söyledi.
İLGİLİ HABER
Farklı Dünya, ebedi sorunlar…
Cameron'dan Çin'e 'kapılarınızı açın' çağrısı

Burton: O an, ağacın karaktere dönüştüğü an...

İSTANBUL - Yönetmen Tim Burton tarafından yaratılmış taslaklar, tablolar, Film sahnesi çizimleri, set parçaları, çizgi filmler ve kuklalar, Kasım ayı sonundan itibaren New York’taki Modern Sanatlar Müzesi’nde sergilenmeye başladı. Son filmi 'Alis Harikalar Diyarında' merakla beklenen ünlü yönetmenle 'Edward Scissorhands'in doğuşu, 3D’nin yükselişi ve antropomorfik (insan biçiminde) kahve fincanları üzerine bir sohbet...
Ömür boyu yaptığınız çalışmalarınızı Modern Sanatlar Müzesi’ne vermek nerden aklınıza geldi? Çok organize bir insan değilimdir. Neyse ki, bazı malzemelerimi Amerika’daki bir depodan alıp İngiltere’ye taşımıştım. Böyle konularla gerçekten çok fazla ilgilenmem ama bu Sergi sayesinde geriye dönmek benim için ilginç bir süreçti. Müze yetkilileri, geçmişimle ilgili bazı ilginç detayları hatırlamama yardımcı oldular. Sergide ben varım ama farklı bir ben bu… Kendime objektif olarak bakabilme fırsatı buldum.
ANİMASYON HERŞEYDİRYönetmenlerin çoğunda kendi sanat çalışmalarının ve illüstrasyonlarının retrospektifleri (geriye dönük birikim) pek yoktur. Yönetmenlik vizyonunuzu etkileyen güzel sanatlar altyapısına nasıl sahip oldunuz? Gençlik yıllarımda sevdiğim filmlerin hepsi görsellik açısından zengindi. Hafızamda derin iz bırakan filmlerdi. Bence film görsel bir olaydır. Bu yüzden animasyon altyapıma minnettarım. Animasyon herşeydir. Sanattır, tasarımdır, filmdir. O zamanlar hep animasyon sanatçısı olmak istiyordum. O alanda çalışırken herşeyin nasıl yapılacağını öğreniyordum. Animasyon film yaparken fiilen çalışıyor, planları tasarlıyor, çekimleri ve kurgu işlemini yapıyorsunuz. Başından sonuna kadar harika bir deneyimdi.
İLGİLİ HABER
Tim Burton'ın hayalgücü ziyarete açılıyor
Kreatif süreciniz nasıldır? Film için rastgele çizimler yaparken aniden bir karakter bulduğunuz anlar olur mu? Benim için taslak hazırlama ve çizim süreci, başka insanların not alma süreciyle eşdeğerdir diyebilirim. Kendimi hiçbir zaman bir yazar gibi hissetmedim. Bence görsellik daima önce gelir. Örneğin Jack Skellington karakteri, belli bir sebep olmadan önüme kağıdı alıp tekrar tekrar rastgele çizim yaptığım bir günde ortaya çıktı.
Bazen de karakterlerin beynimde oluşan bir görüntüden ortaya çıktığı olur. Bunun örneği Edward Scissorhand karakteridir. Aklımdaki fikir ve düşüncelerden ortaya çıkarlar. Edward Scissorhand karakterinin doğuşu bir duygudan kaynaklanır. Yıllar içerisinde farklı formatlarda çizmeye çalıştım. Gençlik yıllarımdan kalan bir fikirdi. Bu yüzden uzun süredir aklımdaydı.

YENDİDEN ÇEVRİMLER BİR ANLAMDA TEHLİKELİFilmlerinizin çoğunda orijinal fikirler var ama aynı zamanda 'Maymunlar Gezegeni/ Planet of the Apes' ve 'Alis Harikalar Diyarında' örneğinde olduğu gibi “yeniden çevrimler” de yapıyorsunuz. Hollywood’dan “yeniden çevrimler” için destek almak, sıfırdan film yapmaktan daha mı kolay? Bugünlerde bir Trend var. Neredeyse bütün TV dizilerinin yeniden çevrimi yapılıyor. Belirli alanlarda güvence faktörünün önemli olduğuna kuşku yok. Ancak eşit oranda da tehlikelidir. 'Alis Harikalar Diyarında' gibi bir proje, 3D formatında yapma fırsatıyla birlikte değerlendirilirse, tamamen yeni bir Proje gibi de algılanabilir.
'Alis Harikalar Diyarında'
İnsanların zaten bildiği bir öyküyü alıp kendi yorumunuzu getirmek tedirgin edici mi? Açıkçası çok da ürkütücü gelmedi. Geçmişte yapılan 'Alis Harikalar Diyarında' prodüksiyonlarına bakıyorum da, izlediğim her versiyonda bir avuç tuhaf karakterin arasında yürüyen pasif bir kız var. Benim yaptğımda ise Alice son derece aktif bir kız olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla geçmişte yapılanlara karşı herhangi bir bağlılık duygum olmadı. Benim için tamamen yepyeni bir deneyimdi. Geçmişten örnek alabileceğim ve yeniden hayat verebileceğim harika bir versiyonu yoktu.
3D SİNEMANIN ÇEKİCİLİĞİ3D formatında çekilmiş bir live-action dünyasına ilk adımınızı atarken “Alice”in kusursuz bir öykü olduğunu düşünüyor musunuz? 'Alis Harikalar Diyarında'nın bana cazip gelen yanı 3D formatında çekilecek olmasıydı. Daha önce 'Nightmare Before Christmas'ın 3D’ye dönüştürüldüğünü biliyoruz. Gerçekten de iyi oldu. İzlerken büyülendim. 'Nightmare'ın asıl 3D formatında seyredeğer olduğunu bana gösterdi. Şimdi 3D’nin 'Alice' öyküsü için de uygun olduğunu hissediyorum. Bence 'Alice'deki asıl olay, öyküsünün edebi yönü değil; tuhaf ve esrarengiz doğasıdır. Bu kadar yıl sonra yeniden denemek bu yüzden cazip geldi.
'The Nightmare Before Christmas'
STOP-MOTİON DAHA İYİ DURUMDAHollywood’un geri kalan kısmının CGI’nin (bilgisayar efektli animasyonlar) keyfini çıkardığı günümüzde hala stop-motion animasyon gibi geleneksel özel efektlerle çalışmaya devam etmek zor olmuyor mu? Stop-motion tekniğinin tıpkı animasyon gibi değerli bir sanat formu olarak kendisini kanıtladığını düşünüyorum. Bundan birkaç yıl öncesine kadar ölü bir mecraydı. Şimdi hala birçok belirsizlik olmakla birlikte yeterince çeşitlilik ve farklılık oluştu. Eğer insanlar bir filmden hoşlanmışsa hangi mecraya ait olduğunun önemi yoktur. CGI’nin tam egemenliğinin sözkonusu olduğu birkaç yıl öncesine kıyasla şimdilerde stop-motion daha iyi durumda…
Stop-motion’u sevdiğiniz belli… Sizdeki CGI korkusunun sebebi nedir?Örneğin 'Nightmare Before Christmas'ı ele alalım. El çizimi animasyon şeklinde yapmam teklif edildi ama ben stop-motion yaptım. Çünkü o proje için en doğru mecra oydu. İster stop-motion, ister animasyon, ister CGI olsun, hangi mecranın kullanılması gerektiğine karar verirken teknik açıdan başarmak istediklerinize paralel olarak her projeye göre değişir.

AĞACIN KARAKTERE DÖNÜŞTÜĞÜ ANLAR...'Pee Wee’s Big Adventure'dan 'Beetlejuice'e kadar her filminizde mobilya gibi hareketsiz nesnelerin hareketlenip hayat bulma eğilimi var. Nesneleri günlük bazda insan gibi görüp antropomize mi ediyorsunuz? Evet, elimde kahve fincanıyla burada yatağıma uzanmış durumdayım. Böyle bir yerde dikkatimizi dağıtıp derin düşüncelere dalmak için boş zamana ihtiyacımız vardır. İnsanlar bunu hayatlarında yeterince yapmıyorlar. İşte o anlar, bir ağacın küçük bir karaktere dönüştüğü anlardır.
Geçmişe dönmekten heyecan duydunuz mu? Benim için oldukça tuhaf ve gerçeküstü bir durum bu… Henüz tam anlamıyla kavrayamadım. Hazır herşeyimi vermişken kirli çamaşır sepetimi de oraya bıraksam iyi olacak.
Burton: O an, ağacın karaktere dönüştüğü an...

Venedik in onuru John Woo nun

VENEDİK - 1-11 Eylül tarihlerinde 67.'si düzenlenecek Venedik Festivali'nin organizatörleri, 'Mission: Impossible II/Görevimiz Tehlike 2' ve 'Face/Off' gibi filmlerin ünlü yönetmeninin, "sinemada çağdaş dilin öncüsü" olarak ödüle layık görüldüğünü belirtti.
John Woo, ayrıca "filmlerinde, abartılı aksiyon ve şiddeti şiirsel ve Romantik bir şekilde yansıtma yetisine sahip bir yönetmen" olarak nitelendirildi.
Venedik'in onuru John Woo'nun

Scorsese nin en çok korktuğu filmler

İSTANBUL - Yaşayan en büyük yönetmenlerden Martin Scorsese, Daily Beast için tüm zamanların en Korkunç filmlerini seçti.
Scorsese'nin en iyi korku filmleri listesinde eski klasiklerin ağırlığı dikkat çekiyor. Listedeki en yakın tarihli Film 1981 yapımı Sidney J. Furie imzalı 'The Entity'.
Scorsese'nin listesinin zirvesinde 'The Haunting/ Perili Ev' var. Robert Wise'ın 1963 tarihli klasiği 1999'da yeniden çevrilmişti.
Listede iki numarada 'Isle of the Dead' var. Mark Robson imzalı filmin başrolünde Boris Carloff ve Ellen Drew yer alıyor.
Listenin üçüncü sırasında ise 1944 yapımı 'The Uninvited' bulunuyor. 'The Uninvited' de yılında yeniden yapımla seyircinin karşısına çıkmıştı.
İşte usta yönetmenin listesindeki 11 film:
1- The Haunting/ Perili Ev (Robertr Wise, 1963)
2- Isle of the Dead (Mark Robson, 1945)
3- The Uninvited/ Davetsiz (Lewis Allen, 1944)
4- The Entity (Sidney J. Furie, 1981)
5- Dead of Night (Alberto Cavalcanti, 1945)
6- The Changeling (Peter Medak, 1980)
7- The Shining (Stanley Kubrick, 1980)
8- The Exorcist (William Friedkin, 1973)
9- Night of the Demon (Jacques Tourneur, 1957)
10 - The Innocents (Jack Clayton, 1961)
Scorsese'nin en çok korktuğu filmler

Zeki Ökten son yolculuğuna uğurlandı

İSTANBUL - Usta Yönetmen Zeki Ökten için ilk önce Beyoğlu Sineması'nda tören düzenlendi.
Törenin düzenlendiği sinemanın Film afişlerinin asıldığı yere, Zeki Ökten'in afiş boyutunda bir resminin karanfillerle süslenerek konulduğu görüldü. Ökten'in filmlerinden oluşan kolajın gösterimiyle başlayan törende konuşan Sinema ve Tiyatro oyuncusu Rutkay Aziz, Ökten'in suskun bir insan olduğunu ifade ederek, sözlerine ''Ben yitip gitseydim Zeki burada olsaydı, büyük bir ihtimalle susma hakkını kullanırdı'' diyerek başladı.
Ali Taygun'nun da son yolculuğuna uğurlandığını anımsatan Aziz, bunun acı bir tesadüf olduğunu dile getirerek, Ökten'in demokrasiden, özgürlükten, barıştan, emekten yana olduğunu, çalışmalarında da tüm bunları yansıttığını söyledi.
Rutkay Aziz, Ökten'le aralarındaki diyaloglardan örnekler vererek, ''Yani ben Zeki'siz ve kimsesiz kaldım. Başta Güler olmak üzere tüm dostlarına Sağlık ve güç diliyor, onu bir kez daha alkışlıyorum'' diye konuştu.
Ökten'nin çocukluk arkadaşı ve yapımcı Umur Bugay da, salonda resmi makamlardan kimsenin bulunmadığını ileri sürerek, ''Olmamaları daha da iyi. O şimdi en yüksek rütbelerde bizi temsil ediyor'' dedi.
'HAYATA YALIN BAKTI'Bugay, Ökten ile 62 yıl önce Bağlarbaşı İlkokulu'na giderken ''kısa pantolonlu iki çöpten çocuk'' olarak tanıştıklarını ve daha o zamanlardan itibaren hep hayatla yüz yüze olduklarını, hep çalıştıklarını anlatarak, ''O sayede okuduk. Yoksulduk. Zeki Ökten'in sinemasının özü de budur. O hayata yalın baktı. Aydınlıklar içinde yatsın'' diye konuştu.
Zeki Ökten'in çocukluk arkadaşlarından sanat yönetmeni Metin Deniz de, Ökten'in mahcup bir adam olduğunu, bu nedenle ''Kapıcılar Kralı'' gibi Komedi filmlerinin nasıl yaptığına hep hayret ettiğini dile getirerek, ''Asık suratlı gibi görünen inanılmaz sevgi dolu bir dostumu kaybettiğim için çok üzgünüm. Yeri o kadar kolay dolmayacak çünkü çok genç bir adamdı'' dedi.
Yönetmen Zeki Demirkubuz da, Ökten'in 10 yıl asistanlığını yaptığını ve yönetmenliğe başladıktan sonrada kendisini hep onun asistanı gibi hissetmeye devam ettiğini dile getirdi.
Ökten'le 25 yıl önce tanıştıklarını anlatan Demirkubuz ''Bana, 'sen içerden mi çıktın?' dedi. 'Niye böyle sordunuz ağabey' dedim. O yılların yalnızlığı içinde, mahalle arkadaşlarımın bile benden kaçtığı dönemde bunu hissedip sormuş olması, ilişkimizin ağabey-kardeş gibi gelişmesini sağladı'' diye konuştu.
Kimsenin sesini bile çıkaramadığı 12 Eylül darbesi sonrası dönemde, ''Ses'' adlı filmi çekmeye başladığını anlatan söyleyen Demirkubuz, sözlerine şöyle devam etti:
'İŞKENCE ETTİRENLERE SELAM VERMEM'''Bir gün sete dönemin milli Güvenlik konseyinden biri geldi. Selam verdi. Zeki ağabey başını çevirdi. Biz endişelendik 'Ağabey filmi yasaklayabilirler' dedik. Zeki ağabey, 'Ben bu ülkenin çocuklarına işkence ettirenlere selam vermem' dedi.
İşte o böyle bir insandı. Kuşların, hayvanların, insanların, herkesin çektiği acıdan kendini sorumlu hisseden bir insandı, bir sosyalisti. Ruhu şad olsun, dirayeti ile 2 gündür hiç aklımdan çıkmayan Güler ablaya güç diliyorum.''
Sinema oyuncusu Aytaç Arman ise, Ökten hakkında konuşulacak çok şey olmadığını, onun duruşuyla, yaptıklarıyla kendini zaten anlattığını dile getirdi.
Ökten ile 3 filmde birlikte çalıştıklarını ve ondan çok şey öğrendiğini anlatan Arman, ''Kendimi şanslı addediyorum. Zeki ağabey, huzurla coşkuyu harmanlayıp sinema yapan bir insandı. Kendimden bir parça kaybetmiş gibi hissediyorum. Zeki ağabeyi benim için çok anlamlı ve önemliydi'' dedi.
Zeki Ökten'in son filminde birlikte çalıştığı sinema ve tiyatro oyuncusu Cüneyt Türel de, tek filmle çalışmış olmalarına rağmen Ökten'in pek çok film setini ziyaret ettiğini aktardı.
'BELKİ DE EN GENCİYDİ'Türel, sözlerine şöyle devam etti: ''Setinde çok sert biriydi. Eleştirmenlerin söylediklerini bir şey katmak haddim değil, ama şu kadarını söyleyebilirim; ilk filmlerinden bu yana çizgisi Türk sinemasında damga olan birkaç yönetmenden biriydi. Bazı insanlar borçlu giderler yolculuğa, Zeki bu anlamda alacaklıydı. Yapması gerekenleri yapmadan gitti. Yapacak çok şeyi vardı Zeki'nin, 'ununu elemiş, eleğini duvara asmış bir yönetmen' olarak tanımlayanlar oldu. Ununu elemiş denilen Zeki, birçok yönetmenin belki de en genciydi.''
Türel'in konuşmasını zorlukla sürdürdüğü dikkati çekerken onun ardından sahneye davet edilen sinema oyuncusu Tarık Akan ise, göz yaşları ile ''Kusura bakmayın diğer arkadaşlar konuşsun. Özür dilerim, orada ağlayacağıma burada ağlıyayım'' diye konuştu.
Törene, Doğa Rutkay, Bülent Kayabaş, Gani Şavata, Mustafa Alabora, Melike Demirağ, Nur Sürer, Genco Erkal, Şerif Sezer, sinema eleştirmeni Alin Taşcıyan, FİYAD Başkanı Murat Özer'inde aralarında bulunduğu sinemada çok sayıda kişi ve dostları ile sevenleri katıldı.
Zeki Ökten son yolculuğuna uğurlandı

Öz babasından 2. kez hamile...

İSTANBUL - Altın Küre’de üç adaylık alan ve Oscar’ın da favorileri arasında sayılan ‘Precious: Based on the Novel Push by Sapphire’ sadece konusuyla bile yılın en dikkat çekici filmlerinden biri olmaya adaydı ama Film, Cannes ve Sundance gibi festivallerde gösterildikten sonra da iyi eleştiriler aldı ve 2009’un iz bırakan yapımlarından biri olmayı başardı.
Daha önce ‘The Woodsman’ ve ‘Kesişen Yollar’ gibi sert ve gerçekçi filmlerin yapımcılığını üstlenen Lee Daniels’ın yönettiği ‘Precious’, Ramona Lofton’ın ‘Push’ adlı kitabından uyarlandı.
Okuma yazmayı öğrenemeyen, evde okulda her yerde aşağılanan, 16 yaşındaki ‘Pecious’, Harlem’de büyüyen siyah, genç bir kızdır. Yaşadığı hayat ile yaşıtlarından hatta çevresindeki herkesten o kadar uzaktır ki, sorunlarını anlatacağı onu anlayacak kimsesi yoktur.
ÖZ BABASINDAN İKİNCİ KEZ HAMİLE...Precious, öz babasından ikinci kez hamiledir. İlk çocuğu Down sendromludur. Herkesin nefret ettiği, aşağıladığı genç bir kızdır. Yeme içme dışında vaktini güzel ve alımlı bir kız olduğu hayalleriyle geçirir. Ve bu hayalleri dışında hayatı zor ve ıstırap vericidir.
500 kişi arasından seçilen Gabourey Sidibe’ın Precious’u canlandırdığı filmde Mo'Nique, Paula Patton, Mariah Carey, Sherri Shepherd ve Lenny Kravitz de rol alıyor.

Oprah Winfrey’in de destek olduğu ve yapımında yer aldığı ‘Precious: Based on the Novel Push by Sapphire’ gösterildiği festivallerden ödülle döndü ve şimdi de özellikle oyunculuk dallarında Oscar ödülü kazanması bekleniyor.
Öz babasından 2. kez hamile...

Avatar dan 232 milyon dolar gişe hasılatı

LOS ANGELES - 20. Century Fox'dan yapılan açıklamada, 73 milyon doları ABD'de olmak üzere toplam 232,2 milyon dolarlık gişe hasılatı elde edildiği, bu rakamlara bakıldığında, yapımı ve reklamı için yapılan 400 milyon dolarlık yatırımın karlı olduğu sonucuna varılabileceği açıklandı.
İLGİLİ HABER
Farklı Dünya, ebedi sorunlar…
Avatar'dan 232 milyon dolar gişe hasılatı

Brittany Murphy hayatını kaybetti

LOS ANGELES - Los Angeles'daki Cedars-Sinai Sağlık Merkezi'nin sözcüsü Sally Stewart, 32 yaşındaki oyuncunun dün vefat ettiğini söyledi, ölüm nedenine ilişkin bir bilgi vermedi.
Los Angeles İtfaiye Teşkilatı sözcüsü, Murphy'nin kocası Simon Monjack'a ait bir evden dün çağrı alındığını ve bunun ardından bu evden birinin hastaneye kaldırıldığını söyledi.
Amerikan basınında yer alan haberlerde ise Murphy'nin duş alırken kalbinin durduğu ve annesinin sanatçıyı hayata döndürmek için kalp masajı yaptığı ileri sürüldü.
Murphy'nin menajeri ve yakınları henüz herhangi bir açıklama yapmadı.
GRİBE BENZEYEN BİR HASTALIKÖte yandan Murphy'nin ailesi, Los Angeles kenti yetkililerine, kızlarının Hollywood Hills'teki evinde ölmeden önceki birkaç gün gribe benzeyen bir hastalık geçirdiğini iletti.
Bu arada, sorgu hakimi yardımcısı Ed Winter, sanatçının ölümüne neyin sebep olduğunu öğrenmek için bugün otopsi yapılacağını açıkladı.
Ailesinin bildirdiği hastalığın Murphy'nin ölümünde bir etken olabileceğini kaydeden Winter, kesin hükme varmanın haftalar alabileceğini belirtti.
Winter, Murphy'nin ölümünün doğal nedenlerden kaynaklandığının göründüğünü, sanatçının ilaç reçetelerinin ailesinden alındığını, yetkililerin sağlık geçmişini daha iyi anlamak için özel doktoruyla bağlantı kuracağını bildirdi.
Murphy'nin cenaze töreniyle ilgili düzenlemeler ise henüz ilan
edilmedi.10 Kasım 1977'de Atlanta'da doğan Murphy, 'Spun', 'Girl, Interrupted/ Aklım Karıştı', 'Clueless', '8 Mile', 'Don't Say a Word/ Sakın Konuşma', 'Just Married/ Yeni Evli' ve 'Sin City/ Günah Şehri' gibi filmlerde yer aldı.

Beyazperdede yavaş yavaş başrollerde yer almaya başlayan Murphy, son olarak post-prodüksiyonu süren 'Abandoned', 'Something Wicked' ve Sylvester Stallone'un gelecek yıl vizyona girmesi beklenen 'The Expendables' adlı filminde de rol aldı.
Brittany Murphy hayatını kaybetti

Zeki Ökten hayatını kaybetti

Türk sinemasının usta yönetmeni ve senaryo yazarı Zeki Ökten, 68 yaşında İstanbul'da hayatını kaybetti. Önceki gün Amerikan Hastanesi’nde kalp ameliyatı geçiren ünlü yönetmen, akşam saatlerinde hayata gözlerini yumdu.
1941'de İstanbul'da doğan Ökten, Haydarpaşa Lisesi'nde okuduğu yıllarda tiyatroyla tanıştı. 1961 yılında Nişan Hançer'in yönettiği 'Acı Zeytin' adlı filmiyle de Sinema dünyasına ilk adımını attı.
1963'te ilk filmi 'Ölüm Pazarı'nı çeken Ökten, umduğu başarıyı elde edemeyince yeniden Yönetmen asistanlığına döndü. Dokuz yıl sonra 'Kadın Yapar', 1973'te de 'Bir Demet Menekşe' ile dikkatleri üstüne çekmeyi başardı.
Kemal Sunal ile çalıştığı 'Kapıcılar Kralı', 'Çöpçüler Kralı', 'Düttürü Dünya' gibi filmlerinde toplumsal gerçekleri yansıtan Ökten, 'Kapıcılar Kralı' ile 14. Antalya Film Festivali’nde 'En İyi Yönetmen' ödülünü kazandı.
SÜRÜÖkten, 1978'de senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı Türk sinemasının başyapıtları arasında sayılan 'Sürü' adlı filmi çekti ve film uluslararası festivallerde 11 ödül aldı.
Ardından yine Yılmaz Güney ile birlikte çalıştığı 'Düşman'ı çeken Ökten, 1982'de 'Faize Hücüm' filmiyle de Antalya Film Festivali'nde 'En İyi Film' ve 'En İyi Yönetmen' ödüllerini aldı.
Bu filmi 'Pehlivan', 'Ses' ve 'Düttürü Dünya' izledi. Ökten, 'Düttürü Dünya' adlı filmden sonra sinemaya bir süre ara verdi.
1999'da Metin Akpınar, Zeki Alasya, Yıldız Kenter, Eşref Kolçak gibi büyük oyuncuların yer aldığı ‘Güle Güle’ adlı filmi çeken Ökten, bu film ile 37. Altın Portakal Film Festivali'nde ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Senaryo’ ödüllerini aldı
Zeki Ökten hayatını kaybetti

Wednesday, December 16, 2009

Farklı Dünya, ebedi sorunlar…

İSTANBUL - Beklentiyi yüksek tutan filmlerin işi çok zordur çünkü fragmanıyla, çekim hikayesiyle, sahnelerden karelerle, pazarlamaya dönüşen anekdotlarla vs… birlikte film, bekleyenin gözünde çoktan şekillenmiş olur. Hele bir de kameranın arkasında son 20 yılda birçok başyapıta imza atmış bir isim varsa filmin işi çok daha zorlaşır…
‘Titanik’ten sonra uzun yıllar Film yönetmeyen James Cameron, 11 yıl aradan sonra adı hiç gündemden düşmeyen projesi ‘Avatar’ı hayata geçirdi.
Hikâye, Pandora adlı başka bir dünyada geçiyor. Dünya’nın kaynakları tükendiğinden ‘Dünyalılar’ gözünü buraya dikerler ve Pandora'nın havasını soluyamadıkları için, akıl bağlantısı aracılığıyla kontrol edilebilen Avatarlar üretirler. Bilim Adamları Pandora'da yaşayan Na’vileri anlamaya, onlarla birlikte yaşamayı öğrenirken, şirket ve ordu yeni kaynakların peşindedir.
Pandora’da yaşayan, mavi insansı görünümlü Na'vi halkı ise bu yeni kaynakların sömürülmesine engeldir çünkü orası onların topraklarıdır. Ve gerekirse en ilkel silahlarla da olsa geçmişleri ve inançlarının kaynağı olan topraklarını koruyacaklardır.
3D sinemanın iyiden iyiye ağırlığını hissettirmeye başladığı beyazperdede, 3 boyutlu Sinema keyfini daha da ileri taşımayı hedefleyen ‘Avatar’, bunda başarılı oluyor. Cameron’ın bu film için özel olarak geliştirdiği ‘Reality Camera System’, kağıt üzerinde bir şey ifade etmese de izlerken ve filmden çıktıktan sonra kolay kolay etkisinden çıkılamayacak bir derinlik algısı katıyor filme. Özellikle baş karakter Sully'nin Na'viliği öğrendiği ve finaldeki savaş sahneleri her filmde görülecek türden sahneler değil.

Görsel efektler konusunda bir hayli iddialı olsa da ‘Avatar’, işin sadece görsel yönüne yaslanan bir film değil. Hikaye kurgusu ve dramatik yapı bakımından da etkileyici bir çalışma olan ‘Avatar’ın en büyük başarısı ise, yeni bir dünya yaratması – her iki anlamda da - ve ‘böyle bir dünya olsaydı’ dedirtebilmesi. ‘Star Wars/ Yıldız Savaşları’, ‘Lord of the Rings/ Yüzüklerin Efendisi’ serileri başta olmak üzere sinema tarihinde bunu başarmış çok az sayıda film var. ‘Avatar’, adı geçen bu klasiklerle eleştirel anlamda aynı seviyede olmasa bile ‘yeni bir dünya yaratma’ bakımından bu filmlerle birlikte anılabilir.
NA'Vİ OLMAK, İNSAN OLMAK...'Avatar’ın kikayesinni en önemli öğelerinden biri de aşk. Avatar programına gönüllü olan felçli denizci Jake Sully bir Na'vi prensesine aşık olur ve zamanla Pandora'yı gün geçtikçe tüketen insan ordusunun karşısında yer alır. Sully, bir askerken zamanla Na’vi ve insan olmaya başlar. Yani Sully, Na’vilerin içine karıştıkça, onlarını yaşamını öğrendikçe, onların kültürüne ve Neytiri'ye aşık oldukça hiç bilmediği insanlığını da keşfeder. Hikayenin ana damarını besleyen bu aşkın ve keşfedişin yanı sıra kültürleri, geçmişleri, inançları, bireyleri ile Na’vi halkının birçok şeyi simgelediği de bir gerçek.

TANIDIK BİR HİKAYE…Çünkü hikaye tanıdık bir hikaye aslında. Amerika’nın Irak ve Afganistan’a yaptığı işgallerin ve dünya var olduğundan beri yaşananların hikayesi; güçlü olan sömürür, daha fazlası için işgal eder, savaşmak için bahane yaratır…
Cameron, alt okumalara sıkıştırmadan - özellikle filmin son yarım saatlik bölümünde - açıkça ABD’nin 11 Eylül’den sonraki ‘savaşa savaşla karşılık’, 'önleyici savaş’ gibi politikalarını eleştiriyor. Böylelikle Afganistan ve Irak’a yapılan işgaller bir Hollywood filminde daha vuku bulmuş oluyor. Ama bu eleştiriler 'kör gözüm parmağına’ şeklinde değil usta yönetmenin ‘insanlığın en büyük sorunu’na işaret etmesiyle bilinçli bir seçimle gerçekleşiyor. Yine de yabancı basında filme ‘vaazcı’ yakıştırması yapıldı ve Sully’nin ‘kurtarıcı’ rolde olması da kutsal kitaplara referans olarak yorumlandı. Ama dayanağı olsa bile 150 dakikalık -birçok açıdan ele alınabilecek- bir filmde bunu öne çıkarmak zorlama duruyor kanımca.
Farklı Dünya, ebedi sorunlar…