Showing posts with label 2009. Show all posts
Showing posts with label 2009. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Akenerji nin gözü elektrik özelleştirmesinde

ANKARA - Akenerji Genel Müdürü Ahmet Ümit Danışman, enerjide önemli bir fırsat olarak gördükleri elektrik dağıtım özelleştirme ihalelerini 2010 yılında da yakından izlemeye devam edeceklerini, özelleştirilecek üretim portföyleriyle ilgili olarak çalışmalara başladıklarını söyledi.
Reuters'ın sorularını yanıtlayan Danışman, elektrik sektöründe devam eden dağıtım özelleştirmelerinin yanı sıra 2010 yılında üretim özelleştirmelerine hız verilmesinin öngörüldüğünü, bu kapsamda özelleştirilecek üretim portföylerinin belirlenmiş, önümüzdeki dönemde açılması planlanan ihale çalışmalarının da başladığını anımsattı.
"Entegre bir enerji şirketi olma vizyonuyla 2009 yılında SEDAŞ dağıtım şirketini bünyesine katan Akenerji, öncelikle devraldığı SEDAŞ'ı dağıtım şirketleri arasında bir Marka haline getirmeyi hedeflemektedir. Bunun yanı sıra önemli bir fırsat olarak gördüğü dağıtım özelleştirme ihalelerini 2010 yılında da yakından izlemeye devam edecektir" diyen Danışman, şöyle devam etti:
"Dağıtım özelleştirmelerinin yanı sıra, beş yıl içinde 3,000 MW kurulu güç hedefine paralel olarak Akenerji, belirlenen üretim portföyleri kapsamında özelleştirilecek üretim tesisleri ile ilgili çalışmalarına da başlamıştır."
Akenerji'nin gözü elektrik özelleştirmesinde

THY nin kârı yarı yarıya azaldı

İSTANBUL - Türk Hava Yolları’nın 2009 yılına ait konsolide mali tabloları İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na gönderilerek açıklandı.
Mali tablolara göre 2009 yılında Türk Hava Yolları’nın net kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51 düşüş ile 559 milyon TL, esas faaliyet kârı ise yüzde 12 artış ile 832 milyon TL olarak gerçekleşti.
Satış gelirleri yüzde 15 artışla 7 milyar TL’ye ulaşırken tarifeli hizmet gelirlerinin yüzde 79’u dış hatlardan, yüzde 21’i ise iç hatlardan elde edildi.
Yıl başında 127 olan uçak sayısı yıl sonunda yüzde 4 artışla 132 oldu. Arzedilen Koltuk Kilometre (AKK)’deki yüzde 22 artışa paralel olarak yolcu sayısı yüzde 11 artışla 25 milyon 99 bine, taşınan kargo ise yüzde 20 artışla 238 bin tona ulaştı. Doluluk oranı ise kapasite artışının etkisi ile 3.1 puan düşüş ile yüzde 70,9 olarak gerçekleşti.
THY'nin kârı yarı yarıya azaldı

Sanofi-Aventis antibiyotiği Türkiye de üretecek

İSTANBUL - Sanofi-Aventis Grubu Türkiye Başkanı Olivier Guillaume, grubun Türkiye'yi üretim üssü seçtiklerini ve tüm antibiyotikleri Türkiye'de üreterek buradan 29 ülkeye ihraç edeceklerini söyledi.
Guillaume ayrıca Temmuz'da Türkiye'ye yönelik yeni bir yatırım kararı daha açıklayacaklarını belirtti.
Sanofi-Aventis'in Zentiva ile birleşmesinin birinci yıldönümü nedeniyle düzenlenen basın toplantısında konuşan Guillaume, "Sanofi- Aventis'in tüm antibiyotikleri Türkiye'deki Lüleburgaz fabrikamızda üretilecek. Buradan 29 ülkeye 20 milyon kutu ihraç edilecek" dedi.
Guillaume, her bir kutunun ortalama 2 Euro'luk fabrika çıkış fiyatıyla bunun başlangıçta 40 milyon euroluk ihracat anlamına geldiğini söyledi.
Türkiye'den ihracat gerçekleştirilecek ülkeler arasında Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Portekiz gibi Avrupa ülkeleri, Hong Kong, Endonezya, Malezya-Singapur, Tayvan gibi Asya ülkeleri, İsrail, Dubai, Ürdün, Lübnan gibi Orta Doğu ülkeleri ile Kanada, Rusya, Japonya gibi ülkeler bulunuyor.
Sanofi-Aventis'in mevcut durumda Türkiye'den ihracatı bulunmuyordu.
Zentiva ile 2009 yılında gerçekleştirilen birleşme sonunda, Zentiva'nın Lüleburgaz'daki üretim tesislerinin Sanofi-Aventis grubu bünyesine dahil olduğunu hatırlatan Guillaume, "Bugüne kadar sadece yüzde 30 kapasiteyle çalışan tesis 2010 itibariyle yüzde 50 kapasiteyle çalışacak. Tesiste geçen yıl 160 milyon kutu üretim gerçekleştirdik. Bu yıl sonunda 191 milyon kutuya çıkmayı hedefliyoruz. 3-5 sene içerisinde de 450 milyon kutu ile tam kapasiteye ulaşmayı amaçlıyoruz" dedi.
Antibiyotik üretiminde Türkiye'deki fabrikayı bir "mükemmellik merkezi"ne dönüştürmeyi hedeflediklerini belirten Guillaume, farklı ülkelerden de Türkiye'ye Teknoloji transferi yapacaklarını söyledi.
Türkiye'de 2009 yılında Arge çalışmalarına yönelik olarak 11 milyon dolarlık yatırım yaptıklarını belirten Guillaume, 2010 yılı için yaklaşık 15 milyon dolarlık Arge yatırımı yapacaklarını, ilerleyen yıllarda ise bunun daha da artacağını söyledi.
Guillaume'ın verdiği bilgiye göre, Sanofi-Aventis grubunun Türkiye cirosu 2009 yılında 540 milyon euro seviyesinde gerçekleşti. Sanofi- Aventis'in Türkiye pazarındaki payı ise yüzde 7.6 oldu.
Sanofi-Aventis grubu, Türkiye'de Sanofi-Aventis, Zentiva ve Sanofi Pasteur şirketleriyle faaliyet gösteriyor.
Guillaume ayrıca Türkiye'ye yönelik yatırımlarının devam edeceğini belirterek, "Temmuz ayında CEO'muz burada olacak ve Türkiye'de yapılacak yeni bir yatırımı açıklayacağız. Doğru ortağı belirlemek için çalışıyoruz. Farklı üniversitelerle süren çalışmalarımız ve bazı gizli anlaşmalarımız var" dedi.
Türkiye pazarına 2007'de Eczacıbaşı ortaklığıyla giren ve geçen yıl Sanofi-Aventis grubu bünyesine dahil olan Zentiva Genel Müdürü Elif Çelik ise, Türkiye'nin Zentiva'nın 17 ülkedeki satışları arasında brüt satışlarda 1. net satışlarda ise 2. olduğunu belirtti. Çelik, "Türkiye ve Rusya Zentiva'nın büyüme lokomotifi olarak görülebilir" dedi.
Sanofi-Aventis antibiyotiği Türkiye'de üretecek

Şirketlerin vergi ayı

Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca, mükellefler, bir önceki yılın kurum gelirleri için 25 Nisan'a kadar beyanname vermekle yükümlü bulunuyor. Ancak söz konusu tarihin hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle, mükellefler, bu yıl 26 Nisan Pazartesi akşamına kadar kurumlar vergisi beyannamelerini verebilecek.
Tahakkuk eden kurumlar vergisi de, 30 Nisan mesai saati bitimine kadar yatırılacak.
Gelir İdaresi Başkanlığından derlenen verilerine göre, Şubat ayı sonu itibariyle Türkiye'de 642 bin 207 kurumlar vergisi mükellefi bulunuyor. 2008 yılının Nisan ayında 642 bin 264 olan mükellef sayısı, o tarihten bu yana dalgalanma gösterdi. Bir dönem 637 binlere inen mükellef sayısı, son dönemde yeniden 642 bine yükseldi.
Kurumlar vergisi mükelleflerinin yüzde 37'si İstanbul'da faaliyet gösteriyor. 238 bin 42 mükellefin kayıtlı olduğu İstanbul'u, 72 bin 472 mükellef ile Ankara, 47 bin 754 mükellef ile İzmir, 26 bin 949 mükellef ile Antalya, 22 bin 312 mükellef ile Bursa, 14 bin 199 mükellef ile Konya, 13 bin 906 mükellef ile Kocaeli, 11 bin 86 mükellef ile İçel, 10 bin 765 mükellef ile de Muğla takip ediyor.
Bu arada ülkemizde 2005-2009 döneminde 170 bin 455 kurumlar vergisi mükellefinin, re'sen terk işlemine tabi tutularak kaydının silinmesi de dikkat çekiyor.
HER 10 İŞLETMEDEN 4'Ü ZARAR BİLDİRDİÖte yandan Gelir İdaresi Başkanlığının 2009 yılı Nisan ayında verilen 2008 dönemi kurumlar vergisi beyannameleri üzerinde yaptığı değerlendirme çalışması, söz konusu her 10 işletmeden 4'ünün geçen yıl zarar beyan ettiğini ortaya koydu.
Beyanname özetlerine göre, geçen yıl 2008 dönemi için 333 bin 867 mükellef bilanço karı elde ettiğini belirtti. Bunların beyan ettiği kar toplamı da 117 milyar 335 milyon 806 bin 738 lira oldu.
Buna karşılık 202 bin 402 kurumlar vergisi mükellefi, ticari bilanço zararı bildirdi. Söz konusu mükelleflerin beyan ettiği ticari bilanço zararı da 46 milyar 537 milyon 748 bin 642 lira olarak belirlendi.
Geçmiş yıl zararları olarak da, 2003 yılı için 17 bin 744 mükellef, 2004 yılı için 30 bin 551 mükellef, 2005 yılı için 45 bin 634 mükellef, 2006 yılı için 64 bin 798 mükellef, 2007 yılı için de 104 bin 220 mükellef zarar beyan etti ve bu zararları vergi matrahında indirim konusu yaptı.
Şirketlerin vergi ayı

BİM 140 milyon dolarlık yatırım yapacak

İSTANBUL - Mağazalar zinciri BİM İcra Kurulu Üyesi ve Finans Direktörü Haluk Dortluoğlu, 2010 yılında EBITDA marjının yüzde 5'e gerilemesini, net kârın da sınırlı artışla 220-230 milyon lira seviyesinde gerçekleşmesini beklediklerini söyledi.
BİM'in 2009 finansal sonuçları ile 2010 hedeflerinin değerlendirildiği toplantıda konuşan Dortluoğlu, EBITDA marjının 2009'da yüzde 5.9 olarak gerçekleştiğini belirterek, "2010'da müşterilerimize daha ucuza ürün sunabilmek için izleyeceğimiz bilinçli fiyat düşürme politikası sonucunda marjda da biraz düşüş olacak. EBITDA marjının yüzde 5 seviyesine gerilemesini bekliyoruz. Buna bağlı olarak net kârımız da satışlar kadar artmayacak. 2010 net kârının 220-230 milyon lira seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz" dedi.
BİM, dün açıkladığı bilançosuna göre, 2009'da yüzde 86 artışla 212.9 milyon lira net kâr elde etti. Satış gelirleri ise yüzde 25 artışla 5.32 milyar lira olarak gerçekleşti. Dortluoğlu, 2010 yılında ciroda yüzde 25 artış hedeflediklerini söyledi.
BİM'in net kârının 2009'da satışlara oranla çok daha fazla artmasının maliyetlerdeki düşüşten kaynaklandığını belirten Dortluoğlu, "Maliyet tasarruflarının önemli etkisi var. Ayrıca Gıda fiyatlarındaki global düşüş nedeniyle alım maliyetlerimizde de düşüş söz konusu. Bu da kârın satışların üzerinde artmasını sağladı" dedi.
BİM, dün akşam KAP'a yaptığı açıklamada, 2009 kârından 132.8 milyon lira brüt kâr payı dağıtım kararını olağan genel kurula sunacağını açıkladı. Buna göre, şirket hisse başına 1.75 lira brüt, 1.48 lira da net kâr payı dağıtacak.
Şirket ayrıca, 62.6 milyon lirası 2009 kârından, 13.3 milyon lirası da iç kaynaklardan karşılanmak üzere şirketin ödenmiş sermayesini yüzde 100 bedelsiz artışla 151.80 milyon liraya çıkardı.
TOPLAM 140 MİLYON YATIRIM YAPACAKŞirketin 2010 yatırım planlarıyla ilgili de bilgi veren Dortluoğlu, bu yıl Türkiye'de 130 milyon lira, Fas'ta da 10 milyon lira olmak üzere toplam 140 milyon liralık yatırım yapacaklarını söyledi. Şirket 2009'da 5 milyon lirası Fas'ta olmak üzere toplam 133 milyon lira yatırım yapmıştı. BİM, Fas'ta yüzde 100 iştiraki BİM Stores SARL ile faaliyet gösteriyor.
Söz konusu yatırım planları doğrultusunda Türkiye'de bu yıl 300'den fazla mağaza ile 3 yeni bölge deposu açmayı planladıklarını belirten Dortluoğlu, bu sayede yaklaşık 1,500 kişilik yeni istihdam sağlayacaklarını söyledi.
Dortluoğlu, Fas'ta ise bu yıl 40 yeni mağaza açarak bu ülkedeki mağaza sayısını 65'e çıkarmayı öngördüklerini söyledi.
Dortluoğlu'nun verdiği bilgiye göre, 2009'da açılan 343 mağaza ile BİM'in Türkiye'deki toplam mağaza sayısı 2009 sonu itibariyle 2,628, çalışan sayısı ise 14,904 oldu. Geçen yıl net 1,200 kişiye yeni istihdam sağlandı.
Dortluoğlu, ilk çeyrekte açılan mağazalarla birlikte BİM'in şu anda 2,675 mağazaya ulaştığını söyledi.
BİM 140 milyon dolarlık yatırım yapacak

Kârı yüzde 29 eriyen Koç, 2.200 kişiyi alacak

İSTANBUL - Koç Holding'in, konsolide mali tablolarına göre, 2009 net kârı bir önceki yıla göre yüzde 29.4 gerileyerek 1.43 milyar TL, satış gelirleri ise yüzde 20.6 azalışla 39.45 milyar TL olarak gerçekleşirken, holding bu yıl faaliyet kârını yüzde 34 artışla 4.7 milyar TL'ye çıkarmayı hedefliyor.
Koç Holding'in KAP'a gönderdiği mali tablolarına göre, geçen yıl faiz, ücret, prim, komisyon ve diğer gelirleri eklendiğinde toplam gelirleri 44.83 milyar TL oldu. 2008 yılında toplam gelirler 55.55 milyar TL olmuştu. Koç Holding'in 2009 faaliyet kârı 2008 yılına göre yüzde 31 azalışla milyar 3.47 milyar TL oldu.
Koç Holding CEO'su Bülent Bulgurlu, 2009 sonuçlarını ve 2010 beklentilerini değerlendirdiği açıklamada, "2009 yılını 44.8 milyar lira konsolide ciro ile tamamladık. Faaliyet kârımız ise 3.5 milyar lira olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2008 yılında elde edilen iştirak satış kazançları hariç tutulduğunda, zorlu piyasa koşullarına rağmen yıllık bazda yüzde 3 oranında bir artışa işaret
etmekte. 2008 yılında iştirak satış kazançları hariç yüzde 6 olan faaliyet kâr marjımız, önemli bir artış ile 2009 yılında yüzde 8 olarak gerçekleşti. Vergi öncesi kârımız ise 3.2 milyar TL ile geçtiğimiz yıla oranla bir kereye mahsus gelirler haricinde yüzde 121 artış kaydetti. Net kârımız ise 1.4 milyar liraya ulaştı" dedi.
Geçen yıl 1.7 milyar TL yatırım gerçekleştirdiklerini açıklayan Bulgurlu; 2010 yılında 2.2 milyar TL yatırım yapmayı planladıklarını söyledi.
Koç Holding'in KAP'a yaptığı açıklamaya göre, holdingin 2009 yılı toplam gelirlerinin 24.49 milyar TL'si başını Türkiye'nin tek rafinerisi olan TÜPRAŞ'ın çektiği enerji grubu tarafından sağlandı. Enerji grubu, holdingin faaliyet kârının 1.35 milyar TL'sini de sağladı.
2010 HEDEFLERİBulgurlu, tüm dünya ekonomileri için zor bir yıl olan 2009'da hedeflerini gerçekleştirdiklerini belirtirken, 2010'da büyüme stratejilerinin kârlılık ve süreklilik odaklı olacağını söyledi.
Bulgurlu, 2010'da holdingin faaliyet kârının yüzde 34 artışla 4.7 milyar lira olmasını beklediklerini ifade ederken, toplam satışların yüzde 18 artışla 52.7 milyar lira, uluslararası satışların ise yüzde 28 artışla 11.8 milyar dolar olmasını beklediklerini belirtti.
Kârı yüzde 29 eriyen Koç, 2.200 kişiyi alacak

Ara bağlantı sürpriz oldu, büyümeyi düşürdü

Turkcell'in 2009 yılı finansal ve operasyonel sonuçlarına ilişkin olarak düzenlenen basın toplantısında konuşan Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, 2009 yılının genel ekonomik durum, sektördeki regülasyonlar ve yoğun rekabet nedeniyle zorlu geçtiğini belirtti.
Ciliv, 2009 yılında yaklaşık 3 milyar lira AVFÖK ve 1,7 milyar lira net kâr elde eden Turkcell'in Türkiye'deki pazar payında geçen yıla göre büyük bir değişim gerçekleşmediğini ve yüzde 56 olduğunu kaydetti.
Geçen yıl pazarın yüzde 5 oranında daraldığını ve 3 milyon civarında sim kartın kullanımdan çıktığını ifade eden Ciliv, burada 2008 yılında yüzde 20 seviyesinde olan çift simkart kullanımının yüzde 15'e gerilemesinin önemli rolü olduğunun altını çizdi.
Pazarın daralmasından üç operatörün de abone kaybederek etkilendiğini ve penetrasyonun yüzde 92'den yüzde 87'ye indiğini söyleyen Ciliv, Turkcell'in 2004-2008 yılları arasında 4,6 milyar lira ile diğer Mobil operatörlerin 2-3 katı yatırım yaptığını, sadece 2009 yılındaki yatırım miktarının ise 2,7 milyar lira seviyesinde bulunduğunu belirtti.
Faturalı abone kazanımında da önemli mesafe katettiklerini kaydeden Ciliv, 2008 yılı 4. çeyreğinde 7,5 milyon olan faturalı abone sayısının 2009 yılı 4. çeyreğinde yüzde 25 artışla 9,4 milyona ulaştığını belirtti.
Ön ödemeli abonelerde ise bir miktar düşüş yaşanırken, buradan elde edilen gelirlerde bir gerileme yaşanmadığına işaret eden Ciliv, 2008 yılında 1 milyon olan net faturalı abone kazanımının 2009'da 1,9 milyona yükseldiğini söyledi.
3G'DE YÜZDE 65 PAZAR PAYICiliv, abone başına aylık kullanımda da yüzde 40'lık bir artış yaşandığını, 2008 yılında 96 dakika olan kullanımın 2009 yılında 134 dakikaya yükseldiğini belirterek, şu bilgileri paylaştı:
''3G'de yaklaşık 5 milyon kayıtlı müşterimiz 3G kullanmak için başvurdu. Bunun 2,5 milyonu aktif olarak kullanıyor. 1,9 milyonu da mobil interneti kullanıyor. Vınn kullanımında, 3G uygulamasının ilk 6 ayında 300 bine yakın Vınn, 3G'li netbook ve Notebook satıldı. 3G'de yüzde 65 pazar payımız var. Mobil internet gelirleri yüzde 100 artışla 261 milyon lira oldu. Bu rakamın büyümesini hızla devam ettirmesini bekliyoruz. 3G'nin başladığı ağustos ayından bugüne Turkcell'in data trafiği 5,5 misli arttı. Bunun yüzde 75'i 3G şebekesinden geçiyor.''
Grup şirketlerinin performanslarına da değinen Ciliv, ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerden olan Ukrayna'daki Life'ın dolar bazında gelirleri etkilenirken, yerel para birimi bazında gelir artışının yüzde 19 olarak gerçekleştiğini, Fintur'un da Döviz kurundaki dalgalanmalar sonucu net kara katkısının azaldığını aktardı.
Ciliv, 2009 yılında çalışan sayısında yüzde 5 büyüme kaydettiklerini ve 2009 sonunda 400'e yakın kişiyi işe aldıklarını belirtti.
ARA BAĞLANTI ÜCRETİNDE DÜŞÜŞ BÜYÜK SÜRPRİZKonuşmasının ardından soruları yanıtlayan Ciliv, ara bağlantı ücretlerinin düşürülmesine ilişkin olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
''Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) 2010 için açıkladığı ara bağlantı ücretlerinde yüzde 52 düşüş ve azamide yüzde 38 düşüşün iki sebeple sektör için uygun olmadığını düşünüyorum. İlk olarak bunlar çok yüksek rakamlar. Bütün operatörlerin gelirleri ciddi kayba uğrayacak. İkincisi öngörülebilirlikle ilgili. Yurt dışında 5 senelik plan içerisinde fiyatlar istenilen noktaya geliyor. Bizde ise verilen süre 1,5 ay. Bu sürenin çok az olduğunu düşünüyorum. Burada şirketlerin kendi tarifelerini değiştirmeleri ve müşterilerine bunları duyurmaları için gerekli zaman kalmıyor. Hem düşüşün çok aşırı olduğunu hem de verilen zamanın çok kısa olduğunu düşünüyorum. Bunun bütün sektör için geçerli olduğunu düşünüyorum. 2009'da da yapılan indirimler sonucu bütün operatörlerin karlılıklarında bir düşüş oldu.''
2010 yılı hedefleri konusunda ise Ciliv, 2009'un üçüncü çeyreğinin sonunda Türkiye'de ekonomide ciddi gelişme öngörülerine paralel olarak, işlerinin tekrar büyümeye geçeceğini tahmin ettiklerini ancak sonrasında beklenmedik bir şekilde BTK kararlarının çıktığını söyledi.
Ciliv, ''Bu bizim için büyük sürpriz oldu. O yüzden 2010'da yüzde 10 büyüme tahminimizi geriye çekiyoruz. O tahmini bu şartlar altında gerçekleştirmemiz çok zor diye düşünüyorum'' dedi.
Ara bağlantı gelirlerinin toplam gelirler içindeki payının yüzde 10-11 civarında bulunduğunu kaydeden Ciliv, bu düşüşün sabitten Mobile geçişi de hızlandıracak bir etki yaratabileceğini, Türk Telekom'un da bu durumdan büyük bir fayda sağlamasını beklemediğini söyledi.
Süreyya Ciliv, ''2010'da Türkiye dışında diğer ülkelerde de mobil işi büyütme fırsatlarını değerlendireceğimizi söylemiştik. 2010'da bu konuda çalışmalarımızı artırdık. Uygun fırsatlar olursa, nakitimiz var, bunları değerlendireceğiz'' diye konuştu.
3G'DEN 4G'YE GEÇİŞ YUMUŞAK OLACAKBelarus operasyonuna ilişkin bir soru üzerine Ciliv, 2 büyük operatörün bulunduğu bu pazara 3. operatör olarak girdiklerini ve sıfıra yakın seviyeden başladıklarını belirterek, olumlu gelişmeler yaşandığını, Belarus'ta ilk 3G şebekesini sunduklarını anlattı.
Nisan ayında uygulamaya geçecek kontör yerine dakika uygulamasının bir netlik kazandıracağını ve ön ödemeli müşteriler için kolaylık sağlayacağını söyleyen Ciliv, Elazığ'daki depremin ardından oradaki abonelerin faturalarını bir ay ertelediklerini, ileride gerekirse başka önlemler alabileceklerini söyledi.
'Ara bağlantı' sürpriz oldu, büyümeyi düşürdü

Turkcell den 1.7 milyar lira kâr

İSTANBUL - Turkcell'in 2009 finansal ve operasyonel sonuçlarına ilişkin olarak düzenlenen basın toplantısında verilen bilgiye göre, Turkcell, gelirlerini önceki yıla göre yüzde 1 artırarak 8,9 milyar liraya yükseltti.
Turkcell’in Türkiye gelirleri ise 3G ile birlikte Mobil data gelirlerindeki katkının artmasıyla yüzde 1.9 yükselişle 8 milyar lira oldu.
Turkcell'in net kârı 2009 yılında toplam 381 milyon lirayı bulan değer düşüklüğü zararı, duran varlıkların kayıtlardan silinmesi ve yasal ödemeler nedeniyle 1 milyar 716 milyon lira olarak gerçekleşti.
Turkcell'in 2009 sonu itibariyle yurt dışı operasyonlarıyla birlikte toplam abone sayısı 62,7 milyon, Türkiye'deki abone sayısı 35,4 milyon oldu.
ABD’de piyasa kapanışı sonrası bilançosunu açıklayan Turkcell’in 2009 yılı 4. çeyrek çeyrek gelirleri ise yüzde 3 gerileyerek 2.26 milyar lira olurken, şirket açıklamasında bu düşüşün genel olarak daha önce açıklanan düzenleyici otorite kararlarına ilişkin bir tazminat ödemesi ve grup şirketlerinin katkısının azalmasından kaynaklandığı belirtildi.
Şirketin 2009 yılı net kârı ise yüzde 25.9 düşüşle 1.7 milyar lira oldu. Şirket net kârdaki gerilemenin, düşük operasyonel kârlılık ile 2009 yılında 381 milyon lirayı bulan; şerefiye değer düşüklüğü zararının olumsuz etkileri, duran varlıklardaki değer düşüklükleri ve hukuki ödemeler ile karşılıklardan kaynaklandığını açıkladı.
Turkcell'den 1.7 milyar lira kâr

Ülker yeni ortaklık peşinde

İSTANBUL - Yıldız Holding Yatırımlar ve İş geliştirme Başkanı Zeki Ziya Sözen'in katılımıyla gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında verilen bilgiye göre, 1,4 milyar liralık kısmı yurt dışı satışlardan olmak üzere geçtiğimiz yıl Gıda faaliyetlerinden elde ettiği konsolide brüt cirosu 8,8 milyar lira seviyesinde gerçekleşen Holding, 2009 yılında gıdadan 428 milyon lira faaliyet karı elde etti.
2009 yılında 2 bin 500 kişiye yeni istihdam sağlayan Holding, 2010 yılında bin 400 kişiye yeni iş imkanı yaratmayı hedefliyor.
Geçtiğimiz yılı 274 milyon liralık yatırımla kapatan Yıldız Holding, 2010'da yeni global ortaklıklar ve Kişisel Bakım alanında yeni kategorilerde olmayı planlıyor.
ÇORLU'DA 200 MİLYON LİRALIK YATIRIMDanimarkalı Gumlink ile toplamda 200 milyon lirayı bulacak yatırımla Çorlu'da kurulan fabrikayı faaliyete geçiren Holding, çay alanında ortaklık yapılan Alman Laurens Spethmann Holding ile de yeni bir üretim tesisi kuracak.
2009 yılında Alman çay şirketiyle başlanan görüşmelerin tamamlandığı, yapılan anlaşmanın ardından siyah çay ve bitçi çayı alanında faaliyet gösterecek olan Milford Yıldız şirketinin kurulduğu belirtildi.
Milford Yıldız'ın yeni bir üretim tesisi kuracağı, Trabzon Arsin'de bir çay alım ünitesi açacağı kaydedildi.
KİŞİSEL BAKIMA 100 MİLYON LİRALIK YATIRIMYıldız Holding, 2010'da gıda operasyonları konsolide cirosundaki büyümeyi yüzde 12 olarak bütçelerken, 2010'da yeni bir global ortaklığın daha gerçekleşmesi konusunda çalışmaların sürdüğü bildirildi.
Ülker yeni ortaklık peşinde

Koç: Önümüzdeki süreç, son 2 yılki kadar kritik

İSTANBUL - Arçelik'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, Arçelik, 55. yılında Türkiye'nin dört bir yanından gelen yetkili satıcıları ile bir araya geldi.
İstanbul'da gerçekleştirilen ve 1.300 yetkili satıcının hazır bulunduğu Arçelik Yetkili Satıcılar Toplantısı'na Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Aka Gündüz Özdemir ve Arçelik A.Ş. Genel Müdürü Levent Çakıroğlu katıldı.
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç burada yaptığı konuşmada, Türkiye'yi etkileyen küresel kriz ortamını değerlendirdi.
Dünya ekonomisinin 2008 Ekim ayından itibaren büyük bir finansal türbülansa girdiğini ifade eden Koç, bu türbülansın etkilerinin 2009 yıl ında da tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de kendisini hissettirdiğini belirtti. “
Mustafa Koç, "Bugün krizin etkilerinin azalmaya başladığı bir döneme girmiş olsak da, bundan sonraki sürecin de en az son iki yıldır yaşadığımı z süreç kadar kritik önem taşıdığı gerçeği ile karşı karşıyayız" dedi.
Koç, fakat izafi olarak baktıklarında Türkiye'nin Kıta Avrupa'sına, İngiltere'ye ve Amerika'ya göre daha az etkilendiğini ifade etti.
Bu sıkıntılı sürecin tüm ekonomik aktörler için aslında içinde pek çok dersler barındırdığına değinen Koç, şunları kaydetti:
"Bu süreç, bize dünyadaki ekonomik dengelerdeki değişimin Türkiye lehine çok iyi Analiz edilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Dünyanın ve Türkiye'nin içinden geçtiği bu zorlu ortama rağmen, gururla ifade etmeliyim ki, Koç Topluluğu olarak dünyadaki gelişmeleri iyi takip etmemizin, tüm iş ortaklarımız, bayilerimiz ve çalışanlarımızla el ele vermenin faydasını gördük."
2001 krizinden sonra sıkıntıları ihracat pazarıyla geçiştirme imkanına sahip olduklarını belirten Koç, "Ama bu sefer hem içeride hem de dışarıda sorunlar yaşandığı için çok ciddi önlemler almak zorunda kaldık. Kredilerimizi kıstık ve harcamalarımızı çok yakından takip ettik. Daha sonra Nisan ayından 30 Ekim'e kadar olan vergi indirimi de satışların normale dönmesine yol açtı" dedi.
Koç: Önümüzdeki süreç, son 2 yılki kadar kritik

Sabancı bu yıl 2 bin 800 kişiye iş verecek

İSTANBUL - Sabancı Holding'in Yıllık Paylaşım Toplantısı, Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı ve CEO'su Ahmet Dördüncü'nün katılımıyla gerçekleştirildi.
Toplantıda kesin olmayan sonuçlar doğrultusunda verilen bilgiye göre, 2010 yılı Holding şirketlerinin yeniden karlı büyümeye başlayacağı bir yıl olarak değerlendirilirken, bu yılın Ekonomi ve Şirketler için belirsizliğin göreceli olarak daha az olacağı bir yıl olması beklendiği vurgulandı.
2008 yılında 19 milyar lira olan konsolide net satışını 2009'da yüzde 2 artırarak 20 milyar liraya yükselten Sabancı Holding'in, 2010 yılında ise konsolide net satışlarını yüzde 6 artırarak 21 milyar liraya yükseltmesi öngörülüyor.
2009 yılında 2008'e göre konsolide faaliyet karını yüzde 47 artırarak 3,9 milyar liraya çıkaran Holding, 2010 yılında konsolide faaliyet karını yüzde 3'lük artışla 4 milyar lira düzeyine çıkarmayı amaçlıyor.
Sabancı Holding, 2010 yılında 1 milyar dolar ihracat gerçekleştirmeyi hedefliyor.
2009'da 1,1 milyar dolarlık yatırım yapan Holding, 2010'da 1,6 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlıyor.
Sabancı Holding'in 2009 yılı sonunda toplam aktifleri 101 milyar lira olan 2008'e göre yüzde 4 artışla 105 milyar liraya ulaştı.
2010 yılında Holding, personel sayısını yüzde 5 artırarak 55 bin 200'den 58 bine çıkarmayı planlıyor.
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, 2010 yılının olumlu başladığını, Orta Vadeli Plan(OVP) ve bütçe hedeflerinin gerçekleştirilebilir olduğunu söyledi.
Sabancı bu yıl 2 bin 800 kişiye iş verecek

Çimento talebinde yüzde 4 büyüme bekleniyor

İSTANBUL - Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan İğnebekçili, çimento sektöründe 2010 yılında yurtiçi çimento talebinin yüzde 2-4 arasında büyüyeceği tahmin ettiklerini söyledi.
TÇMB'nin 52'inci Genel Kurulu'nda yeniden başkanlığa seçilen İğnebekçili yaptığı yazılı açıklamada, "Çimento sektörü olarak 2010 yılında krizin etkilerinin yavaş da olsa atlatılacağına inanıyoruz. Sektörümüzde 2010 yılını toparlanma, 2011 yılını ise yeniden büyüme dönemi olarak görmekteyiz. 2010 yılı için tahminimiz yurtiçi çimento talebinin yüzde 2-4 arasında büyüyeceği yönündedir" dedi.
İğnebekçili, 2009 yılında çimento ihracatında yakalanan başarı ile sektörün ülke genelinde üretim kaybına uğramadığını belirterek, özellikle Afrika pazarındaki ihracatın artması ile Irak ve Suriye’deki talebin büyümesinin, çimento ihracat rakamını rekor seviyede artırarak 16.5 milyon tona çıkardığını kaydetti.
Geçen yıl sonunda çimento iç tüketiminin bir önceki seneki 42.5 milyon ton seviyesine yaklaşmasının beklendiğini kaydeden İğnebekçili, artan kapasitelere bağlı yoğun rekabet ortamının yurt içi ve kısmen de yurt dışı çimento fiyatlarının düşmesine neden olduğunu ve yıllık bazda yüzde 20 oranında düşüş yaşandığına dikkat çekti.
Çimento talebinde yüzde 4 büyüme bekleniyor

Türk yöneticiye rekor ceza

LONDRA/İSTANBUL - İngiltere Finans sektörü denetleme kuruluşu FSA, aralarında Çukurova Grubu'na bağlı Genel Enerji'nin CEO'su Mehmet Sepil'in de bulunduğu üç Türk yöneticiye piyasayı kötüye kullandıkları gerekçesiyle 1.16 milyon sterlin ceza verdiğini açıkladı.
FSA tarafından yapılan açıklamada, Sepil'in Heritage Oil hisselerinde yaptığı işlemler sebebiyle 967,005 sterlin cezaya çarptırıldığı ve bunun kuruluş tarihinde özel kişilere verilen en büyük ceza olduğu belirtildi.
Genel Enerji ile Heritage Oil, geçen Haziran'da birleşmek için bağlayıcı olmayan bir anlaşma yapmış, ancak Kasım'da birleşmeden vazgeçilmişti.
Genel Enerji'nin Kuzey Irak'ta ikisi Petrol üretilen saha olmak üzere toplam 7 adet ruhsatı bulunuyor.
SEPİL: HUKUKİ KISITLAMADAN HABERDAR DEĞİLDİKMehmet Sepil yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: "Geçtiğimiz yıl Genel Enerji yöneticilerinden Levent Akça , Murat Özgül ve şahsım tarafından Londra borsasında işlem gören Heritage Oil Plc. (Heritage) hisseleri ile ilgili alım satım işlemleri yapılmıştır.
FSA tarafından yapılan basın açıklamasında, ne şahsım ne Murat Özgül ne de Levent Akça tarafından piyasa istismarına yönelik bir niyet içinde bulunulmadığı açıkça ifade edilmektedir. Söz konusu hisse alım satımları, ilgili ülkedeki hukuki kısıtlamalardan haberdar olunmadan yapılmıştır. Buna rağmen bahsedilen işlemleri yapmış olmaktan dolayı üzüntü duymaktayız.
Genel Enerji hukuk danışmanlarının uyarısı üzerine, hisse alım satımıyla ilgili olarak tarafımızca FSA’e gönüllü olarak başvuruda bulunulmuştur. Ayrıca araştırmanın her safhasında FSA ile işbirliğinde bulunulmuş ve ilk fırsatta elde edilen kârın geri verilmesi teklif edilmiştir."
CEZA GETİREN ALIM SATIM SÜRECİFSA'nın internet sitesinde yer alan açıklamada ise hisse alım satım süreci hakkında bilgi verildi. Açıklamada, Genel Enerji ve Heritage Oil'in Kuzey Irak'ta bulunan Miran sahasında petrol arama çalışmaları için 31 Mart 2009'da ortaklık kurdukları ve 17 Nisan ile 3 Mayıs tarihleri arasında sahadaki arama çalışmaları hakkında kamuya açık olmayan bilgilerin günlük olarak Genel Enerji ile paylaşıldığı kaydedildi.
Açıklamaya göre Sepil, Özgül ve Akça 4 Mayıs'ta katıldıkları ve olumlu arama sonuçları hakkında bilgi aldıkları bir Dizi toplantının ardından ertesi gün aracı kurumlar vasıtasıyla Heritage Oil hissesi aldı.
Üç yönetici, Heritage tarafından Miran sahasında büyük miktarda petrol bulunduğuna yönelik 6 Mayıs'ta yapılan açıklamanın ardından yüzde 25 civarında değer kazanan hisseleri satarak kâr etti.
Türk yöneticiye rekor ceza

Sunday, February 28, 2010

% 120 lik büyüme Türkiye yi Chevrolet nin 1 numarası yaptı

Geçen yıl yüzde 120 artışla Chevrolet'in en hızlı büyüdüğü ülke olan Türkiye, Chevrolet dünyasında 1 numara olarak büyük başarı kazandı. Chevrolet Genel Müdürü Murat Aydın, Chevrolet'in 2009'a 4 bin 700 adet araç satış hedefi ile girdiğini ancak 2009'u 10 bin 408 adet araç satarak tamamladıklarını anlattı. Yeni Spark'ın tanıtım toplantısında konuşan Aydın, dikkat çekici bu büyümede Cruze modelinin büyük katkısı olduğunun altını çizdi. Aydın, 2009'da bin 700 adet Cruze satmayı planladıklarını ancak bu satış rakamının 4 bin 202 adet olarak gerçekleştiğini bildirdi. 2010-2012 arasında toplam 12 değişik ürünü piyasaya sunacaklarını anlatan Aydın, 2 yıl içinde 20 bin adete ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. Aydın, şunları anlattı : "2011 başında küçük Suv aracımız Orlando'yu pazara sunacağız. 2011 ortasında yeni Captiva gelecek. 2011 üçüncü çeyreğinde Camaro ve ardından yeni Aveo Sedan'ı Türkiye'de satışa sunacağız. 2011 sonunda ise Cruze'nin Hatchback versiyonu gelecek. 2012 başında ise elektrikli modelimiz Volt satışa sunulacak."



SPARK'A Michael Jackson BENZETMESİ

CHEVROLET'NİN yenilenen modeli Spark, Türkiye'de 24 bin 106 TL'den başlayan fiyatlarla satışa sunuldu. Chevrolet Türkiye Genel Müdürü Murat Aydın, "Eski Spark ile Yeni Spark arasında ne kadar fark varsa, 1978'deki Michael Jackson ile 2009 yılındaki Michael Jackson arasında o kadar fark var'' dedi. Tüm Avrupa ile birlikte Türkiye'de de Chevrolet Spark 1.0 ve 1.2 litrelik benzinli motor seçenekleriyle satışa sunulacak.

% 120'lik büyüme Türkiye'yi Chevrolet'nin 1 numarası yaptı

Satılan her dört VW den biri ödüllü Polo olacak

VW Türkiye Genel Müdürü Vedat Uygun, bu yıl satılan her dört araçtan birinin Polo olacağını söyledi. 2009'da 4 bin 443 adet Polo satışı gerçekleştirdiklerini söyleyen Uygun, "2010'da 7 bin 500 adet satış hedefliyoruz" dedi. Uygun, Polo'nun ödül almasını şu sözlerle değerlendirdi: "COTY, sektörün en köklü ve en önemli uluslarası organizasyonu. Yarım yüzyıla yakın bir bir geçmişi var, Sektördeki tüm markalar her yıl sonuçları büyük bir heyecanla takip ediyor ve üst düzeyde önem veriyor. Bunlar bilinen gerçekler, ancak ödül törenine katıldığımda bu söylemlerin bile organizasyonun büyüklüğünü ve önemini yeterince ifade edemediğini düşünüyorum.Avrupa'nın 23 ülkesinden seçilmiş, 59 deneyimli Otomotiv editörü, hiçbir karşılık beklemeden büyük emek harcıyorlar. TAralarında büyük dostluk ve takım ruhu var. Aralarında olmak, deneyimlerini dinlemek, aralarındaki muhteşem ilişkiyi izlemek, deneyimli bir otomotiv emekçisi olarak beni çok etkiledi. Ülkemizi temsil eden arkadaşımızın da grup içindeki saygınlığını görmenin, Türkiye algısının özlediğimiz seviyelerde olduğunu izlemenin hazzı da işin cabası. Tüm ekibi ve bizi başarıyla temsil eden Ufuk Sandık'ı yürekten tebrik ediyorum."

Satılan her dört VW'den biri ödüllü Polo olacak

Türkiye otomotivde dünyaya örnek oldu

Volkswagen, küresel krizin etkilerinin derinden hissedildiği 2009'da Türkiye'yi örnek ülke seçti. Geçen yıl satış sonrasında gösterdiği performansı değerlendirilen Türkiye, Almanya, İsviçre, Avusturya ve Arjantin'le birlikte VW dünyasının 5 örnek ülkesinden biri oldu. Doğuş Otomotiv bünyesindeki Volkswagen Türkiye'nin Genel Müdürü Vedat Uygun, geçen yıl düzenlenen satış sonrası servis kampanyasıyla yetkili servislere gelmeyen 30 bin yeni müşteriyi kazandıklarını söyledi. Uygun, "Bu sayede hem krizde bayilerimizde panik havası oluşmadı hem de VW'nin dünyadaki 5 örnek ülkesinden biri olduk. Başarılı bulunan uygulamamız diğer ülkelerde de hayata geçirilecek" dedi.



PAZAR PAYI HEDEFİ YÜZDE 10

Uygun, devam eden kampanya ile ilgili şunları söyledi: "Türkiye'de VW markalı 320 bin araç var. Bunların 120 bini garanti süresi bittikten sonra yetkili servis yerine özel servise gidiyor. Biz yaptığımız kampanyayla bu rakamın 30 binini yetkili servislere çekip yeni müşteri kazandık. Kampanyada 4 yaş ve üstü araçlarını yetkili servislere getirenlere araç yaşının 3 katı indirim uyguluyoruz." Çetin geçen 2009'u istedikleri sayıda Otomobil temin edememelerine rağmen, 2008'e oranla daha iyi tamamladıklarını söyleyen Uygun, hedeflerini şöyle anlattı:"2008'de 21 bin 136 adetlik satışla yüzde 6.9 olan pazar payımızı, 2009'da 26 bin 760 adetlik satışla yüzde 7.2'ye çıkardık. İkmal problemimiz olmasaydı bu oran yüzde 8'in üzerine çıkardı. Bu yıl sonunda 30 bin adeti aşarak yüzde 8.2 pazar payına ulaşmayı hedefliyoruz. 2011 hedefi ise 40 bin adetlik satış yüzde 10 pazar payı."



VW 5 YENİ MODELLE ATAKTA

VW, 2010'da yeni modeller ve mevcut satışı gerçekleştirilen modellerin alternatif versiyonlarıyla hedefini büyüttü. Golf ve Scirocco'nun 240 beygir gücündeki R versiyonları Mart ayında satışa sunulacak. İkinci çeyrekte yeni Touareg ve Polo'nun 170 beygir gücündeki 1.4 lt motorlu GTI modeli ithal edilecek. Yılın üçüncü çeyreğinde ise yenilenen Touran gelecek.

Türkiye otomotivde dünyaya örnek oldu

Türkiye, Avrupa liginde 8 inci sırada

Türkiye Otomobil pazarı 2009 yılı ocak-aralık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 20.9 oranında artarak 369 bin 819 adet olarak gerçekleşti. 2009 yılı ocak-aralık binek otomobil satışları ile Türkiye, Avrupa binek otomobil satışlarında yine 8'inci sırada yer aldı. 2009 yılı aralık ayında ise Türkiye otomobil pazarı bir önceki yıla göre yüzde 120.9 artışla 57 bin 178 adede yükseldi. 2009 yılı aralık otomobil satışları ile Türkiye, Avrupa liginde 6'ıncı sıraya çıktı.
Türkiye, Avrupa liginde 8'inci sırada

Tablet PC, iPad den önce Toshiba ile martta geliyor

Dokunmatik tablet bilgisayarları iPad piyasaya çıkınca fark ettik ama Toshiba'nın tableti daha önce çıktı bile. 2009'un sonunda Toshiba 7 inçlik ekrana sahip JurnE Touch dokunmatik bilgisayarı vitrine çıkarmıştı. Şimdi bu ürün Türkiye'de yaklaşık 310 dolardan piyasaya sürülecek. Ürünün iPad'de olduğu gibi sanal tuştakımı bulunuyor. Tuş takımının Türkçe desteği de unutulmamış.



OPERATÖRLER DE SATACAK

JurnE Touch'ın bazı özellikleri iPad'den daha iyi olmasına rağmen Türkiye'de satış fiyatının 310 dolar civarında olması bekleniyor. 2 USB girişi ve SD kart yuvası ile iPad'de olmayan genişleme olanağını sunuyor. Windows CE 6.0 işletim sistemi kullanan cihazın tarayıcısı Opera olacak. Ekran desteği ve cep telefonundaki hızı taşımak için tarayıcı olarak Opera kullanılıyor. JurnE Touch'ın Türkiye'de satış modelini belirlemek için Toshiba temsilcisi TNB ile operatörler arasında görüşmeler devam ediyor. Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone uzun süreli kontrat karşılığı ürünün satışını yapmak istiyor. Yılın son çeyreğinde 10 inç ekran, 3G erişimi, TV için HDMI bağlantısı olan modeli de vitrindeki yerini alacak. Yetenekleri karşılaştırıldığında JurnE, iPad'e göre bilgisayara daha yakın.



DÜKKÂN FARK YARATIYOR

Apple'ın kıskanılan yanını Tasarım ve pazarlama yeteneği dışında internetteki iTunes, App Store gibi sanal mağazaları oluşturuyor. App Store adı verilen uygulama mağazasındaki 140 bin adet seçenek, sistemdeki en önemli farkı yaratıyor.
Tablet PC, iPad'den önce Toshiba ile martta geliyor

Wednesday, February 17, 2010

Atalay a gensoru önergesi

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkındaki gensoru önergesini TBMM Başkanlığına sunduklarını açıkladı.



Anadol, Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha Okay ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, TBMM Başkanlığına sundukları önergeyi okudu. Önergede, ''Demokratik açılım diye adlandırılan Proje kapsamında, terör örgütü mensuplarının yargı sürecini etkileyen, bu konuda özel yargılama düzeni sağlamak için devletin olanaklarını seferber eden, terör örgütü mensuplarının tutuklanmaması için hukuku çiğneyip, yargıyı yönlendiren pazarlıkları yapan, bu amaçla gizli müzakereler yürüten Bakan Atalay hakkında gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz'' denildi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkındaki gensoru önergesini, TBMM Başkanlığına sundu.



CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha Okay ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, TBMM Başkanlığına sundukları önerge hakkında bilgi verdi.

Önergede, ''demokratik açılım'' olarak adlandırılan projenin, dış güçlerin de desteği ile siyasi iktidar tarafından ortaya konulduğu iddia edildi.



''Proje ile nelerin öngörüldüğü, kimlerle hangi pazarlıkların yapıldığı, bu kapsamda kimlere ne sözler verildiği ve nelerin hayata geçirilmesinin planlandığı hakkında TBMM'ye ve kamuoyuna inandırıcı hiç bir açıklama yapılmadığı'' ileri sürülen önergede, ''Sonucu belli olmayan, amaçları netlik kazanmamış, hiçbir yasal dayanağı oluşturulmamış, ucu açık bir süreç, AKP Hükümeti eliyle Türkiye'ye dayatılmak istenmiştir'' görüşüne yer verildi.



Ortaya konulan projenin ilk eş zamanlı fiili adımının, 17 Ekim 2009'da gizli görüşme sonrası atıldığı, 19 Ekim 2009 tarihinde de uygulamaya konulduğu belirtilen önergede, şunlar kaydedildi:

''Mahmur Kampından hareket eden 26 kişilik grup ile Kandil Dağından hareket eden 8 kişilik terör örgütü üyesine, 19 Ekim 2009'da Habur Sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptırılmıştır. Grubun Türkiye'ye ulaşmasından önce, Habur gümrük sahasında Mobil mahkeme salonu hazırlanmış, aralarında İçişleri Bakanlığı Müsteşarının da bulunduğu üst düzey kamu görevlilerinin hazır bulunduğu karşılama için bir düzen kurulmuştur. Habur'da yaşanan süreci, siyasi iktidar ile terör örgütü mensuplarının birlikle planladıkları, üzerinde anlaştıkları ve hayata geçirmek üzere eş zamanlı olarak harekete geçtikleri, tartışmasız olarak gözler önüne serilmiştir.



Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından özel yetkili savcılar; 34 kişinin 4 saat gibi kısa bir sürede ifadelerini alarak, bunlardan 29'unu serbest bırakmıştır. 5 kişi ise TCK'nın 314. maddesi uyarınca terör örgütüne üye olma suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilmiş, aynı gün bu 5 kişi de serbest bırakılmıştır.



Kandil'den gelen terör örgütü üyelerinden birisinin, 'terör örgütü elebaşının çağrısı üzerine geldiklerini, barış için talepleri olduğunu, kendilerinin barışsever olduklarını' söylediği AA bültenine yansımıştır. TCK'nın etkin pişmanlık başlıklı 221. maddesinin 2. fıkrasında, 'örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz' hükmüne yer verilmiştir. Kandil'den gelenler mahkemenin hemen ardından yaptığı açıklamalarda, terör örgütünden ayrılmadıklarını ifade etmişlerdir. Habur'da serbest bırakılan terör örgütü üyelerinin, TCK'nin etkin pişmanlık hükümlerinden nasıl yararlandırıldıkları sorusunun yanıtı, yargı üzerinde yapılan ayarı gözler önüne sermektedir.''



''SÜREÇ, HALKIN TEPKİSİ NEDENİYLE BAŞARIYA ULAŞAMADI''



Önergede, ''demokratik açılım'' sürecinin, müzakere yürüten tarafların anlaşamamasından değil, Habur'da ortaya çıkan görüntünün ardından, halkın tepkisi nedeniyle başarıya ulaşamadığı ifade edildi.

''Demokratik açılım'' projesinin kurgusunun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Atalay tarafından uygulamaya sokulduğu anlatılan önergede, ''Sayın Atalay her seferinde, süreci şeffaf bir şekilde yürüttüklerini söyleme ihtiyacı duymuş, ancak her seferinde de eski bir milletvekilinin itirafında olduğu gibi, devleti taahhüt altına sokan gizli görüşmeler içinde bulunduğu ortaya çıkmıştır'' denildi.

Önergede, 19 Ekim 2009'da ortaya çıkan kurgunun, 17 Ekim 2009'da Atatürk Orman Çiftliğinde Beşir Atalay tarafından müzakere edildiği ileri sürülerek, şu görüşlere yer verildi:



''Hukuk devletlerinde Bakanlar, terör örgütünü muhatap alan, yasal olmayan taahhütler içeren gizli görüşmeler yapamazlar. Hukuk devletlerinde herkes için ayrı ayrı yargı düzeni kurulamaz. Demokratik Açılım diye adlandırılan proje kapsamında, terör örgütü mensuplarının yargı sürecini etkileyen, bu konuda özel yargılama düzeni sağlamak için devletin olanaklarını seferber eden, terör örgütü mensuplarının tutuklanmaması için hukuku çiğneyip, yargıyı yönlendiren pazarlıkları yapan, bu amaçla gizli müzakereler yürüten Bakan Atalay hakkında gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.''

Atalay'a gensoru önergesi

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti Meclis Grup toplantısında konuştu. Grup toplantısında CHP lideri Deniz Baykal'ı eleştiren Erdoğan, "Sayın Baykal, iktidar olabilmek için değil, partinin başında kalabilmek için mücadele ediyorsun. Niye bu kadar direniyorsun? Koltuk bu kadar tatlıymış. Artık sosyal demokratlar da senden memnun değil. Ama ben memnunum. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban " dedi.



AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da (Kıbrıs) kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek verdiğini bildirerek, ''Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta, ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmaya, Cuma günü yaşamını yitiren yazar Hamit Can''ın yakınlarına ve dostlarına baş sağlığı dileyerek başladı.



Antalya'da yaşanan sel feleketine de değinen Erdoğan, burada hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dileyerek, Antalyalılara da ''geçmiş olsun''dedi.



Yaraların sarılması için görevlilerin çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürdüğünü anlatan Erdoğan, Edirne'de de benzer bir sorun yaşandığına dikkati çekti. Hükümet olarak, bölgeye tüm imkanları seferber ettiklerini, gerekli uyarıları yaptıklarını bildiren Başbakan Erdoğan, alınan tedbirlerin hızlı şekilde hayata geçirildiğini söyledi. Erdoğan, Edirnelilere de geçmiş olsun dileğinde bulundu.



Başbakan Erdoğan, konuşmasında hafta sonu Katar'a yaptığı ziyaret hakkında da bilgi verdi. Burada ABD-İslam Forumu'na katıldığını hatırlatan Erdoğan, ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile bir görüşme yaptığını anlattı.



Katar Emiri ve Başbakanı ile de ikili görüşmeler yaptığını söyleyen Erdoğan, Türkiye ile Katar'ın, ortak bir coğrafyada bulunmalarının ötesinde ortak bir tarihi ve kültürü paylaştıklarını ifade ederek, ''Yıllar boyunca ikili ilişkilerin ciddi manada ihmal edildiği bu iki ülke arasında dönemimizde ciddi manada gelişmeler kaydedilmiştir'' dedi.



Ziyarete yaklaşık 150 işadamıyla birlikte katıldığını, 50 kadar iş adamının da Katar'da dahil olduğunu anlatan Erdoğan, 200 kadar işadamıyla Türkiye-Katar İş konseyi toplantısını da gerçekleştirdiklerini bildirdi.



İki ülke arasındaki Ticaret hacmi hakkında bilgi veren Erdoğan, 2002 sonunda Katar ile Türkiye'nin dış ticaret hacminin 24 milyon dolar seviyesinde olduğunu hatırlattı. Bu rakamın 2008 sonu itibarıyla 1,2 milyar dolara yükseldiğini kaydeden Erdoğan, 1'e 48'lik bir artışın söz konusu olduğunu söyledi.

Erdoğan, 2009 yılında küresel kriz nedeniyle ticaret hacminde düşüş yaşandığını ifade ederek, ''Bu çıtanın yükseldiği nokta artık bir bazdır''



dedi. Türk yatırımcıların Katar'da 8,5 milyar dolarlık bir iş hacmine sahip olduklarını anlatan Erdoğan, Türk işadamlarına Katar yönetiminin duyduğu güveni kendisinin de gördüğünü belirtti.

Ziyareti sırasında yeni anlaşmalar imzalandığını hatırlatan Erdoğan, bunlardan birisinin de 500 milyon dolarlık Gıda sözleşmesi olduğunu söyledi.



Erdoğan, Katar ile Türkiye arasında resmi vizelerin kaldırıldığına da dikkati çekti.



SANATÇILARLA BULUŞMA



Başbakan Erdoğan, bu hafta sonunda İstanbul'da bazı sanatçı dostlarıyla biraraya geleceklerini bildirerek, ''Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi çerçevesinde sanatçılarımızın değerli düşüncelerini, önerilerini alma fırsatımız olacak. Gruplar halinde bu buluşmaları bir süre daha devam ettireceğiz'' diye konuştu.



İstanbul'da hafta sonu TOKİ'nin açılışlarını yapacağını bildiren Erdoğan, Pazar akşamı İspanya'ya hareket edeceklerini söyledi. İşbirliği için başlattıkları adımlardan bir tanesini de İspanya ile yapacaklarını anlatan Erdoğan, ziyarete ilişkin bilgiler verdi.



Erdoğan, Türkiye-İspanya Zirvesinde önemli konuları İspanya Başbakanı Zapetero ile birlikte ele alacaklarını bildirerek, Sevilla kentinde de kendisine son derece önemli bir ödül verileceğini söyledi. Başbakan, Sevilla Nodo Vakfı'nın, bu yıl 6'ıncısı verilecek Nodo Ödülünü kendisine verme kararını aldığını anımsatarak, ''Bu ödülü de ülkem ve milletim adına büyük bir onurla teslim alacağım''diye konuştu.



KIBRIS



Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulunan Erdoğan, müzakerelerin devam ettiğine dikkati çekerek şunları söyledi:



''Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek veriyor. Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur. Rum tarafının, liderler açıklamasındaki mutabakatın gereğini yerine getirmesi halinde, bu hedefe ulaşılması hiç de zor olmayacaktır. Ve bu hedefe aslında çok yaklaşılmış durumda. Rum tarafının bu çabaların kıymetini bilmesi ve KKTC liderliğinin çabalarına karşılık vermesini bekliyoruz.



Kıbrıs Rum yönetiminin yapıcı bir tutum benimsemeye teşvik edilmesi hususunda, ilgili tüm tarafları sorumluluklarını üstlenmeye davet ediyoruz. Önemli olan, garantör ülkelerin İngiltere gibi, Türkiye, Yunanistan hep birlikte bu konuda Güney Kıbrıs'ı teşvik etmesi... Biz Kuzey'i teşvik ediyoruz. İngiltere ve Yunanistan'ın Güney'i özellikle teşvik etmesinde büyük faydalar mülahaza ediyoruz. Zaman zaman bundan önce de olmuştu; Güney'in liderleri, 'Türkiye bizimle niçin masaya oturmuyor?' gibi ifadeler kullanmıştır. Biz de kendilerine hep şunu söyledik:'Şu noktada bizim muhatabımız siz değilsiniz. Eğer böyle bir görüşme yapılacaksa bunu gelin dörtlü olarak yapalım. İsterseniz beşli yapalım. 'Dörtlü ile kastım, Yunanistan, Türkiye ve Kuzey, Güney. Bu onları çok rahatsız ediyor. 'Biz Kuzeyle niçin toplanacağız' veya 'Kuzey bizim bu konuda muhatabımız değil' ifadesini de onlar kullanıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki; '41 görüşme yaptınız ve bu 41 görüşmede muhatap oldunuz da şimdi ne oluyor da muhatap olmuyorsunuz?' bunu söylüyoruz. Bu süreçte yine kendilerine bu hatırlatmaları yaptık. Şu anda İngiltere'de bu noktaya gelmiş vaziyette. 'Beşli olarak bu toplantıları yapabilir miyiz' diye bize soruyorlar. Biz de bu noktada rahatız yaparız.''



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Baykal'ın ''Habur Sınır Kapısındaki yargılamalar hakkındaki birtakım hezeyanlara tutunduğunu'' ifade etti.

''İftiralardan yola çıkarak Gensoru önergesi vereceklerini'' ifade ettiklerini anımsatan Başbakan Erdoğan, ''Affınıza sığınırım; Gensoru da artık bu ülkede yalama oldu'' dedi. Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bir netice alamayacaklarını bildikleri halde iki de bir gensoru. Diyarbakır Valiliğinin, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru üzerine Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir. Halkımızı yanıltmayalım, aldatmayalım, dürüst, samimi olalım. Ama Sayın Baykal'a yakışır, önemli değil. Ergenekon davasının Silivri'de görülmesi, Abdullah Öcalan davasının İmralı'da görülmesi bunun çok açık, net örnekleridir. Niçin İmralı'da görüldü? Orada adalet sarayı mı var? Demek ki bunun gerekçeleri var, olabiliyor. Sayın Baykal'ın ifade ettiği sözler tamamen uydurmadır, tamamen yalandır.



Devamlı dinlendiklerini söylüyorlar. Demek ki Ahmet Türk ile Atalay görüşürken onlar da derin dinleme aletleriyle içeriyi dinliyorlardı. Ne konuştuklarını dinliyorlardı. Sayın Türk diyor ki 'Biz böyle bir şey yapmadık, konuşmadık, aramızda böyle bir şey geçmedi.' Sayın Atalay aynı şekilde 'böyle bir şey yok, böyle bir şey aramızda geçmedi' diyor. Ama diyor ki 'evet, orada bunlar konuşuldu.' Dün, İçişleri Bakanımızı bu konuyla ilgili açıklamasını yaptı. Ahmet Türk, o da yaptı. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı gerekli açıklamaları çok sert yaptı. Bu iddiaların gerçek dışı olduğunu açıkladılar. AK Parti iktidara geldiği ilk günden itibaren, demokratik bir devletin kendinden menkul bir meşruiyete sahip olamayacağını, meşruiyetin kaynağının da millet olduğunun altını çizerek kalın çizgilerle ifade etmiştir.'' AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefete, ''Terörü bitirmek için reçeteniz nedir?'' diye sorduğunu, ancak adres gösterdikleri bölgesel kalkınma projelerinin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları olmadığını söyledi.



Erdoğan, ''Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz, oraların tozunu yutacaksınız. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmektir, kavga çıkartmaktır'' dedi.



Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, GAP, DAP ve KOP başta olmak üzere bölgesel kalkınma projelerine yeni bir vizyon ve anlayışla cansuyu verdiklerini, Mayıs 2008'den itibaren yeni eylem planı ile bu projeleri hızlandırdıklarını anlattı.



Eylem Planının uygulamaya başlandığı andan itibaren projelerde çok ciddi bir ilerleme kaydedildiğini ve çalışmaların son sürat devam ettiğini, kısa süre içinde alınan mesafeyi, yapılan yatırımları görünce mutlu olmamak ve duygulanmamamın mümkün olmadığını kaydeden Erdoğan, bu projelerde yapılanların bir kaçını paylaşmak istediğini dile getirdi.



''Türkiye'de neler oluyor, neler değişiyor? Tabii, Ankara'nın dışına çıkmazsanız bunu takip etmeniz, görmeniz, bilmeniz mümkün değil'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''DAP kapsamında bölgesel kalkınmaya ivme kazandıracak nitelikte sulama ve karayolu projelerini hızlandırdık. Yeni havaalanları, terminal binalarının tamamlanmasına, yeni kurulanlar başta olmak üzere üniversitelerin altyapı ve insan gücünün geliştirilmesine, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin oluşturulmasına yönelik projelere önemli miktarda kaynak tahsis ediyoruz. DAP için 2008-2010 döneminde 3,7 milyar lira tahsisat yapıldı. 2010 yılında bu bölgeye yapılan tahsisata yüzde 46'lık artış sağlandı. Konya kapalı havzasında, yıllar yılı konuşulur ama kimse adım atmazdı, biz bu adımı attık. Bu havzada toplam 703 bin hektar alanın, toplamda 429 bin hektarı sulamaya açılmış oldu. Önümüzdeki dönemde Bağbaşı Barajı, Mavi Tünel tamamlanarak sistemde 414 milyon metreküp su depolanacak ve 17 kilometrelik tünelle havzaya su aktarılacak.''



Erdoğan, 2008 yılı başında GAP yatırımları için 1 milyar 63 milyon, 2009 yılında 2,7 milyar ve 2010 yılında da 3,1 milyar lira tahsis ettiklerini belirterek, Eylem Planı dışında yürütülen yatırımlarla birlikte bu tutarın, 2010 yılında 3,3 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Erdoğan, bölgede GAP kapsamında 25 anaokulu, 3 bin 264 derslikli 136 ilköğretim okulu, 4 bin 500 öğrenci kapasiteli 16 ortaöğretim pansiyonu, 816 derslikli 35 genel ortaöğretim okulu, 408 derslikli 22 mesleki ve teknik Eğitim okulu inşaatının şu anda devam ettiğine işaret ederek, şöyle konuştu:



''Toplamda baktığımız zaman 4 bin 613 dersliğin yapımını sürdürüyoruz. Bölge üniversitelerinde 2009 yılında yaklaşık 4 bin 300 öğrencilik ilave kapasite oluşturduk. Mevcut inşaatların tamamlanmasıyla yaklaşık 15 bin öğrencilik ilave kapasite daha kazandırıyoruz. Harran Üniversitesine ait 600 yataklı, Dicle üniversitesinin 150 yataklı, Adıyaman Üniversitesinin 200 yataklı hastane inşaatları devam ediyor. Sağlık Bakanlığına ait 3 bin 240 yatak kapasiteli 24 hastane, 31 sağlık ocağıyla, attığımız adımlarla gerçekten bölgede sağlık noktasında bir destinasyon oluşuyor. 130 ünite kapasiteli ağız ve diş sağlığı merkezleri inşaatı da sürüyor.



Proje kapsamındaki en hayati yatırım alanını sulamadır. Bölgedeki 1 milyon 820 bin hektarlık nihai sulama hedefinin, 2013 yılına geldiğimizde 1 milyon 60 bin hektarlık kısmının tamamlanmasını planlıyoruz. 2009 yılı sonu itibariyle yaklaşık 300 bin hektar alan sulamaya açılmıştır. Bölgede arazi toplulaştırma projesine hız verdik. GAP bölgesinde 952 milyon liraya mal olması beklenen bu projeyle 2,1 milyon hektarlık alanda arazi toplulaştırması gerçekleştirilecek. Ülkemizde bugüne kadar yapılan toplam toplulaştırmanın yaklaşık 1 milyon hektar olduğu düşünüldüğünde ne kadar büyük hamle yaptığımız daha iyi anlaşılacaktır. İşte bütün bunlarla birlikte gerçekten Türkiye, tarımda aklınıza ne gelirse, bütün hububat vesaire ne gelirse, bu alanda artık sürekli ihracata girebilecek bir ülke konumuna geliyor.''



''DENİZE NAZIR HASANKEYF...''



Erdoğan, enerji alanında iki önemli Proje yürütüldüğünü, bu kapsamda yılda 3,8 milyar kilovat saat elektrik üretimi gerçekleştirilecek olan Ilısu Barajı ve hidroelektrik santrali projesine konsorsiyum tarafından ilave ticari kredi temin edildiğini ve baraj inşaatına hızla devam edildiğini söyledi.

Bunun bir çok özelliği olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:



''Aslında bu projemiz çok provoke edildi. Bunu Güneydoğulu kardeşlerim çok iyi bilir. Özellikle, Mardin, Batman, o bölgedeki kardeşlerim çok iyi bilir. 'Hasankeyf gidiyor, sular altında kalacak, şöyle olacak, böyle olacak.' Her türlü yalan söylendi. Aslında bu proje, Hasankeyfi kurtarma projesidir de aynı zamanda. Çünkü, biz şimdi yeni bir Hasankeyf kuruyoruz. Artık hangi dünyada yaşıyoruz? Tarihi eserlerin bir yerden alınıp bir yere taşınması, artık problem olmaktan çıktı. Bütün kodlamaları yapmak suretiyle bunları bir yerden alıp bir başka yere aynı bölgede taşımak mümkün. Bu da yapılırken, güçlendirme vesaire de yapılıyor, aslına sadık kalmak suretiyle. Bunun yanında Hasankeyf ilçesi şimdi denize nazır bir ilçe haine geliyor. Çünkü, TOKİ olarak projelere hazır hale geldi ve Hasankeyf ilçesinde yine orada çok daha farklı bir yere çekmek suretiyle orada da her şeyiyle gayet güzel, farklı bir Hasankeyf'i orada meydana getiriyoruz. Ama yerli, yerel mimariyle getiriyoruz. Buna dikkat ediyoruz. Böylece denize nazır bir Hasankeyf ilçesi meydana gelmiş olacak. Şu anda yoğun şekilde bu çalışma devam ediyor.''



''HER İL, İLÇE VE KÖY ŞANTİYEYE DÖNÜŞTÜ''



Erdoğan, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan kültür ve sanata, sulamadan enerjiye kadar her alanda bölgede hummalı bir faaliyetin devam ettiğini ifade ederek, GAP, DAP ve KOP ile bölgelerin çehresinin ciddi manada değiştiğini, geleceklerinin bugünden şekillendirildiğini söyledi.

AK Parti iktidarı döneminde Türkiye'nin her il, ilçe ve köylerinin bir şantiyeye dönüştüğünü belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Edirne'den yola çıkın Hakkari'ye kadar, Muğla'dan yola çıkın Iğdır'a kadar yol boyunca Okul, hastane, TOKİ evleri, adalet sarayları, üniversiteler, kültür merkezleri ve yurtlar, altyapı çalışmaları göreceksiniz. Büyük yol projelerinin, enerji hattı projelerinin Türkiye'yi bir uçtan bir uca kapladığına şahit olacaksınız. Rüzgar enerjilerinin Türkiye'de nasıl çalışmaya başladığını göreceksiniz. Bunlar yeni mi icat oldu? Evet bunlar AK Parti iktidarı ile Türkiye'ye geldi. KÖYDES ve BELDES, AK Parti iktidarından önce var mıydı? Yoktu ama AK Parti iktidarıyla gündeme geldi. Şimdi artık yolu olmayan köyler yola kavuştu. Hala devam ediyor çalışmalarımız. Elektrik, su aynı şekilde. BELDES ile aynı çalışmalar devam ediyor. Kamu yatırımlarının tamamlanma süresi 2001 yılında 9,5 yıldı, bugün bu süreyi biz 4,5 yıla kadar düşürdük. Bakınız nereden nereye...''



Erdoğan, grup salonunda ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' diye slogan atanlara, ''Bizler sizlerle gurur duyuyoruz'' karşılığını verdi.



''SİZ ORALARA HİÇ GİTTİNİZ Mİ?''



Türkiye'nin dört bir yanındaki büyük, küçük her projeyi önemsediğini, zaman zaman telefonla ilgili vali, kaymakam, hatta muhtarı arayarak projelerin ne aşamada olduğunu sorduğunu belirten Erdoğan, ''Zaman zaman muhalefet partileri çıkıyor, 'GAP'a kazma vurulmadı, GAP'ta hiçbir şey yapılmadı, yapılmıyor' diye iddialarda, ithamlarda bulunuyor. Muhalefete soruyorum, siz oralara hiç gittiniz mi, gitme nezaketinde bulundunuz mu? Oralardan yolunuz hiç geçiyor mu?'' diye sordu.



Bir grup izleyici ''Kıskananlar çatlasın'' diye bağırırken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Soruyorum muhalefete, terörü bitirmek için reçeteniz nedir diye... Bölgesel kalkınma projelerini adres olarak gösteriyorlar ama o projelerin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları yok. Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz. Oraların tozunu yutacaksınız. Oralardaki çiftçi kardeşlerimle hemhal olacaksınız. Giderseniz eğer oralarda sizi 17 bin kilometreye ulaşmış yollar, okullar, hastaneler, üniversiteler, yeni yapılmış konutlar karşılayacak. Ama oraya gitmeniz lazım. Sulama kanallarını, göletleri, barajları göreceksiniz, o toprakların nasıl bir bereket fışkıran zemin haline geldiğini göreceksiniz. O bereketle birlikte şimdi nasıl bir umudun yeşerdiğini, umudun o toprakları nasıl kuşattığını, o toprakların insanlarını nasıl sarıp sarmaladığını göreceksiniz. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmek ve kavga çıkartmaktır.'' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de yasama, yürütme ve yargının, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getirdiğini belirterek, ''Kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Silivri'deki mahkeme yolunu arşınlayanlar, çetelerin gönüllü avukatlığını üstlenenler, Ankara'nın doğusuna geçip oralarda nelerin yaşandığını ve nelerin yapıldığını görmezler ve göremezler'' diye konuştu.



CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın partisinin il kongresinde bir kez daha anket konusunu gündeme getirdiğini anımsatan Erdoğan, ''Sayın Baykal, bizim oy oranımız sizi niye bu kadar meşgul ediyor? Niye bu kadar rahatsız oluyorsun? Çok mu yükseldi oylarımız yoksa?'' diye sordu.



''Oranımızın anketlerde nasıl çıktığını sen bize bırak. Biz onları çok yakından takip ediyoruz. Hamdolsun milletimizin teveccühünün her geçen gün arttığını da memnuniyetle müşahede ediyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Ama anketler senin, partin, tavırların, politikaların hakkında ne söylüyor, sen çık onu anlat. Sayın Baykal sen iktidar olmak için değil, partinin başında kalabilmek için gayret sarfediyorsun. 'Çekilip gitmekten' bahsediyorsun. Biz, bunu zaten her zaman söylüyoruz. Milletimiz bizim hakkımızda ne karar verirse biz 'başımız, gözümüz üstüne' diyoruz. Ama sen kendin için acaba ne diyorsun? Bak şu anda sosyal demokratlar senin değerlendirmeni yapıyorlar. Ne diyorlar? 'dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir siyasi parti, sosyal demokratlarda, bir seçime girdi kazanamadı, ikincisine girdi kazanamadı, onun lideri başında durmaz.' Sen niye bu kadar direniyorsun, bu koltuk ne kadar tatlıymış. Almanya'dan, İngiltere'den örnekler veriyorlar. Şu anda Tony Blair isteseydi hala başbakan olarak görevine devam edebilirdi ama oylarının düştüğünü görünce kendisi çekildi ve arkadaşına bıraktı. Aynı şekilde Schröder seçimi ikinci olarak bitirdi hemen çekiliverdi. Sen niye bu kadar diretiyorsun, bırak. Bak artık senden sosyal demokratlar da memnun değil, 'çakıldın kaldın' diyorlar. Bunu ben değil, sosyal demokratlar, kendi partinden eski arkadaşların söylüyor. Ama ben tabii memnunum bundan. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban.

Psikoloji biliminde sayın Baykal'ın bu yaklaşımına 'yansıtma' derler. Bu, bir savunma mekanizmasıdır. Kişi kendisindeki olumsuz durumları başkasına yakıştırır. Yalnız, Sayın Baykal'a bir tavsiyem var; yansıtmanın ileri derecesi düşünce sapmasıdır ki bu taşkınlıktır. En tehlikesi de halüsinasyondur. Yani kendini darı ambarında görmeye başlamaktır. Umarım Sayın Baykal, en kısa zamanda Türkiye'nin gerçek gündemine döner ve bizim oy oranlarımızı bırakıp kendi oy oranlarıyla ilgilenmeye başlar. Ben bunun kendi ruh sağlığı için de partisi için de son derece faydalı olacağına inanıyorum. Kendisini yenileyemeyen, dönüşümünü gerçekleştiremeyen, kendi durumunu idrak edemeyen, kendi durumu noktasında gerçekten bir değerlendirme yapamayan parti, nasıl Türkiye'yi dönüştürsün? Nasıl Türkiye'nin durumunu doğru anlayabilsin? Kendi sorunlarını çözemeyen bir hareket, Türkiye'nin sorunlarını nasıl çözebilir? Kendi toplumundan kopan, kendi insanının değerlerine yabancılaşan bir parti, devlet-millet kaynaşmasını nasıl sağlayabilir?''



''TEFRİKA OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR''



Baykal ve arkadaşlarının her fırsatta çıkıp, ''kurumlararası kavgadan, çatışmadan, uyumsuzluktan'' bahsettiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Sabah çıkıyor tahriklerle kurumlar asındaki güveni sarsmaya çalışıyor. Akşam çıkıyor 'kurumlararasında kavga var' diyor'' dedi.



Baykal'ın ''polisin, yargının, askerin içine fitne sokmaya, Hükümetin güdümünde göstererek, bu kurumların içinde tefrika oluşturmaya çalıştığını'' belirten Başbakan Erdoğan, ''Bir bakıyorsunuz kurumların yıpratılmamasından bahsediyor. Askeri, polisi, yargıyı hükümet yanlısı-hükümet karşıtı gibi konumlandırmaya çalışmak, kurumların güvenilirliğini sarsmak, itibarını zedelemek açıkça fitne çıkarmak değil midir? Kurumlarımızı bölünmüş, parçalanmış gibi göstermek, bu kurumlara zarar vermek, bu kurumların saygınlığını zedelemek değil midir? Sayın Baykal hizipçilikte mahir olduğu için her kurum içinde hizipler oluştuğu iddiasıyla 'nasıl bölünme meydana getiririm, bu kurumları Hükümetin üzerine nasıl gönderirim' diye hesap yapıyor. Bu çabalar beyhudedir'' diye konuştu.



Devletin bir ve bütün olarak Anayasal görevlerini yerine getirdiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Sizin dönemlerinizde böyle ayrışmalar, gruplaşmalar olmuş olabilir. Kurumların siyasallaşması sonucu hizipler ön plana çıkmış olabilir. Lütfen AK Partiyi kendinizle karıştırmayın. Geçmişteki yanlışlarınız faturasını bu millet çok ağır ödedi. Türkiye'de yasama, yürütme ve yargı, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getiriyor. Aynı şekilde kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor. Yargının aldığı her kararı biz de memnuniyetle karşılamıyoruz. Ülkenin, milletin menfaatine ters sonuçlar ortaya çıkabildiğini görüyoruz ama yargının kararlarına karşı çıkıp 'AK Parti düşmanlığı yapıyorlar, hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar' demiyoruz. Beğenmediğimiz her yargı işlemine karşı yargıyı belli grupların hakimiyetine girmekle, karanlık emellerin peşinde koşmakla suçlarsak, bunun vereceği zararları nasıl telafi edebiliriz? Hukuk sistemine inanmazsak, biz güvenmezsek başkalarının inanmasını, güvenmesini bekleyemeyiz. Elbette her kurum kendisini yenilemeli, evrensel normlara, çağdaş ölçülere adapte etmelidir. Milletini iradesini, ülkenin selametini düşünmelidir. Ama kurumlara duyulan güveni sarsmak kendi bindiğiniz dalı kesmek anlamına gelir.''



7,5 yılda demokrasiyi güçlendirerek, erkler ayrımını da sağlıklı bir zemine kavuşturma noktasında büyük gayret sarf ettiklerini ifade eden Erdoğan, buna rağmen her fırsatta kurumları hedef almak, kurumları yıpratmaya çalışmak, kurumları birbiriyle çatıştırma gayretine girmek, kurumlar arasında ikilik oluşturmaya çabalamanın, ''muhalefetin değişmez politikası'' haline geldiğini kaydetti.

Baykal'ın işine gelen yargı kararları karşısında ''şeriatın kestiği parmak acımaz'' dediğini, işine gelmeyen yargı tasarrufları karşısında ''hükümeti yargıya müdahaleyle suçladığını'' söyleyen Erdoğan, şunları ifade etti:



''Yandaş yargı oluşturmak gibi ağır ithamlarda bulunuyor. Hükümet, hangi adımı atsa hemen Anayasa Mahkemesinin kapısına koşuyor. Bunu öyle bir alışkanlık haline getirdiler ki yasamanın yetki ve fonksiyonlarını etkisiz hale getirmek, anlamsız hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Peki o zaman milli egemenlik, demokratik irade nasıl tecelli edecek, ne anlam ifade edecek? Siz yasama ve yürütmeyi yargı üzerinden etkisiz hale getirmeye çalışırsanız, o zaman Mecliste sayın Başkanın arkasında 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' ifadesinin ne anlamı kalacak? Sürekli kriz çıkarmayı, engel olmayı muhalefet sanırsanız şu ülkede demokrasi nasıl hayata geçer, millet iradesi nasıl hayata geçer? Yargı sizin istediğiniz gibi karar verirken yargıyı yüceltir, farklı kararlarda yargıyı AK Partili olmakla suçlarsanız size kim inanır?''



AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'nin cumhuriyetçilikle yakından uzaktan alakası olmadığını belirterek, CHP'ye; bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmesi çağrısında bulundu.



MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlığın, siyasetin seviye kaybetmesine neden olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Bundan sonra fevkalade bir durum olmadıkça ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım'' dedi.



Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, devlet-millet ilişkilerinin evrensel demokratik ölçüler çerçevesinde yeniden inşa edilmesi gerektiğini her zeminde savunduklarını söyledi.



Erdoğan, 7,5 yılda bu yönde ciddi mesafe kat ederek devlet-millet ilişkilerini demokratik evrensel normlar esasında yeniden tanımlayan düzenlemelere imza attıklarını belirterek, ''Türkiye'de, demokrasinin gelişiminin önüne zihni duvarlar örenler, cumhuriyeti dillerinden düşürmeyip onun temeli olan vatandaşlık kavramını hiçe sayanlar, cumhuriyetin eşitlik ilkesini bizden olanlar ve olmayanlar ayırımıyla bir imtiyaza dönüştürmeye çalışanlar, bugün kendi ürettikleri hayati senaryolar düzeninden AK Parti'yi açığa düşürmeye çalışıyorlar'' dedi.



CHP'nin cemazievvelini çok iyi bildiklerini belirten Erdoğan, tarihin bunun açık şahidi olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:



''İktidarı döneminde halkının iradesine saygı duymadan, kendi il başkanını o ile vali tayin edebilen bir anlayıştır bu CHP zihniyeti. Tarih, buna şahit, bunları yaptınız. Ama tabi yeni kuşaklar bunu bilmiyor. Kendinizi demokrat, cumhuriyetçi... Ne cumhuriyeti ya, sizin cumhuriyetçilikle yakından, uzaktan alakanız yok. Sadece tabelanızda var. Cumhuriyet, halkın ta kendisidir, halkın iradesinin kurumsallaşmasıdır, siz de bu yok. Türkiye'de Siyaset içi ve dışı aktörlerin kafasındaki devlet ve siyaset tasavvuru, dost ve düşman ayırımına dayanan bir tasavvurdur. Bu anlayışa göre, milletin belli unsurları düşman iken, belli unsurları da dost. Vatandaşlık, hak ve hukukla mukayyetken; vatandaşlığa, ideolojik konuma göre anlam kazandırmaya çalışanlar, büyük bir yanlış yaparlar. Yurttaş, vatandaş olmak, belli bir ideolojiye yakın veya uzak olmakla değer kazanmaz. Bir ülkede yaşayan her insan, herkese tanınan hak ve hukuka sahiptir. Kafa yapısına, etnik özelliğine, mezhebine göre imtiyaz sahibi olmaz. Öz veya üvey ayrımına tabi tutulamaz. Suçlular bile vatandaştır. Temel yurttaşlık haklarına sahiptir. Bir insanın suçlu olması, onun düşman kategorisine yerleştirilmesine izin vermez. Vatandaşını makbul olan, makbul olmayan diye ayırıma tabi tutmak hiç kimsenin görevi de değildir, haddi de değildir.



Kişilerin hukuka uygun olan ya da olmayan eylemleri olabilir. Bunu da değerlendirebilecek olan hukuk sistemidir. Bu tasavvurun siyasetteki son temsilcisi, CHP'dir. 1940'lı yılların otoriter devlet telakkisiyle yoğrulan CHP için demokrasi sadece zaman zaman hatırlanan, zaman zaman faydalı görülen bir araçtır. CHP, sahici bir demokratikleşme sürecini, eşitlik ve özgürlüğü sağlayacak bir gelişme olarak değil, imtiyaz ve vesayet sistemini yerle bir edecek bir tehlike olarak görür. Bugün aynı şekilde çıkıp kurumları ve yargıyı; sizinkiler, bizimkiler, yandaş, yandaş olmayan diye ayırmak da işte bu zihniyetin uzantısıdır. CHP, iddia ettikleri gibi samimi bir değişimin içine giriyorsa, öncelikle bu bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmelidir. İkbalini vesayetçi rejimlerde arayan siyaset tarzını derhal terketmelidir. CHP için, Türkiye için, demokrasimiz için hayırlı olacak tavır budur. CHP, oynadığı bu tehlikeli oyuna bir an önce son vermelidir. Cumhuriyetin kurumları arasında böyle bir ayrışma, böyle bir kutuplaşma olduğu izlenimi uyandırmak, kurumları birbirine düşürmeye çalışmak çok büyük bir yanlıştır.''



''SİYASETİN DİLİ VE ÜSLUBU''



Başbakan Erdoğan, siyasetin son günlerdeki dili ve üslubunun gündeme yoğun bir şekilde girdiğini ve tartışıldığını söyledi.



Partilerini kurdukları andan itibaren siyasete yeni bir üslup ve dil kazandırdıklarını belirten Erdoğan, yapıcı olmaya, gönül diliyle konuşmaya çalıştıklarını, söz üretmekten çok iş üretmeyi dert edindiklerini, 'biz değil eserlerimiz konuşsun, yaptıklarımız konuşsun' istediklerini kaydetti. Erdoğan, her zaman yaptıklarıyla, hedefleriyle milletin huzuruna çıktıklarını belirtti.



Başbakan Erdoğan, tüm bu süreçte şahsına, partisine ve Hükümete yönelik son derece ağır ve haksız iftira ve ithamlar karşısında da susmadıklarını bildirdi. Muhalefetin seviyesiz ve kırıcı üslubu karşısında seviyeli bir üslupla gerekeni söylemekten kaçınmadıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Geçen hafta partilerin grup konuşmalarındaki hakaretlere, tahriklere aşağılamalara bakınca bu üslubun Türk siyasetine yakışmadığını, siyaseti de yanlış bir mecraya doğru sürüklediğini düşünüyorum. Çünkü, demokrasinin temeli diyalogtur, uzlaşıdır. Böyle kin ve nefret kokan bir üslupla, ne diyalog olabilir ne uzlaşı sağlanabilir. Konuşamayan, tartışamayan sadece suçlayan, hakaret eden bir üslupla aynı masaya gelip oturamayan bir anlayışla demokrasiyi de geliştiremeyiz siyasetin itibarını da yükseltemeyiz. Milletimiz bu seviye kaybından son derece rahatsızdır. Özellikle bazı konular gündeme geldiğinde bakıyorsunuz, çok farklı bir üslup ortaya çıkıyor. MHP liderinin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlık, siyasetin seviye kaybetmesine sebep oluyor. Siyasi tarihimizde bu kadar hakaret cümlesi, bu kadar tahkir kelimesi, küfür, bu kadar aşağılama ifadesi yer alan başkaca bir konuşma olduğunu sanmıyorum. Adeta bir küfür ve hakaret antolojisi oluşturuluyor. Türkçe argo sözlüğü didik didik edilmiş ve o sözlükteki her kelime bir cümle içinde kullanılmış. Sayın Bahçeli'nin bu üslubu, siyaset tarihine en çirkin üslup olarak geçecektir, eminim ki hiç bir zaman hatırlanmak istenmeyecektir.''

Başbakan Erdoğan, daha önce bir kaç kez, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuşurken, çocukların televizyondan uzak tutulması gerektiğini söylediğini ifade ederek, bu tavsiyesini Bahçeli'yi tahrik etmek için söylemediğini, çocuklar adına gerçekten kaygı duyduğu için söylediğini bildirdi. Erdoğan, ''Çünkü bu ifadeler sağlıksız bir siyasi zihniyeti, problemli ruh halini gösteriyor'' diye konuştu.



''KENDİ YANLIŞLIKLARIYLA BAŞBAŞA BIRAKIYORUM''



MHP'ye yakın olan vatandaşların, bu üslubu tasdik etmediklerini bildiğini, bu üsluptan hicap duyduklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:



''Bu ve buna benzer hakaretler kime yapılıyor? Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına, Hükümetine yapılıyor. Yüzde 47 oy olarak, her iki kişiden birinin oyunu alarak Meclise gelen bir siyasi partiye yapılıyor. Düşüncenin bittiği yerde, hakaret başlar. Mantığın tükendiği yerde şiddet başlar. Diyor ya bir metreden daha yakın olmayacaksınız. Ama bizim sıralarımıza gelebilirsiniz, bizim kapılarımız açık. Bizim kapımız gönül kapısıdır gel. Ne olursan ol yine gel. Fakat ertesi gün arkadaşlarım ziyaret ettiler. Bir metre filan uygulanmadı. Millete söyleyecek sözü olmayanlar hakaret sözcüklerinin arkasına saklanır. Sağduyuyu, erdemi, fazileti yitirenler tahkir etmeye, hakaret etmeye başlarlar. İşte bu sağduyunun, sözün ağırlığını ve anlamını kaybettiği ciddi bir heyezan halidir. Bu psikolojinin dayandığı zihniyet; siyasi rakibini düşman olarak gören, siyasi rekabeti savaşmak olarak algılayan bir siyasi düşünceye dayanmaktadır. Bu siyaset tarzının, üslubunun bütün dünyada demokrasi dışı görülmesi, işte bu saldırganlığındandır. Tahammül etmek, tolere etmek, anlayışla karşılamak, sağduyu ile aklı selimle hareket etmek bizim medeniyetimizin gereğidir. Bu ülkenin Hükümetini, 9. haçlı seferi yapmakla itham edecek kadar ölçüsünü, dengesini kaybetmiş olmak, bizim medeniyet değerlerimizden kopmuş olmanın, milletin değerlerinden uzaklaşmış olmanın bir göstergesidir. Bunu sen, yüzde 47 oy almış bir siyasi partiye nasıl söylersin? Hangi hakla ve gerekçeyle söyleyebilirsin? Her türlü hakareti yapanları, ölçüsüzlüğü yapanları ben kendi yanlışlıklarıyla başbaşa bırakıyorum. Bizi kendi seviyelerine, üsluplarına çekeceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Seviyeli ve bütünleştirici bir üslupla konuşmaya devam edeceğiz.



Biz Yunus Emre'nin, o arı duru, o saf, o süt gibi temiz diliyle konuşacak ve diyeceğiz ki; 'sözü bilen kişinin yüzünü ak ede bir söz, sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz, kişi bile söz zemini, demeye sözün kemini, bu cihan cehennemini 8 cennet ede bir söz'. Bizim farkımız üslubumuzdur, seciyeli, ahlaklı nişanımızdır. Bizim farkımız eserlerimizdir, hizmetlerimizdir, biz bu farkı muhafaza edeceğiz. Onlar iftira atacak, biz onlara değil, milletimize konuşarak cevabını vereceğiz. Onlar itham edecek biz milletimizi muhatap alacağız. Bundan sonra da fevkalade bir durum olmadıktan sonra ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım.''



EYLEMLER



Başbakan Erdoğan, konuşmasında, dün bazı illerde yaşanan provokatif eylemlere de değindi.

Dünyada demokratik mücadelenin yöntemi ve üslubunun belli olduğunu belirten Erdoğan, taş ve molotof atmanın, camları kırmanın, esnafı tehdit ederek kepenk kapattırmanın, demokratik bir mücadele yöntemi olmadığını söyledi.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sokakları savaş alanına çevirerek, güvenlik duygusunu tahrip etmeye, devlete olan güveni sarsmaya çalışmanın ancak terör ve şiddeti yöntem olan seçenlerin bir tarzı olabileceğini kaydetti. İllegal gösterilerde çocukları kullanmak, küçücük çocukları karanlık emellere alet etmenin büyük bir vicdansızlık ve sorumsuzluk olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Çocuk masumiyeti hiç bir mücadeleye alet edilemez, hiç bir siyasi çekişmeye kurban edilemez'' dedi.



Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:



''Bu masumları sokak çatışmalarının içine atmak, ellerine taş verip sağa sola saldırtmak hangi vicdana sığar? Eline molotof kokteylini tutuşturmak suretiyle toplu taşım araçlarına bunları fırlatmak, Serap gibi yavrularımızın ölümüne sebep olmak hangi vicdana sığar? Bu ancak insaniyetten nasibini alamamış, yüreği taş tutmuş kişilerin yapabileceği bir alçaklıktır. Aylardır çocukların yargılanmalarında adalet istediğini söyleyen sivil toplum kuruluşları, aydınlar, yazarlar niçin bu duruma tepki göstermiyorlar? Bu yavrularımızın, birilerinin siyasi hesaplarına kurban edilmelerini, istismar edilmelerini de istemiyoruz. Veliler çocuklarına sahip çıksınlar. 'Suç işleyen çocuklar' deniyor, ama biz öyle demiyoruz; 'suça itilen çocuklar' diyoruz. Bunları suça itenler var.''



Başbakan Erdoğan'a, konuşmasının ardından Yeditepe Üniversitesinden gelen bir öğrenci grubu çiçek ve plaket sundu.

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"