Showing posts with label Askeri. Show all posts
Showing posts with label Askeri. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

ABD savaş gemileri Hong Kong da

Washington'ın Tayvan'a silah satışı ve Tibet'in ruhani lideri Dalay Lama'yı yarın Beyaz Saray'da kabul etmeyi planlamasıyla ABD ile ilişkileri gerilen Çin'in, Amerikan savaş gemilerinin Hong Kong'a uğramasına izin vermesi, ilişkilerde yumuşama işareti olabileceği şeklinde yorumlandı.



Pekin, yaklaşık iki hafta önce, Washington'ın Tayvan'a silah satışı nedeniyle ABD ile Askeri temasları askıya alacağını açıklamıştı.



USS Nimitz gemisinden yetkililer, 5 bin denizcinin bulunduğu gemilerinin, Afganistan'da savaşan Amerikan askerlerine hava desteği için Umman Denizi'nde 5 ay kaldıktan sonra geldikleri Hong Kong sularında 4 gün demirleyeceklerini bildirdi.



Bazı siyasi uzmanlar, Pekin'in, Amerikan savaş gemilerinin Hong Kong'da limana uğramasına izin vermesini, küresel Ekonomi ve diğer konulardaki işbirliklerine zarar vermemek için iki ülke ilişkilerinin daha fazla bozulmasını istemediği şeklinde değerlendirdi.



Vietnam Savaşı günlerinden itibaren, İngiliz sömürgesi sırasında, restoranları, barları ve dükkanlarıyla Amerikan denizcileri için favori bir uğrak yeri olan Hong Kong, 1997'de Çin yönetimine geçmesinden sonra yine Amerikan gemilerine ev sahipliği yapmayı sürdürdü. Ancak 2007'de Çin, bir Amerikan donanma gemisinin Hong Kong'a uğramasını son dakikada reddetmişti. Bazı uzmanlar, bunun nedeni olarak ABD'nin kısa süre önce Dalay Lama'ya ülkenin en büyük onur ödüllerinden Amerikan Kongresi Altın Madalyasını vermesini göstermişti.
ABD savaş gemileri Hong Kong'da

"Anayasaya aykırı"

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, HSYK'nın, Erzurum özel yetkili savcılarla ilgili verdiği kararla, yargı görevi yapanları etkilediğini belirterek, ''Böyle bir karardan sonra bütün tayin ve terfisi, meslekten uzaklaştırılması HSYK kararına bağlı olan hangi savcı ve hakim, hangi cesaretle, neye dayanarak bu soruşturmayı yürütecek, kovuşturma olduğunda karar oluşturacak?'' dedi.



Bozdağ, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması ve daha sonra HSYK'nın Erzurum'daki özel yetkili savcıların yetkisini kaldırmasıyla ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hukuk devleti adına üzgün olduğunu belirten Bozdağ, ''Çünkü bugün hukuk devleti ilkesini en üst seviyede korumakla görevli ve yetkili olanların, maalesef hukuk devleti ilkesini nasıl ihlal ettiklerini, nasıl çiğnediklerini, yasaları nasıl eğip büktüklerine şahit olduk. Çok üzüldüm. Çünkü herkes bir yerden bakıyor'' dedi.



CMK'nın 250 ve 251. maddeleri kapsamında devam eden bir soruşturma bulunduğuna işaret eden Bozdağ, şöyle konuştu:



''CMK'nın 251. maddesinin birinci fıkrası çok açık; '250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, HSYK tarafından bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250. madde kapsamındaki suçlara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.'



Erzurum'da gündemdeki soruşturmayı yürüten savcılığın yetkisi yine HSYK tarafından verilmiş. Burada yürütülen suçlar da katalog suçlarla ilgili... Bunu özel yetkili cumhuriyet savcısı yürütür. Üçüncü fıkrada bir hüküm var; 'birinci suçlarda belirtilen suçları işleyenler, sıfat ve memuriyeti ne olursa olsun, bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim halinde Askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.' Soruşturma ile kovuşturmayı yasa ayırıyor. Soruşturma sırasında hakim olsun, savcı olsun ya da herhangi bir sıfatı taşıyan kişi olsun, 250. madde kapsamında yer alan katalog suçlardan herhangi birine dair hakkında herhangi bir soruşturma başlatıldığı zaman, o soruşturma diğerleri gibi yürütülür. Bu noktada bir ayrım yok. Şu anda orada devam eden bir soruşturma var, başlamış bir yargılama yok. Soruşturma devam edip bitti, eğer soruşturmayı yürüten savcılar, dava açma gereği duydu ve davayı açtığında, o zaman yargılamayı özel yetkili ağır ceza mahkemesi değil de Yargıtay veya başka yer yargılayacaksa orası yargılar. Çok açık bu hükümler. Ama bütün bunlara rağmen tartışılması mümkün olmayan hükümleri tartışmaya açarak, başka kanunlarla irtibatlandırarak hukuk adına bir çarpıtma var.''



''YARGI GÖREVİ YAPANLARI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS, SUÇUDUR''



HSY'nın kararının yargı bağımsızlığına açık bir müdahale olduğunu savunan Bozdağ, şöyle konuştu:

''Hukuk devleti ilkesinin, hakim ve savcı teminatının açık bir ihlalidir. Çünkü HSYK'nın esas varlık nedenlerinden biri, yargı bağımsızlığı ve yargı görevi yapanların teminatını korumak ve kollamaktır. Ama şimdi bu kararla beraber HSYK, yargı görevi yapanları etkilemiştir. Adli yargıyı etkilemeye teşebbüs etmiştir. Böyle bir karardan sonra bütün tayin ve terfisi, meslekten uzaklaştırılması, HSYK'nın kararına bağlı olan hangi savcı ve hakim, hangi cesaretle, neye dayanarak bu soruşturmayı yürütecek veya kovuşturma olduğunda karar oluşturacak? Bu resmen ve alenen, devam eden soruşturmaya açık bir müdahaledir, adli yargılamayı etkilemeye açık bir teşebbüs suçudur. Yargı görevi yapanları etkilemeye açık bir teşebbüs suçudur. HSYK gibi yargı görevi yapanların üzerinde her türlü tasarruf yetkisine sahip bir kurulun yapmış olması, bunun vahametini ortaya koyan bir başka yaklaşımdır. Bu nedenle kabul edilemez bir davranış olarak görüyorum.''



''YARGIDAKİ SİYASALLAŞMA İKTİDARIN MÜDAHALESİ DEĞİL''



Bozdağ, Türkiye'de yargıya siyasal iktidarın veya iktidarların müdahale etme ve tasarrufta bulunma imkanı olmadığını belirterek, ''Çünkü yargıyla ilgili tasarruflar, HSYK'da nihai söz olarak söyleniyor. Şimdi devam eden bir soruşturma var. İktidar, bir savcıyı, hakimi görevden alabilir mi, görev yerini değiştirebilir mi? Onların üzerinde böyle bir tasarrufu yok. Bu tasarruf, HSYK'ya ait. Şu anda yargıda bir siyasallaşma olduğu açık. Bu siyasallaşma siyasi iktidarların müdahalesinden değil'' görüşünü ifade etti.

Bozdağ, şunları kaydetti:



''Düşünün Yargıtay Başkanı, yargının en tepesindeki kişi olarak, 'yandaş yargı' ifadesini kullanabilme yaklaşımını gösterebiliyor. Devam eden bir takım soruşturma ve davalar temyiz edildiğinde, Yargıtay'a gelecek. Yargıtay Başkanı, eğer 'yandaş yargıdan', şundan, bundan bahsedebiliyorsa, o zaman orada durup düşünmek lazım. Türkiye'de ne oluyor, yargı kendi içinde ne yapıyor? Bu kararlara bakıldığında insan ürperiyor. Hukuk devleti ve Türk demokrasisi adına, işin doğrusu bu yaşananlardan hicap duyuyorum. Olabilir şeyler değil. Bugün eğer Türkiye'de hukuk devleti ilkesi tam anlamıyla hayata geçmiş olsaydı, ne HSYK toplanıp böyle bir karar alabilirdi, ne de Yargıtay Başkanı böyle bir açıklama yapabilirdi. Yargı bağımsız olmalı, amenna ve tarafsız olmalı. Yargı herkese karşı tarafsız, bağımsız olmalı. Ama kendi ideolojilerine, kendi dünya görüşlerine karşı da bağımsız ve tarafsız olmalı. Hukuku, Anayasayı uygulamalı ve hukukun üstünlüğü ilkesini asla zedelememeli. Zedelenmesine imkan verecek yorumlardan da kaçınmalıdır. Ama maalesef bu son olaylar, bizim adli tarihimizi yazanlar yazacaktır. Türkiye'de yargının nasıl hukuk devleti ilkesini, Anayasa ve hukuku ihlal etiğini tarih yazacaktır. Bunlar övünülecek işler değil. Hukukçu olarak hicap duyuyorum. Gelecekte de bunları yazanlar, çizenler bunu Türk adli tarihinin övünülecek sayfaları arasında değil, üzülünecek sayfaları arasında yer alacaktır. ''

"Anayasaya aykırı"

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti Meclis Grup toplantısında konuştu. Grup toplantısında CHP lideri Deniz Baykal'ı eleştiren Erdoğan, "Sayın Baykal, iktidar olabilmek için değil, partinin başında kalabilmek için mücadele ediyorsun. Niye bu kadar direniyorsun? Koltuk bu kadar tatlıymış. Artık sosyal demokratlar da senden memnun değil. Ama ben memnunum. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban " dedi.



AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da (Kıbrıs) kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek verdiğini bildirerek, ''Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta, ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmaya, Cuma günü yaşamını yitiren yazar Hamit Can''ın yakınlarına ve dostlarına baş sağlığı dileyerek başladı.



Antalya'da yaşanan sel feleketine de değinen Erdoğan, burada hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dileyerek, Antalyalılara da ''geçmiş olsun''dedi.



Yaraların sarılması için görevlilerin çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürdüğünü anlatan Erdoğan, Edirne'de de benzer bir sorun yaşandığına dikkati çekti. Hükümet olarak, bölgeye tüm imkanları seferber ettiklerini, gerekli uyarıları yaptıklarını bildiren Başbakan Erdoğan, alınan tedbirlerin hızlı şekilde hayata geçirildiğini söyledi. Erdoğan, Edirnelilere de geçmiş olsun dileğinde bulundu.



Başbakan Erdoğan, konuşmasında hafta sonu Katar'a yaptığı ziyaret hakkında da bilgi verdi. Burada ABD-İslam Forumu'na katıldığını hatırlatan Erdoğan, ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile bir görüşme yaptığını anlattı.



Katar Emiri ve Başbakanı ile de ikili görüşmeler yaptığını söyleyen Erdoğan, Türkiye ile Katar'ın, ortak bir coğrafyada bulunmalarının ötesinde ortak bir tarihi ve kültürü paylaştıklarını ifade ederek, ''Yıllar boyunca ikili ilişkilerin ciddi manada ihmal edildiği bu iki ülke arasında dönemimizde ciddi manada gelişmeler kaydedilmiştir'' dedi.



Ziyarete yaklaşık 150 işadamıyla birlikte katıldığını, 50 kadar iş adamının da Katar'da dahil olduğunu anlatan Erdoğan, 200 kadar işadamıyla Türkiye-Katar İş konseyi toplantısını da gerçekleştirdiklerini bildirdi.



İki ülke arasındaki Ticaret hacmi hakkında bilgi veren Erdoğan, 2002 sonunda Katar ile Türkiye'nin dış ticaret hacminin 24 milyon dolar seviyesinde olduğunu hatırlattı. Bu rakamın 2008 sonu itibarıyla 1,2 milyar dolara yükseldiğini kaydeden Erdoğan, 1'e 48'lik bir artışın söz konusu olduğunu söyledi.

Erdoğan, 2009 yılında küresel kriz nedeniyle ticaret hacminde düşüş yaşandığını ifade ederek, ''Bu çıtanın yükseldiği nokta artık bir bazdır''



dedi. Türk yatırımcıların Katar'da 8,5 milyar dolarlık bir iş hacmine sahip olduklarını anlatan Erdoğan, Türk işadamlarına Katar yönetiminin duyduğu güveni kendisinin de gördüğünü belirtti.

Ziyareti sırasında yeni anlaşmalar imzalandığını hatırlatan Erdoğan, bunlardan birisinin de 500 milyon dolarlık Gıda sözleşmesi olduğunu söyledi.



Erdoğan, Katar ile Türkiye arasında resmi vizelerin kaldırıldığına da dikkati çekti.



SANATÇILARLA BULUŞMA



Başbakan Erdoğan, bu hafta sonunda İstanbul'da bazı sanatçı dostlarıyla biraraya geleceklerini bildirerek, ''Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi çerçevesinde sanatçılarımızın değerli düşüncelerini, önerilerini alma fırsatımız olacak. Gruplar halinde bu buluşmaları bir süre daha devam ettireceğiz'' diye konuştu.



İstanbul'da hafta sonu TOKİ'nin açılışlarını yapacağını bildiren Erdoğan, Pazar akşamı İspanya'ya hareket edeceklerini söyledi. İşbirliği için başlattıkları adımlardan bir tanesini de İspanya ile yapacaklarını anlatan Erdoğan, ziyarete ilişkin bilgiler verdi.



Erdoğan, Türkiye-İspanya Zirvesinde önemli konuları İspanya Başbakanı Zapetero ile birlikte ele alacaklarını bildirerek, Sevilla kentinde de kendisine son derece önemli bir ödül verileceğini söyledi. Başbakan, Sevilla Nodo Vakfı'nın, bu yıl 6'ıncısı verilecek Nodo Ödülünü kendisine verme kararını aldığını anımsatarak, ''Bu ödülü de ülkem ve milletim adına büyük bir onurla teslim alacağım''diye konuştu.



KIBRIS



Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulunan Erdoğan, müzakerelerin devam ettiğine dikkati çekerek şunları söyledi:



''Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek veriyor. Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur. Rum tarafının, liderler açıklamasındaki mutabakatın gereğini yerine getirmesi halinde, bu hedefe ulaşılması hiç de zor olmayacaktır. Ve bu hedefe aslında çok yaklaşılmış durumda. Rum tarafının bu çabaların kıymetini bilmesi ve KKTC liderliğinin çabalarına karşılık vermesini bekliyoruz.



Kıbrıs Rum yönetiminin yapıcı bir tutum benimsemeye teşvik edilmesi hususunda, ilgili tüm tarafları sorumluluklarını üstlenmeye davet ediyoruz. Önemli olan, garantör ülkelerin İngiltere gibi, Türkiye, Yunanistan hep birlikte bu konuda Güney Kıbrıs'ı teşvik etmesi... Biz Kuzey'i teşvik ediyoruz. İngiltere ve Yunanistan'ın Güney'i özellikle teşvik etmesinde büyük faydalar mülahaza ediyoruz. Zaman zaman bundan önce de olmuştu; Güney'in liderleri, 'Türkiye bizimle niçin masaya oturmuyor?' gibi ifadeler kullanmıştır. Biz de kendilerine hep şunu söyledik:'Şu noktada bizim muhatabımız siz değilsiniz. Eğer böyle bir görüşme yapılacaksa bunu gelin dörtlü olarak yapalım. İsterseniz beşli yapalım. 'Dörtlü ile kastım, Yunanistan, Türkiye ve Kuzey, Güney. Bu onları çok rahatsız ediyor. 'Biz Kuzeyle niçin toplanacağız' veya 'Kuzey bizim bu konuda muhatabımız değil' ifadesini de onlar kullanıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki; '41 görüşme yaptınız ve bu 41 görüşmede muhatap oldunuz da şimdi ne oluyor da muhatap olmuyorsunuz?' bunu söylüyoruz. Bu süreçte yine kendilerine bu hatırlatmaları yaptık. Şu anda İngiltere'de bu noktaya gelmiş vaziyette. 'Beşli olarak bu toplantıları yapabilir miyiz' diye bize soruyorlar. Biz de bu noktada rahatız yaparız.''



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Baykal'ın ''Habur Sınır Kapısındaki yargılamalar hakkındaki birtakım hezeyanlara tutunduğunu'' ifade etti.

''İftiralardan yola çıkarak Gensoru önergesi vereceklerini'' ifade ettiklerini anımsatan Başbakan Erdoğan, ''Affınıza sığınırım; Gensoru da artık bu ülkede yalama oldu'' dedi. Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bir netice alamayacaklarını bildikleri halde iki de bir gensoru. Diyarbakır Valiliğinin, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru üzerine Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir. Halkımızı yanıltmayalım, aldatmayalım, dürüst, samimi olalım. Ama Sayın Baykal'a yakışır, önemli değil. Ergenekon davasının Silivri'de görülmesi, Abdullah Öcalan davasının İmralı'da görülmesi bunun çok açık, net örnekleridir. Niçin İmralı'da görüldü? Orada adalet sarayı mı var? Demek ki bunun gerekçeleri var, olabiliyor. Sayın Baykal'ın ifade ettiği sözler tamamen uydurmadır, tamamen yalandır.



Devamlı dinlendiklerini söylüyorlar. Demek ki Ahmet Türk ile Atalay görüşürken onlar da derin dinleme aletleriyle içeriyi dinliyorlardı. Ne konuştuklarını dinliyorlardı. Sayın Türk diyor ki 'Biz böyle bir şey yapmadık, konuşmadık, aramızda böyle bir şey geçmedi.' Sayın Atalay aynı şekilde 'böyle bir şey yok, böyle bir şey aramızda geçmedi' diyor. Ama diyor ki 'evet, orada bunlar konuşuldu.' Dün, İçişleri Bakanımızı bu konuyla ilgili açıklamasını yaptı. Ahmet Türk, o da yaptı. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı gerekli açıklamaları çok sert yaptı. Bu iddiaların gerçek dışı olduğunu açıkladılar. AK Parti iktidara geldiği ilk günden itibaren, demokratik bir devletin kendinden menkul bir meşruiyete sahip olamayacağını, meşruiyetin kaynağının da millet olduğunun altını çizerek kalın çizgilerle ifade etmiştir.'' AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefete, ''Terörü bitirmek için reçeteniz nedir?'' diye sorduğunu, ancak adres gösterdikleri bölgesel kalkınma projelerinin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları olmadığını söyledi.



Erdoğan, ''Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz, oraların tozunu yutacaksınız. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmektir, kavga çıkartmaktır'' dedi.



Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, GAP, DAP ve KOP başta olmak üzere bölgesel kalkınma projelerine yeni bir vizyon ve anlayışla cansuyu verdiklerini, Mayıs 2008'den itibaren yeni eylem planı ile bu projeleri hızlandırdıklarını anlattı.



Eylem Planının uygulamaya başlandığı andan itibaren projelerde çok ciddi bir ilerleme kaydedildiğini ve çalışmaların son sürat devam ettiğini, kısa süre içinde alınan mesafeyi, yapılan yatırımları görünce mutlu olmamak ve duygulanmamamın mümkün olmadığını kaydeden Erdoğan, bu projelerde yapılanların bir kaçını paylaşmak istediğini dile getirdi.



''Türkiye'de neler oluyor, neler değişiyor? Tabii, Ankara'nın dışına çıkmazsanız bunu takip etmeniz, görmeniz, bilmeniz mümkün değil'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''DAP kapsamında bölgesel kalkınmaya ivme kazandıracak nitelikte sulama ve karayolu projelerini hızlandırdık. Yeni havaalanları, terminal binalarının tamamlanmasına, yeni kurulanlar başta olmak üzere üniversitelerin altyapı ve insan gücünün geliştirilmesine, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin oluşturulmasına yönelik projelere önemli miktarda kaynak tahsis ediyoruz. DAP için 2008-2010 döneminde 3,7 milyar lira tahsisat yapıldı. 2010 yılında bu bölgeye yapılan tahsisata yüzde 46'lık artış sağlandı. Konya kapalı havzasında, yıllar yılı konuşulur ama kimse adım atmazdı, biz bu adımı attık. Bu havzada toplam 703 bin hektar alanın, toplamda 429 bin hektarı sulamaya açılmış oldu. Önümüzdeki dönemde Bağbaşı Barajı, Mavi Tünel tamamlanarak sistemde 414 milyon metreküp su depolanacak ve 17 kilometrelik tünelle havzaya su aktarılacak.''



Erdoğan, 2008 yılı başında GAP yatırımları için 1 milyar 63 milyon, 2009 yılında 2,7 milyar ve 2010 yılında da 3,1 milyar lira tahsis ettiklerini belirterek, Eylem Planı dışında yürütülen yatırımlarla birlikte bu tutarın, 2010 yılında 3,3 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Erdoğan, bölgede GAP kapsamında 25 anaokulu, 3 bin 264 derslikli 136 ilköğretim okulu, 4 bin 500 öğrenci kapasiteli 16 ortaöğretim pansiyonu, 816 derslikli 35 genel ortaöğretim okulu, 408 derslikli 22 mesleki ve teknik Eğitim okulu inşaatının şu anda devam ettiğine işaret ederek, şöyle konuştu:



''Toplamda baktığımız zaman 4 bin 613 dersliğin yapımını sürdürüyoruz. Bölge üniversitelerinde 2009 yılında yaklaşık 4 bin 300 öğrencilik ilave kapasite oluşturduk. Mevcut inşaatların tamamlanmasıyla yaklaşık 15 bin öğrencilik ilave kapasite daha kazandırıyoruz. Harran Üniversitesine ait 600 yataklı, Dicle üniversitesinin 150 yataklı, Adıyaman Üniversitesinin 200 yataklı hastane inşaatları devam ediyor. Sağlık Bakanlığına ait 3 bin 240 yatak kapasiteli 24 hastane, 31 sağlık ocağıyla, attığımız adımlarla gerçekten bölgede sağlık noktasında bir destinasyon oluşuyor. 130 ünite kapasiteli ağız ve diş sağlığı merkezleri inşaatı da sürüyor.



Proje kapsamındaki en hayati yatırım alanını sulamadır. Bölgedeki 1 milyon 820 bin hektarlık nihai sulama hedefinin, 2013 yılına geldiğimizde 1 milyon 60 bin hektarlık kısmının tamamlanmasını planlıyoruz. 2009 yılı sonu itibariyle yaklaşık 300 bin hektar alan sulamaya açılmıştır. Bölgede arazi toplulaştırma projesine hız verdik. GAP bölgesinde 952 milyon liraya mal olması beklenen bu projeyle 2,1 milyon hektarlık alanda arazi toplulaştırması gerçekleştirilecek. Ülkemizde bugüne kadar yapılan toplam toplulaştırmanın yaklaşık 1 milyon hektar olduğu düşünüldüğünde ne kadar büyük hamle yaptığımız daha iyi anlaşılacaktır. İşte bütün bunlarla birlikte gerçekten Türkiye, tarımda aklınıza ne gelirse, bütün hububat vesaire ne gelirse, bu alanda artık sürekli ihracata girebilecek bir ülke konumuna geliyor.''



''DENİZE NAZIR HASANKEYF...''



Erdoğan, enerji alanında iki önemli Proje yürütüldüğünü, bu kapsamda yılda 3,8 milyar kilovat saat elektrik üretimi gerçekleştirilecek olan Ilısu Barajı ve hidroelektrik santrali projesine konsorsiyum tarafından ilave ticari kredi temin edildiğini ve baraj inşaatına hızla devam edildiğini söyledi.

Bunun bir çok özelliği olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:



''Aslında bu projemiz çok provoke edildi. Bunu Güneydoğulu kardeşlerim çok iyi bilir. Özellikle, Mardin, Batman, o bölgedeki kardeşlerim çok iyi bilir. 'Hasankeyf gidiyor, sular altında kalacak, şöyle olacak, böyle olacak.' Her türlü yalan söylendi. Aslında bu proje, Hasankeyfi kurtarma projesidir de aynı zamanda. Çünkü, biz şimdi yeni bir Hasankeyf kuruyoruz. Artık hangi dünyada yaşıyoruz? Tarihi eserlerin bir yerden alınıp bir yere taşınması, artık problem olmaktan çıktı. Bütün kodlamaları yapmak suretiyle bunları bir yerden alıp bir başka yere aynı bölgede taşımak mümkün. Bu da yapılırken, güçlendirme vesaire de yapılıyor, aslına sadık kalmak suretiyle. Bunun yanında Hasankeyf ilçesi şimdi denize nazır bir ilçe haine geliyor. Çünkü, TOKİ olarak projelere hazır hale geldi ve Hasankeyf ilçesinde yine orada çok daha farklı bir yere çekmek suretiyle orada da her şeyiyle gayet güzel, farklı bir Hasankeyf'i orada meydana getiriyoruz. Ama yerli, yerel mimariyle getiriyoruz. Buna dikkat ediyoruz. Böylece denize nazır bir Hasankeyf ilçesi meydana gelmiş olacak. Şu anda yoğun şekilde bu çalışma devam ediyor.''



''HER İL, İLÇE VE KÖY ŞANTİYEYE DÖNÜŞTÜ''



Erdoğan, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan kültür ve sanata, sulamadan enerjiye kadar her alanda bölgede hummalı bir faaliyetin devam ettiğini ifade ederek, GAP, DAP ve KOP ile bölgelerin çehresinin ciddi manada değiştiğini, geleceklerinin bugünden şekillendirildiğini söyledi.

AK Parti iktidarı döneminde Türkiye'nin her il, ilçe ve köylerinin bir şantiyeye dönüştüğünü belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Edirne'den yola çıkın Hakkari'ye kadar, Muğla'dan yola çıkın Iğdır'a kadar yol boyunca Okul, hastane, TOKİ evleri, adalet sarayları, üniversiteler, kültür merkezleri ve yurtlar, altyapı çalışmaları göreceksiniz. Büyük yol projelerinin, enerji hattı projelerinin Türkiye'yi bir uçtan bir uca kapladığına şahit olacaksınız. Rüzgar enerjilerinin Türkiye'de nasıl çalışmaya başladığını göreceksiniz. Bunlar yeni mi icat oldu? Evet bunlar AK Parti iktidarı ile Türkiye'ye geldi. KÖYDES ve BELDES, AK Parti iktidarından önce var mıydı? Yoktu ama AK Parti iktidarıyla gündeme geldi. Şimdi artık yolu olmayan köyler yola kavuştu. Hala devam ediyor çalışmalarımız. Elektrik, su aynı şekilde. BELDES ile aynı çalışmalar devam ediyor. Kamu yatırımlarının tamamlanma süresi 2001 yılında 9,5 yıldı, bugün bu süreyi biz 4,5 yıla kadar düşürdük. Bakınız nereden nereye...''



Erdoğan, grup salonunda ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' diye slogan atanlara, ''Bizler sizlerle gurur duyuyoruz'' karşılığını verdi.



''SİZ ORALARA HİÇ GİTTİNİZ Mİ?''



Türkiye'nin dört bir yanındaki büyük, küçük her projeyi önemsediğini, zaman zaman telefonla ilgili vali, kaymakam, hatta muhtarı arayarak projelerin ne aşamada olduğunu sorduğunu belirten Erdoğan, ''Zaman zaman muhalefet partileri çıkıyor, 'GAP'a kazma vurulmadı, GAP'ta hiçbir şey yapılmadı, yapılmıyor' diye iddialarda, ithamlarda bulunuyor. Muhalefete soruyorum, siz oralara hiç gittiniz mi, gitme nezaketinde bulundunuz mu? Oralardan yolunuz hiç geçiyor mu?'' diye sordu.



Bir grup izleyici ''Kıskananlar çatlasın'' diye bağırırken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Soruyorum muhalefete, terörü bitirmek için reçeteniz nedir diye... Bölgesel kalkınma projelerini adres olarak gösteriyorlar ama o projelerin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları yok. Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz. Oraların tozunu yutacaksınız. Oralardaki çiftçi kardeşlerimle hemhal olacaksınız. Giderseniz eğer oralarda sizi 17 bin kilometreye ulaşmış yollar, okullar, hastaneler, üniversiteler, yeni yapılmış konutlar karşılayacak. Ama oraya gitmeniz lazım. Sulama kanallarını, göletleri, barajları göreceksiniz, o toprakların nasıl bir bereket fışkıran zemin haline geldiğini göreceksiniz. O bereketle birlikte şimdi nasıl bir umudun yeşerdiğini, umudun o toprakları nasıl kuşattığını, o toprakların insanlarını nasıl sarıp sarmaladığını göreceksiniz. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmek ve kavga çıkartmaktır.'' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de yasama, yürütme ve yargının, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getirdiğini belirterek, ''Kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Silivri'deki mahkeme yolunu arşınlayanlar, çetelerin gönüllü avukatlığını üstlenenler, Ankara'nın doğusuna geçip oralarda nelerin yaşandığını ve nelerin yapıldığını görmezler ve göremezler'' diye konuştu.



CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın partisinin il kongresinde bir kez daha anket konusunu gündeme getirdiğini anımsatan Erdoğan, ''Sayın Baykal, bizim oy oranımız sizi niye bu kadar meşgul ediyor? Niye bu kadar rahatsız oluyorsun? Çok mu yükseldi oylarımız yoksa?'' diye sordu.



''Oranımızın anketlerde nasıl çıktığını sen bize bırak. Biz onları çok yakından takip ediyoruz. Hamdolsun milletimizin teveccühünün her geçen gün arttığını da memnuniyetle müşahede ediyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Ama anketler senin, partin, tavırların, politikaların hakkında ne söylüyor, sen çık onu anlat. Sayın Baykal sen iktidar olmak için değil, partinin başında kalabilmek için gayret sarfediyorsun. 'Çekilip gitmekten' bahsediyorsun. Biz, bunu zaten her zaman söylüyoruz. Milletimiz bizim hakkımızda ne karar verirse biz 'başımız, gözümüz üstüne' diyoruz. Ama sen kendin için acaba ne diyorsun? Bak şu anda sosyal demokratlar senin değerlendirmeni yapıyorlar. Ne diyorlar? 'dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir siyasi parti, sosyal demokratlarda, bir seçime girdi kazanamadı, ikincisine girdi kazanamadı, onun lideri başında durmaz.' Sen niye bu kadar direniyorsun, bu koltuk ne kadar tatlıymış. Almanya'dan, İngiltere'den örnekler veriyorlar. Şu anda Tony Blair isteseydi hala başbakan olarak görevine devam edebilirdi ama oylarının düştüğünü görünce kendisi çekildi ve arkadaşına bıraktı. Aynı şekilde Schröder seçimi ikinci olarak bitirdi hemen çekiliverdi. Sen niye bu kadar diretiyorsun, bırak. Bak artık senden sosyal demokratlar da memnun değil, 'çakıldın kaldın' diyorlar. Bunu ben değil, sosyal demokratlar, kendi partinden eski arkadaşların söylüyor. Ama ben tabii memnunum bundan. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban.

Psikoloji biliminde sayın Baykal'ın bu yaklaşımına 'yansıtma' derler. Bu, bir savunma mekanizmasıdır. Kişi kendisindeki olumsuz durumları başkasına yakıştırır. Yalnız, Sayın Baykal'a bir tavsiyem var; yansıtmanın ileri derecesi düşünce sapmasıdır ki bu taşkınlıktır. En tehlikesi de halüsinasyondur. Yani kendini darı ambarında görmeye başlamaktır. Umarım Sayın Baykal, en kısa zamanda Türkiye'nin gerçek gündemine döner ve bizim oy oranlarımızı bırakıp kendi oy oranlarıyla ilgilenmeye başlar. Ben bunun kendi ruh sağlığı için de partisi için de son derece faydalı olacağına inanıyorum. Kendisini yenileyemeyen, dönüşümünü gerçekleştiremeyen, kendi durumunu idrak edemeyen, kendi durumu noktasında gerçekten bir değerlendirme yapamayan parti, nasıl Türkiye'yi dönüştürsün? Nasıl Türkiye'nin durumunu doğru anlayabilsin? Kendi sorunlarını çözemeyen bir hareket, Türkiye'nin sorunlarını nasıl çözebilir? Kendi toplumundan kopan, kendi insanının değerlerine yabancılaşan bir parti, devlet-millet kaynaşmasını nasıl sağlayabilir?''



''TEFRİKA OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR''



Baykal ve arkadaşlarının her fırsatta çıkıp, ''kurumlararası kavgadan, çatışmadan, uyumsuzluktan'' bahsettiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Sabah çıkıyor tahriklerle kurumlar asındaki güveni sarsmaya çalışıyor. Akşam çıkıyor 'kurumlararasında kavga var' diyor'' dedi.



Baykal'ın ''polisin, yargının, askerin içine fitne sokmaya, Hükümetin güdümünde göstererek, bu kurumların içinde tefrika oluşturmaya çalıştığını'' belirten Başbakan Erdoğan, ''Bir bakıyorsunuz kurumların yıpratılmamasından bahsediyor. Askeri, polisi, yargıyı hükümet yanlısı-hükümet karşıtı gibi konumlandırmaya çalışmak, kurumların güvenilirliğini sarsmak, itibarını zedelemek açıkça fitne çıkarmak değil midir? Kurumlarımızı bölünmüş, parçalanmış gibi göstermek, bu kurumlara zarar vermek, bu kurumların saygınlığını zedelemek değil midir? Sayın Baykal hizipçilikte mahir olduğu için her kurum içinde hizipler oluştuğu iddiasıyla 'nasıl bölünme meydana getiririm, bu kurumları Hükümetin üzerine nasıl gönderirim' diye hesap yapıyor. Bu çabalar beyhudedir'' diye konuştu.



Devletin bir ve bütün olarak Anayasal görevlerini yerine getirdiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Sizin dönemlerinizde böyle ayrışmalar, gruplaşmalar olmuş olabilir. Kurumların siyasallaşması sonucu hizipler ön plana çıkmış olabilir. Lütfen AK Partiyi kendinizle karıştırmayın. Geçmişteki yanlışlarınız faturasını bu millet çok ağır ödedi. Türkiye'de yasama, yürütme ve yargı, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getiriyor. Aynı şekilde kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor. Yargının aldığı her kararı biz de memnuniyetle karşılamıyoruz. Ülkenin, milletin menfaatine ters sonuçlar ortaya çıkabildiğini görüyoruz ama yargının kararlarına karşı çıkıp 'AK Parti düşmanlığı yapıyorlar, hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar' demiyoruz. Beğenmediğimiz her yargı işlemine karşı yargıyı belli grupların hakimiyetine girmekle, karanlık emellerin peşinde koşmakla suçlarsak, bunun vereceği zararları nasıl telafi edebiliriz? Hukuk sistemine inanmazsak, biz güvenmezsek başkalarının inanmasını, güvenmesini bekleyemeyiz. Elbette her kurum kendisini yenilemeli, evrensel normlara, çağdaş ölçülere adapte etmelidir. Milletini iradesini, ülkenin selametini düşünmelidir. Ama kurumlara duyulan güveni sarsmak kendi bindiğiniz dalı kesmek anlamına gelir.''



7,5 yılda demokrasiyi güçlendirerek, erkler ayrımını da sağlıklı bir zemine kavuşturma noktasında büyük gayret sarf ettiklerini ifade eden Erdoğan, buna rağmen her fırsatta kurumları hedef almak, kurumları yıpratmaya çalışmak, kurumları birbiriyle çatıştırma gayretine girmek, kurumlar arasında ikilik oluşturmaya çabalamanın, ''muhalefetin değişmez politikası'' haline geldiğini kaydetti.

Baykal'ın işine gelen yargı kararları karşısında ''şeriatın kestiği parmak acımaz'' dediğini, işine gelmeyen yargı tasarrufları karşısında ''hükümeti yargıya müdahaleyle suçladığını'' söyleyen Erdoğan, şunları ifade etti:



''Yandaş yargı oluşturmak gibi ağır ithamlarda bulunuyor. Hükümet, hangi adımı atsa hemen Anayasa Mahkemesinin kapısına koşuyor. Bunu öyle bir alışkanlık haline getirdiler ki yasamanın yetki ve fonksiyonlarını etkisiz hale getirmek, anlamsız hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Peki o zaman milli egemenlik, demokratik irade nasıl tecelli edecek, ne anlam ifade edecek? Siz yasama ve yürütmeyi yargı üzerinden etkisiz hale getirmeye çalışırsanız, o zaman Mecliste sayın Başkanın arkasında 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' ifadesinin ne anlamı kalacak? Sürekli kriz çıkarmayı, engel olmayı muhalefet sanırsanız şu ülkede demokrasi nasıl hayata geçer, millet iradesi nasıl hayata geçer? Yargı sizin istediğiniz gibi karar verirken yargıyı yüceltir, farklı kararlarda yargıyı AK Partili olmakla suçlarsanız size kim inanır?''



AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'nin cumhuriyetçilikle yakından uzaktan alakası olmadığını belirterek, CHP'ye; bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmesi çağrısında bulundu.



MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlığın, siyasetin seviye kaybetmesine neden olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Bundan sonra fevkalade bir durum olmadıkça ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım'' dedi.



Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, devlet-millet ilişkilerinin evrensel demokratik ölçüler çerçevesinde yeniden inşa edilmesi gerektiğini her zeminde savunduklarını söyledi.



Erdoğan, 7,5 yılda bu yönde ciddi mesafe kat ederek devlet-millet ilişkilerini demokratik evrensel normlar esasında yeniden tanımlayan düzenlemelere imza attıklarını belirterek, ''Türkiye'de, demokrasinin gelişiminin önüne zihni duvarlar örenler, cumhuriyeti dillerinden düşürmeyip onun temeli olan vatandaşlık kavramını hiçe sayanlar, cumhuriyetin eşitlik ilkesini bizden olanlar ve olmayanlar ayırımıyla bir imtiyaza dönüştürmeye çalışanlar, bugün kendi ürettikleri hayati senaryolar düzeninden AK Parti'yi açığa düşürmeye çalışıyorlar'' dedi.



CHP'nin cemazievvelini çok iyi bildiklerini belirten Erdoğan, tarihin bunun açık şahidi olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:



''İktidarı döneminde halkının iradesine saygı duymadan, kendi il başkanını o ile vali tayin edebilen bir anlayıştır bu CHP zihniyeti. Tarih, buna şahit, bunları yaptınız. Ama tabi yeni kuşaklar bunu bilmiyor. Kendinizi demokrat, cumhuriyetçi... Ne cumhuriyeti ya, sizin cumhuriyetçilikle yakından, uzaktan alakanız yok. Sadece tabelanızda var. Cumhuriyet, halkın ta kendisidir, halkın iradesinin kurumsallaşmasıdır, siz de bu yok. Türkiye'de Siyaset içi ve dışı aktörlerin kafasındaki devlet ve siyaset tasavvuru, dost ve düşman ayırımına dayanan bir tasavvurdur. Bu anlayışa göre, milletin belli unsurları düşman iken, belli unsurları da dost. Vatandaşlık, hak ve hukukla mukayyetken; vatandaşlığa, ideolojik konuma göre anlam kazandırmaya çalışanlar, büyük bir yanlış yaparlar. Yurttaş, vatandaş olmak, belli bir ideolojiye yakın veya uzak olmakla değer kazanmaz. Bir ülkede yaşayan her insan, herkese tanınan hak ve hukuka sahiptir. Kafa yapısına, etnik özelliğine, mezhebine göre imtiyaz sahibi olmaz. Öz veya üvey ayrımına tabi tutulamaz. Suçlular bile vatandaştır. Temel yurttaşlık haklarına sahiptir. Bir insanın suçlu olması, onun düşman kategorisine yerleştirilmesine izin vermez. Vatandaşını makbul olan, makbul olmayan diye ayırıma tabi tutmak hiç kimsenin görevi de değildir, haddi de değildir.



Kişilerin hukuka uygun olan ya da olmayan eylemleri olabilir. Bunu da değerlendirebilecek olan hukuk sistemidir. Bu tasavvurun siyasetteki son temsilcisi, CHP'dir. 1940'lı yılların otoriter devlet telakkisiyle yoğrulan CHP için demokrasi sadece zaman zaman hatırlanan, zaman zaman faydalı görülen bir araçtır. CHP, sahici bir demokratikleşme sürecini, eşitlik ve özgürlüğü sağlayacak bir gelişme olarak değil, imtiyaz ve vesayet sistemini yerle bir edecek bir tehlike olarak görür. Bugün aynı şekilde çıkıp kurumları ve yargıyı; sizinkiler, bizimkiler, yandaş, yandaş olmayan diye ayırmak da işte bu zihniyetin uzantısıdır. CHP, iddia ettikleri gibi samimi bir değişimin içine giriyorsa, öncelikle bu bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmelidir. İkbalini vesayetçi rejimlerde arayan siyaset tarzını derhal terketmelidir. CHP için, Türkiye için, demokrasimiz için hayırlı olacak tavır budur. CHP, oynadığı bu tehlikeli oyuna bir an önce son vermelidir. Cumhuriyetin kurumları arasında böyle bir ayrışma, böyle bir kutuplaşma olduğu izlenimi uyandırmak, kurumları birbirine düşürmeye çalışmak çok büyük bir yanlıştır.''



''SİYASETİN DİLİ VE ÜSLUBU''



Başbakan Erdoğan, siyasetin son günlerdeki dili ve üslubunun gündeme yoğun bir şekilde girdiğini ve tartışıldığını söyledi.



Partilerini kurdukları andan itibaren siyasete yeni bir üslup ve dil kazandırdıklarını belirten Erdoğan, yapıcı olmaya, gönül diliyle konuşmaya çalıştıklarını, söz üretmekten çok iş üretmeyi dert edindiklerini, 'biz değil eserlerimiz konuşsun, yaptıklarımız konuşsun' istediklerini kaydetti. Erdoğan, her zaman yaptıklarıyla, hedefleriyle milletin huzuruna çıktıklarını belirtti.



Başbakan Erdoğan, tüm bu süreçte şahsına, partisine ve Hükümete yönelik son derece ağır ve haksız iftira ve ithamlar karşısında da susmadıklarını bildirdi. Muhalefetin seviyesiz ve kırıcı üslubu karşısında seviyeli bir üslupla gerekeni söylemekten kaçınmadıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Geçen hafta partilerin grup konuşmalarındaki hakaretlere, tahriklere aşağılamalara bakınca bu üslubun Türk siyasetine yakışmadığını, siyaseti de yanlış bir mecraya doğru sürüklediğini düşünüyorum. Çünkü, demokrasinin temeli diyalogtur, uzlaşıdır. Böyle kin ve nefret kokan bir üslupla, ne diyalog olabilir ne uzlaşı sağlanabilir. Konuşamayan, tartışamayan sadece suçlayan, hakaret eden bir üslupla aynı masaya gelip oturamayan bir anlayışla demokrasiyi de geliştiremeyiz siyasetin itibarını da yükseltemeyiz. Milletimiz bu seviye kaybından son derece rahatsızdır. Özellikle bazı konular gündeme geldiğinde bakıyorsunuz, çok farklı bir üslup ortaya çıkıyor. MHP liderinin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlık, siyasetin seviye kaybetmesine sebep oluyor. Siyasi tarihimizde bu kadar hakaret cümlesi, bu kadar tahkir kelimesi, küfür, bu kadar aşağılama ifadesi yer alan başkaca bir konuşma olduğunu sanmıyorum. Adeta bir küfür ve hakaret antolojisi oluşturuluyor. Türkçe argo sözlüğü didik didik edilmiş ve o sözlükteki her kelime bir cümle içinde kullanılmış. Sayın Bahçeli'nin bu üslubu, siyaset tarihine en çirkin üslup olarak geçecektir, eminim ki hiç bir zaman hatırlanmak istenmeyecektir.''

Başbakan Erdoğan, daha önce bir kaç kez, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuşurken, çocukların televizyondan uzak tutulması gerektiğini söylediğini ifade ederek, bu tavsiyesini Bahçeli'yi tahrik etmek için söylemediğini, çocuklar adına gerçekten kaygı duyduğu için söylediğini bildirdi. Erdoğan, ''Çünkü bu ifadeler sağlıksız bir siyasi zihniyeti, problemli ruh halini gösteriyor'' diye konuştu.



''KENDİ YANLIŞLIKLARIYLA BAŞBAŞA BIRAKIYORUM''



MHP'ye yakın olan vatandaşların, bu üslubu tasdik etmediklerini bildiğini, bu üsluptan hicap duyduklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:



''Bu ve buna benzer hakaretler kime yapılıyor? Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına, Hükümetine yapılıyor. Yüzde 47 oy olarak, her iki kişiden birinin oyunu alarak Meclise gelen bir siyasi partiye yapılıyor. Düşüncenin bittiği yerde, hakaret başlar. Mantığın tükendiği yerde şiddet başlar. Diyor ya bir metreden daha yakın olmayacaksınız. Ama bizim sıralarımıza gelebilirsiniz, bizim kapılarımız açık. Bizim kapımız gönül kapısıdır gel. Ne olursan ol yine gel. Fakat ertesi gün arkadaşlarım ziyaret ettiler. Bir metre filan uygulanmadı. Millete söyleyecek sözü olmayanlar hakaret sözcüklerinin arkasına saklanır. Sağduyuyu, erdemi, fazileti yitirenler tahkir etmeye, hakaret etmeye başlarlar. İşte bu sağduyunun, sözün ağırlığını ve anlamını kaybettiği ciddi bir heyezan halidir. Bu psikolojinin dayandığı zihniyet; siyasi rakibini düşman olarak gören, siyasi rekabeti savaşmak olarak algılayan bir siyasi düşünceye dayanmaktadır. Bu siyaset tarzının, üslubunun bütün dünyada demokrasi dışı görülmesi, işte bu saldırganlığındandır. Tahammül etmek, tolere etmek, anlayışla karşılamak, sağduyu ile aklı selimle hareket etmek bizim medeniyetimizin gereğidir. Bu ülkenin Hükümetini, 9. haçlı seferi yapmakla itham edecek kadar ölçüsünü, dengesini kaybetmiş olmak, bizim medeniyet değerlerimizden kopmuş olmanın, milletin değerlerinden uzaklaşmış olmanın bir göstergesidir. Bunu sen, yüzde 47 oy almış bir siyasi partiye nasıl söylersin? Hangi hakla ve gerekçeyle söyleyebilirsin? Her türlü hakareti yapanları, ölçüsüzlüğü yapanları ben kendi yanlışlıklarıyla başbaşa bırakıyorum. Bizi kendi seviyelerine, üsluplarına çekeceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Seviyeli ve bütünleştirici bir üslupla konuşmaya devam edeceğiz.



Biz Yunus Emre'nin, o arı duru, o saf, o süt gibi temiz diliyle konuşacak ve diyeceğiz ki; 'sözü bilen kişinin yüzünü ak ede bir söz, sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz, kişi bile söz zemini, demeye sözün kemini, bu cihan cehennemini 8 cennet ede bir söz'. Bizim farkımız üslubumuzdur, seciyeli, ahlaklı nişanımızdır. Bizim farkımız eserlerimizdir, hizmetlerimizdir, biz bu farkı muhafaza edeceğiz. Onlar iftira atacak, biz onlara değil, milletimize konuşarak cevabını vereceğiz. Onlar itham edecek biz milletimizi muhatap alacağız. Bundan sonra da fevkalade bir durum olmadıktan sonra ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım.''



EYLEMLER



Başbakan Erdoğan, konuşmasında, dün bazı illerde yaşanan provokatif eylemlere de değindi.

Dünyada demokratik mücadelenin yöntemi ve üslubunun belli olduğunu belirten Erdoğan, taş ve molotof atmanın, camları kırmanın, esnafı tehdit ederek kepenk kapattırmanın, demokratik bir mücadele yöntemi olmadığını söyledi.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sokakları savaş alanına çevirerek, güvenlik duygusunu tahrip etmeye, devlete olan güveni sarsmaya çalışmanın ancak terör ve şiddeti yöntem olan seçenlerin bir tarzı olabileceğini kaydetti. İllegal gösterilerde çocukları kullanmak, küçücük çocukları karanlık emellere alet etmenin büyük bir vicdansızlık ve sorumsuzluk olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Çocuk masumiyeti hiç bir mücadeleye alet edilemez, hiç bir siyasi çekişmeye kurban edilemez'' dedi.



Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:



''Bu masumları sokak çatışmalarının içine atmak, ellerine taş verip sağa sola saldırtmak hangi vicdana sığar? Eline molotof kokteylini tutuşturmak suretiyle toplu taşım araçlarına bunları fırlatmak, Serap gibi yavrularımızın ölümüne sebep olmak hangi vicdana sığar? Bu ancak insaniyetten nasibini alamamış, yüreği taş tutmuş kişilerin yapabileceği bir alçaklıktır. Aylardır çocukların yargılanmalarında adalet istediğini söyleyen sivil toplum kuruluşları, aydınlar, yazarlar niçin bu duruma tepki göstermiyorlar? Bu yavrularımızın, birilerinin siyasi hesaplarına kurban edilmelerini, istismar edilmelerini de istemiyoruz. Veliler çocuklarına sahip çıksınlar. 'Suç işleyen çocuklar' deniyor, ama biz öyle demiyoruz; 'suça itilen çocuklar' diyoruz. Bunları suça itenler var.''



Başbakan Erdoğan'a, konuşmasının ardından Yeditepe Üniversitesinden gelen bir öğrenci grubu çiçek ve plaket sundu.

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"

Gündem Kırmızı Kitap

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Türkiye'nin "gizli anayasası' ya da "kırmızı kitap' olarak da isimlendirilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde (MGSB) yapılacak değişiklikleri hafta sonunda masaya yatıracak.



MGK, yılın ilk toplantısını 19 Şubat Cuma günü Çankaya Köşkü'nde gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında yapılacak toplantıda, Türkiye'nin güvenliğini ilgilendiren iç ve dış gelişmeler güvenlik birimlerinin kurula sunacağı raporlarla gündeme gelecek. Toplantıda ayrıca, İran'ın Nükleer silahlanmasına yönelik gelişmeler, AB ile ilişkiler, terörle mücadelede son durumun yanı sıra, Afganistan, Ortadoğu ve Kıbrıs'taki son gelişmeler de ele alınacak.



Toplantının ağırlıklı gündem maddesini ise Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yapılacak değişiklikler oluşturuyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik ağır eleştirilerin yapıldığı bir dönemde, hükümet MGSB'nin özellikle iç tehdit bölümünde köklü değişiklikler yapmayı planlıyor. 2005 yılında hazırlanan MGSB'nin iç tehdit bölümünde irtica ve bölücülük öncelikli tehdit olarak yer alıyordu. Ancak hükümet bu kez başta irtica olmak üzere, Demokratik Açılım projesi kapsamında da etnik konuların güncellenmesini planlıyor. Hükümet özellikle son dönemde artan işsizlik nedeniyle, iç tehdidin ilk sırasına işsizliği yerleştirmeyi hedefliyor. Askerler ise belgenin iç tehdit bölümünde yapılacak güncellemelerin, bu bölümün "içinin boşaltılmasına' yol açacağından endişe ediyorlar. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, teknik olarak "Bakanlar Kurulu belgesi" niteliğindeki MGSB üzerinde doğrudan etkisi bulunmuyor. Bu nedenle askerlerin MGK toplantısında bu konuda duydukları endişe dile getirecekleri, ancak nihai olarak hükümetin hazırlayacağı bir belge üzerinde MGK'nın etkisi de ancak tavsiye niteliğinde olabilecek. Öte yandan hükümet, Askeri müdahalelere yasal dayanak olarak gösterilen ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne "ülkeyi iç ve dış tehditlerden koruma ve kollama" görevi veren İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesini kaldırmaya hazırlanıyor. MGK'da asker-sivil ilişkileri görüşülürken, bu tür yasal düzenlemelerin gündeme gelebileceği de belirtiliyor.
Gündem Kırmızı Kitap

Thursday, December 31, 2009

The Guardian- 31 Aralık


--Bağdat’ta yaşanan kaçırılma olayında İran parmağı
The Guardian gazetesinin yaptığı araştırmalar Irak’ta kaçırılanların hemen ertesi gün İran’a götürüldüğünü ortaya çıkardı.

--Afganistan’daki patlamada CIA ajanları öldürüldü
Afganistan'daki Askeri üste yaşanan intihar saldırısında ölen sekiz sivilin CIA ajanları olduğu doğrulandı.

--ABD’nin, El Kaide’ye karşı planları başarılı oldu
Başarısız olan uçak bombacısını kimlerin idare ettiği araştırmaları sürerken Yemen’deki terörist üslerine karşı misilleme saldırıları ihtimali sürüyor.
The Guardian- 31 Aralık

Dünya basınından manşetler- 31 Aralık




--İngiliz anne en sonunda huzura kavuştu (İngiliz basını)
Kuşadası’nda 2005 yılında yaşanan bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının annesi gazetelere verdiği röportajlarda bombacının ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasıyla en sonunda huzura kavuştuğunu söyledi.

O zaman 21 yaşında olan Helyn Bennett, Temmuz 2005’te yaşanan patlamada hayatını kaybeden beş kişiden biriydi.

Mahkemenin Salı günü bombacı Mehmet Keskin’e altı ömür boyu hapis cezası vermesinin ardından konuşan anne Sharon Holden, kararı duyduğunda gözyaşlarını tutamadığını belirtti.

“Dört buçuk yıl bekledikten sonra en sonunda adalet yerini buldu” diyen anne “Şimdi huzura kavuştuk. Umarım hapishanedeki günleri zor geçer ve ailemizin çektiği gibi bir acı çeker” dedi.

Bugüne kadar sürekli olarak “Ya salıverilirse?” sorusuyla yaşadıklarını ifade eden Holden, “Artık bittiğini biliyoruz ve rahatız. Asla dışarı çıkamayacak” dedi.

Bu yıl sonbahar aylarında aile Türk yetkililerinden gelecek 1.1 milyon sterlinlik (o günün parasıyla 2.4 milyon TL) tazminatı kabul etmişti.

Holden, İngiliz hükümetinin ülkede Temmuz’da gerçekleşen terör olayında zarar görenlere verilen tazminatın yurtdışındaki saldırılarda zarar görenleri kapsamadığını söylediğini ifade etmiş ve “Kendi hükümetimiz bize sırt çevirdi. Ancak olaydan dört yıl sonra Türk hükümeti kendi hükümetimizin yapması gerekeni yaptı,” demişti.

İngiliz anne ayrıca davanın sona ermesi beklenen Temmuz ayında Türkiye’yi ziyaret etmişti.

DIŞ BASINDA TÜRKİYE
THE ECONOMIST
--Türkiye ve generalleri: Lanetli Komplo Teorileri
Türkiye’nin generalleri için 2009 zor bir yıl oldu. Bir Dizi sızdırılmış belge, telefon dinlemeleri ve bazen de basit kazalarla ortaya çıkan gelişmeler en güçlü laiklerin bile inancını sarstı.

VOICE OF AMERICA
--Rum Ortodoks Patrik’i ile hükümet arasında gerginlik artıyor
Fener Rum Patrik’i Bartolomeos, ABD kanalında yayınlanan 60 Minutes programında Türk yetkililerin ülkedeki Hıristiyanlara kötü muamelesinden şikayet etmişti.

XINHUA
--Türkiye Iraklı yaralılara tedavi olanağı sundu
Türkiye Çarşamba günü yaptığı açıklamada 15 Iraklı yaralının tedavi için Türkiye’ye getirileceğini duyurdu. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Pazar günkü bombalamada yaralanan Iraklıların, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir ambulans uçağıyla Türkiye’ye getirileceği belirtildi.

DAILY MAIL
--İngiliz kadının annesi teröriste verilen cezayla huzura kavuştu
Kuşadası’nda yaşanan bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının annesi teröriste hapis cezası verilmesiyle en sonunda huzura kavuşabildiğini söyledi.

BBC
--Türkiye’deki bomba kurbanı için sonunda adalet geldi
Türkiye’deki bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının ailesi bombacının ölüm cezasına çarptırılmasıyla en sonunda adalete kavuştuklarını belirtti.

VOICE OF GREECE
--Eski bir Türk üst düzey yetkiliden itiraf: Heybeliada okulu konusunda çözüme ulaştık
O dönemde Patrik Bartolomeos’la görüşen Kemal Gürüz’ün yaptığı açıklamaya göre Patrikhane ve Ankara arasında Heybeliada Ruhban Okulu üzerinde 2000 yılında anlaşmaya varılmıştı.

THE ASSOCIATED PRESS
--Jim Walter Resources, Erdemir’e borç davası açıyor
Hammadde satan Jim Walter Resources, Türkiye’nin çelik üreticisi Erdemir’in 89 milyon dolardan fazla borcunu ödemediği için dava açtığını duyurdu.

DAILY TIMES
--Cumhurbaşkanı Gül, Zerdari’ye telefon etti
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari’ye telefon ederek Aşure gününde Karaçi’de hayatını kaybedenler için başsağlığı diledi. Gül, Türkiye’nin Pakistan’daki demokrasi savaşına ve terörle mücadelesine destek verdiğini belirtti.

FINANCIAL TIMES
--Türk medya devi ayrılıyor
Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan Holding’in sahibi Aydın Doğan Cuma gününden itibaren başkanlıktan ayrılacağını ve yerine kızı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın geçeceğini duyurdu.

Dünya Basını


THE NEW YORK TIMES

--Casusluk kurumları terör üzerindeki ipuçlarını bir araya getirmeyi başaramadı
Ulusal Güvenlik Teşkilatı Yemen’deki El Kaide liderlerine ait bir plana yönelik değerlendirmeleri tespit ederken, casusluk kurumları değerlendirmeleri diğer bilgiler ile bir araya getirmedi.

--Havayolu şirketleri müşteri tepkisi ile karşı karşıya
ABD'deli havayolu şirketlerinin yöneticileri Detroit'e giden ABD uçağındaki bombalama girişiminin yolcuların gezi planları üzerindeki etkisini minimuma indirmeye çalışıyor.


--New York ilk bütçe açığını verdi
Aylarca düşen gelir ve bütçe savaşlarının ardından, Çarşamba günü itibari ile New York yaklaşık 1 milyar dolar borçlu durumda.

THE WASHINGTON POST
--İntihar bombacısı Afganistan’daki CIA üssüne saldırdı
Yetkililer Afganistan-Pakistan sınırında gerçekleşen bombalamanın, savaş süresince ABD istihbarat ajanlarına düzenlenen en ölümcül saldırı olduğunu belirtti.

--Obama uçaktaki terör saldırısı hatalarını gözden geçirecek
Bu araştrıma kapsamında CIA, Ulusal güvenlik Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı da bulunuyor.

--ABD GMAC’ı tekrar kurtardı
ABD Hazinesi General Motors'un kredi sağlayan birimi olan GMAC'e, verdiği 3.8 milyar dolarlık yeni destek ile yönetimin, şirkette ana mal sahibi konumuna gelmesini sağladı.

THE WALL STREET JOURNAL
--ABD, saldırı girişimi araştırmalarına devam ediyor
ABD’li güvenlik güçlerinin yaptıkları araştırmalar sonucunda, daha önce de pek çok terör eyleminde yer alan ABD doğumlu Yemenli Din adamı Enver el-Evlaki’nin Noel gününde Detroit’e giden uçağa yapılan saldırı girişimiyle bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

--İran, başarılı öğrencilere savaş açıyor
İran sokaklarında yaşanan dramının ardından, ülkedeki yetkililerin en iyi öğrencilerine göz açtırmadığı ve öğrencilerin kariyerlerine büyük bir Darbe indirdikleri ortaya çıktı.

--Rusya, yılı düşük enflasyonla kapatıyor
Federal İstatistik Hizmetler Merkezi’nden gelen son veriler, Rusya’da tüketici fiyatlarının 28 Aralık’ta sona eren haftada da sabit kaldığını gösterdi. Bu şekilde Rusya, bu onyılda gördüğü en düşük yıllık enflasyon rakamlarından birine yaklaşmış oldu.

FINANCIAL TIMES
--Bankacılık sektörü liderleri ikramiyelerden alınan vergilere kızgın
İngiltere’nin bankacılık sektöründen isimler, hükümetin bankalar, çalışanlar ve bankacıların aldıkları ikramiyeler konusunda duygusal hareket ettiğini ve oldukça sorumsuz kararlar aldığını dile getiriyor.

--Sarkozy, karbon vergilerinde en iyisini yapmaya çalışıyor
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Anayasa mahkemesinin karbon vergilerinin yürürlüğe girmesinden iki gün önce kararı geçersiz kılmasının ardından, hükümetiyle birlikte vergiler konusunda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

--Rus devi Rusal’dan 2.6 milyar dolarlık halka arz
Rus milyarder Oleg Deripaska’nın kontrolündeki alüminyum şirketi UC Rusal, Hong Kong’da gelecek ay gerçekleştireceği halka arz ile 2.6 milyar dolar elde etmeyi planlıyor.

THE GUARDIAN
--Bağdat’ta yaşanan kaçırılma olayında İran parmağı
The Guardian gazetesinin yaptığı araştırmalar Irak’ta kaçırılanların hemen ertesi gün İran’a götürüldüğünü ortaya çıkardı.

--Afganistan’daki patlamada CIA ajanları öldürüldü
Afganistan'daki Askeri üste yaşanan intihar saldırısında ölen sekiz sivilin CIA ajanları olduğu doğrulandı.

--ABD’nin, El Kaide’ye karşı planları başarılı oldu
Başarısız olan uçak bombacısını kimlerin idare ettiği araştırmaları sürerken Yemen’deki terörist üslerine karşı misilleme saldırıları ihtimali sürüyor.

HAARETZ


-- Hamas: İsrail’in Gilad Şalit’i yerini tespit etme çabalarını engelledik
Hamas, İsrail’in Gazze’deki El Fetih örgütü arayıcılığıyla esir asker hakkında bilgi toplamaya çalıştığını dile getirdi.

-- İsrail, Gazze sınırındaki köylere maddi yardım sağlayacak
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Maliye Bakanı Yuval Steinitz, Pazar günü hükümete Gazze sınırındaki bazı yerleşimlere 190 milyon şekel değerinde maddi yardım vermeyi ön gören bir plan sunacak.

--Polis, Yahudi teröristten 10 yıl önce şüphe etmişti
Batı Şeria’daki yerleşimlerin durdurulması kararından sonra aşırı protesto gösterilerinde bulunan Jack Teitel’in birçok cinayet vakasında şüpheli olarak gözaltına alındığı ve birçok cinayet girişiminde bulunduğu ortaya çıktı.

FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG
--ABD El Kaide'ye saldırmaya hazırlanıyor
El Kaide'nin, Amsterdam-Detroit uçağını havaya uçurma girişimi ABD'yi harekete geçirdi. ABD El Kaide'nin Yemen'deki üslerini vurmak için hazırlıklara başladı. Başkan Barack Obama ise istihbarat birimi yetkililerini görevlerini yapmamakla suçladı.

DIE WELT
--Merkel: 2010 zor bir yıl olacak
Almanya Başbakanı Angela Merkel yılın son gününde Alman halkına seslendi. Merkel 2010 yılının ekonomik açıdan zor bir yıl olacağı uyarısı yaptı. Ekonomik durgunluktan çıkmak için 2010 yılının belirleyici bir yıl olacağını ifade eden Merkel, Almanya'nın Afganistan misyonunu da savundu.

EKONOMİ BASINI

BLOOMBERG
--Asya borsaları 2003'ten beri en büyük yıllık kazanca hazırlanıyor
Asya borsaları, Çin'in önümüzdeki dönemde de küresel ekonominin resesyondan çıkmasına yardım eden politikalarını devam ettireceği taahhüdünde bulunmasıyla bu yılsonunda 2003 yılından beri en yüksek yıllık kazancını sağlayabilir. Aynı Politika, Petrol ve bakırın fiyatında da son onyıldaki en sert rallisini yaşamasına neden oldu.

--Fed’in alımları durdurmasıyla mortgage tahvillerindeki ralli sona erebilir
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Mart ayı itibariyle 1.25 trilyon dolar değerindeki mortgage destekli tahvilleri almaya son verecek olması, bu yatırım aracında yaşanana rallinin sona ermesine neden olabilir. Gelişme yeni konut fiyatları faizlerini de artırma potansiyeli taşıyor.

--Çin: Krizi 'defetmek' için 2010 kritik
Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan, 2010'un Dünyanın üçüncü büyük ülkesinin ekonomisini güçlendirme ve küresel finansal krizini etkilerini 'def etmek' için kritik bir yıl olacağını söyledi.

CNBC
--Hazine bonolarının açık artırmaları 2010’da azalabilir
ABD’de hazine tahvil piyasasında bu hafta 118 milyar dolar değerinde alım gerçekleştirdi ancak gelecek yıl bu kadar yüksek seviyede olmayabilir. Çünkü yatırımcılar enflasyon korkusuyla piyasadan çıkabilir.

-- Çin yuan konusunda kendi bildiğini yapmaya kararlı
Çin Merkez Bankası’ndan yetkili bir birim, Çarşamba günü Çin’in yuanın değerlendirilmesi konusunda, ekonomik büyüme ve istihdam piyasasını dikkate alarak büyük değişikliklere gitmeyeceğini açıkladı.

-- Küresel alüminyum piyasasında Rus etkisi
Rus alüminyum şirketi UC RUSAL, Salı günü şirketin Hong Kong’da 2.6 milyar dolarlık bir halka arz gerçekleştirmeyi planladığını açıkladı.


CNNMONEY
--Fox, Time Warner ile yaşanan sorunda pes etmiyor
ABD'li Televizyon yayıncısı Fox Network, Çarşamba günü Time Warner Cable şirketinin yaşanan bir ödeme sorunu nedeniyle Federal İletişim Komisyonu'yla tahkime gitme teklifini reddetti.

--Dow Jones ve Nasdaq 2009'un zirvesinde
ABD borsaları Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq, Çarşamba günü dalgalı seyreden seansın sonrasında, yatırımcıların güçlü dolar beklentisi ve yılsonundaki temkinli hareketleriyle hafif yükseldi ve yılın yeni zirve seviyelerini gördü.

--Amazon.com Tatil sezonunun en mutlu eden şirketi oldu
ABD’de pazar araştırmaları yapan ForeSee Results şirketi tarafından yayımlanan veriler, Amazon.com'dan Alışveriş yapanların bu yılki tatil sezonundan en tatmin olmuş müşteriler olduğunu gösterdi.

FORBES
--Kuzey Kore yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasakladı
Kuzey Kore’nin yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasaklaması, aşırı tutucu hükümetin yeni gelişmekte olan piyasa ekonomisi üzerinde kontrolü ele geçirmeye yönelik niyetini gösterdi.

--Çin’in gelecek yılı
Çin'de önümzdeki sene büyümenin güçlü şekilde devam edecek olmasına rağmen, dış Ticaret ve iç politikadaki baskılar 2010'un ülke için bir test dönemi olacağını gösteriyor.

--Kriz bazı hükümetleri güçlendirdi
Latin Amerikalı liderler, küresel finansal krize gösterdikleri yönetimle popülaritelerini arttırdılar.

MARKETWATCH
-- Hazine'den GMAC’e ek 3.8 milyar dolarlık yardım
General Motors'un kredi sağlayan birimi olarak faaliyet gösteren GMAC, ABD Hazinesi'nden 3.79 milyar dolar daha kaynak aldığını açıkladı. Yapılan bu son yardımla, Hazine'nin şirket sahipliğindeki payı yüzde 56'nın üzerine çıkmış oldu.

--Gelişmekte olan ülkeler 2010'da yükselmeye devam edecek mi?
Gelişmekte olan ülkelere odaklanan uluslararası menkul kıymet yatırım fonları bu yılın en çok kazandıran enstrümanları olurken, aynı başarının 2010’da da devam edip etmeyeceği sorgulanıyor.

--ITC çelik boru dampinginde Çin karşıtı karar aldı
Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC), Çarşamba günü ABD'li çelik üreticilerini lehine karar vererek, Çin'in bu ülkede sattığı çelik boru ürünlerinin fiyatının adil olmadığını söyledi.







Dünya basınından manşetler- 31 Aralık

Eksenimiz Ankara ufkumuz 360 derece

Davutoğlu, “Türkiye’nin belirli bir bölgeye yönelmesi söz konusu değil, eksenimiz Ankara ekseni, ufkumuz 360 derece. Dolayısıyla eksen tartışmalarının iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum” dedi. Davutoğlu, dün düzenlediği basın toplantısında 2009 yılının Türk dış politikasını değerlendirdi. Davutoğlu, özetle şunları kaydetti:Kriz dolu coğrafyada Türkiye bir baş aktör* Türkiye tüm küresel krizlerin etki alanı olan bir coğrafyada krizlere doğru cevap üreten ve vizyon geliştiren baş aktörlerden biridir. Türk dış politikası kriz değil, vizyon odaklı bir politikadır. Anlık çözümler aramıyoruz, bir daha kriz çıkmasın diye vizyon oluşturuyoruz. Reaktif değil, proaktif yol izliyoruz.* Ve en önemlisi parçayı tek eksenli değil, bütüncü çok eksenli bir politikamız var. Tüm bu ülkelerle sadece dış Politika değil, Eğitim, Sağlık, ulaştırma, enerji, Ekonomi konularında da işbirliği yapıyoruz.Olumsuzluklara rağmen AB yolunda kararlıyız* AB stratejik hedefimizde tüm olumsuz şartlara rağmen kararlı yürüyüşümüz durmadı. Lizbon anlaşması ile yeni bir AB doğuyor. Yeni AB’nin nabzını Türkiye yakından tutmaktadır. 2010’da da yeni fasıllar açacağız. Açık fasılların kapanış kriterlerini sağlamak için yoğun çaba göstereceğiz. Açılamamış fasıllar içinse sanki açılacaklarmış gibi çalışacağız.* Kıbrıs konusunda aktif bir dönem yaşadık. Müzakerelerde büyük ivme kaandı. AB 2004 yılında KKTC’ye verdiği taahhütleri yerine getirip izalasyonu kaldırmalı. Bu yalnız ahlaki bir sorumluluk değil, aynı zamanda ahde vefadır.Komşu ülkelerle sıfır problem hedefimiz aynı* ABD ile ilişkilerimiz artık kurumsallaştı ve kökleşti. İlişkilerimiz sadece Askeri ve stratejik konuları değil ekonomik konuları da içerir.* 2003’te söylediğimiz, komşu ülkelerle sıfır problem politikamız hiçbir görüş ayrılığı olmayacak anlamına gelmez ama kısa dönemde kriz çıkmamasını sağlar. İdealimiz ‘Yurtta Sulh, Cihanda sulh’ ilkesiyle komşularla sıfır problem. Bu kapsamda Suriye, Ürdün, Arnavutluk ve Libya gibi komşu ülkelerle vize kaldırıldı.* Ermenistan ile normalleşme sürecini başlattık. Kafkasya’da kalıcı barışın sağlanması için bütün donmuş krizlerin önünü açmak gerekiyor. Bu bağlamda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü de bizim için azizdir. Kafkasya için kafamızda çok güzel bir resim var. Hangi ton, hangi çizgiyi koymamız lazım, hükümetle birlikte o çalışma içerisindeyiz.İnsanlık dramına sessiz kalmadık* Gazze’de yaşanan olumsuzluklara ilkeli ve realist yaklaştık. İlkeli yaklaştık çünkü yaşanan insanlık dramına sessiz kalmadık. Savaş boyunca barış için Mısır ile birlikte harcadığımız çaba ise realist politikamızın bir örneğidir.”2010’da terör olmayacakAHMET Davutoğlu, Türkiye’de ki terör olayları için, “2010’da olmayacak olan şeylerin başında terör olayları ve insan haklarının engellenmesi var” diye konuştu. Davutoğlu, toplantının ardından bir basın mensubunun Demokratik Açılım sonrası yaşanan tablo ile ilgili sorusunu da şöyle yanıtladı:Her adım atılacak“Terör tehdidinin olmadığı bir Türkiye lazım. Edirne’den Hakkâri’ye kadar tüm vatandaşlarımıza aidiyet hissini yaşatmalıyız. Bu konuda atılması gereken her adım atılacak. Türkiye’nin artık terörü taşıma lüksü yok. Bütün komşu ülkelerle Güvenlik havzası oluştururken Kuzey Irak sınırında böyle bir terör riskini kabul edemeyiz. Bütün Avrupa ülkeleri ile birlikte teröre sağlanan finansal desteğin kesilmesi için güçlü bir mücadele içerisindeyiz. Özgürlük ve terörü karşı karşıya getirmeyeceksin. Biri adına diğerini feda etmek meşrutiyet alanını ve devletin gücünü azaltır.”
Eksenimiz Ankara ufkumuz 360 derece

Tuesday, December 29, 2009

Siber savaş başladı

Güney Kore daha önce de pek çok siber saldırı atlatmıştı. Genellikle hükümetin internet sitelerine zarar veren, ama gizli belgelere erişemeyen bu saldırılardan sonra kritik bir gelişme yaşandı. En son siber saldırıda çok gizli belgeler ele geçirildi!

Güney Kore yetkilileri yaptıkları açıklamada Amerika Birleşik Devletleri ile Güney Kore arasında hazırlanan gizli savunma planlarının hacklenip ele geçirildiğinden şüphelenildiğini açıkladı. Bu saldırıları Kuzey Kore'nin gerçekleştirmiş olabileceğinden şüpheleniliyor.

Geçtiğimiz ay bir Güney Koreli subayın, erişimin kısıtlandığı intranet bağlantısından, Askeri bilgisayara geçtiği sırada çıkartmayı unuttuğu bir USB cihazın, bu hack'e kapıyı açtığından şüpheleniliyor.
Siber savaş başladı

Thursday, December 24, 2009

Arınç tan TSK ya cevap


BÜLENT ARINÇ SORULARI CEVAPLADI / WEB TV
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İstanbul'da Ihlamur Kasrı'nda gazetecilerin kendisine yönelik suikast yapılacağı iddiaları ve Genelkurmay Başkanlığı'nın dün bu konuda yaptığı açıklamaya dair sorularını yanıtladı.
GENELKURMAY'DAN BİLGİ İSTEMEDİM
Genelkurmay'dan bilgi istemediğini söyleyen Arınç, karargahtan yapılan açıklamayı olumlu ancak yetersiz bulduğunu dile getirdi.İşte "İşi sulandırmaya çalışanlara tavsiyem sonunu görsünler" diye konuşan Arınç'ın açıklamaları:Basın önünde bu konuyu konuşmadım. Benimle ilgili bir konu. Olayın bir mağduru varsa o ben görünüyorum. Ancak emniyetin operasyonuyla elde edilen bilgi ve belgelere savcılık tarafından el onuldu. O yüzden bu konuda konuşmak istemedim. Çünkü adili tahkikat başladıktan sonra müdahale etmemek lazım.Bana aksettirilen bilgiler hakkındaki düşüncelerimi paylaşmıştım. Hafta sonu konutumdaki polislerden birinin aramasıyla olayı öğrendim. Ankara Emniyet Müdürü bilgi vermek istedi. Pazartesi bilgi verirsiniz dedim. Dönünce sabah görüştük.
Aldığım bilgileri Bakanlar Kurulu'ndaki bir kaç arkadaşım ile paylaştım. Başka kimse ile konuşmadım. Emniyet müdürünün verdiği bilgiden başka ne belge ne de Video kaydı görmüşlüğüm vardır.
İHBARLA ORTAYA ÇIKTIEmniyet Müdürü'nün bana verdiği bilgiler şöyle:
14.30 sularında bir ihbar gelmiş. İki sivil aracın benim konutum etrafında dolaştığı ve eylem yapılabileceği bilgisi verilmiş. Emniyet önemli bulmuş. Ve binanın etrafında araçlardan birini etrafta park edilmiş halde bulmuşlar.
Yakalanan kişilerden birinin albay, birinin binbaşı ve araçların Kiralık olduğu anlaşılmış.
KAĞIDI YOK ETMEK İSTEMİŞSubaylardan biri su içmek istemiş pet şişenin kapağını açmış bu sırada yere düşürmüş hareketlilik dikkati çekmiş. Elindeki kağıt görülmüş Ve kağıt alınmış. Bu kağıtta benim apartmanımın numarası yazıyormuş.
Sonra lojmanlarında arama yapılmış. Bu sırada Askeri savcı hazır bulunmuş
Yakalananlar seferberlik bilmem ne başkanlığında çalışıyorlar. Ama Özel Kuvvetler Komutanlığı’na giriş kartı varmış. Birinde bir derginin kimlik kartı çıkmış.
SORUŞTURMANIN SONUNU HASRETLE BEKLİYORUMHerkesin merak ettiği "Neden burada ve neden bizim evimizin etrafında" sorusuna Genelkurmay açıklamasıyla bir cevap verildi. Ben bu konuya girmek istemiyorum. Ama Başbakan Yardımcısı olarak bu tahkikat en iyi şekilde sonuçlansın. Ve huzur içinde yaşayabileceğimize inanalım.Haberler ilk günden itibaren suikast hazırlığı şeklinde verildi. Bu insanları tedirgin etti. Bu çok ileri bir iddia. ama sonuçta bu olay nedir, suikast mı, istihbarat çalışması mı? Adli tahkikat bunu açığa çıkaracak.O günü hasretle bekliyorum.Ben yorum yapmayacağım. Aldığım bilgileri aktarıyorum. Genelkurmay neden 4 gün sonra açıklama yapmıştır gibi soruya yorum yapmak istemiyorum.Arınç, Genelkurmay açıklamasını nasıl okudunuz sorusuna ise “Yakın gözlüğümle okudum” cevabını verdi.Tevil yoluyla ikrar açıklamanızla ne kastettiniz? Sorusuna ise şöyle karşılık verdi:
“Bir kişiye suç isnat edildiğinde yapmadım derse ret etmektir. Yaptım derse ikrardır yani itiraf. Eğer, bu suçu işledim ama başka amaçla yaptım derse tevil yoluyla ikrardır.”
MUHALEFETTEN UTANIYORUMMuhalefetten gelen eleştirileri ise şöyle değerlendirdi:“Dilin kemiği yok, Bir defa geçmiş olsun bile demeden böyle yorumlar yapmalarından utandım.Omurgasız olmayı prensip haline Bir milletvekili var. Buna safsatadır diyor. Onun tek görevi genel başkanının emriyle Silivri’deki Ergenekon duruşmalarını takip etmek. Bundan zaman bulduğunda böyle açıklamalar yapıyor. Bir diğeri son zamanlarda dürüstlüğün timsali olarak sunulmak istendi ama son olaylarla makyajının ardındaki yüzü ortaya çıktı.”
Tedirgin misiniz sorusuna “Ailemde tedirginlik oldu. Zaten bu tür olayların amacı aileyi hedef almaktır” cevabını veren Arınç “Güvenliğimde artış oldu. Üç polis vardı dört oldu” diye konuştu.
Arınç'tan TSK'ya cevap

Reşadiye gazisi hain saldırıyı anlattı


İŞTE HAİN SALDIRININ OLDUĞU YER / FOTO GALERİ
Tokat'ın Reşadiye ilçesindeki terörist saldırıda ağır yaralanan Uzman Çavuş Yusuf Öztürk, tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nden (GATA) taburcu edildi.Adana'nın Tufanbeyli ilçesindeki baba evine gelen Uzman Çavuş Öztürk, terörist saldırıda ayağına, bacağına, baldırına ve karnına isabet eden kurşunların, vücuduna girip çıktığını, göğsüne bir kurşunun saplandığını, bacak kemiğinde çatlaklar olduğunu, 3 kurşunun ise kafasını sıyırdığını belirterek, mucize eseri kurtulduğunu söyledi.
Saldırının yapıldığı sırada havanın sisli olduğunu anlatan Öztürk, şöyle devam etti:“Ancak 2 metre önümüzü görebiliyorduk. Kalaşnikof tüfeklerle taradılar. Yaralandıktan sonra silahımın kabzasını karnımdaki yaraya palaska ile sıkıştırarak tampon yaptım. Kısa süre içinde aranabilecek bütün önemli telefonlara bilgi verdim. Daha sonra yaralı halde bir kilometre yürüyerek köy dolmuşuna ulaşmayı başardım. Arkadaşımla kendimizi güvenli bölgeye attık. Saldırıdan hemen sonra yukarıdan Türkçe bir sesle '2 kişi kaçıyor' bağırtısını duydum.”
Bu arada, Öztürk'ü evinde Tufanbeyli Kaymakamı Cevat Uyanık, Belediye Başkanı Recep Balı, Jandarma Bölük Komutan Vekili Jandarma Kıdemli Başçavuş Rıdvan Gülcü ve Emniyet Amiri Bahadır Sakin ziyaret ederek, geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Reşadiye gazisi hain saldırıyı anlattı

TSK: 2 subay, ihbarcı askeri izliyordu

GENELKURMAY Başkanlığı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast haberlerine ilişkin dört günlük suskunluğunu bozdu. Dün yapılan açıklamada, askerlerin, Arınç’ı değil bilgi sızdıran bir Askeri personeli izlemek amacıyla bölgede bulunduğu belirtildi. Açıklamada, personelin üzerinden silah, teknik takip cihazı çıkmadığı belirtilirken, askerlerin evlerindeki bilgisayara el konduğu ifade edildi. Askerlerin yakalanmasıyla ilgili tutanak bilgilerine de yer verilen açıklamada, özetle şöyle dendi:Gizlilik ihlali var “Soruşturmaların gizliliği hukuk kuralıdır. Ancak maalesef son zamanlarda yaşanan bazı olaylar, bu hukuk ilkesinin ülkemizde geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiğini göstermektedir. Olayın genel hatlarıyla medyada yer almasıyla, olayın sadece bazı makamlarda bulunan detaylarıyla, yorum ve değerlendirmelerle medyada yer alması farklı bir husustur.TSK mecbur edildiAncak gelinen noktada Türk Silahlı Kuvvetleri, yürütülen soruşturmanın sağlıkla yürütülmesine zarar vermeden, aşağıdaki bilgileri de kamuoyu ile paylaşmaya mecbur edilmiştir. 19 Aralık’ta saat 17.00 civarında iki askeri personel, şüphe üzerine yakalanmışlardır. Kaba üst aramaları yapılan personelin, kendilerinin askeri personel olduklarını beyan etmeleri üzerine; Merkez Komutanlığı görevlileri de olay yerine çağrılmıştır. İki personelin üst ve iki aracın aranması saat 23.30’a kadar sürmüş ve bitiminde olay yerinde tutanak tutulmuştur. Gerek personel gerekse de araçlarda herhangi bir silaha, mühimmata, ses kayıt cihazına, teknik takip teçhizatına ve diğer herhangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır. Tutanakta, adres yazılı bir notun askeri personelin birisinin elinden alındığı ibaresi yer almaktadır.Konutları arandıYakalanan personelin konutlarında, Cumhuriyet Savcısı’nın da katılımıyla, aynı günün gecesi 00:30?04:30 saatleri arasında aramalar gerçekleştirilmiştir. Konutlarda yapılan aramaların sonucunda tanzim edilen tutanaklardan; bu aramalarda da gözle tespit edilen herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı anlaşılmaktadır. Personele ait bilgisayarlarla, çeşitli sayıda elektronik veri depolama araçlarına ise el konulmuştur. Konut arama işlemi tamamlandıktan sonra personel, Cumhuriyet Savcısı tarafından başkaca bir işlem yapılmaksızın serbest bırakılmıştır.GörevliydilerSöz konusu askeri personel, uzun süredir devam eden, kast edilen bölgeye yakın bir yerde oturan ve bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirilmişlerdir. Netice olarak; adres yazılı notun askeri personelin üzerinde bulunmasına ilişkin farklı iddialar olup bu iddiaların hangisinin doğru olduğu, personele ait el konulan bilgisayarlarla, çeşitli sayıda elektronik veri depolama araçlarında suç unsuru oluşturabilecek bir hususun olup olmadığı ve ileri sürülen diğer iddiaların doğru olup olmadığı soruşturma neticesinde ortaya çıkacaktır.”
TSK: 2 subay, ihbarcı askeri izliyordu

Şehit Vasil i CHP unutmadı

Aya Lefter Ortodoks Rum Mezarlığı’ndaki mezar taşında “Erzurum Şehidi” yazan Vasil Harizanos’u anma töreninde konuşan CHP İl Başkanı Gürsel Tekin, “Türkiye’de ilk defa bir Rum asker olan Vasil Harizanos’un cenazesi Askeri törenle kaldırılmıştı. Törenin gerçekleştirilmesi için o dönemdeki parti yöneticilerimiz çok uğraş vermiştir. Erzurum şehidimizin ruhu şad olsun. Hepimizi Allah yarattı, birbirimizi sevmeli, kardeş olmalıyız” dedi.
Şehit Vasil’i CHP unutmadı

Askeri araç kaza yaptı: 1 şehit


Kontrolden çıkan araç, şarampole yuvarlandı. Kazada, 1 uzman çavuş Şehit olurken, 5 asker de yaralandı. Yaralı askerler, helikopterlerle Şırnak Askeri Hastanesi’ne kaldırıldı.
Askeri araç kaza yaptı: 1 şehit

Wednesday, December 23, 2009

Fransa Cezayirli mağdurlara tazminat ödeyecek

PARİS - Fransa parlamentosunda, Cezayir ve Güney Pasifik'teki Nükleer deneme mağdurlarına tazminat ödenmesini amaçlayan yasanın çıkarılması süreci başladı.
Senatoda dün onaylanan yasa tasarısının, gelecek Haziran ayında Ulusal Mecliste onaylanmasıyla yasama süreci tamamlanmış olacak.
Fransa'nın yaptığı nükleer denemeler nedeniyle mağdur duruma düşenler tarafından kurulan derneklerin de hazırlanma sürecine katıldığı yasa tasarısı, ülkenin yaptığı 200'ü aşkın nükleer denemeden zarar görenlere tazminat ödenmesini öngörüyor. Bu da 1960-1996 yılları arasında Sahra Çölü, Güney Pasifik, atmosfer ve yeraltında yapılan 210 nükleer denemeden doğrudan ve dolaylı olarak etkilenen Askeri personel ve sivil yaklaşık 150 bin kişiyi doğrudan ilgilendiriyor.
Yasanın uygulanmasında, başvurular üzerine her olay için ayrı değerlendirme yapılması, 7'si hükümet tarafından belirlenen, 2'si hükümet dışından olmak üzere 9 kişilik komisyonun başvuruları değerlendirerek Savunma Bakanlığına konuya ilişkin öneride bulunması öngörülüyor. Bakanlık da, daha sonra başvuru sahibine değerlendirmenin sonucunu bildirecek.
Savunma Bakanı Herve Morin, ''Fransa'nın, bu yasayla birlikte tarihinin bir bölümüyle yüzleşebileceğini'' ifade ederek, yasanın ''adil, dengeli ve titiz'' olduğunu söyledi.
Morin, Cezayirliler dahil olmak üzere, test alanlarının yakınlarında yaşayıp da Sağlık sorunu bulunan herkesin bu yasadan yararlanabileceğini kaydetti.
Cezayir, nükleer denemelerin başlamasından sonra, 1962 yılında bağımsızlığını kazanmıştı.
Fransa Cezayirli mağdurlara tazminat ödeyecek

Belki de AB den vazgeçmeliyiz

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Guy Verhofstadt, AB'nin etkinlik yitirdiğini, önemli müzakerelerin yapıldığı masalardan dışlandığını, bu gidişle ekonomik ve siyasi çöküşün hızlanacağını belirterek, AB projesinden vazgeçmenin belki de "gerçekçi bir seçenek olacağını" ifade etti.
Belçika'nın eski Başbakanı ve AB'nin saygın isimlerinden biri olarak tanınan Verhofstadt, yüksek tirajlı "Le Soir" gazetesinde kaleme aldığı makalede ağır ifade ve uyarılara yer verdi.
Verhofstadt, gazetenin birinci sayfadan ve manşetten yansıttığı yazıda, Kopenhag'da yapılan "başarısız çevre zirvesi"nden hareketle söz konusu zirvede karar alınan masada ABD, Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika'nın bulunduğunu, bu durumun çok "anlamlı" olduğunu, "yeni bir imparatorluklar çağının başladığını" anlattı.
"AB, Kopenhag'da, müzakere ve karar masalarına davet edilmedi. Fransa, Almanya, İngiltere veya bir tek AB ülkesi de büyüklerin masasında yoktu" diyen ve bunun "şoke edici" olduğunu vurgulayan Verhofstadt, "Sıkı durun. Yeni imparatorlar sadece ekonomik güçle yetinmeyecekler, Askeri güce hakim olmanın yollarını da arayacaklar, istedikleri çatışmalara müdahale edip, istedikleri mutabakatlara birlikte ulaşacaklar" dedi.
Eskiden, AB'nin dışlanacağını ve karar mekanizması dışında bırakılacağını söyleyenlerin "saf bir kötümserlikle" suçlanabileceğini, oysa bunun bugün bir "gerçek" olduğunu belirten Verhofstadt, "Artık büyük güçler AB'yi dinlemiyor. Bu şekilde uykumuzdan uyanmak zor iş" ifadesini kullandı.
AB Dünyanın İSVİÇRE'Sİ OLUR"Bu durumda her şeyden vazgeçmek zamanı geldiği sorgulanabilir, belki bu en gerçekçi seçenektir" diyen Guy Verhofstadt, bunun "tehlikeli bir seçenek" de olacağını, büyük güçlerin Avrupa ülkelerine fikir sormadan karar vermelerine tamamen yeşil ışık yakmak anlamına geleceğini, AB'nin, "dünyanın İsviçresi" haline geleceğini anlattı.
"Henüz bu aşamada değiliz ama Kopenhag çok ciddi bir uyarıdır, hayallerimizi yıkmıştır" diyen Verhofstadt, bu gidişle küresel düzende AB'nin ekonomik ve siyasi açıdan da "tepe taklak" düşeceğini, bunu engellemek için, hiç vakit kaybetmeden, birlikte ve daha iyi çalışmak gerektiğini ifade etti.
Belki de AB'den vazgeçmeliyiz

Saturday, December 19, 2009

Çin ve ABD işbirliği dünyayı karşısına alıyor


Spiegel dergisinde “Chimerica Against the World” başlığıyla yayımlanan Haber analizde, Dünyanın en fazla karbon salınımı yapan en büyük iki ülkesinin iklim değişikliği sorununa çözüm bulma konusunda birbirinden daha fazla şey beklediklerinden dolayı, Kopenhag’da uzlaşmanın uzak olabileceği belirtildi.

Dergi, iki ülke arasındaki ilişkinin yanstılandan oldukça farklı olduğuna dikkat çekti.

Haber analizde ayrıca, Birleşmiş Milletler İklim Şefi Yvo de Boer’in her iki ülkenin de sera gazı salınımlarını azaltma konusunda daha fazlasını yapması gerektiğine inandığı belirtildi.

ABD VE Çin UZLAŞMAZLIĞI SÜRECİ ZORA SOKUYOR
Kopenhang’daki zirveye katılan müzakerecilerin küresel ısınma artışını iki dereceye indirme hedefini belirlediklerine dikkat çekilen analizde, bu hedefe ulaşmak için petrol, kömür ve doğal gaz kullanımında ciddi kesintilere gidilmesi gerektiği vurgulandı.

Küresel karbon salınımının yüzde 40’ına yakın bir oranı, Çin ve ABD’nin salınımlarından oluştuğu belirtilirken, bu sebepten dolayı Kopenhag’da iki ülkenin katılımı olmadan bir sonucuna varılmasının imkansız olduğunun altı çizildi.

Haber analizde, ABD ve Çin’in karbon salınımı konusunda farklı hedefleri olduğundan, çözümler konusunda farklı yönlerde ilerlediklerine dikkat çekilirken, görüşmelere katılan ABD’li yetkililerin ABD salınımları azaltsa bile, Çin’in küresel ısınmaya katkıda bulunmaya devam edeceği belirtildi.

Bununla birlikte, Avrupa Komisyonu Başbakanı Jose Manual Barroso’nun konu hakkındaki “Şimdi ABD ve Çin’in daha fazla şey yapıp, önerilerini masanın üzerine koyması gerekiyor” yorumuna da yer verildi.

Yapılan açıklamalar ışığında ne ABD ne de Çin’in salınımları azaltmak için kendi üretimlerini daha pahalı hale getirmedikleri anlaşılıyor. Aynı zamanda iki ülke arasındaki çekişmeler, ülkelerin ortak bir noktada buluşamayacaklarını gösteriyor.

Spiegel analizindeyse, iki ülke arasında görünenden daha fazla ortak noktanın olabileceğine dikkat çekildi.

ÇİN ABD’NİN ÜRETİM MOTORU
Siyaset ve Ekonomi çevrelerinde, Çin’in ABD’nin bankası ve fabrikası gibi hareket ettiği yorumları yapılıyor. İki ülke özellikle finansal açıdan birbirine derinden bağlı. Çin, ABD’ye ucuz ürünler ve sınırsız kredi olanağı sağlıyor

ABD’nin ise karşılık olarak Çin’e tüketici talebi ve faiz ödemeleri sağlıyor. Küresel mali kriz sürecinde Çin’in ABD’ye yeni krediler vermemesiydi, Washington ve New York’un büyük kaoslara sürüklenebilirdi.

ORTAKLIK İKLİM SORUNA DA YANSITILMALI
Haber analizde, iki ülke arasındaki bu ekonomik işbirliğinin iklim politikalarına da yansıması gerektiğine dikkat çekildi. Kopenhag zirvesinin çevre konulu bir konferansından çok bir ekonomi konferansına dönüştüğüne belirtildi.

Kısa vadede ABD ve Çin’in zenginliğinin fosil yakıtlara olan bağlılığın devam etmesine bağlı olduğu biliniyor. Öte yandan iki ülkenin küresel ısınmayla baş gösteren risklere rağmen, etkili bir iklim koruma planın kısa vadeli maliyetlerini karşılamak istemiyor.

Bununla birlikte, bu ülkeler şu zamana kadar fosil yakıtlarından vazgeçeceklerine yönelik herhangi bir açıklamada da yapmadı. Ayrıca iki ülke de ekonomilerini kömür ve Petrol ile canlandırıyor. Bu yüzden Washington ve Pekin’den iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik yapılan açıklamalara rağmen, fosil yakıtlar ülkelerin Askeri sanayi gücünü beslemeye devam edecek.

G-2 G-120’YE KARŞI
Haber analizde, fosil yakıtlara olan bağımlılığın azaltılmasının, dünyaya hükmeden iki devletin birinden birinin gücünün azalması anlamına geleceği için, ülkelerin iklim değişikliği sorunundan en fazla etkilenen çöl ülkeler, ada devletleri ve kıyı şeridinde yer alan devletlerin karşı karşıya kaldıkları tehlikeyi birinci öncelik olarak görmedikleri belirtildi.

Bununla birlikte, Kopenhag’da görünürde Çin ile ABD arasında yaşanan çatışmanın gerçekte iki ülkenin bir araya gelip, dünyanın diğer ülkelerine karşı kararlar aldıklarına dikkat çekildi.
Çin ve ABD işbirliği dünyayı karşısına alıyor