Showing posts with label Ticaret. Show all posts
Showing posts with label Ticaret. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Liman devredildi, bakan Danıştay ı eleştirdi

ANKARA - Özelleştirme kapsamında Samsun Limanı'nın işletme hakkının 36 yıllığına Cey Group'a bağlı Samsunport- Samsun Uluslararası Liman İşletmeleri AŞ'ye devri bugün gerçeklştirildi ve taraflar arasında imtiyaz sözleşmesi imzalandı.
İhalesi 2008 yılında yapılan Samsun Limanı'nın 125.2 milyon dolar olan bedeli, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na (ÖİB) peşin olarak ödendi.
Vakıfbank Genel Müdürü Süleyman Kalkan, Reuters'ın sorusu üzerine, Samsun Limanı için Cey Group tarafından yapılan125.2 milyon dolarlık ödemenin yüzde 70'inin Vakıfbank'tan kredi olarak kullanıldığını söyledi. Kalkan, kullandırdıkları kredinin vadesi ve maliyeti hakkında ayrıntı vermedi.
Samsun Limanı'nın işletme hakkının devri kapsamında düzenlenen imtiyaz sözleşmesi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, TCDD Genel Müdürlüğü ile Ceynak Lojistik ve Ticaret AŞ tarafından imzalandı
İmza töreninde konuşan Cey Group Yönetim Kurulu Başkanı Ali Avcı, amaçlarının limanı revize ederek, altyapısını zenginleştirerek, ticari hacmini geliştirerek, istihdamı artırarak Samsun Limanı'nın Karadeniz'in ulaşım merkezi haline getirmek olduğunu söyledi. Cey Group, Samsun Limanı için toplam 32 milyon dolarlık bir yatırım öngörüyor.
ŞİMŞEK'TEN DANIŞTAY'A ELEŞTİRİİmza töreninde konuşan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Samsun Limanı'nın ihalesinin Mayıs 2008'de tamamlanmasına karşın devrinin bugün yapılabildiğine dikkati çekerek, "İşletme hakkı devri imtiyaz sayılıyor. İmtiyaz sözleşmelerinin Danıştay tarafından onaylanması gerekiyor ve görüşünü de 60 gün içinde vermesi gerekiyor. Ancak bugüne kadar Danıştay 2 yıl ve 29 ayı bulan sürelerde imtiyaz sözleşmeleri onaylıyor. Bu ülkemiz için zaman kaybı ve beraberinde maliyet getiriyor. Kamu açısından büyük maliyetlere yol açıyor" dedi. Şimşek, önümüzdeki dönemde bu tür özelleştirmelerin daha hızlı gerçekleştirilmesini beklediklerini ifade etti.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da liman özelleştirmelerinden elde edilen gelirlerin karayolu ve demiryolu yapımı için harcandığını, özelleştirmeler sonrası TCDD'nin limanlarda denetim ve kontrolünün süreceğini kaydetti. Yıldırım, ihalesi tamamlanan TCDD'ye ait Bandırma Limanı'nın devrinin de yakında yapılacağını bildirdi.
Özeleştirme ihalesinde Bandırma Limanı'na en yüksek teklifi 175.5 milyon dolarla Çelebi Ortak Girişim Grubu vermişti.
Özelleştirme İdaresi Başkan Vekili Ahmet Aksu ise TCDD tarafından işletilen 6 limanın özelleştirme kapsamından alındığını anımsatarak, ihalesi tamamlananlardan Mersin Limanı'nın 2007 yılında özel sektöre devredildiğini anımsattı.
Aksu, imtiyaz niteliğindeki özelleştirmelerde limanların kesintisiz olarak hizmet vermesi ve mevcut çeşitliliğinin korunmasının zorunlu hale getirildiğini belirterek, "İşleticiye, her limana özel olarak tespit edilen bir yatırım/kapasite artışı zorunluluğu getirilmektedir" dedi.
Liman devredildi, bakan Danıştay'ı eleştirdi

Hyatt Regency Doğuş un

İSTANBUL - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümen Salonu'nda Hyatt Regency Oteli'nin satışı için bugün yapılan ihaleye tek teklifi, arazinin 21 yıllık kullanım hakkına sahip olan Göktrans Turizm ve Ticaret A.Ş. verdi.
Şirket, Şişli Harbiye Mahallesi'nde yer alan 14 bin 793 metrekare arazi ve üzerinde bulunan 360 odalı otele 208 milyon TL verdi.
İhaleyi Doğuş Holding Turizm Grubu Başkanı Doğan Günay da takip etti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi satış için ilk ihaleye geçtiğimiz Kasım ayında çıkmış, o zaman 150 milyon TL muhammen bedelle satışa çıkarılan Otel ve arazi ihalesine de Göktrans Turizm ve Ticaret A.Ş. tek teklifi vermişti.
Hyatt Regency Doğuş’un

Sunday, February 28, 2010

Japon otomobillerine nazar değdi

Dünyanın Otomotiv devi Amerikan GM'den geçen yıl satış liderliğini devralan Japon Toyota'nın başı, geri çağrılan araçlar nedeniyle fena halde dertte. Geçen hafta Toyota, ABD'de 6 milyona ulaşan geri çağırmalar yaptıktan sonra bu sorun Avrupa ve Çin'e de sıçramıştı. Toyota, Avrupa'da gaz pedalı sorunu nedeniyle geri çağıracağı araç sayısının en fazla 1.8 milyon olabileceğini bildirdi. Bu karardan, üretim tarihleri 2005 şubatına kadar giden AYGO, iQ, Yaris, Auris, Corolla, Verso, Avensis ve RAV4 modellerinin etkileneceği belirtildi. Japonya Ticaret Bakanı Masayuki Noashima, "Durum ciddi. Bu, küresel ekonominin ortaya çıkarabileceği tehlikelere işaret ediyor'' dedi.



HONDA DA GERİ ÇAĞIRIYOR

Diğer Japon Otomobil üreticisi Honda da, dünya genelinde 646 bin adet aracını teknik sorun nedeniyle geri çağıracak. Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya'da satılan Honda'nın Fit ve jazz modellerini kapsayan kararın, pencerelerinin açma ve kapama sisteminde oluşan hata nedeniyle alındığı bildirildi.



TÜRKİYE'DE DURUM BELİRSİZ

Toyota Pazarlama ve Satış A.Ş. geri çağırma kampanyasına ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye'de satılan araçların etkilendiğinin tespiti halinde, araç sahiplerine ulaşılıp işlemlerin hızlı şekilde gerçekleştirileceğini duyurdu. Durumdan etkilenen ülke ve araç sayısı tespit ediliyor.
Japon otomobillerine nazar değdi

Wednesday, February 17, 2010

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti Meclis Grup toplantısında konuştu. Grup toplantısında CHP lideri Deniz Baykal'ı eleştiren Erdoğan, "Sayın Baykal, iktidar olabilmek için değil, partinin başında kalabilmek için mücadele ediyorsun. Niye bu kadar direniyorsun? Koltuk bu kadar tatlıymış. Artık sosyal demokratlar da senden memnun değil. Ama ben memnunum. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban " dedi.



AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da (Kıbrıs) kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek verdiğini bildirerek, ''Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta, ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmaya, Cuma günü yaşamını yitiren yazar Hamit Can''ın yakınlarına ve dostlarına baş sağlığı dileyerek başladı.



Antalya'da yaşanan sel feleketine de değinen Erdoğan, burada hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dileyerek, Antalyalılara da ''geçmiş olsun''dedi.



Yaraların sarılması için görevlilerin çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürdüğünü anlatan Erdoğan, Edirne'de de benzer bir sorun yaşandığına dikkati çekti. Hükümet olarak, bölgeye tüm imkanları seferber ettiklerini, gerekli uyarıları yaptıklarını bildiren Başbakan Erdoğan, alınan tedbirlerin hızlı şekilde hayata geçirildiğini söyledi. Erdoğan, Edirnelilere de geçmiş olsun dileğinde bulundu.



Başbakan Erdoğan, konuşmasında hafta sonu Katar'a yaptığı ziyaret hakkında da bilgi verdi. Burada ABD-İslam Forumu'na katıldığını hatırlatan Erdoğan, ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile bir görüşme yaptığını anlattı.



Katar Emiri ve Başbakanı ile de ikili görüşmeler yaptığını söyleyen Erdoğan, Türkiye ile Katar'ın, ortak bir coğrafyada bulunmalarının ötesinde ortak bir tarihi ve kültürü paylaştıklarını ifade ederek, ''Yıllar boyunca ikili ilişkilerin ciddi manada ihmal edildiği bu iki ülke arasında dönemimizde ciddi manada gelişmeler kaydedilmiştir'' dedi.



Ziyarete yaklaşık 150 işadamıyla birlikte katıldığını, 50 kadar iş adamının da Katar'da dahil olduğunu anlatan Erdoğan, 200 kadar işadamıyla Türkiye-Katar İş konseyi toplantısını da gerçekleştirdiklerini bildirdi.



İki ülke arasındaki Ticaret hacmi hakkında bilgi veren Erdoğan, 2002 sonunda Katar ile Türkiye'nin dış ticaret hacminin 24 milyon dolar seviyesinde olduğunu hatırlattı. Bu rakamın 2008 sonu itibarıyla 1,2 milyar dolara yükseldiğini kaydeden Erdoğan, 1'e 48'lik bir artışın söz konusu olduğunu söyledi.

Erdoğan, 2009 yılında küresel kriz nedeniyle ticaret hacminde düşüş yaşandığını ifade ederek, ''Bu çıtanın yükseldiği nokta artık bir bazdır''



dedi. Türk yatırımcıların Katar'da 8,5 milyar dolarlık bir iş hacmine sahip olduklarını anlatan Erdoğan, Türk işadamlarına Katar yönetiminin duyduğu güveni kendisinin de gördüğünü belirtti.

Ziyareti sırasında yeni anlaşmalar imzalandığını hatırlatan Erdoğan, bunlardan birisinin de 500 milyon dolarlık Gıda sözleşmesi olduğunu söyledi.



Erdoğan, Katar ile Türkiye arasında resmi vizelerin kaldırıldığına da dikkati çekti.



SANATÇILARLA BULUŞMA



Başbakan Erdoğan, bu hafta sonunda İstanbul'da bazı sanatçı dostlarıyla biraraya geleceklerini bildirerek, ''Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi çerçevesinde sanatçılarımızın değerli düşüncelerini, önerilerini alma fırsatımız olacak. Gruplar halinde bu buluşmaları bir süre daha devam ettireceğiz'' diye konuştu.



İstanbul'da hafta sonu TOKİ'nin açılışlarını yapacağını bildiren Erdoğan, Pazar akşamı İspanya'ya hareket edeceklerini söyledi. İşbirliği için başlattıkları adımlardan bir tanesini de İspanya ile yapacaklarını anlatan Erdoğan, ziyarete ilişkin bilgiler verdi.



Erdoğan, Türkiye-İspanya Zirvesinde önemli konuları İspanya Başbakanı Zapetero ile birlikte ele alacaklarını bildirerek, Sevilla kentinde de kendisine son derece önemli bir ödül verileceğini söyledi. Başbakan, Sevilla Nodo Vakfı'nın, bu yıl 6'ıncısı verilecek Nodo Ödülünü kendisine verme kararını aldığını anımsatarak, ''Bu ödülü de ülkem ve milletim adına büyük bir onurla teslim alacağım''diye konuştu.



KIBRIS



Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulunan Erdoğan, müzakerelerin devam ettiğine dikkati çekerek şunları söyledi:



''Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek veriyor. Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur. Rum tarafının, liderler açıklamasındaki mutabakatın gereğini yerine getirmesi halinde, bu hedefe ulaşılması hiç de zor olmayacaktır. Ve bu hedefe aslında çok yaklaşılmış durumda. Rum tarafının bu çabaların kıymetini bilmesi ve KKTC liderliğinin çabalarına karşılık vermesini bekliyoruz.



Kıbrıs Rum yönetiminin yapıcı bir tutum benimsemeye teşvik edilmesi hususunda, ilgili tüm tarafları sorumluluklarını üstlenmeye davet ediyoruz. Önemli olan, garantör ülkelerin İngiltere gibi, Türkiye, Yunanistan hep birlikte bu konuda Güney Kıbrıs'ı teşvik etmesi... Biz Kuzey'i teşvik ediyoruz. İngiltere ve Yunanistan'ın Güney'i özellikle teşvik etmesinde büyük faydalar mülahaza ediyoruz. Zaman zaman bundan önce de olmuştu; Güney'in liderleri, 'Türkiye bizimle niçin masaya oturmuyor?' gibi ifadeler kullanmıştır. Biz de kendilerine hep şunu söyledik:'Şu noktada bizim muhatabımız siz değilsiniz. Eğer böyle bir görüşme yapılacaksa bunu gelin dörtlü olarak yapalım. İsterseniz beşli yapalım. 'Dörtlü ile kastım, Yunanistan, Türkiye ve Kuzey, Güney. Bu onları çok rahatsız ediyor. 'Biz Kuzeyle niçin toplanacağız' veya 'Kuzey bizim bu konuda muhatabımız değil' ifadesini de onlar kullanıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki; '41 görüşme yaptınız ve bu 41 görüşmede muhatap oldunuz da şimdi ne oluyor da muhatap olmuyorsunuz?' bunu söylüyoruz. Bu süreçte yine kendilerine bu hatırlatmaları yaptık. Şu anda İngiltere'de bu noktaya gelmiş vaziyette. 'Beşli olarak bu toplantıları yapabilir miyiz' diye bize soruyorlar. Biz de bu noktada rahatız yaparız.''



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Baykal'ın ''Habur Sınır Kapısındaki yargılamalar hakkındaki birtakım hezeyanlara tutunduğunu'' ifade etti.

''İftiralardan yola çıkarak Gensoru önergesi vereceklerini'' ifade ettiklerini anımsatan Başbakan Erdoğan, ''Affınıza sığınırım; Gensoru da artık bu ülkede yalama oldu'' dedi. Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bir netice alamayacaklarını bildikleri halde iki de bir gensoru. Diyarbakır Valiliğinin, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru üzerine Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir. Halkımızı yanıltmayalım, aldatmayalım, dürüst, samimi olalım. Ama Sayın Baykal'a yakışır, önemli değil. Ergenekon davasının Silivri'de görülmesi, Abdullah Öcalan davasının İmralı'da görülmesi bunun çok açık, net örnekleridir. Niçin İmralı'da görüldü? Orada adalet sarayı mı var? Demek ki bunun gerekçeleri var, olabiliyor. Sayın Baykal'ın ifade ettiği sözler tamamen uydurmadır, tamamen yalandır.



Devamlı dinlendiklerini söylüyorlar. Demek ki Ahmet Türk ile Atalay görüşürken onlar da derin dinleme aletleriyle içeriyi dinliyorlardı. Ne konuştuklarını dinliyorlardı. Sayın Türk diyor ki 'Biz böyle bir şey yapmadık, konuşmadık, aramızda böyle bir şey geçmedi.' Sayın Atalay aynı şekilde 'böyle bir şey yok, böyle bir şey aramızda geçmedi' diyor. Ama diyor ki 'evet, orada bunlar konuşuldu.' Dün, İçişleri Bakanımızı bu konuyla ilgili açıklamasını yaptı. Ahmet Türk, o da yaptı. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı gerekli açıklamaları çok sert yaptı. Bu iddiaların gerçek dışı olduğunu açıkladılar. AK Parti iktidara geldiği ilk günden itibaren, demokratik bir devletin kendinden menkul bir meşruiyete sahip olamayacağını, meşruiyetin kaynağının da millet olduğunun altını çizerek kalın çizgilerle ifade etmiştir.'' AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefete, ''Terörü bitirmek için reçeteniz nedir?'' diye sorduğunu, ancak adres gösterdikleri bölgesel kalkınma projelerinin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları olmadığını söyledi.



Erdoğan, ''Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz, oraların tozunu yutacaksınız. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmektir, kavga çıkartmaktır'' dedi.



Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, GAP, DAP ve KOP başta olmak üzere bölgesel kalkınma projelerine yeni bir vizyon ve anlayışla cansuyu verdiklerini, Mayıs 2008'den itibaren yeni eylem planı ile bu projeleri hızlandırdıklarını anlattı.



Eylem Planının uygulamaya başlandığı andan itibaren projelerde çok ciddi bir ilerleme kaydedildiğini ve çalışmaların son sürat devam ettiğini, kısa süre içinde alınan mesafeyi, yapılan yatırımları görünce mutlu olmamak ve duygulanmamamın mümkün olmadığını kaydeden Erdoğan, bu projelerde yapılanların bir kaçını paylaşmak istediğini dile getirdi.



''Türkiye'de neler oluyor, neler değişiyor? Tabii, Ankara'nın dışına çıkmazsanız bunu takip etmeniz, görmeniz, bilmeniz mümkün değil'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''DAP kapsamında bölgesel kalkınmaya ivme kazandıracak nitelikte sulama ve karayolu projelerini hızlandırdık. Yeni havaalanları, terminal binalarının tamamlanmasına, yeni kurulanlar başta olmak üzere üniversitelerin altyapı ve insan gücünün geliştirilmesine, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin oluşturulmasına yönelik projelere önemli miktarda kaynak tahsis ediyoruz. DAP için 2008-2010 döneminde 3,7 milyar lira tahsisat yapıldı. 2010 yılında bu bölgeye yapılan tahsisata yüzde 46'lık artış sağlandı. Konya kapalı havzasında, yıllar yılı konuşulur ama kimse adım atmazdı, biz bu adımı attık. Bu havzada toplam 703 bin hektar alanın, toplamda 429 bin hektarı sulamaya açılmış oldu. Önümüzdeki dönemde Bağbaşı Barajı, Mavi Tünel tamamlanarak sistemde 414 milyon metreküp su depolanacak ve 17 kilometrelik tünelle havzaya su aktarılacak.''



Erdoğan, 2008 yılı başında GAP yatırımları için 1 milyar 63 milyon, 2009 yılında 2,7 milyar ve 2010 yılında da 3,1 milyar lira tahsis ettiklerini belirterek, Eylem Planı dışında yürütülen yatırımlarla birlikte bu tutarın, 2010 yılında 3,3 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Erdoğan, bölgede GAP kapsamında 25 anaokulu, 3 bin 264 derslikli 136 ilköğretim okulu, 4 bin 500 öğrenci kapasiteli 16 ortaöğretim pansiyonu, 816 derslikli 35 genel ortaöğretim okulu, 408 derslikli 22 mesleki ve teknik Eğitim okulu inşaatının şu anda devam ettiğine işaret ederek, şöyle konuştu:



''Toplamda baktığımız zaman 4 bin 613 dersliğin yapımını sürdürüyoruz. Bölge üniversitelerinde 2009 yılında yaklaşık 4 bin 300 öğrencilik ilave kapasite oluşturduk. Mevcut inşaatların tamamlanmasıyla yaklaşık 15 bin öğrencilik ilave kapasite daha kazandırıyoruz. Harran Üniversitesine ait 600 yataklı, Dicle üniversitesinin 150 yataklı, Adıyaman Üniversitesinin 200 yataklı hastane inşaatları devam ediyor. Sağlık Bakanlığına ait 3 bin 240 yatak kapasiteli 24 hastane, 31 sağlık ocağıyla, attığımız adımlarla gerçekten bölgede sağlık noktasında bir destinasyon oluşuyor. 130 ünite kapasiteli ağız ve diş sağlığı merkezleri inşaatı da sürüyor.



Proje kapsamındaki en hayati yatırım alanını sulamadır. Bölgedeki 1 milyon 820 bin hektarlık nihai sulama hedefinin, 2013 yılına geldiğimizde 1 milyon 60 bin hektarlık kısmının tamamlanmasını planlıyoruz. 2009 yılı sonu itibariyle yaklaşık 300 bin hektar alan sulamaya açılmıştır. Bölgede arazi toplulaştırma projesine hız verdik. GAP bölgesinde 952 milyon liraya mal olması beklenen bu projeyle 2,1 milyon hektarlık alanda arazi toplulaştırması gerçekleştirilecek. Ülkemizde bugüne kadar yapılan toplam toplulaştırmanın yaklaşık 1 milyon hektar olduğu düşünüldüğünde ne kadar büyük hamle yaptığımız daha iyi anlaşılacaktır. İşte bütün bunlarla birlikte gerçekten Türkiye, tarımda aklınıza ne gelirse, bütün hububat vesaire ne gelirse, bu alanda artık sürekli ihracata girebilecek bir ülke konumuna geliyor.''



''DENİZE NAZIR HASANKEYF...''



Erdoğan, enerji alanında iki önemli Proje yürütüldüğünü, bu kapsamda yılda 3,8 milyar kilovat saat elektrik üretimi gerçekleştirilecek olan Ilısu Barajı ve hidroelektrik santrali projesine konsorsiyum tarafından ilave ticari kredi temin edildiğini ve baraj inşaatına hızla devam edildiğini söyledi.

Bunun bir çok özelliği olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:



''Aslında bu projemiz çok provoke edildi. Bunu Güneydoğulu kardeşlerim çok iyi bilir. Özellikle, Mardin, Batman, o bölgedeki kardeşlerim çok iyi bilir. 'Hasankeyf gidiyor, sular altında kalacak, şöyle olacak, böyle olacak.' Her türlü yalan söylendi. Aslında bu proje, Hasankeyfi kurtarma projesidir de aynı zamanda. Çünkü, biz şimdi yeni bir Hasankeyf kuruyoruz. Artık hangi dünyada yaşıyoruz? Tarihi eserlerin bir yerden alınıp bir yere taşınması, artık problem olmaktan çıktı. Bütün kodlamaları yapmak suretiyle bunları bir yerden alıp bir başka yere aynı bölgede taşımak mümkün. Bu da yapılırken, güçlendirme vesaire de yapılıyor, aslına sadık kalmak suretiyle. Bunun yanında Hasankeyf ilçesi şimdi denize nazır bir ilçe haine geliyor. Çünkü, TOKİ olarak projelere hazır hale geldi ve Hasankeyf ilçesinde yine orada çok daha farklı bir yere çekmek suretiyle orada da her şeyiyle gayet güzel, farklı bir Hasankeyf'i orada meydana getiriyoruz. Ama yerli, yerel mimariyle getiriyoruz. Buna dikkat ediyoruz. Böylece denize nazır bir Hasankeyf ilçesi meydana gelmiş olacak. Şu anda yoğun şekilde bu çalışma devam ediyor.''



''HER İL, İLÇE VE KÖY ŞANTİYEYE DÖNÜŞTÜ''



Erdoğan, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan kültür ve sanata, sulamadan enerjiye kadar her alanda bölgede hummalı bir faaliyetin devam ettiğini ifade ederek, GAP, DAP ve KOP ile bölgelerin çehresinin ciddi manada değiştiğini, geleceklerinin bugünden şekillendirildiğini söyledi.

AK Parti iktidarı döneminde Türkiye'nin her il, ilçe ve köylerinin bir şantiyeye dönüştüğünü belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Edirne'den yola çıkın Hakkari'ye kadar, Muğla'dan yola çıkın Iğdır'a kadar yol boyunca Okul, hastane, TOKİ evleri, adalet sarayları, üniversiteler, kültür merkezleri ve yurtlar, altyapı çalışmaları göreceksiniz. Büyük yol projelerinin, enerji hattı projelerinin Türkiye'yi bir uçtan bir uca kapladığına şahit olacaksınız. Rüzgar enerjilerinin Türkiye'de nasıl çalışmaya başladığını göreceksiniz. Bunlar yeni mi icat oldu? Evet bunlar AK Parti iktidarı ile Türkiye'ye geldi. KÖYDES ve BELDES, AK Parti iktidarından önce var mıydı? Yoktu ama AK Parti iktidarıyla gündeme geldi. Şimdi artık yolu olmayan köyler yola kavuştu. Hala devam ediyor çalışmalarımız. Elektrik, su aynı şekilde. BELDES ile aynı çalışmalar devam ediyor. Kamu yatırımlarının tamamlanma süresi 2001 yılında 9,5 yıldı, bugün bu süreyi biz 4,5 yıla kadar düşürdük. Bakınız nereden nereye...''



Erdoğan, grup salonunda ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' diye slogan atanlara, ''Bizler sizlerle gurur duyuyoruz'' karşılığını verdi.



''SİZ ORALARA HİÇ GİTTİNİZ Mİ?''



Türkiye'nin dört bir yanındaki büyük, küçük her projeyi önemsediğini, zaman zaman telefonla ilgili vali, kaymakam, hatta muhtarı arayarak projelerin ne aşamada olduğunu sorduğunu belirten Erdoğan, ''Zaman zaman muhalefet partileri çıkıyor, 'GAP'a kazma vurulmadı, GAP'ta hiçbir şey yapılmadı, yapılmıyor' diye iddialarda, ithamlarda bulunuyor. Muhalefete soruyorum, siz oralara hiç gittiniz mi, gitme nezaketinde bulundunuz mu? Oralardan yolunuz hiç geçiyor mu?'' diye sordu.



Bir grup izleyici ''Kıskananlar çatlasın'' diye bağırırken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Soruyorum muhalefete, terörü bitirmek için reçeteniz nedir diye... Bölgesel kalkınma projelerini adres olarak gösteriyorlar ama o projelerin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları yok. Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz. Oraların tozunu yutacaksınız. Oralardaki çiftçi kardeşlerimle hemhal olacaksınız. Giderseniz eğer oralarda sizi 17 bin kilometreye ulaşmış yollar, okullar, hastaneler, üniversiteler, yeni yapılmış konutlar karşılayacak. Ama oraya gitmeniz lazım. Sulama kanallarını, göletleri, barajları göreceksiniz, o toprakların nasıl bir bereket fışkıran zemin haline geldiğini göreceksiniz. O bereketle birlikte şimdi nasıl bir umudun yeşerdiğini, umudun o toprakları nasıl kuşattığını, o toprakların insanlarını nasıl sarıp sarmaladığını göreceksiniz. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmek ve kavga çıkartmaktır.'' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de yasama, yürütme ve yargının, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getirdiğini belirterek, ''Kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Silivri'deki mahkeme yolunu arşınlayanlar, çetelerin gönüllü avukatlığını üstlenenler, Ankara'nın doğusuna geçip oralarda nelerin yaşandığını ve nelerin yapıldığını görmezler ve göremezler'' diye konuştu.



CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın partisinin il kongresinde bir kez daha anket konusunu gündeme getirdiğini anımsatan Erdoğan, ''Sayın Baykal, bizim oy oranımız sizi niye bu kadar meşgul ediyor? Niye bu kadar rahatsız oluyorsun? Çok mu yükseldi oylarımız yoksa?'' diye sordu.



''Oranımızın anketlerde nasıl çıktığını sen bize bırak. Biz onları çok yakından takip ediyoruz. Hamdolsun milletimizin teveccühünün her geçen gün arttığını da memnuniyetle müşahede ediyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Ama anketler senin, partin, tavırların, politikaların hakkında ne söylüyor, sen çık onu anlat. Sayın Baykal sen iktidar olmak için değil, partinin başında kalabilmek için gayret sarfediyorsun. 'Çekilip gitmekten' bahsediyorsun. Biz, bunu zaten her zaman söylüyoruz. Milletimiz bizim hakkımızda ne karar verirse biz 'başımız, gözümüz üstüne' diyoruz. Ama sen kendin için acaba ne diyorsun? Bak şu anda sosyal demokratlar senin değerlendirmeni yapıyorlar. Ne diyorlar? 'dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir siyasi parti, sosyal demokratlarda, bir seçime girdi kazanamadı, ikincisine girdi kazanamadı, onun lideri başında durmaz.' Sen niye bu kadar direniyorsun, bu koltuk ne kadar tatlıymış. Almanya'dan, İngiltere'den örnekler veriyorlar. Şu anda Tony Blair isteseydi hala başbakan olarak görevine devam edebilirdi ama oylarının düştüğünü görünce kendisi çekildi ve arkadaşına bıraktı. Aynı şekilde Schröder seçimi ikinci olarak bitirdi hemen çekiliverdi. Sen niye bu kadar diretiyorsun, bırak. Bak artık senden sosyal demokratlar da memnun değil, 'çakıldın kaldın' diyorlar. Bunu ben değil, sosyal demokratlar, kendi partinden eski arkadaşların söylüyor. Ama ben tabii memnunum bundan. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban.

Psikoloji biliminde sayın Baykal'ın bu yaklaşımına 'yansıtma' derler. Bu, bir savunma mekanizmasıdır. Kişi kendisindeki olumsuz durumları başkasına yakıştırır. Yalnız, Sayın Baykal'a bir tavsiyem var; yansıtmanın ileri derecesi düşünce sapmasıdır ki bu taşkınlıktır. En tehlikesi de halüsinasyondur. Yani kendini darı ambarında görmeye başlamaktır. Umarım Sayın Baykal, en kısa zamanda Türkiye'nin gerçek gündemine döner ve bizim oy oranlarımızı bırakıp kendi oy oranlarıyla ilgilenmeye başlar. Ben bunun kendi ruh sağlığı için de partisi için de son derece faydalı olacağına inanıyorum. Kendisini yenileyemeyen, dönüşümünü gerçekleştiremeyen, kendi durumunu idrak edemeyen, kendi durumu noktasında gerçekten bir değerlendirme yapamayan parti, nasıl Türkiye'yi dönüştürsün? Nasıl Türkiye'nin durumunu doğru anlayabilsin? Kendi sorunlarını çözemeyen bir hareket, Türkiye'nin sorunlarını nasıl çözebilir? Kendi toplumundan kopan, kendi insanının değerlerine yabancılaşan bir parti, devlet-millet kaynaşmasını nasıl sağlayabilir?''



''TEFRİKA OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR''



Baykal ve arkadaşlarının her fırsatta çıkıp, ''kurumlararası kavgadan, çatışmadan, uyumsuzluktan'' bahsettiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Sabah çıkıyor tahriklerle kurumlar asındaki güveni sarsmaya çalışıyor. Akşam çıkıyor 'kurumlararasında kavga var' diyor'' dedi.



Baykal'ın ''polisin, yargının, askerin içine fitne sokmaya, Hükümetin güdümünde göstererek, bu kurumların içinde tefrika oluşturmaya çalıştığını'' belirten Başbakan Erdoğan, ''Bir bakıyorsunuz kurumların yıpratılmamasından bahsediyor. Askeri, polisi, yargıyı hükümet yanlısı-hükümet karşıtı gibi konumlandırmaya çalışmak, kurumların güvenilirliğini sarsmak, itibarını zedelemek açıkça fitne çıkarmak değil midir? Kurumlarımızı bölünmüş, parçalanmış gibi göstermek, bu kurumlara zarar vermek, bu kurumların saygınlığını zedelemek değil midir? Sayın Baykal hizipçilikte mahir olduğu için her kurum içinde hizipler oluştuğu iddiasıyla 'nasıl bölünme meydana getiririm, bu kurumları Hükümetin üzerine nasıl gönderirim' diye hesap yapıyor. Bu çabalar beyhudedir'' diye konuştu.



Devletin bir ve bütün olarak Anayasal görevlerini yerine getirdiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Sizin dönemlerinizde böyle ayrışmalar, gruplaşmalar olmuş olabilir. Kurumların siyasallaşması sonucu hizipler ön plana çıkmış olabilir. Lütfen AK Partiyi kendinizle karıştırmayın. Geçmişteki yanlışlarınız faturasını bu millet çok ağır ödedi. Türkiye'de yasama, yürütme ve yargı, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getiriyor. Aynı şekilde kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor. Yargının aldığı her kararı biz de memnuniyetle karşılamıyoruz. Ülkenin, milletin menfaatine ters sonuçlar ortaya çıkabildiğini görüyoruz ama yargının kararlarına karşı çıkıp 'AK Parti düşmanlığı yapıyorlar, hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar' demiyoruz. Beğenmediğimiz her yargı işlemine karşı yargıyı belli grupların hakimiyetine girmekle, karanlık emellerin peşinde koşmakla suçlarsak, bunun vereceği zararları nasıl telafi edebiliriz? Hukuk sistemine inanmazsak, biz güvenmezsek başkalarının inanmasını, güvenmesini bekleyemeyiz. Elbette her kurum kendisini yenilemeli, evrensel normlara, çağdaş ölçülere adapte etmelidir. Milletini iradesini, ülkenin selametini düşünmelidir. Ama kurumlara duyulan güveni sarsmak kendi bindiğiniz dalı kesmek anlamına gelir.''



7,5 yılda demokrasiyi güçlendirerek, erkler ayrımını da sağlıklı bir zemine kavuşturma noktasında büyük gayret sarf ettiklerini ifade eden Erdoğan, buna rağmen her fırsatta kurumları hedef almak, kurumları yıpratmaya çalışmak, kurumları birbiriyle çatıştırma gayretine girmek, kurumlar arasında ikilik oluşturmaya çabalamanın, ''muhalefetin değişmez politikası'' haline geldiğini kaydetti.

Baykal'ın işine gelen yargı kararları karşısında ''şeriatın kestiği parmak acımaz'' dediğini, işine gelmeyen yargı tasarrufları karşısında ''hükümeti yargıya müdahaleyle suçladığını'' söyleyen Erdoğan, şunları ifade etti:



''Yandaş yargı oluşturmak gibi ağır ithamlarda bulunuyor. Hükümet, hangi adımı atsa hemen Anayasa Mahkemesinin kapısına koşuyor. Bunu öyle bir alışkanlık haline getirdiler ki yasamanın yetki ve fonksiyonlarını etkisiz hale getirmek, anlamsız hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Peki o zaman milli egemenlik, demokratik irade nasıl tecelli edecek, ne anlam ifade edecek? Siz yasama ve yürütmeyi yargı üzerinden etkisiz hale getirmeye çalışırsanız, o zaman Mecliste sayın Başkanın arkasında 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' ifadesinin ne anlamı kalacak? Sürekli kriz çıkarmayı, engel olmayı muhalefet sanırsanız şu ülkede demokrasi nasıl hayata geçer, millet iradesi nasıl hayata geçer? Yargı sizin istediğiniz gibi karar verirken yargıyı yüceltir, farklı kararlarda yargıyı AK Partili olmakla suçlarsanız size kim inanır?''



AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'nin cumhuriyetçilikle yakından uzaktan alakası olmadığını belirterek, CHP'ye; bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmesi çağrısında bulundu.



MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlığın, siyasetin seviye kaybetmesine neden olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Bundan sonra fevkalade bir durum olmadıkça ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım'' dedi.



Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, devlet-millet ilişkilerinin evrensel demokratik ölçüler çerçevesinde yeniden inşa edilmesi gerektiğini her zeminde savunduklarını söyledi.



Erdoğan, 7,5 yılda bu yönde ciddi mesafe kat ederek devlet-millet ilişkilerini demokratik evrensel normlar esasında yeniden tanımlayan düzenlemelere imza attıklarını belirterek, ''Türkiye'de, demokrasinin gelişiminin önüne zihni duvarlar örenler, cumhuriyeti dillerinden düşürmeyip onun temeli olan vatandaşlık kavramını hiçe sayanlar, cumhuriyetin eşitlik ilkesini bizden olanlar ve olmayanlar ayırımıyla bir imtiyaza dönüştürmeye çalışanlar, bugün kendi ürettikleri hayati senaryolar düzeninden AK Parti'yi açığa düşürmeye çalışıyorlar'' dedi.



CHP'nin cemazievvelini çok iyi bildiklerini belirten Erdoğan, tarihin bunun açık şahidi olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:



''İktidarı döneminde halkının iradesine saygı duymadan, kendi il başkanını o ile vali tayin edebilen bir anlayıştır bu CHP zihniyeti. Tarih, buna şahit, bunları yaptınız. Ama tabi yeni kuşaklar bunu bilmiyor. Kendinizi demokrat, cumhuriyetçi... Ne cumhuriyeti ya, sizin cumhuriyetçilikle yakından, uzaktan alakanız yok. Sadece tabelanızda var. Cumhuriyet, halkın ta kendisidir, halkın iradesinin kurumsallaşmasıdır, siz de bu yok. Türkiye'de Siyaset içi ve dışı aktörlerin kafasındaki devlet ve siyaset tasavvuru, dost ve düşman ayırımına dayanan bir tasavvurdur. Bu anlayışa göre, milletin belli unsurları düşman iken, belli unsurları da dost. Vatandaşlık, hak ve hukukla mukayyetken; vatandaşlığa, ideolojik konuma göre anlam kazandırmaya çalışanlar, büyük bir yanlış yaparlar. Yurttaş, vatandaş olmak, belli bir ideolojiye yakın veya uzak olmakla değer kazanmaz. Bir ülkede yaşayan her insan, herkese tanınan hak ve hukuka sahiptir. Kafa yapısına, etnik özelliğine, mezhebine göre imtiyaz sahibi olmaz. Öz veya üvey ayrımına tabi tutulamaz. Suçlular bile vatandaştır. Temel yurttaşlık haklarına sahiptir. Bir insanın suçlu olması, onun düşman kategorisine yerleştirilmesine izin vermez. Vatandaşını makbul olan, makbul olmayan diye ayırıma tabi tutmak hiç kimsenin görevi de değildir, haddi de değildir.



Kişilerin hukuka uygun olan ya da olmayan eylemleri olabilir. Bunu da değerlendirebilecek olan hukuk sistemidir. Bu tasavvurun siyasetteki son temsilcisi, CHP'dir. 1940'lı yılların otoriter devlet telakkisiyle yoğrulan CHP için demokrasi sadece zaman zaman hatırlanan, zaman zaman faydalı görülen bir araçtır. CHP, sahici bir demokratikleşme sürecini, eşitlik ve özgürlüğü sağlayacak bir gelişme olarak değil, imtiyaz ve vesayet sistemini yerle bir edecek bir tehlike olarak görür. Bugün aynı şekilde çıkıp kurumları ve yargıyı; sizinkiler, bizimkiler, yandaş, yandaş olmayan diye ayırmak da işte bu zihniyetin uzantısıdır. CHP, iddia ettikleri gibi samimi bir değişimin içine giriyorsa, öncelikle bu bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmelidir. İkbalini vesayetçi rejimlerde arayan siyaset tarzını derhal terketmelidir. CHP için, Türkiye için, demokrasimiz için hayırlı olacak tavır budur. CHP, oynadığı bu tehlikeli oyuna bir an önce son vermelidir. Cumhuriyetin kurumları arasında böyle bir ayrışma, böyle bir kutuplaşma olduğu izlenimi uyandırmak, kurumları birbirine düşürmeye çalışmak çok büyük bir yanlıştır.''



''SİYASETİN DİLİ VE ÜSLUBU''



Başbakan Erdoğan, siyasetin son günlerdeki dili ve üslubunun gündeme yoğun bir şekilde girdiğini ve tartışıldığını söyledi.



Partilerini kurdukları andan itibaren siyasete yeni bir üslup ve dil kazandırdıklarını belirten Erdoğan, yapıcı olmaya, gönül diliyle konuşmaya çalıştıklarını, söz üretmekten çok iş üretmeyi dert edindiklerini, 'biz değil eserlerimiz konuşsun, yaptıklarımız konuşsun' istediklerini kaydetti. Erdoğan, her zaman yaptıklarıyla, hedefleriyle milletin huzuruna çıktıklarını belirtti.



Başbakan Erdoğan, tüm bu süreçte şahsına, partisine ve Hükümete yönelik son derece ağır ve haksız iftira ve ithamlar karşısında da susmadıklarını bildirdi. Muhalefetin seviyesiz ve kırıcı üslubu karşısında seviyeli bir üslupla gerekeni söylemekten kaçınmadıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Geçen hafta partilerin grup konuşmalarındaki hakaretlere, tahriklere aşağılamalara bakınca bu üslubun Türk siyasetine yakışmadığını, siyaseti de yanlış bir mecraya doğru sürüklediğini düşünüyorum. Çünkü, demokrasinin temeli diyalogtur, uzlaşıdır. Böyle kin ve nefret kokan bir üslupla, ne diyalog olabilir ne uzlaşı sağlanabilir. Konuşamayan, tartışamayan sadece suçlayan, hakaret eden bir üslupla aynı masaya gelip oturamayan bir anlayışla demokrasiyi de geliştiremeyiz siyasetin itibarını da yükseltemeyiz. Milletimiz bu seviye kaybından son derece rahatsızdır. Özellikle bazı konular gündeme geldiğinde bakıyorsunuz, çok farklı bir üslup ortaya çıkıyor. MHP liderinin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlık, siyasetin seviye kaybetmesine sebep oluyor. Siyasi tarihimizde bu kadar hakaret cümlesi, bu kadar tahkir kelimesi, küfür, bu kadar aşağılama ifadesi yer alan başkaca bir konuşma olduğunu sanmıyorum. Adeta bir küfür ve hakaret antolojisi oluşturuluyor. Türkçe argo sözlüğü didik didik edilmiş ve o sözlükteki her kelime bir cümle içinde kullanılmış. Sayın Bahçeli'nin bu üslubu, siyaset tarihine en çirkin üslup olarak geçecektir, eminim ki hiç bir zaman hatırlanmak istenmeyecektir.''

Başbakan Erdoğan, daha önce bir kaç kez, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuşurken, çocukların televizyondan uzak tutulması gerektiğini söylediğini ifade ederek, bu tavsiyesini Bahçeli'yi tahrik etmek için söylemediğini, çocuklar adına gerçekten kaygı duyduğu için söylediğini bildirdi. Erdoğan, ''Çünkü bu ifadeler sağlıksız bir siyasi zihniyeti, problemli ruh halini gösteriyor'' diye konuştu.



''KENDİ YANLIŞLIKLARIYLA BAŞBAŞA BIRAKIYORUM''



MHP'ye yakın olan vatandaşların, bu üslubu tasdik etmediklerini bildiğini, bu üsluptan hicap duyduklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:



''Bu ve buna benzer hakaretler kime yapılıyor? Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına, Hükümetine yapılıyor. Yüzde 47 oy olarak, her iki kişiden birinin oyunu alarak Meclise gelen bir siyasi partiye yapılıyor. Düşüncenin bittiği yerde, hakaret başlar. Mantığın tükendiği yerde şiddet başlar. Diyor ya bir metreden daha yakın olmayacaksınız. Ama bizim sıralarımıza gelebilirsiniz, bizim kapılarımız açık. Bizim kapımız gönül kapısıdır gel. Ne olursan ol yine gel. Fakat ertesi gün arkadaşlarım ziyaret ettiler. Bir metre filan uygulanmadı. Millete söyleyecek sözü olmayanlar hakaret sözcüklerinin arkasına saklanır. Sağduyuyu, erdemi, fazileti yitirenler tahkir etmeye, hakaret etmeye başlarlar. İşte bu sağduyunun, sözün ağırlığını ve anlamını kaybettiği ciddi bir heyezan halidir. Bu psikolojinin dayandığı zihniyet; siyasi rakibini düşman olarak gören, siyasi rekabeti savaşmak olarak algılayan bir siyasi düşünceye dayanmaktadır. Bu siyaset tarzının, üslubunun bütün dünyada demokrasi dışı görülmesi, işte bu saldırganlığındandır. Tahammül etmek, tolere etmek, anlayışla karşılamak, sağduyu ile aklı selimle hareket etmek bizim medeniyetimizin gereğidir. Bu ülkenin Hükümetini, 9. haçlı seferi yapmakla itham edecek kadar ölçüsünü, dengesini kaybetmiş olmak, bizim medeniyet değerlerimizden kopmuş olmanın, milletin değerlerinden uzaklaşmış olmanın bir göstergesidir. Bunu sen, yüzde 47 oy almış bir siyasi partiye nasıl söylersin? Hangi hakla ve gerekçeyle söyleyebilirsin? Her türlü hakareti yapanları, ölçüsüzlüğü yapanları ben kendi yanlışlıklarıyla başbaşa bırakıyorum. Bizi kendi seviyelerine, üsluplarına çekeceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Seviyeli ve bütünleştirici bir üslupla konuşmaya devam edeceğiz.



Biz Yunus Emre'nin, o arı duru, o saf, o süt gibi temiz diliyle konuşacak ve diyeceğiz ki; 'sözü bilen kişinin yüzünü ak ede bir söz, sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz, kişi bile söz zemini, demeye sözün kemini, bu cihan cehennemini 8 cennet ede bir söz'. Bizim farkımız üslubumuzdur, seciyeli, ahlaklı nişanımızdır. Bizim farkımız eserlerimizdir, hizmetlerimizdir, biz bu farkı muhafaza edeceğiz. Onlar iftira atacak, biz onlara değil, milletimize konuşarak cevabını vereceğiz. Onlar itham edecek biz milletimizi muhatap alacağız. Bundan sonra da fevkalade bir durum olmadıktan sonra ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım.''



EYLEMLER



Başbakan Erdoğan, konuşmasında, dün bazı illerde yaşanan provokatif eylemlere de değindi.

Dünyada demokratik mücadelenin yöntemi ve üslubunun belli olduğunu belirten Erdoğan, taş ve molotof atmanın, camları kırmanın, esnafı tehdit ederek kepenk kapattırmanın, demokratik bir mücadele yöntemi olmadığını söyledi.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sokakları savaş alanına çevirerek, güvenlik duygusunu tahrip etmeye, devlete olan güveni sarsmaya çalışmanın ancak terör ve şiddeti yöntem olan seçenlerin bir tarzı olabileceğini kaydetti. İllegal gösterilerde çocukları kullanmak, küçücük çocukları karanlık emellere alet etmenin büyük bir vicdansızlık ve sorumsuzluk olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Çocuk masumiyeti hiç bir mücadeleye alet edilemez, hiç bir siyasi çekişmeye kurban edilemez'' dedi.



Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:



''Bu masumları sokak çatışmalarının içine atmak, ellerine taş verip sağa sola saldırtmak hangi vicdana sığar? Eline molotof kokteylini tutuşturmak suretiyle toplu taşım araçlarına bunları fırlatmak, Serap gibi yavrularımızın ölümüne sebep olmak hangi vicdana sığar? Bu ancak insaniyetten nasibini alamamış, yüreği taş tutmuş kişilerin yapabileceği bir alçaklıktır. Aylardır çocukların yargılanmalarında adalet istediğini söyleyen sivil toplum kuruluşları, aydınlar, yazarlar niçin bu duruma tepki göstermiyorlar? Bu yavrularımızın, birilerinin siyasi hesaplarına kurban edilmelerini, istismar edilmelerini de istemiyoruz. Veliler çocuklarına sahip çıksınlar. 'Suç işleyen çocuklar' deniyor, ama biz öyle demiyoruz; 'suça itilen çocuklar' diyoruz. Bunları suça itenler var.''



Başbakan Erdoğan'a, konuşmasının ardından Yeditepe Üniversitesinden gelen bir öğrenci grubu çiçek ve plaket sundu.

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"

Sektör, sorumluluğunun bilincinde

TÜRK sigorta sektöründe faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin riskleri çok iyi değerlendirebilecek noktalara geldiğini söyleyen Güneş Sigorta Genel Müdürü İlker Aycı, sek tö rün 10-20 yıl ön ce si ne gö re çok fark lı bir nok ta - da olduğuna değindi. Aycı şöyle konuştu: "Türk sigorta sektörü, riskleri sadece fabrikanın içinde değil daha yolda hammadde girdisi halinde fabrikaya gelirken, işletmeden içeriye girdikten sonra, tüm üretim aşamalarında, depolama sırasında, kamyona yüklerken, limana götürürken, limandan son kullanıcıya kadar ve son kullanıcı ürünü kullanırken yaşanan hata da dahil, ürün sorumluluk sigortasına kadar bir risk yönetimi ve ürün gamına sahip. Sektörümüz işini ve sorumluluğunu gayet iyi ve layıkıyla yerine geti - riyor. Avrupa'da 2009 yılında sigortacılık yaklaşık yüzde 7 küçüldü. Bu küçülmeye rağmen Türkiye'de sigorta sektö rü 3,7 bü yü dü ve biz de Gü neş Si gor ta ola rak sek tör ortalamasının üzerinde bir büyümeyi yüzde 4,5 ile sağladık. Biz bu ülkede büyümeye, gelişmeye ve istihdama destek olmaya devam edeceğiz." 2010'da Türkiye'de çok ciddi bir büyüme gerçekleşeceğini söyleyen İlker Aycı, sigortacıların da sayısının arttığını ekledi. Yabancıların Türki - ye'nin geleceğine güvenerek ülkemize geldiklerini belirten Aycı "Bugün Avrupa'da hem büyüme hem de karlılık tıkanmış durumda. Yabancılar burada bizimle rekabet etmeye başladılar. Bu rekabette en çok sigorta şirketle - rinden hizmet alan müşteriler kazanıyor. Akılcı rekabette de sigortacılar bindikleri dalı kesmeden yollarına devam ederlerse bizler de büyümeye rağmen zarar ettiğimiz için ağlayan sektörlerden olmayız. Biz sigortacılar ve bankacılar, sanayi ve Ticaret yapan firmaların yanında olmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

'Sektör, sorumluluğunun bilincinde'

Thursday, December 31, 2009

Dünya basınından manşetler- 31 Aralık




--İngiliz anne en sonunda huzura kavuştu (İngiliz basını)
Kuşadası’nda 2005 yılında yaşanan bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının annesi gazetelere verdiği röportajlarda bombacının ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasıyla en sonunda huzura kavuştuğunu söyledi.

O zaman 21 yaşında olan Helyn Bennett, Temmuz 2005’te yaşanan patlamada hayatını kaybeden beş kişiden biriydi.

Mahkemenin Salı günü bombacı Mehmet Keskin’e altı ömür boyu hapis cezası vermesinin ardından konuşan anne Sharon Holden, kararı duyduğunda gözyaşlarını tutamadığını belirtti.

“Dört buçuk yıl bekledikten sonra en sonunda adalet yerini buldu” diyen anne “Şimdi huzura kavuştuk. Umarım hapishanedeki günleri zor geçer ve ailemizin çektiği gibi bir acı çeker” dedi.

Bugüne kadar sürekli olarak “Ya salıverilirse?” sorusuyla yaşadıklarını ifade eden Holden, “Artık bittiğini biliyoruz ve rahatız. Asla dışarı çıkamayacak” dedi.

Bu yıl sonbahar aylarında aile Türk yetkililerinden gelecek 1.1 milyon sterlinlik (o günün parasıyla 2.4 milyon TL) tazminatı kabul etmişti.

Holden, İngiliz hükümetinin ülkede Temmuz’da gerçekleşen terör olayında zarar görenlere verilen tazminatın yurtdışındaki saldırılarda zarar görenleri kapsamadığını söylediğini ifade etmiş ve “Kendi hükümetimiz bize sırt çevirdi. Ancak olaydan dört yıl sonra Türk hükümeti kendi hükümetimizin yapması gerekeni yaptı,” demişti.

İngiliz anne ayrıca davanın sona ermesi beklenen Temmuz ayında Türkiye’yi ziyaret etmişti.

DIŞ BASINDA TÜRKİYE
THE ECONOMIST
--Türkiye ve generalleri: Lanetli Komplo Teorileri
Türkiye’nin generalleri için 2009 zor bir yıl oldu. Bir Dizi sızdırılmış belge, telefon dinlemeleri ve bazen de basit kazalarla ortaya çıkan gelişmeler en güçlü laiklerin bile inancını sarstı.

VOICE OF AMERICA
--Rum Ortodoks Patrik’i ile hükümet arasında gerginlik artıyor
Fener Rum Patrik’i Bartolomeos, ABD kanalında yayınlanan 60 Minutes programında Türk yetkililerin ülkedeki Hıristiyanlara kötü muamelesinden şikayet etmişti.

XINHUA
--Türkiye Iraklı yaralılara tedavi olanağı sundu
Türkiye Çarşamba günü yaptığı açıklamada 15 Iraklı yaralının tedavi için Türkiye’ye getirileceğini duyurdu. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Pazar günkü bombalamada yaralanan Iraklıların, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir ambulans uçağıyla Türkiye’ye getirileceği belirtildi.

DAILY MAIL
--İngiliz kadının annesi teröriste verilen cezayla huzura kavuştu
Kuşadası’nda yaşanan bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının annesi teröriste hapis cezası verilmesiyle en sonunda huzura kavuşabildiğini söyledi.

BBC
--Türkiye’deki bomba kurbanı için sonunda adalet geldi
Türkiye’deki bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının ailesi bombacının ölüm cezasına çarptırılmasıyla en sonunda adalete kavuştuklarını belirtti.

VOICE OF GREECE
--Eski bir Türk üst düzey yetkiliden itiraf: Heybeliada okulu konusunda çözüme ulaştık
O dönemde Patrik Bartolomeos’la görüşen Kemal Gürüz’ün yaptığı açıklamaya göre Patrikhane ve Ankara arasında Heybeliada Ruhban Okulu üzerinde 2000 yılında anlaşmaya varılmıştı.

THE ASSOCIATED PRESS
--Jim Walter Resources, Erdemir’e borç davası açıyor
Hammadde satan Jim Walter Resources, Türkiye’nin çelik üreticisi Erdemir’in 89 milyon dolardan fazla borcunu ödemediği için dava açtığını duyurdu.

DAILY TIMES
--Cumhurbaşkanı Gül, Zerdari’ye telefon etti
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari’ye telefon ederek Aşure gününde Karaçi’de hayatını kaybedenler için başsağlığı diledi. Gül, Türkiye’nin Pakistan’daki demokrasi savaşına ve terörle mücadelesine destek verdiğini belirtti.

FINANCIAL TIMES
--Türk medya devi ayrılıyor
Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan Holding’in sahibi Aydın Doğan Cuma gününden itibaren başkanlıktan ayrılacağını ve yerine kızı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın geçeceğini duyurdu.

Dünya Basını


THE NEW YORK TIMES

--Casusluk kurumları terör üzerindeki ipuçlarını bir araya getirmeyi başaramadı
Ulusal Güvenlik Teşkilatı Yemen’deki El Kaide liderlerine ait bir plana yönelik değerlendirmeleri tespit ederken, casusluk kurumları değerlendirmeleri diğer bilgiler ile bir araya getirmedi.

--Havayolu şirketleri müşteri tepkisi ile karşı karşıya
ABD'deli havayolu şirketlerinin yöneticileri Detroit'e giden ABD uçağındaki bombalama girişiminin yolcuların gezi planları üzerindeki etkisini minimuma indirmeye çalışıyor.


--New York ilk bütçe açığını verdi
Aylarca düşen gelir ve bütçe savaşlarının ardından, Çarşamba günü itibari ile New York yaklaşık 1 milyar dolar borçlu durumda.

THE WASHINGTON POST
--İntihar bombacısı Afganistan’daki CIA üssüne saldırdı
Yetkililer Afganistan-Pakistan sınırında gerçekleşen bombalamanın, savaş süresince ABD istihbarat ajanlarına düzenlenen en ölümcül saldırı olduğunu belirtti.

--Obama uçaktaki terör saldırısı hatalarını gözden geçirecek
Bu araştrıma kapsamında CIA, Ulusal güvenlik Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı da bulunuyor.

--ABD GMAC’ı tekrar kurtardı
ABD Hazinesi General Motors'un kredi sağlayan birimi olan GMAC'e, verdiği 3.8 milyar dolarlık yeni destek ile yönetimin, şirkette ana mal sahibi konumuna gelmesini sağladı.

THE WALL STREET JOURNAL
--ABD, saldırı girişimi araştırmalarına devam ediyor
ABD’li güvenlik güçlerinin yaptıkları araştırmalar sonucunda, daha önce de pek çok terör eyleminde yer alan ABD doğumlu Yemenli Din adamı Enver el-Evlaki’nin Noel gününde Detroit’e giden uçağa yapılan saldırı girişimiyle bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

--İran, başarılı öğrencilere savaş açıyor
İran sokaklarında yaşanan dramının ardından, ülkedeki yetkililerin en iyi öğrencilerine göz açtırmadığı ve öğrencilerin kariyerlerine büyük bir Darbe indirdikleri ortaya çıktı.

--Rusya, yılı düşük enflasyonla kapatıyor
Federal İstatistik Hizmetler Merkezi’nden gelen son veriler, Rusya’da tüketici fiyatlarının 28 Aralık’ta sona eren haftada da sabit kaldığını gösterdi. Bu şekilde Rusya, bu onyılda gördüğü en düşük yıllık enflasyon rakamlarından birine yaklaşmış oldu.

FINANCIAL TIMES
--Bankacılık sektörü liderleri ikramiyelerden alınan vergilere kızgın
İngiltere’nin bankacılık sektöründen isimler, hükümetin bankalar, çalışanlar ve bankacıların aldıkları ikramiyeler konusunda duygusal hareket ettiğini ve oldukça sorumsuz kararlar aldığını dile getiriyor.

--Sarkozy, karbon vergilerinde en iyisini yapmaya çalışıyor
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Anayasa mahkemesinin karbon vergilerinin yürürlüğe girmesinden iki gün önce kararı geçersiz kılmasının ardından, hükümetiyle birlikte vergiler konusunda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

--Rus devi Rusal’dan 2.6 milyar dolarlık halka arz
Rus milyarder Oleg Deripaska’nın kontrolündeki alüminyum şirketi UC Rusal, Hong Kong’da gelecek ay gerçekleştireceği halka arz ile 2.6 milyar dolar elde etmeyi planlıyor.

THE GUARDIAN
--Bağdat’ta yaşanan kaçırılma olayında İran parmağı
The Guardian gazetesinin yaptığı araştırmalar Irak’ta kaçırılanların hemen ertesi gün İran’a götürüldüğünü ortaya çıkardı.

--Afganistan’daki patlamada CIA ajanları öldürüldü
Afganistan'daki Askeri üste yaşanan intihar saldırısında ölen sekiz sivilin CIA ajanları olduğu doğrulandı.

--ABD’nin, El Kaide’ye karşı planları başarılı oldu
Başarısız olan uçak bombacısını kimlerin idare ettiği araştırmaları sürerken Yemen’deki terörist üslerine karşı misilleme saldırıları ihtimali sürüyor.

HAARETZ


-- Hamas: İsrail’in Gilad Şalit’i yerini tespit etme çabalarını engelledik
Hamas, İsrail’in Gazze’deki El Fetih örgütü arayıcılığıyla esir asker hakkında bilgi toplamaya çalıştığını dile getirdi.

-- İsrail, Gazze sınırındaki köylere maddi yardım sağlayacak
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Maliye Bakanı Yuval Steinitz, Pazar günü hükümete Gazze sınırındaki bazı yerleşimlere 190 milyon şekel değerinde maddi yardım vermeyi ön gören bir plan sunacak.

--Polis, Yahudi teröristten 10 yıl önce şüphe etmişti
Batı Şeria’daki yerleşimlerin durdurulması kararından sonra aşırı protesto gösterilerinde bulunan Jack Teitel’in birçok cinayet vakasında şüpheli olarak gözaltına alındığı ve birçok cinayet girişiminde bulunduğu ortaya çıktı.

FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG
--ABD El Kaide'ye saldırmaya hazırlanıyor
El Kaide'nin, Amsterdam-Detroit uçağını havaya uçurma girişimi ABD'yi harekete geçirdi. ABD El Kaide'nin Yemen'deki üslerini vurmak için hazırlıklara başladı. Başkan Barack Obama ise istihbarat birimi yetkililerini görevlerini yapmamakla suçladı.

DIE WELT
--Merkel: 2010 zor bir yıl olacak
Almanya Başbakanı Angela Merkel yılın son gününde Alman halkına seslendi. Merkel 2010 yılının ekonomik açıdan zor bir yıl olacağı uyarısı yaptı. Ekonomik durgunluktan çıkmak için 2010 yılının belirleyici bir yıl olacağını ifade eden Merkel, Almanya'nın Afganistan misyonunu da savundu.

EKONOMİ BASINI

BLOOMBERG
--Asya borsaları 2003'ten beri en büyük yıllık kazanca hazırlanıyor
Asya borsaları, Çin'in önümüzdeki dönemde de küresel ekonominin resesyondan çıkmasına yardım eden politikalarını devam ettireceği taahhüdünde bulunmasıyla bu yılsonunda 2003 yılından beri en yüksek yıllık kazancını sağlayabilir. Aynı Politika, Petrol ve bakırın fiyatında da son onyıldaki en sert rallisini yaşamasına neden oldu.

--Fed’in alımları durdurmasıyla mortgage tahvillerindeki ralli sona erebilir
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Mart ayı itibariyle 1.25 trilyon dolar değerindeki mortgage destekli tahvilleri almaya son verecek olması, bu yatırım aracında yaşanana rallinin sona ermesine neden olabilir. Gelişme yeni konut fiyatları faizlerini de artırma potansiyeli taşıyor.

--Çin: Krizi 'defetmek' için 2010 kritik
Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan, 2010'un Dünyanın üçüncü büyük ülkesinin ekonomisini güçlendirme ve küresel finansal krizini etkilerini 'def etmek' için kritik bir yıl olacağını söyledi.

CNBC
--Hazine bonolarının açık artırmaları 2010’da azalabilir
ABD’de hazine tahvil piyasasında bu hafta 118 milyar dolar değerinde alım gerçekleştirdi ancak gelecek yıl bu kadar yüksek seviyede olmayabilir. Çünkü yatırımcılar enflasyon korkusuyla piyasadan çıkabilir.

-- Çin yuan konusunda kendi bildiğini yapmaya kararlı
Çin Merkez Bankası’ndan yetkili bir birim, Çarşamba günü Çin’in yuanın değerlendirilmesi konusunda, ekonomik büyüme ve istihdam piyasasını dikkate alarak büyük değişikliklere gitmeyeceğini açıkladı.

-- Küresel alüminyum piyasasında Rus etkisi
Rus alüminyum şirketi UC RUSAL, Salı günü şirketin Hong Kong’da 2.6 milyar dolarlık bir halka arz gerçekleştirmeyi planladığını açıkladı.


CNNMONEY
--Fox, Time Warner ile yaşanan sorunda pes etmiyor
ABD'li Televizyon yayıncısı Fox Network, Çarşamba günü Time Warner Cable şirketinin yaşanan bir ödeme sorunu nedeniyle Federal İletişim Komisyonu'yla tahkime gitme teklifini reddetti.

--Dow Jones ve Nasdaq 2009'un zirvesinde
ABD borsaları Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq, Çarşamba günü dalgalı seyreden seansın sonrasında, yatırımcıların güçlü dolar beklentisi ve yılsonundaki temkinli hareketleriyle hafif yükseldi ve yılın yeni zirve seviyelerini gördü.

--Amazon.com Tatil sezonunun en mutlu eden şirketi oldu
ABD’de pazar araştırmaları yapan ForeSee Results şirketi tarafından yayımlanan veriler, Amazon.com'dan Alışveriş yapanların bu yılki tatil sezonundan en tatmin olmuş müşteriler olduğunu gösterdi.

FORBES
--Kuzey Kore yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasakladı
Kuzey Kore’nin yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasaklaması, aşırı tutucu hükümetin yeni gelişmekte olan piyasa ekonomisi üzerinde kontrolü ele geçirmeye yönelik niyetini gösterdi.

--Çin’in gelecek yılı
Çin'de önümzdeki sene büyümenin güçlü şekilde devam edecek olmasına rağmen, dış Ticaret ve iç politikadaki baskılar 2010'un ülke için bir test dönemi olacağını gösteriyor.

--Kriz bazı hükümetleri güçlendirdi
Latin Amerikalı liderler, küresel finansal krize gösterdikleri yönetimle popülaritelerini arttırdılar.

MARKETWATCH
-- Hazine'den GMAC’e ek 3.8 milyar dolarlık yardım
General Motors'un kredi sağlayan birimi olarak faaliyet gösteren GMAC, ABD Hazinesi'nden 3.79 milyar dolar daha kaynak aldığını açıkladı. Yapılan bu son yardımla, Hazine'nin şirket sahipliğindeki payı yüzde 56'nın üzerine çıkmış oldu.

--Gelişmekte olan ülkeler 2010'da yükselmeye devam edecek mi?
Gelişmekte olan ülkelere odaklanan uluslararası menkul kıymet yatırım fonları bu yılın en çok kazandıran enstrümanları olurken, aynı başarının 2010’da da devam edip etmeyeceği sorgulanıyor.

--ITC çelik boru dampinginde Çin karşıtı karar aldı
Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC), Çarşamba günü ABD'li çelik üreticilerini lehine karar vererek, Çin'in bu ülkede sattığı çelik boru ürünlerinin fiyatının adil olmadığını söyledi.







Dünya basınından manşetler- 31 Aralık

Forbes - 31 Aralık



--Kuzey Kore yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasakladı
Kuzey Kore’nin yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasaklaması, aşırı tutucu hükümetin yeni gelişmekte olan piyasa ekonomisi üzerinde kontrolü ele geçirmeye yönelik niyetini gösterdi.
--Çin’in gelecek yılı
Çin'de önümzdeki sene büyümenin güçlü şekilde devam edecek olmasına rağmen, dış Ticaret ve iç politikadaki baskılar 2010'un ülke için bir test dönemi olacağını gösteriyor.

--Kriz bazı hükümetleri güçlendirdi
Latin Amerikalı liderler, küresel finansal krize gösterdikleri yönetimle popülaritelerini arttırdılar.
Forbes - 31 Aralık

MarketWatch - 31 Aralık


-- Hazine'den GMAC’e ek 3.8 milyar dolarlık yardım
General Motors'un kredi sağlayan birimi olarak faaliyet gösteren GMAC, ABD Hazinesi'nden 3.79 milyar dolar daha kaynak aldığını açıkladı. Yapılan bu son yardımla, Hazine'nin şirket sahipliğindeki payı yüzde 56'nın üzerine çıkmış oldu.

--Gelişmekte olan ülkeler 2010'da yükselmeye devam edecek mi?
Gelişmekte olan ülkelere odaklanan uluslararası menkul kıymet yatırım fonları bu yılın en çok kazandıran enstrümanları olurken, aynı başarının 2010’da da devam edip etmeyeceği sorgulanıyor.

--ITC çelik boru dampinginde Çin karşıtı karar aldı
Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC), Çarşamba günü ABD'li çelik üreticilerini lehine karar vererek, Çin'in bu ülkede sattığı çelik boru ürünlerinin fiyatının adil olmadığını söyledi.
MarketWatch - 31 Aralık

ABD 2010 a girerken bu cevapları arıyor


Forbes dergisinde yayımlanan bir Haber analizde, geride kalan onyılda ABD ekonomisinin halen yanıt veremediği sorular olduğuna dikkat çekildi.
İşte ABD ekonomisine yönelik akıllara takılan 9 soru ve cevapları;
1. Cari açık ve ülke borcu ABD’yi batıracak mı?
Hayır. ABD ekonomisi o kadar güçsüz değil. Ancak yüksek seviyedeki borç büyümeyi durdurabilir ve yeni iş olanakları yaratılmasını engelleyebilir. Bu konuda Japonya’nın 1990’lı yıllarda yaşadığı kriz ve sonrasında yaşanan gelişmelerden ders alınması gerekiyor.

2. Sağlık reformunun maliyeti ABD ekonomisine büyük zarar verir mi?
İnovasyonların durması durumunda ülke ekonomisi bu reformdan fazlasıyla etkilenebilir. Obama’nın sağlık reformuna yönelik en büyük endişelerden biri, hükümetin sektöre fazlasıyla müdahale etmesinin tıbbi bakımına yönelik inovasyonların önüne geçmesi.

3. işsizlik oranı hep yüksek mi olacak?
Bu durum aslında işsizliğin nasıl tanımlandığına bağlı. Resmi olarak tam zamanlı çalışanların kayıtlarına bakıldığında, uzun yıllar boyunca yüksek kalacak gibi görünüyor. Ancak yarı zamanlı ve dönemsel işçiler bazında oranların kısa zamanda yükseleceği söylenebilir.

4. ABD’de düşük gelirli kesiminin bilgi ekonomisinde yeri var mı?
Ne yazık ki bu ihtimal çok düşük. Bu yüzden ülkede devlet okullarındaki eğitimin revizyondan geçmesi gerekiyor ve ilköğretime bir takım yeniliklerin getirilmesi gerekiyor.

5. ABD ekonomisi için enflasyon mu yoksa deflasyon mu daha büyük bir tehlike?
Bu sorunun net bir cevabı bulunmuyor. Rekabetçi küresel Ticaret, fiyatların düşmesine neden oluyor. Ancak değer kaybeden dolar ise fiyatları yükseltiyor. 2001 yılından bu yana, bu iki durumda herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Hükümetin para politikaları konusunda net bir tavır sergilememesi ise durumun bir süre daha böyle devam edeceğini gösteriyor.

6. Sosyal Güvenlik için dinamizmden vazgeçilmeli mi?
Kimse ABD’nin, Batı Avrupa’nın sosyal demokrasi modeli için yıllardır sürdürdüğü dinamizm, inovasyon ve sosyal hareketlilikten vazgeçmesi gerektiğini söylemiyor. Ancak siyasi liderliğin yokluğunda, ABD’de sosyal güvenlik yerle bir olabilir.

7. ABD, enerji bağımlıklarından kurtulabilir mi/kurtulmalı mı?
Ülkenin enerji bağımlılıklarından kurtulması güzel bir gelişme olabilir ancak bu durum birçok farklı anlama gelebilir. Doğa yanlısı çevreciler için, enerji bağımlılıklarından kurtulmak daha az enerji tüketmek demek. İlk olarak ABD’nin çıkarlarını savunanlar içinse, ticarete önemli kısıtlamalar getirmek ve küresel ekonomiden çekilmek anlamına geliyor. Ancak her iki seçenek de ekonomiye zarar verecektir. Yapılması gereken şey, enerji maliyetlerinin muhasebesini iyi yapmak.

8.Çin dost mu düşman mı?
Şu anda dost ama bir yandan da potansiyel düşman. Çinli politikacıların en büyük endişeleri, ülke içi güvenliği sağlamak. Liderler şu anda büyümesi devam eden ekonominin temel gereksinimlerinin farkında. ABD ise dünya ekonomisindeki dinamikleri değiştiren Çin ile ilişkilerinde dikkatli hareket etmek zorunda kalıyor.

9. Radikal İslamcı örgütler dinden mi yoksa öfkeden mi besleniyor?
Radikal İslamcılarım dinden çok ekonomik ve sosyal sıkıntıların yaratığı öfkeden kaynaklanıyor olabilir.

ABD 2010'a girerken bu cevapları arıyor

Tuesday, December 29, 2009

Cep telefonu savaşı

Cep telefonlarında kullanılan kameraların patenti için açılan kritik davada, ilk raundu Kodak kazandı.

Kodak açtığı davada Samsung ve LG'nin kendisine ait 2 patenti ihlal ettiğini iddia ediyor. Uluslararası Ticaret Komisyonu yargıcı, davacıyı Samsung'a karşı haklı buldu.

LG Electronics, Kodak ile anlaşma yoluna giderek davadan çıktı. LG, Kodak'ın OLED teknolojisini satın aldı. LG Dünyanın en büyük OLED ekran üreticilerinden ve daha önceden üretimi Kodak'ın teknolojisi için lisans ücreti ödeyerek yapıyordu.

Samsung mücadeleyi sürdürüyor ancak yargıcın, Samsung'un Cep Telefonu kameralarında LG teknolojisini kullandığını söylemesi işlerin Kodak lehine biteceğini gösteriyor. Kodak yaptığı açıklamada bu karardan memnun olduğunu belirtti. Ayrıca bu Teknoloji için yüzlerce milyon dolar harcadıklarını ve karşılığını almanın hakları olduğunu da eklediler.

Cep telefonu savaşı

Saldırı dev siteyi fena vurdu

Geçtiğimiz Çarşamba günü Amazon.com, Wall-Mart ve bunun gibi birkaç online Ticaret sitesine yapılan DNS saldırısı, uğraşlar sonucunda bertaraf edildi.

Yüksek profilli sitelere UltraDNS markası altında DNS servisi sağlayan Neustar firması, yapılan saldırının şirketin San Jose ve Palo Alto'daki tesislerine yapıldığını ve etkilerinin büyük ölçüde California'daki kullanıcılar tarafından hissedildiğini açıkladı.

Siteler sadece bir saat kullanılmaz hale geldi. Fakat saldırının yılbaşı-Noel dönemine denk geldiği ve Amerikalıların bu dönemde alışverişe ne kadar önem verdiği düşünülürse oluşan zarar konusunda bir fikir sahibi olabiliriz.

Amazon, Wall-Mart ve Expedia sitelerinden Alışveriş yapmak isteyen kullanıcılar saldırının olduğu saatlerde sitelerin inanılmaz yavaşlamasından dolayı alışveriş yapmakta zorlandı. Amazon.com yetkilileri ise sıkıntıdan dolayı kullanıcılarla temasa geçildiğini, olayın açıklandığını ve problemin bir saat içerisinde çözüldüğünü bildirdi.

Saldırı dev siteyi fena vurdu

Friday, December 25, 2009

Türkiye nin ilk modern Noel filmi

WASHINGTON - Amerikan CNN televizyonu, Yılmaz Erdoğan'ın başrolünü oynadığı ve aynı zamanda yapım, yönetim ve senaryo yazarlığını üstlendiği 'Neşeli Hayat' filmini tanıttı.
Haberde, filmin, Noel'i kutlamayan, çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Türkiye'de çekilmiş ilk Modern Noel filmi olduğu" belirtildi.
"Neşeli Hayat"ın bir Alışveriş merkezinde "Noel Baba" olarak işe alınan bir Türk'ün hikayesini anlattığına değinilen haberde, "Sorun, onun Noel Baba'nın kim olduğunu tam olarak bilmiyor olması ve bu konuda çok basit derslere ihtiyaç duyması" ifadesi kullanıldı.
Filmden bazı sahnelere atıfta bulunulan haberde, bir sahnede, alışveriş merkezindeki bir yöneticinin, ana karakter Rıza ve diğerlerine, Noel Baba'nın meşhur "ho ho ho" seslenişini öğrettiği, diğer bir sahnede Noel Baba kostümlü Rıza'nın, dört Noel Baba'nın olduğu bekleme odasına girince "Selamünaleyküm" diye hitap ettiği kaydedildi.
Haberde, Rıza'nın filmin çoğunda, Tatil süslemeleriyle dolu lüks alışveriş merkezindeki işinden utandığı ve işini gecekondu semtindeki eşi ve ailesinden sakladığı belirtildi.
İKİ DÜNYA ARASINDA KÖPRÜ...Sanatçı Erdoğan ile yapılan röportajın da yer aldığı haberde, Erdoğan, "filmde canlandırdığı karakterin, 'Batı' tarzında yaşayan ve Noel süsleriyle yılbaşını kutlayan daha zengin, üst sınıf Türkler ile Anadolu'nun bağrından büyük kente göç etmiş, geleneklerine daha bağlı daha fakir Türkler olmak üzere Türkiye'deki iki ayrı dünya arasında metaforik bir köprü olduğunu" söyledi.
Erdoğan, "(Noel Baba) Hepimizin sevdiği bir sembol. Onu gören herkes gülümser. Bizim Noel ile dini bir bağımız yok. Biz sadece modern zamana dair bir günle bağlantı kurduk ve çoğumuz Batı dünyasına ait bu günü seviyor ve sevdiklerimizle kutluyor" diye konuştu.
Filmin galasının yapıldığı alışveriş merkezinin sinemasında Noel ağaçlarının bulunduğu ve galadaki hosteslerin Noel Baba şapkaları taktığı belirtilen haberde, Erdoğan'ın, "bir Türk filminin Noel Baba üzerine odaklanmasının nadir görülen bir durum olduğuna katıldığı" ifade edildi.
'İSTANBUL'DA NOEL GÖRKEMİ'Haberde, "bugünlerde herhangi bir kişinin İstanbul'daki alışveriş ve Ticaret merkezlerini Batı ve Hristiyan kentleriyle kolaylıkla karıştırabileceği, çünkü mağaza ve otellerin Noel ağaçları, ışıkları ve süslemeleriyle donatıldığı, sadece Noel şarkılarının eksik olduğu" belirtildi.
"Noel görkeminin, sadece zengin semtlerdeki alışveriş alanlarıyla sınırlı olmadığı, işçi sınıfına hitap eden, yüzyıllık Osmanlı minarelerinin gölgesindeki pazarlarda da görüldüğü" ifade edilen haberde, baklavadan av tüfeklerine kadar her şeyin satıldığı stantlarda satıcıların, Noel Baba oyuncakları ve kardan adam figürlerini de sattığının gözlendiği kaydedildi.
"Başörtülü bir kadın satıcının, işlerin bu aralar yoğun olduğu, son 2-3 yıldır, toplumun tüm katmanlarından insanların yeni yıl alışverişiyle çok daha fazla ilgilendiğini" söylediği belirtilen haberde, "çoğunlukla Müslüman müşterilere Noel ağaçları satan" eşine yardım eden İstanbul'daki bir Yahudi'nin, "Türkler Noel ağaçlarına daha çok yeni yıl ağaçları olarak hitap ediyor. Güzel, mutluluk veren bir sembol, neden kullanmayalım" dediği aktarıldı.
'KAPİTALİZMİN SEMBOLÜ'Haberde, Türkiye'deki bu Noel görkeminin daha çok ticari kaygılardan kaynaklandığına, Yılmaz Erdoğan'ın da Noel Baba'yı kapitalizmin sembolü olarak gördüğüne değinildi.
'Türkiye'nin ilk modern Noel filmi'

Thursday, December 24, 2009

Kurban operasyonunda 20 kişi tutuklandı



`İhaleye fesat karıştırmak, nitelikli dolandırıcılık ve sahtecilik' suçlamalarıyla Ankara Nöbetçi 10'uncu Sulh Ceza Mahkemesi'ne çıkarılan zanlıların sorgulamaları yaklaşık 15 saat sürdü. Aralarında Deniz Feneri Derneği Başkanı Mehmet Deniz, Mehmetçik Vakfı Başkanı Salih Güloğlu, LÖSEV Başkanı Dr. Üstün Ezel ve Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz'un da bulunduğu 11 kişi serbest bırakılırken, 20 kişi ise tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Kurban operasyonunda 20 kişi tutuklandı

Wednesday, December 23, 2009

Sırbistan da AB yoluna çıktı

STOCKHOLM - Sırbistan, Avrupa Birliği üyeliği için resmen başvuruda bulundu. Tadiç, üyelik başvurusunu AB dönem başkanı İsveç'e sundu. Sırp Cumhurbaşkanı Boris Tadiç, Stockholm'de AB dönem başkanı İsveç'in Başbakanı Fredrik Reinfeldt'le biraraya gelerek üyelik başvurusunu yaptı.
Sırbistan Cumhurbaşkanı, üyelik için önlerinde uzun bir yolculuk olduğunu, zorlu reformlar gerçekleştirmeleri gerektiğini söyledi.
AB ile Sırbistan arasında son dönemde dondurulmuş olan bir serbest Ticaret anlaşmasının yeniden hayata geçirilmesi gibi olumlu gelişmeler yaşandı. Ancak Sırbistan'ın AB ilişkileri açısından halen önünde önemli bir engel bulunuyor.
MLADİÇ'İ VERMEDEN MÜZAKERE BAŞLAMAZAB, Sırbistan'ın Lahey'deki Savaş Suçları Mahkemesi'nce aranan isimleri yakalamadan AB üyeliğine yönelik müzakerelere başlamasının söz konusu olamayacağını söylüyor.
Söz konusu isimler arasında Bosnalı Sırp General Ratko Mladiç de bulunuyor. Mladiç'in Sırbistan sınırları içinde saklandığı düşünülüyor.
Sırbistan da AB yoluna çıktı

Saturday, December 19, 2009

Bloomberg - 19 Aralık


--ABD’de yedi bankaya daha el konuldu, toplam rakam 140’a yükseldi
ABD’de düzenleme kuruluşları yedi bankaya daha el koydu. Bu yıl batan toplam banka sayısı 140’a yükselirken Federal yetkililer bu rakamın artacağını öngörüyor.

--Çin DTÖ davasını ünlü markalara verdiği destekleri keserek sonuçlandırdı
Obama yönetimi Çin’in ABD ile arasındaki bir Ticaret anlaşmazlığını ihracatı artırmak için büyük firmalara verdiği sübvansiyonları sona erdirerek çözeceğini duyurdu.

--Geithner TARP geri ödemelerinin bankaların kredi yeteneğini etkilemediğini duyurdu
ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner ABD bankalarının Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı (TARP) kapsamında aldıkları paraları geri ödeyip hükümet desteğini terk etmelerinin kredi yeteneklerini engellemediğini duyurdu.
Bloomberg - 19 Aralık

Kriz aslında ‘Büyük İstikrar dönemi yarattı


Dergi tarafından yayımlanan Haber analizde İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en “Büyük Durgunluk” olarak gösterilen küresel krizin, “Büyük İstikrar” adını alabileceği ve 2009’un sadece üretimin inanılmaz düşüşü ile değil, kriz felaketinin önlenmesi ile de çok farklı bir yere sahip olduğuna dikkat çekildi.
The Economist krizin ilk sinyallerini 12 ay önce Lehman Brothers’ın iflasını açıklaması ile Finans piyasalarında yaşanan panik ile gösterdiğini, bir anda küresel sanayi üretimi, dış Ticaret ve ekonomik faaliyetlerin 1930’ların Büyük Buhran dönemine dönüşe işaret ettiğini vurguladı.
Yeni ekonomik krizin aylar içinde köklendiğine dikkat çeken The Economist, gelişmekte olan büyük ekonomilerin en erken ve hızlı toparlanan kesimi temsil ettiğini belirtti. Çin’in üretimde yavaşladığı ancak büyümesini kesmeyerek ikinci çeyrekte yüzde 17 büyüme gösterdiği, sene ortasında ise İngiltere ve İspanya dışında tüm zengin ülkelerin tekrar ekonomik büyüme göstermeye başladığı ifade edildi.
The Economist, dünya genelinin gelişmekte olan yoğun nüfusa sahip Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin direnci ile dünyanın1991’deki krizden daha kötüsünü yaşamaktan kurtulduğunu ileri sürdü. Krizin sonucunun kaçınılmaz olmadığı ileri sürülürken, sonucun, tarihteki en büyük, en geniş çaplı ve en hızlı hükümet tepkisinin ürünü olduğu da dikkat çekilen diğer bir nokta oldu.
Bu dönemde, iflas etmekte olan bankalar trilyonlarca dolarlık kamu kaynağı ve garantileri ile korundu, merkez bankaları -büyük olanlar bilançolarını hızlıca genişleterek- faiz oranları üzerinde büyük indirimlere gitti ve dünya çapında hükümetlerin mali teşvikleri hemen uygulamaya koydu.
Analizde, krize karşı gösterilen bu tepkilerin olmaması durumunda Büyük Durgunluk’un, Buhran’a dönüşebileceğine işaret edildi.
İSTİKRAR VAR AMA KIRILGANAnalizde bugün elde edilen istikrarın çok kırılgan olduğu da vurgulanırken, buna neden olarak küresel talebin halen devlet desteğine dayalı olması ve kamu yardımlarının eski sorunları ön plana çıkarırken yeni istikrarsızlık kaynakları yaratması gösterildi.
Economist, büyümenin hükümetlerin cebinden çıkan para sayesinde gerçekleştiğini belirtirken, gelişmekte olan büyük ekonomilerde hızlı bir toparlanma yaşandığı, zengin Dünyanın geri kalanında ise gerilemeye geri dönecek zayıf bir toparlanma görüldüğü ifade edildi.
Analizde ayrıca zengin ülkelerin kamu borcu bikrimi arttıkça, borç almakta daha fazla zorlanacakları, daha iyi durumdaki ekonomiler ile aradaki farkın belirginleşeceği ileri sürüldü.
Gelişmekte olan büyük ekonomiler ise varlık balonları ve hükümetlerin finansal kıstasları çok uzun süre aynı tutmak istemeleri veya buna zorlanmaları yüzünden tam tersi bir sorun ile karşı karşıya olduklarına dikkat çekildi.
The Economist, dünya ekonomisinin Büyük İstikrar konumundan güçlü bir düzene geçebilmesinin yolunun uzlaşmazlıklarda orta nokta bulunması olarak belirtti. Dergi, bu kapsamda Çin’in yuan’ı daha güçlü kılarak ekonomisini dengelemesi ve yükselen piyasalar üzerindeki baskıyı azaltmasının kendini gösteren bir hamle olduğu da vurguladı.
Kriz aslında ‘Büyük İstikrar’ dönemi yarattı

Bağış dan CHP ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın


Konya'da Şeb-i Arus törenlerine katılan ve 27 AB ülkesinin büyükelçileriyle bir araya gelen Bağış, Ankara'ya dönüşünde yaptığı açıklamada, “demokratik açılımın sonu nereye varacak” diye kendisine sorulduğunu, kendisinin de Almanya, Hollanda, İspanya'da halkların ne hakkı varsa, Türkiye'deki bütün vatandaşların da etnik kökenine, dini inancına, siyasi tercihine bakılmaksızın aynı hakka sahip olduğunu bilmek gerektiğini söyledi.
“Demokratik açılımın gideceği nokta budur. Ne fazlası ne eksiği” diyen Bağış, Türkiye'de bir dönem insanların çocuklarına istedikleri isimleri veremediğini belirterek, şunları söyledi:“Türkiye'nin şu an geldiği nokta, 'mükemmel' demiyorum ama dönüp baktığımızda çok önemli adımlar attık. Bundan sonraki dönemde çare sokaklarda ve şiddette değil, çare Mecliste ve reform sürecindedir. AB sürecinde çok farklı düşünen, farklı endişe ve beklentileri olanların ortak bir paydada görüşebileceğini görüyoruz. O çerçevede ben bütün vatandaşlarımızın çok ciddi bir duyarlılık içinde, bizi birbirimize düşürmeye çalışanların çabalarına destek vermeyecekleri şekilde, birbirimizi daha iyi anlayıp empati kurabilmemiz için bu milli birlik ve beraberlik projesini çok önemsiyorum.”
AB büyükelçilerinin de “demokratik açılım” projesini önemsediğini dile getirdiğini bildiren Bağış, Mevlana'nın bundan yüzyıllar evvel “ne olursan ol yine gel, niye bu kavga niye bu gürültü, biz birleştiğimiz zaman engin deniz oluruz, tek başımıza bir tane” diyerek AB'nin felsefesini aslında çok önceden yazmış olduğunu kaydetti.
Bağış, demokratik açılımın bir birlik beraberlik projesi olduğunu, kimilerinin gösterdiği gibi ayrıştırma projesi olmadığını dile getirdi.DTP'NİN KAPATILMASIBaşmüzakereci Bağış, parti kapatmayla ilgili AB standartlarında ve Venedik Kriterleri çerçevesinde hareket etme isteğinin halen mevcut olduğunu belirterek, Türkiye'nin artık bu süreçleri yaşamaması gerektiğini ifade etti.“Bugünkü Anayasa ile AB'ye üye olmak hayaldir” görüşünü dile getiren Bağış, Türkiye'nin AB standartlarında çağdaş, demokratik bir anayasaya kavuşması gerektiğini vurguladı.
Mevlana'nın 736. Vuslat yıl dönümünde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yan yana semazenleri izlediğini hatırlatan Bağış, Baykal'a, “Sizin hazırlayacağınız bir anayasa taslağı üzerinden gidelim ama gelin birlikte Türkiye'nin önünü açalım. 2010 seçimsiz bir yıl olacak. Sizin 2002 ve 2005 arasında ortaya koyduğunuz bir kararlılık vardı AB sürecinde. Türkiye'nin demokratik standartlarının yükseltilmesinde öncü olmanızı önemseriz” dediğini anlattı.Bağış, 2010'da Türkiye'ye yakışır bir anayasa ve reformlara kavuşmayı umut ettiğini dile getirdi.
Parti kapatmalara ilişkin AB büyükelçilerinin değerlendirmesinin sorulması üzerine, “AB'de de partiler kapatılıyor. Partilerin terörle, şiddetle bağlantılı olması Avrupa'da da partilerin kapatılması için yeterli sebeptir. Benim ve partimin düşüncesi, partileri kapatmaktansa bu konulara bulaşmış bireyleri cezalandırmak daha mantıklı. Bu çerçevede büyükelçilerin de benzer yaklaşımları olduğunu gördük. Onlar da parti kapatılmasına çok sıcak bakmamakla beraber, şiddete, teröre bir şekilde bulaşmış bireylerin cezalandırılmasının haklı olacağını söylüyorlar” diye konuştu.
DTP'li milletvekillerine de çağrıda bulunan Bağış, demokratik platformu değerlendirmeleri, temsil ettikleri illerin sorunlarını ve kendilerine oy vermiş insanların hassasiyetlerini dile getirecekleri en doğru platformun TBMM Genel Kurulu olduğunu söyledi.ÇEVRE FASLI AÇILACAKBağış, 21 Aralık Pazartesi günü AB müzakerelerinde çevre faslının açılacağını bildirerek, AB sürecinde 8 fasılla ilgili alınmış konsey kararı olduğunu ancak diğer 5 fasılla ilgili alınmış bir karar olmadığını kaydetti.
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamanın kendi iç siyasetine yönelik olduğunun altını çizen Bağış, “O fasıllarla ilgili çalışmaları sürdürüyoruz. Ülkelerde bu konudaki çalışmalarımızı önemsiyorlar. Çabalarımızı fasıl açıp kapatmak için yapmıyoruz. Önemli olan fasıl sayısı değildir, yapılan reformlardır” değerlendirmesinde bulundu.
Eski devlet bakanlarından Şerafettin Elçi'nin kendisine “Evladım, ben bakanken 'Türkiye'de Kürtler vardı, ben de onlardan biriyim' dediğim için iki buçuk yıl hapiste yattım. Siz 24 saat kürtçe yayın yapan bir Televizyon kanalı açtınız. Fasıl açılsa ne olur açılmasa ne olur” dediğini anlatan Bağış, çevre faslının açılmasıyla Türkiye'de havanın daha temiz olmasının sağlanacağını, Borçlar Kanunu, Sendika Yasası, Türk Ticaret Kanunu, bağımsız bir insan hakları başkanlığının kurulması, kamu denetçiliğinin oturtulması gibi süreci yürüteceklerini ve bunların Türkiye'nin standartlarını yükselteceğini ifade etti.AB SÜRECİ VE DERVİŞİN SABRIKonuşmasında, Mevlana'nın pergel teorisinden bahseden Bağış, bunu yapmaya çalışan bir iktidarın olduğunu söyledi.Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Şeb-i Arus törenlerinde kendisine, “Bu dervişlerin sabrını AB büyükelçileri görünce 'biz bu Türkleri 40 yıl daha bekletsek de sabrederler' demişlerdir” dediğini söyleyen Bağış, ya AB işini zorlaştıracaklarını ya da “ne kadar zorluk çıkartırsak çıkartalım Türklerin sabrıyla baş edemeyiz” deyip Türkiye'nin üyeliğinin önünü açacaklarını belirtti.
Türkiye'deki ve dışarıdaki direnç odaklarının Türkiye'ye havlu attıramayacağını ifade eden Bağış, Konya'da bunu tüm AB büyükelçilerine gösterdiklerini söyledi.Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde (ABGS) sınavı kazanan Ermeni kökenli Türk vatandaşıyla ilgili soruya ise Bağış, “Başvuran kişilerin ne dini inancı, ne etnik kökeni ne siyasi tercihleri ne de Futbol takımı tercihleri bizi ilgilendiriyor. Bunun Türkiye'de reform olarak algılanması bile düşündürücüdür. Çünkü bizim Anayasamız her vatandaşın eşit olduğunu söyler ama son 50 yıldır ilk Ermeni'nin kamuya alınmasını ABGS yönetimi olarak bizler başardıysak, ne mutlu bize ama bu aynı zamanda da düşündürücüdür. Bu dönemlerin geride kaldığı bir Türkiye hazırlıyoruz” yanıtını verdi.
Bağış'dan CHP'ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın

Thursday, December 10, 2009

Zirvedeki koltuğa 3. kez oturdu C-20 platformuna ağırlık verecek

DEİK İcra Kurulu Başkanı ve Balıkesir Sanayi ve Ticaret Odası Meclis Başkanı Rona Yırcalı, Dünya Odalar Federasyonu (WCF) Başkanlığı'na yeniden seçildi. New York'ta yapılan genel kurul toplantısının ardından 3'üncü kez başkanlık görevini üstlendiğini belirten Yırcalı, özellikle gelişmekte olan ülkelerde Kobi'lere destek olmak için çalışacaklarını belirtti.



KARAR MERKEZLERİNE GİRELİM

Yırcalı, G-20 Zirvesi'ne paralel olarak oluşturulan Chamber 20 (C-20) çalışmasına ağırlık vereceklerini söyledi. Yırcalı, "G-8'in yerine G-20'nin ağırlık kazanması Dünya Ekonomisi açısından çok önemli. G-20 ülke başkanları toplanmadan önce oda ve Borsa başkanlarını toplayarak sürece katkı sağlayacak adımlar atacağız. C-20 platformu, dünya ekonomisinin konuşulacağı yer olacak" dedi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin kendini uluslararası arenada daha iyi anlatabilmesi için bu tür organizsyonlarda daha fazla ağırlığa sahip olması gerektiğini söyledi. Hisarcıklıoğlu, "Siz istediğiniz kadar Ankara'yı etkilemeye çalışın. Kararlar Ankara'da değil uluslararası ticaretin döndüğü karar merkezlerinde alınıyor. Sözümüzün geçmesini istiyorsak tüm üye olduğumuz uluslararası kuruluşların yönetim, başkan yardımcısı ve başkanlık görevlerinde bulunmamız gerekir. Türk iş âleminin hak, hukuk ve menfaatlerini bu şekilde koruyabiliriz" dedi.

Zirvedeki koltuğa 3. kez oturdu C-20 platformuna ağırlık verecek