Showing posts with label Organik. Show all posts
Showing posts with label Organik. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Katlanıp cebe giren görüntü

ODTÜ'lü araştırmacılar, katlanabilir özellikteki esnek görüntü cihazlarının yapımında gerekli binlerce rengi tek bir plastik malzemeyle elde eden Teknoloji geliştirdi.



''Yeşil renk'' oluşturulamadığı için bugüne kadar yapılamayan esnek malzemeler için literatürdeki eksiklikleri iki yıl önce tamamlayan araştırmacılar, son çalışmalarını çok daha ileriye taşıyarak ''üstün özellikli'' tek bir plastik malzemeyle binlerce tondaki rengi elde etti.



Yeni nesil polimer tabanlı malzemeler, maliyetleri düşük Organik tabanlı güneş pilleri ile LED yapımında da kullanılacak.



ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Toppare, görüntü cihazı ekranlarının yapımında günümüzde inorganik malzemelerin kullanıldığını ve bu malzemelerin yüksek maliyetlerinin bulunduğunu belirtti.



Prof. Dr. Toppare, görüntü cihazlarında kullanılmak üzere plastik özellikler taşıyan elektrokromik polimerler üzerine başkanlığını yürüttüğü ekibin uzun yıllardır çalıştığını söyledi.



Bu çalışmaların en önemli sonuçlarından birini iki yıl önce aldıklarını belirten Toppare, ''Polimer Tabanlı Görüntü Cihazları ve Eksik Renk Yeşil'' adlı çalışmalarında, yeşille şeffaf arasında dönüşebilen eksik rengi oluşturan elektrokromik malzemeyi geliştirdiklerini anımsattı.



Toppare, bu çalışmalarında görüntü cihazlarının bu malzemelerle yapılarak maliyetlerinin düşürülmesi için literatürdeki eksiklikleri tamamladıklarını anımsattı.Bu çalışmalarının ardından literatürde kırmızı, mavi ve yeşil renklerde bir eksiklik kalmadığını anlatan Toppare, şu bilgileri verdi:



''Literatüre bakıldığında, farklı polimerlerden bir kısmı kırmızı, mavi, yeşil, multikromik, floresan (ışık yayabilen) veya bir kısmı da çözülebilen polimerlerdir.Ancak bütün bu özellikler, farklı farklı polimerlerle sağlanabiliyordu.



''TÜM RENKLER TEK POLİMERDE''



Prof. Dr. Toppare, patent alan bu çalışmalarının ardından başkanlığını yürüttüğü son çalışmalarında ise araştırma görevlileri Abidin Balan ve Derya Baran'la birlikte aynı anda tüm renk geçişlerini tek başına sağlayan ''benzotriazol içerikli polimerler'' geliştirdiklerini açıkladı.



Toppare, görüntü cihazı ekranlarının katlanabilir gibi esneme özelliklerine sahip olabilmesi için her renk için ayrı ve onlarca sayıda polimer değil, geliştirdikleri tek bir polimerin yeterli olacağını söyledi.

Araştırmaları sonunda elde ettikleri iletken polimerlerin tek başına görüntü teknolojisinin ihtiyaç duyduğu kırmızı, yeşil, mavi, siyah ve şeffaf olmak üzere bütün renk geçişlerine, yaygın solventlerde çözünebilirliğe, hem p hem n tipi katkılanabilirliğe sahip olduğunu bildiren Toppare, şunları

kaydetti:



''Yeni çalışmamızda her renk için ayrı bir malzeme yerine tek bir malzeme geliştirdik. Bu tek polimer, aldığı gerilime göre her rengi oluşturabiliyor. Yani görüntü cihazlarında renk üretimi için gereken mavi, kırmızı, yeşil ve şeffafa kadar uzanan milyonlarca ana ve ara renk tonunu elde etme yeteneğini tek bir polimerde topladık.



Ayrıca malzemenin önemli diğer bir özelliği de bildiğimiz tüm malzemelerde çözünebilme özelliği. Bu haliyle malzeme, her türlü geniş yüzeylerde de kullanılabilecek. Dolayısıyla malzemeyi yalnızca elektrolitik olarak değil, kimyasal yöntemlerle de yapmak mümkün hale geliyor.''

Toppare, çalışmaları ile Televizyon, Bilgisayar gibi görüntü cihazlarının bu malzemelerle yapılabilmesi için renk geçişleri arasındaki zamanı mikron seviyelerine düşürme yolundaki çalışmalarının da sürdüğünü bildirdi.



"GÜNEŞ PİLİ DE YAPILACAK''



Prof. Dr. Toppare, geliştirdikleri teknolojinin yarı iletken olma özelliğinin yanı sıra floresan özellikleri nedeniyle güneş pillerinin imalatında etken maddeler olarak da kullanılabileceğini bildirdi.

Toppare, ODTÜ'de, Devlet Planlama Teşkilatının desteğiyle kurulan Güneş Enerjileri Araştırma Merkezinde (GÜNAM) polimerik tabanlı güneş pillerinin üretilmesi için araştırmalara başladıklarını da açıkladı.



Tüm dünyada organik malzemelerden güneş pili yapımı için yüzlerce araştırmanın yürütüldüğünü aktaran Toppare, bu araştırmalarda yüksek verim gücüne sahip ve yeniden kullanılabilir pillerin düşük maliyetlerle üretilmesinin amaçlandığını söyledi.



Geliştirdikleri malzemenin, özelliği nedeniyle LED yapımında da kullanılabileceğini belirten Toppare, açıklamalarını, ''Sayılan özelliklerin hepsini birden taşıyan tek bir malzeme maliyet düşüklüğü, kulanım alanlarının genişliği ve daha önemlisi benzersizliği yönünden paha biçilmez bir üründür'' sözleriyle tamamladı.

Katlanıp cebe giren görüntü

Wednesday, December 16, 2009

4 bin yıllık tohum canlandı

KÜTAHYA - Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünce yürütülen kazıda bulunan ve 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen 3 tohumdan biri, toprağa ekildikten sonra çimlendi.
Kazı Grubu Başkanlığını da yürüten DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen, il merkezine yaklaşık 27 kilometre uzaklıktaki alanda geçen yıl yapılan kazıda, höyüğün güneydoğusunda bir yapının içerisindeki kapta bitki tohumları bulunduğunu bildirdi.
Orta Tunç Çağı dönemine ait olduğunu tespit ettikleri katmandaki tohumların yaklaşık 4 bin yıllık olduğunu belirten Prof. Dr. Bilgen, tohumların yapının içinde ve orijinal yerinde buldukları kaplar arasında birinin içinde olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Bilgen, höyükte çok sayıda tohum bulduklarını, ancak birçoğunun yandığını gördüklerini ifade ederek, şöyle konuştu: ''Son bulduğumuz üç tohum, kabın bir kısmının dışına taşmıştı. Kap kırıldığı için bu şekilde bulduğumuzu düşünüyoruz. Tohumlardan bazılarını incelemeye almıştık. Yaklaşık iki yıldır bu çalışmayı yürütüyoruz. Geçen yıl yaptığımız çimlendirme denemesinden olumlu sonuç alamadık ve başarılı olamadık.
Bu yıl bu tohumlardan birini yeşertmeyi başardık. Bundan yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait toprak altından çıkmış bir tohum yeşerdi. Bu tohumdan çimlenen bitki, Canlı halde Bilim dünyasına sunulmak ve üzerinde çeşitli analizler yapılmak üzere inceleniyor.''
Tohumların bulunduğu kabın yer aldığı yapının depo olarak kullanıldığını tahmin ettiklerini belirten Prof. Dr. Bilgen, ''Sözü edilen kabın yanı sıra mekanda çok sayıda kap ele geçmiştir. Tüm bu özellikleriyle mekanın depolama amaçlı kullanılmış olabileceği düşünülmektedir'' diye konuştu.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMEMİŞ MERCİMEK TOHUMUDPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nüket Bingöl, höyükte bulunan üç tohumdan birini geçen yıl toprağa ektiğini, ancak çimlendiği halde kuruduğunu, diğerinin ise yağ analizlerinin yapılması amacıyla İstanbul'a gönderildiğini anlattı.
Yrd. Doç. Dr. Bingöl, üçüncü tohumu yaklaşık üç ay önce toprağa ektiğini, bunun da çimlendiğini belirtti.
Bu tohumun yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şöyle devam etti: ''Bilimsel olarak yolun başındayız. Öncelikle diğer tohumlarla beraber bunların yaş tayininin yapılması ve günümüzde yetişen mercimeklerle karşılaştırılması gerekiyor. Her ne kadar arkeolojik kazılarda buluntunun içinden çıktıysa da bunu Bilimsel olarak kanıtlamalıyız. Bu tohumların dışarıdan gelip gelmediğini incelememiz gerekiyor. Henüz bir iki aylık çalışma sürecindeyiz, bahara doğru yavaş yavaş sonuçlarını almış olacağız. Ancak çimlenmesi çok büyük bir gelişme. Günümüzde bilinen mercimek bitkileri gibi çok kuvvetli değil, oldukça cılız bir bitki. En kısa zamanda tek beklentimiz çiçeklenip tohum üretebilmesidir. Çiçeklenip tohum üretebilirse son zamanlarda çok güncel olan Organik ve Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) özelliğini taşıyan bitkiler açısından bizim elimizde çok önemli bir veri olacak. Çok eski zamanlara ait, hiç genetiğiyle oynanmamış, herhangi bir değişikliğe uğramamış, organik olarak elde edilmiş tohumların ilki olacak.''
'TOHUMU CANLI BULMAMIZ BİZİM İÇİN SÜRPRİZ OLDU'Yrd. Doç. Dr. Bingöl, bu tohumun bir mercimeğe ait olduğunu belirlediklerine işaret ederek, mercimeğin çok fazla suya ve sıcaklığa ihtiyaç duymadan kurak ortamda yetişebildiğini kaydetti.
Mercimeğin kazı yapılan alanda yetişebilecek bir bitki türü olduğunu dile getiren Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şu bilgiyi verdi: ''Arpa, mercimek, buğday, bunların hepsi Anadolu kökenli bitkilerdir ve orijini Anadolu'dur. O yüzden bizim için bu tohumları burada bulmamız çok sürpriz olmadı. Tohumu canlı bulmamız bizim için sürpriz oldu. Bu da tamamen höyüğün yapısından kaynaklanıyor. Höyükte yangın çıkıyor, çöküyor ve tohumlar içerisinde canlı kalabiliyor. Şans eseri bu tohumları bulduk ve değerlendirdik.

Şu an için bu tohumların mercimek olduğunu söyleyebiliyoruz, ancak yine de normal mercimekten morfolojik bazı farklılıkları var. Tamamen yaptığımız çalışmalar sonucunda belli olacak. Tohum vermesi halinde organik, hiçbir şekilde genetiğiyle oynanmamış, orijinal bitki olacak. Her zaman için orijinal tohumlar diğerlerine göre daha zayıftır. Belki ülke ekonomisine fazla bir katkı sağlamayacak, ancak bazı üniversitelerde başlatılmış eski tohumların toplanması yönündeki çalışmalara önayak olacağız.''
Yrd. Doç. Dr. Bingöl, yüzyıllar öncesinden bitki tohumlarının yeşerdiğine ilişkin daha önce yurt içi ve yurt dışında örnekler bulunduğunu hatırlatarak, Japonya'da manolya bitkisine ait tohumun günümüzdeki manolya bitkisinden farklı morfolojik özellikler taşıdığını bildiklerini sözlerine ekledi.
SEYİTÖMER HÖYÜĞÜ'NDEKİ KAZILARSeyitömer Höyüğü'ndeki kazı çalışmaları, altındaki 12 milyon ton kömürün ekonomiye kazandırılması amacıyla 1989 yılında Eskişehir Müze Müdürlüğünce başlatıldı.
Afyonkarahisar Müze Müdürlüğünün 1990-1995 yılları arasında yürüttüğü çalışmalar, 2006 yılından itibaren DPÜ Arkeoloji Bölümünce ele alındı.
TKİ Genel Müdürlüğü ve DPÜ Rektörlüğü arasında imzalanan protokol gereğince her yıl 6'şar aylık dönemler halinde yürütülen kazı çalışmalarının 2010'da tamamlanması ve höyüğün kaldırılmasının ardından yaklaşık 500 milyon lira değere sahip linyit kömürünün çıkarılmaya başlanması hedefleniyor.
4 bin yıllık tohum canlandı