Showing posts with label CHP. Show all posts
Showing posts with label CHP. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Adlarını ağzıma almayacağım

Başbakan Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye 'psikolojik sorunları var' imasında bulundu. İki lideri sert sözlerle eleştiren Erdoğan, "Fevkalade bir durum olmadıkça bundan sonra kolay kolay adlarını ağzıma almayacağım" dedi. CHP'nin vermeye hazırlandığı "Habur Gensorusu"nu da eleştiren ve "Gensoru bu ülkede yalama oldu" diyen Erdoğan, Habur benzeri uygulamaların geçmişte de yapıldığını belirterek Silivri'de Ergenekon, İmralı'da Abdullah Öcalan yargılamalarını örnek gösterdi. Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında şu mesajları verdi: ÖNCE BAYKAL

Baykal bir kez daha anket konusunu gündeme getirdi. Bizim oy oranımız seni niye bu kadar meşgul ediyor, çok mu yükseldi oylarımız yoksa? Sen onları bize bırak, biz takip ediyoruz. Hamdolsun milletimizin teveccühü her geçen gün artıyor. Anketler partin hakkında ne söylüyor, sen çık bunu anlat.

Sayın Baykal sen iktidar olmak için değil partinin başında kalabilmek için gayret sarf ediyorsun. Blair'in, Schröder'in oyları düştü, çekildi. Sen niye bu kadar dayatıyorsun ya bırak; artık senden sosyal demokratlar da memnun değil, 'çakıldın kaldın' diyorlar.

Ben bundan memnunum. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban, yeter ki orda kalıver ya. Psikoloji biliminde Sayın Baykal'ın bu yaklaşımına 'yansıtma' derler. Bir savunma mekanizmasıdır bu aslında. Kişi kendisindeki olumsuz durumları başkasına yakıştırır. Yalnız Sayın Baykal'a bir tavsiyem var, yansıtmanın ileri derecesi düşünce sapmasıdır ki bu taşkınlıktır, en tehlikelisi de halüsinasyondur. Kendini darı ambarında görmeye başlamaktır, bu çok daha tehlikelidir. Umarım Baykal, Türkiye'nin gerçek gündemine döner, bizim oylarımızı bırakıp kendi oy oranlarıyla ilgilenmeye başlar. Bunun ruh sağlığı için de partisi için de hayırlı olacağına inanıyorum.

Sayın Baykal hizipçilikte mahir olduğu için, 'her kurum içinde hizipler oluştuğu iddiasıyla nasıl bölünme meydana getiririm, bu kurumları hükümetin üzerine nasıl gönderirim' diye hesap yapıyor. Yargının aldığı her kararı biz de memnuniyetle karşılamıyoruz. Ama çıkıp da hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar demiyoruz. Baykal, işine gelen yargı kararları karşısında 'şeriatın kestiği parmak acımaz' derken, işine gelmediği yargı tasarrufları karşısında hükümeti yandaş yargı oluşturmak gibi ağır ithamlarda bulunuyor.

Tutmuş Habur Sınır Kapısı'ndaki yargılamalar hakkında bir takım hezeyanlara tutuluyor. Affınıza sığınıyorum gensoru da artık bu ülkede yalama oldu. Diyarbakır Valiliği'nin Cumhuriyet Savcılığı'na yaptığı başvuru üzerine Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur'a gitmiştir. Bu, kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır. Türkiye'de ilk kez vuku bulmuyor. Ergenekon davasının Silivri'de görülmesi, Abdullah Öcalan'ın davasının İmralı'da görülmesi bunun açık örnekleridir.



SONRA BAHÇELİ

MHP liderinin konuşmalarına yansıyan hırçınlık, siyasete seviye kaybettiriyor. Bu, Siyaset tarihine en çirkin üslup olarak geçecektir, hatırlanmak istenmeyecektir. Sağlıksız, problemli bir ruh halini gösteriyor. Bizim sıralarımıza gelebilirsin bizim kapılarımız açık. Ertesi gün arkadaşlarımız ziyaret ettiler, bir metre uygulanmadı, ne oldu?

Bundan sonra da fevkalade bir durum yaşanmadıkça ne Sayın Baykal'ı ne Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım. ANKARA

'Adlarını ağzıma almayacağım'

Görev süresi tartışma yarattı

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresinin Anayasa'da yazıldığı gibi 5 yıl olduğunu ve "Ben seçildiğimde görev süresi 7 yıldı. O yüzden 7 yıl yaparım" diye diretilmesi halinde bunun rejim sorununa yol açacağı yönündeki ifadeleri Cumhurbaşkanı görev süresine ilişkin tartışma başlattı.



Hukukçular ise her iki durumun da hukuka uygun olduğu görüşünde birleşiyor. Konuyu değerlendiren Anayasa Profesörü Ergun Özbudun, Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili "5+5" derken, Prof. Dr. Mümtaz Soysal ise Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi konusundaki Anayasa değişikliğinin değiştirmesi gerektiğini ifade ederek, 5+5'i savundu ve "Yanlış bir Anayasa değişikliğiydi. Artık konu siyasal konu haline geldi. Nedir, konunun özünde Tayyip Erdoğan mı olacak, yoksa Abdullah Gül mü devam ettirecek? Olay aslında bir parti içerisinde 2 kişinin çekişmesi eksenindedir" dedi. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ise kamu hukukunda kazanılmış hakkın olamayacağını vurguladı ve süreci "Konu, Anayasa Mahkemesi'ne bir düzenleme olmadan da gitmez. Bana göre, 7 yıl daha çok tartışılır. Bu nedenle 5+5 daha uygundur. Çok tartışılacak bir konu" şeklinde yorumladı. Adalet eski Bakanı Oltan Sungurlu da iki durumun da hukuken mümkün olacağını öne sürerek, "Olay artık tamamen siyasal. Bu süreçte akla yakın gelen 5+5'dir" dedi. Baykal'ın açıklamasıyla yeniden gündeme gelen tartışmayla ilgili olarak hukukçuların ANKA'ya yaptığı açıklamalar şöyle:



ÖZBUDUN: GÖREV SÜRESİ 5 YIL



Prof. Dr. Ergun Özbudun: "Benim görüşüm, 5 yıl olması gerektiği yönünde. Kamusal statülerde mutabakat olmaz. Şuan yürürlükte olan kural 5 yıldır. Ona bağlı olarak iki kere seçilebilme imkanı da vardır. 5+5 formülü bence iyidir. TBMM görev süresi de halen 4 yıldır. Ben 5+5'i savunan hukukçular arasındayım. Bu konuda bir tereddüt var. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bir kanun yapılmaya çalışılıyor. Yapılması gerekli. Tabi teknik ayrıntıları belirtmek için. Belirtilmese de Anayasa gereği 5+5'tir. Ayrıca, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın "rejim krizi' açıklaması da bence biraz abartılıdır. Lüzumsuz Anayasal tartışma doğar. Biliyorsunuz, bu memlekette en ufak bir şey dahi büyüyor. Büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Tartışmalara gerek yok Anayasa'nın hükmü açık. Daha da açıklığa kovuşturmak istiyorlarsa kanuna hüküm koysunlar. Bir boşlukta yok aslında. Ama bu lüzumsuz tartışmayı önlemek için ne gerekiyorsa yapılsın."



KAMU HUKUKUNDA KAZANILMIŞ HAK OLMAZ



Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Yekta Güngör Özden: "Cumhurbaşkanı seçiminde 5+5 formülü mü uygulansın yoksa 7 yıl mı görevde kalsın? İkisinin de tartışılacak yerleri var. Ama en basiti, kamu hukukunda kazanılmış hak olmaz. Kazanılmış hak olmadığı için Anayasa değişikli olduğu anda hükmünü ifade eder. Tartışmaları sona erdirmek için, Anayasa değişikliği yapılırken bir madde konulsaydı iyi olurdu. Onu koymadılar. Karmaşa baştan yaratıldı. Süheyl Batum diyor ki "seçildiği zaman 7 yıldı. Ama Anayasa değişikliği ile 7 yıl ortadan kalkıyor. 5+5 oluyor' çok doğru. Özel hukukta kazanılmış hak vardır. Ama tekrarlıyorum. Kamu hukukunda kazanılmış hak yoktur. İkisi de tartışılır. Bunu ortadan kaldırmak için Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) kararı olmaz. Başbakan YSK'nın kararına karışamaz. Konu, Anayasa Mahkemesi'ne bir düzenleme olmadan da gitmez. Düzenlemeler belli bir süre içinde gitmesi lazım. Oda olmuyor. Değişiklik 2007'de yapıldı çünkü. Geçti. En iyisi yine bir Anayasa değişikliği gündeme getirildiği taktirdi bu konuya açıklık getirilmek olacaktır. Bana göre, 7 yıl daha çok tartışılır. Bu nedenle 5+5 daha uygundur. Çok tartışılacak bir konu."



BENCE 5+5 OLMASI GEREKİR



-Prof. Mümtaz Soysal: "Bence, 5+5 olması gerekir. Aslında sorun şurada yatıyor. Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi konusundaki Anayasa değişikliği değiştirilmeli. Çünkü Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Bu da büyük bir seçim kampanyasını beraberinde getirecek. Süreç, son derece siyasallaşmış olacak. Bizim sistemimizde Anayasa gereği, Cumhurbaşkanı bütün organların uyum içinde çalışmalarını sağlamakla yükümlüdür. Görevi budur. Türkiye'de böyle bir uyum kalmadı. Cumhurbaşkanı siyasal partiden geliyor. Refah Partisi'nden. Bu da göz önüne alınmalı. Cumhurbaşkanını doğrudan doğruya seçilecek bir seçim kampanyasında tarafsızlık kalmaz. Orada bir yanlışlık var. Süreçteki yanlışlığın toparlanması için bunun düzeltilmesi gerekir. Yanlış bir Anayasa değişikliğiydi. Artık konu siyasal konu haline geldi. Nedir, konunun özünde Tayyip Erdoğan mı olacak, yoksa Gül mü devam ettirecek? Olay aslında bir parti içerisinde 2 kişinin çekişmesi eksenindedir."



İKİNCİ KEZ SEÇİLMEYECEKSE 7 YIL



Adalet Eski Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu: "Bugünkü Anayasamıza göre Cumhurbaşkanın yetkileri çok geniş. Bu yetkileri olan Cumhurbaşkanı'nı tabi ki halk seçmesi lazım. Ama parlamento seçerse de bu sefer yetkilerini kısıtlanması lazım. Olaya geniş bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Tabi halk seçerse, sistem başkanlık sistemi olur. Halkın seçimi ile gelen Cumhurbaşkanı sisteme biraz daha müdahil olur. Başkanın geniş yetkileri vardır. Bir de Cumhurbaşkanı'na sorumluluk getirmek gerekir. Bunlar hukuki tarafı. Bir başka konuda 5+5 mi olsun yoksa 7 yıl mı olsun? Bu Anayasa değişikliği yapılırken, böyle bir ibare konması gerekiyordu. Bu değişiklik bundan sonraki Cumhurbaşkanları için geçerli mi geçerli değil mi? Diye. Geçici madde şartı. Bu Cumhurbaşkanı'nın ikinci kez seçilme durumunu düşünürsek, o zaman 5 yıldır seçim süreci. Yok, ikinci kez seçilemeyecekse o zaman da 7 yıl görevde kalmalı. Burada her 2 durum da hukuken mümkün. Artık olay tamamen siyasal. Bu süreçte akla yakın gelen 5+5'dir."
Görev süresi tartışma yarattı

Thursday, December 24, 2009

Baykal, TEKEL işçileriyle buluştu


İşte Baykal'ın açıklamasından satırbaşları:
Sevgili kardeşlerim siz bu mücadeleyi bu aşamaya getirdiniz. Ben de dayanışma duygularımı yanlış bir şey yapamadan nasıl ifade ederim diye düşünürken bir baktım 'Belediye Başkanımız ve Türk-İş Genel Sekreterimiz işçi arkadaşlarımızla sizi ziyaret etmek istiyoruz deyince' elbette dedim. 'Ben zaten sizlerle konuşma istiyorum. Siz bizi ziyaret etmek istiyorsanız şeref duyarım dedim' ve randevu verdim.

ELİNDE BOMBA MI VAR
Sonra ne oldu? Birdenbire öğrendik ki buradaki işçi kardeşlerimin sendikalarımızın ayırdığı otobüslerle bize ziyaret yapmalarına, o ziyarette sorunlarını anlatmalarına izin vermeyi uygun görmemişler.
Demişler ki “hayır olmaz”. Ne olmaz? Tekel işçisi derdini ana muhalefet partisine gidip derdini orada ifade edemez.
'Ne olmaz' ana muhalefet lideri işçinin derdini dinleyemez.
Arkadaşlarım hangi çağda yaşıyoruz? Buraya gelecek insan Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı.
Gelmek isteyenin elinde bomba var mı? Yasa dışı bir işi var mı? Elinde onun bunu poster var mı?
Sadece gelip derdini anlatacak.

Dediler ki Tekel işçisinin CHP’ye gelmesini kentin güvenliği açısında yetkililer uygun görmemişler.
Arkadaşlardan rica etti. Valiyi, Emniyeti, İçişleri'ni, Cumhurbaşkanı'nı arayın dedim.
Nasıl olur da memleketin pırıl pırıl vatandaşları dertlerini ana muhalefete anlatamaz.

Bir süre bekledim Haber yok onun üzerine dedim ki işçi arkadaşlarımız CHP’ye gelmelerine izin verilmiyorsa ben Deniz Baykal olarak işçi arkadaşlarımdan ayrılmayacağım.
Arkadaşlarımızla dedik ki biz gider işçi arkadaşlarımızla kucaklaşırız.
Sizi CHP Genel Merkezi’ne çay içmeye davet ediyorum. Engellemek isteyeler engellesin ben sizi çağırıyorum. Çayınız hazır.

Bu olay birden bire büyük bir anlam kazandı çok büyük bir olay haline geldi. Eğer Başbakan bu yanlış tutumunu sürdürmeye devam ederse çok daha büyük bir olay haline gelecektir.
Bu olay hangi konuları gündeme getirdi? 4C’yi. 4C sosyal hukuk devletinde tasavvur edilemeyecek bir kölelik düzeni.
Türkiye bu 4C ayıbıyla daha devam edemez. Devlet kaçak sigortasız işçi çalıştırır gibi 4C içinde güvencesiz işçi çalıştırıyor. Bu olmaz.
İki ne ortaya çıktı, özelleştirmenin iç yüzü ortaya çıktı.

Tekel’in içki bölümünü sattılar 292 milyon dolara. Alanlar biraz bekledi sonra 900 milyon dolara sattılar.
Tütün Sigara üretiminde çalışanlar özelleştirmeden sonra ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldılar.
Sadece işçiler değil tütün üreticisi perişan oldu. Tütün ihracatı yarıya düştü, ithalatı katlandı.
Sigara fabrikalarını alan yabancı şirketle kazançlarını arttırdı. Onlar zenginleşti, Türkiye zarar etti.
Bu özelleştirme politikasının sonucu.

12 BİN İŞÇİ KURBANLIK KOYUN MU
Siz bu 12 bin işçiyi kurbanlık koyun mu bellediniz. Satarken bir Darbe kapatırken başka bir darbe.
Devlete verilen zararların faturasını 12 bin Tekel işçisi mi ödeyecek?

Başka ne ortaya çıktı? Bu iktidarın insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, çalışanların hakkı, emek, emeğin örgütlenmesi konularında nasıl bir ikiyüzlülük içinde olduğu demokrasi lafını ağzından düşürmediği halde uygulamada emekçilerin işçilerin üzerine yürüyebildiği ortaya çıktı.
Çalışanları coplayarak, gazlayarak onlara zulmetmek demokraside var mı?
Hepinizin vicdanına yansıyan kareler var. O karelerin içinde bir de bir arkadaşımızın gözüne 15 santimden hedef gözeterek gaz sıkması var.
Bun gerçek de ortaya çıktı. Bu da bir deneyim oldu. Siz olaya Tekel işçilerinin sorunu olarak başladınız ama olay Tekel’i aştı. Türkiye’de yapılan sosyal haksızlıkların ortadan kalkmasına bir vesile oldu.

Eskiden işçi sorunu dediğinizde gazetede yer bulmak mümkün değildi. Bu konunu üzer,ine ölü toprağı atılmış gibi bir görüntü vardı.
Bazen bir olay bu sorunların su yüzüne çıkmasına vesile olur. Kısa bir süre önce 19 işçimiz maden ocağında hayatını kaybetti.
İşin altında tam bir sorumsuzluk yatıyor. Olacak iş değil. İtfaiyecilerin, demiryollarında çalışanların sorunları hepsi göz ardı edilmeye çalışılıyordu.
Ama Tekel işçilerinin eylemi Türkiye’de sosyal bilincin yükselmesine medyanın bu gerçeği keşfetmesine yardımcı oldu. Olay bir büyük konu haline geldi.

BAŞBAKAN BU KONUDAKİ KIZGINLIĞINI KONTROL ET
Ben buradan pek kulak asacağına ihtimal vermiyorum ama Sayın Başbakan’a bir tavsiyede bulunmak istiyorum ''Bu konudaki kızgınlığını kontrol et ve Tekel işçilerinin sorunun hemen çöz.''

Bir an önce bunu çöz. Eğer bunu çözmezsen bu olay hızla büyüyecek. Bu olayın altında kalırsın sayın Başbakan.
Bir an önce bu konuyu tatlıya bağla. Bir çözüm bulun. Olmazsa bu iş büyür ve altında bu iktidar kalır.

EYLEMİNİZ HERKESE ÖRNEK OLSUN
Tekel işçileri....Bu işi şu ana kadar çok iyi götürdünüz, bundan sonrada çok iyi götüreceksiniz.
Siz önce kendi aranızda bir birlik sağladınız. Kardeşlik nasıl olurmuş. Eylem içinde birlik bütünlük nasıl gerçekleşirmiş en güzel örneğini verdiniz.
Sadece kendi aranız birliği sağlamakla kalmadınız Türkiye’de işçi sorunlarının farkında olmayan pek çok insanın da sizin etrafında dayanışma göstermesini sağladınız. Herkese örnek oldunuz.
Bu eyleminiz herkese örnek olsun. Kimse bu işi daha fazla uzatmasın. Ailesinden kopup gelmiş kardeşlerimizi kimse daha fazla meşgul etmesin.
Hareketiniz içinde yer alan bu mücadelede yer alan herkese çok büyük saygı duyuyorum.
Emeğin alın terinin yok sayıldığı daima taviz verdiği haklarından mahrum bırakıldığı bu dönemi artık noktalayalım.
Biraz da milletin yüzü gülsün. Dilerim bu iktidar giderayak bu sorunu kendinden sonraya bırakmasın.

Sizlerle tam bir dayanışma içinde olduğumuzu arkadaşlarımızın sadece cop yiyerek değil, yerlere devrilerek değil sonuna kadar sizinle beraber olacağını bilmenizi istiyorum.
Buradan çıkıp CHP Genel Merkezine gidilmesine izin verilmeyeceği haberini kesinlikle kabul etmiyorum.
Türkiye’de hiçbir makamın Tekel işçisini CHP’ye gelmesini engellemeye hakkı ve yetkisi yoktur.









Baykal, TEKEL işçileriyle buluştu

Tekel işçileri MHP ve CHP ye gitti


MHP ve CHP'ye gidecek otobüslerin Mithatpaşa Caddesinde bekletilmesi nedeniyle aralarında, CHP İstanbul milletvekilleri Çetin Soysal ve Mehmet Sevigen ile MHP Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir'in de bulunduğu milletvekilleri otobüslerin yanına geldi.
Milletvekilleri, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Ankara Valisi Kemal Önal ile telefon görüşmeleri yaparak otobüslere izin verilmesini istedi.
Tekgıda-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç, ziyaretleri 16 otobüsle gerçekleştirmek istediklerini, emniyetle yaptıkları görüşmelerin ardından bu sayıyı 8'e indirdiklerini anlattı.
TEKEL işçilerinin eylemi sürdürdükleri yerden ayrılmalarını sağlayabilmek için her şeyin yapıldığını öne süren Amaç, “Bizi provoke ediyorlar, ama hiçbir oyuna gelmeyeceğiz” dedi.
Milletvekili Hasan Özdemir, yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından işçilerin bir otobüs ile MHP Genel Merkezine gitmelerine izin verileceğini söyledi.
Milletvekili Çetin Soysal da, işçilerin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın davetlisi olduklarını ve bunun engellenemeyeceğini ifade etti.
Görüşmelerin ardından, MHP'li milletvekilleri ve CHP'li Çetin Soysal'ın bulunduğu birer otobüs iki partinin genel merkezine doğru yola çıktı.
Mehmet Sevigen de bir başka otobüs ile CHP Genel Merkezine gitmek istedi, ancak bu otobüsün caddeden ayrılmasına izin verilmedi. Sevigen, otobüse izin verilmesi için yetkililerle görüşmesine devam ederken, işçilerin bekleyişi sürüyor.
Tekel işçileri MHP ve CHP'ye gitti

Şehit Vasil i CHP unutmadı

Aya Lefter Ortodoks Rum Mezarlığı’ndaki mezar taşında “Erzurum Şehidi” yazan Vasil Harizanos’u anma töreninde konuşan CHP İl Başkanı Gürsel Tekin, “Türkiye’de ilk defa bir Rum asker olan Vasil Harizanos’un cenazesi Askeri törenle kaldırılmıştı. Törenin gerçekleştirilmesi için o dönemdeki parti yöneticilerimiz çok uğraş vermiştir. Erzurum şehidimizin ruhu şad olsun. Hepimizi Allah yarattı, birbirimizi sevmeli, kardeş olmalıyız” dedi.
Şehit Vasil’i CHP unutmadı

Hiçbir bakan başsavcı arayıp bilgi almaz

Hiçbir bakan bunu yapmaz. Sadece İçişleri Bakanı görevi gereği soruşturmada gelinen nokta hakkında bilgi almış olabilir. Bu da normal bir süreçtir” dedi. Sözkonusu başbakan yardımcısının Cemil Çiçek olduğu öne sürülürken, Çiçek yakın çevresine böyle bir görüşme yapmadığını söyledi. CHP milletvekili Ahmet Ersin, bir başbakan yardımcısının Erzincan Başsavcısı’nı arayarak, cemaat soruşturmasında gözaltına alınan 16 kişinin serbest bırakılmasını sağladığını iddia etmişti. Bölgeye giderek, soruşturmanın seyri ile ilgili gelişmeleri araştıran ve tutuklanan MİT’çi ve Jandarma istihbaratçılarla görüşen Ersin’in iddiaları tartışma yarattı.
Hiçbir bakan başsavcı arayıp bilgi almaz

Wednesday, December 23, 2009

Son durum: 12 bin 316 vaka, 458 ölüm

ANKARA - Sağlık Bakanı Recep Akdağ, CHP Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız'ın domuz gribiyle ilgili soru önergesini yanıtladı.
17 Aralık itibarıyla 12 bin 316 vaka görüldüğünü belirten Akdağ, 458 kişinin virüs nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.
Sağlık Bakanı Akdağ, Türkiye'nin bütün illerinde hastalığın görüldüğünü söyledi.
Akdağ, hastalıktan korunmanın en etkin yönteminin aşılanmak olduğunu hatırlattı ve şimdiye kadar 43 milyon doz aşının alım sözleşmesinin imzalandığını belirtti.
Son durum: 12 bin 316 vaka, 458 ölüm

Saturday, December 19, 2009

Bağış dan CHP ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın


Konya'da Şeb-i Arus törenlerine katılan ve 27 AB ülkesinin büyükelçileriyle bir araya gelen Bağış, Ankara'ya dönüşünde yaptığı açıklamada, “demokratik açılımın sonu nereye varacak” diye kendisine sorulduğunu, kendisinin de Almanya, Hollanda, İspanya'da halkların ne hakkı varsa, Türkiye'deki bütün vatandaşların da etnik kökenine, dini inancına, siyasi tercihine bakılmaksızın aynı hakka sahip olduğunu bilmek gerektiğini söyledi.
“Demokratik açılımın gideceği nokta budur. Ne fazlası ne eksiği” diyen Bağış, Türkiye'de bir dönem insanların çocuklarına istedikleri isimleri veremediğini belirterek, şunları söyledi:“Türkiye'nin şu an geldiği nokta, 'mükemmel' demiyorum ama dönüp baktığımızda çok önemli adımlar attık. Bundan sonraki dönemde çare sokaklarda ve şiddette değil, çare Mecliste ve reform sürecindedir. AB sürecinde çok farklı düşünen, farklı endişe ve beklentileri olanların ortak bir paydada görüşebileceğini görüyoruz. O çerçevede ben bütün vatandaşlarımızın çok ciddi bir duyarlılık içinde, bizi birbirimize düşürmeye çalışanların çabalarına destek vermeyecekleri şekilde, birbirimizi daha iyi anlayıp empati kurabilmemiz için bu milli birlik ve beraberlik projesini çok önemsiyorum.”
AB büyükelçilerinin de “demokratik açılım” projesini önemsediğini dile getirdiğini bildiren Bağış, Mevlana'nın bundan yüzyıllar evvel “ne olursan ol yine gel, niye bu kavga niye bu gürültü, biz birleştiğimiz zaman engin deniz oluruz, tek başımıza bir tane” diyerek AB'nin felsefesini aslında çok önceden yazmış olduğunu kaydetti.
Bağış, demokratik açılımın bir birlik beraberlik projesi olduğunu, kimilerinin gösterdiği gibi ayrıştırma projesi olmadığını dile getirdi.DTP'NİN KAPATILMASIBaşmüzakereci Bağış, parti kapatmayla ilgili AB standartlarında ve Venedik Kriterleri çerçevesinde hareket etme isteğinin halen mevcut olduğunu belirterek, Türkiye'nin artık bu süreçleri yaşamaması gerektiğini ifade etti.“Bugünkü Anayasa ile AB'ye üye olmak hayaldir” görüşünü dile getiren Bağış, Türkiye'nin AB standartlarında çağdaş, demokratik bir anayasaya kavuşması gerektiğini vurguladı.
Mevlana'nın 736. Vuslat yıl dönümünde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yan yana semazenleri izlediğini hatırlatan Bağış, Baykal'a, “Sizin hazırlayacağınız bir anayasa taslağı üzerinden gidelim ama gelin birlikte Türkiye'nin önünü açalım. 2010 seçimsiz bir yıl olacak. Sizin 2002 ve 2005 arasında ortaya koyduğunuz bir kararlılık vardı AB sürecinde. Türkiye'nin demokratik standartlarının yükseltilmesinde öncü olmanızı önemseriz” dediğini anlattı.Bağış, 2010'da Türkiye'ye yakışır bir anayasa ve reformlara kavuşmayı umut ettiğini dile getirdi.
Parti kapatmalara ilişkin AB büyükelçilerinin değerlendirmesinin sorulması üzerine, “AB'de de partiler kapatılıyor. Partilerin terörle, şiddetle bağlantılı olması Avrupa'da da partilerin kapatılması için yeterli sebeptir. Benim ve partimin düşüncesi, partileri kapatmaktansa bu konulara bulaşmış bireyleri cezalandırmak daha mantıklı. Bu çerçevede büyükelçilerin de benzer yaklaşımları olduğunu gördük. Onlar da parti kapatılmasına çok sıcak bakmamakla beraber, şiddete, teröre bir şekilde bulaşmış bireylerin cezalandırılmasının haklı olacağını söylüyorlar” diye konuştu.
DTP'li milletvekillerine de çağrıda bulunan Bağış, demokratik platformu değerlendirmeleri, temsil ettikleri illerin sorunlarını ve kendilerine oy vermiş insanların hassasiyetlerini dile getirecekleri en doğru platformun TBMM Genel Kurulu olduğunu söyledi.ÇEVRE FASLI AÇILACAKBağış, 21 Aralık Pazartesi günü AB müzakerelerinde çevre faslının açılacağını bildirerek, AB sürecinde 8 fasılla ilgili alınmış konsey kararı olduğunu ancak diğer 5 fasılla ilgili alınmış bir karar olmadığını kaydetti.
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamanın kendi iç siyasetine yönelik olduğunun altını çizen Bağış, “O fasıllarla ilgili çalışmaları sürdürüyoruz. Ülkelerde bu konudaki çalışmalarımızı önemsiyorlar. Çabalarımızı fasıl açıp kapatmak için yapmıyoruz. Önemli olan fasıl sayısı değildir, yapılan reformlardır” değerlendirmesinde bulundu.
Eski devlet bakanlarından Şerafettin Elçi'nin kendisine “Evladım, ben bakanken 'Türkiye'de Kürtler vardı, ben de onlardan biriyim' dediğim için iki buçuk yıl hapiste yattım. Siz 24 saat kürtçe yayın yapan bir Televizyon kanalı açtınız. Fasıl açılsa ne olur açılmasa ne olur” dediğini anlatan Bağış, çevre faslının açılmasıyla Türkiye'de havanın daha temiz olmasının sağlanacağını, Borçlar Kanunu, Sendika Yasası, Türk Ticaret Kanunu, bağımsız bir insan hakları başkanlığının kurulması, kamu denetçiliğinin oturtulması gibi süreci yürüteceklerini ve bunların Türkiye'nin standartlarını yükselteceğini ifade etti.AB SÜRECİ VE DERVİŞİN SABRIKonuşmasında, Mevlana'nın pergel teorisinden bahseden Bağış, bunu yapmaya çalışan bir iktidarın olduğunu söyledi.Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Şeb-i Arus törenlerinde kendisine, “Bu dervişlerin sabrını AB büyükelçileri görünce 'biz bu Türkleri 40 yıl daha bekletsek de sabrederler' demişlerdir” dediğini söyleyen Bağış, ya AB işini zorlaştıracaklarını ya da “ne kadar zorluk çıkartırsak çıkartalım Türklerin sabrıyla baş edemeyiz” deyip Türkiye'nin üyeliğinin önünü açacaklarını belirtti.
Türkiye'deki ve dışarıdaki direnç odaklarının Türkiye'ye havlu attıramayacağını ifade eden Bağış, Konya'da bunu tüm AB büyükelçilerine gösterdiklerini söyledi.Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde (ABGS) sınavı kazanan Ermeni kökenli Türk vatandaşıyla ilgili soruya ise Bağış, “Başvuran kişilerin ne dini inancı, ne etnik kökeni ne siyasi tercihleri ne de Futbol takımı tercihleri bizi ilgilendiriyor. Bunun Türkiye'de reform olarak algılanması bile düşündürücüdür. Çünkü bizim Anayasamız her vatandaşın eşit olduğunu söyler ama son 50 yıldır ilk Ermeni'nin kamuya alınmasını ABGS yönetimi olarak bizler başardıysak, ne mutlu bize ama bu aynı zamanda da düşündürücüdür. Bu dönemlerin geride kaldığı bir Türkiye hazırlıyoruz” yanıtını verdi.
Bağış'dan CHP'ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın

Monday, December 14, 2009

Baykal: Erdoğan ın O virajı almadan buluşma anlamsız

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, etnik kimlik üzerinden açılımdan vazgeçip insana dayalı demokratikleşme yolunda “viraj dönmesi” halinde buluşabileceğini söyledi. “Adam yanlış yapıyor. Tehlikeli bir yola çıkmış. Çok ağır bir tablo ortaya çıkmış. Oradan viraj almadan buluşmanın anlamı yok. Ancak değişme ihtiyacı içine girerse o zaman yardımcı olabiliriz. O noktaya ise gelmiş değil. Sonuna kadar devam, bedeli ne olursa olsun devam, diyor. Bedeli sen ödemiyorsun ki Türkiye ödüyor. Başbakanı bu yanlıştan vazgeçireceğiz” diyen Baykal, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı sonrası demokratik açılımda gelinen noktayı Hürriyet’e değerlendirdi. Baykal’ın konuyla ilgili sorulara verdiği yanıtlar şöyle:İyi niyetli de değil* Başından yapılan yanlış, işin çerçevesinin konmamış olması. Demokratikleşme ile etnik ayrışmayı karıştırdık. Demokratileşmeyi, kişi hak ve özgürlüğü, kimliğe saygı, kendini özgürce tarif etme özgürlüğü diye değil, etnik temelde ayrışma, etnik kimliği kabul etme, ona hukuki nitelik kazandırma sandık. Çerçeve konsa, onun yararı zararı konuşulacaktı. İçeriğin belirlenmemesi, ucu açık olması zaten netameli de değil iyi niyetli de değil.AB gibi ucu açık oldu * Aynen AB ile ilişkide olan gibi. Müzakerenin ucu belli değil. Hiçbir ülkeye ucu açık müzakere denmedi, sadece bize dedi. Biz de giremiyoruz. Herkes giriyor ama. Ucu açık olursa herkesin, her şeyi talep etmesin imkan veriyorsun demektir. Bu da seni ciddiyetten uzaklaştırıyor, yapabileceğini de yapamaz hale getiriyor, iş çığırından çıkıyor. Olan budur işte. Bakın ne acı tablo, Güvenlik güçleri büyük taciz altında. Devlete, beraberliğe karşı gösteri haline geliyor her şey. Bu doğal hak haline gelmeye başladı. Kamu otoritesi bütün önemini kaybediyor. Türklük görüşümü bilmiyor * Ben açık olsam ne değişir. Benim kapalı olmamın ne kadar yerinde olduğu görüldü. Beni dinleyecek; ‘Peki, Baykal böyle istiyor diye, öyle mi yapacaktı?’ Benimle sadece şov olsun diye konuşacaktı. Yüzlerce insanla konuştuğu gibi konuşacaktı. Hala söylüyoruz aynı şekilde konuşuyor. Anayasa’dan Türklük lafını çıkaralım, diyorlar. Benim bu konudaki görüşümü bilmiyor mu? Demokratikleşmeye devam * Bundan demokratikleşmeden vazgeçelim demiyorum. İnsan hakları açısından Dünyanın en demokratik ülkesinde ne varsa onu yapmaya hazırım. Öncelik insana, cemaate, etnik kimliğe değil. İnsanı, bireyi temel alan demokrasi anlayışı yerine etnik kimliği özgürleştireceğiz onu devletin temeli yapacağız, insanları o etnik kimlik etrafında yoğuracağız diye bir demokratikleştirme yutturmacası var. Anayasa etnik kimliği göre yazılamaz, vatandaşa, insana göre yazılır. Bize halk hak veriyor* İçişleri Bakanı bana kızıyor, ‘Siyasi rant için bu güzel projeye karşı çıkmak ihanettir’ diyor. Ben o ‘güzel projesine’ karşı çıktığımda rant getirmiyordu, suçlanıyordum, karalanıyordum. Senin tabanın istiyor diyorlardı. Başbakan, CHP tabanı böyle istemiyor hareket geçsinler, diyordu. Karşı çıkmamız riskli bir işti; ama yanlış olduğuna inandığımız için karşı çıktık, rant için değil. Anaların gözyaşı dinmesin diye değil, Türkiye’nin paramparça olacağını görmedikleri için karşı çıktık. araştırma kuruluşları da o günlerde bizim oy kaybettiğimizi açıklıyorlardı. Karşı çıkışımızda rant beklentisi değil, yanlışlık temeldi. Nedenlerimiz anlaşılınca halk da hak vermeye başladı. Şiddetle bağ kesin kopmalı* Gelinen noktada bir kez daha ortaya çıktı. Siyaset, artık şiddetle bağını kesin koparmanın zorunlu olduğunu görecek. Bunun bir demokrasi, hukuk, barış sorunu olduğu açık. Demokratik yaşamda Siyaset yapanlar şiddet karşısında çok net, çok kararlı tutum takınırlar. Biraz öyle, biraz böyle olmaz. Bunun altına saklanılmaz. Demokrasilerde şiddet meşrulaştırılmaz, şiddete prim verilemez. Benim işime yarayan şiddet, dediğin an iş çığırından çıkar. Bundan sonra siyaset yapan herkes nereden gelirse gelsin şiddet karşısında inandırıcı tavır almalı. Bu olursa Türkiye rahatlar. Gevşediğimiz nokta bu olduğu için kaybediyoruz. Hiçbir demokratik siyasi parti şiddeti hoş göremez. Şiddet en tehlikeli iş bunu görmemiz gerek.40 yıl hain demedim, şimdi diyorum1 yıl önce bu tablo yoktu* Burada Tayyip Bey’in çok ağır vebali var. Şimdi kızıyorlar, hainlik noktasına yaklaştı diye. 40 yıllık siyasi hayatımda bir kişiye bile hain demedim. Şimdi diyorum. Bunu hakaret, küfür diye söylemiyorum; samimiyetle söylüyorum. Ülkeyi ayrışma noktasına getirmeyi yurt hizmeti, vatanseverlik sayamayız. Buraya kim getirdi, niye getirdi? Buna kendisi sebep oldu. Bunu görüyorum. Bakın bugünkü tablo bu ülkede bir sene önce yoktu. Senin iktidarının getirdiği etnik açılım tartışmaları Türkiye’yi birden bire buraya getirdi.Bölünmeyi herkes görüyor* Ben bu süreçte kendimi korudum. Bize güvenerek yola çıkma, dedim. Bu sözümün altındaki değerlendirmeden, ihtiyaç yok biz kendimiz gideriz, dedi. Beni dinlemek için değil, uyutup kamuoyu önünde yürümek için görüşmek yapmak istedi. Kamuoyu bilsin dediğim için de gelemedi. Biz çok ciddi bir görev yaptık başından beri. Bizden şikayetçi olmak haksızlık, kutlanmamız gerekir. Türkiye’yi bölüyorsunuz dedim. Bu ihanet demek. Türkiye bölünüyor mu? İşte herkes konuşuyor; paranoya olmaktan çıktı, herkes bölünmekte olunduğunu görüyor. Bunun bu iktidarla alakası yok mu? Bölücülük hainlik değil mi?
Baykal: Erdoğan’ın O virajı almadan buluşma anlamsız

Saturday, December 12, 2009

Hainler saklanamadı


İŞTE HAİN SALDIRININ GERÇEKLEŞTİĞİ O YER / WEB TV

ŞEHİT OLMADAN ÖNCEKİ SON 1 SAAT / WEB TV

HAİN SALDIRININ OLDUĞU YERİN FOTOĞRAFLARI

ŞEHİTLERİMİZİN FOTOĞRAFLARI
SALDIRIYI PKK ÜSTLENDİ / WEB TV
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç başta olmak üzere devletin zirvesinin yanı sıra bazı AK Partililer ile DTP’lilerin, “Provokasyon” şüphelerini dile getirdikleri 7 askerin Şehit olduğu Tokat’taki terör saldırısının faili, dünkü açıklama ile ortaya çıktı. PKK’nın silahlı kanadı ‘HPG’, dün saat 15.00’te kendi internet sitesi üzerinden, “Tokat eylemi bir birimimizin kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiği misilleme eylemidir” açıklaması yaparak eylemi üstlendi.AçıklamalarGeçen pazartesi günü meydana gelen saldırıya ilişkin olarak Gül, dün Arnavutluk’a giderken, “Saldırının zamanlanması, yeri, şekli bütün bunlar düşünüldüğünde tabii ki çok düşünmemiz gerekiyor” dedi. Olaydan sonra Erdoğan, “Bu hain pusunun yeri ve zamanlaması milletimizin nasıl bir tertip ve provokasyonla karşı karşıya olduğunun da açık bir ifadesidir”, Arınç ise “Bu hain provokasyonu, hain saldırıyı en kısa zamanda bütün bağlantılarıyla ortaya çıkaracağız. Türkiye’de daha çok ses getirecek, milliyetçi duyguları daha fazla körükleyecek, özellikle bu söylem içerisinde Siyaset yapan partilerin işini biraz daha kolaylaştıracak bir eylemi çok akıllıca planlamış olabilirler” demişti. DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, “Umarım, yeni bir Ergenekon devrede değildir. Yaşananlar, birilerinin, bir yerlerden düğmeye bastığını gösteriyor” gibi açıklamalar yapmışlardı.PKK üstlendiAncak HPG Anakarargâh Komutanlığı imzasıyla dün yapılan açıklama, olayın faillerini ortaya koydu. Açıklamada, “Anakarargâh Komutanlığımız tarafından herhangi bir talimat verilmediği” vurgulandı. Gül’ün değerlendirmelerinden 4 saat sonra gelen bu açıklamada, “Söz konusu olan şahadetler ve Önderimizse her birimimiz kendi inisiyatifini kullanma hakkına sahiptir” denilerek, eylem sahiplenildi.Meclis’te tartışmaKabine üyelerinin Tokat’taki eylemle ilgili provokasyon değerlendirmesi dün Meclis’te “PKK’yı aklama” tartışmasına neden oldu. CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, “PKK aklanıyor başka bir şey değil. Her iki bakan şimdi de çıkıp ‘Askerler intihar etmişlerdir’ diyecekler sanırım. Arınç’ın derhal özür dilemesi ve mertçe istifa etmesi gerekir” diye konuştu.MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da, “Laflarını Arınç’a aynen iade ediyorum. O sözlerinizin altında kalacaksınız. 6 aydır PKK’nın eylemsizlik içinde bulunduğunu söyleyen sizsiniz. 6 aydır PKK’nın 70’e yakın eyleminde o kadar şehidimiz olmuştur. Bir Başbakan Vekili’nin PKK’yı aklamasından büyük bir elem duydum” dedi.Arınç’ın cevabıEleştirileri yanıtlayan Arınç ise şunları söyledi:“PKK’yı aklamak sözü bize yapılabilecek, hem şahsıma hem de hükümete en büyük hakarettir. Bu hakareti hiçbir biçimde kabul etmiyorum ve söyleyenlere iade ediyorum. PKK bir terör örgütüdür. Alçakça, haince eylemler yapmıştır. Ancak Tokat’ta işlenen olayla ilgili olarak söylediğim şu: ‘Tokat’ta bugüne kadar PKK eylemine son 10 yıldır rastlanmamıştır. Eylemler daha çok TİKKO, TKPML, DHKPC ile bağlantılıdır. Bu örgütler birilerine eylem yaptırmış olabilirler. Hatta taşeron kullanmış olabilirler. Bunların faillerini yakalayacağız ve hesabını soracağız’ demişim.”Saldırı ile ilgili soruşturma sürerken, PKK’nın, Koçgiri Eyaleti olarak adlandırdığı Tunceli, Sivas ve Tokat bölgesinde 4 yıldır kesintisiz yaptığı telsiz görüşmelerini bir hafta önce kestiği ortaya çıktı. Saldırının PKK’nın sol örgütler ile işbirliği yapıp ‘Karadeniz açılımı’nda görevli ‘Mahir’ kod adlı Celal Başkale’ye bağlı ve başında Şehmuz adlı teröristin bulunduğu 6 kişilik grubun yaptığı saptandı.
Hainler saklanamadı

Thursday, December 10, 2009

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP Grup Başkanvekili Gültan Kışanak'ın ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Cenaze törenlerinden sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı körükleyici iddiaların getirilmesi, çok büyük talihsizliktir'' diye tepki gösterdi.

CHP, Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine, tarımın sorunlarına ilişkin araştırma önergelerinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak TBMM Genel Kuruluna getirdi.



Grup önerisi aleyhinde söz alan DTP Grup Başkanvekili Kışanak, son günlerde partisine yönelik ''bilinçli, organize bir linç kampanyası'' olduğunu savundu.



Kışanak, DTP Genel Merkezinde, dün, eş başkanların oturduğu iki odanın hedef alınarak, camlarının kırıldığını, Ankara İl ve Keçiören ilçe binalarının molotofkokteyli saldırıya uğradığını söyledi.

Bunun arkasındaki zihniyetin; İzmir'de DTP konvoyuna yönelik linç girişiminden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çicek'in konuşmaları olduğunu iddia eden Kışanak, Erdoğan'ın, saldırıyı tek cümleyle bile kınamadığını söyledi. Kışanak, Erdoğan'ın, ''yalan yanlış bilgilerle DTP'yi hedef göstermeye devam ettiğini'' ileri sürdü.



Kışanak'ın, ''Tabii bunun arkasından ülkede meczup, sarhoş, kendini bilmez, ırkçı da bulunur... Sen icazeti verdikten sonra, gereğini yerine getirecek insan çok bulunur. Ben bu kişilere bir şey söylemiyorum, onları teşvik eden, partimizin üstüne gönderen, saldırıları meşru göstermeye çalışan zihniyeti şiddetle kınıyorum. Hani bu ülkenin her karışı, ili, Kürdü ile Türkü ile hepimizindi. Siz, özellikle batıdaki illerdeki saldırılarla ne mesaj vermek istiyorsunuz? Kürtlere 'memleketine dön' mü demek istiyorsunuz, bu ülkenin topraklarını bölmek mi istiyorsunuz?'' sözleri, Genel Kurul salonunda gerginlik yarattı.



AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, ayağa kalkarak, ''Hanımefendi ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ne hakla söylersiniz? Ayıptır. Dalga mı geçiyorsunuz?'' diye tepki gösterdi. Kendisine ''Kes sesini, niye ırkçılık yapıyorsunuz?'' diyen Kışanak'a Daniş, ''Irkçılığı sen yapıyorsun?'' diye karşılık verdi. Daniş, daha sonra AK Parti'li milletvekillerince salondan çıkarıldı.



Kışanak'ın, ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir. Anayasa Mahkemesi, hikayedir'' sözleri de AK Parti sıralarında tepkilere yol açtı, bazı milletvekilleri ''Yazıklar olsun'' diye tepki gösterdi.

Hükümetin bu kararı verdiğini ve Anayasa Mahkemesinde meşruiyete kavuşturmaya çalıştığını iddia eden Kışanak, ''AKP'nin kapatılma davası sürecinde Cemil Çiçek, 'Ne yapmak istiyorsunuz, bizi kapatarak, o bölgeyi birilerinin tekeline bırakmak mı istiyorsunuz' diyor. Ama şimdi 'DTP'yi kapatın, Kürtleri bizim tekelimize bırakın' diyorlar. Yağma yok AKP. DTP'yi kapattırarak, bölgenin oylarını çantada keklik zannetmeyin'' dedi.



''VEBALİ SİZİN BOYNUNUZDADIR''



Kışanak, ''Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesinin zemini, koşulları ve muhataplarının olduğunu ifade ederek, ''Ama siz bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, hala çözümsüzlük ve çatışma siyasetinde ısrar ediyorsanız, bunun vebali de sizin boynunuzda olur. Bu saatten sonra bu ülkede dökülecek her damla kanın, her canın sorumlusu AKP Hükümetidir'' diye konuştu.

AK Parti sıralarından ''Adam gibi konuş'' diye laf atılması üzerine Kışanak, sorumlulukları anlattığını söyledi.



''TALİHSİZLİKTİR''



Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kışanak'ın, ''DTP'ye yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine yanıt verdi. Günay, bu iddianın, başka bir kasıt yoksa, hukuk devleti işleyişini bilmemekten kaynaklandığını kaydetti.



Günay, Türkiye'de hukuk devleti kurallarının egemen kılınması, demokrasinin işlerlik kazanması, geçmiş yıllarda yaşanan acıların yeniden yaşanmaması isteniyorsa daha anlayışlı, dikkatli konuşmak zorunda olduklarını vurguladı.



Bakan Günay, ''Bir süreden beri barış, kardeşlik, dostluk çerçevesinde bir söylem sürdürmeye, bunun olumlu sonuçlarını almaya çalışırken, daha önceki yıllarda böyle söylemler dile getirildiğinde çeşitli tuzaklar kuranlar, yine tuzaklarını kurdular. 7 çocuğumuzun cenazesi kalkıyor. O acılı cenaze törenlerinden inanılmaz sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı, tartışmayı, anlayışsızlığı körükleyici bir takım iddiaların buraya getirilmesi, bugün için çok büyük talihsizliktir'' diye konuştu.



Barış isteniliyorsa, herkesin tahammüllü ve birbirine karşı anlayışlı olmasını öneren Günay, herkesin üslubuna dikkat etmesini istedi.



Günay'ın, ''Türkiye'nin yaşadığı sancıları geride bırakalım istiyoruz. Bunu istemeyen parlamentoda bir tek milletvekili var mı? Bence yoktur?'' sözlerine DTP'li Hasip Kaplan, ''Sizin Başbakan Yardımcınız istemiyor'' diye karşılık verdi.



Bakan Günay, sadece seçmenlere karşı konuşulursa hiçbir sorununun çözülemeyeceğini dile getirerek, ''Bu eleştirilerinizi size iade ediyorum'' diyerek, sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından CHP'nin grup önerisi reddedildi.

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

DTP Genel Merkezinden yapılan açıklamada, ''Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir'' denildi.



DTP'nin yazılı açıklamasında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Çiçek'in, DTP'nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesinde görüşülmeye başladığı bir sırada açıklamada bulunduğu belirtilerek, ''Çiçek, dava sürecine müdahil olan açıklama ve beyanlarda bulunmaktadır'' ifadesine yer verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:



''Çiçek, açıklamalarında, İspanya'da kapatılan Herri Batasuna örneğini göstererek ve 'DTP bu kararı iyi okumalıdır' diyerek yargıyı etkilemeye çalışıyor. Bu açıklamalarıyla açıktır ki Anayasa Mahkemesi üzerinde bir baskı oluşturmayı hedefliyor. Bu sözler, adeta 'DTP'yi kapatın' telkinidir. Yoksa yargı aşamasında bu tür sözler sarf etmenin başka bir izahı olamaz.



Her şeyden önce bir hükümet yetkilisinin, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir davayla ilgili hassas olması gerekirken, tam aksine bir yaklaşım sergiliyor olmasını manidar buluyoruz. Hatırlanacağı üzere Çiçek, partimizin İzmir konvoyuna yapılan saldırı sonrası da benzer sözler sarf ederek, DTP'nin kapatılması için psikolojik zemin oluşturma gayreti içerisine girmişti. Cemil Çiçek, dava aşamasında da aynı tavrını sürdürmeye devam ediyor.''



''AÇIKÇA MESAJ VERİYOR''



İktidar ve muhalefetin, DTP davası karşısında ittifak oluşturduğunun iddia edildiği açıklamada, DTP hakkında kapatma davası açıldığında Batasuna örneğini CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da referans gösterdiği ifade edildi.Açıklamada şöyle denildi:



''Baykal, dünkü grup konuşmasında 'Türkiye yasalarını işletemez, hukuka sahip çıkamaz bir noktaya doğru sürükleniyor' diyerek, Anayasa Mahkemesine açıkça DTP'yi kapatın mesajını veriyor. Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir.



Bizlere 'Batasuna kararını okuyun' diyen Cemil Çiçek'e önerimiz, demokratik çoğulcu İspanya Anayasası ile Türkiye'nin 12 Eylül Darbe anayasasını da karşılaştırmasıdır. Çiçek'e, aynı zamanda İspanya'da Bask ve Katalan Bölgesi'nde farklı kimlik ve kültürlere tanınan hak ve özgürlükler ile Türkiye'deki demokratik standartlar arasında da bir karşılaştırma yapmasını öneriyoruz.



Eğer gerçekten Türkiye, İspanya Anayasası gibi özgürlükçü, çoğulcu bir anayasaya sahip olsaydı, bugün Kürt sorunu diye bir sorun olur muydu? Çiçek'i bu soruya da yanıt vermeye çağırıyoruz. DTP olarak, üzerimizde oluşturulmaya çalışılan bu baskı ve tecrit politikalarına rağmen, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.''

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

Tatile gitmemiş olsaydı dönerdi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, ''Sayın Başbakan, ABD'de görüşmelerde bulunurken, bazı siyasi partilerimizin, özellikle 7 askerin Şehit edilmesinden sonra Sayın Başbakan'ın derhal geri gelmesi gerektiği ile ilgili beyanları kesinlikle doğru bir zemine oturmamaktadır. Sayın Başbakan eğer tatile gitmiş olsaydı, tatilini kesip derhal Türkiye'ye geri gelmesi için kimsenin kendisine çağrıda bulunmasına da gerek yoktu. Kendisi zaten bunu yapardı'' dedi.



AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, gündemdeki konulara ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.



Çelik, konuşmasına, Tokat'taki terörist saldırı sonucu 7 askerin şehit olması ve İstanbul'da molotofkokteyli atılması sonucu bir kişinin hayatını kaybetmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek başladı.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisi sırasında Türkiye'de yaşanan olaylara dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:



''Bu kadar başarılı, çok iyi organize edilmiş ve özellikle Türkiye'nin ABD kamuoyuna, dünyaya yönelik mesajlarını da içeren bu çok anlamlı, stratejik ve zamanlaması itibarıyla da son derece önemli olan bu çalışma ziyareti, belli kesimler tarafından gölgelenmek isteniyor. Özellikle bazı siyasi parti liderlerinin bu seyahatte alınan başarıları küçümsemesi, hatta bu çalışma ziyaretini başarısız olarak nitelendirmesini teessüfle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.



Bizim milli meselelerimiz, ulusal çıkarlarımız, devletimizin diğer devletlerle olan ilişkileri her türlü iç Politika mülahazasının üzerindedir. Başbakan kim olursa olsun, iktidarda hangi parti olursa olsun eğer o hükümet bir yabancı ülkeye çalışma ziyareti gerçekleştiriyorsa, bir iş birliği gerçekleştiriyorsa, bir temas söz konusuysa içeride, bütün siyasi partilerin ve bütün Türkiye'nin tek yürek olarak arkasında durması gerektiğinin özellikle altını çizmek istiyorum.



Sayın Başbakan, ABD'de görüşmelerde bulunurken ve 'model ortaklık' dediğimiz ABD'deki müzakereler devam ederken bazı siyasi partilerimizin, özellikle 7 askerin şehit edilmesinden sonra Sayın Başbakan'ın derhal geri gelmesi gerektiği ile ilgili beyanları da kesinlikle doğru bir zemine oturmamaktadır. Sayın Başbakan, eğer tatile gitmiş olsaydı tatilini kesip derhal Türkiye'ye geri gelmesi için kimsenin kendisine çağrıda bulunmasına da gerek yoktu. Kendisi zaten bunu yapardı.''

Hükümetin, Güvenlik güçlerinin ve ilgili kurumların görevinin başında olduğunu ifade eden Çelik, ''Sayın Başbakanımız da bir taraftan ABD'deki temaslarını sürdürürken, bir taraftan da dakika dakika, gerek Başbakan Vekilimizden, gerekse İçişleri Bakanımızdan ve diğer sorumlu arkadaşlarımızdan bilgileri almaktadır ve Sayın Başbakanımız buradaymış gibi bu süreç gider. Çalışmalar Sayın Başbakanımızın bilgisi dahilindedir, bunu bütün kamuoyu tarafından bilinmesini özellikle arzu ediyorum'' diye konuştu.

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın, 7 yıllık iktidarı boyunca çok sayıda yurt dışı gezisi yaptığını ve bunların hepsinin Türkiye ve Türk milleti için olduğunu söyledi.



TERÖRİZMLE MÜCADELE



Terörizmle mücadelede uluslararası camianın desteğini almanın önemine işaret eden Çelik, ''Bu, birilerinin zannettiği gibi kendi iç meselelerimizi yabancıların iradesiyle, inisiyatifiyle çözmek anlamına gelmez'' dedi.



ABD gibi Askeri ve ekonomik anlamda güçlü bir ülkenin bile Nato'nun ve müttefik ülkelerin desteğini almadan terörizmle mücadele edemediğini belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Terörle mücadele kolay bir şey değildir. Eğer terörle ve terörizmle mücadele etmek çok kolay olsaydı bizden önce gelmiş geçmiş olan birçok hükümet, Türkiye'de bu meseleyi bitirmiş olurdu.

Biz iktidara geldiğimiz zaman bugün yaşadıklarımızın hepsi bizim gündemimize hazır olarak gelmiştir. Geçmişin bir mirası olarak gelmiştir. Bunun bilinmesi gerekiyor ve Türkiye artık bu ayak bağlarından kurtulmaya çalışıyor. Terörle mücadele eden güvenlik güçleri, uzmanlar, terörle sadece polisiye, askeri tedbirlerle mücadele edilemeyeceğini defaatle ifade ettiler. Terörizmle mücadelenin, terörle mücadeleden çok daha kalıcı, çok daha kısa, orta ve uzun vadede çözüm üretici olduğunu ifade etmişlerdir ama bugüne kadar Türkiye'de terörizmle mücadele etmeye talip bir siyasi irade ortaya çıkmamıştır. Terörle mücadele güvenlik güçlerine havale edilmiştir. Risk almamak adına hiçbir iktidar terörizmle mücadele etmeyi üzerine almamıştır.''



''Hiçbir hükümet, şapkadan tavşan çıkarır gibi terörü bitiremez. Hiçbir hükümet, hiçbir siyasi irade hokus pokus yöntemiyle kesinlikle terörü, terörizmi bitiremez'' diye konuşan Çelik, kimsenin elinde sihirli değnek olmadığını söyledi.



"İNSANLARI İSYANA TEŞVİK EDERCESİNE AÇIKLAMALAR YAPILIYOR''



Konuşmasında muhalefeti de eleştiren Çelik, şunları söyledi:''Bir siyasi partinin genel başkanı 'Hani Türkiye'nin gözyaşları dinecekti?' diyor. Terör ve terörizmle mücadele etmek, Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü sağlamak, Türkiye'nin kardeşliğini tesis etmek sadece hükümetin görevi değildir. Herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. İktidarın, iktidar olarak elbette bir sorumluluğu vardır ama muhalefetin de muhalefet olarak üzerine düşen büyük sorumlulukları vardır. Adeta insanları isyana teşvik edercesine açıklamalar yapılıyor. Bu, kabul edilebilir değildir. Dün bir siyasi partinin sayın genel başkanı, 'milletin ayağa kalkmasından' söz ediyor. Bir siyasi partinin genel başkanı, bir hukuk devletinde böyle bir söz söyleyebilir mi?



12 Eylül'den önce sağ-sol, Sünni-Alevi çatışmalarının, şu-bu çatışmalarının bu ülkeye kaybettirdiklerinden biz yeteri kadar ders almadık mı? Bazı vilayetlerimizde yaşanan katliamların farkında değil miyiz? O gün de insanlar kendi problemlerini kendileri çözmeye talip olmuşlardı. Birisi 'memlekete komünizm getireceğim', birisi de 'biz komünizmi önleyeceğiz' diye polisin, askerin, güvenlik güçlerinin ve kurumların yapması gereken işi üstlenmişti ve 5 bin genç, bu ülkenin sokaklarında birbirlerini telef ettiler, boğazladılar. Eğer tarihten ders, ibret almazsak yakın geçmişimizden iyi sonuçlar çıkarmazsak bugünü iyi kuramayız ve geleceğe iyi adımlarla yürüyemeyiz.



Bir siyasi parti genel başkanının 'eğer millet ayağa kalkarsa' tabirini kullanması bir hukuk devletinde kabul edilebilir bir şey değildir. Bu ifade maalesef kışkırtıcı bir ifadedir, maalesef sorumlulukla bağdaşmayan bir ifadedir ve kamu otoritesini hiçe sayan bir ifadedir.''



Devletin bütün kurumlarıyla işbaşında olduğunu yineleyen Çelik, yaşananlardan dolayı herkesin rahatsız olduğunu, bu görüntülerin ilk defa yaşanmadığını ve hukuk devletinde yapılması gerekenlerin belli olduğunu vurgulayarak, ''Devlet, terör örgütlerinin yöntemiyle hareket edemez'' dedi.



Son günlerde birçok ildeki yasa dışı gösterilerde 800 kişinin gözaltına alındığını, bunlardan önemli bir kısmının da tutuklandığını hatırlatan Çelik, herkesi sorumlu olmaya davet etti.



Türkiye'nin bundan önce de bazı badireler atlattığını ve bugün de hassas bir dönemden geçtiğini kaydeden Çelik, bunların hukuk ve demokrasiyle aşılabileceğini söyledi.



Çelik, ''Eğer birilerinin bildiği, bunların dışında bir çözüm varsa onu biz bilmiyoruz. AK Parti'nin bu ikisinin dışında bildiği bir formül yoktur. Birilerinin başka yöntemleri varsa açıkça o yöntemlere de karşıyız'' ifadesini dile getirdi.



''DARBEYE ÇAĞRI ANLAMINA GELEBİLECEK İFADELER''



Konuşmasında CHP'yi eleştiren Çelik, şunları kaydetti:

''Bir CHP'li milletvekilinin kısa bir süre önce TBMM'de Dersim ile ilgili söyledikleri daha tazeliğini korurken daha dün akademik unvana sahip olan bir başka CHP'li milletvekili de açıkça darbeye çağrı anlamına gelebilecek ifadeler kullanmıştır. TBMM'nin bir mensubu olarak da buna teessüf ettiğimi ifade etmek istiyorum. Partim adına bu sözleri kınadığımı ifade etmek istiyorum. TBMM'nin bir mensubu nasıl böyle bir ifade kullanabilir?



Vahim olan şudur: Bu sözler söylendikten sonra CHP'li bir Grup Başkanvekili tarafından ve CHP'nin bir yöneticisi tarafından bu söze bir tepki gelmemiştir. Sayın Öymen'in sözlerine de tepki gelmemişti ve CHP kurumsal olarak o sözlere sahip çıkmıştı. Dün yapılan konuşmaya da CHP tepkisiz kalarak, en azından ses çıkarmayarak katıldığını ve zımnen da olsa bu sözün arkasında olduğunu ifade etmiştir.''

Söz konusu sözleri demokrasi adına ''talihsizlik'' olarak niteleyen Çelik, bunun, bu anlamda TBMM'de söylenen son sözler olmasını diledi.



Çelik, şöyle devam etti:

''Özellikle CHP'nin Sayın Genel Başkanı, MHP'nin Sayın değerli Genel Başkanı yine grup toplantılarında hükümetimize, partimize, Başbakanımıza, Cumhurbaşkanımıza yönelik son derece hakaretamiz ifadeler kullanmaya devam etmektedirler. Bir kez daha ifade ediyorum; 'ihanet', 'hıyanet' lafları ulu orta kullanılabilecek sözler değildir.



Biz bugüne kadar Türkiye'de Anayasa ve yasalara göre kurulmuş olan ve işleyişini buna göre sürdüren ve millete dayalı Siyaset yapan hiçbir siyasi partinin değerli mensubunu, genel başkanını ihanetle, hıyanetle suçlamadık. Eğer sayın genel başkanlar bu üslubu kullanırlarsa, bu sözleri söylerlerse sokaklardaki insanların başka türlü davranmasını kimse kınamaz olur. Ben o insanlara da bu tavırlarını gözden geçirme çağrısında bulunuyorum.''



Soğuk savaş döneminin jargon ve üslubu ile konuşan geçmişteki siyasetçilerin halk tarafından geçmişe gömüldüğünü ve TBMM dışında bırakıldığını anlatan Çelik, kavgacı üslubu benimseyenlerin, milleti isyana teşvik edenlerin, milletin duygularını istismar edenlerin, milletin kederi ve üzüntüsü üzerinden siyaset yapanların millet tarafından cezalandırılacağını söyledi.



Tokat'taki saldırının faillerinin henüz belirlenmediğini ve olayı üstlenenin de olmadığını bildiren Çelik, Türkiye'de normalleşme çabaları arttığında ve demokrasi standartları yükseldiği zaman bir karanlık gücün devreye girdiğine ve ''düğmeye basıldığına'' işaret etti.



DTP'NİN KAPATILMA DAVASI



Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Çelik, bir soru üzerine, DTP'ye ve DTP'nin tabanına seslenerek, ''Şiddet ve terör artık kendisini ifade etme biçimi değildir'' dedi.



Son günlerde birçok il ve ilçede meydana gelen olayların 72 milyon kişiyi rahatsız ettiğini bildiren Çelik, şöyle devam etti:



''Şiddet ve terörle kendini ifade etmeye çalışanlar veya sorunlarını bu yolla çözmeye çalışanlar, dünyada her zaman antipatik olacaklardır. Her zaman antipatik olmuştur. Kimse bununla bir çözüme ulaşamaz. Türkiye'de en fazla kan akan, terörün en fazla can aldığı 1990'lı yıllardır. O yıllarda onca şehit verilmesine rağmen, onca kan dökülmesine ve onca da terörist öldürülmüş olmasına rağmen o günlerde Türkiye'de bütün bu meselelerin üstesinden gelebilecek bir güçlü hükümet, güçlü siyasi irade olmadığı için terörizm ile mücadele gündeme gelmemiştir, hep terörle mücadele edilmiştir.



Şu anda DTP ile ilgili bir kapatma davası sürmekte. Partimiz oldum olası siyasi partilerin kapatılmasına karşıdır. Özellikle AİHM'in içtihatlarına bakıyorsunuz, bizim kendi iç hukukumuza bakıyorsunuz oradaki ilkeleri elbette mahkemeler değerlendirecektir. Ancak suçu tabelalar işlemez, suçu binalar ve tüzel kişilikler işlemez, insan işler. Ceza olacaksa da bu suça karşılık şahısların cezalandırılması daha anlamlı ve mantıklıdır ama kurumların kapatılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü kapattığınız zaman bir sonuç elde etmiyorsunuz.



Şimdiki DTP işe HEP olarak başladı, DEP olarak devam etti, HADEP'ti DEHAP oldu, şimdi DTP oldu. Alfabe de harf mi yok? 'P' sabit, diğerleri değişkendir. Neticede bir siyasi parti daha kurulur ve belki aynı şahıslar olmaz ama aynı zihniyet yola devam eder. Dolayısıyla Türkiye'de siyasi partilerin kapatılma meselesi oldum olası bir problemdir ve AK Parti hiçbir siyasi partinin kapatılmasından yana değildir, kapatılmaması gerektiğini düşünür.''



Çelik, bir başka soru üzerine de ''teröristlerin hiçbir zaman huzur, kardeşlik ve refahın olduğu bir yerde doğamayacağını, doğsalar bile büyüyemeyeceğini ve üreyemeyeceğini'' ifade etti. Çelik, Türkiye'nin yıldızının parladığını, birilerinin de birileri adına bundan hoşlanmayacağını ancak kurulan komplolara karşı da bütün millet olarak uyanık olunması gerektiğini bildirdi.



Çelik, ''Sağlam olanın gücüne mikrop giremez, girse bile tahribat yapamaz. Dolayısıyla iç bünyemizi, doğusu ile batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle çok sağlam tutmak zorundayız'' diye konuştu.

Tatile gitmemiş olsaydı dönerdi

"Esas hainlik budur"

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, acıları bitirmek için uğraştıklarını belirterek, ''Böyle büyük bir hedefle uğraşırken sırf siyasi rant için bunlara karşı çıkılıyorsa, esas hainlik budur'' dedi.



Gazetecilerin, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın dün grup toplantısındaki konuşmasında ''hainlik'' nitelemesinde bulunduğunu belirtmeleri üzerine Atalay, acıları bitirmek için uğraştıklarını söyledi.

Atalay, ''Kardeşlik için çalışmak hainlikse, ki koskoca ana muhalefet partisi liderinin ifadesi böyle, onu herkesin takdirine bırakıyorum. Böyle büyük bir hedefle uğraşırken sırf siyasi rant için bunlara karşı çıkılıyorsa, esas hainlik budur'' diye konuştu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın ''açılım süreci'' ile ilgili ''hıyanet'' suçlamasında bulunmasına ilişkin, ''Böyle büyük bir hedefle uğraşırken sırf siyasi rant için bunlara karşı çıkılıyorsa, esas hainlik budur'' dedi. Tokat'ta, 7 askerin Şehit olmasıyla sonuçlanan olayın faillerinin yakalanması için çalışmaların sürdüğünü kaydeden Atalay, ''İnanıyorum mutlaka bulacağız'' dedi.



Atalay, Mecliste gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın dün grup toplantısındaki konuşmasında ''hıyanet'' nitelemesinde bulunduğunu belirtmesi üzerine Atalay, iki gündür şehitlerin uğurlandığını belirtti. Şehitlere Allah'tan rahmet dileyen Atalay, bugün de bazı illerde de cenaze törenleri olacağını anımsattı.



Arkadaşlarının cenaze törenlerine katıldığını ifade eden Atalay, ''Rabbim ailelerine sabır versin. Acılı gün yaşıyoruz'' diye konuştu.



Atalay, bölgede operasyonların sürdüğünü ifade ederek, ''Failler, sorumlular ile ilgili çalışmalar sürüyor. İnanıyorum mutlaka bulacağız ve bu hainler, teröristler inşallah cezasını görecek'' dedi.

Acıları bitirmek için uğraştıklarını kaydeden Atalay, şöyle devam etti:



''Ülkemizin değişik köşelerinde analar, eşler ağlıyor. İnsanlar üzüntü duyuyor. 'Bunları bitirelim. Bu ülkede kardeşlik içinde hepimiz birlikte huzurla yaşayalım' diye uğraşıyoruz. Bizim çalışmalarımızın başka bir amacı yok. Türkiye giderek güçlenen, büyüyen bir ülke, yıldızı parlayan bir ülke. Kendi içimizdeki bu sorunları da kendimiz çözersek, bu ülke hepimize yeter. Bizim çabamız bu. Eğer bunun için uğraşmak, bunun için çalışmak hainlikse, ki koskoca ana muhalefet partisi liderinin ifadesi böyle, onu herkesin takdirine bırakıyorum. Bu kelimeleri, bu kavramları pek sevmem, ama böyle büyük bir hedefle uğraşırken sırf siyasi rant için bunlara karşı çıkılıyorsa, esas hainlik budur. Benim diyeceğim budur.''

Atalay, konuya ilişkin ısrarlı diğer soruları yanıtsız bıraktı.

"Esas hainlik budur"

Tuesday, December 8, 2009

Meclis locasında eylem

Meclis locasında Şehit yakını bayrak açtı... Polis müdahale etti. Şehit yakını polise direniyor.

Meclis Genel Kurulu’nda demokratik açılımla ilgili genel görüşmenin devam ettiği sıralarda Meclis iki gencin sloganlı eyleminin ardından bu kez de şehit annesi Pakize Aybaba’nın bayrak eylemine Sahne oldu. Genel Kurul’da ziyaretçi locasındayken Türk bayrağı açmaya çalışan şehit annesine polisler engel olurken, elindeki bayrağın alınması dolayısıyla da Pakize Akbaba uzun süre Meclis’ten çıkmamak için direndi. Polislerin uzun süren ikna çabaları işe yaramazken Akbaba “Benim Türk bayrağımı sakladınız, getirin bayrağımı istiyorum” diye bağırdı. Akbaba’yı CHP İzmir Milletvekilleri Ahmet Ersin ile Canan Arıtman Meclis’ten çıkması için ikna ederken Arıtman şehit annesinin kendisinin misafiri olduğunu söyledi. Şehit annesi Akbaba, polisler tarafından bir araçla Meclis’ten uzaklaştırıldı.Meclis Genel Kurulu’nda demokratik açılımla ilgili genel görüşme iki gencin sloganlı eyleminin ardından Şehit Anneleri Derneği Başkanı Pakize Akbaba ziyaretçi locasında Türk bayrağı açmaya çalıştı. Polisler tarafından engel olunan Akbaba daha sonra ziyaretçi locası girişine çıkarıldı.-POLİSLER UZUN SÜRE İKNA EDEMEDİ- Bayrak açmak isteyen şehit yakını polise direndi Video için tıklayınAkbaba’nın eylemi, ziyaretçi locası girişinde de devam etti. Türk bayrağının polisler tarafından elinden alınmasına tepki gösteren Akbaba, “Ben de saygı istiyorum. Hakkımdır gitmiyorum. O bayrağa benden çıkartamazsın. Kapıda topla, orada topla, PKK hep ortada, ben hareket edemiyorum. Boşuna mı gitti benim çocuğum? PKK’nın konuşma hakkı var benim yok. 'Sus' diyorlar susmuyorum. Ben diyorlar, PKK’ya hiç seslerini çıkartmıyorlar” diye bağırdı. Akbaba Meclis polislerine ayrıca “Ben anayım dayanamıyorum. Türk bayrağımı sakladınız, getirin, bayrağımı istiyorum. Bayrağımı verin gideyim” dediği de duyuldu. Polisler ise Akbaba’yı Meclis’ten çıkmak üzere uzun süre ikna edemedi.-ERSİN VE ARITMAN DEVREYE GİRDİ-Polislerin Akbaba’yı ikna etme çabası devam ederken devreye CHP İzmir Milletvekilleri Ahmet Ersin ile Canan Arıtman girdi. Ziyaretçi locası önündeki girişe ilk olarak CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin gelirken, Ersin ‘olayı öğrenmeye geldim’ dedi. Daha sonra şehit annesi Akbaba’nın olduğu yere çıkan Ersin’in ardından da CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman geldi. Akbaba CHP’li iki milletvekili ile birlikte polisler tarafından Meclis bahçesine çıkartıldı. Akbaba gazetecilere “O bayrak inmeyecek meclis korkmasın” dedi. Akbaba daha sonra polisler tarafından bir araca bindirilerek Meclis’ten uzaklaştırıldı.-ARITMAN: BENİM MİSAFİRİM-Akbaba ile birlikte Meclis bahçesine çıkan CHP’li Arıtman, gazetecilerin sorusu üzerine Akbaba’nın kendisinin misafiri olduğunu söyledi. Arıtman Akbaba’nın karakola götürülmeyeceğini belirtirken, sloganlı eylem yapan iki gencin de henüz Meclis’ten çıkarılmadığını ancak Kavaklıdere karakoluna götürüleceklerini bildirdi. Arıtman Emniyet amiriyle görüştüğünü ve kendisine ‘çocukların hırpalanmayacağı’nın söylendiğini de kaydetti.
Meclis locasında eylem

Muhalefe şok suçlama

Meclis'teki Demokratik Açılım görüşmelerinde Başbakan Erdoğan konuşuyor...
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in başkanlık ettiği genel görüşmede, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile AK Parti Adana Milletvekili Ömer Çelik'in partilerinin düşüncelerini dile getirdiği konuşmalarının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kürsüye çıktı.Hükümet adına eleştirileri yanıtlayan Erdoğan, TBMM'nin izleyici locasında yaşanan protesto eylemeleri hakkında şok suçlamalarda bulundu. Eylem düzenleyen kişilerin muhalafet tarafından organize edildiğini ima eden Erdoğan, "İzleyici tribünlerine eli tutularak getirilenler olursa bunlar bu Meclis'in asaletiyle bağdaşmaz" diye konuştu. İşte Erdoğan'ın "açılım" açıklamaları:Milli Birlik ve Kardeşlik sürecimizi ele almak üzere yaptığımız genel görüşmenin ülkemiz milletimiz ve demokrasimiz adına hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 3 gün önce vefatını minnetle andığımız Gazi Mustafa Kemal TBMM'nin açılışı öncesinde yayınladığı tebliğinde o günden itibaren askeri ve sivil bütün makamlarla bütün milletin tek mercinin TBMM olacağını ifade etmişti. O günden beri Meclis'teki merci oldu bu meclis Gazi Meclis'tir Kurtuluş Savaşımız'ı sevk ve idare eden Meclis'tir.Atatürk'ün en büyük başarılarından bir her türlü farklılığı önce TBMM çatısı altında ardından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısında birleştirmek olmuştur. İlk Meclis'in açılışından Gazi'nin şu cümleleri hatırda bulundurulmalı, "Efendiler burada maksud olan ve Meclis'i alinizi temsil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anaıssırı İslamiyedir samimi bir mecvmuadır. Bu Meclis aziz milletimizin hamuru çokluk içinde birlik anlayışıyla yoğrulmuş milletimizin birlik ruhunu tesis etmiştir. Baykal, Erdoğan atışması Video için tıklayınTBMM'nin Kayseri'ye taşınması karşısında söz alan ve biz buraya Ankara'dan kaçmak için gelmedik savaşarak ölmeye geldik" diyen Dersim mebusu Diyap Ağa bu Cumhuriyet'in hangi ruh üzerine inşa edildiğinin en sonut abidelerinden bir tanesidir."89 yıl boyunca da bu meclis hep milletin meclisi olarak kaldı bundan sonra da evelallah hep öyle kalacaktır. Türkiye'de her meselenin cesaretle konuşulacağı zemin bu meclistir. ^Bu meclis 89 yıl öncesinin gerisine düşemez. Bu meclis 89 yıl önce renklilik üzerine demokrasi üzerinde inşa ettiği temelerden ve ilkelerinden taviz veremez. Varlık yokluk istiklal mücadelesi veren bu şanlı meclis elbette her türlü sorunu ele alabilecek tarihi geçmişe tacrübe ve sağduyuya sahiptir.Her meselenin özgürce konuşulduğuı nezaketele adapla karşılıklı saygıyla ele alındığı ilk meclis bugünkü meclis için model olmak bir ilham kaynağı olmak zorundadır. Değerli arkadaşlarım iktidar kadar muhalefet de demokrasinin olmazsa olma unsururdur. Muhalefetin her konuda iktidar ile aynı düşünmesi teklif edilemez. Her konuda ittifak etmesini bekleyemeyiz. Ancak her konuya sırf iktidarın önerisidir diye karşlı çıkmak yerine temelden her meselenin karşısında durmak millet istifadesine ülkemizin istifadesine değildir. Demokrasinin en temel şartı diyalogdur her konuda uzlaşmak gereği değildir demokarasinin, ama konuşamak tartışlamak çözüm aramak demokrasinin gereğidir. Hükümet kendisinin anlatmasın diye çaba göstermek farklı polemiklerle konuyu saptırmak bir muhalefet tarzı olmaz, bizler bu mecliste yeni değiliz uzun yıllardır bu mecliste olan milletvekilleri var. ERDOĞAN'DAN MUHALEFET'E ÇOK AĞIR SUÇLAMABu meclis kurulduğundaun beri tutanakları var, izleyici tribünlerine eli tutularak getirilenler olursa bunlar bu Meclis'in asaletiyle bağdaşmaz. Milletin meclisindeki üslup elbette çocuklara gençlere tüm bir millete örnek teşkil edecek bir üslup olmalı.Cumhuriyet 86 yıl boyunca dünyadaki değişimlere ayak uydurduğu ölçüde ilerlemiş ve kalkınmıştır.Trablusgarb savaşında Tobruk ve Derne'de savaşan, Balkan savaşında Gelibolu, Bolayır, İmetoka ve Edirne'yi savunan, Çanakkale savaşında Anafartalar Grup Komutanı olarak zafere imza atan ve Kurtuluş Savaşımızın Başkumandanı olarak bu ülkeyi istiklaline kavuşturan Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyetin ilanının hemen ardından savaştığı tüm ülkelerle diplomatik ilişkilerin geliştirmenin gayreti içinde olmuştur. Atatürk kin gütmemiş, intikam duygusu içinde olmamış tam tersine Kurtuluş Savaşı'nda işgalci ülkelere gereken cevabın verildiği düşüncesiyle yeni bir dönem başlatmıştır.Gazi Mustafa Kemal, ülkenin etrafına duvarlar örmemiş, ülkenin ufkunu daraltmamış, tam tersine 'yurtta sulh cihanda sulh' diyerek Türkiyeyi büyütmenin mücadelesine istikbal mücadelesine yoğunlaşmıştır. Soruyorum:Yurtta sulhu tesis edemeyenler cihanda sulhu tesis edebilir mi?Ulusal ve uluslararası problemleri kin nefret ve intikam duygusuyla mülahaza edenler cumhuriyetin kuruluş ruhuna ve kurucusuna haksızlık ederler. Biz, TÜrkiye'nin üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili diyen bğir anlayışla değil yurtta sulh cihanda sulh anlayışıyla hareket ediyoruz. Biz düşman üretmek değil, dost kazanmak anlayışıyla bir yaklaşım üretiyoruz. Türkiye Cumhuriyerti 29 ekim 1923'te ne kadar büyük düşündüyse şimdi de o kadar büyük düşünmek durumundadır...Tarih boyunca her zaman büyük düşündük, büyük adımlar attık. Bugün de aynı ruh ve aynı heyecanla büyük hedeflere doğru kararlı adımlarla ilerlemek bizim ve yüce meclisimizin asli vazifesidir. Hiçbir topluluk hiçbir kurum veya zümre milletin bu aziz meclisine hiçbir şey dayatamaz. Erdoğan'ın hükümetin icraaatlarını anlatırken hızlı treni örenek vermesi üzerine CHP'li Kemal Anadol 'Hızlı tren yoldan çıktı' dedi. Erdoğan bunun üzerine 'Yoldan çıkan sensin sen' diye konuştu.
Muhalefe şok suçlama

CHP oturumu terk etti

Başbakan Erdoğan konuşurken CHP Meclis Genel Kurulu'nu terk etti.

Meclis Genel Kurulu’nda Başbakan Erdoğan’ın konuşması sırasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal milletvekilleriyle birlikte salonu terk ettiGenel Kurul’da demokratik açılımla ilgili genel görüşmede Başbakan Erdoğan’ın konuşması devam ederken CHP ve MHP’ye yönelik “Şehitler gelsin de biraz daha bağıralım diyenler var” şeklindeki sözlerine CHP ve MHP sıralarından tepki geldi.Başbakan’ın bu sözleri üzerine CHP Genel Başkanı Deniz Baykal milletvekilleriyle birlikte Genel Kurul salonundan ayrıldı. Erdoğan ise Baykal ve milletvekillerinin arkasından “Sizsiz daha rahat konuşuruz güle güle” dedi. CHP Meclis Genel Kurulu'nu terketti! Video için tıklayın
CHP oturumu terk etti

O sözlerinden dolayı özür diledi

Onur Öymen, "Dersim isyanı" ile ilgili sözlerine açıklık getirdi
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen,"demokratik açılım" konusunda TBMM'de yapılan ön görüşmelerde "Dersim isyanı" sözleriyle ilgili olarak, "İnsanlarımız eğer bizim hiç kastetmediğimiz nedenlerle üzüldülerse, incindilerse, bu çarpıtmalar sonucunda geçmiş olayları hatırlayarak, üzüntü duydularsa bundan en çok biz üzülürüz" dedi.CHP Genel Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Öymen bir Televizyon kanalında yaptığı açıklamada, özetle şunları kaydetti: "İnsanlarımız eğer bizim hiç kastetmediğimiz nedenlerle üzüldülerse, incindilerse, bu çarpıtmalar sonuncunda geçmiş olayları hatırlayarak üzüntüduydularsa bundan en çok biz üzülürüz. Böyle bir üzüntüye biz sebep olmamamıza rağmen, onların bu üzüntüleri bizim sözlerimizi çarpıtan insanların bu davranışlarına bizim sözlerimizi kaynak yapmalarından kaynaklanıyorsa, gerçektenözür dileriz onlardan.O konuşmada verdiğimiz mesajları, yaptığımız eleştirileri AKP ve onun yandaşları cevaplandıramadılar. Onun üzerine, dikkatleri başka tarafa çekmek için bir karşı saldırıya geçmeye kalkıştılar. Bizim sanki o bölgede yaşayan Alevivatandaşlarımıza, Kürt vatandaşlarımıza karşı bir tavrımız, bir düşüncemiz olabilirmiş gibi sözlerimizi çarpıtarak, vatandaşlarımızı tahrik etmeye kalkıştılar. İşin hazin tarafı budur.Atatürk de, CHP de başından beri Türkiye'nin doğusundaki, batısındaki insanlara, Kürtlere, Alevilere daima en sıcak duygularla yaklaşmıştır. Bizim Alevi yurttaşlarımızı incitecek en küçük bir sözümüzü hatırlıyor musunuz? Madımak olayına en çok kim sahip çıktı? En çok biz sahip çıktık. Şimdi biz sanki bu insanlara karşı bir tutum içindeymişiz gibi insanları kışkırtmak istiyorlar.Alevi vatandaşlarımıza yönelik bu tahrik kampanyası bizi son derece üzmüştür. Aleviler Atatürk'e en çok sahip çıkan, düşüncelerini her zaman savunmuş insanlar. Bizim bunları incitmek gibi bir düşüncemiz olabilir mi? Bunlara karşıbir düşüncemiz olabilir mi?"
O sözlerinden dolayı özür diledi

Gözler bu beldede

Burdur'un Gölhisar İlçesi'ne bağlı Yusufça Beldesi'nde belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği seçimleri başladı.


BURDUR'a bağlı, 37 yıllık belediye tarihinde Bakan, Genel Başkan görmeyen ve seçimler dolayısıyla 1 Başbakan Yardımcısı, 3 Bakan, 2 Genel Başkan ve bir de grup başkanvekili ağırlayan Burdur'un Gölhisar İlçesi'ne bağlı Yusufça Beldesi'nde belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği seçimleri başladı.Dün CHP lideri Baykal'ın da ziyaret ettiği beldedeki seçim sonuçları 'Demokratik Açılım' tartışmalarının ardından önemli bir gösterge sayılıyorGölhisar'a bağlı Yusufça Beldesi'nde 6 adayın yarıştığı belediye başkanlığı ve 9 kişilik belediye meclisi üyeliği seçimi yapılıyor. 1748 nüfuslu Yusufça, 5 bin 747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun kapsamında nüfusu 2 binin altında olduğu gerekçesiyle, 29 Mart 2009'da yapılacak yerel seçimler öncesi belde niteliğini kaybetti. Yusufça Belediye Meclisi 18 Nisan 2008'de karar alarak, Gölhisar'a bağlı mahalleye dönüştü. Köy olmak yerine mahalle olmayı seçen Yusufça, kararın Danıştay tarafından iptal edilmesinden sonra da belde unvanına dönüş yapmadı. 29 Mart'ta yapılan seçimlerde Gölhisar Belediyesi için oy kullanan Yusufçalılardan bazıları bu duruma razı olmadı. Isparta Bölge İdare Mahkemesi'ne dava açan 2 kişi yörenin yeniden belde olmasını sağladı. Isparta Bölge İdare Mahkemesi 18 Ağustos 2009'da beldenin yeniden belediye tüzel kişiliğiyle yönetilmesi doğrultusunda karar verdi. İdare Mahkemesi'nin kararı üzerine Yüksek Seçim Kurulu, beldede belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği seçimlerinin 15 Kasım'da yapılmasını kararlaştırdı.Burdur Valiliği, beldede seçim yapılıncaya kadar Gölhisar Orman işletme Müdürü Kemal Ayan'ı belediye başkanı olarak atadı. 6 sandıkta 1383 seçmenin oy kullanacağı seçimler için 37 yıllık belediye tarihinde Bakan, Genel Başkan görmeyen Yusufçalılar, seçimler dolayısıyla 1 Başbakan Yardımcısı, 3 Bakan, 2 genel başkan ve bir de Grup Başkanvekili ağırladı. Belediye başkanlığı seçimi için AK Parti'den Yılmaz Akkaş, CHP'den Kadir Tavas, SP'den Bekir Karayel, DSP'den Hüseyin Canyürek, DP'den Mehmet Tezcan, TKP'den Erhan Altınkaynak aday oldu.Sabahın erken saatlerinden itibaren Yusufçalılar, Yusufça ilköğretim Okulu'nda kurulan 1001, 1002, 1003, 1004, 1005 ve 1006 nolu 6 sandıkta oy kullanma işlemine başladı. Bazı adayların da oylarını kullandığı beldede seçim heyecanı sürüyor. Seçimlerde 73 yaşındaki Ayşe Öztürk adlı kadın koltuk değnekleri ile oy kullanmaya geldi.
Gözler bu beldede