Showing posts with label DTP. Show all posts
Showing posts with label DTP. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken de ''peşkeş çekmedik'' derken de gerçeği yansıtmadığını savunarak, ''TEKEL işçisine 4-C dışında işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş Edebiyat taslıyorsun, ondan sonra TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun'' dedi.



Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada ekonomideki gelişmeleri ve TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirdi.



Sanayi üretiminde beklenen atılımın çıkmadığını ifade eden Baykal, kaygı verici noktaya gelen işsizliğin artarak devam ettiğini söyledi. Baykal, iktidarın izlediği Ekonomi politikalarının, işsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Politika olmadığını savundu.



Nüfusun ve kentleşmenin arttığını ancak çalışmak isteyen kişi sayısının azaldığını belirten Baykal, kasımda işgücü arzının 308 bin azaldığını, işe talip olunmadığını söyledi. Baykal, ''Bu ayın özelliği ne, acaba Define mi buldular? Zengin oldum, çalışmaya ihtiyacım yok, dışarıdan kaynak mı geliyor diyorlar'' diye sorarak, 233 bin kişinin işini kaybettiğini kaydetti.



Baykal, Türkiye'nin en temel konusunun işsizlik olduğunu, işsizliğin giderek artmasının altında, tarımın çökertilmesinin yattığını söyledi. Baykal, 2,5 milyon kişinin topraktan kopartıldığını dile getirerek, tarımı, ''ekonomide işsizliği emen süngere'' benzetti. Baykal, tarıma harcanan paranın, ''helal'' para olduğunu, tarımın yanı sıra hayvancılığa da sahip çıkılması gerektiğini kaydetti.



Türkiye'nin, Tarım ve sanayisine sahip çıkarak kalkınacağını vurgulayan Baykal, Atatürk'ün, İnönü'nün bu anlayışla yola çıktığını, ülkeyi kalkındırmak için çaba harcadıklarını söyledi. Baykal, bunun, Menderes, Bayar, Demirel dönemlerinde de götürüldüğünü anlattı.



Baykal, işsizlikle mücadele için yapılması gerekenlerden birinin GAP'ın bitirilmesi olduğunu ifade ederek, ''Siyasal değişimin gerçekleşmesine yakın bir süre kala, siyasi değişim öncesi, ne söylediğimizi bilerek söylüyorum, GAP'ı hızlandırmayacağız, bitireceğiz'' dedi.



Deniz Baykal, iktidarları dönenimde, üniversiteye giriş sınavlarını, ÖSS'leri kaldıracaklarını ifade etti.

Doğu ve Güneydoğu'da kurulan fabrikaların, ''zarar ediyor'' denilerek kapatıldığını ileri süren Baykal, zarar etse de bu fabrikaların çalıştırılması gerektiğini savundu.



''ÖNCE SEN YEME YETİM HAKKINI''



TEKEL işçilerinin eylemine de yer verdiği konuşmasında Baykal, işçilerin, sükunetle, sabırla, çile çekerek, bedel ödeyerek bir acıyı yaşadığını, toplumla da bunu paylaştığını anlattı.



Baykal, işçilerin, kimseye zarar vermediğini, vitrinlere taş atmadığını, vicdanları harekete geçirmeye çalıştığını ifade ederek, Türkiye'de de vicdanların harekete geçtiğini söyledi. Baykal, kişilerin hak mücadelesi verme şansının olabileceğinin gösterildiğini, korkunun da buradan kaynaklandığını ileri sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:



''(Aman ha burada bastıralım, yol olmasın) anlayışı içine girmişlerdir. Demokraside yol budur, hak mücadelesidir. 'Sen benim işyerimi satıyorsun, satarken beni yok sayıyorsun, fabrikanın taşı, duvarı gibi bakıyorsun, fabrikayı satarken, beni de satabileceğini zannediyorsun, hala Ortaçağ'daki serf anlayışı senin kafanda, çalışanıyla bunu satarım diyorsun.'



'Yetim hakkını yedirmem' diyorsan, önce sen kendin yeme o yetim hakkını. Bugünkü insanlar yetim hakkını yeme alışkanlığı olan insanlar değil, kendisi yetim, mağdur, mazlum. Onların sırtından kahramanlık yapmaya çalışıyor. Sözlerinin aslı, astarı yok. En son, 'Kimseye TEKEL'de ne menkul ne Gayrimenkul peşkeş çekilen bir şey yoktur' diyor Başbakan. Başbakanlık Denetleme Kurulunun raporlarını oku, o raporlarda bütün bu özelleştirmenin, satışın, nasıl bir peşkeş olduğu, 100 tane örneğiyle yazılı. Yanlışları teker teker, devletin denetim kurumları, senin iktidarında koymuş. Sen iktidarı bir kaybedersen, orada birileri yanlış aramaya kalkarsa, bakalım onlar neler bulur, neler çıkarır. Peşkeş çekilen bir şey yokmuş, duy da inanma. ''



TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BİNASININ TAHSİSİ



Baykal, İstanbul Unkapanı üzerinde 5 katlı, Galata'yı, Marmara'yı gören, son derece değerli TEKEL Genel Müdürlüğü binasının, TEKEL'den alınarak, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne devredildiğini kaydetti.

Bu devir kararını Özelleştirme Yüksek Kurulunun aldığına işaret eden Baykal, kurul üyelerinin ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz olduğunu söyledi.

Baykal, şunları kaydetti:



''Bu arkadaşlar bir araya gelmişler, TEKEL'in yüzük taşı, pırlanta değerindeki gayrimenkulünü, TEKEL'den Milli Emlak Genel Müdürlüğüne intikal ettirme kararı almışlar. Devlete geçmiş, sonra ne olmuş? 300 genel müdürlük çalışanı, Kartal'a gönderilmiş -Kartal'daki durumu da sonra konuşuruz, orada da konuşulacak çok şey var- Hibe edilen binayı, Maliye Bakanı 4 özel hastanesi bulunan, Medipol Grup'a, Metropolitan Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş'ye tahsis etmiş. Kimseye Haber vermeden, ihale yapmadan, özel hastanecilik alanında faaliyet gösteren bir şirkete devredilmiş. Bu şirket anlaşılıyor ki çok etkin bir şirket olmalı. Bu şirkete, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi de Belediye Şehir Planlama Dairesinin muhalefetine rağmen Göztepe Kavşağındaki 12 dönümlük arazisine imar izni vermiş. Şehir Plancıları Odası, 'bu ayrıcalıklı imar iznidir' diye görüş bildirmiş. TEKEL işçisine sen işçi statüsünde, 4-C uygulaması dışında, yıllardır çalıştığı çerçevede işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş edebiyat taslıyorsun, ondan sonra çıkıyorsun, bu milletin, TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış olan tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun. Nedir peşkeş, bundan daha ala peşkeş var mı? Başbakan ne yapıyor, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken gerçeği yansıtmıyor, 'peşkeş çekmedik' derken yine gerçeği yansıtmıyor. TEKEL işçisi, bu hükümeti çok rahatsız edecek, iktidarı asker değil, TEKEL işçisi ve bakkallar götürecek.''



TEKEL işçilerine, '''Yıkarız, oradaki çadırları kaldırırız, ayın sonuna kadar süre, sonunda sizi oradan süreriz'' dendiğini belirten Baykal, ''Bu çadırlarla uğraşma ve yıldırma mücadelesinde ortaya attıkları tehditler işlemedi. Kullanmadığı bir tehdit var, önümüzdeki günlerde bir de onu kullansın, işçilere, 'sizi buradan alırım, Silivri'ye Ergenekon mahkemesine taşırım' desin. Tek başvurulmamış tehdit budur. Önümüzdeki dönemde, belki TEKEL işçilerini Ergenekon, Silivri korkutur'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' dedi.



Baykal, partisinin grup toplantısında eski milletvekili Hatip Dicle'nin terör örgütü PKK üyelerinin Habur'da teslim olmalarına ilişkin iddialarını değerlendirdi.



Dicle'nin iddialarını mahkemedeki ifadesinde ortaya koyduğunu söyleyen Baykal, kürsüden bu ifade metnindeki bazı bölümleri okudu. Dicle'nin ifadesinde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın teslim olan terör örgütü üyelerinin tutuklanmamalarına ilişkin olarak ''Hakim ve savcılar ayarlandı. Geldikleri gibi geçecekler'' sözlerini kullandığının yer aldığını belirten Baykal, ''Bu tanıklık ortaya koyuyor ki bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' diye konuştu.



Habur'da teslim olanların bir tereddüt, kaygı içinde olmadıklarının, aksine sevinç içinde bulunduklarının görüldüğünü anlatan Baykal, şöyle devam etti:



''Başbakan bugün cevap veriyormuş, 'Silivri'de de mahkeme var'. Evet, mahkeme kuruldu orada. 'Öcalan İmralı'da yargılandı'. Evet İmralı'da yargılandı. Burada ne oldu? Tahliye edildi bitti. Yargılama nerede? Tahliyeye gittiler, tahliyeye... Yargılamaya değil. Tahliyeye hakim, savcı gönderdin sen, yargılamaya değil. Çok açık, çok net. Şimdi anlıyoruz ki o gelişten önce İçişleri Bakanı kendi Bakanlığında değil, gizlice Atatürk Orman Çiftliği'nde Tarım Bakanlığı'na ait bir çalışma yerinde gizlici buluştu. Kiminle buluştu? DTP'nin Genel Başkanıyla. Gizli bir buluşma. İçişleri Bakanı, Tarım Bakanlığına ait bir gizli yerde buluşuyor. Bu sonradan ortaya çıkıyor. 'Ne yaptınız, neyin pazarlığını yaptınız?' diye o zaman soruldu. İnandırıcı bir cevap veremediler. O zaman da kem küm... Olayı geçiştirmeye çalıştılar. Şimdi anlıyoruz onlar konuşulmuş. Buraya gelenler bu güvenle geldiler.''



''ERGENEKON''



İçişleri Bakanı Atalay'ın olayın taraflarının sözlerine değil de bir sanığın ifadesine inanılmasını eleştirdiğini kaydeden Baykal, ''Hatip Dicle böyle söylüyor, ona inanılmaz demeye getiriyorlar. Bunu söyleyenlere hatırlatmak isteriz ki sizin Ergenekon davanızın temelindeki Danıştay cinayetiyle ilgili davanın bütün dayanaklarını ortaya koyan kişi meşhur Osman Yıldırım bütün Ergenekon ve Danıştay davasının ana dayanak noktasıdır'' dedi. Baykal, bu kişinin hakkında geçmişte çeşitli mahkemelerce verilen cezaları okudu.



Baykal, günün birinde belki bir savcı ya da hakimin de ''Ne acı günler yaşadık. Bize ne baskılar yaptılar. Bizi Habur'a sürdüler. Oralarda ne kararlar aldılar. Vicdanım bunu kabul etmiyor'' diyerek anılarını yazabileceğini ifade ederek, ''Bu işler böyle. Gerçekler ebediyen saklı tutulamaz. Bir yerden çıkar. Bu işin doğrusu; evet maalesef bu iş olmuştur. 'Ben öyle demedim...' Vallahi dedin mi demedin mi bilmiyorum ama yaptığın ortada. Ayarlanmadan bu iş olmaz. Ayarlanmadan o mahkemeler oraya gitmez. Ayarlandı. Ayarlandığı da işin içindeki birisi tarafından ifade edildi. Şimdi biz bunu tekrar milletin önüne koyacağız ve İçişleri Bakanı'nı hesap vermeye çağıracağız'' diye konuştu.



''ORADA O BABAYİĞİT YOK''



Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'nin konuya ilişkin vereceği gensoru için ''bir şey olmayacağını biliyorlar yine de veriyorlar'' ifadesini kullandığını söyleyerek, şöyle devam etti:

''Orada oy verecek olanlar senin emir kulunsa, senin kapı kulunsa, senin talimatınla oy vereceklerse o bizim ayıbımız değil. Biz, tarihe karşı görevimizi yapıyoruz. Yarın çıkarlar derler ki 'Türkiye'de bu kadar maskaralık yapılırken, hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefe olarak ne yaptınız?' Sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki göster, boyun eğme. Biz, yapabileceğimizi yapıyoruz. 'Burada yanlışlık var, haksızlık var' diyoruz. Ve bunun böyle olduğu da çok açıktır. Hiçbir vicdani tereddütümüz yoktur, çok net biliyoruz ki bu ayarlanarak yapılmıştır. Şimdi yalan söyleyerek, korkarak, gerçekleri saklayarak bu işi örtbas etmeye çalışanlar olabilir ama bu onların ayıbını daha da artırır. Çıkıp yüreklice 'ne yapalım memleketin menfaati bunu gerektiriyordu, yaptık' diyebiliyorlar mı? Diyemiyorlar. Bir defa memleketin menfaatine değil. Ayrıca yaptık diyecek babayiğit... Orada o babayiğit yok.''



Bu ''ayarlamanın'' kapsamının ve içinde kimlerin olduğunun sorgulanması gerektiğini de savunan Baykal, böyle bir iddianın başka nelerin ayarlanmış olduğu sorusunu akla getirdiğini söyledi.

İktidarın önce yandaş bürokrasi, ardından da yandaş medya yarattığını öne süren Baykal, gelinen noktada ise yandaş yargı oluşturma çabası içinde olduğunu iddia etti. Esas projenin yandaş yargının bütün ülkeye yerleştirilmesi olduğunu öne süren Baykal, ''Bu tablo artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Gerektiği zaman Habur'da diyecek ki 'tahliye et kardeşim teröristi.' Sonra Ergenekon'da diyecek ki 'vatanseveri de mahkum et.' Orada tahliye, burada da mahkum et. Bunu diyecektir. Bu önümüzdeki manzaradır. Buna karşı hep beraber gerekli mücadeleyi veriyoruz'' diye konuştu.
Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

Thursday, December 31, 2009

İfade verdiler

Türk, dün sabah Tuğluk’u evinden alarak, parti yönetimine Haber vermeden Ankara Adliyesi’ne gitti. Eski DTP’lilere partinin avukatı Nuri Özmen eşlik etti. BDP milletvekilleri Nuri Yaman ve Bengi Yıldız ise olayı televizyonlardan öğrenerek adliyeye geldi. Türk ve Tuğluk, haklarında “terör örgütü propagandası yapmak” ve Abdullah Öcalan’a “sayın” dedikleri için açılan davalar hakkında ifade verdi. İki eski milletvekili de suçlamaları kabul etmedi. Türk, şunları söyledi: “40 yıla yakın süredir Siyaset yapıyorum. Bütün amacım barışçıl bir süreç için çaba göstermektir. Tüm Türkiye’nin tartıştığı bir konu ile ilgili ben de bir siyasetçi olarak görüşlerimi belirttim. Konuşunca propaganda yaptığım iddia ediliyor. ‘Sayın’ kelimesini kullandığım için suç işlediğim söyleniyor. Bu doğru değil. Genel olarak nazik bir üslup kullanırım, kaldı ki sayın kelimesi tek başına suç olarak değerlendirilemez. Silahların susması için çalışmak suç değil memnuniyetle karşılanması gereken bir durumdur.”Dört ayrı dava için ifade veren Tuğluk ise özetle şunları kaydetti: “Söylenen tarihte DTP eşbaşkanıydım. İddia edilen üç konuşmayı da ben yaptım. Bütün amacım bir siyasetçi olarak ülkede akan kanın durması için çalışmaktan ibarettir. Ne PKK’nın ne Öcalan’ın benim propagandama ihtiyacı yok.” Türk adliye çıkışında yaptığı açıklamada, Anayasa Mahkemesi’nin kararını AİHM’ye götüreceklerini, diğer milletvekillerinin ise ifade vermeye gitmeyeceğini açıkladı.
İfade verdiler

Thursday, December 24, 2009

Belediye başkanları gözaltında


BELEDİYE BAŞKANLARINA GÖZALTI / WEB TV

Operasyonlarda 10’u görev başındaki belediye başkanı olmak üzere kapatılan DTP'li 33 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak ve Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay da bulunuyor.Daha önce düzenlenen 3 operasyonda gözaltına alınanlardan 72 kişinin tutuklandığı KCK/TM yeniden yapılanmaya yönelik hareket edince bu sabah dördüncü operasyon gerçekleştirildi. Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP’li milletvekillerinin bir üsre önce görüştükleri İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a, KCK/TM'nin baskısından şikayet etmeleri ve bu baskı nedeniyle özgür Siyaset yapamadıklarını söylmemelerinin etkili olduğu ileri sürüldü.Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü operasyonda düğmeye basılmadan önce Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, geniş kapsamlı bir araştırma başlatıp, izleme ve teknik takip yaptı. Teknik takipte bazı belediye başkanlarının KCK’dan emir aldıkları ve bu emirler doğrultusunda hareket ettikleri belirlendi. Geniş kapsamlı araştırma ve teknik takip sonunda Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri bu sabaha karşı düğmeye bastı. Diyarbakır başta olmak üzere İstanbul, Ankara, Siirt, Van, Şırnak, Batman, Şanlıurfa, Mardin'de eş zamanlı operasyon başlatıldı. Operasyonlarda, her il bazında yerel örgütlenmeler hedef alınarak, toplam 33 kişi, ‘örgüt yönetmek ve örgütü üye olmak’ gerekçesiyle gözaltına alındı. Operasyonda belediye başkanları dışında özellikle Van, Şırnak ve Batman’ın şehir yapılanmasının yönetici kadroları hedef alındı. GÖZALTINDA ALINAN GÖREVDEKİ BAŞKANLARDiyarbakır merkezli KCK/TM operasyonunda gözaltına alınan ve örgütün yöneticisi konumunda oldukları belirtilen 33 kişiden, halen görevde olan 10 belediye başkanı şunlar:DTP'nin kapatılmasıyla 5 yıl siyaset yasağı konulduğu için bağımsız olan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak. Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay. Mardin'in Kızıltepe Belediye Başkanı Ferhan Türk. Şırnak’ın Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak. DTP’nin kapatılması üzerine dün düzenlenen törende Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) rozetini takan Diyarbakır'ın Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran, Çınar Belediye Başkanı Ahmet Cengiz, Şınlıurfa’nın Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, Suruç Belediye Başkanı Ethem Şahin.DİĞER GÖZALTILARGözaltına alınan 10 belediye başkanı dışında diğer 23 kişi arasında yine önemli isimler yer aldı. Bunlardan bazıları şunlar:Kapatılan DTP öncülüğünde bu partili milletvekilleri, belediye başkanları ve bazı sivil toplum örgütü temsilcince oluşturulan Demokratik Toplum Kongresi Sözcüsü kapatılan DEP’in eski milletvekili Hati Dicle. Kapatılan DTP’nin Diyarbakır eski İl Başkanı Fırat Anlı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ali Şimşek. Avukat Servet Özen. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Genel Müdürü Yaşar Sarı. Tunceli eski Belediye Başkanı Songül Erol Abdil. Batman eski Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan. Silvan eski Belediye Başkanı Fikret Kaya. Viranşehir eski Belediye Başkanı Emrullah Cin. Ergani eski Belediye Başkanı Nadir Bingöl. Lice eski Belediye Başkanı Abdullah Akengin.Bazı illerde operasyonların devam ettiği ve gözaltına alınanların sayısının artabileceği belirtildi. Gözaltına alınan kişilerin Diyarbakır’a getirilip Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgularına başlandı.SADAK: MUTLAKA BARIŞA ULAŞACAĞIZDTP’nin kapatılmasının ardından 5 yıl siyasi yasaklı olan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak, Yenimahalle Gazeteci Ali Çelik Caddesi üzerindeki evine polis sabaha karşı saat 05.00 sıralarında girdi. Evde yapılan aramanın ardından Sadak, gözaltına alınıp, polis otosuna götürülürken gazetecilere, “Ben halkımı çok seviyorum. Mutlaka barışa ulaşacağız” dedi. Sadak, Siirt Devlet Hastanesi’nde Sağlık kontrolünden geçirildikten sonra Diyarbakır’a gönderildi.Sadak’ın gözaltına alınmasının ardan BDP’liler belediye binası önünde toplanmaya başladı. Bu sırada polis belediye önünde yoğun Güvenlik önlemleri alırken, toplananlar beklemeye başladı.ATALAY AĞLADIBatman Belediye Başkanı Necdet Atalay, saat 11.00 sıralarında belediyedeki makam odasına gelen polisler tarafından gözaltına alındı. Atalay, gözaltına alınmadan önce vekaletini yardımcısı Serhat Temel’e verdi. Atalay, daha sonra makamında bulunan eşi Devrim Atalay, çocukları 6 yaşındaki Siyabend, 5 yaşındaki Öykü Zin ile vedalaştı. Vedalaşma sırasında eşi ve çocukları gözyaşı dökerken, Necdet Atalay da gözyaşlarına hakim olamadı. Çocuklarını teselli edemeyen Atalay, “Hem açılımdan söz ediyorlar, hem de gözaltına alıyorlar. Bu nasıl açılım? Bu çocuklar bir gün hesap soracak” dedi.Gözaltına alınan Necdet Atalay’ı polisin götürmesi sırasında belediye çalışanları alkışlarda protestoda bulundu. Polis, daha sonra Atalay’ın evinde de arama yaptı.İHD ŞUBESİNDE ARAMAİnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Muharem Erbey’in gözaltına alınmasının ardından derneğin şubesinde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Yakup Yar gözeteminde arama yapıldı. Aramaya başkan Muharrem Erbey de katılırken polis, bilgiyasayar kayıtları başta olmak üzere bir çok evrak ve dokümana el koydu.Terör örgütü PKK’nın gizli sivil yapılanmasını oluşturan KCK/TM'ye yönelik operasyonlar nedeniyle Diyarbakır’da başta stratejik noktalarla emniyet birimleri olmak üzere kamu kurum ve lojmanlar çevresi olmak üzere kent genelinde yoğun güvenlik önlemi alındı.
ÜÇ OPERASYONDA 72 KİŞİ TUTUKLANDI
Kürdüstan Topluluklar Birliği’nin Türkiye Meclisi’ne (KCK/TM) adlı örgüte yönelik daha önce 3 ayrı operasyon düzenlendi.İlk operasyon 14 Nisan 2009 tarihinde yapılırken kapatılan DTP’nin o dönem Genel Başkan Yardımcıları olan Kamuran Yüksel, Bayram Altun’un, kapatılan DEHAP’ın eski Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu’nun da aralarında bulunduğu 51 kişi tutuklandı. İkinci dalga operasyonu ise 17 Haziran’da yapıldı. Bu operasyonda ise 11 kişi tutuklandı. Üçüncü dalga operasyonu ise 11 Eylül tarihinde yapıldı ve 10 kişi tutuklandı.

Belediye başkanları gözaltında

Saturday, December 19, 2009

BDP ile devam

ANAYASA Mahkemesi’nin kararıyla kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk, 19 milletvekilinin “Sine-i Millet”e dönme kararından vazgeçme gerekçelerini, “Sayın Abdullah Öcalan Meclis’i adres gösterdi. Tabanımız da bunu istiyor” sözleriyle açıkladı. Kapatma kararının ardından sine-i millete dönme kararı alan DTP’liler, İmralı’dan gelen işaretle bundan vazgeçti. DTP yönetimi, dün Meclis’te kalarak yola, Barış ve Demokrasi Partisi’yle devam etme kararı aldı. BDP Genel Başkanı partiye davet ettiBDP ve kapatılan DTP’nin Parti Meclisi üyeleri dün Türk’ün de katılımıyla bir toplantı yaptı. Toplantı arasında BDP Genel Başkanı Demir Çelik, “DTP’nin milletvekillerini, siyasal hayatlarını ve siyasal mücadelelerini BDP’de sürdürmeye davet ediyoruz” çağrısı yaptı. Çelik, BDP’nin ocak sonunda veya şubat başında olağanüstü kongre kararı aldığını da açıkladı. Rahatsızlığı nedeniyle Türk, hastaneye gitti ve bir süre toplantıya katılmadı. Demir’in açıklamasından yaklaşık 1.5 saat sonra Türk, basının karşısına çıktı. Türk, yola BDP çatısı altında devam edeceklerini bildirerek, şu mesajları verdi:Sayın Öcalan ve halkımızın isteğiBizi şiddet yanlısı gösteren anlayışın herkes tarafından mahkûm edilmesi gerekir. Partimiz 6 kez kapatılmasına rağmen demokratik mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu şiddeti değil, barışı savunduğumuzun açık bir göstergesidir. Halkımız, parlamentoda mücadelemizi sürdürmemizi istedi. Bunu çok yüksek sesle ifade ettiler. Bütün sivil toplum örgütlerimiz bu mücadelede devam kararı aldılar, düşüncelerini bize ilettiler, adeta rica ettiler, ‘Bu zemini terk etmeyin’ dediler. Yine Türkiye’deki demokratik güçler, aydınlar, yazarlar, akademik çevreler bu süreçte parlamentoda bulunmanın önemini ortaya koydular. Çarşamba günü İmralı’da Sayın Öcalan ile avukatları bir görüşme yaptılar. Bu görüşme sonucunda, Sayın Öcalan da parlamento zemininin terk edilmesinin doğru olmadığını ve bu mücadelenin devam edilmesi gerektiği şeklinde. Bu bize iletildi.Bir canı kaybetmek bir partiden önemli Tüm gelişmeleri değerlendirerek, istifanın doğru olmadığı inancına vardık. Bir canı bile kaybetmemiz, bir partinin kapatılmasından daha önemlidir. Onun için diyoruz ki; ey siyasetçiler, siyasi partiler gelin canlara sahip çıkalım, gelin canları kaybetmeyelim.
BDP ile devam

Wednesday, December 16, 2009

‘DTP nin kapatılması süreci olumsuz etkiler

WASHINGTON - Anayasa Mahkemesi'nin DTP'nin kapatılması kararının ardından, konu Türkiye'nin yanı sıra AB ve ABD'nin de gündemine de taşınmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly, karar ardından, konunun Türkiye'nin iç meselesi olduğunu, ancak "Türkiye'nin demokratik sisteminin, tüm vatandaşları için siyasi özgürlükleri geliştirmeye devam etmesi ve bu özgürlükleri sınırlandıran ya da kısıtlayan tedbirlerin, aşırı ihtiyatla yürütülmesi gerektiğini" belirtmişti.
ABD'nin düşünce kuruluşlarında Türkiye üzerine çalışan uzmanlar ise, Kelly'nin sözlerine katılmakla birlikte, yeni bir partinin kurulması ihtimali ve "demokratik açılım"ın devamı yönünde farklı görüşler dile getirdi.
Transatlantik Akademisi Uzmanı Joshua Walker, bir çok Amerikalı ve Avrupalı'nın DTP'nin kapatılmasından kaygı duyduğunu söyledi. Türkiye'deki "tüm Kürt partilerin kapatıldığını" ileri süren Walker, "Talihsiz bir şey ama böyle olacağı tahmin ediliyordu, hepimiz bekliyorduk" dedi.
Walker, “DTP'nin kapatılmasının zamanlaması çok kötü. Bundan daha kötü bir zamanda olamazdı. Hükümetin demokratik açılımına zarar verdi, açılımın üzerine doğrudan bir etkisi olacağını sanıyorum" diye konuştu.
Walker, "DTP ile hükümetin Kürt sorunuyla ilgili karşısında muhatap alabildiği bir siyasi parti bulunduğunu, ancak partinin kapatılmasıyla böyle bir imkanın ortadan kalktığını" savunarak, "DTP, hükümete çok fazla yardım etmiyor olsa da en azından konuşacak birileri vardı. Şimdi kimle konuşabilecekler?" ifadesini kullandı.
Walker sözlerini, “AK Parti Kürtleri kendisinin temsil ettiğini söyleyerek başarılı bir Siyaset yürüttü. Son seçimlerde o bölgeden iyi oy aldılar, milli bir parti olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Ama bu yeterli değil, DTP tarzı bir partiye her zaman ihtiyaç vardır. Yeni bir Kürt partisinin yaratılacağına eminim” diyerek sürdürdü.
“Demokratik açılım” sürecinin devam edeceğine inandığını açıklayan Walker bu konuda, “Hükümet ne olursa olsun sürece devam edecek, 7 askerin Şehit edilmesi bile bunu durdurmadı. İnşallah olmaz ama büyük bir saldırı olsa bile ben bu sürecin duracağını zannetmiyorum. Hükümet ve Başbakan konuyu şahsi bir durum haline getirdi. Başbakan'ın böyle meseleleri şahsi olarak aldığı her durumda inatçı davrandığını görüyoruz. Başka siyasetçi bu tür durumda süreci bırakabilirdi. Açılımı durduracak bir senaryo bile düşünemiyorum” dedi.
Washington Enstitüsü Türkiye Uzmanı Soner Çağaptay ise, Türkiye'nin toplumsal barışının devamı için DTP'den sonra kurulacak partinin "Şiddeti, DTP'den daha fazla reddetmesi ve toplumsal meseleleri çözümde siyaseti temel alan bir parti olması gerektiğini" söyledi.
Çağaptay, "DTP'nin, toplumsal sorunların çözümü için siyaseti isteyen ile siyaset ve şiddetin bir arada olabileceğini düşünen iki ayrı kutuptan oluştuğunu" ifade ederek, "Yeni kurulacak partide hangi kutup baskın olacak, bu önemli. Toplumsal meselelerin çözümünde siyaseti isteyen kutup baskın çıkarsa hayırlı olmuş olur. Ama diğeri baskın çıkarsa o zaman Türkiye'de bu yaşadığımız gerginlik süreci artarak büyüyecek" dedi.
‘DTP’nin kapatılması süreci olumsuz etkiler’

DTP, PKK ile ilişkisini koparsaydı...

STRASBURG - Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Ria Oomen Ruijten'den hem kapatma kararına hem de DTP'ye eleştiri geldi. Ruijten NTV'ye verdiği özel röportajda, "PKK ile ilişkisini koparsa ve onları şiddetten vazgeçmeye ikna etseydi, DTP'yi Sakharov İnsan Hakları Ödülü'ne aday gösterecektim" dedi.
Ruijten, kapatma kararının da Türkiye için bir geri adım olduğunu, bunu raporuna yansıtacağını vurguladı.
DTP'nin kapatılmasına ilk tepkiniz ne oldu? Kararı derin bir üzüntüyle karşılıyorum. Avrupa Parlamentosu olarak siyasi partilerin kapatılması konusunda daha önce birçok kez Venedik Komisyonu ilkelerini adres gösterdik. Bugün yaşananları, Türkiye için çok umut verici olarak gördüğümüz demokratik açılımda, mutlak bir geri adım olarak değerlendiriyorum.
DTP kararının hazırlamakta olduğunuz Türkiye raporuna yansıması nasıl olacak? Yaşananları dikkate alarak gerekli değişiklikleri yapacağım elbette. Raporumu, hazırlayacağım bir önergeyle değiştireceğim. Raporumda demokratik açılımı memnuniyet verici bulduğumu ifade etmiş, DTP'nin de kapatılmaması ümidini dile getirmiştim. Şunu söylememe müsaade edin: "Bir ülke için, Türkiye için, Türk vatandaşları için halkların demokratik ve üniter bir devlette kendilerini rahat hissetmeleri çok önemlidir. Zira sadece bu durum onları bir araya getirebilir."
Şimdi Türk hükümetinden beklentiniz nedir? Sanıyorum ilk yapılması gereken olup biteni inceleyip Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa sözleşmeleri temelinde Türk yasal mevzuatını Avrupa yasal mevzuatıyla uyumlu hale getirmek olacaktır.
Karar bir bütün olarak AB-Türkiye ilişkilerine nasıl yansıyabilir? Daha önce de söyledim. Bu karar Türkiye için bir geri adımdır. Eğer Türkiye istikrarlı bir refah toplumu olmak istiyorsa bu türden mahkeme kararlarının pek yardımcı olacağını söyleyemem.
Anayasa Mahkemesi DTP ile PKK arasında bağ olduğunu söylüyor...Açık konuşalım; başvurduğu şiddet nedeniyle PKK'yı her zaman kınadım. PKK, AB tarafından yasaklanmış bir örgüttür. PKK'yı kınıyorum. PKK ile olan bağlarını kesmeleri konusunda DTP üyeleriyle daima tartışmışımdır. Bugün gelinen durumun, herkesi yeni bir geleceğe taşımasını ve bunda da Türkiye'deki demokratik açılımın önemli rol oynamasını tüm samimiyetimle ümit ediyorum.
DTP, PKK ile ilişkisini koparsaydı...

AB: DTP, PKK ile arasına mesafe koymadı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP'nin "terör eylemlerini kınamayı ve PKK ile arasına açık mesafe koymayı ısrarla reddetmeyi sürdürmesinden üzüntü duyduğunu" bildirdi.

AB Komisyonu'nun günlük olağan basın toplantısında DTP'nin kapatılmasıyla ilgili bir soruyu cevaplandıran AB Komisyonunun Genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Amadeu Altafaj Tardio, "öncelikle geçen hafta PKK'nın kanlı saldırısıyla başlayan, demokratik açılımı tehlikeye sokan son gelişmelerden ciddi endişe duyduklarını" belirtti.

Terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine ve Türk halkına başsağlığı dileklerini ileten sözcü, AB Komisyonu'nun terörü en sert şekilde kınadığını hatırlattı.

"Türkiye'nin güneydoğusu barış, demokrasi ve istikrarla birlikte ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmaya ihtiyaç duyuyor" diyen Tardio, "tüm Türk vatandaşlarının Yaşam ve demokrasi standartlarını yükseltmeyi hedefleyen demokratik açılımın on yıllardır süren şiddetin ardından Türk demokratik kurumları çerçevesinde Kürt sorununun diyalogla çözülmesi umudunu artırdığını" kaydetti.

İLGİLİ HABER

AP: Karar demokratikleşmenin önünde engel

Demokratik açılımın başarısı için tüm siyasi partilerin ve bütün toplum kesimlerinin katılımı gerektiğini vurgulayan sözcü Altafaj Tardio, DTP'nin kapatılmasıyla ilgili şunları kaydetti:

"AB Komisyonu, DTP'nin terör eylemlerini kınamayı ve PKK ile arasına açık mesafe koymayı reddetmeyi sürdürmesinden üzüntü duymuştur. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin kararı oy kullanan önemli sayıda bir toplum kesimini, demokratik açılımın başarıyla sonuçlanması için gerekli koşul olan siyasi temsilden mahrum bırakabilir. AB Komisyonu, Avrupa insan hakları Sözleşmesi'nin ilgili maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu tavsiyeleri uyarınca durumu yakından izlemeye devam edecektir. AB Komisyonu, Türkiye'de siyasi partilerle ilgili yasal düzenlemelerin Avrupa standartlarına yükseltilmesi ihtiyacını hatırlatır."


AB: DTP, PKK ile arasına mesafe koymadı

Monday, December 14, 2009

Dolapdere savaşı


İSTANBUL'DA SİLAHLAR ÇEKİLDİ - FOTO GALERİ
BEYOĞLU'NDAKİ OLAYLAR / WEB TV
MERSİN DE KARIŞTI
Bölücü örgüt lideri lehine kürtçe slogan atan topluluk adına DTP İstanbul İl Eşbaşkanı Mustafa Avcı konuşma yaptı. Açıklamanın ardından yüzleri maskeli 200 kişi, önce sokaktaki çöp konteynerlarını devirdi. Daha sonra Dolapdere yönüne ilerleyerek ellerindeki taş ve molotofkokteyllerini evlere, işyerlerine ve araçlara attılar. Dilbaz Sokak’ta penceresinde Türk bayrağı olan Kemalpaşalılar Kahvehanesi’nin camlarını indiren topluluk, sokaktaki park halindeki 8 otomobile büyük hasar verdi. Çevreye ve mallarına zarar verildiğini gören sokak sakinleri tabancalarına davrandı. Bazıları ellerine geçirdikleri balta, beyzbol sopası, döner bıçakları ile “Ya Allah”, “Hepimiz Mehmediz, PKK´ya Yeteriz” diye bağırarak göstericileri kovaladı. Tazyikli su kullanarak protestoculara müdahale eden polis, semt pazarı kurulduğu için biber gazı kullanmadı. Vatandaşı sakinleştiren polis, göstericilerin gözden kaybolmasından sonra da çevrede Güvenlik önlemini sürdürdü.AFP’nin gözüyleFRANSIZ Haber ajansı AFP “Bir Türk milliyetçisi, Kürt eylemcilerle çatışmalar sırasında tabancasını ateşliyor” resimaltı bilgisiyle olayları dünyaya duyurdu.
Dolapdere savaşı

Saturday, December 12, 2009

Hainler saklanamadı


İŞTE HAİN SALDIRININ GERÇEKLEŞTİĞİ O YER / WEB TV

ŞEHİT OLMADAN ÖNCEKİ SON 1 SAAT / WEB TV

HAİN SALDIRININ OLDUĞU YERİN FOTOĞRAFLARI

ŞEHİTLERİMİZİN FOTOĞRAFLARI
SALDIRIYI PKK ÜSTLENDİ / WEB TV
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç başta olmak üzere devletin zirvesinin yanı sıra bazı AK Partililer ile DTP’lilerin, “Provokasyon” şüphelerini dile getirdikleri 7 askerin Şehit olduğu Tokat’taki terör saldırısının faili, dünkü açıklama ile ortaya çıktı. PKK’nın silahlı kanadı ‘HPG’, dün saat 15.00’te kendi internet sitesi üzerinden, “Tokat eylemi bir birimimizin kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiği misilleme eylemidir” açıklaması yaparak eylemi üstlendi.AçıklamalarGeçen pazartesi günü meydana gelen saldırıya ilişkin olarak Gül, dün Arnavutluk’a giderken, “Saldırının zamanlanması, yeri, şekli bütün bunlar düşünüldüğünde tabii ki çok düşünmemiz gerekiyor” dedi. Olaydan sonra Erdoğan, “Bu hain pusunun yeri ve zamanlaması milletimizin nasıl bir tertip ve provokasyonla karşı karşıya olduğunun da açık bir ifadesidir”, Arınç ise “Bu hain provokasyonu, hain saldırıyı en kısa zamanda bütün bağlantılarıyla ortaya çıkaracağız. Türkiye’de daha çok ses getirecek, milliyetçi duyguları daha fazla körükleyecek, özellikle bu söylem içerisinde Siyaset yapan partilerin işini biraz daha kolaylaştıracak bir eylemi çok akıllıca planlamış olabilirler” demişti. DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, “Umarım, yeni bir Ergenekon devrede değildir. Yaşananlar, birilerinin, bir yerlerden düğmeye bastığını gösteriyor” gibi açıklamalar yapmışlardı.PKK üstlendiAncak HPG Anakarargâh Komutanlığı imzasıyla dün yapılan açıklama, olayın faillerini ortaya koydu. Açıklamada, “Anakarargâh Komutanlığımız tarafından herhangi bir talimat verilmediği” vurgulandı. Gül’ün değerlendirmelerinden 4 saat sonra gelen bu açıklamada, “Söz konusu olan şahadetler ve Önderimizse her birimimiz kendi inisiyatifini kullanma hakkına sahiptir” denilerek, eylem sahiplenildi.Meclis’te tartışmaKabine üyelerinin Tokat’taki eylemle ilgili provokasyon değerlendirmesi dün Meclis’te “PKK’yı aklama” tartışmasına neden oldu. CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, “PKK aklanıyor başka bir şey değil. Her iki bakan şimdi de çıkıp ‘Askerler intihar etmişlerdir’ diyecekler sanırım. Arınç’ın derhal özür dilemesi ve mertçe istifa etmesi gerekir” diye konuştu.MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da, “Laflarını Arınç’a aynen iade ediyorum. O sözlerinizin altında kalacaksınız. 6 aydır PKK’nın eylemsizlik içinde bulunduğunu söyleyen sizsiniz. 6 aydır PKK’nın 70’e yakın eyleminde o kadar şehidimiz olmuştur. Bir Başbakan Vekili’nin PKK’yı aklamasından büyük bir elem duydum” dedi.Arınç’ın cevabıEleştirileri yanıtlayan Arınç ise şunları söyledi:“PKK’yı aklamak sözü bize yapılabilecek, hem şahsıma hem de hükümete en büyük hakarettir. Bu hakareti hiçbir biçimde kabul etmiyorum ve söyleyenlere iade ediyorum. PKK bir terör örgütüdür. Alçakça, haince eylemler yapmıştır. Ancak Tokat’ta işlenen olayla ilgili olarak söylediğim şu: ‘Tokat’ta bugüne kadar PKK eylemine son 10 yıldır rastlanmamıştır. Eylemler daha çok TİKKO, TKPML, DHKPC ile bağlantılıdır. Bu örgütler birilerine eylem yaptırmış olabilirler. Hatta taşeron kullanmış olabilirler. Bunların faillerini yakalayacağız ve hesabını soracağız’ demişim.”Saldırı ile ilgili soruşturma sürerken, PKK’nın, Koçgiri Eyaleti olarak adlandırdığı Tunceli, Sivas ve Tokat bölgesinde 4 yıldır kesintisiz yaptığı telsiz görüşmelerini bir hafta önce kestiği ortaya çıktı. Saldırının PKK’nın sol örgütler ile işbirliği yapıp ‘Karadeniz açılımı’nda görevli ‘Mahir’ kod adlı Celal Başkale’ye bağlı ve başında Şehmuz adlı teröristin bulunduğu 6 kişilik grubun yaptığı saptandı.
Hainler saklanamadı

Thursday, December 10, 2009

2. gün delil incelemesi yapıldı

ANAYASA Mahkemesi, DTP hakkındaki kapatma davasını görüşmeye dün de devam etti. Heyetin ikinci gün görüşmeleri yaklaşık 10 saat sürdü.Yargıtay Başsavcılığı'nın 2007 yılında açtığı DTP'nin kapatılması istemli davanın karar oturumlarının ikinci gününde delil incelemesi yapıldı. Yüksek Mahkeme üyeleri, dosyadaki delilleri incelerken, söz veya eylemin Siyasi Partiler Yasası'ndaki kriterlere uygunluğunu da denetledi. Bu çerçevede, örneğin parti adına yapılan açıklamaların parti yönetimince açıkça benimsenip benimsenmediği kriter olarak alındı. Anayasa Mahkemesi DTP hakkındaki delillerin bazılarının CD ve Video görüntüsü olması nedeniyle müzakere salonuna CD okuyucu ve ekran yerleştirdi. Ersan ATAR

2. gün delil incelemesi yapıldı

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP Grup Başkanvekili Gültan Kışanak'ın ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Cenaze törenlerinden sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı körükleyici iddiaların getirilmesi, çok büyük talihsizliktir'' diye tepki gösterdi.

CHP, Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine, tarımın sorunlarına ilişkin araştırma önergelerinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak TBMM Genel Kuruluna getirdi.



Grup önerisi aleyhinde söz alan DTP Grup Başkanvekili Kışanak, son günlerde partisine yönelik ''bilinçli, organize bir linç kampanyası'' olduğunu savundu.



Kışanak, DTP Genel Merkezinde, dün, eş başkanların oturduğu iki odanın hedef alınarak, camlarının kırıldığını, Ankara İl ve Keçiören ilçe binalarının molotofkokteyli saldırıya uğradığını söyledi.

Bunun arkasındaki zihniyetin; İzmir'de DTP konvoyuna yönelik linç girişiminden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çicek'in konuşmaları olduğunu iddia eden Kışanak, Erdoğan'ın, saldırıyı tek cümleyle bile kınamadığını söyledi. Kışanak, Erdoğan'ın, ''yalan yanlış bilgilerle DTP'yi hedef göstermeye devam ettiğini'' ileri sürdü.



Kışanak'ın, ''Tabii bunun arkasından ülkede meczup, sarhoş, kendini bilmez, ırkçı da bulunur... Sen icazeti verdikten sonra, gereğini yerine getirecek insan çok bulunur. Ben bu kişilere bir şey söylemiyorum, onları teşvik eden, partimizin üstüne gönderen, saldırıları meşru göstermeye çalışan zihniyeti şiddetle kınıyorum. Hani bu ülkenin her karışı, ili, Kürdü ile Türkü ile hepimizindi. Siz, özellikle batıdaki illerdeki saldırılarla ne mesaj vermek istiyorsunuz? Kürtlere 'memleketine dön' mü demek istiyorsunuz, bu ülkenin topraklarını bölmek mi istiyorsunuz?'' sözleri, Genel Kurul salonunda gerginlik yarattı.



AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, ayağa kalkarak, ''Hanımefendi ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ne hakla söylersiniz? Ayıptır. Dalga mı geçiyorsunuz?'' diye tepki gösterdi. Kendisine ''Kes sesini, niye ırkçılık yapıyorsunuz?'' diyen Kışanak'a Daniş, ''Irkçılığı sen yapıyorsun?'' diye karşılık verdi. Daniş, daha sonra AK Parti'li milletvekillerince salondan çıkarıldı.



Kışanak'ın, ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir. Anayasa Mahkemesi, hikayedir'' sözleri de AK Parti sıralarında tepkilere yol açtı, bazı milletvekilleri ''Yazıklar olsun'' diye tepki gösterdi.

Hükümetin bu kararı verdiğini ve Anayasa Mahkemesinde meşruiyete kavuşturmaya çalıştığını iddia eden Kışanak, ''AKP'nin kapatılma davası sürecinde Cemil Çiçek, 'Ne yapmak istiyorsunuz, bizi kapatarak, o bölgeyi birilerinin tekeline bırakmak mı istiyorsunuz' diyor. Ama şimdi 'DTP'yi kapatın, Kürtleri bizim tekelimize bırakın' diyorlar. Yağma yok AKP. DTP'yi kapattırarak, bölgenin oylarını çantada keklik zannetmeyin'' dedi.



''VEBALİ SİZİN BOYNUNUZDADIR''



Kışanak, ''Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesinin zemini, koşulları ve muhataplarının olduğunu ifade ederek, ''Ama siz bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, hala çözümsüzlük ve çatışma siyasetinde ısrar ediyorsanız, bunun vebali de sizin boynunuzda olur. Bu saatten sonra bu ülkede dökülecek her damla kanın, her canın sorumlusu AKP Hükümetidir'' diye konuştu.

AK Parti sıralarından ''Adam gibi konuş'' diye laf atılması üzerine Kışanak, sorumlulukları anlattığını söyledi.



''TALİHSİZLİKTİR''



Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kışanak'ın, ''DTP'ye yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine yanıt verdi. Günay, bu iddianın, başka bir kasıt yoksa, hukuk devleti işleyişini bilmemekten kaynaklandığını kaydetti.



Günay, Türkiye'de hukuk devleti kurallarının egemen kılınması, demokrasinin işlerlik kazanması, geçmiş yıllarda yaşanan acıların yeniden yaşanmaması isteniyorsa daha anlayışlı, dikkatli konuşmak zorunda olduklarını vurguladı.



Bakan Günay, ''Bir süreden beri barış, kardeşlik, dostluk çerçevesinde bir söylem sürdürmeye, bunun olumlu sonuçlarını almaya çalışırken, daha önceki yıllarda böyle söylemler dile getirildiğinde çeşitli tuzaklar kuranlar, yine tuzaklarını kurdular. 7 çocuğumuzun cenazesi kalkıyor. O acılı cenaze törenlerinden inanılmaz sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı, tartışmayı, anlayışsızlığı körükleyici bir takım iddiaların buraya getirilmesi, bugün için çok büyük talihsizliktir'' diye konuştu.



Barış isteniliyorsa, herkesin tahammüllü ve birbirine karşı anlayışlı olmasını öneren Günay, herkesin üslubuna dikkat etmesini istedi.



Günay'ın, ''Türkiye'nin yaşadığı sancıları geride bırakalım istiyoruz. Bunu istemeyen parlamentoda bir tek milletvekili var mı? Bence yoktur?'' sözlerine DTP'li Hasip Kaplan, ''Sizin Başbakan Yardımcınız istemiyor'' diye karşılık verdi.



Bakan Günay, sadece seçmenlere karşı konuşulursa hiçbir sorununun çözülemeyeceğini dile getirerek, ''Bu eleştirilerinizi size iade ediyorum'' diyerek, sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından CHP'nin grup önerisi reddedildi.

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

DTP Genel Merkezinden yapılan açıklamada, ''Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir'' denildi.



DTP'nin yazılı açıklamasında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Çiçek'in, DTP'nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesinde görüşülmeye başladığı bir sırada açıklamada bulunduğu belirtilerek, ''Çiçek, dava sürecine müdahil olan açıklama ve beyanlarda bulunmaktadır'' ifadesine yer verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:



''Çiçek, açıklamalarında, İspanya'da kapatılan Herri Batasuna örneğini göstererek ve 'DTP bu kararı iyi okumalıdır' diyerek yargıyı etkilemeye çalışıyor. Bu açıklamalarıyla açıktır ki Anayasa Mahkemesi üzerinde bir baskı oluşturmayı hedefliyor. Bu sözler, adeta 'DTP'yi kapatın' telkinidir. Yoksa yargı aşamasında bu tür sözler sarf etmenin başka bir izahı olamaz.



Her şeyden önce bir hükümet yetkilisinin, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir davayla ilgili hassas olması gerekirken, tam aksine bir yaklaşım sergiliyor olmasını manidar buluyoruz. Hatırlanacağı üzere Çiçek, partimizin İzmir konvoyuna yapılan saldırı sonrası da benzer sözler sarf ederek, DTP'nin kapatılması için psikolojik zemin oluşturma gayreti içerisine girmişti. Cemil Çiçek, dava aşamasında da aynı tavrını sürdürmeye devam ediyor.''



''AÇIKÇA MESAJ VERİYOR''



İktidar ve muhalefetin, DTP davası karşısında ittifak oluşturduğunun iddia edildiği açıklamada, DTP hakkında kapatma davası açıldığında Batasuna örneğini CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da referans gösterdiği ifade edildi.Açıklamada şöyle denildi:



''Baykal, dünkü grup konuşmasında 'Türkiye yasalarını işletemez, hukuka sahip çıkamaz bir noktaya doğru sürükleniyor' diyerek, Anayasa Mahkemesine açıkça DTP'yi kapatın mesajını veriyor. Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir.



Bizlere 'Batasuna kararını okuyun' diyen Cemil Çiçek'e önerimiz, demokratik çoğulcu İspanya Anayasası ile Türkiye'nin 12 Eylül Darbe anayasasını da karşılaştırmasıdır. Çiçek'e, aynı zamanda İspanya'da Bask ve Katalan Bölgesi'nde farklı kimlik ve kültürlere tanınan hak ve özgürlükler ile Türkiye'deki demokratik standartlar arasında da bir karşılaştırma yapmasını öneriyoruz.



Eğer gerçekten Türkiye, İspanya Anayasası gibi özgürlükçü, çoğulcu bir anayasaya sahip olsaydı, bugün Kürt sorunu diye bir sorun olur muydu? Çiçek'i bu soruya da yanıt vermeye çağırıyoruz. DTP olarak, üzerimizde oluşturulmaya çalışılan bu baskı ve tecrit politikalarına rağmen, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.''

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

Tatile gitmemiş olsaydı dönerdi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, ''Sayın Başbakan, ABD'de görüşmelerde bulunurken, bazı siyasi partilerimizin, özellikle 7 askerin Şehit edilmesinden sonra Sayın Başbakan'ın derhal geri gelmesi gerektiği ile ilgili beyanları kesinlikle doğru bir zemine oturmamaktadır. Sayın Başbakan eğer tatile gitmiş olsaydı, tatilini kesip derhal Türkiye'ye geri gelmesi için kimsenin kendisine çağrıda bulunmasına da gerek yoktu. Kendisi zaten bunu yapardı'' dedi.



AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, gündemdeki konulara ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.



Çelik, konuşmasına, Tokat'taki terörist saldırı sonucu 7 askerin şehit olması ve İstanbul'da molotofkokteyli atılması sonucu bir kişinin hayatını kaybetmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek başladı.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisi sırasında Türkiye'de yaşanan olaylara dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:



''Bu kadar başarılı, çok iyi organize edilmiş ve özellikle Türkiye'nin ABD kamuoyuna, dünyaya yönelik mesajlarını da içeren bu çok anlamlı, stratejik ve zamanlaması itibarıyla da son derece önemli olan bu çalışma ziyareti, belli kesimler tarafından gölgelenmek isteniyor. Özellikle bazı siyasi parti liderlerinin bu seyahatte alınan başarıları küçümsemesi, hatta bu çalışma ziyaretini başarısız olarak nitelendirmesini teessüfle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.



Bizim milli meselelerimiz, ulusal çıkarlarımız, devletimizin diğer devletlerle olan ilişkileri her türlü iç Politika mülahazasının üzerindedir. Başbakan kim olursa olsun, iktidarda hangi parti olursa olsun eğer o hükümet bir yabancı ülkeye çalışma ziyareti gerçekleştiriyorsa, bir iş birliği gerçekleştiriyorsa, bir temas söz konusuysa içeride, bütün siyasi partilerin ve bütün Türkiye'nin tek yürek olarak arkasında durması gerektiğinin özellikle altını çizmek istiyorum.



Sayın Başbakan, ABD'de görüşmelerde bulunurken ve 'model ortaklık' dediğimiz ABD'deki müzakereler devam ederken bazı siyasi partilerimizin, özellikle 7 askerin şehit edilmesinden sonra Sayın Başbakan'ın derhal geri gelmesi gerektiği ile ilgili beyanları da kesinlikle doğru bir zemine oturmamaktadır. Sayın Başbakan, eğer tatile gitmiş olsaydı tatilini kesip derhal Türkiye'ye geri gelmesi için kimsenin kendisine çağrıda bulunmasına da gerek yoktu. Kendisi zaten bunu yapardı.''

Hükümetin, Güvenlik güçlerinin ve ilgili kurumların görevinin başında olduğunu ifade eden Çelik, ''Sayın Başbakanımız da bir taraftan ABD'deki temaslarını sürdürürken, bir taraftan da dakika dakika, gerek Başbakan Vekilimizden, gerekse İçişleri Bakanımızdan ve diğer sorumlu arkadaşlarımızdan bilgileri almaktadır ve Sayın Başbakanımız buradaymış gibi bu süreç gider. Çalışmalar Sayın Başbakanımızın bilgisi dahilindedir, bunu bütün kamuoyu tarafından bilinmesini özellikle arzu ediyorum'' diye konuştu.

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın, 7 yıllık iktidarı boyunca çok sayıda yurt dışı gezisi yaptığını ve bunların hepsinin Türkiye ve Türk milleti için olduğunu söyledi.



TERÖRİZMLE MÜCADELE



Terörizmle mücadelede uluslararası camianın desteğini almanın önemine işaret eden Çelik, ''Bu, birilerinin zannettiği gibi kendi iç meselelerimizi yabancıların iradesiyle, inisiyatifiyle çözmek anlamına gelmez'' dedi.



ABD gibi Askeri ve ekonomik anlamda güçlü bir ülkenin bile Nato'nun ve müttefik ülkelerin desteğini almadan terörizmle mücadele edemediğini belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Terörle mücadele kolay bir şey değildir. Eğer terörle ve terörizmle mücadele etmek çok kolay olsaydı bizden önce gelmiş geçmiş olan birçok hükümet, Türkiye'de bu meseleyi bitirmiş olurdu.

Biz iktidara geldiğimiz zaman bugün yaşadıklarımızın hepsi bizim gündemimize hazır olarak gelmiştir. Geçmişin bir mirası olarak gelmiştir. Bunun bilinmesi gerekiyor ve Türkiye artık bu ayak bağlarından kurtulmaya çalışıyor. Terörle mücadele eden güvenlik güçleri, uzmanlar, terörle sadece polisiye, askeri tedbirlerle mücadele edilemeyeceğini defaatle ifade ettiler. Terörizmle mücadelenin, terörle mücadeleden çok daha kalıcı, çok daha kısa, orta ve uzun vadede çözüm üretici olduğunu ifade etmişlerdir ama bugüne kadar Türkiye'de terörizmle mücadele etmeye talip bir siyasi irade ortaya çıkmamıştır. Terörle mücadele güvenlik güçlerine havale edilmiştir. Risk almamak adına hiçbir iktidar terörizmle mücadele etmeyi üzerine almamıştır.''



''Hiçbir hükümet, şapkadan tavşan çıkarır gibi terörü bitiremez. Hiçbir hükümet, hiçbir siyasi irade hokus pokus yöntemiyle kesinlikle terörü, terörizmi bitiremez'' diye konuşan Çelik, kimsenin elinde sihirli değnek olmadığını söyledi.



"İNSANLARI İSYANA TEŞVİK EDERCESİNE AÇIKLAMALAR YAPILIYOR''



Konuşmasında muhalefeti de eleştiren Çelik, şunları söyledi:''Bir siyasi partinin genel başkanı 'Hani Türkiye'nin gözyaşları dinecekti?' diyor. Terör ve terörizmle mücadele etmek, Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü sağlamak, Türkiye'nin kardeşliğini tesis etmek sadece hükümetin görevi değildir. Herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. İktidarın, iktidar olarak elbette bir sorumluluğu vardır ama muhalefetin de muhalefet olarak üzerine düşen büyük sorumlulukları vardır. Adeta insanları isyana teşvik edercesine açıklamalar yapılıyor. Bu, kabul edilebilir değildir. Dün bir siyasi partinin sayın genel başkanı, 'milletin ayağa kalkmasından' söz ediyor. Bir siyasi partinin genel başkanı, bir hukuk devletinde böyle bir söz söyleyebilir mi?



12 Eylül'den önce sağ-sol, Sünni-Alevi çatışmalarının, şu-bu çatışmalarının bu ülkeye kaybettirdiklerinden biz yeteri kadar ders almadık mı? Bazı vilayetlerimizde yaşanan katliamların farkında değil miyiz? O gün de insanlar kendi problemlerini kendileri çözmeye talip olmuşlardı. Birisi 'memlekete komünizm getireceğim', birisi de 'biz komünizmi önleyeceğiz' diye polisin, askerin, güvenlik güçlerinin ve kurumların yapması gereken işi üstlenmişti ve 5 bin genç, bu ülkenin sokaklarında birbirlerini telef ettiler, boğazladılar. Eğer tarihten ders, ibret almazsak yakın geçmişimizden iyi sonuçlar çıkarmazsak bugünü iyi kuramayız ve geleceğe iyi adımlarla yürüyemeyiz.



Bir siyasi parti genel başkanının 'eğer millet ayağa kalkarsa' tabirini kullanması bir hukuk devletinde kabul edilebilir bir şey değildir. Bu ifade maalesef kışkırtıcı bir ifadedir, maalesef sorumlulukla bağdaşmayan bir ifadedir ve kamu otoritesini hiçe sayan bir ifadedir.''



Devletin bütün kurumlarıyla işbaşında olduğunu yineleyen Çelik, yaşananlardan dolayı herkesin rahatsız olduğunu, bu görüntülerin ilk defa yaşanmadığını ve hukuk devletinde yapılması gerekenlerin belli olduğunu vurgulayarak, ''Devlet, terör örgütlerinin yöntemiyle hareket edemez'' dedi.



Son günlerde birçok ildeki yasa dışı gösterilerde 800 kişinin gözaltına alındığını, bunlardan önemli bir kısmının da tutuklandığını hatırlatan Çelik, herkesi sorumlu olmaya davet etti.



Türkiye'nin bundan önce de bazı badireler atlattığını ve bugün de hassas bir dönemden geçtiğini kaydeden Çelik, bunların hukuk ve demokrasiyle aşılabileceğini söyledi.



Çelik, ''Eğer birilerinin bildiği, bunların dışında bir çözüm varsa onu biz bilmiyoruz. AK Parti'nin bu ikisinin dışında bildiği bir formül yoktur. Birilerinin başka yöntemleri varsa açıkça o yöntemlere de karşıyız'' ifadesini dile getirdi.



''DARBEYE ÇAĞRI ANLAMINA GELEBİLECEK İFADELER''



Konuşmasında CHP'yi eleştiren Çelik, şunları kaydetti:

''Bir CHP'li milletvekilinin kısa bir süre önce TBMM'de Dersim ile ilgili söyledikleri daha tazeliğini korurken daha dün akademik unvana sahip olan bir başka CHP'li milletvekili de açıkça darbeye çağrı anlamına gelebilecek ifadeler kullanmıştır. TBMM'nin bir mensubu olarak da buna teessüf ettiğimi ifade etmek istiyorum. Partim adına bu sözleri kınadığımı ifade etmek istiyorum. TBMM'nin bir mensubu nasıl böyle bir ifade kullanabilir?



Vahim olan şudur: Bu sözler söylendikten sonra CHP'li bir Grup Başkanvekili tarafından ve CHP'nin bir yöneticisi tarafından bu söze bir tepki gelmemiştir. Sayın Öymen'in sözlerine de tepki gelmemişti ve CHP kurumsal olarak o sözlere sahip çıkmıştı. Dün yapılan konuşmaya da CHP tepkisiz kalarak, en azından ses çıkarmayarak katıldığını ve zımnen da olsa bu sözün arkasında olduğunu ifade etmiştir.''

Söz konusu sözleri demokrasi adına ''talihsizlik'' olarak niteleyen Çelik, bunun, bu anlamda TBMM'de söylenen son sözler olmasını diledi.



Çelik, şöyle devam etti:

''Özellikle CHP'nin Sayın Genel Başkanı, MHP'nin Sayın değerli Genel Başkanı yine grup toplantılarında hükümetimize, partimize, Başbakanımıza, Cumhurbaşkanımıza yönelik son derece hakaretamiz ifadeler kullanmaya devam etmektedirler. Bir kez daha ifade ediyorum; 'ihanet', 'hıyanet' lafları ulu orta kullanılabilecek sözler değildir.



Biz bugüne kadar Türkiye'de Anayasa ve yasalara göre kurulmuş olan ve işleyişini buna göre sürdüren ve millete dayalı Siyaset yapan hiçbir siyasi partinin değerli mensubunu, genel başkanını ihanetle, hıyanetle suçlamadık. Eğer sayın genel başkanlar bu üslubu kullanırlarsa, bu sözleri söylerlerse sokaklardaki insanların başka türlü davranmasını kimse kınamaz olur. Ben o insanlara da bu tavırlarını gözden geçirme çağrısında bulunuyorum.''



Soğuk savaş döneminin jargon ve üslubu ile konuşan geçmişteki siyasetçilerin halk tarafından geçmişe gömüldüğünü ve TBMM dışında bırakıldığını anlatan Çelik, kavgacı üslubu benimseyenlerin, milleti isyana teşvik edenlerin, milletin duygularını istismar edenlerin, milletin kederi ve üzüntüsü üzerinden siyaset yapanların millet tarafından cezalandırılacağını söyledi.



Tokat'taki saldırının faillerinin henüz belirlenmediğini ve olayı üstlenenin de olmadığını bildiren Çelik, Türkiye'de normalleşme çabaları arttığında ve demokrasi standartları yükseldiği zaman bir karanlık gücün devreye girdiğine ve ''düğmeye basıldığına'' işaret etti.



DTP'NİN KAPATILMA DAVASI



Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Çelik, bir soru üzerine, DTP'ye ve DTP'nin tabanına seslenerek, ''Şiddet ve terör artık kendisini ifade etme biçimi değildir'' dedi.



Son günlerde birçok il ve ilçede meydana gelen olayların 72 milyon kişiyi rahatsız ettiğini bildiren Çelik, şöyle devam etti:



''Şiddet ve terörle kendini ifade etmeye çalışanlar veya sorunlarını bu yolla çözmeye çalışanlar, dünyada her zaman antipatik olacaklardır. Her zaman antipatik olmuştur. Kimse bununla bir çözüme ulaşamaz. Türkiye'de en fazla kan akan, terörün en fazla can aldığı 1990'lı yıllardır. O yıllarda onca şehit verilmesine rağmen, onca kan dökülmesine ve onca da terörist öldürülmüş olmasına rağmen o günlerde Türkiye'de bütün bu meselelerin üstesinden gelebilecek bir güçlü hükümet, güçlü siyasi irade olmadığı için terörizm ile mücadele gündeme gelmemiştir, hep terörle mücadele edilmiştir.



Şu anda DTP ile ilgili bir kapatma davası sürmekte. Partimiz oldum olası siyasi partilerin kapatılmasına karşıdır. Özellikle AİHM'in içtihatlarına bakıyorsunuz, bizim kendi iç hukukumuza bakıyorsunuz oradaki ilkeleri elbette mahkemeler değerlendirecektir. Ancak suçu tabelalar işlemez, suçu binalar ve tüzel kişilikler işlemez, insan işler. Ceza olacaksa da bu suça karşılık şahısların cezalandırılması daha anlamlı ve mantıklıdır ama kurumların kapatılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü kapattığınız zaman bir sonuç elde etmiyorsunuz.



Şimdiki DTP işe HEP olarak başladı, DEP olarak devam etti, HADEP'ti DEHAP oldu, şimdi DTP oldu. Alfabe de harf mi yok? 'P' sabit, diğerleri değişkendir. Neticede bir siyasi parti daha kurulur ve belki aynı şahıslar olmaz ama aynı zihniyet yola devam eder. Dolayısıyla Türkiye'de siyasi partilerin kapatılma meselesi oldum olası bir problemdir ve AK Parti hiçbir siyasi partinin kapatılmasından yana değildir, kapatılmaması gerektiğini düşünür.''



Çelik, bir başka soru üzerine de ''teröristlerin hiçbir zaman huzur, kardeşlik ve refahın olduğu bir yerde doğamayacağını, doğsalar bile büyüyemeyeceğini ve üreyemeyeceğini'' ifade etti. Çelik, Türkiye'nin yıldızının parladığını, birilerinin de birileri adına bundan hoşlanmayacağını ancak kurulan komplolara karşı da bütün millet olarak uyanık olunması gerektiğini bildirdi.



Çelik, ''Sağlam olanın gücüne mikrop giremez, girse bile tahribat yapamaz. Dolayısıyla iç bünyemizi, doğusu ile batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle çok sağlam tutmak zorundayız'' diye konuştu.

Tatile gitmemiş olsaydı dönerdi

"Siyasi bir darbe olur"

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk partisinin Meclis grup toplantısında yaşanan son gelişmeleri ve partisi hakkında Anayasa Mahkemesi'nde görülmeye başlanan kapatma davasını değerlendirdi. Konuşmasına Diyarbakır'da polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği iddia edilen Aydın Erdem isimli üniversite öğrencisi ile İstanbul'da bir otobüse yapılan Molotoflu saldırıda yaralanan ve dün yaşamını yitiren Serap Eser'in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek başlayan Türk, her iki saldırıyı da kınadıklarını söyledi. Türk, dün Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde 7 askerin Şehit olmasına neden olan saldırı konusunda ise "Tokat'ta karanlık bir provakasyon olduğu gün gibi ortada olan bir saldırı sonucu aramızdan ayrılan askerlerimiz için, yüreklerimiz parçalandı. Anne babaları ve yakınları şahsında tüm yurttaşlarımızın acılarını paylaşıyorum. Reşadiye'deki provokasyon bir an önce açıklığa kavuşturulmalı ve aydınlatılmalıdır. "dedi. 1993 yılında yaşanan 33 askerin şehit olduğu saldırıyı hatırlatan Türk, o dönemde de Kürt sorununun çözümü için yaşanan sürece son vermek için birilerinin düğmeye bastığını Tokat'taki saldırının da aynı amacı taşıdığını savundu.



Konuşmasında hükümetin açılım konusundaki yaklaşımını da değerlendiren Türk "Açılım konusunda cesur adımlar atamayan Hükümet yetkilileri, günlerden beri kalkmış Partimizi suçluyor, kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor. Sanki "açılım yapacaklarmış da biz izin vermemişiz, engel olmuşuz' gibi çarpıtmalarla kamuoyunu yanıltamaya çalışıyorlar. Böyle bir gaflet ve kandırmaca içindeler. Hükümete sormak istiyorum: Parti olarak bizim bu çatı altında iki buçuk yıldan beri verdiğimiz demokrasi mücadelesi olmasaydı, siz acaba açılımın A'sından bile bahsedebilir miydiniz? Sorunu da çözümünü de idrak edemeyen AKP'nin kendisidir."diye konuştu.



İçeriği hakkında bir şey bilmeseler de açılıma hükümetten daha fazla sahip çıktıklarını, sorumlu yaklaştıklarını ve destek olduklarını söyleyen Türk, kendilerinin bu olumlu tavrına rağmen hükümetin ne sorunun ciddiyetini ne de sorumluluğunu anladığını kaydetti. DTP'yle Ağustos ayında yapılan nezaket görüşmesinin dışında istişarede bulunulmadığını ve DTP'ye yönelik "açılımı sekteye uğrattığı' eleştirilerinin olduğunu hatırlatan Türk "Hükümet, tamamen kendi dar siyasi çıkar hesaplarıyla, bu temel sorunu ele aldığından dolayı içinden çıkamaz hale geldi. Şimdi de yol yakınken işin içinden nasıl çıkarım diye kara kara düşünüyor. Bir günah keçisi arıyor ve Partimizi hedef tahtasına oturtuyor. Bizi sorumlu gösterme arayışına giriyor" dedi.



"AÇILIMDAN KAÇAMAZSINIZ GERİ DÖNÜŞÜ YOK"



2.5 yıldan bu yana Kürt halkının sorunlarını ve taleplerini Meclis'te kanun teklifleri, soru önergeleri ve grup konuşmalarıyla dile getirdiklerini ifade eden Türk, bu çalışmalar toplanırsa bunların "bir demokrasi manifestosu' olduğunun görüleceğini söyledi. Hükümeti açılıma zorlayanın DTP olduğunu, kimin kimi engellediğinin ise apaçık ortada olduğunu kaydeden Türk, taş atan çocuklarla ilgili tasarının görüşmelerinin ertelenmesini eleştirdi. Hükümetin son olayları gerekçe göstererek adeta toplumla dalga geçercesine teknik sebepleri bahane ederek tasarının görüşülmesini ertelediğini ifade eden Türk, "Adeta, "yüzlerce çocuğu daha tutuklayayım, sindireyim, sonra değişikliği yapayım' dercesine bir geri zihniyet ile karşı karşıyayız. Demokrasiyi yeterince içselleştiremeyen bir Hükümet, kendi açılımını bitirmek için fırsat kolluyor ve faturayı da bize çıkarmaya çalışıyor"dedi. Hükümetin gerçek bir açılımdan kaçmanın fırsatını ve koşullarını oluşturmaya çalıştığını savunan Türk "Ama kaçamayacaklar. Bu halkın mücadelesi eninde sonunda gerçek bir açılımı yapmaya zorlayacaktır. Bunun yolu açılmıştır. Geri dönüş yok. AKP olsa da olmasa da Türkiye kendi barışına ve demokrasisine mutlaka kavuşacaktır." diye konuştu.





"HÜKÜMETİN GİZLİ GÜNDEMİ VAR TASFİYEYİ AMAÇLIYOR"



Son günlerde yaşanan sokak eylemlerini de değerlendiren Türk bölgenin büyük bir gerginlik ve kaynama içinde olduğunu, bu durumun Büyükşehirlere de yansıdığını söyledi. Hükümetin tehlike ortadayken yangına körükle gittiğini öne süren Türk "Çok açık ki, ya bu Hükümetin basireti bağlanmış ya da oldukça gizli bir gündemi var-tasfiyeyi amaçlıyor. Bunun başka bir izahı olamaz. Her iki durum da gerginlikleri besler, gerilimleri tırmandırır"dedi.



MECLİS İNSAN HAKLARI KOMİSYONU'NA İMRALI ELEŞTİRİSİ



İmralı'daki durumdan haberdar olur olmaz hükümet nezdinde iletişime geçtiklerini ve toplumun hassasiyetlerini ortaya koyduklarını kaydeden Türk şu ana kadar hükümetin herhangi bir adım atmadığını söyledi. İmralı cezaevinin koşullarıyla ilgili Meclis İnsan Haklarını inceleme komisyonunu devreye sokmaya çalıştıklarını ifade eden Türk şunları söyledi:



"Fakat Sayın Komisyon Başkanı şahsında, bir insan hakları hukukçusu olmasına rağmen, Partimizden gelen en ufak bir öneriyi bile reddetmek için, kırk dereden su getiren bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bu konuyu incelemekle mükellef olan en yetkili kurumdur. Ve günlerden beri, şehirlerimiz-sokaklarımız adeta yangın yerine dönüşmüş durumda. Kolluk güçlerinin orantısız güç kullanımı gerilimi daha da tırmandırmaktadır. Göstericilerin üzerine hedef gözetilerek ateş açılmaktadır. Bu tablo Bölgede, açık bir olağanüstü hal rejiminin yaşandığını ortaya koymaktadır. "



Son 10 günde en az 770 kişinin gözaltına alındığını, 12'si çocuk 117 kişinin tutuklandığını da belirten Türk hükümeti yaşanan tabloya rağmen tehlikeye davetiye çıkarmak ve kör inadını sürdürmekle suçladı. Türk "Ortaya çıkan tablodan, ve bundan sonra olası tehlikelerden birinci derecede sorumlu olan Hükümettir, Sayın Başbakandır"dedi.



"BİZ BEDEL ÖDEMEKTEN KORKMADIK"



Türk, yaşanan hassas ve kırılgan süreçte, 2 yıldır bekleyen kapatma davasının gündeme alındığını belirtti. Kapatma davasıyla ilgili konuşurken duygulandığı gözlenen Türk şunları söyledi:



"Bu öyle bir dava ki, verilecek karar ülkemizi önemli bir demokrasi sınavından geçirecektir. Bütün sindirme ve yıldırma politikalarına karşın DTP, siyasi çizgisinden sapmamış, kararlı durmuştur. Bu kararlı duruşunun bir sonucu olarak bugün, bir kez daha bedel ödemeyle karşı karşıya bırakılmıştır. Biz bu bedeli 12 Eylül zindanlarında ödedik. Mehmet Sincarlar, Vedat Aydınlar, Musa Anterler katledilirken, parti binalarımız bombalanırken ödedik. Biz bu bedeli, yaka paça cezaevine atıldığımız 2 Mart 1994'teki DEP darbesinde ödedik. Ve asla bundan kaçmadık, bedel ödemekten korkmadık. Çünkü biliyoruz ki; demokrasi bedel ister, yürek ister, cesaret ister. Amansız bir demokrasi ve barış mücadelesinin neferleri olduk. Ne söylediysek, temsil ettiğimiz halk adına, demokrasi adına ne talep ettiysek, yok sayıldı, çarpıtıldı, partimiz hedef haline getirildi. DTP hiçleşsin, vesayet rejimine diğerleri gibi alışsın, evcilleşsin istendi. Biz de, buna itiraz edince vurun abalıya misali; yargısıyla, ordusuyla, medyasıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, bir bütün olarak sistem üzerimize geldi. "Ya hizaya geleceksiniz ya da Siyaset dışına itileceksiniz'dendi. Bugün yaşananların özeti budur. Anayasa Mahkemesi'nden önce bizi siyaseten kapatmaya çalıştılar."



Türk kapatma yönünde bir karar çıkması durumunda bunun siyasi bir Darbe niteliği taşıyacağını kaydetti. Türk "DTP kapatılırsa, bunun Kürt halkına demokratik siyaset kanallarının kapatılması anlamına geleceği açıktır. DTP'nin kapatılması, Kürt halkının demokrasi ve özgürlük taleplerine karşı bir darbe niteliği taşıyacaktır. Demokrasimiz bundan onarılması mümkün olmayan yaralar alacaktır. DTP'yi kapatmak Kürt Sorununda çözümsüzlükte ısrar olacaktır. DTP, sorunların çözümünü parlamentoda ve demokratik siyasette arayan bir partidir. Siyasi Partiler Yasasının tüm anti demokratik kısıtlamalarına rağmen; bu ülkede lider sultası olmayan tek partidir. Kürtlerin meşru taleplerini dile getiren, Meclisi bir çözüm yeri olarak gören bir partiyi kapatmak, çözümsüzlüğe ve farklı yollara kapı aralamaz mı? DTP davası, Türkiye demokrasisi açısından bir sınav olacaktır. Çıkacak karar, sadece DTP ve Kürtlerle sınırlı bir karar olmayacaktır. Verilecek karar, aynı zamanda Türkiye'nin geleceğini ve demokrasinin rotasını da belirleyecektir"diye konuştu.



"TİMSAH GÖZYAŞLARI"



Türk Anayasa Mahkemesi'nin siyasi parti kapatmaları konusunda "Meclis yetkimizi sınırlasın' dediğini ancak hükümetin bu konuyla ilgili düzenlemeyi Meclis'e getirmediğini ifade ederek Başbakan Erdoğan'ın ABD yolunda söylediği "Venedik kriterleri bile az' şeklindeki sözleri eleştirdi. Türk "Bunlar timsah gözyaşlarıdır, hiç kimse inanmaz" dedi.



"DTP KÖPRÜDÜR YIKILMAMALIDIR"



Türk partilerinin kapatılması halinde parlamentoda olmalarının bir anlamı olmayacağı yönündeki sözlerini yineleyerek demokrasi mücadelesini halk ve demokrasi güçleriyle birlikte sürdüreceklerini söyledi. Türk, AKP'nin mantığıyla Türkiye'nin hiçbir sorununun çözülemeyeceğini, AKP'nin demokratlık değil demokrasi havariliği yaparak kendini bir "nimet' gibi gösterdiğini de savunarak konuşmasını "DTP barışın, diyaloğun ve kardeşliğin köprüsüdür. Halkların kardeşliğinin dinamitlenmemesi için bu köprü yıkılmamalıdır"çağrısıyla tamamladı.



DTP'YE "RASMUSSEN" DESTEĞİ



Bu arada Anayasa Mahkemesi'nde bugün görülmeye başlayan kapatma davası nedeniyle destek vermek üzere DTP grubu'na İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, Prof. Mithat Sancar, TTB Başkanı Gencay Gürboy, İHD Genel Sekreteri Öztürk Türkdoğan, Türkiye Barış Meclisi temsilcisi Cengiz Güleç, KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek ile Eğitim Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik de katıldı. Grup toplantısında Grup Başkanvekili Gültan Kışanak, kapatma davasıyla ilgili Avrupa Sosyalist Partisi Başkanı Poul Nyrup Rasmussen'in gönderdiği mesajı okudu. Grup toplantısına Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de katıldı.



"EMİNE AYNA RAHATSIZLIĞI"SORULARI YANITSIZ KALDI





Grup toplantısı öncesinde basının gündeminde ise DTP eşbaşkanı Emine Ayna'nın sözleri vardı. Grup girişinde milletvekillerine "DTP'deki Emine Ayna sıkıntısı'na yönelik haberleri soran gazetecilere Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemur "Hepimizin metin olması lazım. Her darlığın sonu mutlaka ferahlıktır"karşılığını verdi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk "Partide Emine Ayna rahatsızlığıyla" ilgili sorulara "soru yok" karşılığını verirken Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk da ısrarlı sorulara "yorum yok"yanıtını verdi. Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise grup toplantısı öncesinde gazetecilerin ısrarlı soruları nedeniyle basın mensuplarına tepki gösterdi. (ANKA)

"Siyasi bir darbe olur"