Showing posts with label Almanya. Show all posts
Showing posts with label Almanya. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Hangi ülke soykırım iddialarını 7 kez tanıdı?

İSTANBUL - İsveç Parlamentosu'nun onayladığına benzer bir Ermeni tasarısı gelecek ay İngiliz Parlamentosu'nda tartışılacak. Şu ana kadar 20'ye yakın ülke ve Kıbrıs Rum Kesimi soykırım iddialarını tanıdı. İsviçre'de ise soykırım iddialarını reddetmek bile suç kapsamına giriyor.
1915 olaylarını soykırım olarak tanıyan ilk ülke ise Uruguay. Ermeni iddialarını ilk olarak 1965'te tanıyan Uruguay, sonrasında iki kez daha benzer tasarılara onay verdi.
Uruguay'ı, 1982'de Kıbrıs Rum Kesimi izledi.
ARJANTİN YEDİ KERE TANIDIArdından Arjantin, zaman içinde konuyla ilgili 7 ayrı tasarıyı Parlamento'dan geçirdi.
Rusya, Kanada ve Lübnan parlamentoları da, birden çok kez onay verdi soykırım tasarılarına.
İLGİLİ HABER
Ermeni basını: Sırada İngiltere varİsveç soykırıma onay verdiİsveç Dışişleri Bakanı da karara tepkiliTürk milletvekili 'hayır' diyemedi Dostluğa yakışmadı, Erdoğan gitmiyor!'İsveç Parlamentosu ABD'den etkilendi'
Yunanistan, Belçika, Fransa, Slovakya, Litvanya, Hollanda, Polonya, Almanya, Venezuela, Şili ve son olarak İsveç, 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanıyan diğer ülkeler.
İngiltere Parlamentosu'nun alt kanadı Avam Kamarası da benzer bir tasarıyı gelecek ay ele alacak.
50 EYALETİN 42'Sİ TANIYORABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi'nden geçen tasarının genel kurula gelip gelmeyeceği ise hala belirsiz.
Eyaletlere baktığımızda ise durum farklı. Birleşik Devletleri oluşturan 50 eyaletten 42'sinde, 1915 olayları soykırım olarak tanınıyor.
İSVİÇRE'DE REDDETMEK SUÇBunların dışında "soykırım işlenmiştir" ifadesini kabul edip, bunun reddedilmesini suç sayan isviçre var.
Hangi ülke soykırım iddialarını 7 kez tanıdı?

Sanofi-Aventis antibiyotiği Türkiye de üretecek

İSTANBUL - Sanofi-Aventis Grubu Türkiye Başkanı Olivier Guillaume, grubun Türkiye'yi üretim üssü seçtiklerini ve tüm antibiyotikleri Türkiye'de üreterek buradan 29 ülkeye ihraç edeceklerini söyledi.
Guillaume ayrıca Temmuz'da Türkiye'ye yönelik yeni bir yatırım kararı daha açıklayacaklarını belirtti.
Sanofi-Aventis'in Zentiva ile birleşmesinin birinci yıldönümü nedeniyle düzenlenen basın toplantısında konuşan Guillaume, "Sanofi- Aventis'in tüm antibiyotikleri Türkiye'deki Lüleburgaz fabrikamızda üretilecek. Buradan 29 ülkeye 20 milyon kutu ihraç edilecek" dedi.
Guillaume, her bir kutunun ortalama 2 Euro'luk fabrika çıkış fiyatıyla bunun başlangıçta 40 milyon euroluk ihracat anlamına geldiğini söyledi.
Türkiye'den ihracat gerçekleştirilecek ülkeler arasında Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Portekiz gibi Avrupa ülkeleri, Hong Kong, Endonezya, Malezya-Singapur, Tayvan gibi Asya ülkeleri, İsrail, Dubai, Ürdün, Lübnan gibi Orta Doğu ülkeleri ile Kanada, Rusya, Japonya gibi ülkeler bulunuyor.
Sanofi-Aventis'in mevcut durumda Türkiye'den ihracatı bulunmuyordu.
Zentiva ile 2009 yılında gerçekleştirilen birleşme sonunda, Zentiva'nın Lüleburgaz'daki üretim tesislerinin Sanofi-Aventis grubu bünyesine dahil olduğunu hatırlatan Guillaume, "Bugüne kadar sadece yüzde 30 kapasiteyle çalışan tesis 2010 itibariyle yüzde 50 kapasiteyle çalışacak. Tesiste geçen yıl 160 milyon kutu üretim gerçekleştirdik. Bu yıl sonunda 191 milyon kutuya çıkmayı hedefliyoruz. 3-5 sene içerisinde de 450 milyon kutu ile tam kapasiteye ulaşmayı amaçlıyoruz" dedi.
Antibiyotik üretiminde Türkiye'deki fabrikayı bir "mükemmellik merkezi"ne dönüştürmeyi hedeflediklerini belirten Guillaume, farklı ülkelerden de Türkiye'ye Teknoloji transferi yapacaklarını söyledi.
Türkiye'de 2009 yılında Arge çalışmalarına yönelik olarak 11 milyon dolarlık yatırım yaptıklarını belirten Guillaume, 2010 yılı için yaklaşık 15 milyon dolarlık Arge yatırımı yapacaklarını, ilerleyen yıllarda ise bunun daha da artacağını söyledi.
Guillaume'ın verdiği bilgiye göre, Sanofi-Aventis grubunun Türkiye cirosu 2009 yılında 540 milyon euro seviyesinde gerçekleşti. Sanofi- Aventis'in Türkiye pazarındaki payı ise yüzde 7.6 oldu.
Sanofi-Aventis grubu, Türkiye'de Sanofi-Aventis, Zentiva ve Sanofi Pasteur şirketleriyle faaliyet gösteriyor.
Guillaume ayrıca Türkiye'ye yönelik yatırımlarının devam edeceğini belirterek, "Temmuz ayında CEO'muz burada olacak ve Türkiye'de yapılacak yeni bir yatırımı açıklayacağız. Doğru ortağı belirlemek için çalışıyoruz. Farklı üniversitelerle süren çalışmalarımız ve bazı gizli anlaşmalarımız var" dedi.
Türkiye pazarına 2007'de Eczacıbaşı ortaklığıyla giren ve geçen yıl Sanofi-Aventis grubu bünyesine dahil olan Zentiva Genel Müdürü Elif Çelik ise, Türkiye'nin Zentiva'nın 17 ülkedeki satışları arasında brüt satışlarda 1. net satışlarda ise 2. olduğunu belirtti. Çelik, "Türkiye ve Rusya Zentiva'nın büyüme lokomotifi olarak görülebilir" dedi.
Sanofi-Aventis antibiyotiği Türkiye'de üretecek

Sunday, February 28, 2010

Türkiye otomotivde dünyaya örnek oldu

Volkswagen, küresel krizin etkilerinin derinden hissedildiği 2009'da Türkiye'yi örnek ülke seçti. Geçen yıl satış sonrasında gösterdiği performansı değerlendirilen Türkiye, Almanya, İsviçre, Avusturya ve Arjantin'le birlikte VW dünyasının 5 örnek ülkesinden biri oldu. Doğuş Otomotiv bünyesindeki Volkswagen Türkiye'nin Genel Müdürü Vedat Uygun, geçen yıl düzenlenen satış sonrası servis kampanyasıyla yetkili servislere gelmeyen 30 bin yeni müşteriyi kazandıklarını söyledi. Uygun, "Bu sayede hem krizde bayilerimizde panik havası oluşmadı hem de VW'nin dünyadaki 5 örnek ülkesinden biri olduk. Başarılı bulunan uygulamamız diğer ülkelerde de hayata geçirilecek" dedi.



PAZAR PAYI HEDEFİ YÜZDE 10

Uygun, devam eden kampanya ile ilgili şunları söyledi: "Türkiye'de VW markalı 320 bin araç var. Bunların 120 bini garanti süresi bittikten sonra yetkili servis yerine özel servise gidiyor. Biz yaptığımız kampanyayla bu rakamın 30 binini yetkili servislere çekip yeni müşteri kazandık. Kampanyada 4 yaş ve üstü araçlarını yetkili servislere getirenlere araç yaşının 3 katı indirim uyguluyoruz." Çetin geçen 2009'u istedikleri sayıda Otomobil temin edememelerine rağmen, 2008'e oranla daha iyi tamamladıklarını söyleyen Uygun, hedeflerini şöyle anlattı:"2008'de 21 bin 136 adetlik satışla yüzde 6.9 olan pazar payımızı, 2009'da 26 bin 760 adetlik satışla yüzde 7.2'ye çıkardık. İkmal problemimiz olmasaydı bu oran yüzde 8'in üzerine çıkardı. Bu yıl sonunda 30 bin adeti aşarak yüzde 8.2 pazar payına ulaşmayı hedefliyoruz. 2011 hedefi ise 40 bin adetlik satış yüzde 10 pazar payı."



VW 5 YENİ MODELLE ATAKTA

VW, 2010'da yeni modeller ve mevcut satışı gerçekleştirilen modellerin alternatif versiyonlarıyla hedefini büyüttü. Golf ve Scirocco'nun 240 beygir gücündeki R versiyonları Mart ayında satışa sunulacak. İkinci çeyrekte yeni Touareg ve Polo'nun 170 beygir gücündeki 1.4 lt motorlu GTI modeli ithal edilecek. Yılın üçüncü çeyreğinde ise yenilenen Touran gelecek.

Türkiye otomotivde dünyaya örnek oldu

Avrupa da PC satışında yalnız Türkiye büyüdü

Donanım satışlarında 3 milyon adet sınırını geçen Türkiye, araştırma şirketi IDC sonuçlarına göre hem adet hem de ciro olarak geçtiğimiz yıla göre büyüme kaydeden tek ülke oldu. Almanya ve İngiltere gibi devler yüzde 12 küçülürken, gelişmekte olan pazar olarak görülen Rusya'da düşüş yüzde 25 ile daha dramatik oldu. Türkiye'nin büyümesinde en önemli unsurlar KDV indirimi, telekom şirketlerinin 3G rekabeti ve dizüstü Bilgisayar kampanyaları ve Teknoloji perakendecilerinin açılışlarında yaptıkları indirim kampanyaları oldu. IDC araştırmasına göre Türkiye bilgi teknolojisi ve donanım harcaması konusunda pozitif bir büyüme kaydederken Yazılım harcamaları 2008 yılına göre yüzde 1 düştü. Bu sonuç Türkiye'nin bilgi teknolojisi alanında değer yaratamayan, al-sat ilişkisine dayalı sığ bir pazar olduğunu göz önüne seriyor.

Avrupa'da PC satışında yalnız Türkiye büyüdü

Wednesday, February 17, 2010

Mossad ın suikast timi bilgileri çalmış

Tamamı İsrail'de yaşayan İngilizlerin pasaport bilgilerinin, kaldıkları otellerin görevlileri ya da havaalanı yetkilileri tarafından kopyalandığı ve bu bilgilerle sahte pasaport hazırlandığı tahmin ediliyor. Kopyalanan pasaportlarda sadece fotoğraf ve imzaların farklı olduğu belirtiliyor.



Ajanların İngiliz, İrlanda, Almanya ve Fransa pasaportlarını kullandıklarının ortaya çıkmasının ardından olayı hemen araştırdıklarını açıklayan İrlandalı ve İngiliz yetkililer, pasaportların sahte olduğunu açıkladı. İrlanda, Almanya ve Fransa da söz konusu pasaportların sahte olduğunu duyurdu.



Pasaportların İsrail'de yaşayan gerçek sahipleri ise şaşkınlık içinde. Melvyn Adam Mildiner, bilgilerin nasıl çalındığını bilmediğini belirterek, "Benim pasaportum yanımda ve hayatımda hiç Dubai'ye gitmedim." Dedi. Mildiner, bu işin lekesinden nasıl temizleneceğini düşündüğünü ifade etti.



"SAHTE PASAPORTLAR" İNGİLTERE'NİN GÜNDEMİNDE

İngiltere, önde gelen Hamas liderlerinden Mahmud el-Mabhuh'un geçen ay Dubai'de öldürülmesi olayının zanlılarının taşıdığı pasaportların sahte olduğunu bildirdi.



İki gündür ülkenin gündeminde olan ve bugün çok sayıda gazetenin sayfalarında yer alan habere göre, "El-Mabhuh'u öldürdüğü belirtilen şüpheliler, bazı İngiliz vatandaşlarının kimliklerini çaldı."



Guardian gazetesi, manşetine taşıdığı haberde, İngiliz yetkililerin, suikastçıların kullandığı altı İngiliz pasaportundaki isim ve numaralarla oynanmadığını, ancak resimlerin değiştirildiğini açıkladığını yazdı.

Haberde, kullanılan pasaportlardan birinin gerçek sahibinin Melvyn Mildliner adlı kişi olduğu ve bu kişinin İsrail'de yaşadığı, suikastla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği kaydedildi.



Gazete ayrıca, kullanılan diğer iki pasaportun da İngiltere ve İsrail vatandaşlıkları bulunan iki kişiye ait olduğunu, bu durumun da suikastın arkasında İsrail gizli servisi MOSSAD'ın bulunduğu iddialarını güçlendirdiği yorumunu yaptı.



Independent gazetesi ise ilk sayfasında, şüphelilerin suikastın yapıldığı otelin Güvenlik kamerası görüntülerinden alınan fotoğraflarına yer verdi. Gazetenin Orta Doğu muhabiri Robert Fisk'in de kaleme aldığı haberle ilgili yazıda, Dubaili bir kaynağın, Dubai güvenlik güçlerinin suikastta kullanılan altı İngiliz pasaportunun detaylarını bir İngiliz diplomata verdiğini, ancak "uygun bir karşılık alamadıklarını" söylediği aktarıldı.



Robert Fisk, "Bu doğruysa İngilizler, İngiliz pasaportlarının kullanılmasına duydukları öfkeyi ve yapılan sahteciliğin ayrıntılarını, neden bir hafta önce dile getirmedi" diye sorarken, şunları kaydetti:

"Biz İngilizler, Gordon Brown ve diğerleri, İngiliz olduğu varsayılan pasaportların katiller tarafından kullanılmasına aldırmıyor muyuz? Buna yanıt vermek için çok erken. Ama Dubaili yetkililerin açıklamadıkları başka bilgiler olduğunu da eklemeliyim. Dünya bekliyor."



Dubai polisi, Mahmud el-Mabhuh'un 20 Ocak günü kaldığı otelde öldürülmesinden sonra zanlılar hakkında tutuklama emri çıkarmış, zanlıların isim, resim ve pasaport numaralarını yayımlamıştı.

El-Mabhuh'un, Hamas için silah almak için Dubai'de olduğu bildirilmiş, Hamas, El-Mabhuh suikastından İsrail'i sorumlu tutmuştu.
Mossad'ın suikast timi bilgileri çalmış

İsrail e Sovyet anıtı inşa edilecek

Rusya'nın kelimenin tam anlamı ile süper bir güç olduğunu kaydeden İsrail Başbakanı, işbirliğinin iki ülke çıkarları açısından da faydalı olacağını söyledi.



Rusya ile İsrail arasındaki ilişkilerin gelişim pesrpektifi olduğunu kaydeden Putin, özellikle Tarım ve yüksek Teknoloji işbirliklerinin önemine işaret etti. Putin, "Sizin ürünlerinizin Rusya pazarında yer alabilmesi için gerekli desteği vermeye hazırız." dedi.



Rusya'nın kelimenin tam anlamı ile düper güç olduğunu, İsrail'in de teknoloji açısından süper güç olduğunu kaydeden Netanyahu, "İki ülke arasında ilişkilerin kurulmasının 20. yılını değil, aynı zamanda Nazi Almanya'sına karşı kazanılan İkinci Dünya Savaşı'nın da 65. yılı kutlanıyor. Hiç kimsenin Yahudilere karşı gerçekleştirilen soykırımın unutturulmasına gücü yetemez. Burada Sovyet Ordusu'nun katkısı da gözardı edilemez." dedi.



İSRAİL'E SOVYET ANITI İNŞA EDİLECEK

İsrail'in Rusya ve Sovyet Ordusu'nun İkinci Dünya Savaşı'ndaki katkısının anısına İsrail'de bir anıt yapmayı planladıklarını kaydeden Netanyahu, "Umut ediyorum, sizin İsrail ziyaretinizden önce tüm bunları hazır edebiliriz." şeklinde konuştu.



Rusya'da da bir Yahudi soykırım müzesinin inşası için Rusya Yahudi cemaati lideri ile görüştüklerini ifade eden Putin de özel bir girişim olmasına rağmen hükümetin bu konuda destek vereceğini kaydetti.

İran'a S-300 füze sevkıyatının gerçekleştirilmemesi ve Nükleer programı nedeni ile sert yaptırımlar uygulanmasını isteyen Netanyahu, Moskova'yı kısmen ikna etti. Kremlin gün içinde yaptığı açıklamada, Tahran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile şeffaf bir diyalog geliştirmemesi ve uluslararası toplumu ikna etmemesi durumunda yaptırımların ihtimal dışı olmadığı uyarısında bulundu.



Netanyahu'nun gün içinde Moskova'da temaslarda bulunan Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreou ile de yemekte bir görüşme yapması dikkat çekti. İran nükleer sorunu ile Yunanistan ekonomik krizini mukayese eden Netanyahu, iki krizin çözümü için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini söyledi. İsrail Başbakanı, İran nükleer programının durdurulamaması durumunda Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan'ın da nükler silahlara sahip olmak isteyebilecekleri iddiasında bulundu.
İsrail'e Sovyet anıtı inşa edilecek

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti Meclis Grup toplantısında konuştu. Grup toplantısında CHP lideri Deniz Baykal'ı eleştiren Erdoğan, "Sayın Baykal, iktidar olabilmek için değil, partinin başında kalabilmek için mücadele ediyorsun. Niye bu kadar direniyorsun? Koltuk bu kadar tatlıymış. Artık sosyal demokratlar da senden memnun değil. Ama ben memnunum. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban " dedi.



AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da (Kıbrıs) kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek verdiğini bildirerek, ''Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta, ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmaya, Cuma günü yaşamını yitiren yazar Hamit Can''ın yakınlarına ve dostlarına baş sağlığı dileyerek başladı.



Antalya'da yaşanan sel feleketine de değinen Erdoğan, burada hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dileyerek, Antalyalılara da ''geçmiş olsun''dedi.



Yaraların sarılması için görevlilerin çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürdüğünü anlatan Erdoğan, Edirne'de de benzer bir sorun yaşandığına dikkati çekti. Hükümet olarak, bölgeye tüm imkanları seferber ettiklerini, gerekli uyarıları yaptıklarını bildiren Başbakan Erdoğan, alınan tedbirlerin hızlı şekilde hayata geçirildiğini söyledi. Erdoğan, Edirnelilere de geçmiş olsun dileğinde bulundu.



Başbakan Erdoğan, konuşmasında hafta sonu Katar'a yaptığı ziyaret hakkında da bilgi verdi. Burada ABD-İslam Forumu'na katıldığını hatırlatan Erdoğan, ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile bir görüşme yaptığını anlattı.



Katar Emiri ve Başbakanı ile de ikili görüşmeler yaptığını söyleyen Erdoğan, Türkiye ile Katar'ın, ortak bir coğrafyada bulunmalarının ötesinde ortak bir tarihi ve kültürü paylaştıklarını ifade ederek, ''Yıllar boyunca ikili ilişkilerin ciddi manada ihmal edildiği bu iki ülke arasında dönemimizde ciddi manada gelişmeler kaydedilmiştir'' dedi.



Ziyarete yaklaşık 150 işadamıyla birlikte katıldığını, 50 kadar iş adamının da Katar'da dahil olduğunu anlatan Erdoğan, 200 kadar işadamıyla Türkiye-Katar İş konseyi toplantısını da gerçekleştirdiklerini bildirdi.



İki ülke arasındaki Ticaret hacmi hakkında bilgi veren Erdoğan, 2002 sonunda Katar ile Türkiye'nin dış ticaret hacminin 24 milyon dolar seviyesinde olduğunu hatırlattı. Bu rakamın 2008 sonu itibarıyla 1,2 milyar dolara yükseldiğini kaydeden Erdoğan, 1'e 48'lik bir artışın söz konusu olduğunu söyledi.

Erdoğan, 2009 yılında küresel kriz nedeniyle ticaret hacminde düşüş yaşandığını ifade ederek, ''Bu çıtanın yükseldiği nokta artık bir bazdır''



dedi. Türk yatırımcıların Katar'da 8,5 milyar dolarlık bir iş hacmine sahip olduklarını anlatan Erdoğan, Türk işadamlarına Katar yönetiminin duyduğu güveni kendisinin de gördüğünü belirtti.

Ziyareti sırasında yeni anlaşmalar imzalandığını hatırlatan Erdoğan, bunlardan birisinin de 500 milyon dolarlık Gıda sözleşmesi olduğunu söyledi.



Erdoğan, Katar ile Türkiye arasında resmi vizelerin kaldırıldığına da dikkati çekti.



SANATÇILARLA BULUŞMA



Başbakan Erdoğan, bu hafta sonunda İstanbul'da bazı sanatçı dostlarıyla biraraya geleceklerini bildirerek, ''Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi çerçevesinde sanatçılarımızın değerli düşüncelerini, önerilerini alma fırsatımız olacak. Gruplar halinde bu buluşmaları bir süre daha devam ettireceğiz'' diye konuştu.



İstanbul'da hafta sonu TOKİ'nin açılışlarını yapacağını bildiren Erdoğan, Pazar akşamı İspanya'ya hareket edeceklerini söyledi. İşbirliği için başlattıkları adımlardan bir tanesini de İspanya ile yapacaklarını anlatan Erdoğan, ziyarete ilişkin bilgiler verdi.



Erdoğan, Türkiye-İspanya Zirvesinde önemli konuları İspanya Başbakanı Zapetero ile birlikte ele alacaklarını bildirerek, Sevilla kentinde de kendisine son derece önemli bir ödül verileceğini söyledi. Başbakan, Sevilla Nodo Vakfı'nın, bu yıl 6'ıncısı verilecek Nodo Ödülünü kendisine verme kararını aldığını anımsatarak, ''Bu ödülü de ülkem ve milletim adına büyük bir onurla teslim alacağım''diye konuştu.



KIBRIS



Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulunan Erdoğan, müzakerelerin devam ettiğine dikkati çekerek şunları söyledi:



''Türkiye, BM Genel Sekreterinin iyiniyet misyonu çerçevesinde Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılmasına tam destek veriyor. Kapsamlı çözüm Kıbrıs'ta ilgili taraflar açısından yegane çıkış yoludur. Rum tarafının, liderler açıklamasındaki mutabakatın gereğini yerine getirmesi halinde, bu hedefe ulaşılması hiç de zor olmayacaktır. Ve bu hedefe aslında çok yaklaşılmış durumda. Rum tarafının bu çabaların kıymetini bilmesi ve KKTC liderliğinin çabalarına karşılık vermesini bekliyoruz.



Kıbrıs Rum yönetiminin yapıcı bir tutum benimsemeye teşvik edilmesi hususunda, ilgili tüm tarafları sorumluluklarını üstlenmeye davet ediyoruz. Önemli olan, garantör ülkelerin İngiltere gibi, Türkiye, Yunanistan hep birlikte bu konuda Güney Kıbrıs'ı teşvik etmesi... Biz Kuzey'i teşvik ediyoruz. İngiltere ve Yunanistan'ın Güney'i özellikle teşvik etmesinde büyük faydalar mülahaza ediyoruz. Zaman zaman bundan önce de olmuştu; Güney'in liderleri, 'Türkiye bizimle niçin masaya oturmuyor?' gibi ifadeler kullanmıştır. Biz de kendilerine hep şunu söyledik:'Şu noktada bizim muhatabımız siz değilsiniz. Eğer böyle bir görüşme yapılacaksa bunu gelin dörtlü olarak yapalım. İsterseniz beşli yapalım. 'Dörtlü ile kastım, Yunanistan, Türkiye ve Kuzey, Güney. Bu onları çok rahatsız ediyor. 'Biz Kuzeyle niçin toplanacağız' veya 'Kuzey bizim bu konuda muhatabımız değil' ifadesini de onlar kullanıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki; '41 görüşme yaptınız ve bu 41 görüşmede muhatap oldunuz da şimdi ne oluyor da muhatap olmuyorsunuz?' bunu söylüyoruz. Bu süreçte yine kendilerine bu hatırlatmaları yaptık. Şu anda İngiltere'de bu noktaya gelmiş vaziyette. 'Beşli olarak bu toplantıları yapabilir miyiz' diye bize soruyorlar. Biz de bu noktada rahatız yaparız.''



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Baykal'ın ''Habur Sınır Kapısındaki yargılamalar hakkındaki birtakım hezeyanlara tutunduğunu'' ifade etti.

''İftiralardan yola çıkarak Gensoru önergesi vereceklerini'' ifade ettiklerini anımsatan Başbakan Erdoğan, ''Affınıza sığınırım; Gensoru da artık bu ülkede yalama oldu'' dedi. Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bir netice alamayacaklarını bildikleri halde iki de bir gensoru. Diyarbakır Valiliğinin, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru üzerine Güvenlik gerekçesiyle savcılar Habur Sınır Kapısına gitmiştir. Bu uygulama, tamamen kanunlar çerçevesinde bir uygulamadır ve Türkiye'de ilk kez vuku bulan bir uygulama da değildir. Halkımızı yanıltmayalım, aldatmayalım, dürüst, samimi olalım. Ama Sayın Baykal'a yakışır, önemli değil. Ergenekon davasının Silivri'de görülmesi, Abdullah Öcalan davasının İmralı'da görülmesi bunun çok açık, net örnekleridir. Niçin İmralı'da görüldü? Orada adalet sarayı mı var? Demek ki bunun gerekçeleri var, olabiliyor. Sayın Baykal'ın ifade ettiği sözler tamamen uydurmadır, tamamen yalandır.



Devamlı dinlendiklerini söylüyorlar. Demek ki Ahmet Türk ile Atalay görüşürken onlar da derin dinleme aletleriyle içeriyi dinliyorlardı. Ne konuştuklarını dinliyorlardı. Sayın Türk diyor ki 'Biz böyle bir şey yapmadık, konuşmadık, aramızda böyle bir şey geçmedi.' Sayın Atalay aynı şekilde 'böyle bir şey yok, böyle bir şey aramızda geçmedi' diyor. Ama diyor ki 'evet, orada bunlar konuşuldu.' Dün, İçişleri Bakanımızı bu konuyla ilgili açıklamasını yaptı. Ahmet Türk, o da yaptı. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı gerekli açıklamaları çok sert yaptı. Bu iddiaların gerçek dışı olduğunu açıkladılar. AK Parti iktidara geldiği ilk günden itibaren, demokratik bir devletin kendinden menkul bir meşruiyete sahip olamayacağını, meşruiyetin kaynağının da millet olduğunun altını çizerek kalın çizgilerle ifade etmiştir.'' AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefete, ''Terörü bitirmek için reçeteniz nedir?'' diye sorduğunu, ancak adres gösterdikleri bölgesel kalkınma projelerinin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları olmadığını söyledi.



Erdoğan, ''Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz, oraların tozunu yutacaksınız. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmektir, kavga çıkartmaktır'' dedi.



Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, GAP, DAP ve KOP başta olmak üzere bölgesel kalkınma projelerine yeni bir vizyon ve anlayışla cansuyu verdiklerini, Mayıs 2008'den itibaren yeni eylem planı ile bu projeleri hızlandırdıklarını anlattı.



Eylem Planının uygulamaya başlandığı andan itibaren projelerde çok ciddi bir ilerleme kaydedildiğini ve çalışmaların son sürat devam ettiğini, kısa süre içinde alınan mesafeyi, yapılan yatırımları görünce mutlu olmamak ve duygulanmamamın mümkün olmadığını kaydeden Erdoğan, bu projelerde yapılanların bir kaçını paylaşmak istediğini dile getirdi.



''Türkiye'de neler oluyor, neler değişiyor? Tabii, Ankara'nın dışına çıkmazsanız bunu takip etmeniz, görmeniz, bilmeniz mümkün değil'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''DAP kapsamında bölgesel kalkınmaya ivme kazandıracak nitelikte sulama ve karayolu projelerini hızlandırdık. Yeni havaalanları, terminal binalarının tamamlanmasına, yeni kurulanlar başta olmak üzere üniversitelerin altyapı ve insan gücünün geliştirilmesine, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin oluşturulmasına yönelik projelere önemli miktarda kaynak tahsis ediyoruz. DAP için 2008-2010 döneminde 3,7 milyar lira tahsisat yapıldı. 2010 yılında bu bölgeye yapılan tahsisata yüzde 46'lık artış sağlandı. Konya kapalı havzasında, yıllar yılı konuşulur ama kimse adım atmazdı, biz bu adımı attık. Bu havzada toplam 703 bin hektar alanın, toplamda 429 bin hektarı sulamaya açılmış oldu. Önümüzdeki dönemde Bağbaşı Barajı, Mavi Tünel tamamlanarak sistemde 414 milyon metreküp su depolanacak ve 17 kilometrelik tünelle havzaya su aktarılacak.''



Erdoğan, 2008 yılı başında GAP yatırımları için 1 milyar 63 milyon, 2009 yılında 2,7 milyar ve 2010 yılında da 3,1 milyar lira tahsis ettiklerini belirterek, Eylem Planı dışında yürütülen yatırımlarla birlikte bu tutarın, 2010 yılında 3,3 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Erdoğan, bölgede GAP kapsamında 25 anaokulu, 3 bin 264 derslikli 136 ilköğretim okulu, 4 bin 500 öğrenci kapasiteli 16 ortaöğretim pansiyonu, 816 derslikli 35 genel ortaöğretim okulu, 408 derslikli 22 mesleki ve teknik Eğitim okulu inşaatının şu anda devam ettiğine işaret ederek, şöyle konuştu:



''Toplamda baktığımız zaman 4 bin 613 dersliğin yapımını sürdürüyoruz. Bölge üniversitelerinde 2009 yılında yaklaşık 4 bin 300 öğrencilik ilave kapasite oluşturduk. Mevcut inşaatların tamamlanmasıyla yaklaşık 15 bin öğrencilik ilave kapasite daha kazandırıyoruz. Harran Üniversitesine ait 600 yataklı, Dicle üniversitesinin 150 yataklı, Adıyaman Üniversitesinin 200 yataklı hastane inşaatları devam ediyor. Sağlık Bakanlığına ait 3 bin 240 yatak kapasiteli 24 hastane, 31 sağlık ocağıyla, attığımız adımlarla gerçekten bölgede sağlık noktasında bir destinasyon oluşuyor. 130 ünite kapasiteli ağız ve diş sağlığı merkezleri inşaatı da sürüyor.



Proje kapsamındaki en hayati yatırım alanını sulamadır. Bölgedeki 1 milyon 820 bin hektarlık nihai sulama hedefinin, 2013 yılına geldiğimizde 1 milyon 60 bin hektarlık kısmının tamamlanmasını planlıyoruz. 2009 yılı sonu itibariyle yaklaşık 300 bin hektar alan sulamaya açılmıştır. Bölgede arazi toplulaştırma projesine hız verdik. GAP bölgesinde 952 milyon liraya mal olması beklenen bu projeyle 2,1 milyon hektarlık alanda arazi toplulaştırması gerçekleştirilecek. Ülkemizde bugüne kadar yapılan toplam toplulaştırmanın yaklaşık 1 milyon hektar olduğu düşünüldüğünde ne kadar büyük hamle yaptığımız daha iyi anlaşılacaktır. İşte bütün bunlarla birlikte gerçekten Türkiye, tarımda aklınıza ne gelirse, bütün hububat vesaire ne gelirse, bu alanda artık sürekli ihracata girebilecek bir ülke konumuna geliyor.''



''DENİZE NAZIR HASANKEYF...''



Erdoğan, enerji alanında iki önemli Proje yürütüldüğünü, bu kapsamda yılda 3,8 milyar kilovat saat elektrik üretimi gerçekleştirilecek olan Ilısu Barajı ve hidroelektrik santrali projesine konsorsiyum tarafından ilave ticari kredi temin edildiğini ve baraj inşaatına hızla devam edildiğini söyledi.

Bunun bir çok özelliği olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:



''Aslında bu projemiz çok provoke edildi. Bunu Güneydoğulu kardeşlerim çok iyi bilir. Özellikle, Mardin, Batman, o bölgedeki kardeşlerim çok iyi bilir. 'Hasankeyf gidiyor, sular altında kalacak, şöyle olacak, böyle olacak.' Her türlü yalan söylendi. Aslında bu proje, Hasankeyfi kurtarma projesidir de aynı zamanda. Çünkü, biz şimdi yeni bir Hasankeyf kuruyoruz. Artık hangi dünyada yaşıyoruz? Tarihi eserlerin bir yerden alınıp bir yere taşınması, artık problem olmaktan çıktı. Bütün kodlamaları yapmak suretiyle bunları bir yerden alıp bir başka yere aynı bölgede taşımak mümkün. Bu da yapılırken, güçlendirme vesaire de yapılıyor, aslına sadık kalmak suretiyle. Bunun yanında Hasankeyf ilçesi şimdi denize nazır bir ilçe haine geliyor. Çünkü, TOKİ olarak projelere hazır hale geldi ve Hasankeyf ilçesinde yine orada çok daha farklı bir yere çekmek suretiyle orada da her şeyiyle gayet güzel, farklı bir Hasankeyf'i orada meydana getiriyoruz. Ama yerli, yerel mimariyle getiriyoruz. Buna dikkat ediyoruz. Böylece denize nazır bir Hasankeyf ilçesi meydana gelmiş olacak. Şu anda yoğun şekilde bu çalışma devam ediyor.''



''HER İL, İLÇE VE KÖY ŞANTİYEYE DÖNÜŞTÜ''



Erdoğan, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan kültür ve sanata, sulamadan enerjiye kadar her alanda bölgede hummalı bir faaliyetin devam ettiğini ifade ederek, GAP, DAP ve KOP ile bölgelerin çehresinin ciddi manada değiştiğini, geleceklerinin bugünden şekillendirildiğini söyledi.

AK Parti iktidarı döneminde Türkiye'nin her il, ilçe ve köylerinin bir şantiyeye dönüştüğünü belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Edirne'den yola çıkın Hakkari'ye kadar, Muğla'dan yola çıkın Iğdır'a kadar yol boyunca Okul, hastane, TOKİ evleri, adalet sarayları, üniversiteler, kültür merkezleri ve yurtlar, altyapı çalışmaları göreceksiniz. Büyük yol projelerinin, enerji hattı projelerinin Türkiye'yi bir uçtan bir uca kapladığına şahit olacaksınız. Rüzgar enerjilerinin Türkiye'de nasıl çalışmaya başladığını göreceksiniz. Bunlar yeni mi icat oldu? Evet bunlar AK Parti iktidarı ile Türkiye'ye geldi. KÖYDES ve BELDES, AK Parti iktidarından önce var mıydı? Yoktu ama AK Parti iktidarıyla gündeme geldi. Şimdi artık yolu olmayan köyler yola kavuştu. Hala devam ediyor çalışmalarımız. Elektrik, su aynı şekilde. BELDES ile aynı çalışmalar devam ediyor. Kamu yatırımlarının tamamlanma süresi 2001 yılında 9,5 yıldı, bugün bu süreyi biz 4,5 yıla kadar düşürdük. Bakınız nereden nereye...''



Erdoğan, grup salonunda ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' diye slogan atanlara, ''Bizler sizlerle gurur duyuyoruz'' karşılığını verdi.



''SİZ ORALARA HİÇ GİTTİNİZ Mİ?''



Türkiye'nin dört bir yanındaki büyük, küçük her projeyi önemsediğini, zaman zaman telefonla ilgili vali, kaymakam, hatta muhtarı arayarak projelerin ne aşamada olduğunu sorduğunu belirten Erdoğan, ''Zaman zaman muhalefet partileri çıkıyor, 'GAP'a kazma vurulmadı, GAP'ta hiçbir şey yapılmadı, yapılmıyor' diye iddialarda, ithamlarda bulunuyor. Muhalefete soruyorum, siz oralara hiç gittiniz mi, gitme nezaketinde bulundunuz mu? Oralardan yolunuz hiç geçiyor mu?'' diye sordu.



Bir grup izleyici ''Kıskananlar çatlasın'' diye bağırırken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Soruyorum muhalefete, terörü bitirmek için reçeteniz nedir diye... Bölgesel kalkınma projelerini adres olarak gösteriyorlar ama o projelerin ne aşamada olduğuna dair en ufak bir malumatları yok. Ankara'dan bakınca Harran Ovası, Muş Ovası, Konya Ovası görünmez. Oralara gideceksiniz. Oraların tozunu yutacaksınız. Oralardaki çiftçi kardeşlerimle hemhal olacaksınız. Giderseniz eğer oralarda sizi 17 bin kilometreye ulaşmış yollar, okullar, hastaneler, üniversiteler, yeni yapılmış konutlar karşılayacak. Ama oraya gitmeniz lazım. Sulama kanallarını, göletleri, barajları göreceksiniz, o toprakların nasıl bir bereket fışkıran zemin haline geldiğini göreceksiniz. O bereketle birlikte şimdi nasıl bir umudun yeşerdiğini, umudun o toprakları nasıl kuşattığını, o toprakların insanlarını nasıl sarıp sarmaladığını göreceksiniz. Ama gitmezler, gidemezler. Gitseler bile hakikati söyleyemezler. Bu muhalefetin yaptığı tek şey var; Ankara'da kriz üretmek ve kavga çıkartmaktır.'' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de yasama, yürütme ve yargının, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getirdiğini belirterek, ''Kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor'' dedi.



Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Silivri'deki mahkeme yolunu arşınlayanlar, çetelerin gönüllü avukatlığını üstlenenler, Ankara'nın doğusuna geçip oralarda nelerin yaşandığını ve nelerin yapıldığını görmezler ve göremezler'' diye konuştu.



CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın partisinin il kongresinde bir kez daha anket konusunu gündeme getirdiğini anımsatan Erdoğan, ''Sayın Baykal, bizim oy oranımız sizi niye bu kadar meşgul ediyor? Niye bu kadar rahatsız oluyorsun? Çok mu yükseldi oylarımız yoksa?'' diye sordu.



''Oranımızın anketlerde nasıl çıktığını sen bize bırak. Biz onları çok yakından takip ediyoruz. Hamdolsun milletimizin teveccühünün her geçen gün arttığını da memnuniyetle müşahede ediyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Ama anketler senin, partin, tavırların, politikaların hakkında ne söylüyor, sen çık onu anlat. Sayın Baykal sen iktidar olmak için değil, partinin başında kalabilmek için gayret sarfediyorsun. 'Çekilip gitmekten' bahsediyorsun. Biz, bunu zaten her zaman söylüyoruz. Milletimiz bizim hakkımızda ne karar verirse biz 'başımız, gözümüz üstüne' diyoruz. Ama sen kendin için acaba ne diyorsun? Bak şu anda sosyal demokratlar senin değerlendirmeni yapıyorlar. Ne diyorlar? 'dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir siyasi parti, sosyal demokratlarda, bir seçime girdi kazanamadı, ikincisine girdi kazanamadı, onun lideri başında durmaz.' Sen niye bu kadar direniyorsun, bu koltuk ne kadar tatlıymış. Almanya'dan, İngiltere'den örnekler veriyorlar. Şu anda Tony Blair isteseydi hala başbakan olarak görevine devam edebilirdi ama oylarının düştüğünü görünce kendisi çekildi ve arkadaşına bıraktı. Aynı şekilde Schröder seçimi ikinci olarak bitirdi hemen çekiliverdi. Sen niye bu kadar diretiyorsun, bırak. Bak artık senden sosyal demokratlar da memnun değil, 'çakıldın kaldın' diyorlar. Bunu ben değil, sosyal demokratlar, kendi partinden eski arkadaşların söylüyor. Ama ben tabii memnunum bundan. Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban.

Psikoloji biliminde sayın Baykal'ın bu yaklaşımına 'yansıtma' derler. Bu, bir savunma mekanizmasıdır. Kişi kendisindeki olumsuz durumları başkasına yakıştırır. Yalnız, Sayın Baykal'a bir tavsiyem var; yansıtmanın ileri derecesi düşünce sapmasıdır ki bu taşkınlıktır. En tehlikesi de halüsinasyondur. Yani kendini darı ambarında görmeye başlamaktır. Umarım Sayın Baykal, en kısa zamanda Türkiye'nin gerçek gündemine döner ve bizim oy oranlarımızı bırakıp kendi oy oranlarıyla ilgilenmeye başlar. Ben bunun kendi ruh sağlığı için de partisi için de son derece faydalı olacağına inanıyorum. Kendisini yenileyemeyen, dönüşümünü gerçekleştiremeyen, kendi durumunu idrak edemeyen, kendi durumu noktasında gerçekten bir değerlendirme yapamayan parti, nasıl Türkiye'yi dönüştürsün? Nasıl Türkiye'nin durumunu doğru anlayabilsin? Kendi sorunlarını çözemeyen bir hareket, Türkiye'nin sorunlarını nasıl çözebilir? Kendi toplumundan kopan, kendi insanının değerlerine yabancılaşan bir parti, devlet-millet kaynaşmasını nasıl sağlayabilir?''



''TEFRİKA OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR''



Baykal ve arkadaşlarının her fırsatta çıkıp, ''kurumlararası kavgadan, çatışmadan, uyumsuzluktan'' bahsettiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Sabah çıkıyor tahriklerle kurumlar asındaki güveni sarsmaya çalışıyor. Akşam çıkıyor 'kurumlararasında kavga var' diyor'' dedi.



Baykal'ın ''polisin, yargının, askerin içine fitne sokmaya, Hükümetin güdümünde göstererek, bu kurumların içinde tefrika oluşturmaya çalıştığını'' belirten Başbakan Erdoğan, ''Bir bakıyorsunuz kurumların yıpratılmamasından bahsediyor. Askeri, polisi, yargıyı hükümet yanlısı-hükümet karşıtı gibi konumlandırmaya çalışmak, kurumların güvenilirliğini sarsmak, itibarını zedelemek açıkça fitne çıkarmak değil midir? Kurumlarımızı bölünmüş, parçalanmış gibi göstermek, bu kurumlara zarar vermek, bu kurumların saygınlığını zedelemek değil midir? Sayın Baykal hizipçilikte mahir olduğu için her kurum içinde hizipler oluştuğu iddiasıyla 'nasıl bölünme meydana getiririm, bu kurumları Hükümetin üzerine nasıl gönderirim' diye hesap yapıyor. Bu çabalar beyhudedir'' diye konuştu.



Devletin bir ve bütün olarak Anayasal görevlerini yerine getirdiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Sizin dönemlerinizde böyle ayrışmalar, gruplaşmalar olmuş olabilir. Kurumların siyasallaşması sonucu hizipler ön plana çıkmış olabilir. Lütfen AK Partiyi kendinizle karıştırmayın. Geçmişteki yanlışlarınız faturasını bu millet çok ağır ödedi. Türkiye'de yasama, yürütme ve yargı, bağımsız biçimde, her türlü etkiden, her türlü baskıdan uzak şekilde Anayasa'da tarif edildiği şekilde işlemlerini yerine getiriyor. Aynı şekilde kurumlarımız tam bir uyum, koordinasyon içerisinde çalışmalarına devam ediyor. Yargının aldığı her kararı biz de memnuniyetle karşılamıyoruz. Ülkenin, milletin menfaatine ters sonuçlar ortaya çıkabildiğini görüyoruz ama yargının kararlarına karşı çıkıp 'AK Parti düşmanlığı yapıyorlar, hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar' demiyoruz. Beğenmediğimiz her yargı işlemine karşı yargıyı belli grupların hakimiyetine girmekle, karanlık emellerin peşinde koşmakla suçlarsak, bunun vereceği zararları nasıl telafi edebiliriz? Hukuk sistemine inanmazsak, biz güvenmezsek başkalarının inanmasını, güvenmesini bekleyemeyiz. Elbette her kurum kendisini yenilemeli, evrensel normlara, çağdaş ölçülere adapte etmelidir. Milletini iradesini, ülkenin selametini düşünmelidir. Ama kurumlara duyulan güveni sarsmak kendi bindiğiniz dalı kesmek anlamına gelir.''



7,5 yılda demokrasiyi güçlendirerek, erkler ayrımını da sağlıklı bir zemine kavuşturma noktasında büyük gayret sarf ettiklerini ifade eden Erdoğan, buna rağmen her fırsatta kurumları hedef almak, kurumları yıpratmaya çalışmak, kurumları birbiriyle çatıştırma gayretine girmek, kurumlar arasında ikilik oluşturmaya çabalamanın, ''muhalefetin değişmez politikası'' haline geldiğini kaydetti.

Baykal'ın işine gelen yargı kararları karşısında ''şeriatın kestiği parmak acımaz'' dediğini, işine gelmeyen yargı tasarrufları karşısında ''hükümeti yargıya müdahaleyle suçladığını'' söyleyen Erdoğan, şunları ifade etti:



''Yandaş yargı oluşturmak gibi ağır ithamlarda bulunuyor. Hükümet, hangi adımı atsa hemen Anayasa Mahkemesinin kapısına koşuyor. Bunu öyle bir alışkanlık haline getirdiler ki yasamanın yetki ve fonksiyonlarını etkisiz hale getirmek, anlamsız hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Peki o zaman milli egemenlik, demokratik irade nasıl tecelli edecek, ne anlam ifade edecek? Siz yasama ve yürütmeyi yargı üzerinden etkisiz hale getirmeye çalışırsanız, o zaman Mecliste sayın Başkanın arkasında 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' ifadesinin ne anlamı kalacak? Sürekli kriz çıkarmayı, engel olmayı muhalefet sanırsanız şu ülkede demokrasi nasıl hayata geçer, millet iradesi nasıl hayata geçer? Yargı sizin istediğiniz gibi karar verirken yargıyı yüceltir, farklı kararlarda yargıyı AK Partili olmakla suçlarsanız size kim inanır?''



AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'nin cumhuriyetçilikle yakından uzaktan alakası olmadığını belirterek, CHP'ye; bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmesi çağrısında bulundu.



MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlığın, siyasetin seviye kaybetmesine neden olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Bundan sonra fevkalade bir durum olmadıkça ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım'' dedi.



Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, devlet-millet ilişkilerinin evrensel demokratik ölçüler çerçevesinde yeniden inşa edilmesi gerektiğini her zeminde savunduklarını söyledi.



Erdoğan, 7,5 yılda bu yönde ciddi mesafe kat ederek devlet-millet ilişkilerini demokratik evrensel normlar esasında yeniden tanımlayan düzenlemelere imza attıklarını belirterek, ''Türkiye'de, demokrasinin gelişiminin önüne zihni duvarlar örenler, cumhuriyeti dillerinden düşürmeyip onun temeli olan vatandaşlık kavramını hiçe sayanlar, cumhuriyetin eşitlik ilkesini bizden olanlar ve olmayanlar ayırımıyla bir imtiyaza dönüştürmeye çalışanlar, bugün kendi ürettikleri hayati senaryolar düzeninden AK Parti'yi açığa düşürmeye çalışıyorlar'' dedi.



CHP'nin cemazievvelini çok iyi bildiklerini belirten Erdoğan, tarihin bunun açık şahidi olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:



''İktidarı döneminde halkının iradesine saygı duymadan, kendi il başkanını o ile vali tayin edebilen bir anlayıştır bu CHP zihniyeti. Tarih, buna şahit, bunları yaptınız. Ama tabi yeni kuşaklar bunu bilmiyor. Kendinizi demokrat, cumhuriyetçi... Ne cumhuriyeti ya, sizin cumhuriyetçilikle yakından, uzaktan alakanız yok. Sadece tabelanızda var. Cumhuriyet, halkın ta kendisidir, halkın iradesinin kurumsallaşmasıdır, siz de bu yok. Türkiye'de Siyaset içi ve dışı aktörlerin kafasındaki devlet ve siyaset tasavvuru, dost ve düşman ayırımına dayanan bir tasavvurdur. Bu anlayışa göre, milletin belli unsurları düşman iken, belli unsurları da dost. Vatandaşlık, hak ve hukukla mukayyetken; vatandaşlığa, ideolojik konuma göre anlam kazandırmaya çalışanlar, büyük bir yanlış yaparlar. Yurttaş, vatandaş olmak, belli bir ideolojiye yakın veya uzak olmakla değer kazanmaz. Bir ülkede yaşayan her insan, herkese tanınan hak ve hukuka sahiptir. Kafa yapısına, etnik özelliğine, mezhebine göre imtiyaz sahibi olmaz. Öz veya üvey ayrımına tabi tutulamaz. Suçlular bile vatandaştır. Temel yurttaşlık haklarına sahiptir. Bir insanın suçlu olması, onun düşman kategorisine yerleştirilmesine izin vermez. Vatandaşını makbul olan, makbul olmayan diye ayırıma tabi tutmak hiç kimsenin görevi de değildir, haddi de değildir.



Kişilerin hukuka uygun olan ya da olmayan eylemleri olabilir. Bunu da değerlendirebilecek olan hukuk sistemidir. Bu tasavvurun siyasetteki son temsilcisi, CHP'dir. 1940'lı yılların otoriter devlet telakkisiyle yoğrulan CHP için demokrasi sadece zaman zaman hatırlanan, zaman zaman faydalı görülen bir araçtır. CHP, sahici bir demokratikleşme sürecini, eşitlik ve özgürlüğü sağlayacak bir gelişme olarak değil, imtiyaz ve vesayet sistemini yerle bir edecek bir tehlike olarak görür. Bugün aynı şekilde çıkıp kurumları ve yargıyı; sizinkiler, bizimkiler, yandaş, yandaş olmayan diye ayırmak da işte bu zihniyetin uzantısıdır. CHP, iddia ettikleri gibi samimi bir değişimin içine giriyorsa, öncelikle bu bölücü, ayrıştırıcı, kışkırtıcı üsluptan vazgeçmelidir. İkbalini vesayetçi rejimlerde arayan siyaset tarzını derhal terketmelidir. CHP için, Türkiye için, demokrasimiz için hayırlı olacak tavır budur. CHP, oynadığı bu tehlikeli oyuna bir an önce son vermelidir. Cumhuriyetin kurumları arasında böyle bir ayrışma, böyle bir kutuplaşma olduğu izlenimi uyandırmak, kurumları birbirine düşürmeye çalışmak çok büyük bir yanlıştır.''



''SİYASETİN DİLİ VE ÜSLUBU''



Başbakan Erdoğan, siyasetin son günlerdeki dili ve üslubunun gündeme yoğun bir şekilde girdiğini ve tartışıldığını söyledi.



Partilerini kurdukları andan itibaren siyasete yeni bir üslup ve dil kazandırdıklarını belirten Erdoğan, yapıcı olmaya, gönül diliyle konuşmaya çalıştıklarını, söz üretmekten çok iş üretmeyi dert edindiklerini, 'biz değil eserlerimiz konuşsun, yaptıklarımız konuşsun' istediklerini kaydetti. Erdoğan, her zaman yaptıklarıyla, hedefleriyle milletin huzuruna çıktıklarını belirtti.



Başbakan Erdoğan, tüm bu süreçte şahsına, partisine ve Hükümete yönelik son derece ağır ve haksız iftira ve ithamlar karşısında da susmadıklarını bildirdi. Muhalefetin seviyesiz ve kırıcı üslubu karşısında seviyeli bir üslupla gerekeni söylemekten kaçınmadıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Geçen hafta partilerin grup konuşmalarındaki hakaretlere, tahriklere aşağılamalara bakınca bu üslubun Türk siyasetine yakışmadığını, siyaseti de yanlış bir mecraya doğru sürüklediğini düşünüyorum. Çünkü, demokrasinin temeli diyalogtur, uzlaşıdır. Böyle kin ve nefret kokan bir üslupla, ne diyalog olabilir ne uzlaşı sağlanabilir. Konuşamayan, tartışamayan sadece suçlayan, hakaret eden bir üslupla aynı masaya gelip oturamayan bir anlayışla demokrasiyi de geliştiremeyiz siyasetin itibarını da yükseltemeyiz. Milletimiz bu seviye kaybından son derece rahatsızdır. Özellikle bazı konular gündeme geldiğinde bakıyorsunuz, çok farklı bir üslup ortaya çıkıyor. MHP liderinin konuşmalarına yansıyan hırçınlık ve saldırganlık, siyasetin seviye kaybetmesine sebep oluyor. Siyasi tarihimizde bu kadar hakaret cümlesi, bu kadar tahkir kelimesi, küfür, bu kadar aşağılama ifadesi yer alan başkaca bir konuşma olduğunu sanmıyorum. Adeta bir küfür ve hakaret antolojisi oluşturuluyor. Türkçe argo sözlüğü didik didik edilmiş ve o sözlükteki her kelime bir cümle içinde kullanılmış. Sayın Bahçeli'nin bu üslubu, siyaset tarihine en çirkin üslup olarak geçecektir, eminim ki hiç bir zaman hatırlanmak istenmeyecektir.''

Başbakan Erdoğan, daha önce bir kaç kez, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuşurken, çocukların televizyondan uzak tutulması gerektiğini söylediğini ifade ederek, bu tavsiyesini Bahçeli'yi tahrik etmek için söylemediğini, çocuklar adına gerçekten kaygı duyduğu için söylediğini bildirdi. Erdoğan, ''Çünkü bu ifadeler sağlıksız bir siyasi zihniyeti, problemli ruh halini gösteriyor'' diye konuştu.



''KENDİ YANLIŞLIKLARIYLA BAŞBAŞA BIRAKIYORUM''



MHP'ye yakın olan vatandaşların, bu üslubu tasdik etmediklerini bildiğini, bu üsluptan hicap duyduklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:



''Bu ve buna benzer hakaretler kime yapılıyor? Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına, Hükümetine yapılıyor. Yüzde 47 oy olarak, her iki kişiden birinin oyunu alarak Meclise gelen bir siyasi partiye yapılıyor. Düşüncenin bittiği yerde, hakaret başlar. Mantığın tükendiği yerde şiddet başlar. Diyor ya bir metreden daha yakın olmayacaksınız. Ama bizim sıralarımıza gelebilirsiniz, bizim kapılarımız açık. Bizim kapımız gönül kapısıdır gel. Ne olursan ol yine gel. Fakat ertesi gün arkadaşlarım ziyaret ettiler. Bir metre filan uygulanmadı. Millete söyleyecek sözü olmayanlar hakaret sözcüklerinin arkasına saklanır. Sağduyuyu, erdemi, fazileti yitirenler tahkir etmeye, hakaret etmeye başlarlar. İşte bu sağduyunun, sözün ağırlığını ve anlamını kaybettiği ciddi bir heyezan halidir. Bu psikolojinin dayandığı zihniyet; siyasi rakibini düşman olarak gören, siyasi rekabeti savaşmak olarak algılayan bir siyasi düşünceye dayanmaktadır. Bu siyaset tarzının, üslubunun bütün dünyada demokrasi dışı görülmesi, işte bu saldırganlığındandır. Tahammül etmek, tolere etmek, anlayışla karşılamak, sağduyu ile aklı selimle hareket etmek bizim medeniyetimizin gereğidir. Bu ülkenin Hükümetini, 9. haçlı seferi yapmakla itham edecek kadar ölçüsünü, dengesini kaybetmiş olmak, bizim medeniyet değerlerimizden kopmuş olmanın, milletin değerlerinden uzaklaşmış olmanın bir göstergesidir. Bunu sen, yüzde 47 oy almış bir siyasi partiye nasıl söylersin? Hangi hakla ve gerekçeyle söyleyebilirsin? Her türlü hakareti yapanları, ölçüsüzlüğü yapanları ben kendi yanlışlıklarıyla başbaşa bırakıyorum. Bizi kendi seviyelerine, üsluplarına çekeceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Seviyeli ve bütünleştirici bir üslupla konuşmaya devam edeceğiz.



Biz Yunus Emre'nin, o arı duru, o saf, o süt gibi temiz diliyle konuşacak ve diyeceğiz ki; 'sözü bilen kişinin yüzünü ak ede bir söz, sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz, kişi bile söz zemini, demeye sözün kemini, bu cihan cehennemini 8 cennet ede bir söz'. Bizim farkımız üslubumuzdur, seciyeli, ahlaklı nişanımızdır. Bizim farkımız eserlerimizdir, hizmetlerimizdir, biz bu farkı muhafaza edeceğiz. Onlar iftira atacak, biz onlara değil, milletimize konuşarak cevabını vereceğiz. Onlar itham edecek biz milletimizi muhatap alacağız. Bundan sonra da fevkalade bir durum olmadıktan sonra ne Sayın Baykal'ı ne Sayın Bahçeli'yi ağzıma kolay kolay almayacağım.''



EYLEMLER



Başbakan Erdoğan, konuşmasında, dün bazı illerde yaşanan provokatif eylemlere de değindi.

Dünyada demokratik mücadelenin yöntemi ve üslubunun belli olduğunu belirten Erdoğan, taş ve molotof atmanın, camları kırmanın, esnafı tehdit ederek kepenk kapattırmanın, demokratik bir mücadele yöntemi olmadığını söyledi.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sokakları savaş alanına çevirerek, güvenlik duygusunu tahrip etmeye, devlete olan güveni sarsmaya çalışmanın ancak terör ve şiddeti yöntem olan seçenlerin bir tarzı olabileceğini kaydetti. İllegal gösterilerde çocukları kullanmak, küçücük çocukları karanlık emellere alet etmenin büyük bir vicdansızlık ve sorumsuzluk olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Çocuk masumiyeti hiç bir mücadeleye alet edilemez, hiç bir siyasi çekişmeye kurban edilemez'' dedi.



Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:



''Bu masumları sokak çatışmalarının içine atmak, ellerine taş verip sağa sola saldırtmak hangi vicdana sığar? Eline molotof kokteylini tutuşturmak suretiyle toplu taşım araçlarına bunları fırlatmak, Serap gibi yavrularımızın ölümüne sebep olmak hangi vicdana sığar? Bu ancak insaniyetten nasibini alamamış, yüreği taş tutmuş kişilerin yapabileceği bir alçaklıktır. Aylardır çocukların yargılanmalarında adalet istediğini söyleyen sivil toplum kuruluşları, aydınlar, yazarlar niçin bu duruma tepki göstermiyorlar? Bu yavrularımızın, birilerinin siyasi hesaplarına kurban edilmelerini, istismar edilmelerini de istemiyoruz. Veliler çocuklarına sahip çıksınlar. 'Suç işleyen çocuklar' deniyor, ama biz öyle demiyoruz; 'suça itilen çocuklar' diyoruz. Bunları suça itenler var.''



Başbakan Erdoğan'a, konuşmasının ardından Yeditepe Üniversitesinden gelen bir öğrenci grubu çiçek ve plaket sundu.

"Senin gibi ana muhalefet liderine can kurban"

Herkesin gözü Trichet nin koltuğunda

AVRUPA Merkez Bankası (AMB) Başkan Yardımcısı Lucas Papademos'un 31 Mayıs'ta sona erecek görevine AB'li maliye bakanları, Portekiz Merkez Bankası Başkanı Vitor Constancio'yu seçti. Constancio'nun seçilmesi, görevi 2011'in Ekim ayında sona erecek olan AMB Başkanı Jean-Claude Trichet'nin koltuğuna da kimin oturacağı tartışmalarını alevlendirdi. Constancio'nun AMB başkan yardımcılığı için sağlanan ittifakın, Almanya Merkez Bankası Başkanı Axel Weber'in, Trichet'in yerine geçmesi için bir hamle olarak yorumlandı. Eurogroup Başkanı Jean-Claude Juncker, Weber ile ilgili olarak, "Almanya, Weber'in söz konusu pozisyonu alabilmesi için ciddi bir savaş vermek zorunda" dedi. AMD başkanlığı için adı geçen diğer bir isim ise İtalya Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi.

Herkesin gözü Trichet'nin koltuğunda

Goldman Sachs endişesi diğer AB ülkelerini de sardı

AVRUPA Komisyonu'nun Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Yunanistan hakkında, bütçe açığının gerçek büyüklüğünü gizlemek için ABD'li yatırım bankası Goldman Sachs ile türev işlemleri yaptığı yönündeki iddiaları detaylı şekilde araştırmak üzere soruşturma açıldığını söyledi. İtalya ve İngiltere'nin de benzer işlemler gerçekleştirdiği iddia ediliyor. Benzer teknikler uyguladığı şüphesi olabilecek diğer ülkeler hakkında da gerekirse inceleme başlatacaklarını belirten Rehn, "Bu konuyla ilgili soruşturmayı başlattık. Bu tür tekniklerin Yunanistan dışında diğer üye ülkeler tarafından da kullanıldığını düşünmemizi sağlayacak bir neden görürsek, bu ülkelerden konuyla ilgili bilgi talep edeceğiz" dedi. Rehn, Yunan hükümetinin borç krizi ile ilgili olarak AB'den hiçbir mali destek talebinde bulunmadığını söyledi. Toplantıda öne çıkan açıklamalar şöyle:

Almanya Maliye Bakan Yardımcısı Joerg Asmussen: Yunanistan, tıpkı euro Bölgesi'ndeki İrlanda gibi önlemlerini kendi çabaları ile almalı.

Yunan Maliye Bakanı George Papaconstantinou: Euro Bölgesi'ni ve AB'nin tamamını kaygılandıran daha büyük sorunlar var.

Fransa Maliye Bakanı Christine Lagarde: Önümüzdeki 30 günlük süre çok önemli ve Yunanistan'ın durumu o zaman belirmeye başlayacak.

Goldman Sachs endişesi diğer AB ülkelerini de sardı

Thursday, December 31, 2009

Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil


New York Times gazetesinde yayımlanan bir Haber analizde, Dünyanın ortak para birimi kullanan en büyük bölgesinin, 2009’da tarihinin en kırılgan dönemini yaşadığı belirtildi.

Haber analizde ayrıca, euro Bölgesi kapsamındaki ülkelerin yarısına yakınının finansal güvenirliklerini yeniden sağlamak için uzun dönemli sıkıntılar çekeceğine de işaret edildi.

Analistler ise, bölgenin asıl Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Almanya, Fransa ve diğer Kuzey Avrupa Ülkeleri’ndeki ekonomik gelişmelere cevap olarak, faizleri yükseltmesi durumunda ortaya çıkacak finansal, siyasi ve sosyal sıkıntılara dayanma konusunda sıkıntı yaşayacağını belirtti.

Haber analizde Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya’nın, önümüzdeki dönemde zayıf ekonomi, yüksek işsizlik oranı ve büyük cari açık gibi sorunlarla baş etmek durumunda kalacağı da belirtildi.

KÜÇÜK EKONOMİLER TEHLİKEDE
Bununla birlikte, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde faizlerin artırılması durumunda, Euro Bölgesi içindeki diğer küçük ekonomilerin resesyon ve deflasyonla baş etmek zorunda kalabileceğine dikkat çekildi.

Konuyla ilgili yorumlarına yer verilen, Barselona merkezli Uluslararası Ekonomi Araştırmaları Merkezi Başkanı Jordi Galí, Euro Bölgesi’nin ekonomik iyileşmesinin üzerine çok fazla gidilmediğini belirtti ve sorunun kredi derecelendirme kuruluşlarının Gayrimenkul sektöründeki krizi önceden göremedikleri için Yunanistan ve diğer ülkelerin kredi notlarını düşürmesiyle fark edildiğini söyledi.

ÜLKELER KARŞI HAREKETE GEÇİYOR
Euro Bölgesi içinde ilk tökezleyen ülke İrlanda oldu. Sıkıntılarla baş etmek için ciddi mali önlemler alan ülke, kamu sektöründeki ödemeleri oldukça aşağıya çekti.

Son dönemde büyük sorunlarla boğuşan Yunanistan da şu anda harcamalarını azaltma sözü veriyor. Ancak ülkedeki siyasi sistemin mali önlemleri kabul edip etmeyeceği net değil.

Sıkıntı içindeki diğer bir ülke olan İspanya ise, ekonomisinin kısa zamanda iyileşeceği umuduyla finansal sorgulamalarını erteliyor gibi görünüyor.

Analistler ise, Euro Bölgesi’nin zayıf halkalarını oluşturan ekonomilerin işsizlik rakamlarının yüksek olduğunu ve verenlerin inatçılığı nedeniyle, kamu sektöründeki ödemeleri ve emeklilik maaşlarını ya da kamu harcamalarını azaltma gibi seçenekleri olmadığını belirtti.

EURO DEĞER KAYBETTİRDİ
Bölgede yaşanan ekonomik sıkıntılar, euronun dolar karşısında yüzde 5’in üzerinde değer kaybetmesine neden oldu. Birçok ekonomist ise bölgedeki güçlü ekonomilerle güçsüzlerin arasındaki uçurumun kapanmaması durumunda, euronun daha fazla zayıflayabileceğini dile getirdi.

Analizde, Euro Bölgesi’nin ABD’yi düzlüğe çıkaran ihracatını artırarak sıkıntılarından kurtulabileceği ve bölgedeki ekonomileri birbirine yaklaştırabileceğine dikkat çekildi.

Buna rağmen, ihracatın artırılması durumunda bile iyileşmenin hemen gerçekleşmeyeceği belirtildi ve ekonomik sıkıntı çeken ülkelerin seçmenlerine almaları gereken mali önlemleri kabul ettirmekte zorlandıklarına dikkat çekildi.


Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil

Tuesday, December 29, 2009

Apple dan MS e sert darbe

Microsoft'un Apple iPhone için geliştirdiği arama motoru uygulaması Bing'in porno içerik yüzünden Almanya'daki Apple Store'dan kaldırıldığı iddia ediliyor.

Touch-mania.com sitesinin bildirdiğine göre arama sonuçlarında 18 yaş altındaki kullanıcılara uygun olmayan içeriklerin çıkması olayın nedeni olabilir. Başka terimlerin yanında "porn" terimiyle resim araması yapıldığında porno içerik iPhone'a aktarılabiliyor. Lakin Almanya'daki bazı kaynaklar mevcut Bing kurulumlarında aynı arama sonuçlarına ulaşamadıklarını da bildiriyor.

Bing uygulaması önceden de olduğu gibi iTunes'un ABD mağazasında indirilmeye sunulmaya devam ediyor. Apple henüz durum hakkında herhangi bir açıklama yapmadı.
Apple'dan MS'e sert darbe

Wednesday, December 23, 2009

Avrupa da soğuklar can almaya devam ediyor

Avrupa'da etkili olan dondurucu soğuklar yaklaşık 120 kişinin ölümüne yol açtı.
Polonya'da yalnızca bir gün içinde 10 kişi soğuklar nedeniyle öldü, toplam ölü sayısı 79'a yükseldi. Ukrayna'da da soğuklar nedeniyle ölenlerin sayısı 27'yi buldu.
Avusturya, Finlandiya ve hava sıcaklığının eksi 33 dereceye kadar düştüğü Almanya'da meydana gelen Trafik kazalarında da 13 kişi hayatını kaybetti.
Hırvatistan'ın başkenti Zagreb'de meydana gelen bir tren kazasında 50 kişi, Paris'teki bir diğer tren kazasında ise 36 kişi yaralandı.
Avrupa'nın bazı bölgelerinde kar kalınlığı yarım metreye ulaştı. Soğuk hava koşulları nedeniyle Avrupa genelinde birçok kentte trafik aksadı, yüzlerce uçak ve tren seferi iptal edildi. Ancak ulaşımda dünden itibaren bazı düzelmeler görülmeye başlandı.
İngiltere ile Fransa ve Belçika arasında, Manş Denizi'nin altından yapılan Eurostar tren seferlerini üç günlük aranın ardından dün ilk seferini yaptı. Cumartesi ya da Pazar günü yolculuk yapmak için bilet alan ancak seferlerin iptaliyle mağdur olan yolcuların taşındığı, sınırlı sayıdaki seferlerin devam edeceği belirtildi.
Avrupa'nın üçüncü büyük havaalanı olan Frankfurt Havaalanı da yeniden ulaşıma açıldı. Ancak havaalanından yapılan uçak seferlerinde çok sayıda iptal ve rötar söz konusu oldu.
Londra'nın Heathrow Havaalanı'ndan yapılan tüm yurtiçi ve Avrupa seferlerini durduran İngiliz Havayolları (British Airways) da şimdi çoğu seferinin yapılabildiğini belirtti.
EVSZİLERE YARDIM EDİNHava sıcaklığının eksi 20 dereceye kadar düştüğü Polonya'da polis halka evsizlere yardım etmeleri çağrısında bulundu. Polis, soğuklar nedeniyle ülkede ölen 79 kişinin çoğunluğunu evsizlerin oluşturduğunu belirtti. Krakov'da bir lokanta kentin ana meydanında binlerce evsize sıcak yemek dağıttı.
Avrupa'da soğuklar can almaya devam ediyor

Belki de AB den vazgeçmeliyiz

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Guy Verhofstadt, AB'nin etkinlik yitirdiğini, önemli müzakerelerin yapıldığı masalardan dışlandığını, bu gidişle ekonomik ve siyasi çöküşün hızlanacağını belirterek, AB projesinden vazgeçmenin belki de "gerçekçi bir seçenek olacağını" ifade etti.
Belçika'nın eski Başbakanı ve AB'nin saygın isimlerinden biri olarak tanınan Verhofstadt, yüksek tirajlı "Le Soir" gazetesinde kaleme aldığı makalede ağır ifade ve uyarılara yer verdi.
Verhofstadt, gazetenin birinci sayfadan ve manşetten yansıttığı yazıda, Kopenhag'da yapılan "başarısız çevre zirvesi"nden hareketle söz konusu zirvede karar alınan masada ABD, Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika'nın bulunduğunu, bu durumun çok "anlamlı" olduğunu, "yeni bir imparatorluklar çağının başladığını" anlattı.
"AB, Kopenhag'da, müzakere ve karar masalarına davet edilmedi. Fransa, Almanya, İngiltere veya bir tek AB ülkesi de büyüklerin masasında yoktu" diyen ve bunun "şoke edici" olduğunu vurgulayan Verhofstadt, "Sıkı durun. Yeni imparatorlar sadece ekonomik güçle yetinmeyecekler, Askeri güce hakim olmanın yollarını da arayacaklar, istedikleri çatışmalara müdahale edip, istedikleri mutabakatlara birlikte ulaşacaklar" dedi.
Eskiden, AB'nin dışlanacağını ve karar mekanizması dışında bırakılacağını söyleyenlerin "saf bir kötümserlikle" suçlanabileceğini, oysa bunun bugün bir "gerçek" olduğunu belirten Verhofstadt, "Artık büyük güçler AB'yi dinlemiyor. Bu şekilde uykumuzdan uyanmak zor iş" ifadesini kullandı.
AB Dünyanın İSVİÇRE'Sİ OLUR"Bu durumda her şeyden vazgeçmek zamanı geldiği sorgulanabilir, belki bu en gerçekçi seçenektir" diyen Guy Verhofstadt, bunun "tehlikeli bir seçenek" de olacağını, büyük güçlerin Avrupa ülkelerine fikir sormadan karar vermelerine tamamen yeşil ışık yakmak anlamına geleceğini, AB'nin, "dünyanın İsviçresi" haline geleceğini anlattı.
"Henüz bu aşamada değiliz ama Kopenhag çok ciddi bir uyarıdır, hayallerimizi yıkmıştır" diyen Verhofstadt, bu gidişle küresel düzende AB'nin ekonomik ve siyasi açıdan da "tepe taklak" düşeceğini, bunu engellemek için, hiç vakit kaybetmeden, birlikte ve daha iyi çalışmak gerektiğini ifade etti.
Belki de AB'den vazgeçmeliyiz

Türk kökenli hakeme şike suçlaması

KÖLN - Deutsche Welle'nin haberine göre, Almanya İkinci Futbol Ligi'nde yardımcı hakem olarak görev alan Çetin Sevinç'in maçlarda manipülasyon yaptığı yönünde şüphelerin olduğu bildirildi.
Bild gazetesi, Alman Futbol Federasyonu DFB'nin Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti'nin Waltrop kentinden gelen ve yardımcı hakem olarak ikinci ligde görev yapan 27 yaşındaki Çetin Sevinç'in maçlarında manipülasyon yapıldığından şüphelendiğini yazdı.
Alman Futbol Federasyonu Başkanı Theo Zwanziger, gazeteye yaptığı açıklamada, bu üzücü olayın birkaç günden bu yana federasyon tarafından bilindiğini ve bu konuda elde edilen bilgilerin, son yılların en büyük şike skandalını soruşturan Bochum Savcılığı'na iletildiğini ifade etti. Zwanziger, hakeme karşı şüpheleri ciddi olarak artıran yeni delilerin var olduğunu belirtti.
Sevinç'in suçu ispatlanana kadar masum olduğunu belirten Zwanziger, ancak hakemin maçlarda manipülasyon yaptığının doğrulanması durumunda da bunun hakemin kariyerinin sona ereceği anlamına geleceğini ve uygun bir cezaya çarptırılmasını umduğunu kaydetti.
Bochum Savcılığı'nın geçtiğimiz ay ortaya çıkardığı yeni şike skandalı kapsamında, Avrupa çapında en az 200 maç mercek altında bulunuyor. Bu karşılaşmalar arasında Türkiye ligleri ve Şampiyonlar Ligi'nden maçlar da bulunuyor.
GÖREV ALDIĞI MAÇLAR İÇİN Bahis OYNUYORDUBild gazetesinin haberine göre, Türk kökenli yardımcı hakem Çetin Sevinç'in adının karıştığı şike skandalı iki hafta önce bir ihbar üzerine ortaya çıktı. Rot-Weiss Oberhausen- TSV 1860 Münih karşılaşmasında bahis alarmı verildiğinde, bu konuda bilgi veren bir kişinin, muhtemel bir manipülasyon olayında bu karşılaşmada yardımcı hakem olarak görev alan Sevinç'in ismini verdiği öne sürüldü. Bu maçı 1860 Münih deplasmanda 1:0 kazanmıştı.
Yeminli ifade veren bir başka tanık ise ifadesinde, Sevinç'in bir aracı üzerinden, kendisinin görev aldığı maçlar için bahis oynadığını ve maçlarda alınan kararların etkili olduğunu övünerek anlattığını kaydetti.
SEVİNÇ: İDDİALAR SAÇMALIKSevinç ise maçlarında manipülasyon yaptığı ve kendisinin yer aldığı maçlar ile ilgili bahis oynadığı yönündeki suçlamaların doğru olmadığını belirterek, ''Hepsi tamamıyla saçmalık. Benim gizleyecek herhangi bir şeyim yok'' dedi.
Türk kökenli hakeme şike suçlaması

Saturday, December 19, 2009

Almanya dan mali çöküş uyarısı geldi


Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble yaptığı son açıklamada küresel ekonomik krizin bitmesiyle ülkenin mali krize doğru sürüklendiğini ve artan bütçe açığının geleneksel araçlara kontrol altına alınamayacağı uyarısında bulundu.
Alman bakan tarafından kabineye sunulan 2010 yılı taslak bütçesinde açığın 85.8 milyar euro olacağı öngörüldü. Bütçe taslağında görülen açık miktarı daha önce Schäuble'nin selefi tarafından tahmin edilenden daha az olsa da 1996 yılındaki rekor açığın iki katından daha yüksek.
Financial Times da yer alan bir Haber analizde Almanya'nın içinde bulunduğu bu duruma dikkat çekilirken, bu açıkta geçen hükümetin ekonomiyi canlandırmak için aldığı harcamalar için yaptığı 14.5 milyar dolarlık miktarın yer almadığı belirtildi.
FT, Almanya'nın kamu finansmanın küresel kriz sürecinde Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri kadar kötü etkilenmediğine de vurgu yaptı. FT, ülkenin kamu açığının bu sene AB'nin istediği yüzde 3'lük gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranının altında kalacağını ancak bu oranın 2010'da yüzde 6 seviyesine çıkma beklentisine de işaret etti.
Hükümet, daha önceki hükümet tarafından Anayasa'ya konulan mali kurallar nedeniyle 2011 yılından başlayarak 2016 yılına kadar harcamalarında kısıtlamaya gitmek zorunda kalacak. Ancak Berlin, alınan mali kararlar yapısal açığa odaklandığı için her yıl bulması gereken 10 milyar euroyu bulmak için iyileşen ekonomiyle artan gelirlerden katkı sağlayamayacak.
Alman Maliye Bakanı, bütçe açığıyla baş etmenin büyük çaba gerektirdiğini söylerken, bunun üstesinden gelmek için geleneksel olarak nitelemediği hangi önlemleri alacağı konusunda ise açıklama yapmadı.
Ancak, Başbakan Angela Merkel'in A takımında yer alan Schäuble, Merkel'in seçimlerden önce verdiği söze paralel olarak katma değer vergisinde bir artışa gidileceği söylentilerini reddetti.
Maliye bakanı bunun külfetine herkesin katlanacağını da sözlerine ekledi.
FT, Schäuble'nin uyarısının hükümetin halk tarafından sevimsiz bulunan ve ülkedeki cömert sayılabilecek refah sistemindeki kesintilere hazırlama amacı taşıdığının da altını çizdi.
Almanya’dan mali çöküş uyarısı geldi

Euro borç korkusuyla değer kaybediyor


The Wall Street Journal’da “Debt Fears Rattle Europe” başlığıyla yayımlanan Haber analizde, İspanya ve Yunanistan’ın ekonomik sıkıntılarına ek olarak, Avusturya’nın bankacılık sisteminde yaşanan son gelişmelerin de piyasaları sarstığına dikkat çekildi.
Avusturya, Avrupa Merkez Bankası’nın emriyle Pazartesi günü başka bir yerel bankanın devlet kontrolüne geçirilmesinin ardından, ülkede başka bir bankanın Doğu Avrupa’daki riskli yatırımlarında sorun yaşadığı dedikodularıyla sarsıldı.
Bu gelişmelerin ardından Euro, Salı günü dolar karşısında ekim ayından bu yana görülen en düşük seviye olan 1,4505’e geriledi.
YUNANİSTAN BUZ DAĞININ GÖRÜNEN KISMI
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birliği’nin başkanı da olan bütçe sözcüsü Norbert Barthle, “Yunanistan buz dağının görünün kısmı” yorumunu yaptı.
Haber analizde, Euro Bölgesi bölgesinde bütçe açıklarının artması ve bazı ülkelerin ekonomilerin çok zayıf olmasının Almanya ve diğer güçlü ekonomilere sahip ülkelerin, bölgedeki zayıf ülkeleri olası bir finansal krize karşı nasıl koruyacakları üzerine düşünmek zorunda bıraktığına dikkat çekildi.
Euro Bölgesi içinde, Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya oldukça yüksek bütçe açıklarına sahipken bu ülkelerin büyüme olasılıkları da düşük görülüyor. Uzmanlar, bu durumun, ülkelerin borçlarını hızlı bir şekilde artırabileceği uyarısını yapıyor.
EURO BÖLGESİNİN GÜVENİRLİĞİ ZARAR GÖRÜYOR
Analizde, ülkelerin Euro Bölgesi üyesi olduğu için para birimlerinin değerini düşürerek, sıkıntılarını gideremediklerine ve bu durumun kıtanın para birimiyle bağlantılı devlet tahvilleri için sıkıntı yarattığına dikkat çekildi.
Ülkelerin cari açıklarının artmasının, Euro Bölgesi’nin uluslararası piyasalardaki güvenirliğini sarsması da işaret edilen diğer bir nokta oldu.
WSJ, Avrupa Merkez Bankası, bu soruna doğrudan müdahale etmeyeceğini belirtirken, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in fon kaynağı olarak Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) tercih ettiğine de vurgu yaptı.
SORUN YAPISAL AKSAKLIKLARDAN KAYNAKLIYOR
Analizde, Avrupa’nın güneyinde yaşanan bu sıkıntıların en büyük etkenlerinden birinin, ülkelerin kendi ekonomilerinde yaşanan yapısal aksaklıklar ve etkisiz bürokrasi olduğu belirtildi.
Bununla birlikte, İspanya ve Yunanistan’da son dönemde yaşanan büyümenin inşaat ve tüketici harcamalarındaki balonlara bağlı olarak gerçekleştiğine de dikkat çekildi. İtalya ve Yunanistan’ın ise özellikle kamu idarelerini yönetmek konusunda sorun yaşadığı ve ülkelerin geçmişten kalan vergi kaçakçılığı sorunuyla boğuştukları belirtildi.
Makalede, İrlanda’nın daha esnek bir ekonomiye sahip olmasına ve genç nüfusunun büyüme hedeflerine daha kolay erişilebilme olasılığı yaratmasına rağmen, ülkenin İngiliz sterlinin değer kaybetmesinden, sorunlu İngiltere hükümetinden ve büyük İrlanda piyasasından etkilendiğinin altı çizildi.
Euro borç korkusuyla değer kaybediyor

Bağış dan CHP ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın


Konya'da Şeb-i Arus törenlerine katılan ve 27 AB ülkesinin büyükelçileriyle bir araya gelen Bağış, Ankara'ya dönüşünde yaptığı açıklamada, “demokratik açılımın sonu nereye varacak” diye kendisine sorulduğunu, kendisinin de Almanya, Hollanda, İspanya'da halkların ne hakkı varsa, Türkiye'deki bütün vatandaşların da etnik kökenine, dini inancına, siyasi tercihine bakılmaksızın aynı hakka sahip olduğunu bilmek gerektiğini söyledi.
“Demokratik açılımın gideceği nokta budur. Ne fazlası ne eksiği” diyen Bağış, Türkiye'de bir dönem insanların çocuklarına istedikleri isimleri veremediğini belirterek, şunları söyledi:“Türkiye'nin şu an geldiği nokta, 'mükemmel' demiyorum ama dönüp baktığımızda çok önemli adımlar attık. Bundan sonraki dönemde çare sokaklarda ve şiddette değil, çare Mecliste ve reform sürecindedir. AB sürecinde çok farklı düşünen, farklı endişe ve beklentileri olanların ortak bir paydada görüşebileceğini görüyoruz. O çerçevede ben bütün vatandaşlarımızın çok ciddi bir duyarlılık içinde, bizi birbirimize düşürmeye çalışanların çabalarına destek vermeyecekleri şekilde, birbirimizi daha iyi anlayıp empati kurabilmemiz için bu milli birlik ve beraberlik projesini çok önemsiyorum.”
AB büyükelçilerinin de “demokratik açılım” projesini önemsediğini dile getirdiğini bildiren Bağış, Mevlana'nın bundan yüzyıllar evvel “ne olursan ol yine gel, niye bu kavga niye bu gürültü, biz birleştiğimiz zaman engin deniz oluruz, tek başımıza bir tane” diyerek AB'nin felsefesini aslında çok önceden yazmış olduğunu kaydetti.
Bağış, demokratik açılımın bir birlik beraberlik projesi olduğunu, kimilerinin gösterdiği gibi ayrıştırma projesi olmadığını dile getirdi.DTP'NİN KAPATILMASIBaşmüzakereci Bağış, parti kapatmayla ilgili AB standartlarında ve Venedik Kriterleri çerçevesinde hareket etme isteğinin halen mevcut olduğunu belirterek, Türkiye'nin artık bu süreçleri yaşamaması gerektiğini ifade etti.“Bugünkü Anayasa ile AB'ye üye olmak hayaldir” görüşünü dile getiren Bağış, Türkiye'nin AB standartlarında çağdaş, demokratik bir anayasaya kavuşması gerektiğini vurguladı.
Mevlana'nın 736. Vuslat yıl dönümünde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yan yana semazenleri izlediğini hatırlatan Bağış, Baykal'a, “Sizin hazırlayacağınız bir anayasa taslağı üzerinden gidelim ama gelin birlikte Türkiye'nin önünü açalım. 2010 seçimsiz bir yıl olacak. Sizin 2002 ve 2005 arasında ortaya koyduğunuz bir kararlılık vardı AB sürecinde. Türkiye'nin demokratik standartlarının yükseltilmesinde öncü olmanızı önemseriz” dediğini anlattı.Bağış, 2010'da Türkiye'ye yakışır bir anayasa ve reformlara kavuşmayı umut ettiğini dile getirdi.
Parti kapatmalara ilişkin AB büyükelçilerinin değerlendirmesinin sorulması üzerine, “AB'de de partiler kapatılıyor. Partilerin terörle, şiddetle bağlantılı olması Avrupa'da da partilerin kapatılması için yeterli sebeptir. Benim ve partimin düşüncesi, partileri kapatmaktansa bu konulara bulaşmış bireyleri cezalandırmak daha mantıklı. Bu çerçevede büyükelçilerin de benzer yaklaşımları olduğunu gördük. Onlar da parti kapatılmasına çok sıcak bakmamakla beraber, şiddete, teröre bir şekilde bulaşmış bireylerin cezalandırılmasının haklı olacağını söylüyorlar” diye konuştu.
DTP'li milletvekillerine de çağrıda bulunan Bağış, demokratik platformu değerlendirmeleri, temsil ettikleri illerin sorunlarını ve kendilerine oy vermiş insanların hassasiyetlerini dile getirecekleri en doğru platformun TBMM Genel Kurulu olduğunu söyledi.ÇEVRE FASLI AÇILACAKBağış, 21 Aralık Pazartesi günü AB müzakerelerinde çevre faslının açılacağını bildirerek, AB sürecinde 8 fasılla ilgili alınmış konsey kararı olduğunu ancak diğer 5 fasılla ilgili alınmış bir karar olmadığını kaydetti.
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamanın kendi iç siyasetine yönelik olduğunun altını çizen Bağış, “O fasıllarla ilgili çalışmaları sürdürüyoruz. Ülkelerde bu konudaki çalışmalarımızı önemsiyorlar. Çabalarımızı fasıl açıp kapatmak için yapmıyoruz. Önemli olan fasıl sayısı değildir, yapılan reformlardır” değerlendirmesinde bulundu.
Eski devlet bakanlarından Şerafettin Elçi'nin kendisine “Evladım, ben bakanken 'Türkiye'de Kürtler vardı, ben de onlardan biriyim' dediğim için iki buçuk yıl hapiste yattım. Siz 24 saat kürtçe yayın yapan bir Televizyon kanalı açtınız. Fasıl açılsa ne olur açılmasa ne olur” dediğini anlatan Bağış, çevre faslının açılmasıyla Türkiye'de havanın daha temiz olmasının sağlanacağını, Borçlar Kanunu, Sendika Yasası, Türk Ticaret Kanunu, bağımsız bir insan hakları başkanlığının kurulması, kamu denetçiliğinin oturtulması gibi süreci yürüteceklerini ve bunların Türkiye'nin standartlarını yükselteceğini ifade etti.AB SÜRECİ VE DERVİŞİN SABRIKonuşmasında, Mevlana'nın pergel teorisinden bahseden Bağış, bunu yapmaya çalışan bir iktidarın olduğunu söyledi.Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Şeb-i Arus törenlerinde kendisine, “Bu dervişlerin sabrını AB büyükelçileri görünce 'biz bu Türkleri 40 yıl daha bekletsek de sabrederler' demişlerdir” dediğini söyleyen Bağış, ya AB işini zorlaştıracaklarını ya da “ne kadar zorluk çıkartırsak çıkartalım Türklerin sabrıyla baş edemeyiz” deyip Türkiye'nin üyeliğinin önünü açacaklarını belirtti.
Türkiye'deki ve dışarıdaki direnç odaklarının Türkiye'ye havlu attıramayacağını ifade eden Bağış, Konya'da bunu tüm AB büyükelçilerine gösterdiklerini söyledi.Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde (ABGS) sınavı kazanan Ermeni kökenli Türk vatandaşıyla ilgili soruya ise Bağış, “Başvuran kişilerin ne dini inancı, ne etnik kökeni ne siyasi tercihleri ne de Futbol takımı tercihleri bizi ilgilendiriyor. Bunun Türkiye'de reform olarak algılanması bile düşündürücüdür. Çünkü bizim Anayasamız her vatandaşın eşit olduğunu söyler ama son 50 yıldır ilk Ermeni'nin kamuya alınmasını ABGS yönetimi olarak bizler başardıysak, ne mutlu bize ama bu aynı zamanda da düşündürücüdür. Bu dönemlerin geride kaldığı bir Türkiye hazırlıyoruz” yanıtını verdi.
Bağış'dan CHP'ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın

Wednesday, December 16, 2009

Avrupa genelinde minare referandumu olsun

HAMBURG - İsviçre'de yeni minare yapımının yasaklanmasıyla sonuçlanan referandumun ardından, Almanya'da aşırı sağcı bir grup, Avrupa Birliği ülkelerinde benzer halk oylamaları yapılması için girişimde bulundu.
Spiegel dergisinin verdiği haberde girişimin arkasında, daha önce Köln kentindeki camii inşaatını engellemeye çalışan ama başarısız olan aşırı sağcı 'Pro-NRW' grubu olduğu bilgisi yer aldı.
Avrupa genelinde minare referandumu olsun