Showing posts with label Anayasa Mahkemesi. Show all posts
Showing posts with label Anayasa Mahkemesi. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Soykırım kararları niye zarar versin?

ERİVAN - Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan, Türkiye'nin Ermeni tasarılarının Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi ve İsveç Parlamentosu'nda kabul edilmesine gösterdiği tepkiyi eleştirdi.
Nalbandyan, Türkiye'yi normalleşme sürecini engellemeye çalışmakla suçladı.
Berlin'de konuşan Nalbandyan, Ankara'nın "Bu yaklaşım normalleşme sürecine zarar verir" görüşünü "temelsiz bir iddia" olarak nitelendirdi.
Ermenistan Dışişleri Bakanı, Ankara'nın normalleşme sürecini engellemek için bütün gücüyle çalıştığını öne sürdü.
Nalbandyan, Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye'yi rahatsız eden gerekçeli kararını da savundu, "Bazı ifadelerde Anayasa ve bağımsızlık bildirisine atıfta bulunulmuştur. Bunların değiştirileceğini mi düşünüyorsunuz?" dedi.
İLGİLİ HABER
İsveç de 'soykırım' dedi ABD'de soykırım tasarısına 'evet'
'Soykırım kararları niye zarar versin?'

Wednesday, February 17, 2010

"Anayasaya aykırı"

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, HSYK'nın, Erzurum özel yetkili savcılarla ilgili verdiği kararla, yargı görevi yapanları etkilediğini belirterek, ''Böyle bir karardan sonra bütün tayin ve terfisi, meslekten uzaklaştırılması HSYK kararına bağlı olan hangi savcı ve hakim, hangi cesaretle, neye dayanarak bu soruşturmayı yürütecek, kovuşturma olduğunda karar oluşturacak?'' dedi.



Bozdağ, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması ve daha sonra HSYK'nın Erzurum'daki özel yetkili savcıların yetkisini kaldırmasıyla ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hukuk devleti adına üzgün olduğunu belirten Bozdağ, ''Çünkü bugün hukuk devleti ilkesini en üst seviyede korumakla görevli ve yetkili olanların, maalesef hukuk devleti ilkesini nasıl ihlal ettiklerini, nasıl çiğnediklerini, yasaları nasıl eğip büktüklerine şahit olduk. Çok üzüldüm. Çünkü herkes bir yerden bakıyor'' dedi.



CMK'nın 250 ve 251. maddeleri kapsamında devam eden bir soruşturma bulunduğuna işaret eden Bozdağ, şöyle konuştu:



''CMK'nın 251. maddesinin birinci fıkrası çok açık; '250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, HSYK tarafından bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250. madde kapsamındaki suçlara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.'



Erzurum'da gündemdeki soruşturmayı yürüten savcılığın yetkisi yine HSYK tarafından verilmiş. Burada yürütülen suçlar da katalog suçlarla ilgili... Bunu özel yetkili cumhuriyet savcısı yürütür. Üçüncü fıkrada bir hüküm var; 'birinci suçlarda belirtilen suçları işleyenler, sıfat ve memuriyeti ne olursa olsun, bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim halinde Askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.' Soruşturma ile kovuşturmayı yasa ayırıyor. Soruşturma sırasında hakim olsun, savcı olsun ya da herhangi bir sıfatı taşıyan kişi olsun, 250. madde kapsamında yer alan katalog suçlardan herhangi birine dair hakkında herhangi bir soruşturma başlatıldığı zaman, o soruşturma diğerleri gibi yürütülür. Bu noktada bir ayrım yok. Şu anda orada devam eden bir soruşturma var, başlamış bir yargılama yok. Soruşturma devam edip bitti, eğer soruşturmayı yürüten savcılar, dava açma gereği duydu ve davayı açtığında, o zaman yargılamayı özel yetkili ağır ceza mahkemesi değil de Yargıtay veya başka yer yargılayacaksa orası yargılar. Çok açık bu hükümler. Ama bütün bunlara rağmen tartışılması mümkün olmayan hükümleri tartışmaya açarak, başka kanunlarla irtibatlandırarak hukuk adına bir çarpıtma var.''



''YARGI GÖREVİ YAPANLARI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS, SUÇUDUR''



HSY'nın kararının yargı bağımsızlığına açık bir müdahale olduğunu savunan Bozdağ, şöyle konuştu:

''Hukuk devleti ilkesinin, hakim ve savcı teminatının açık bir ihlalidir. Çünkü HSYK'nın esas varlık nedenlerinden biri, yargı bağımsızlığı ve yargı görevi yapanların teminatını korumak ve kollamaktır. Ama şimdi bu kararla beraber HSYK, yargı görevi yapanları etkilemiştir. Adli yargıyı etkilemeye teşebbüs etmiştir. Böyle bir karardan sonra bütün tayin ve terfisi, meslekten uzaklaştırılması, HSYK'nın kararına bağlı olan hangi savcı ve hakim, hangi cesaretle, neye dayanarak bu soruşturmayı yürütecek veya kovuşturma olduğunda karar oluşturacak? Bu resmen ve alenen, devam eden soruşturmaya açık bir müdahaledir, adli yargılamayı etkilemeye açık bir teşebbüs suçudur. Yargı görevi yapanları etkilemeye açık bir teşebbüs suçudur. HSYK gibi yargı görevi yapanların üzerinde her türlü tasarruf yetkisine sahip bir kurulun yapmış olması, bunun vahametini ortaya koyan bir başka yaklaşımdır. Bu nedenle kabul edilemez bir davranış olarak görüyorum.''



''YARGIDAKİ SİYASALLAŞMA İKTİDARIN MÜDAHALESİ DEĞİL''



Bozdağ, Türkiye'de yargıya siyasal iktidarın veya iktidarların müdahale etme ve tasarrufta bulunma imkanı olmadığını belirterek, ''Çünkü yargıyla ilgili tasarruflar, HSYK'da nihai söz olarak söyleniyor. Şimdi devam eden bir soruşturma var. İktidar, bir savcıyı, hakimi görevden alabilir mi, görev yerini değiştirebilir mi? Onların üzerinde böyle bir tasarrufu yok. Bu tasarruf, HSYK'ya ait. Şu anda yargıda bir siyasallaşma olduğu açık. Bu siyasallaşma siyasi iktidarların müdahalesinden değil'' görüşünü ifade etti.

Bozdağ, şunları kaydetti:



''Düşünün Yargıtay Başkanı, yargının en tepesindeki kişi olarak, 'yandaş yargı' ifadesini kullanabilme yaklaşımını gösterebiliyor. Devam eden bir takım soruşturma ve davalar temyiz edildiğinde, Yargıtay'a gelecek. Yargıtay Başkanı, eğer 'yandaş yargıdan', şundan, bundan bahsedebiliyorsa, o zaman orada durup düşünmek lazım. Türkiye'de ne oluyor, yargı kendi içinde ne yapıyor? Bu kararlara bakıldığında insan ürperiyor. Hukuk devleti ve Türk demokrasisi adına, işin doğrusu bu yaşananlardan hicap duyuyorum. Olabilir şeyler değil. Bugün eğer Türkiye'de hukuk devleti ilkesi tam anlamıyla hayata geçmiş olsaydı, ne HSYK toplanıp böyle bir karar alabilirdi, ne de Yargıtay Başkanı böyle bir açıklama yapabilirdi. Yargı bağımsız olmalı, amenna ve tarafsız olmalı. Yargı herkese karşı tarafsız, bağımsız olmalı. Ama kendi ideolojilerine, kendi dünya görüşlerine karşı da bağımsız ve tarafsız olmalı. Hukuku, Anayasayı uygulamalı ve hukukun üstünlüğü ilkesini asla zedelememeli. Zedelenmesine imkan verecek yorumlardan da kaçınmalıdır. Ama maalesef bu son olaylar, bizim adli tarihimizi yazanlar yazacaktır. Türkiye'de yargının nasıl hukuk devleti ilkesini, Anayasa ve hukuku ihlal etiğini tarih yazacaktır. Bunlar övünülecek işler değil. Hukukçu olarak hicap duyuyorum. Gelecekte de bunları yazanlar, çizenler bunu Türk adli tarihinin övünülecek sayfaları arasında değil, üzülünecek sayfaları arasında yer alacaktır. ''

"Anayasaya aykırı"

Hukukçular görev süresi için 5 de olur 7 de diyor

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresinin Anayasa'da yazıldığı gibi 5 yıl olduğunu ve "Ben seçildiğimde görev süresi 7 yıldı. O yüzden 7 yıl yaparım" diye diretilmesi halinde bunun rejim sorununa yol açacağı yönündeki ifadeleri Cumhurbaşkanı görev süresine ilişkin tartışma başlattı. Hukukçular ise her iki durumun da hukuka uygun olduğu görüşünde birleşiyor. Konuyu değerlendiren Anayasa Profesörü Ergun Özbudun, Cumhurbaşkanının seçimi ile ilgili "5+5" derken, Prof. Dr. Mümtaz Soysal ise Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi konusundaki anayasa değişikliğinin değiştirilmesi gerektiğini ifade ederek, 5+5'i savundu ve "Yanlış bir Anayasa değişikliğiydi. Artık konu siyasal konu haline geldi. Nedir, konunun özünde Tayyip Erdoğan mı olacak, yoksa Abdullah Gül mü devam ettirecek? Olay aslında bir parti içerisinde 2 kişinin çekişmesi eksenindedir" dedi. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ise kamu hukukunda kazanılmış hakkın olamayacağını vurguladı ve süreci "Konu, Anayasa Mahkemesi'ne bir düzenleme olmadan da gitmez. Bana göre, 7 yıl daha çok tartışılır. Bu nedenle 5+5 daha uygundur. Çok tartışılacak bir konu" şeklinde yorumladı. Adalet eski Bakanı Oltan Sungurlu da iki durumun da hukuken mümkün olacağını öne sürerek, "Olay artık tamamen siyasal. Akla yakın gelen 5+5'dir" dedi. ANKA

Hukukçular görev süresi için '5 de olur 7 de' diyor

Görev süresi tartışma yarattı

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresinin Anayasa'da yazıldığı gibi 5 yıl olduğunu ve "Ben seçildiğimde görev süresi 7 yıldı. O yüzden 7 yıl yaparım" diye diretilmesi halinde bunun rejim sorununa yol açacağı yönündeki ifadeleri Cumhurbaşkanı görev süresine ilişkin tartışma başlattı.



Hukukçular ise her iki durumun da hukuka uygun olduğu görüşünde birleşiyor. Konuyu değerlendiren Anayasa Profesörü Ergun Özbudun, Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili "5+5" derken, Prof. Dr. Mümtaz Soysal ise Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi konusundaki Anayasa değişikliğinin değiştirmesi gerektiğini ifade ederek, 5+5'i savundu ve "Yanlış bir Anayasa değişikliğiydi. Artık konu siyasal konu haline geldi. Nedir, konunun özünde Tayyip Erdoğan mı olacak, yoksa Abdullah Gül mü devam ettirecek? Olay aslında bir parti içerisinde 2 kişinin çekişmesi eksenindedir" dedi. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ise kamu hukukunda kazanılmış hakkın olamayacağını vurguladı ve süreci "Konu, Anayasa Mahkemesi'ne bir düzenleme olmadan da gitmez. Bana göre, 7 yıl daha çok tartışılır. Bu nedenle 5+5 daha uygundur. Çok tartışılacak bir konu" şeklinde yorumladı. Adalet eski Bakanı Oltan Sungurlu da iki durumun da hukuken mümkün olacağını öne sürerek, "Olay artık tamamen siyasal. Bu süreçte akla yakın gelen 5+5'dir" dedi. Baykal'ın açıklamasıyla yeniden gündeme gelen tartışmayla ilgili olarak hukukçuların ANKA'ya yaptığı açıklamalar şöyle:



ÖZBUDUN: GÖREV SÜRESİ 5 YIL



Prof. Dr. Ergun Özbudun: "Benim görüşüm, 5 yıl olması gerektiği yönünde. Kamusal statülerde mutabakat olmaz. Şuan yürürlükte olan kural 5 yıldır. Ona bağlı olarak iki kere seçilebilme imkanı da vardır. 5+5 formülü bence iyidir. TBMM görev süresi de halen 4 yıldır. Ben 5+5'i savunan hukukçular arasındayım. Bu konuda bir tereddüt var. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bir kanun yapılmaya çalışılıyor. Yapılması gerekli. Tabi teknik ayrıntıları belirtmek için. Belirtilmese de Anayasa gereği 5+5'tir. Ayrıca, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın "rejim krizi' açıklaması da bence biraz abartılıdır. Lüzumsuz Anayasal tartışma doğar. Biliyorsunuz, bu memlekette en ufak bir şey dahi büyüyor. Büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Tartışmalara gerek yok Anayasa'nın hükmü açık. Daha da açıklığa kovuşturmak istiyorlarsa kanuna hüküm koysunlar. Bir boşlukta yok aslında. Ama bu lüzumsuz tartışmayı önlemek için ne gerekiyorsa yapılsın."



KAMU HUKUKUNDA KAZANILMIŞ HAK OLMAZ



Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Yekta Güngör Özden: "Cumhurbaşkanı seçiminde 5+5 formülü mü uygulansın yoksa 7 yıl mı görevde kalsın? İkisinin de tartışılacak yerleri var. Ama en basiti, kamu hukukunda kazanılmış hak olmaz. Kazanılmış hak olmadığı için Anayasa değişikli olduğu anda hükmünü ifade eder. Tartışmaları sona erdirmek için, Anayasa değişikliği yapılırken bir madde konulsaydı iyi olurdu. Onu koymadılar. Karmaşa baştan yaratıldı. Süheyl Batum diyor ki "seçildiği zaman 7 yıldı. Ama Anayasa değişikliği ile 7 yıl ortadan kalkıyor. 5+5 oluyor' çok doğru. Özel hukukta kazanılmış hak vardır. Ama tekrarlıyorum. Kamu hukukunda kazanılmış hak yoktur. İkisi de tartışılır. Bunu ortadan kaldırmak için Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) kararı olmaz. Başbakan YSK'nın kararına karışamaz. Konu, Anayasa Mahkemesi'ne bir düzenleme olmadan da gitmez. Düzenlemeler belli bir süre içinde gitmesi lazım. Oda olmuyor. Değişiklik 2007'de yapıldı çünkü. Geçti. En iyisi yine bir Anayasa değişikliği gündeme getirildiği taktirdi bu konuya açıklık getirilmek olacaktır. Bana göre, 7 yıl daha çok tartışılır. Bu nedenle 5+5 daha uygundur. Çok tartışılacak bir konu."



BENCE 5+5 OLMASI GEREKİR



-Prof. Mümtaz Soysal: "Bence, 5+5 olması gerekir. Aslında sorun şurada yatıyor. Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi konusundaki Anayasa değişikliği değiştirilmeli. Çünkü Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Bu da büyük bir seçim kampanyasını beraberinde getirecek. Süreç, son derece siyasallaşmış olacak. Bizim sistemimizde Anayasa gereği, Cumhurbaşkanı bütün organların uyum içinde çalışmalarını sağlamakla yükümlüdür. Görevi budur. Türkiye'de böyle bir uyum kalmadı. Cumhurbaşkanı siyasal partiden geliyor. Refah Partisi'nden. Bu da göz önüne alınmalı. Cumhurbaşkanını doğrudan doğruya seçilecek bir seçim kampanyasında tarafsızlık kalmaz. Orada bir yanlışlık var. Süreçteki yanlışlığın toparlanması için bunun düzeltilmesi gerekir. Yanlış bir Anayasa değişikliğiydi. Artık konu siyasal konu haline geldi. Nedir, konunun özünde Tayyip Erdoğan mı olacak, yoksa Gül mü devam ettirecek? Olay aslında bir parti içerisinde 2 kişinin çekişmesi eksenindedir."



İKİNCİ KEZ SEÇİLMEYECEKSE 7 YIL



Adalet Eski Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu: "Bugünkü Anayasamıza göre Cumhurbaşkanın yetkileri çok geniş. Bu yetkileri olan Cumhurbaşkanı'nı tabi ki halk seçmesi lazım. Ama parlamento seçerse de bu sefer yetkilerini kısıtlanması lazım. Olaya geniş bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Tabi halk seçerse, sistem başkanlık sistemi olur. Halkın seçimi ile gelen Cumhurbaşkanı sisteme biraz daha müdahil olur. Başkanın geniş yetkileri vardır. Bir de Cumhurbaşkanı'na sorumluluk getirmek gerekir. Bunlar hukuki tarafı. Bir başka konuda 5+5 mi olsun yoksa 7 yıl mı olsun? Bu Anayasa değişikliği yapılırken, böyle bir ibare konması gerekiyordu. Bu değişiklik bundan sonraki Cumhurbaşkanları için geçerli mi geçerli değil mi? Diye. Geçici madde şartı. Bu Cumhurbaşkanı'nın ikinci kez seçilme durumunu düşünürsek, o zaman 5 yıldır seçim süreci. Yok, ikinci kez seçilemeyecekse o zaman da 7 yıl görevde kalmalı. Burada her 2 durum da hukuken mümkün. Artık olay tamamen siyasal. Bu süreçte akla yakın gelen 5+5'dir."
Görev süresi tartışma yarattı

Thursday, December 24, 2009

Belediye başkanları gözaltında


BELEDİYE BAŞKANLARINA GÖZALTI / WEB TV

Operasyonlarda 10’u görev başındaki belediye başkanı olmak üzere kapatılan DTP'li 33 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak ve Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay da bulunuyor.Daha önce düzenlenen 3 operasyonda gözaltına alınanlardan 72 kişinin tutuklandığı KCK/TM yeniden yapılanmaya yönelik hareket edince bu sabah dördüncü operasyon gerçekleştirildi. Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP’li milletvekillerinin bir üsre önce görüştükleri İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a, KCK/TM'nin baskısından şikayet etmeleri ve bu baskı nedeniyle özgür Siyaset yapamadıklarını söylmemelerinin etkili olduğu ileri sürüldü.Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü operasyonda düğmeye basılmadan önce Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, geniş kapsamlı bir araştırma başlatıp, izleme ve teknik takip yaptı. Teknik takipte bazı belediye başkanlarının KCK’dan emir aldıkları ve bu emirler doğrultusunda hareket ettikleri belirlendi. Geniş kapsamlı araştırma ve teknik takip sonunda Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri bu sabaha karşı düğmeye bastı. Diyarbakır başta olmak üzere İstanbul, Ankara, Siirt, Van, Şırnak, Batman, Şanlıurfa, Mardin'de eş zamanlı operasyon başlatıldı. Operasyonlarda, her il bazında yerel örgütlenmeler hedef alınarak, toplam 33 kişi, ‘örgüt yönetmek ve örgütü üye olmak’ gerekçesiyle gözaltına alındı. Operasyonda belediye başkanları dışında özellikle Van, Şırnak ve Batman’ın şehir yapılanmasının yönetici kadroları hedef alındı. GÖZALTINDA ALINAN GÖREVDEKİ BAŞKANLARDiyarbakır merkezli KCK/TM operasyonunda gözaltına alınan ve örgütün yöneticisi konumunda oldukları belirtilen 33 kişiden, halen görevde olan 10 belediye başkanı şunlar:DTP'nin kapatılmasıyla 5 yıl siyaset yasağı konulduğu için bağımsız olan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak. Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay. Mardin'in Kızıltepe Belediye Başkanı Ferhan Türk. Şırnak’ın Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak. DTP’nin kapatılması üzerine dün düzenlenen törende Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) rozetini takan Diyarbakır'ın Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran, Çınar Belediye Başkanı Ahmet Cengiz, Şınlıurfa’nın Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, Suruç Belediye Başkanı Ethem Şahin.DİĞER GÖZALTILARGözaltına alınan 10 belediye başkanı dışında diğer 23 kişi arasında yine önemli isimler yer aldı. Bunlardan bazıları şunlar:Kapatılan DTP öncülüğünde bu partili milletvekilleri, belediye başkanları ve bazı sivil toplum örgütü temsilcince oluşturulan Demokratik Toplum Kongresi Sözcüsü kapatılan DEP’in eski milletvekili Hati Dicle. Kapatılan DTP’nin Diyarbakır eski İl Başkanı Fırat Anlı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ali Şimşek. Avukat Servet Özen. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Genel Müdürü Yaşar Sarı. Tunceli eski Belediye Başkanı Songül Erol Abdil. Batman eski Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan. Silvan eski Belediye Başkanı Fikret Kaya. Viranşehir eski Belediye Başkanı Emrullah Cin. Ergani eski Belediye Başkanı Nadir Bingöl. Lice eski Belediye Başkanı Abdullah Akengin.Bazı illerde operasyonların devam ettiği ve gözaltına alınanların sayısının artabileceği belirtildi. Gözaltına alınan kişilerin Diyarbakır’a getirilip Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgularına başlandı.SADAK: MUTLAKA BARIŞA ULAŞACAĞIZDTP’nin kapatılmasının ardından 5 yıl siyasi yasaklı olan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak, Yenimahalle Gazeteci Ali Çelik Caddesi üzerindeki evine polis sabaha karşı saat 05.00 sıralarında girdi. Evde yapılan aramanın ardından Sadak, gözaltına alınıp, polis otosuna götürülürken gazetecilere, “Ben halkımı çok seviyorum. Mutlaka barışa ulaşacağız” dedi. Sadak, Siirt Devlet Hastanesi’nde Sağlık kontrolünden geçirildikten sonra Diyarbakır’a gönderildi.Sadak’ın gözaltına alınmasının ardan BDP’liler belediye binası önünde toplanmaya başladı. Bu sırada polis belediye önünde yoğun Güvenlik önlemleri alırken, toplananlar beklemeye başladı.ATALAY AĞLADIBatman Belediye Başkanı Necdet Atalay, saat 11.00 sıralarında belediyedeki makam odasına gelen polisler tarafından gözaltına alındı. Atalay, gözaltına alınmadan önce vekaletini yardımcısı Serhat Temel’e verdi. Atalay, daha sonra makamında bulunan eşi Devrim Atalay, çocukları 6 yaşındaki Siyabend, 5 yaşındaki Öykü Zin ile vedalaştı. Vedalaşma sırasında eşi ve çocukları gözyaşı dökerken, Necdet Atalay da gözyaşlarına hakim olamadı. Çocuklarını teselli edemeyen Atalay, “Hem açılımdan söz ediyorlar, hem de gözaltına alıyorlar. Bu nasıl açılım? Bu çocuklar bir gün hesap soracak” dedi.Gözaltına alınan Necdet Atalay’ı polisin götürmesi sırasında belediye çalışanları alkışlarda protestoda bulundu. Polis, daha sonra Atalay’ın evinde de arama yaptı.İHD ŞUBESİNDE ARAMAİnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Muharem Erbey’in gözaltına alınmasının ardından derneğin şubesinde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Yakup Yar gözeteminde arama yapıldı. Aramaya başkan Muharrem Erbey de katılırken polis, bilgiyasayar kayıtları başta olmak üzere bir çok evrak ve dokümana el koydu.Terör örgütü PKK’nın gizli sivil yapılanmasını oluşturan KCK/TM'ye yönelik operasyonlar nedeniyle Diyarbakır’da başta stratejik noktalarla emniyet birimleri olmak üzere kamu kurum ve lojmanlar çevresi olmak üzere kent genelinde yoğun güvenlik önlemi alındı.
ÜÇ OPERASYONDA 72 KİŞİ TUTUKLANDI
Kürdüstan Topluluklar Birliği’nin Türkiye Meclisi’ne (KCK/TM) adlı örgüte yönelik daha önce 3 ayrı operasyon düzenlendi.İlk operasyon 14 Nisan 2009 tarihinde yapılırken kapatılan DTP’nin o dönem Genel Başkan Yardımcıları olan Kamuran Yüksel, Bayram Altun’un, kapatılan DEHAP’ın eski Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu’nun da aralarında bulunduğu 51 kişi tutuklandı. İkinci dalga operasyonu ise 17 Haziran’da yapıldı. Bu operasyonda ise 11 kişi tutuklandı. Üçüncü dalga operasyonu ise 11 Eylül tarihinde yapıldı ve 10 kişi tutuklandı.

Belediye başkanları gözaltında

Arama kararı hamili çek gibi

Kişinin suçunu bile öğrenemeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Böyle ucu açık bir karar yürürlükteki mevzuatla bağdaşmakta mıdır? Yargıç böyle bir karar verebilir mi?” diye sordu.CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiğini öne sürdüğü arama kararının fotokopisini dün medya mensuplarına dağıtarak, kararın ilgili yasa hükmünü ihlal ettiğini söyledi. Kararı hamili çeke benzeten Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin Adalet Bakanı ve Başbakan’dan açıklama beklediklerini belirtip, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerini göreve davet etti. Dün TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’de demokrasiden ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıldığını öne sürerek şöyle konuştu:Bireyler ve kurumlar baskı altındaSadece bireyler değil, kurumlar da baskı altındadır. Maalesef bu baskılar AKP iktidarının gözetiminde yapılmaktadır. Devletin kurumları ve bu kurumlardaki yöneticiler bir kamu görevlisi gibi değil, AKP görevlisi gibi çalışmaktadır. O kadar ki bu görevliler kamuoyu önüne çıkıp açıkça iktidar yanlısı söylemlerde bulunmakta, kamuoyunu yanıltan demeçler verebilmektedir.Arama nedeni adres vs. yokTelekomünikasyon İletişim Başkanı ‘Yargıtay’ın santralini dinlemedik’ diyebilmektedir. Peki, Yargıtay santrali üzerinden dinleme yapıldığı ortaya çıktığında, Sayın Başbakan’ın uğruna Anayasa Mahkemesi kararını bile gözardı ettiği başkan görevinde kalabilecek mi? Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği arama kararında da, ilgili yasanın öngördüğü ‘aramanın nedeni, aranacak kişi ve arama yapılacak evler ve diğer adresler’ gibi zorunlu bilgiler yer almamaktadır.Suçlama meçhulMahkeme kararının verildiği 18 Kasım’dan itibaren hangi ev, mekân ya da kişi aranmak isteniyorsa, mahkeme kararının boş bırakılan ilgili bölümünün doldurulması durumunda bu yerlerin aranması olanaklı olacaktır. Karara göre gözaltına alınan kişilerin 24 saat süreyle avukatları ile görüşmeleri kısıtlanabilmekte ve ne ile suçlandıklarını öğrenememektedirler.Yargı, yürütmeye kılıf hazırlıyorSöz konusu kararı alan mahkemenin, yargıcın, katibin adı, karar tarihi ve karar numarası ortadadır. Sayın Başbakan ve Adalet Bakanı’na sesleniyorum: Böyle bir mahkeme kararı var mıdır? Var ise demokratik hukuk devletlerinde böyle mahkeme kararlarına niçin ihtiyaç duyulur? Bu, yürütmenin kanunsuz işlemlerine yargı kararı ile kılıf hazırlanması anlamına gelmez mi?Yargıç açığa imza attı mıŞu sorulara yanıt aramak sağlıklı çalışan bir demokraside hepimizin görevi olmak zorundadır: Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görev yapan bu sayın yargıç, gerçekten açığa imza atmış mıdır? Böyle ucu açık bir karar yürürlükteki mevzuatla bağdaşmakta mıdır? Yargıç, böyle bir karar verebilir mi? Bu karar nerede ve kimler için uygulanmıştır. Bu kişiler ne ile suçlanmaktadır?Kılıçdaroğlu’nun duyurduğu Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı kararın tarihi olan 18 Kasım’da, Erzincan’da iki muvazzaf subay gözaltına alınmıştı.
Arama kararı hamili çek gibi

Wednesday, December 16, 2009

‘DTP nin kapatılması süreci olumsuz etkiler

WASHINGTON - Anayasa Mahkemesi'nin DTP'nin kapatılması kararının ardından, konu Türkiye'nin yanı sıra AB ve ABD'nin de gündemine de taşınmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly, karar ardından, konunun Türkiye'nin iç meselesi olduğunu, ancak "Türkiye'nin demokratik sisteminin, tüm vatandaşları için siyasi özgürlükleri geliştirmeye devam etmesi ve bu özgürlükleri sınırlandıran ya da kısıtlayan tedbirlerin, aşırı ihtiyatla yürütülmesi gerektiğini" belirtmişti.
ABD'nin düşünce kuruluşlarında Türkiye üzerine çalışan uzmanlar ise, Kelly'nin sözlerine katılmakla birlikte, yeni bir partinin kurulması ihtimali ve "demokratik açılım"ın devamı yönünde farklı görüşler dile getirdi.
Transatlantik Akademisi Uzmanı Joshua Walker, bir çok Amerikalı ve Avrupalı'nın DTP'nin kapatılmasından kaygı duyduğunu söyledi. Türkiye'deki "tüm Kürt partilerin kapatıldığını" ileri süren Walker, "Talihsiz bir şey ama böyle olacağı tahmin ediliyordu, hepimiz bekliyorduk" dedi.
Walker, “DTP'nin kapatılmasının zamanlaması çok kötü. Bundan daha kötü bir zamanda olamazdı. Hükümetin demokratik açılımına zarar verdi, açılımın üzerine doğrudan bir etkisi olacağını sanıyorum" diye konuştu.
Walker, "DTP ile hükümetin Kürt sorunuyla ilgili karşısında muhatap alabildiği bir siyasi parti bulunduğunu, ancak partinin kapatılmasıyla böyle bir imkanın ortadan kalktığını" savunarak, "DTP, hükümete çok fazla yardım etmiyor olsa da en azından konuşacak birileri vardı. Şimdi kimle konuşabilecekler?" ifadesini kullandı.
Walker sözlerini, “AK Parti Kürtleri kendisinin temsil ettiğini söyleyerek başarılı bir Siyaset yürüttü. Son seçimlerde o bölgeden iyi oy aldılar, milli bir parti olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Ama bu yeterli değil, DTP tarzı bir partiye her zaman ihtiyaç vardır. Yeni bir Kürt partisinin yaratılacağına eminim” diyerek sürdürdü.
“Demokratik açılım” sürecinin devam edeceğine inandığını açıklayan Walker bu konuda, “Hükümet ne olursa olsun sürece devam edecek, 7 askerin Şehit edilmesi bile bunu durdurmadı. İnşallah olmaz ama büyük bir saldırı olsa bile ben bu sürecin duracağını zannetmiyorum. Hükümet ve Başbakan konuyu şahsi bir durum haline getirdi. Başbakan'ın böyle meseleleri şahsi olarak aldığı her durumda inatçı davrandığını görüyoruz. Başka siyasetçi bu tür durumda süreci bırakabilirdi. Açılımı durduracak bir senaryo bile düşünemiyorum” dedi.
Washington Enstitüsü Türkiye Uzmanı Soner Çağaptay ise, Türkiye'nin toplumsal barışının devamı için DTP'den sonra kurulacak partinin "Şiddeti, DTP'den daha fazla reddetmesi ve toplumsal meseleleri çözümde siyaseti temel alan bir parti olması gerektiğini" söyledi.
Çağaptay, "DTP'nin, toplumsal sorunların çözümü için siyaseti isteyen ile siyaset ve şiddetin bir arada olabileceğini düşünen iki ayrı kutuptan oluştuğunu" ifade ederek, "Yeni kurulacak partide hangi kutup baskın olacak, bu önemli. Toplumsal meselelerin çözümünde siyaseti isteyen kutup baskın çıkarsa hayırlı olmuş olur. Ama diğeri baskın çıkarsa o zaman Türkiye'de bu yaşadığımız gerginlik süreci artarak büyüyecek" dedi.
‘DTP’nin kapatılması süreci olumsuz etkiler’

AB: DTP, PKK ile arasına mesafe koymadı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP'nin "terör eylemlerini kınamayı ve PKK ile arasına açık mesafe koymayı ısrarla reddetmeyi sürdürmesinden üzüntü duyduğunu" bildirdi.

AB Komisyonu'nun günlük olağan basın toplantısında DTP'nin kapatılmasıyla ilgili bir soruyu cevaplandıran AB Komisyonunun Genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Amadeu Altafaj Tardio, "öncelikle geçen hafta PKK'nın kanlı saldırısıyla başlayan, demokratik açılımı tehlikeye sokan son gelişmelerden ciddi endişe duyduklarını" belirtti.

Terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine ve Türk halkına başsağlığı dileklerini ileten sözcü, AB Komisyonu'nun terörü en sert şekilde kınadığını hatırlattı.

"Türkiye'nin güneydoğusu barış, demokrasi ve istikrarla birlikte ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmaya ihtiyaç duyuyor" diyen Tardio, "tüm Türk vatandaşlarının Yaşam ve demokrasi standartlarını yükseltmeyi hedefleyen demokratik açılımın on yıllardır süren şiddetin ardından Türk demokratik kurumları çerçevesinde Kürt sorununun diyalogla çözülmesi umudunu artırdığını" kaydetti.

İLGİLİ HABER

AP: Karar demokratikleşmenin önünde engel

Demokratik açılımın başarısı için tüm siyasi partilerin ve bütün toplum kesimlerinin katılımı gerektiğini vurgulayan sözcü Altafaj Tardio, DTP'nin kapatılmasıyla ilgili şunları kaydetti:

"AB Komisyonu, DTP'nin terör eylemlerini kınamayı ve PKK ile arasına açık mesafe koymayı reddetmeyi sürdürmesinden üzüntü duymuştur. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin kararı oy kullanan önemli sayıda bir toplum kesimini, demokratik açılımın başarıyla sonuçlanması için gerekli koşul olan siyasi temsilden mahrum bırakabilir. AB Komisyonu, Avrupa insan hakları Sözleşmesi'nin ilgili maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu tavsiyeleri uyarınca durumu yakından izlemeye devam edecektir. AB Komisyonu, Türkiye'de siyasi partilerle ilgili yasal düzenlemelerin Avrupa standartlarına yükseltilmesi ihtiyacını hatırlatır."


AB: DTP, PKK ile arasına mesafe koymadı

Saturday, December 12, 2009

Zirve ona emanet

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de dün yurtdışına çıkınca, devletin bir, iki ve üç numaralı koltukları vekillere emanet edildi. Erdoğan, vekaletini Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a bıraktı. Cumhurbaşkanı Gül ise dün sabah saatlerinde resmi ziyaret için Arnavutluk’un başkenti Tiran’a gitti. Gül, Arnavutluk’un ardından da Karadağ’a geçecek. Üç günlük bir geziye çıkan Gül’ün yerine Cumhurbaşkanlığı’na vekalet etmesi gereken TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de dün öğle saatlerinde AB Parlamento Başkanları Olağanüstü Konferansı’na katılmak üzere İsveç’e gitti. Şahin, vekaletini TBMM Başkanvekili Sadık Yakut’a bıraktı. Böylece Yakut, yarına kadar hem Cumhurbaşkanı Gül’e, hem de TBMM Başkanı Şahin’e vekalet görevini üstlenmiş oldu. Ak Parti Kayseri Milletvekili olan Sadık Yakut’un renkli bir kişiliği var. Çifte vekâlet üstlendiAnayasa’nın 106. maddesi, Cumhurbaşkanı’nın hastalık veya yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması halinde, TBMM Başkanı’nın vekalet edeceğini ve aynı yetkileri kullanacağını düzenliyor. Buna göre Yakut’un başkomutanlık da dahil olmak üzere Cumhurbaşkanlığı yetkilerinden bazıları şöyle: “TBMM’yi gerektiğinde toplantıya çağırmak. Kanunları yayımlamak. Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri göndermek. Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek. Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmek. TBMM adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başkomutanlığını temsil etmek. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar vermek. Genelkurmay Başkanı’nı atamak. MGK’yı toplantıya çağırmak. Kararnameleri imzalamak. Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmek.”Yakut, TBMM Başkan-lığı’ndan da, “Başkanlık Divanı’na başkanlık etmek ve Divan’ın gündemini hazırlamak. Danışma Kurulu’na başkanlık etmek. Başkanlık Divanı kararlarını uygulamak” gibi yetkileri devraldı.MHP’den Ak Parti’ye3 Şubat 1956’da Kayseri Büyükkaramanlı Köyü’nde doğan Sadık Yakut, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Halfeti, Çamardı ve Savaştepe Cumhuriyet Savcılığı, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Tetkik Hâkimliği, Giresun Cumhuriyet Savcılığı, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığı ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulundu. TBMM’ye MHP’den Kayseri Milletvekili seçilerek Meclis’e giren Yakut, 2001 yılında, “Gönülden bağlı olduğum Türk milliyetçiliği ve ülkücülüğümden taviz vermeksizin sürdürmeye çalıştığım siyasi faaliyetlerime, gelinen nokta itibariyle MHP çatısı altında devam edememenin üzüntüsü içindeyim” diyerek partisinden istifa etti ve Ak Parti’nin kurucu üyesi oldu. Ak Parti’den Kayseri Milletvekili seçilen Yakut, 22. Dönem’de TBMM Başkanvekilliği görevini yaptı. 23. Dönem’de de aynı göreve seçilen Yakut, evli ve 3 çocuk babası.
Zirve ona emanet

Thursday, December 10, 2009

2. gün delil incelemesi yapıldı

ANAYASA Mahkemesi, DTP hakkındaki kapatma davasını görüşmeye dün de devam etti. Heyetin ikinci gün görüşmeleri yaklaşık 10 saat sürdü.Yargıtay Başsavcılığı'nın 2007 yılında açtığı DTP'nin kapatılması istemli davanın karar oturumlarının ikinci gününde delil incelemesi yapıldı. Yüksek Mahkeme üyeleri, dosyadaki delilleri incelerken, söz veya eylemin Siyasi Partiler Yasası'ndaki kriterlere uygunluğunu da denetledi. Bu çerçevede, örneğin parti adına yapılan açıklamaların parti yönetimince açıkça benimsenip benimsenmediği kriter olarak alındı. Anayasa Mahkemesi DTP hakkındaki delillerin bazılarının CD ve Video görüntüsü olması nedeniyle müzakere salonuna CD okuyucu ve ekran yerleştirdi. Ersan ATAR

2. gün delil incelemesi yapıldı

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP Grup Başkanvekili Gültan Kışanak'ın ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Cenaze törenlerinden sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı körükleyici iddiaların getirilmesi, çok büyük talihsizliktir'' diye tepki gösterdi.

CHP, Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine, tarımın sorunlarına ilişkin araştırma önergelerinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak TBMM Genel Kuruluna getirdi.



Grup önerisi aleyhinde söz alan DTP Grup Başkanvekili Kışanak, son günlerde partisine yönelik ''bilinçli, organize bir linç kampanyası'' olduğunu savundu.



Kışanak, DTP Genel Merkezinde, dün, eş başkanların oturduğu iki odanın hedef alınarak, camlarının kırıldığını, Ankara İl ve Keçiören ilçe binalarının molotofkokteyli saldırıya uğradığını söyledi.

Bunun arkasındaki zihniyetin; İzmir'de DTP konvoyuna yönelik linç girişiminden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çicek'in konuşmaları olduğunu iddia eden Kışanak, Erdoğan'ın, saldırıyı tek cümleyle bile kınamadığını söyledi. Kışanak, Erdoğan'ın, ''yalan yanlış bilgilerle DTP'yi hedef göstermeye devam ettiğini'' ileri sürdü.



Kışanak'ın, ''Tabii bunun arkasından ülkede meczup, sarhoş, kendini bilmez, ırkçı da bulunur... Sen icazeti verdikten sonra, gereğini yerine getirecek insan çok bulunur. Ben bu kişilere bir şey söylemiyorum, onları teşvik eden, partimizin üstüne gönderen, saldırıları meşru göstermeye çalışan zihniyeti şiddetle kınıyorum. Hani bu ülkenin her karışı, ili, Kürdü ile Türkü ile hepimizindi. Siz, özellikle batıdaki illerdeki saldırılarla ne mesaj vermek istiyorsunuz? Kürtlere 'memleketine dön' mü demek istiyorsunuz, bu ülkenin topraklarını bölmek mi istiyorsunuz?'' sözleri, Genel Kurul salonunda gerginlik yarattı.



AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, ayağa kalkarak, ''Hanımefendi ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ne hakla söylersiniz? Ayıptır. Dalga mı geçiyorsunuz?'' diye tepki gösterdi. Kendisine ''Kes sesini, niye ırkçılık yapıyorsunuz?'' diyen Kışanak'a Daniş, ''Irkçılığı sen yapıyorsun?'' diye karşılık verdi. Daniş, daha sonra AK Parti'li milletvekillerince salondan çıkarıldı.



Kışanak'ın, ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir. Anayasa Mahkemesi, hikayedir'' sözleri de AK Parti sıralarında tepkilere yol açtı, bazı milletvekilleri ''Yazıklar olsun'' diye tepki gösterdi.

Hükümetin bu kararı verdiğini ve Anayasa Mahkemesinde meşruiyete kavuşturmaya çalıştığını iddia eden Kışanak, ''AKP'nin kapatılma davası sürecinde Cemil Çiçek, 'Ne yapmak istiyorsunuz, bizi kapatarak, o bölgeyi birilerinin tekeline bırakmak mı istiyorsunuz' diyor. Ama şimdi 'DTP'yi kapatın, Kürtleri bizim tekelimize bırakın' diyorlar. Yağma yok AKP. DTP'yi kapattırarak, bölgenin oylarını çantada keklik zannetmeyin'' dedi.



''VEBALİ SİZİN BOYNUNUZDADIR''



Kışanak, ''Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesinin zemini, koşulları ve muhataplarının olduğunu ifade ederek, ''Ama siz bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, hala çözümsüzlük ve çatışma siyasetinde ısrar ediyorsanız, bunun vebali de sizin boynunuzda olur. Bu saatten sonra bu ülkede dökülecek her damla kanın, her canın sorumlusu AKP Hükümetidir'' diye konuştu.

AK Parti sıralarından ''Adam gibi konuş'' diye laf atılması üzerine Kışanak, sorumlulukları anlattığını söyledi.



''TALİHSİZLİKTİR''



Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kışanak'ın, ''DTP'ye yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine yanıt verdi. Günay, bu iddianın, başka bir kasıt yoksa, hukuk devleti işleyişini bilmemekten kaynaklandığını kaydetti.



Günay, Türkiye'de hukuk devleti kurallarının egemen kılınması, demokrasinin işlerlik kazanması, geçmiş yıllarda yaşanan acıların yeniden yaşanmaması isteniyorsa daha anlayışlı, dikkatli konuşmak zorunda olduklarını vurguladı.



Bakan Günay, ''Bir süreden beri barış, kardeşlik, dostluk çerçevesinde bir söylem sürdürmeye, bunun olumlu sonuçlarını almaya çalışırken, daha önceki yıllarda böyle söylemler dile getirildiğinde çeşitli tuzaklar kuranlar, yine tuzaklarını kurdular. 7 çocuğumuzun cenazesi kalkıyor. O acılı cenaze törenlerinden inanılmaz sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı, tartışmayı, anlayışsızlığı körükleyici bir takım iddiaların buraya getirilmesi, bugün için çok büyük talihsizliktir'' diye konuştu.



Barış isteniliyorsa, herkesin tahammüllü ve birbirine karşı anlayışlı olmasını öneren Günay, herkesin üslubuna dikkat etmesini istedi.



Günay'ın, ''Türkiye'nin yaşadığı sancıları geride bırakalım istiyoruz. Bunu istemeyen parlamentoda bir tek milletvekili var mı? Bence yoktur?'' sözlerine DTP'li Hasip Kaplan, ''Sizin Başbakan Yardımcınız istemiyor'' diye karşılık verdi.



Bakan Günay, sadece seçmenlere karşı konuşulursa hiçbir sorununun çözülemeyeceğini dile getirerek, ''Bu eleştirilerinizi size iade ediyorum'' diyerek, sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından CHP'nin grup önerisi reddedildi.

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

DTP Genel Merkezinden yapılan açıklamada, ''Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir'' denildi.



DTP'nin yazılı açıklamasında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Çiçek'in, DTP'nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesinde görüşülmeye başladığı bir sırada açıklamada bulunduğu belirtilerek, ''Çiçek, dava sürecine müdahil olan açıklama ve beyanlarda bulunmaktadır'' ifadesine yer verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:



''Çiçek, açıklamalarında, İspanya'da kapatılan Herri Batasuna örneğini göstererek ve 'DTP bu kararı iyi okumalıdır' diyerek yargıyı etkilemeye çalışıyor. Bu açıklamalarıyla açıktır ki Anayasa Mahkemesi üzerinde bir baskı oluşturmayı hedefliyor. Bu sözler, adeta 'DTP'yi kapatın' telkinidir. Yoksa yargı aşamasında bu tür sözler sarf etmenin başka bir izahı olamaz.



Her şeyden önce bir hükümet yetkilisinin, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir davayla ilgili hassas olması gerekirken, tam aksine bir yaklaşım sergiliyor olmasını manidar buluyoruz. Hatırlanacağı üzere Çiçek, partimizin İzmir konvoyuna yapılan saldırı sonrası da benzer sözler sarf ederek, DTP'nin kapatılması için psikolojik zemin oluşturma gayreti içerisine girmişti. Cemil Çiçek, dava aşamasında da aynı tavrını sürdürmeye devam ediyor.''



''AÇIKÇA MESAJ VERİYOR''



İktidar ve muhalefetin, DTP davası karşısında ittifak oluşturduğunun iddia edildiği açıklamada, DTP hakkında kapatma davası açıldığında Batasuna örneğini CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da referans gösterdiği ifade edildi.Açıklamada şöyle denildi:



''Baykal, dünkü grup konuşmasında 'Türkiye yasalarını işletemez, hukuka sahip çıkamaz bir noktaya doğru sürükleniyor' diyerek, Anayasa Mahkemesine açıkça DTP'yi kapatın mesajını veriyor. Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir.



Bizlere 'Batasuna kararını okuyun' diyen Cemil Çiçek'e önerimiz, demokratik çoğulcu İspanya Anayasası ile Türkiye'nin 12 Eylül Darbe anayasasını da karşılaştırmasıdır. Çiçek'e, aynı zamanda İspanya'da Bask ve Katalan Bölgesi'nde farklı kimlik ve kültürlere tanınan hak ve özgürlükler ile Türkiye'deki demokratik standartlar arasında da bir karşılaştırma yapmasını öneriyoruz.



Eğer gerçekten Türkiye, İspanya Anayasası gibi özgürlükçü, çoğulcu bir anayasaya sahip olsaydı, bugün Kürt sorunu diye bir sorun olur muydu? Çiçek'i bu soruya da yanıt vermeye çağırıyoruz. DTP olarak, üzerimizde oluşturulmaya çalışılan bu baskı ve tecrit politikalarına rağmen, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.''

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

"Siyasi bir darbe olur"

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk partisinin Meclis grup toplantısında yaşanan son gelişmeleri ve partisi hakkında Anayasa Mahkemesi'nde görülmeye başlanan kapatma davasını değerlendirdi. Konuşmasına Diyarbakır'da polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği iddia edilen Aydın Erdem isimli üniversite öğrencisi ile İstanbul'da bir otobüse yapılan Molotoflu saldırıda yaralanan ve dün yaşamını yitiren Serap Eser'in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek başlayan Türk, her iki saldırıyı da kınadıklarını söyledi. Türk, dün Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde 7 askerin Şehit olmasına neden olan saldırı konusunda ise "Tokat'ta karanlık bir provakasyon olduğu gün gibi ortada olan bir saldırı sonucu aramızdan ayrılan askerlerimiz için, yüreklerimiz parçalandı. Anne babaları ve yakınları şahsında tüm yurttaşlarımızın acılarını paylaşıyorum. Reşadiye'deki provokasyon bir an önce açıklığa kavuşturulmalı ve aydınlatılmalıdır. "dedi. 1993 yılında yaşanan 33 askerin şehit olduğu saldırıyı hatırlatan Türk, o dönemde de Kürt sorununun çözümü için yaşanan sürece son vermek için birilerinin düğmeye bastığını Tokat'taki saldırının da aynı amacı taşıdığını savundu.



Konuşmasında hükümetin açılım konusundaki yaklaşımını da değerlendiren Türk "Açılım konusunda cesur adımlar atamayan Hükümet yetkilileri, günlerden beri kalkmış Partimizi suçluyor, kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor. Sanki "açılım yapacaklarmış da biz izin vermemişiz, engel olmuşuz' gibi çarpıtmalarla kamuoyunu yanıltamaya çalışıyorlar. Böyle bir gaflet ve kandırmaca içindeler. Hükümete sormak istiyorum: Parti olarak bizim bu çatı altında iki buçuk yıldan beri verdiğimiz demokrasi mücadelesi olmasaydı, siz acaba açılımın A'sından bile bahsedebilir miydiniz? Sorunu da çözümünü de idrak edemeyen AKP'nin kendisidir."diye konuştu.



İçeriği hakkında bir şey bilmeseler de açılıma hükümetten daha fazla sahip çıktıklarını, sorumlu yaklaştıklarını ve destek olduklarını söyleyen Türk, kendilerinin bu olumlu tavrına rağmen hükümetin ne sorunun ciddiyetini ne de sorumluluğunu anladığını kaydetti. DTP'yle Ağustos ayında yapılan nezaket görüşmesinin dışında istişarede bulunulmadığını ve DTP'ye yönelik "açılımı sekteye uğrattığı' eleştirilerinin olduğunu hatırlatan Türk "Hükümet, tamamen kendi dar siyasi çıkar hesaplarıyla, bu temel sorunu ele aldığından dolayı içinden çıkamaz hale geldi. Şimdi de yol yakınken işin içinden nasıl çıkarım diye kara kara düşünüyor. Bir günah keçisi arıyor ve Partimizi hedef tahtasına oturtuyor. Bizi sorumlu gösterme arayışına giriyor" dedi.



"AÇILIMDAN KAÇAMAZSINIZ GERİ DÖNÜŞÜ YOK"



2.5 yıldan bu yana Kürt halkının sorunlarını ve taleplerini Meclis'te kanun teklifleri, soru önergeleri ve grup konuşmalarıyla dile getirdiklerini ifade eden Türk, bu çalışmalar toplanırsa bunların "bir demokrasi manifestosu' olduğunun görüleceğini söyledi. Hükümeti açılıma zorlayanın DTP olduğunu, kimin kimi engellediğinin ise apaçık ortada olduğunu kaydeden Türk, taş atan çocuklarla ilgili tasarının görüşmelerinin ertelenmesini eleştirdi. Hükümetin son olayları gerekçe göstererek adeta toplumla dalga geçercesine teknik sebepleri bahane ederek tasarının görüşülmesini ertelediğini ifade eden Türk, "Adeta, "yüzlerce çocuğu daha tutuklayayım, sindireyim, sonra değişikliği yapayım' dercesine bir geri zihniyet ile karşı karşıyayız. Demokrasiyi yeterince içselleştiremeyen bir Hükümet, kendi açılımını bitirmek için fırsat kolluyor ve faturayı da bize çıkarmaya çalışıyor"dedi. Hükümetin gerçek bir açılımdan kaçmanın fırsatını ve koşullarını oluşturmaya çalıştığını savunan Türk "Ama kaçamayacaklar. Bu halkın mücadelesi eninde sonunda gerçek bir açılımı yapmaya zorlayacaktır. Bunun yolu açılmıştır. Geri dönüş yok. AKP olsa da olmasa da Türkiye kendi barışına ve demokrasisine mutlaka kavuşacaktır." diye konuştu.





"HÜKÜMETİN GİZLİ GÜNDEMİ VAR TASFİYEYİ AMAÇLIYOR"



Son günlerde yaşanan sokak eylemlerini de değerlendiren Türk bölgenin büyük bir gerginlik ve kaynama içinde olduğunu, bu durumun Büyükşehirlere de yansıdığını söyledi. Hükümetin tehlike ortadayken yangına körükle gittiğini öne süren Türk "Çok açık ki, ya bu Hükümetin basireti bağlanmış ya da oldukça gizli bir gündemi var-tasfiyeyi amaçlıyor. Bunun başka bir izahı olamaz. Her iki durum da gerginlikleri besler, gerilimleri tırmandırır"dedi.



MECLİS İNSAN HAKLARI KOMİSYONU'NA İMRALI ELEŞTİRİSİ



İmralı'daki durumdan haberdar olur olmaz hükümet nezdinde iletişime geçtiklerini ve toplumun hassasiyetlerini ortaya koyduklarını kaydeden Türk şu ana kadar hükümetin herhangi bir adım atmadığını söyledi. İmralı cezaevinin koşullarıyla ilgili Meclis İnsan Haklarını inceleme komisyonunu devreye sokmaya çalıştıklarını ifade eden Türk şunları söyledi:



"Fakat Sayın Komisyon Başkanı şahsında, bir insan hakları hukukçusu olmasına rağmen, Partimizden gelen en ufak bir öneriyi bile reddetmek için, kırk dereden su getiren bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bu konuyu incelemekle mükellef olan en yetkili kurumdur. Ve günlerden beri, şehirlerimiz-sokaklarımız adeta yangın yerine dönüşmüş durumda. Kolluk güçlerinin orantısız güç kullanımı gerilimi daha da tırmandırmaktadır. Göstericilerin üzerine hedef gözetilerek ateş açılmaktadır. Bu tablo Bölgede, açık bir olağanüstü hal rejiminin yaşandığını ortaya koymaktadır. "



Son 10 günde en az 770 kişinin gözaltına alındığını, 12'si çocuk 117 kişinin tutuklandığını da belirten Türk hükümeti yaşanan tabloya rağmen tehlikeye davetiye çıkarmak ve kör inadını sürdürmekle suçladı. Türk "Ortaya çıkan tablodan, ve bundan sonra olası tehlikelerden birinci derecede sorumlu olan Hükümettir, Sayın Başbakandır"dedi.



"BİZ BEDEL ÖDEMEKTEN KORKMADIK"



Türk, yaşanan hassas ve kırılgan süreçte, 2 yıldır bekleyen kapatma davasının gündeme alındığını belirtti. Kapatma davasıyla ilgili konuşurken duygulandığı gözlenen Türk şunları söyledi:



"Bu öyle bir dava ki, verilecek karar ülkemizi önemli bir demokrasi sınavından geçirecektir. Bütün sindirme ve yıldırma politikalarına karşın DTP, siyasi çizgisinden sapmamış, kararlı durmuştur. Bu kararlı duruşunun bir sonucu olarak bugün, bir kez daha bedel ödemeyle karşı karşıya bırakılmıştır. Biz bu bedeli 12 Eylül zindanlarında ödedik. Mehmet Sincarlar, Vedat Aydınlar, Musa Anterler katledilirken, parti binalarımız bombalanırken ödedik. Biz bu bedeli, yaka paça cezaevine atıldığımız 2 Mart 1994'teki DEP darbesinde ödedik. Ve asla bundan kaçmadık, bedel ödemekten korkmadık. Çünkü biliyoruz ki; demokrasi bedel ister, yürek ister, cesaret ister. Amansız bir demokrasi ve barış mücadelesinin neferleri olduk. Ne söylediysek, temsil ettiğimiz halk adına, demokrasi adına ne talep ettiysek, yok sayıldı, çarpıtıldı, partimiz hedef haline getirildi. DTP hiçleşsin, vesayet rejimine diğerleri gibi alışsın, evcilleşsin istendi. Biz de, buna itiraz edince vurun abalıya misali; yargısıyla, ordusuyla, medyasıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, bir bütün olarak sistem üzerimize geldi. "Ya hizaya geleceksiniz ya da Siyaset dışına itileceksiniz'dendi. Bugün yaşananların özeti budur. Anayasa Mahkemesi'nden önce bizi siyaseten kapatmaya çalıştılar."



Türk kapatma yönünde bir karar çıkması durumunda bunun siyasi bir Darbe niteliği taşıyacağını kaydetti. Türk "DTP kapatılırsa, bunun Kürt halkına demokratik siyaset kanallarının kapatılması anlamına geleceği açıktır. DTP'nin kapatılması, Kürt halkının demokrasi ve özgürlük taleplerine karşı bir darbe niteliği taşıyacaktır. Demokrasimiz bundan onarılması mümkün olmayan yaralar alacaktır. DTP'yi kapatmak Kürt Sorununda çözümsüzlükte ısrar olacaktır. DTP, sorunların çözümünü parlamentoda ve demokratik siyasette arayan bir partidir. Siyasi Partiler Yasasının tüm anti demokratik kısıtlamalarına rağmen; bu ülkede lider sultası olmayan tek partidir. Kürtlerin meşru taleplerini dile getiren, Meclisi bir çözüm yeri olarak gören bir partiyi kapatmak, çözümsüzlüğe ve farklı yollara kapı aralamaz mı? DTP davası, Türkiye demokrasisi açısından bir sınav olacaktır. Çıkacak karar, sadece DTP ve Kürtlerle sınırlı bir karar olmayacaktır. Verilecek karar, aynı zamanda Türkiye'nin geleceğini ve demokrasinin rotasını da belirleyecektir"diye konuştu.



"TİMSAH GÖZYAŞLARI"



Türk Anayasa Mahkemesi'nin siyasi parti kapatmaları konusunda "Meclis yetkimizi sınırlasın' dediğini ancak hükümetin bu konuyla ilgili düzenlemeyi Meclis'e getirmediğini ifade ederek Başbakan Erdoğan'ın ABD yolunda söylediği "Venedik kriterleri bile az' şeklindeki sözleri eleştirdi. Türk "Bunlar timsah gözyaşlarıdır, hiç kimse inanmaz" dedi.



"DTP KÖPRÜDÜR YIKILMAMALIDIR"



Türk partilerinin kapatılması halinde parlamentoda olmalarının bir anlamı olmayacağı yönündeki sözlerini yineleyerek demokrasi mücadelesini halk ve demokrasi güçleriyle birlikte sürdüreceklerini söyledi. Türk, AKP'nin mantığıyla Türkiye'nin hiçbir sorununun çözülemeyeceğini, AKP'nin demokratlık değil demokrasi havariliği yaparak kendini bir "nimet' gibi gösterdiğini de savunarak konuşmasını "DTP barışın, diyaloğun ve kardeşliğin köprüsüdür. Halkların kardeşliğinin dinamitlenmemesi için bu köprü yıkılmamalıdır"çağrısıyla tamamladı.



DTP'YE "RASMUSSEN" DESTEĞİ



Bu arada Anayasa Mahkemesi'nde bugün görülmeye başlayan kapatma davası nedeniyle destek vermek üzere DTP grubu'na İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, Prof. Mithat Sancar, TTB Başkanı Gencay Gürboy, İHD Genel Sekreteri Öztürk Türkdoğan, Türkiye Barış Meclisi temsilcisi Cengiz Güleç, KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek ile Eğitim Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik de katıldı. Grup toplantısında Grup Başkanvekili Gültan Kışanak, kapatma davasıyla ilgili Avrupa Sosyalist Partisi Başkanı Poul Nyrup Rasmussen'in gönderdiği mesajı okudu. Grup toplantısına Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de katıldı.



"EMİNE AYNA RAHATSIZLIĞI"SORULARI YANITSIZ KALDI





Grup toplantısı öncesinde basının gündeminde ise DTP eşbaşkanı Emine Ayna'nın sözleri vardı. Grup girişinde milletvekillerine "DTP'deki Emine Ayna sıkıntısı'na yönelik haberleri soran gazetecilere Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemur "Hepimizin metin olması lazım. Her darlığın sonu mutlaka ferahlıktır"karşılığını verdi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk "Partide Emine Ayna rahatsızlığıyla" ilgili sorulara "soru yok" karşılığını verirken Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk da ısrarlı sorulara "yorum yok"yanıtını verdi. Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise grup toplantısı öncesinde gazetecilerin ısrarlı soruları nedeniyle basın mensuplarına tepki gösterdi. (ANKA)

"Siyasi bir darbe olur"