Showing posts with label Sağlık. Show all posts
Showing posts with label Sağlık. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Mustafa Su: Özel sağlık sigortası sağlıklıyken yaptırılmalı

ANADOLU Sigorta Genel Müdürü Mustafa Su, özel Sağlık sigortasının, devlet sigortasından farklı olduğunu belirterek, hasta olmadan önce sigorta yaptırmak gerektiğini söyledi. Özel sağlık sigortası sistemine erken yaşta ve sağlıklı iken katılmanın önemine işaret eden Su, "Çünkü özel sağlık sigortasının, devletin sağladığı sosyal Güvenlik sisteminden en büyük farkı, kişilerin sağlık sigortası yaptırmadan önceki hastalıklarıyla ilgili giderleri karşılamamasıdır. Birçok kişinin aklına, herhangi bir sağlık sorunu ile karşılaştıktan sonra sağlık sigortası gelmekte, bu durumda da bu hastalığının tedavisini sigorta kapsamı altına almakta geç kalınmış olmaktadır. Oysa kişiler sağlıklı iken, erken yaşta bazı hastalıkları ortaya çıkmadan cüzi prim ödeyerek sigorta yaptırsalar, hastalıklarını, istedikleri hastanede tedavi ettirme imkânına sahip olabileceklerdir" şeklinde ifadelerde bulundu.

Mustafa Su: Özel sağlık sigortası sağlıklıyken yaptırılmalı

Friday, December 25, 2009

Domuz gribinde tıp tarihine geçeceğiz

ANKARA - Domuz Gribi nedeniyle dünya genelinde yaşanan ölüm sayısı 11 bin 749, Avrupa'da ise bin 470 kişi.
Türkiye'de ise 24 Aralık tarihi itibariyle 507 kişinin domuz gribi nedeniyle hayatını kaybettiği duyuruldu.
Peki ölümlerin oran olarak Avrupa ve dünyaya göre bu kadar yüksek olmasının nedeni ne?
BADUR: BİZ TEK TEK SAYIYORUZDünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Temsilcisi Selim Badur, bunun nedenini şöyle açıkladı: “Biz kaybedilen hastalara yönelik tanıya gidiyor ve bunları bildiriyoruz. Bundan kaynaklanıyor. Yunanistan ve Fransa'da daha az insan ölmüyor. Biz hala konunun üzerine gidip birey olarak tek tek saymaya veya tanıya gitme yolunu terketmediğimiz için sonuç böyle çıkıyor. Ama Fransa, solunum yolu yetmezliğinden hayatını kaybeden bir kişiyi 'domuz gribinden öldü' diyerek istatistiklerine geçirmiyor. Bunun bir yararı olmadığını düşünüyorlar.”
BUZGAN: TESPİTLE ALAKALISağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan ise rakamların, DSÖ'ye verilen rakamlar olduğunu belirterek, “Dünyada şu anda laboratuvar teyidi yapılan vakalar üzerinden bakmak lazım. ABD'de şu anda resmi ölümler 2 bin olarak gözüküyor ancak 10 binin üzerinde, bu tespitle alakallı. Bazı ülkeler ölümleri yeterince tespit edemiyor olabilir. Sonuçta DSÖ'ye bildirilen rakamlar” dedi.
'TIP TARİHİNE GEÇECEĞİZ'DSÖ Türkiye Temsilcisi Badur'a göre, Türk insanının aşıya olan ilgisizliği tıp tarihine geçecek yeni bir sonuç doğuracak.
'Domuz gribinde tıp tarihine geçeceğiz'

İzmir SGK: İlaçta halk mağdur olmayacak

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İzmir İl Müdür Vekili Mustafa Keskin, SGK'nın eczanelerle olan İlaç Alım Protokolü sözleşmesini tek taraflı feshetmesine ilişkin olarak, ''Yanımıza gelen eczacılarımızın çoğu 'biz Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayacağız' diyor. Yani halk bu konuda mağdur olmayacak. Halkın lehine olan bu gelişmeler devam edecek'' dedi.
Keskin, yaşanan küresel mali krizden, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'deki pek çok sektörün etkilendiğini, ancak en az zarar gören sektörün ilaç sanayi olduğunu söyledi.
İlgili bakanlığın ilaç firmaları ve depolarıyla görüşerek, ilaç fiyatlarında indirime gidilmesi yönünde anlaşma sağlandığını ve bir protokol yapıldığını anlatan Keskin, bu protokole göre eczanelerin depolarında bulunan ve yüksek fiyatlarla aldıkları ilaçları depo ya da firmalara iade edeceklerini, eczanelerin zararlarının telafi edilerek fiyatlarda indirim yapılacağını ifade etti.
Keskin, buna göre eczanelerin ellerindeki pahalı ilaçları firma ve depolara teslim etmeleri gerekirken bu konuda direndiklerini ifade ederek, ''4 Aralıkta eczane kapatma eylemi yaptılar. Sadece kapatmakla kalmadılar 'Bugün kapatıyoruz, yarın ne olacağını bilmiyoruz' diye kurumu tehdit ettiler'' diye konuştu. Eczanelerle yapılan sözleşme konusuna da değinen Keskin, her sözleşme döneminde Türk Eczacılar Birliği ile kurumun sıkıntı yaşadığını kaydederek, şunları söyledi:ELEKTRONİK ORTAMDA SÖZLEŞME YAPACAĞIZ''İzmir ve İzmir'e bağlı 6 ilde 3 bin 750 eczaneyle sözleşmemiz var. Bunların her biriyle kağıt üzerinde sözleşme imzalıyoruz. Artık elektronik altyapının çok etkin ve kolay kullanıldığı bu çağda, sözleşmenin manuel ortamda yapılması çok anlaşılabilir değildi zaten. Onun için bakanlığımız bir karar verdi, 'Bundan sonra elektronik ortamda sözleşme yapacağız' dedi. Bu, eczacıların bizimle elektronik ortamda tek tek sözleşme yapacakları demek. Eczacılar her sözleşme döneminde birliğe sözleşme parası adı altında 500 lira para ödüyorlardı. Şimdi direkt sözleşme yapacakları için o parayı ödemeyecekler.''
Bu avantajların yanı sıra reçetelerini ayın 15'ine kadar teslim etmeleri gereken eczacılar için bu sürenin ayın 20'sine kadar uzatıldığını, miadı geçmiş ilaç bulunan eczanelere verilen üç aya kadar fesih cezasının para cezasına çevrildiğini anlatan Keskin, ''Yanımıza gelen eczacılarımızın çoğu 'Biz Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayacağız' diyor. Yani halk bu konuda mağdur olmayacak. Halkın lehine olan bu gelişmeler devam edecek. Vatandaş bu konuda tedirgin olmasın, devlet vatandaşa sahip çıkacaktır'' dedi.
İzmir SGK: İlaçta halk mağdur olmayacak

Wednesday, December 23, 2009

Sözleşme eczacıların maliyetini düşürecek

ANKARA - Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) yapılan açıklamada, Türk Eczacıları Birliği (TEB) ile yapılan sözleşmenin SGK tarafından feshedilmesiyle ilgili son günlerde bazı basın yayın organlarında yer alan haberlerde ''eczanelerin sahipsiz kalacağı'' yönünde yorumların yer aldığı hatırlatıldı.
Kurumun, eczanelere bundan önce olduğu gibi bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceğinin belirtildiği açıklamada, SGK ile ilaç sanayi arasında ilaç fiyatlarında indirimi öngören bir sözleşme yapıldığı hatırlatıldı. Bu sözleşmenin küresel ekonomik krizin etkisiyle Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar üzerine alınan tedbirlerden biri olduğu belirtildi. Amacın vatandaşın ödediği vergileri ve sosyal güvenlik primlerini daha etkin ve verimli kullanmak olduğu kaydedilen açıklamada, anlaşmayla ilaç fiyatlarında yüzde 25–50 civarında indirim sağlanacağı vurgulandı.
Açıklamada, bu indirimin vatandaşların yüzde 25–30 civarında daha az katkı payı ödeyerek ilaca erişimi anlamına geldiği ve kamunun Sağlık harcamalarında yaklaşık 2,5 milyar liralık tasarruf hedeflediği anlatıldı.
SGK'nın temel amacının sosyal güvenlik hizmetlerinin vatandaşlara daha etkin, verimli ve kesintisiz ulaşmasını sağlamak olduğuna işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Bu çerçevede, ilaç sanayi ile yapılan indirim sözleşmesi eczanelerimizi hedef alan bir uygulama değildir. Kurumumuz her defasında bu bilgiyi eczacılarımız ve kamuoyuyla paylaşmıştır. Ancak TEB, geçtiğimiz günlerde yapılan Genel Kurul öncesi seçim atmosferi içinde eczacılarımızın eczanelerini bir gün süreyle kapatma eylemi yapmalarına neden olmuştur. Oysa eczacılarımızın yakındığı fiyat farklarından doğan zararlarının ilaç firmaları tarafından karşılanması hususunun ilaç sanayi ile yapılan sözleşmede imza altına alındığı daha önce de açıklanmıştı.
Kaldı ki eczacılarımızla tek tek yapılacak olan sözleşmeyle eczacıların maliyetleri daha da düşecektir. Yeni uygulamayla eczacılarımızın TEB'e sözleşme bedeli olarak vermek zorunda kaldığı 500 TL ödeme yükümlülüğü kalkmış olacaktır. Dolayısıyla sözleşmenin Kurumumuz ile TEB arasında yapılmasından kaynaklanan ve bu nedenle eczacılarımızın TEB'e ödemek zorunda kaldıkları sözleşme bedeli, sözleşmenin Kurumumuz ile eczacılarımız arasında doğrudan yapılmasıyla ortadan kalkacaktır.
Ayrıca, önceki sözleşmeye göre sürecin daha iyi işlemesi ve bürokratik işlemlerin azaltılması amacıyla eczanelere bazı avantaj ve kolaylıklar da yeni sözleşmeyle sağlanacaktır. Tek tek yapılacak olan sözleşmelerle ilgili herhangi bir bürokratik uygulama ya da zaman kaybı oluşturacak herhangi bir işlem de söz konusu olmayacaktır.''
SAĞDUYULU YAKLAŞIMLARI BEKLİYORUZSGK'nın teknolojik olanaklarının tüm eczacılara sadece tek bir tuşla ulaşabilecek düzeyde olduğunun altı çizilen açıklamada, vatandaşların sağlık hizmetlerini aksatmamak ve eczacıların mağduriyetlerini engellemek için gereken tüm tedbirlerin alındığı belirtildi. Açıklamada şu noktalara yer verildi:
''Diğer taraftan, eczacılarımızla tek tek sözleşme yapılması TEB ve eczacı odalarının temsil yetkilerine karşı bir tutum olmayıp, eczacılarımızla ilgili her konuda, daha önce olduğu gibi bundan sonra da TEB ve eczacı odaları ile işbirliği ve görüşmelerimizin sürdürülmesinde herhangi bir engel bulunmamaktadır.
Sözleşme eczacıların maliyetini düşürecek

Domuz gribi bilançosuna yasak

İSTANBUL - Sağlık Bakanlığı yetkilileri, periyodik olarak her hafta domuz gribinden ölümlerin sayısını bildirmenin halk sağlığı, alınması gereken önlemler ve buna karşı yürütülen mücadele açısından bir faydası olmadığını bildirdi.
Bu nedenle, bundan sonra düzenli olarak haftalık açıklamalarda ölüm sayısının verilmeyeceğini belirten yetkililer, Avrupa'da ve dünyada böyle bir uygulamanın olmadığına da dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığı, önce haftada iki kez, pazartesi ve perşembe günlerölenlerin sayısını açıklıyordu. Daha sonra sadece salı günleri açıklama yapılmaya başlanmıştı.
Bu açıklamalarda, virüsten ölenlerin yanı sıra, vaka sayısı ve tedavi görenlerin sayısı da veriliyordu.
Ancak Sağlık Bakanlığı, ölenlerin sayısını artık açıklamayacağını duyurdu.
458 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ17 Aralık itibarıyla domuz gribinde vaka sayısı 12 bin 316 olmuştu. Ölenlerin sayısının ise 458 olduğu açıklanmıştı.
İLGİLİ HABER
Son durum
BAKANLIK'TAN AŞI ÇAĞRISISağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, aşılamanın önemine dikkat çekilerek “Hastalıktan koruduğu gibi, salgının yayılım hızını da azaltan en uygun yoldur'' denildi.
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Ülkemizde yaklaşık 4 milyon kişinin hastalıkla karşılaştığı hesaplanmaktadır. Yaklaşık 2 milyon doz aşı uygulaması gerçekleştirilmiştir. Böylelikle ülkemizde hastalığa karşı bağışık hale gelen kişi sayısının 6 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı hastalığın yayılım hızının kesilmesi için yeterli değildir.”
Açıklamada, hastalığın kış sonrasında azalmasının bir sonraki sonbaharda ise yeniden artmasının beklendiği belirtildi.
Domuz gribinin artık her ilde görüldüğü belirtilen açıklamada “67 ilde ölümler yaşandı” denildi.
Domuz gribi bilançosuna yasak

Son durum: 12 bin 316 vaka, 458 ölüm

ANKARA - Sağlık Bakanı Recep Akdağ, CHP Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız'ın domuz gribiyle ilgili soru önergesini yanıtladı.
17 Aralık itibarıyla 12 bin 316 vaka görüldüğünü belirten Akdağ, 458 kişinin virüs nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.
Sağlık Bakanı Akdağ, Türkiye'nin bütün illerinde hastalığın görüldüğünü söyledi.
Akdağ, hastalıktan korunmanın en etkin yönteminin aşılanmak olduğunu hatırlattı ve şimdiye kadar 43 milyon doz aşının alım sözleşmesinin imzalandığını belirtti.
Son durum: 12 bin 316 vaka, 458 ölüm

762 meclis personeline aşı yapıldı

ANKARA - TBMM Baştabipliği tarafından yaklaşık 1 ay önce başlatılan Domuz Gribi aşısı uygulamasına, şimdiye kadar 762 kişi katıldı.
Sağlık çalışanları, hacı adayları ve çocukların ardından Mecliste başlatılan aşı uygulamasından, milletvekillerinin yanı sıra personel ile bunların bakmakla yükümlü bulundukları kişiler yararlandı.
762 meclis personeline aşı yapıldı

Miadı dolmuş ilaç öldürdü iddiası

ISPARTA - Kalp rahatsızlığı bulunan 50 yaşındaki Hatice Ünsal, Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesine kaldırıldı. Burada yapılan muayenenin ardından hastaya Doktor tarafından antibiyotik içerikli enjeksiyon yoluyla alınacak bir ilaç yazıldı. Bir eczaneden alınan ilacın ilk ikisinin enjekte edilmesinden sonra vücudunun bazı yerleri şişmeye başlayan hasta, üçüncü enjeksiyonun ardından fenalaştı.
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi araştırma ve Uygulama Hastanesine kaldırılan hasta, 29 Ekimde beyin kanaması teşhisiyle yoğun bakım ünitesinde müşahede altına alındı. Hasta, yoğun bakımda 38 gün süren Yaşam mücadelesini kaybetti. Hatice Ünsal'a enjekte edilen ilacın son kullanım süresinin dolduğunu öğrenen aile, ilacı veren eczacı hakkında suç duyurusunda bulundu.
SDÜ Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Çetin Lütfi Baydar, Hatice Ünsal'ın otopsisinin ayrıntılı tetkik için İzmir Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini ve oradan çıkacak sonuca göre ölüm sebebinin netlik kazanacağını bildirdi.
SAĞLIK MÜDÜRÜ ÖNAL: GEREKEN NEYSE YAPILACAKIsparta Sağlık Müdürü Süleyman Önal, söz konusu eczane hakkında aile tarafından yazılan şikayet dilekçesinin kendisine ulaştığını belirterek, ''Ailenin dilekçesi üzerine eczane hakkında soruşturma başlatıldı'' dedi.
Uzman hekimler tarafından hastanın miadı dolmuş ilaçtan ötürü hayatını kaybedip kaybetmediğinin araştırıldığını kaydeden Önal, kesin sonucun soruşturma tamamlandığında belirleneceğini söyledi. Bu arada iddianın kesinlik kazanması halinde eczaneye miadı geçmiş ilaç bulundurmaktan ötürü 20 bin TL'ye kadar cezai işlem uygulanacağını belirten Önal, bunun yanı sıra eczacı hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Miadı geçmiş ilaç bulundurmanın büyük bir suç olduğuna dikkati çeken Önal, şöyle konuştu:
''Hastanın ilaçtan dolayı hayatını kaybedip kaybetmediği incelenecek, ancak eczaneye, miadı dolmuş ilaç bulundurmaktan ötürü cezai işlem yapılacak. Eczacılar, bu tür konularda daha dikkatli olmalı. Çünkü sağlık hatayı kabul etmez. Eczacı arkadaşımızın kötü bir niyeti olamaz ama böyle bir hata da kabullenilemez. Gereken neyse o yapılacak.''
AİLE: İNCELEMENİN SONUÇLANMASINI BEKLİYORUZHatice Ünsal'ın ailesi ise olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Hatice Ünsal'ın oğlu Osman Ünsal, annesinin ilaç kullanmadan önce sağlığının iyi olduğunu iddia etti. İlacın günde bir kez enjekte edildiğini bildiren Ünsal, şunları söyledi:
'Miadı dolmuş ilaç öldürdü' iddiası

Obama domuz gribi aşısı oldu

WASHINGTON - Barack Obama, önceki gün, ''eşi ve kendisinin henüz yeni aşı olduklarını'' belirtirken, daha sonra açıklama yapan bir Beyaz Saray yetkilisi, ''Başkan Obama'nın pazar günü, eşinin ise birkaç gün önce aşı olduğunu'' söyledi.
Aşının güvenli olduğunu belirterek, herkese aşı olma çağrısında bulunan Obama, riskli gruplardan sonra aşı uygulamasının artık herkes için yapılabildiğini bildirdi.
İLGİLİ HABER
Başbakan olmuyor, çocuklarımız neden olsun?Ölüm korkusu, aşı korkusunu yendi
Kızları Malia (11) ve Sasha'nın (8) Ekim ayında, uygulamanın ilk başladığı dönemde aşı olduklarını dile getiren Obama, kızlarının Sağlık durumunun şu anda iyi olduğunu kaydetti.
Obama domuz gribi aşısı oldu

Öldü sanıldı, 30 dakika sonra hayata döndü

ANKARA - China Daily gazetesinin haberine göre, Çin'in güneyinde bulunan Hunan eyaletinin Çangşa şehrindeki bir hastanede koroner kalp rahatsızlığı bulunan kadın, E.K.G. (Elektrokardiyografi) çektirirken aniden kalbi durdu.
Doktorlar, hastanın öldüğü sanıldıktan 30 dakika sonra beklenmedik bir şekilde kalbinin atmaya başladığını ve kadının hayata döndüğünü söyledi.
Öldü sanıldı, 30 dakika sonra hayata döndü

Anadolu da yaşayan HIV pozitifler

İSTANBUL - Anadolu Proje'si, Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) desteği ile İstanbul başta olmak üzere HIV pozitiflerin yoğun olarak yaşadığı illerde Pozitif Yaşam Derneği tarafından yürütüldü.
HIV ile yaşayan kişilerin tedaviye ve sosyal güvenliğe erişimi ile ilgili problemlerin, uğradıkları ayrımcılık ve damgalanmayı tespit ederek, bölgesel farklılıklar açısından değerlendirmek amacıyla 2008–2009 arasında 1 yıl süreyle yürütülen Proje kapsamında 163 HIV ile yaşayan kişiye ulaşıldı.
Anadolu Projesiyle Türkiye’de en fazla HIV ile yaşayanların bulunduğu 10 ilde (İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Ankara, Kayseri, Mersin, Bursa, Kocaeli, Trabzon) HIV pozitif kişilere ulaşmak, HIV tedavisi ve hakları konusunda onları bilgilendirmek ve destek hizmetlerine yönlendirmek, mevcut durumlarını Analiz etmek ve yaşadıkları sorunlara çözümler üretmek hedeflendi. HIV POZİTİFLERİN UĞRADIĞI HAK İHLALLERİProjede aynı zamanda hedeflenen illerdeki HIV pozitifleri takip ve tedavisini yapan kliniklerin teknik ve fiziki koşulları hakkında veri toplama ve gözlem yapma fırsatı ile birlikte yerel yönetimlerin HIV/AIDS konusuna yaklaşımlarını öğrenme ve bu kuruluşlarda farkındalık yaratmak amaçlandı. Proje sonuçlarının açıklandığı toplantıda HIV pozitiflerin uğradığı hak ihlallerinin altı çizildi. Sağlık kurumlarında, işyerlerinde, okullarda, diğer kamusal alanlarda, medyada ve sosyal çevrelerinde ayrımcılığa uğraması HIV pozitif bireyleri aşağıda özetlenen ihlallerle karşı karşıya bırakmaktadır. Mülkiyet ve barınma hakkı ihlalleri nedeniyle ev, semt-şehir değiştirme ve toplumdan izole bir yaşam, işten atılma veya bırakmaya zorlama nedenleriyle çalışma hakkının ihlali, Eğitim ve öğrenim görmeye devam edememe nedeniyle eğitim görme hakkı ihlali, isimlerinin açık şekilde medyada yer alması ile özel hayatın mahremiyeti ihlali, tedaviye erişimin önündeki engellerin kalkmaması, tedavilerini aksatması veya reddi, başka bir şehirde tedavi almak durumda kalmak, sığınmacılar ve diğer yabancı uyrukluların tedaviye erişememeleri, yeşil kart çıkartma prosesindeki güçlükler nedeniyle tedaviyi aksatma, hastanelerde uygulanan eksik ve yanlış tedaviler / bilgilendirmeler ile HIV pozitiflerin sağlık hakkı ihlali ve kimi zaman yaşama hakkı ihlalleri.
DESTEK HİZMETLERİ YAYGINLAŞTIRILMALIPozitif Yaşam Derneği (PYD) yönetim kurulu üyesi Tekin Tutar, hastanelerdeki hasta hakları birimleri, sosyal hizmet uzmanları, Psikolog ve psikiyatristler ile valilik ve kaymakamlıklar bünyelerindeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına HIV ile yaşayan kişilerin ulaşmasını ve böylece kişilerin maddi ve manevi yönden güçlendirilmelerini sağlamaya yönelik çalışmaların yapılması gerektiğini vurguladı. “HIV pozitif bireylere sağlanan destek hizmetlerinden sadece PYD’ye ulaşanlar yararlanabilmektedir. Oysa ki destek hizmetlerinin sağlık sistemi içine dahil edilmesi ve yaygın bir destek sisteminin oluşturulması gerekmektedir” dedi.
Tutar’a göre destek hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının önemi ise söyle:“HIV pozitif kişilere yönelik danışmanlık ve destek hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının kişilerin HIV statülerini kabullenmeleri ve HIV ile yaşama becerilerini geliştirmelerini kolaylaştıracağı düşünülmektedir. Bunun aynı zamanda yaşadıkları sorunların tespitini ve çözümlenmesini de sağlayacak bir unsur olduğu da yapılan çalışmalarda tescillenmiştir. Bu kişilerin ulaşabileceği bir destek mekanizmasının yoksunluğu sadece HIV ile yaşayanları değil aynı zamanda onların yakınlarını, doktorlarını ve aslında tüm toplumu olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir.
İller bazında bakıldığında hastane-destek hizmetleri arasındaki işbirliğinin, HIV pozitif kişilerin sorunlarını çözerek yaşam kalitelerini arttırdığı görülmüştür. İzmir, Antalya ve Kayseri illerindeki işbirliği sayesinde kişilere daha fazla ulaşılabilmiştir. Eğitim düzeyi düşük ve kırsal kesimde yaşayan HIV pozitif bireylere ulaşmada doktorların gayretleriyle olumlu neticeler alınmıştır. Kayseri ilinde ulaşılan kişilerde Doktor yönlendirmesi etkin olarak varlık göstermiş ve ulaşılması neredeyse imkânsız olduğu düşünülen kişilere bu sayede ulaşılmıştır.”
ÇÖZÜM İÇİN İŞBİRLİĞİPozitif Yaşam Derneği Başkanı Arzu Kaykı ise ''Yaşanan sorunlara çözümler geliştirmeye yönelik Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşların işbirliği içinde çalışmalar yapılması ve böylece tedaviye erişimin önündeki engellerin ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. Bu hem HIV pozitif bireylerin yaşamlarını hem de toplum sağlığını olumlu etkileyecektir. Tüm işbirliklerine açığız” dedi.
Anadolu’da yaşayan HIV pozitifler

Televizyon izleme uzaklığı ne olmalı?

İSTANBUL -
Evler için büyük ekran Televizyon seçilirken öncelikle televizyonun konulacağı yer ve oturulabilecek uzaklık belirlenmelidir. Bugün için ideal olarak büyük ekranların, çapraz olarak ölçülen ekran boyutunun 2 ila 5 katı uzaklığından seyredilmesi öneriliyor.Amerikan Hastanesi Oftalmoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Osman Oram, televizyon izlemenin gözlere zarar vermemesi için alınacak tedbirleri şöyle sıralıyor.Görüntünün en uygun açıyla izlenebilmesi ve gözlerin yorulmaması için ideal kabul edilen 2 ila 5 katı uzaklığın alt ya da üst sınırının seçilmesindeki en önemli faktör ise yayın çözünürlüğüdür. Normal televizyon yayınlarının izlendiği standart çözünürlükte ideal izleme uzaklığı ekran boyutunun 3 ila 5 katı iken yüksek çözünürlüklü HD yayınlarda bu uzaklık 2 ila 3 katı olarak düşünülmektedir. Örnek olarak en yaygın olarak kullanılan 42 inch yani yaklaşık 1 metre ekran boyutu için önerilen ideal izleme uzaklığı 2 ila 5 metredir. Ülkemizde genel olarak büyük ekranda daha uzun süreli olarak standart çözünürlükteki televizyon yayınlarının izlendiği ve daha az olarak da yüksek çözünürlüklü HD yayınların izlendiği düşünülürse bu ekran boyutunun ortalama 3-4 metre uzaklıktan, sadece standart yayınlar için kullanılıyorsa ortalama 4-5 metre uzaklıktan izlenmesi uygun olacaktır. ÇOCUK TELEVİZYONU ÇOK YAKINDAN İZLİYORSA...Çocuklar ve yetişkinler için ideal televizyon izleme uzaklığı farklı değildir, çocukların da yetişkinler ile aynı uzaklıklardan televizyon izlemesi önerilir. Yaygın kanının aksine yakından televizyon seyretmenin çocuklarda gözde kalıcı bir etki yarattığı ispat edilmemiştir. Çocuklarda göz merceğinin esnek yapısı nedeniyle yakından televizyon seyretmek yetişkinden daha az göz yorgunluğuna sebep olur ve çocuklar daha kolaylıkla yakından televizyon seyretmeye alışabilirler. Bununla birlikte çok yakından televizyon seyretmeyi alışkanlık haline getiren çocuklarda bir göz bozukluğunun bulunabileceği de düşünülmeli ve gereken göz kontrolleri yapılmalıdır. 20 DAKİKADA BİR 20 SANİYE GÖZLERİNİZİ DİNLENDİRİNTelevizyonu çok uzun süreli izlemek gözlerde yorgunluğa ve buna bağlı ağrı, yanma gibi belirtilere neden olacaktır. Bu nedenle televizyon izlerken ortalama 20 dakikada bir gözlerin en az 20 saniye süreyle dinlendirilmesi önerilir.
Televizyon izleme uzaklığı ne olmalı?

Doktorlar yarım gün reçete yazmayacak

İSTANBUL -
Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şubesi, İstanbul Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına çözüm bulmak için bir araya geliyor. Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa, Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına şu açıklamayı yaptı: "Bilindiği gibi, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eylemlerinde ciddi bir artış yaşanmaktadır. Hekimlere yönelik şiddet uzun zamandır Türk Tabipler Birliği’nin ve Derneğimizin gündemindedir. İstanbul’da 2008 yılında yapılan bir araştırmada, sağlık çalışanlarının sözlü saldırıya uğrama oranı yüzde 100, fiziksel saldırıya uğramış olanların oranı ise yüzde 87, hemen her gün fiziksel ya da sözel saldırıya uğradığını söyleyenlerin oranı yüzde 29, bunların polise bildirilme oranı yüzde 40, dava açılma oranı ise yüzde 33 olarak belirlenmiştir. Geçtiğimiz günlerde Bakırköy’de bir meslektaşımıza yapılan bıçaklı saldırı acil önlemler alınmasının gerekliliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bundan sonraki dönemde hekimlere yönelik her saldırı veya şiddet uygulanması sonrasında yarım gün "reçete yazmama" girişiminin başlatılması ve bu saldırıların kamu davası olarak ele alınması için tüm üyelerimizin her platformda çaba göstereceklerinin vurgulanması, hekimlere yönelik şiddet eylemlerindeki artışın nedenlerinin belirlenmesi, hastanelerde alınabilecek Güvenlik önlemleri ve derneğimizin çözüme yönelik izleyeceği kısa ve uzun vadeli eylem planlarının tartışılması amacıyla bir araya geliyoruz."
Doktorlar yarım gün reçete yazmayacak

Alzheimer da psikolojik destek

İSTANBUL - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, projeyi hayata geçirmek için Türkiye'den de ortak kuruluş arayan ana yüklenici Torino Belediyesinin, 2008 yılında çekilen ''Bakım Personelinin Demanslılarla Bir Günü Filmi'' ve 2009 yılında hazırlanan ''Demanslı Yıllara Değer Katan Aktiviteler Kitabı'' gibi çalışmaları nedeniyle Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü ile temasa geçtiği ifade edildi. Yapılan görüşmeler sonunda projeye dahil edilen Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğünün, projenin Türkiye'deki yürütücüsü olmasına karar verildiği bildirildi.
Açıklamada, İtalya, İspanya ve Romanya'yla birlikte Türkiye'den Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü ile yürütülecek projeyle, Demans ve Alzheimer hastalarına bakım verenlerin Yaşam ve hizmet kalitelerini arttırmak, iş piyasasında pozisyonlarını güçlendirmek ve sosyal uyumlarına katkıda bulunulmasının amaçlandığı kaydedildi.
Alzheimer'da psikolojik destek

Cildinizin yaşlanma sürecini yavaşlatın

İSTANBUL -
Güneş ışınları, Beslenme alışkanlıkları, derinin dış fiziksel ve kimyasal uyarılara fazla maruz kalması, Sigara kullanımı, fazla alkol tüketimi yaşlılık belirtilerini artırıyor, bu etkilerden kaçınmak yaşlanmayı yavaşlatabiliyor.

En büyük organ olan derinin de diğer organlarla birlikte 20 yaşından itibaren yaşlanmaya başladığını söyleyen Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Dr. Buket Pençe, yaşlanırken ciltte oluşan değişiklikleri, bu süreci yavaşlatmak ve etkilerini azaltmak için neler yapılması gerektiğini anlattı.Derinin üst tabakası yani epidermis incelir ve kırışıklıklara neden olur, derinin yaralanması kolaylaşır. Epidermisin en üst tabakasının yenilenmesi gecikir ve deri soluk bir renk alır. Derinin onarımı yavaşlar ve küçük yaralar bile geç iyileşmeye başlar. Deriden su kaybı kolaylaştığı için deri kurur ve kaşınır. Deriden giren kimyasal maddelerin atılımı gecikir ve kontakt dermatitler yani ekzemalar artar. DERİNİN BARİYER FONKSİYONLARI BOZULURBunun nedeni ise derinin bariyer fonksiyonunun bozulmasıdır. Derinin yaşlanmasıyla melanosit denen renk yapan hücreler azalır. Ultraviyoleye karşı koruyuculuğu azalır güneş lekeleri artar. Derinin bağ dokusu yani elastik ve kollagen liflerdeki bozukluk nedeniyle deri gevşeyerek sarkar, elastikiyeti azalır, mimik çizgileri oluşur, sertleşir ve pürüzlenir. Deride kalın, pürtüklü lekeler artar, alerjik reaksiyonlara neden olan mast hücreleri azaldığı için erken tip ilaç ve besin alerjileri azalır. Eller ve yüzde deri altı yağ dokusu azalırken, uyluklar ve karında artar. Bu da kadınlarda kalça, erkeklerde bel bölgesinin genişlemesine neden olur. Derinin direnç fonksiyonu bozulduğu için deri kanserleri artar. Ter bezleri azalır ve sıcak çarpması riski artar. Deride kılcal damarların görünümü ile kendiliğinden oluşan morluklarda artış görülür. Derinin ısı regülasyonu bozulur ve yaşlılar daha çok üşür. Yaş ilerledikçe yüzde gözenekler genişler ve siyah noktalar artar. Saçlar incelir, yavaş uzar, dökülür, beyazlaşır. Erkeklerde Saç Dökülmesi 20’li yaşlarda, kadınlarda ise menapozdan sonra başlar. Yaşla kadınlarda çenede istenmeyen kıllar oluşurken, erkeklerde kaş, burun içi, kulak kılları uzar. Tırnaklar incelir, yavaş uzar, kurur, matlaşır ve kolay kırılırlar.
Bütün bu değişikliklere engel olabilmek için ilk ve en önemli yapılacak şey güneşten korunmaktır. Çünkü ultraviyole ışınları, deride serbest radikal üretimini artırarak ve antioksidan savunma kapasitesini azaltarak foto yaşlanmaya neden olurlar.İkinci aşamada deri yaşlanmasına engel olmak ve tedavi etmek amacıyla beslenmeye dikkat edilmeli, yaşa göre vitaminler, alfa hidroksi asitler, bitkisel ürünler, biyolojik faktörler, serbest radikal yakalayıcılar, antioksidanlar, bazı hormonlar dıştan veya ağızdan kullanılmalı alkol ve sigara içilmemelidir.
KOZMETİK AÇIDAN ÖNEMLİ VİTAMİNLERVitamin A ve deriveleri: Retinoik asit, betakaroten ve retinol en sık kullanılanlardır. Bunların hem ağızdan alınmaları hem de kozmetiklerde kullanılması güneşe ve diğer tüm etkenlere bağlı deri yaşlanmasını geriye döndürebilir. Bu etkinin görülebilmesi için retinoik asit içeren kozmetiklerin en az 6 hafta kullanılması gerekir. Ancak deriyi tahriş edici etkisine dikkat edilmeli, geceleri kullanılması tercih edilmelidir.Vitamin E: Kuvvetli bir antioksidandır. Ultraviyole ışınlarından korur, nemlendiricidir, kızarıklık ve lekelenmeyi engeller. Topikal kullanıldığında alfa tokoferol olarak kırışıklıkları önler ve kollajen sentezini artırır.Vitamin C: Antioksidan ve leke açıcıdır, hücrelerde kollajen sentezini düzenler ve ultraviyole ışınlarından korur.Vitamin B: Vitamin B3 (Niasin) derinin su kaybını önler, deriyi nemlendirir ve antioksidandır. Provitamin B5 (Pantenol) ise nemlendiricidir ve saç bakım ürünlerinde yüzde 5 oranında kullanılabilmektedir.
Alfa Hidroksi Asitler: Meyve asitleri olarak bilinirler. En çok kullanılanlar glikolik asit ve kaltik asittir. yüzde 2 oranında nemlendirici etkisi olan glikolik asittir, yüzde 8 ile 12 oranında kollajen sentezini artırır, yüzde 70 oranında ise peeling yapar.
Bitkisel Ürünler: Ginkgo biloba ekstresi, soya fasulyesi, mercimek ve kırmızı şarapta bulunurlar. Serbest radikallerden ileri gelen yaşlanmayı geciktirebilir. Piyasada vitaminlerle birlikte yaşlanma karşıtı preparatlarda bulunur.
Polifenoller: Yeşil çayda bulunurlar. C ve E vitamininden daha kuvvetli serbest radikal tutucudurlar. Saç toniklerinde erkek tipi saç dökülmesine karşı da kullanılırlar.
Aloe vera jeli: Ultraviyoleden koruyucu, kızarıklık düzeltici, nemlendirici olarak yaşlanmayı geciktirmek amacıyla kullanılır.
Biyolojik Faktörler: Kallikrein: Domuz pankreasından elde edilir. Yara iyileşmesini hızlandırır ve kırışıklık oluşumuna engel olur. Plasenta Ekstreleri, insan veya hayvan kaynaklı olabilir, hücre yenilenmesini sağlar, derinin esnekliğini artırır.
Cildinizin yaşlanma sürecini yavaşlatın

Wednesday, December 16, 2009

Başbakan olmuyor çocuklarımız neden olsun

BOLU - Bolu'nun Mudurnu ilçesinde bir ilköğretim okulunda 210 öğrenciden 10 tanesi Domuz Gribi aşısı oldu.
Bolu'nun Mudurnu İlçesi Dumlupınar İlköğretim Okulunda 210 öğrenci bulunmasına rağmen, 10 öğrenci domuz gribi aşı yaptırdı.
Okul idaresi öğrencilerden domuz gribi aşısı için velilerden imza istedi. Okul idaresi imzalanan belgelerde şüphe olabileceğini düşünerek aşı olacak öğrencilerin velilerini tek tek arayarak okula gelmelerini istedi.
Bazı öğrencilerin velileri okula gelerek çocuklarına aşı yaptırmak istemediklerini söylerken, öğrenciler de ailelerine ve okul idaresine aşı olmak istediklerini söyledi.
Çocuklarının aşı olması için belge imzalayan öğrenci velileri, ''Başbakan olmuyor biz neden çocuklarımıza yaptıralım'' diyerek almış oldukları karardan vaz geçtiklerini söyledi. Okul yönetimi ise, bu konuya karışamayacağını kararı ailelerin vereceğini söyledi.
'Başbakan olmuyor çocuklarımız neden olsun'

Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

İSTANBUL - Soğuk havalar ve Domuz Gribi salgını doğal beslenmeye, vücut dengemizi koruma ihtiyacına ve vitaminlere olan talebi artırdı. Oysa eczanelerden satın alınıp gelişigüzel kullanılan ya da internet sitelerinden sipariş edilen vitaminler yarardan çok zarar getirebiliyor. Vitaminlerin kesinlikle Doktor kontrolünde ve dozunda tüketilmesi gerektiğini söyleyen Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, vitamin kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.SAĞLIĞIN ANAHTARI: VİTA-AMİNEVitaminler, birçok fizyolojik olayda anahtar rol üstlenen moleküllerdir. Vitaminler insan vücudu tarafından sentezlenemedikleri için besinlerden sağlanması gerekmektedir. Vitaminlerin isimleri latincede hayat anlamına gelen ‘vita' ve nitrojen içeren anlamına gelen ‘amine' kelimelerinin kombinasyonundan türetilmiştir. Aslında günümüzde bilinen bütün vitaminler nitrojen içermez fakat ilk bulunan vitaminler içerdiği için isim bu şekilde kalmıştır. Sağlıklı bireylerde gıdalara ek olarak vitamin almaya gerek yoktur. Ancak vitamin ihtiyacını artıracak durumlar veya eksikliğinin saptandığı olgularda vitamin verilmesi gerekir.BİLİNÇSİZ VİTAMİN KULLANIMININ SAKINCALARIBilinçsiz vitamin kullanımı karaciğer bozukluğundan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığa neden olabilir. Vitaminin doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Kişinin kafasına göre ya da eş dost tavsiyesi ile vitamin alması kesinlikle yalnıştır. Mutlaka doktor önerisiyle alınmalıdır. Bilinçsizce tüketilen A vitamini karaciğer bozukluğuna, fazla C vitamini böbrek taşına ve mide rahatsızlıklarına, D vitamini intoksikasyona sebep olabilir.
ÇOÇUĞA D, Sigara İÇENE C, VEJETARYENE B12 Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği saptanan vitaminler kullanılmalıdır. Gerekli olan vitamin miktarı genellikle tavsiye edilen günlük miktar RDA olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler ürünlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır. Ama yine de ihtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir. Belirli grupların özel vitaminlere daha fazla ihtiyacı vardır. Örneğin çocuklar (D vitamini), hamile bayanlar (folik asit), yaşlılar (D vitamini), sigara içenler (C vitamini), çok alkol tüketenler (B1 vitamini) veya vejeteryanlar (B12 vitamini) belirli vitaminlere daha fazla ihtiyaç duyarlar.
ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNDE VİTAMİNGerekmedikçe vitamin kullanmak vücuda yarar yerine zarar getirecektir. Vitaminlerin bilinçli ve doğru kullanılması şarttır. Örneğin antibiyotik tedavisinde bağırsaktaki yararlı bakteriler de etkilenir. Buna bağlı olarak pamukçuk gibi mantar hastalıkları, ishal, hazımsızlık ve gaz şikayetleri ortaya çıkar. Bu nedenle antibiyotik tedavisinde özellikle B kompleks vitamini almak yararlıdır. SAĞLIĞIN ABC’SİNİ GELİŞİGÜZEL KULLANMAYINA, D, E, K ve C vitaminlerine ait zarar ve yan etkiler iyi bilinmektedir. A vitamini vücutta birikip karaciğer toksisitesine yol açar. A vitamini toksisitesi, onu bağlayan proteinlerin yok olması ve bu yüzden A vitamininin hücrelere hücum etmesiyle belirir. Bu genellikle vitaminlerin diyetten alınması durumunda ortaya çıkmaz; fakat kişinin takviye kullanması durumunda belirebilir. Belirtileri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal ve kilo kaybıdır. Kas ve sinir sistemi de iştahsızlık, sinirlilik, yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik, baş ağrısı ve kaslarda zayıflık belirtileri göstererek etkilenir.
D vitamini uzun etkilidir ve birikir. D vitamininin fazlası kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olur. Kalsiyum böbrek taşı oluşturabilir. Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi ayrıca kan damarlarının sertleşmesine neden olur ki; özellikle bu da kalp ve akciğer arterleri için tehlikelidir ve ölümcül olabilir. D vitamini toksisitesinin ek belirtileri ise; iştahsızlık, baş ağrısı, zayıflık, halsizlik, aşırı susuzluk, sinirliliktir.
E vitamini ile zehirlenme çok fazla miktarda alınırsa olur; fakat A ve D vitaminlerinde olduğu gibi kolay olmaz. Belirtileri baş ağrısı, zayıflık, baş dönmesi, halsizlik ve görme bozukluklarıdır.
K vitamini zehirlenmesi sadece K vitamini için suda çözünen kaynakları tüketen insanlarda meydana gelir. Belirtileri ise kırmızı hücrelerin hemolizi, sarılık ve beyinde hasarlanmadır.
Tiaminin (B1)anormal bir şekilde çok alımı sinir sistemini etkiler. Güçsüzlük, baş ağrısı, alınganlık ve uyku bozukluğuna yol açar. Ayrıca taşikardi yapabilir.
Yüksek miktardaki niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilir. Kusma, dilin şişmesi, bayılma gibi belirtiler meydana gelebilir. Ilaveten, karaciğerin fonksiyonunu etkileyebilir ve düşük kan basıncına neden olabilir.
B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı, kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olur. Ayaklarda uyuşmayla başlar, sonra ellerde his kaybolabilir ve ağız uyuşabilir. Daha başka toksik semptomlar ise yürümede zorluk, bitkinlik ve baş ağrısıdır. Alımı azaltıldığı zaman bu semptomlar azalır; fakat her zaman tamamen kaybolmaz.
Folat’ın toksisite belirtileri ishal, uyku bozukluğu ve alınganlıktır. B12 vitaminiyle olan yakın ilişkisinden dolayı, folatın yüksek miktarı B12 vitamini eksikliğini kapatır. C vitamini toksisitesi kusma, karın krampları uyku bozukluklarıdır. Böbrek taşına da yol açabilir.
VİTAMİN KULLANIMI KANSERİ TETİKLER Mİ?ABD'de yapılan bir Bilimsel araştırmada aşırı vitamin kullanımınıyla ilerlemiş prostat kanseri arasında bağlantı olabileceği bildirildi. araştırma kapsamında 300 bin erkeğin Sağlık durumlarına ve Beslenme alışkanlıklarına bakıldı. Bunlardan üçte birinin, her gün çeşitli vitaminler aldıkları ve yüzde 5'inin aşırı vitamin tükettiği belirlendi. Araştırmanın başlamasından itibaren geçen 5 yıl içinde, 10 bin 241 erkeğe prostat kanseri teşhisi konuldu. Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayınlanan araştırmada, aşırı miktarda vitamin kullananlarda öldürücü prostat kanserine yakalanma riskinin hiç kullanmayanlara oranla iki kat fazla olduğu sonucuna varıldı. Bununla birlikte araştırmacılar, vitamin kullanımıyla prostat kanserinin ilk safhası arasında ilişki bulamadılar. Araştırmacılar, yüksek dozda vitaminin tümör ortaya çıkana kadar etkisinin fazla olmadığı; ancak tümör oluştuktan sonra muhtemelen hızla büyümesine yol açtığı tahmiminde bulundular. Daha az kapsamlı benzer araştırmalarda da aynı sonuca varılmasına karşın, aşırı miktarda vitamin kullanımıyla prostat kanseri arasında kesin bir ilişki bulunduğunu kanıtlamak için başka araştırmalara ihtiyaç olduğu da vurgulandı.
Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

Türk hasta için İspanya dan geldi

BURSA - Beyin rahatsızlığı sonucu Bursa'daki özel bir hastanede 22 gün solunum cihazına bağlı yaşayan 54 yaşındaki kadının yakınları, Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Gebitekin'e başvurdu. Prof. Dr. Gebitekin, inceleme sonucu hastanın nefes ve yemek borularının bir bölümünün solunum cihazı nedeniyle tahrip olduğuna, acilen ameliyata alınması gerektiğine karar verdi.
Ameliyat için dünyada ilk kez soluk borusu naklini yapan ve İspanya'nın Barcelona kentinde yaşayan Prof. Dr. Paolo Macchiarini'yle bağlantı kuran Gebitekin, bu kişiyi Bursa'ya davet etti. Davet üzerine dün gece İspanya'dan gelen Macchiarini, UÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde, Prof. Dr. Gebitekin ve ekibiyle birlikte hastanın ameliyatına girdi. Macchiarini, ameliyattan önce gazetecilere yaptığı açıklamada, ilk nefes borusu naklini geçen yılın haziran ayında 30 yaşında 2 çocuk annesi bir kadına yaptıklarını söyledi. YÖNTEMİ DİĞER NAKİLLERDE DE KULLANMAK İSTİYORUZSöz konusu hastanın tüberküloza bağlı nefes borusu tahribatı bulunduğunu ifade eden Macchiarini, şöyle konuştu:
''Kadının akciğerinin sol bölümünü alıp sağ tarafını soluk borusuyla birleştirecektik. Bu, son derece riskli bir ameliyattı. Tahrip olan bölgeyi çıkarıp transplant yapmaya karar verdik. Kadavradan alınan nefes borusunun üzerindeki hücreler özel bir yöntemle temizlendi. Hava yolu, kök hücre teknolojisi kullanılarak hastanın kendi hücreleriyle kaplandı. Bu yöntem sayesinde bağışıklık sistemini (immün sistemi) baskılayıcı ilaç kullanımının da önüne geçtik. 16 yıldır bu konu üzerinde çalışıyorduk. Bütün organ nakillerinde vücudun organı reddetmemesi için immün sistemi baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Nefes borusu hastanın kendi hücreleriyle kaplandığı için vücut tepki göstermiyor. 52 yaşındaki bir hastaya yaptığımız 2. vakada ise tekniği biraz daha geliştirdik. 1. vakada hazırlık 6 ay sürmüştü, ikincisinde süreyi 9 saate kadar indirdik. Bu yöntemi diğer nakillerde de kullanılabilir hale getirmek istiyoruz. Kök hücre teknolojisini kalp damar cerrahisinde de kullanılabilir hale getirmek için çalışmalar sürdürülüyor.''CİDDİ TECRÜBE GEREKTİREN BİR AMELİYATProf. Dr. Cengiz Gebitekin de uzun yıllara dayalı arkadaşlıkları bulunan Prf. Dr. Macchiarini'yi vakanın acil müdahale edilmesi ve daha fazla deneyim gerektirmesinden dolayı Bursa'ya davet ettiğini belirtti. Macchiarini'nin hiçbir karşılık beklemeden daveti kabul ettiğini ve dün gece Bursa'ya geldiğini ifade eden Gebitekin, şunları söyledi:
''Nefes borusu çok Enteresan bir organ. Her türlü travmaya çok farklı cevap veren bir organ. Nefes borusunu ya değiştirmeniz ya da kendi üzerinde tamirat yapmanız gerekiyor. 10-12 santimetre uzunluğunda çok kolay harap olan bir organ. Özellikle hastanın uzun süre yoğun bakımda kaldığı ve tüple birlikte solunum makinesine bağlı olduğu vakalarda çok ciddi hasara uğruyor. Bizim hastamız da 22 gün yoğun bakımda kalmış. O günden beri solunum makinesine bağlı. Kendisini özel bir hastaneden transfer ettik. Hastanın nefes borusunun yaklaşık 5 santimetrelik bölümü harap olmuş. Yemek borusunun aynı uzunluktaki bölümü de aynı durumda. Ameliyatta o bölüm tamamen çıkarılıp nefes borusu birleştirilecek. Çok kompleks bir iş. Çok ciddi tecrübe gerektiren bir ameliyat. Bugüne kadar 5 santimetreye çıktığımız oldu ama bu çok daha özel çünkü beraberinde yemek borusu var.''
Türk hasta için İspanya'dan geldi

Yüksek tansiyona DASH tedavisi

İSTANBUL - DASH, (Dietary Approaches to Stop Hypertension) yani “Hipertansiyonu düşürmede diyetsel yaklaşımlar’ son yıllarda hipertansiyonun tedavisinde kullanılan bir Beslenme modeli. Hipertansiyon, gelişmiş ülkelerde sıklıkla karşılaşılan bir halk sağlığı problemi. tedavi edilmeyen hipertansiyon, birçok hastalığa neden olabiliyor. Araştırmalar, hipertansiyon oluşumunda diyetsel faktörlerin etkili olduğunu gösteriyor. Çalışmalara göre uygun bir beslenme planı ile kan basıncının düşürülebildiğini belirten Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Diyetisyen Tuğçe Aytulu'ya göre, beslenme planında hedef, gıdalarla alınan sodyum miktarını azaltmak, yeterli ve dengeli bir beslenme planı oluşturmak. Aytulu, DASH planıyla ilgili şu bilgileri veriyor:Sodyum, hipertansiyonun oluşumunda önemli bir mineraldir. Sofra tuzunun yaklaşık yarısı sodyumdan oluşur. Hipertansiyon için beslenme planı doymuş yağlardan, kolesterolden ve katı yağlardan fakir, meyve, sebze ve az yağlı süt ve süt ürünlerinden ise zengin olacak şekilde düzenlenir. Bu planda tam tahıl ürünleri, balık, kümes hayvanları ve yağlı tohumlar (fındık, badem gibi) da kullanılır. Ancak kilonun kontrolü de önemlidir. Yapılan bazı araştırmalara göre vücut ağırlığı normalin üzerindeyse, yüzde 10’luk kilo kaybı tansiyonun düşmesine yardımcı olabilmektedir.
Hipertansiyonun beslenme tedavisinde, aynı zamanda posa, magnezyum, potasyum ve kalsiyum açısından zengin bir beslenme tedavisi uygulanır. Hipertansiyonun tedavisinde hekiminizin önerdiği ilaç tedavisine uygun olarak beslenme alışkanlıklarınızın da, biyokimyasal özelliklerinize göre düzenlenmesi gerekir. Bu konuda bir beslenme uzmanından yardım alabilirsiniz.
GÜNLÜK BESLENMEDE NASIL UYGULANIR?Öğün aralarında meyve tüketin. Meyveler, hem posa hem de potasyum içeriği nedeni ile hipertansiyonun kontrolüne yardımcı olabilir. Ancak aşırı meyve tüketimi de kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Günde 4-5 porsiyon yeterli olacaktır.
Sebze tüketimini artırın. Hergün 1 tabak salata ve 1 tabak sebze yemeği yemeye özen gösterin. Ancak pişirilen sebzelere tuz eklemeyin ve az miktarda sıvı yağ kullanarak pişirin.
Kalsiyum, hipertansiyonun kontrolü için gerekli bir mineraldir. Bu nedenle süt ve süt ürünleri tüketmeniz yararlı olacaktır. Tercihinizi az yağlı olanlarından yapın. Ancak “az yağlı ürün” düşük kalorili ürün anlamına gelmez. Aşırı tüketimlerden kaçının. Günlük olarak, 1 dilim peynir, 1 bardak az yağlı süt ve 1 kase yoğurt yeterli olacaktır.
Badem, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar magnezyum açısından zengin oldukları için, hipertansiyonun beslenme tedavisine yardımcı olurlar. Ancak miktarları iyi ayarlanmalı ve aşırı tüketimden kaçınılmalıdır. 2 yemek kaşığı veya 15 gram yağlı tohum alımı yeterlidir. Ayrıca tuzsuz olanlar tercih edilmelidir.
Posanın artırılabilmesi için meyve ve sebzelerin suyunu tüketmek yerine kendilerini tüketin. Kabuklu olarak yenebilenleri kabuklu tüketin.
Unutmayın, beslenme bir bütündür. Hiçbir Gıda mucize yaratmaz. Besinler çeşitlendirildiğinde beslenme anlam kazanır.TUZU AZALTMANIN PÜF NOKTALARIGıdaları satın alırken etiketlerini okuyun. Gıdaların etiketinde tuz, sodyum olarak görünebilir. Düşük sodyumlu olanları tercih edin. Yemeklerinizi düşük sodyumlu tuzla veya tuzsuz olarak pişirin. Düşük sodyumlu tuz kullanacaksanız hekiminize veya diyetisyeninize danışın. Sofrada tuz kullanmayın. Onun yerine lezzetlendirmede limon, baharatlar ve sirke yardımcı olabilir. Dışarıda yediğiniz yemeklerde salam, sosis gibi işlenmiş etlerle hazırlanmış ürünler yerine içine tuz eklenmemiş, turşusuz taze salatalar tercih etmeye çalışın. Alışveriş yaparken konserveler yerine taze satılan gıdaları tercih edin.Et, tavuk, balık alırken tütsülenmemiş, işlenmemiş ve konserve edilmemiş olanlarını tercih edin. Kahvaltılık tahıl gevrekleri alırken düşük sodyumlu olanlarını tercih edin. Unutmayın, bir gıdadan tuz tadı almamanız sodyum içermediğini göstermez. Soya sosu, hardal gibi gıdalar veya içinde MSG (mono sodyum glutamat) bulunan gıdaları tüketmeyin. Bunların yerine taze sebzelerden ve baharatlardan kendiniz soslar hazırlayın. Yemek aralarında atıştırmak için tuzlu krakerler yerine meyve tüketin. Soda, asitli içecekler, kabartma tozu sodyum içerir. Bu nedenle tüketiminden kaçının.

Yüksek tansiyona 'DASH' tedavisi

Domuz gribinde 62 ölüm daha

İSTANBUL - Domuz gribinden ölenlerin sayısı her geçen gün artmaya devem ediyor.
Sağlık Bakanlığı, Türkiye'de domuz gribinden hayatını kaybedenlerin sayısının 62 kişi artarak 415'e yükseldiğini açıkladı.
Bakanlık açıklamasında şöyle denildi: "Pandemik gripten kaybedilen vatandaşlarımızın sayısı maalesef 415 olmuştur. Pandeminin başlangıcından itibaren kaybedilen bu vatandaşlarımızdan 27’si gebe veya lohusadır.
Hastalıktan korunmanın en etkili yolu aşılanmaktır. Gebe ve lohusalarımız aşılamada öncelikli gruplar arasında yer almaktadır.
Aşı, aile hekimlikleri, Sağlık ocakları ve hastanelerimizde ücretsiz olarak uygulanmaktadır.
Vatandaşlarımızın herhangi bir tereddüt göstermeden aşılarını yaptırmaları, riskli gruplar başta olmak üzere Okul çağı çocuklarımızın aşılanmalarına hassasiyet göstermeleri gerekmektedir."
Domuz gribinde 62 ölüm daha