Showing posts with label Televizyon. Show all posts
Showing posts with label Televizyon. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Uydurma haber panik yarattı

TİFLİS - Gürcistan'da eşine az rastlanır bir TV şakası ülkeyi birbirine kattı.
Gürcü halkı, hükümet yanlısı Imedi kanalında başkente giren Rus tanklarını gördü. Üstelik kanal Cumhurbaşkanı Saakaşvili'nin de öldüğü haberini veriyordu.
Başkent Tiflis'te halk panik içinde sokaklara döküldü. Aileler çocuklarını eve çağırınca Tiflis'te bir Sinema salonu hızla boşaltıldı.
Çok sayıda Rus Haber Ajansı ve televizyonundan bazıları haberi iddia olarak verirken, bazıları ise Saakaşvili'nin öldüğü haberini vermedi.
İşlerin çığrından çıkmasıyla Imedi kanalı izleyicilerinden özür diledi. Kanal, haberi "İhtimal dahilindeki olayların simülasyonu" başlığı altında, 2008 yılındaki Gürcü-Rus savaşının görüntülerini kullanarak vermişti. Ancak başlığı kaçıran birçok kişi haberin gerçek olduğunu sanmıştı.
Gerçeğin ortaya çıkması üzerine, onlarca öfkeli gürcü Televizyon binasına yürüdü.
Televizyon kanalının önüne gelen Gürcülerin tepkisi sert oldu: "Bana söyleyin böyle bir şey nasıl yapılabilir? Bu iğrenç bir şaka!"
Uydurma haber panik yarattı

Sunday, February 28, 2010

Katlanıp cebe giren görüntü

ODTÜ'lü araştırmacılar, katlanabilir özellikteki esnek görüntü cihazlarının yapımında gerekli binlerce rengi tek bir plastik malzemeyle elde eden Teknoloji geliştirdi.



''Yeşil renk'' oluşturulamadığı için bugüne kadar yapılamayan esnek malzemeler için literatürdeki eksiklikleri iki yıl önce tamamlayan araştırmacılar, son çalışmalarını çok daha ileriye taşıyarak ''üstün özellikli'' tek bir plastik malzemeyle binlerce tondaki rengi elde etti.



Yeni nesil polimer tabanlı malzemeler, maliyetleri düşük Organik tabanlı güneş pilleri ile LED yapımında da kullanılacak.



ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Toppare, görüntü cihazı ekranlarının yapımında günümüzde inorganik malzemelerin kullanıldığını ve bu malzemelerin yüksek maliyetlerinin bulunduğunu belirtti.



Prof. Dr. Toppare, görüntü cihazlarında kullanılmak üzere plastik özellikler taşıyan elektrokromik polimerler üzerine başkanlığını yürüttüğü ekibin uzun yıllardır çalıştığını söyledi.



Bu çalışmaların en önemli sonuçlarından birini iki yıl önce aldıklarını belirten Toppare, ''Polimer Tabanlı Görüntü Cihazları ve Eksik Renk Yeşil'' adlı çalışmalarında, yeşille şeffaf arasında dönüşebilen eksik rengi oluşturan elektrokromik malzemeyi geliştirdiklerini anımsattı.



Toppare, bu çalışmalarında görüntü cihazlarının bu malzemelerle yapılarak maliyetlerinin düşürülmesi için literatürdeki eksiklikleri tamamladıklarını anımsattı.Bu çalışmalarının ardından literatürde kırmızı, mavi ve yeşil renklerde bir eksiklik kalmadığını anlatan Toppare, şu bilgileri verdi:



''Literatüre bakıldığında, farklı polimerlerden bir kısmı kırmızı, mavi, yeşil, multikromik, floresan (ışık yayabilen) veya bir kısmı da çözülebilen polimerlerdir.Ancak bütün bu özellikler, farklı farklı polimerlerle sağlanabiliyordu.



''TÜM RENKLER TEK POLİMERDE''



Prof. Dr. Toppare, patent alan bu çalışmalarının ardından başkanlığını yürüttüğü son çalışmalarında ise araştırma görevlileri Abidin Balan ve Derya Baran'la birlikte aynı anda tüm renk geçişlerini tek başına sağlayan ''benzotriazol içerikli polimerler'' geliştirdiklerini açıkladı.



Toppare, görüntü cihazı ekranlarının katlanabilir gibi esneme özelliklerine sahip olabilmesi için her renk için ayrı ve onlarca sayıda polimer değil, geliştirdikleri tek bir polimerin yeterli olacağını söyledi.

Araştırmaları sonunda elde ettikleri iletken polimerlerin tek başına görüntü teknolojisinin ihtiyaç duyduğu kırmızı, yeşil, mavi, siyah ve şeffaf olmak üzere bütün renk geçişlerine, yaygın solventlerde çözünebilirliğe, hem p hem n tipi katkılanabilirliğe sahip olduğunu bildiren Toppare, şunları

kaydetti:



''Yeni çalışmamızda her renk için ayrı bir malzeme yerine tek bir malzeme geliştirdik. Bu tek polimer, aldığı gerilime göre her rengi oluşturabiliyor. Yani görüntü cihazlarında renk üretimi için gereken mavi, kırmızı, yeşil ve şeffafa kadar uzanan milyonlarca ana ve ara renk tonunu elde etme yeteneğini tek bir polimerde topladık.



Ayrıca malzemenin önemli diğer bir özelliği de bildiğimiz tüm malzemelerde çözünebilme özelliği. Bu haliyle malzeme, her türlü geniş yüzeylerde de kullanılabilecek. Dolayısıyla malzemeyi yalnızca elektrolitik olarak değil, kimyasal yöntemlerle de yapmak mümkün hale geliyor.''

Toppare, çalışmaları ile Televizyon, Bilgisayar gibi görüntü cihazlarının bu malzemelerle yapılabilmesi için renk geçişleri arasındaki zamanı mikron seviyelerine düşürme yolundaki çalışmalarının da sürdüğünü bildirdi.



"GÜNEŞ PİLİ DE YAPILACAK''



Prof. Dr. Toppare, geliştirdikleri teknolojinin yarı iletken olma özelliğinin yanı sıra floresan özellikleri nedeniyle güneş pillerinin imalatında etken maddeler olarak da kullanılabileceğini bildirdi.

Toppare, ODTÜ'de, Devlet Planlama Teşkilatının desteğiyle kurulan Güneş Enerjileri Araştırma Merkezinde (GÜNAM) polimerik tabanlı güneş pillerinin üretilmesi için araştırmalara başladıklarını da açıkladı.



Tüm dünyada organik malzemelerden güneş pili yapımı için yüzlerce araştırmanın yürütüldüğünü aktaran Toppare, bu araştırmalarda yüksek verim gücüne sahip ve yeniden kullanılabilir pillerin düşük maliyetlerle üretilmesinin amaçlandığını söyledi.



Geliştirdikleri malzemenin, özelliği nedeniyle LED yapımında da kullanılabileceğini belirten Toppare, açıklamalarını, ''Sayılan özelliklerin hepsini birden taşıyan tek bir malzeme maliyet düşüklüğü, kulanım alanlarının genişliği ve daha önemlisi benzersizliği yönünden paha biçilmez bir üründür'' sözleriyle tamamladı.

Katlanıp cebe giren görüntü

Thursday, December 31, 2009

İran için vakit yaptırım değil, destek vakti


El Cezire Televizyon kanalının internet sitesinde yer alan makalede, Büyük Ayetullah Hüseyin Ali Muntezeri’nin ölümü sonrasında İran’da gelinen noktanın, 1989 yılında Çinli lider Hu Yaobang’ın ölümü ardından Çin’deki muhafazakarlar ile reformcular arasındaki ulusal mücadelede olduğu gibi belirleyici bir değişimin habercisi olabileceğine dikkat çekiliyor.
Makalede İran’ın içine girdiği kritik durumun, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından önceki Doğu Avrupa’nın durumuna benzediğini ifade eden Silverstein, İran’ın parçalanmış ve kaos içindeki durumuna nazaran, 1989 yılında Deng Xiaoping’in yönetimi altındaki Çin hükümetinin daha iyi bir birlik oluşturmayı başardığını, bugün gelinen noktada İran’ın Çin hükümetine kıyasla muhalefet baskısını ortadan kaldırmak konusunda şüphe verici bir görüntü içinde olduğunu belirtiyor.
GÜVENİLİRLİK AZALIYOR Mir Hüseyin Musevi’nin yeğeni Seyid Ali Musevi’nin rejim yanlıları tarafından öldürüldüğünün iddia edilmesi, rejime sadık olanların bile tutumlarını kaybetmeye başladıklarının bir göstergesi.
Bu tür çılgınca hareketler, sözde gücü elinde bulunduranların geride kalan az sayıdaki taraftarlarını bile bir tiksinti içinde kendilerinden uzaklaştırabilir. Hükümetin “cesedi” çalması ve ailesini yas tutmaması konusunda uyarması vahşetin ötesinde bir tavır olarak, bu iğrenç eylemi gerçekleştirenlerin üzerindeki utancı arttıran bir davranış.
Normal koşullarda en ufak bir şiddet hareketine izin verilmeyen Aşure gününde eylemcilere sert tepkiler gösterilmesi rejimin kontrolden çıktığını gösteriyor.
Silverstein, reformcu eylemcilerin attıkları sloganların aynı anda iki amaca hizmet ettiğini belirtiyor. Bir yandan halihazırdaki hükümet İmam Hüseyin'i şehid eden Yezid'e benzetilerek iki dönem arasında benzerlik kuruluyor, diğer yandan da dini referanslarla hükümetin dini kendi tekeline alması engellenmeye çalışılıyor.
Ayrıca muhalefet taraftarları şu ana kadar rejimi yıkmayı başaramamış olsalar bile, böyle taktiklere başvurmaları iktidar ve meşruiyeti ellerinde tutanların kredibilitesini zayıflatmakta her gün daha çok geliştiklerine işaret ediyor.
TEHDİTLER İÇİN VAKİT YOK Silverstein, ABD’nin ve Batılı müttefiklerinin yaşanan süreçte İran’a karşı yaptırım uygulamasının saçma olacağının altını çizerek bu dengesizlik ortamında rejimin yaptırımları kendi çıkarına kullanabileceğini belirtiyor.
Yazar, ABD’nin göstereceği tepkinin insan haklarının desteklenmesi ve yaşanan ihlallerin kınanmasından öteye gitmemesi gerektiğini ifade ederken, ABD’nin İran’ın Nükleer programına karşı yaptırımlar, hatta silah gücü kullanımına gidilmesi halinde rakiplerine koz vereceğini ve desteğini azaltacağını vurguluyor. Silverstein İsrail hükümetinde ve ABD’nin yeni muhafazakârları arasında İran’daki radikal liderler ile reformcular arasındaki farkı göremeyenler olduğunu belirtiyor.
Bu kişilerin İran’daki taraflardan birini desteklemek adına bir ayrım yapmaları veya politik ayarlamaya gitmelerinin aptalca olacağını ifade eden yazar ülkedeki durumun çok yanlış bir yöne gittiğini ve her halükarda çok büyük bir gayret ile durdurulması gerektiğini savunuyor.
Hem İran'ın hem de ABD'nin çıkarları için dikkatli olunması gerekiyor.
İran için vakit yaptırım değil, destek vakti

CNNMoney - 31 Aralık


--Fox, Time Warner ile yaşanan sorunda pes etmiyor
ABD'li Televizyon yayıncısı Fox Network, Çarşamba günü Time Warner Cable şirketinin yaşanan bir ödeme sorunu nedeniyle Federal İletişim Komisyonu'yla tahkime gitme teklifini reddetti.

--Dow Jones ve Nasdaq 2009'un zirvesinde
ABD borsaları Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq, Çarşamba günü dalgalı seyreden seansın sonrasında, yatırımcıların güçlü dolar beklentisi ve yılsonundaki temkinli hareketleriyle hafif yükseldi ve yılın yeni zirve seviyelerini gördü.

--Amazon.com Tatil sezonunun en mutlu eden şirketi oldu
ABD’de pazar araştırmaları yapan ForeSee Results şirketi tarafından yayımlanan veriler, Amazon.com'dan Alışveriş yapanların bu yılki tatil sezonundan en tatmin olmuş müşteriler olduğunu gösterdi.
CNNMoney - 31 Aralık

Thursday, December 24, 2009

Türk basını nereye gidiyor


Haberciler Derneği Genel Başkanı Hasan Taşkın, yaptığı yazılı açıklamada son dönemlerde “Yandaş Medya” söyleminin daha yüksek seslendirildiğini belirterek, bu söylemlerin ve basına yönelik ayrımcı açıklamaların Türk basınına zarar verdiğini bunun da Milletin menfaatine olmadığını dile getirdi.

Taşkın, tüm bunların yanı sıra yazılan birçok haberin tartışma konusu haline gelmesi ile halkın basına karşı güveninin zedelendiği görüşlerinin de zaman zaman seslendirildiğini kaydetti.
Basından en çok yakınanların arasında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geldiğini savunan Taşkın, ''Başbakan'ın medya üzerindeki son siteminde medyanın terör olaylarını evire çevire sürekli vermesinden yakınıyor. Terörün esas amacı topluma eylemleriyle mesaj vermektir. Korku yaratmak, kışkırtmak ve çatışma ortamı oluşturmaktır. Tüm bunları medya aracılığı ile yaptığı doğrudur. Bu noktada Başbakan haklıdır'' diye konuştu.

Taşkın, diğer taraftan medyanın ise gelişen olayları ekrana ya da Gazete sayfalarına taşımanın haberci deyimi ile Haber atlamamak durumunda olduğunu bildirdi. Haberin veriliş biçimi ve sürekli tekrar edilmesinin sadece terör olayları ile ilgili haberlerde yapılmadığını dile getiren Taşkın, önemli gelişmelerin verilme biçiminde de aynı yöntemin izlendiğini, bu yayın organlarının başındaki habercilerin tek dertlerinin Reyting olmaması gerektiğini ifade etti.

Hasan Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Televizyonlar için RTÜK var. Peki bu kurul Televizyon habercileri ile hiç toplantılar yapıyor mu? Yapılan haberlerin toplumdaki etkisi üzerine araştırmalar yapıyor mu? Peki RTÜK'teki üyelerden kaçı televizyon haberciliğinden gelmiştir? Gerek iktidar gerekse muhalefet RTÜK'e üye atarken işinin ehli kişiler mi yoksa siyasi düşüncelerine yakın kişiler mi seçiliyor? Sorularının yanıtlarını aramamız gerekiyor. Tüm bu soruları düşününce belki siyasiler de gelinen noktadaki eksiklik için kendilerinin de pay sahibi olduğunu düşünür.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un medya üzerindeki mesajlarını da habercilerin ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Medyanın da hataları vardır. Ancak bu hatalardan da sadece medya değil hepimiz sorumluyuz diyerek, çözüm yollarını birlikte aramalıyız. Haberci milletinin sesidir ve öyle de olmalıdır. Aksi halde habercilik yapmaz, birilerinin sesi olur sadece.''

Yazılı Basın

Tüm bu noktadan bakınca askerin de siyasilerin de medyanın da elini taşın altına koymasının gerektiğinin altını çizen Taşkın, birbirlerini suçlamanın ve saflara ayrılmanın milletin hak etmediği bir tavır olduğunu vurgulayarak şunları da kaydetti:
''RTÜK'ün dışında yazılı medya için de bir üst kurul oluşturulması gerektiğine inanıyorum. “Yazılı Basın Üst Kurulu” mesela… Yazılı medyayı izleyecek, habercilerin uzmanlaşması için Eğitim faaliyetlerine destek verecek. Yazılı medya ile sürekli iletişimde olacak ve yerel medyayı destekleyecek. Medyanın sorunlarını tartışabilecek, gerekirse mesleki örgütlerle iş birliği yaparak yasal değişiklik için Meclis'e öneri sunacak.

“Haberci yalan haber yazmaz''

Taşkın, habercinin haberi yaparken güvenilir kaynak aradığını ifade ederek, ''Yetkili birim veya kişiyi arar ki yaptığı haberin güvenirliği olsun. Yani hiçbir haberci yalan haber yazmaz. Ancak, haberciler yanıltılabilir. Yanlış bilgi verilerek yönlendirilebilir. Bunun için bir habercinin aldığı haberi önce editörü, daha sonra haber müdürü ve en son genel yayın yönetmeni değerlendirir. Bu birimlerin onayından sonra haber yayına girer'' dedi.

''Haberci yetkililere güvenmek zorundadır. Bu noktada eğer eleştirilecekse haberciler ya da medya kuruluşları değil, o kuruluşlara makam ve koltuklarını kullanarak haberleri sızdıran ya da veren kişilerdir'' diyen Taşkın, eğer herkesin sorumluluktan kaçacaksa ve işin kolay yolu diye medyayı ya da habercileri suçlayacaksa bundan sadece habercilerin değil, toplumunda zarar göreceğini bildirdi.

Taşkın, Türkiye'nin, habercileri dışlamakla değil, habercilere destek olmakla doğru ve tarafsız haberlere daha sağlıklı ve çabuk ulaşacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bakın, düne kadar Başbakanlığın basın sözcülüğü yoktu. Bu iktidar bu boşluğu gördü ve doldurdu. Ancak bir türlü oturtulamadı ve yürütülemedi. Başbakan her konuya çıkıp konuşmaya vakit bulamayabilir. Sözcüler kamu adına basını bilgilendirir ve yanlış bilgilerin dolaşmasını engeller.
Türkiye'nin terör sorunu var. Güvenlik ile ilgili her il kendi çapında açıklamalar yapıyor. Halbuki İçişleri Bakanlığı'nın da sözcüsü olmalı. Bu sözcü de habercilere zaman zaman bilgiler vermeli. Zaman zaman bakanlık adına açıklamalar yapmalıdır. Bakın Genelkurmay Başkanlığı bunu başardı. Eksikliklere rağmen, eksiklik diyorum çünkü Genel kurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkilerini deneyimli sivil bir gazetecinin yapmasından yanayım. Basını en iyi bilen yine basından gelen deneyimli habercilerdir. ''

“Sarı Basın Kartı sahibi işsiz gazeteciler değerlendirilebilir''

Tüm bu eksiklikleri sarı basın kartı sahibi işsiz haberciler doldurabilirler. Ülkelerine hizmet etme fırsatı verilsin bu yeter onlar için. Yani askerler kendi işlerini çok iyi biliyor olabilir. Ancak, basının işleyişi ve basın ilişkilerini çok iyi götüremeyebilir. Bu sadece askerler için değil, başbakanlık, bakanlıklar ve diğer tüm birimler için geçerlidir.''

Habercilere sağlıklı haber akması için her kurumun üzerine düşen görevi yapsa habercilerin daha sağlıklı bilgi alsa, tüm bu yakınmaların yüzde 80'nin biteceğini öne süren Taşkın, sadece eleştiri yapıldığını, sorunları seslendirmek yerine, sorunları çözmek gerektiğini hatırlattı.

Medyanın suçu

Medya'nın da suçunun olduğunu ancak medyanın suçu uzman deneyimli habercilerini devre dışı bırakmakta olduğunu ileri süren Taşkın, bugün habercilerin yüzde 70'inin deneyimsiz habercilerden oluştuğunu, haberciliğin artık branşlaşması gerektiğini dile getirerek, ''Ekonomi muhabirleri, Spor muhabirleri gibi Sağlık muhabirleri, güvenlik muhabirleri konularında branşlaşmayı ve deneyimli usta gazetecileri bünyemizde tutmayı başaramadık. Alışıla gelmiş usta çırak ilişkilerini bugün göremiyoruz. Çünkü usta artık çırak yetiştirmiyor.
'Neden?' diye sorduğunuzda, '3 gün sonra işi biraz öğrendiğini düşünüp, beni devre dışı bırakırlar' diyor. Çünkü daha az ücrete fikir işçisi çalıştırma ilkesi benimsenmiş durumda. Bu noktada ekonomik sorunlar da elbette etken. Ancak, habercilerden şikayet edenler, habercilerin imkanlarını artırsınlar ki, toplum da deneyimli habercilerin kalemlerinden daha sağlıklı Haberler alabilsin'' şeklinde konuştu.

“Basının görevi milletin sesi olmaktır”

Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Atatürk, “Basın milletin ortak sesidir” diyor. Çok yerinde ve doğru bir söz. Basının görevi Milletin sesi olmaktır. Eğer basın gücün ya da sermayenin hizmetine girerse gün gelir o güç ve sermaye ile biter. Bu da Milletin yararına değil zararına bir durumdur. Bu nedenle haberci yetişenlerin branşlaşma konusundaki deneyimlerinin ne olduğuna iyi bakılmalıdır.

Diğer yandan Hazreti Peygamber 'işi ehline verin' diyor. Yani yine aynı noktaya geliyoruz. Branşlarında uzmanlaşma, habercilik görevini ifa etmek, sermayenin ya da gücün sesi değil, halkının, milletinin sesi olmaktır. Halkının sesi olan medya ise gücünü milletten alır ve sırtı yere gelmeyecektir.
Branşlaşmadaki en büyük handikap ise branşı konusunda sürekli haber yapan habercilerin taraf olmamaya özen göstermeleridir. Yani x partiyi takip eden siyasi muhabir belli süre sonra o parti gibi düşünmemelidir. Tüm haberlerinde doğruyu ve halkın menfaatini ilke edinmelidir. Yargı muhabiri ya da güvenlik muhabirleri de tarafsızlıklarını korumalıdırlar. Bunun denetimini de medya kuruluşlarının yöneticileri yapmalıdır.''

Yetişmiş insana değer verilmesi gerektiğini, bir insanın 30 yılda 40 yılda yetiştiğini anlatan Taşkın, ''ancak biz bu deneyimi kenara itip emekliye zorluyoruz, bu medyada da böyledir. Bugün habercilerin ceplerinde Başbakanlığın verdiği sarı basın kartları var. Bu haberciler ülke için birer değerdir. İşsiz kaldıklarında sahiplenilmeliler. Başbakanlık basın kartı verdiği bu kişileri Basın yayın enformasyon bünyesinde ya da oluşturulacak bir bünyede merkeze çekilen valilerin değerlendirildiği gibi değerlendirmelidir'' diye konuştu.

“Basın ülkenin düşünen beyni ve konuşan dilidir”

Türk basınının yönlendirilmemesi, doğru haberleri halkına duyurmasının, yani milletinin sesi olmasında iktidarların sorumluluk taşıdığına dikkati çeken Taşkın, kırmak, dökmek yerine, çözüm yolları aramanın, yeni fikirlerle ülkenin kalkınmasında ortak nokta bulmak gerektiğini, bu noktada da iktidarın da sermayenin de sorumluluklarının olduğunu öne sürerek şunları kaydetti:
''Çünkü ülkenin huzuru herkesi ilgilendirir. Basın ise ülkenin düşünen beyni, konuşan dilidir. Beyni özgür bırakmazsanız, dili söyletmezseniz felçli insanın durumuna düşürürsünüz. Felçli insan sadece vardır. Düşüncesi ve hareketi kısıtlıdır. Bu insan konuşamıyorsa ya da bazı cümleleri söyleyemiyorsa ne olur siz düşünün? (yandaş medya) söylemlerini kullananlar milletine de haksızlık ediyor. Bu söylemlerin bitmesi, taraflı değil, halkın ihtiyaçları doğrultusunda doğru ve tarafsız haber ilkesi için bilgi ve birikime önem vermeliyiz.”


Türk basını nereye gidiyor

Wednesday, December 23, 2009

Televizyon izleme uzaklığı ne olmalı?

İSTANBUL -
Evler için büyük ekran Televizyon seçilirken öncelikle televizyonun konulacağı yer ve oturulabilecek uzaklık belirlenmelidir. Bugün için ideal olarak büyük ekranların, çapraz olarak ölçülen ekran boyutunun 2 ila 5 katı uzaklığından seyredilmesi öneriliyor.Amerikan Hastanesi Oftalmoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Osman Oram, televizyon izlemenin gözlere zarar vermemesi için alınacak tedbirleri şöyle sıralıyor.Görüntünün en uygun açıyla izlenebilmesi ve gözlerin yorulmaması için ideal kabul edilen 2 ila 5 katı uzaklığın alt ya da üst sınırının seçilmesindeki en önemli faktör ise yayın çözünürlüğüdür. Normal televizyon yayınlarının izlendiği standart çözünürlükte ideal izleme uzaklığı ekran boyutunun 3 ila 5 katı iken yüksek çözünürlüklü HD yayınlarda bu uzaklık 2 ila 3 katı olarak düşünülmektedir. Örnek olarak en yaygın olarak kullanılan 42 inch yani yaklaşık 1 metre ekran boyutu için önerilen ideal izleme uzaklığı 2 ila 5 metredir. Ülkemizde genel olarak büyük ekranda daha uzun süreli olarak standart çözünürlükteki televizyon yayınlarının izlendiği ve daha az olarak da yüksek çözünürlüklü HD yayınların izlendiği düşünülürse bu ekran boyutunun ortalama 3-4 metre uzaklıktan, sadece standart yayınlar için kullanılıyorsa ortalama 4-5 metre uzaklıktan izlenmesi uygun olacaktır. ÇOCUK TELEVİZYONU ÇOK YAKINDAN İZLİYORSA...Çocuklar ve yetişkinler için ideal televizyon izleme uzaklığı farklı değildir, çocukların da yetişkinler ile aynı uzaklıklardan televizyon izlemesi önerilir. Yaygın kanının aksine yakından televizyon seyretmenin çocuklarda gözde kalıcı bir etki yarattığı ispat edilmemiştir. Çocuklarda göz merceğinin esnek yapısı nedeniyle yakından televizyon seyretmek yetişkinden daha az göz yorgunluğuna sebep olur ve çocuklar daha kolaylıkla yakından televizyon seyretmeye alışabilirler. Bununla birlikte çok yakından televizyon seyretmeyi alışkanlık haline getiren çocuklarda bir göz bozukluğunun bulunabileceği de düşünülmeli ve gereken göz kontrolleri yapılmalıdır. 20 DAKİKADA BİR 20 SANİYE GÖZLERİNİZİ DİNLENDİRİNTelevizyonu çok uzun süreli izlemek gözlerde yorgunluğa ve buna bağlı ağrı, yanma gibi belirtilere neden olacaktır. Bu nedenle televizyon izlerken ortalama 20 dakikada bir gözlerin en az 20 saniye süreyle dinlendirilmesi önerilir.
Televizyon izleme uzaklığı ne olmalı?

Saturday, December 19, 2009

Bağış dan CHP ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın


Konya'da Şeb-i Arus törenlerine katılan ve 27 AB ülkesinin büyükelçileriyle bir araya gelen Bağış, Ankara'ya dönüşünde yaptığı açıklamada, “demokratik açılımın sonu nereye varacak” diye kendisine sorulduğunu, kendisinin de Almanya, Hollanda, İspanya'da halkların ne hakkı varsa, Türkiye'deki bütün vatandaşların da etnik kökenine, dini inancına, siyasi tercihine bakılmaksızın aynı hakka sahip olduğunu bilmek gerektiğini söyledi.
“Demokratik açılımın gideceği nokta budur. Ne fazlası ne eksiği” diyen Bağış, Türkiye'de bir dönem insanların çocuklarına istedikleri isimleri veremediğini belirterek, şunları söyledi:“Türkiye'nin şu an geldiği nokta, 'mükemmel' demiyorum ama dönüp baktığımızda çok önemli adımlar attık. Bundan sonraki dönemde çare sokaklarda ve şiddette değil, çare Mecliste ve reform sürecindedir. AB sürecinde çok farklı düşünen, farklı endişe ve beklentileri olanların ortak bir paydada görüşebileceğini görüyoruz. O çerçevede ben bütün vatandaşlarımızın çok ciddi bir duyarlılık içinde, bizi birbirimize düşürmeye çalışanların çabalarına destek vermeyecekleri şekilde, birbirimizi daha iyi anlayıp empati kurabilmemiz için bu milli birlik ve beraberlik projesini çok önemsiyorum.”
AB büyükelçilerinin de “demokratik açılım” projesini önemsediğini dile getirdiğini bildiren Bağış, Mevlana'nın bundan yüzyıllar evvel “ne olursan ol yine gel, niye bu kavga niye bu gürültü, biz birleştiğimiz zaman engin deniz oluruz, tek başımıza bir tane” diyerek AB'nin felsefesini aslında çok önceden yazmış olduğunu kaydetti.
Bağış, demokratik açılımın bir birlik beraberlik projesi olduğunu, kimilerinin gösterdiği gibi ayrıştırma projesi olmadığını dile getirdi.DTP'NİN KAPATILMASIBaşmüzakereci Bağış, parti kapatmayla ilgili AB standartlarında ve Venedik Kriterleri çerçevesinde hareket etme isteğinin halen mevcut olduğunu belirterek, Türkiye'nin artık bu süreçleri yaşamaması gerektiğini ifade etti.“Bugünkü Anayasa ile AB'ye üye olmak hayaldir” görüşünü dile getiren Bağış, Türkiye'nin AB standartlarında çağdaş, demokratik bir anayasaya kavuşması gerektiğini vurguladı.
Mevlana'nın 736. Vuslat yıl dönümünde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yan yana semazenleri izlediğini hatırlatan Bağış, Baykal'a, “Sizin hazırlayacağınız bir anayasa taslağı üzerinden gidelim ama gelin birlikte Türkiye'nin önünü açalım. 2010 seçimsiz bir yıl olacak. Sizin 2002 ve 2005 arasında ortaya koyduğunuz bir kararlılık vardı AB sürecinde. Türkiye'nin demokratik standartlarının yükseltilmesinde öncü olmanızı önemseriz” dediğini anlattı.Bağış, 2010'da Türkiye'ye yakışır bir anayasa ve reformlara kavuşmayı umut ettiğini dile getirdi.
Parti kapatmalara ilişkin AB büyükelçilerinin değerlendirmesinin sorulması üzerine, “AB'de de partiler kapatılıyor. Partilerin terörle, şiddetle bağlantılı olması Avrupa'da da partilerin kapatılması için yeterli sebeptir. Benim ve partimin düşüncesi, partileri kapatmaktansa bu konulara bulaşmış bireyleri cezalandırmak daha mantıklı. Bu çerçevede büyükelçilerin de benzer yaklaşımları olduğunu gördük. Onlar da parti kapatılmasına çok sıcak bakmamakla beraber, şiddete, teröre bir şekilde bulaşmış bireylerin cezalandırılmasının haklı olacağını söylüyorlar” diye konuştu.
DTP'li milletvekillerine de çağrıda bulunan Bağış, demokratik platformu değerlendirmeleri, temsil ettikleri illerin sorunlarını ve kendilerine oy vermiş insanların hassasiyetlerini dile getirecekleri en doğru platformun TBMM Genel Kurulu olduğunu söyledi.ÇEVRE FASLI AÇILACAKBağış, 21 Aralık Pazartesi günü AB müzakerelerinde çevre faslının açılacağını bildirerek, AB sürecinde 8 fasılla ilgili alınmış konsey kararı olduğunu ancak diğer 5 fasılla ilgili alınmış bir karar olmadığını kaydetti.
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamanın kendi iç siyasetine yönelik olduğunun altını çizen Bağış, “O fasıllarla ilgili çalışmaları sürdürüyoruz. Ülkelerde bu konudaki çalışmalarımızı önemsiyorlar. Çabalarımızı fasıl açıp kapatmak için yapmıyoruz. Önemli olan fasıl sayısı değildir, yapılan reformlardır” değerlendirmesinde bulundu.
Eski devlet bakanlarından Şerafettin Elçi'nin kendisine “Evladım, ben bakanken 'Türkiye'de Kürtler vardı, ben de onlardan biriyim' dediğim için iki buçuk yıl hapiste yattım. Siz 24 saat kürtçe yayın yapan bir Televizyon kanalı açtınız. Fasıl açılsa ne olur açılmasa ne olur” dediğini anlatan Bağış, çevre faslının açılmasıyla Türkiye'de havanın daha temiz olmasının sağlanacağını, Borçlar Kanunu, Sendika Yasası, Türk Ticaret Kanunu, bağımsız bir insan hakları başkanlığının kurulması, kamu denetçiliğinin oturtulması gibi süreci yürüteceklerini ve bunların Türkiye'nin standartlarını yükselteceğini ifade etti.AB SÜRECİ VE DERVİŞİN SABRIKonuşmasında, Mevlana'nın pergel teorisinden bahseden Bağış, bunu yapmaya çalışan bir iktidarın olduğunu söyledi.Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Şeb-i Arus törenlerinde kendisine, “Bu dervişlerin sabrını AB büyükelçileri görünce 'biz bu Türkleri 40 yıl daha bekletsek de sabrederler' demişlerdir” dediğini söyleyen Bağış, ya AB işini zorlaştıracaklarını ya da “ne kadar zorluk çıkartırsak çıkartalım Türklerin sabrıyla baş edemeyiz” deyip Türkiye'nin üyeliğinin önünü açacaklarını belirtti.
Türkiye'deki ve dışarıdaki direnç odaklarının Türkiye'ye havlu attıramayacağını ifade eden Bağış, Konya'da bunu tüm AB büyükelçilerine gösterdiklerini söyledi.Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde (ABGS) sınavı kazanan Ermeni kökenli Türk vatandaşıyla ilgili soruya ise Bağış, “Başvuran kişilerin ne dini inancı, ne etnik kökeni ne siyasi tercihleri ne de Futbol takımı tercihleri bizi ilgilendiriyor. Bunun Türkiye'de reform olarak algılanması bile düşündürücüdür. Çünkü bizim Anayasamız her vatandaşın eşit olduğunu söyler ama son 50 yıldır ilk Ermeni'nin kamuya alınmasını ABGS yönetimi olarak bizler başardıysak, ne mutlu bize ama bu aynı zamanda da düşündürücüdür. Bu dönemlerin geride kaldığı bir Türkiye hazırlıyoruz” yanıtını verdi.
Bağış'dan CHP'ye: Anayasa taslağını siz hazırlayın

Wednesday, December 16, 2009

Türkçe haber olsun mu olmasın mı?

SOFYA - Bulgaristan'da devlet televizyonu BNT'nin 1'inci kanalında hafta içi her gün 10 dakika olarak yayımlanan Türkçe Haber programının yasaklanıp yasaklanmaması konusunda Referandum yapılacak.
Türkçe haber programının yasaklanması için uzun süredir kampanya yürüten ırkçı ATAKA partisinin lideri Volen Siderov, Başbakan Boyko Borisov ile bugün bir araya gelerek istediği desteği aldı.
Başbakan Boyko Borisov, görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, lideri olduğu GERB partisinin, Türkçe haber programı için halk oylaması yapılması önerisine parlamentoda destek vereceğini açıkladı.
Referandum sonucu halkın söz konusu haberleri isteyip istemediğinin kesin olarak ortaya çıkacağını belirten Borisov, herkesin Uydu alıcılarıyla istediği dilde istediği yayını seyretme şansı olduğunu söyledi.
Bulgaristan'da hiçbir özel Televizyon kanalının yabancı dilde yayın yapmadığını kaydeden Borisov, devlet televizyonunun bir ayrıcalığı olmaması gerektiğini savunarak, "En iyisi bu durumu halka sormak ve referandum sonucuna göre hareket etmektir" diye konuştu.
Irkçı ve aşırı milliyetçi lider Volen Siderov da BNT'de Türkçe haber programının yayından kaldırılıp kaldırılmaması konusunda referandum yapılmasını içeren önergeyi en kısa sürede parlamentoya vereceklerini bildirdi.
Siderov, devlet televizyonunun sadece Türkçe haber bülteni yayımlamasının ülkede yaşayan diğer etnik azınlıklara karşı haksızlık olduğunu öne sürdü.
Türkçe haber olsun mu olmasın mı?

Saturday, December 12, 2009

Evlensem gizlemem


HÜLYA AVŞAR-SADETTİN SARAN FOTOĞRAFLARI
Önceki gün Avşar’ın Habertürk’te yayınlanan programına konuk olan Nilgün Belgün’ün sözleri, gözleri yeniden ünlü çifte çevirdi. Belgün, internetle pek ilgilenmediğini, ancak kendisine internetten birçok Evlilik teklifi geldiğini anlattı. Bunun üzerine “Evlenmek istemiyor musun?” diye soran Avşar’a Belgün, “Sen evlendin de ne oldu? Durdun, durdun, durdun evlendin de ne oldu?” diye karşılık verdi. Bu sözler karşısında ne yapacağını şaşıran Avşar, imalı bakışlarla Belgün’ü susturmak istedi, ancak başaramayınca kahkaha atarak ünlü sanatçıya ‘çak’ işareti yaptı. Program banttan yayınlanmasına rağmen, bu diyaloğun kesilmeden ekrana getirilmesi, kafalarda soru işareti oluşturdu. Avşar ise konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Bu benim Televizyon programımda yaptığım bir espriydi, hemen ciddiye alınmış! Evleneceğim zaman herkesin haberi olur. Ayrıca evlensek, bunu neden gizleyelim? Evleneceğimiz zaman bunu gizli yapmayız, herkese ilan ederiz. Ama şu an böyle bir durum yok.”


Evlensem gizlemem

Fransız Bakan: Burka giyen vatandaş olmasın

PARİS - Fransa Adalet Bakanı Michele Alliot-Marie, kadınların giyimi konusunda hükümetin kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini belirterek, eşleri baştan aşağı tamamen kapalı olan göçmenlere vatandaşlık hakkı verilmemesini istedi.
LCI Televizyon kanalının ülkede olası burka yasağıyla ilgili sorusunu yanıtlayan Alliot-Marie, bu konuda bir parlamento araştırma komisyonu kurulduğunu hatırlatarak, öncelikle bu komisyonun yapacağı çalışmaların sonucunun beklenmesini istedi.
Fransız Bakan: Burka giyen vatandaş olmasın

Thursday, December 10, 2009

Kanserli hücreleri yok eden cihaz

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde kanser tedavisinde kullanılan yeni cihazla üç boyutlu görüntüsü alınan tümörlü dokular, çevredeki zararsız dokular etkilenmeden yok ediliyor. ''Varyan Linear Hızlandırıcı'' adını taşıyan cihazla dışarıdan uygulanan radyoterapi ile tümörlü doku grubuna belirli bir mesafeden radyasyon verilerek tedavi sağlanıyor. Yöntem,tümörlü dokuları yok ederken çevredeki dokulara hiçbir zarar vermiyor.



Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Eray Karahacıoğlu, tedavide, ilk olarak bilgisayarlı simülasyon yapılarak tümörle ilgili yer, büyüklük, hassasiyet gibi birtakım bilgilerin toplandığını söyledi. Bu verilerin aktarıldığı bilgisayarlı planlama cihazında, tümörlü ve çevredeki hassas dokularla organların işaretlendiğini ve tedavi dozlarının belirlendiğini anlatan Karahacıoğlu, daha sonra linear hızlandırıcının devreye girdiğini belirtti.



Bu aşamada ise üç boyutlu görüntüsü alınan tümörlü dokuya cihaz yoluyla uzaktan radyasyon verildiğini bildiren Karahacıoğlu, ''Sadece tümörü yok eden ve çevredeki zararsız dokuları etkilemeyen işlem tamamen ağrısız oluyor. Bu tedavi radyoterapi gerektiren tüm kanserli hastalarda ister büyük ister küçük tüm tümörlü dokuları yok etmek için uygulanabiliyor'' diye konuştu.



Radyasyon onkolojisinde son 10 yıldır uygulanan bu tedavinin baş, boyun, meme, akciğer, mide, bağırsak, kalın bağırsak, prostat, rahim ağzı, vulva, vajina ve rahim kanserleri ile beyin tümörlerinde etkili olduğunu vurgulayan Karahacıoğlu, teknolojik gelişmelerin tedavide planlamaya yönelik işlemlerde kolaylık sağladığına dikkati çekti.



Bu cihazla yapılan tedavinin avantajlarından birinin de tedavilerin güvenilirliğinin kontrol edilmesi amacıyla Dijital portal alınması olduğunu vurgulayan Karahacıoğlu, ''Radyasyon tedavisi uygulanacak hastadaki tümörlü bölgenin daha önce yapılan planlamaya uygun olup olmadığı bir kez daha bilgisayarlı görüntüleme sistemiyle kontrol ediliyor. Böylece tedavide daha yüksek başarı sağlanıyor'' bilgisini verdi.

Türkiye'de az sayıdaki merkezde bulunan cihazın özelliklerinden birinin de yoğunluk ayarlı radyoterapi yapılabilmesi olduğunu ifade eden Karahacıoğlu, üç boyutlu tedavinin daha gelişmiş bir aşaması olan bu sistemin tümör dozlarının istenilen dokuda yoğunlaşmasını, arzu edilmeyen dokudan ise uzaklaşmasını sağladığını bildirdi.



Karahacıoğlu, dışarıdan uygulanan radyoterapide, radyasyonun, dışarıya çıkmasına engel olmak için kalın duvarlı bir odada verildiğini, tedavinin, aygıtı kontrol eden radyoloji teknisyenlerinin gözetiminde uygulandığını söyledi. Prof. Dr. Karahacıoğlu, hastanın odada yalnız kaldığı bu yöntemde, radyoterapi teknisyeninin kapalı devre bir Televizyon sistemi ya da radyasyon geçirmeyen pencereden izleme yaparak tedaviyi yönlendirdiğini sözlerine ekledi.
Kanserli hücreleri yok eden cihaz

Tuesday, December 8, 2009

TV’den 24 saat Kürtçe

Özel Radyo ve televizyonların Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın yapmalarıyla ilgili sınırlamalar kaldırıldı.
Hükümet, "Demokratik Açılım"ın genel görüşme ile Meclis'te değerlendirileceği gün sürecin beklenen adımlarından birini daha tamamladı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), çalışmaları uzun süredir devam eden "Özel Radyo ve Televizyon Yayınları Yönetmeliği"ni hazırladı. Yeni yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 25 Ocak 2004 tarihli eski yönetmelik yürürlükten kaldırıldı. Eski yönetmeliğin "Yayınların dili" başlıklı ikinci bölümü "Yayınların Türkçe yapılması esastır" hükmüyle başlıyordu. Yeni yönetmelikle bu hüküm bulunmuyor. Eski yönetmelik, Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayını radyolarda günlük 1, haftalık 5 saatle sınırlıyordu. Televizyonlara ise günlük 45 dakikayı geçmemek üzere haftada 4 saat için izin veriliyordu. Yeni düzenleme, bu sınırı kaldırdı. İsteyen özel radyo ve televizyonlar, RTÜK'e "Yayın yapmak istedikleri dil veya lehçe", "Program türleri", "Günlük yayın akışı" ve "Aylık yayın planı" bildirerek başvuracak. Alınan izinle 24 saat Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın yapılabilecek. Günlük, aylık ve yıllık yayın planları içinde süreklilik arz etmeyen müzik yayını ve Sinema filmleri için ise izin zorunluluğu yok. Yayın kuruluşları, Kürtçe dahil dillerdeki müzik kliplerini ya da sinema filmlerini izin almadan yayınlayabilecek.
TV’den 24 saat Kürtçe

O sözlerinden dolayı özür diledi

Onur Öymen, "Dersim isyanı" ile ilgili sözlerine açıklık getirdi
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen,"demokratik açılım" konusunda TBMM'de yapılan ön görüşmelerde "Dersim isyanı" sözleriyle ilgili olarak, "İnsanlarımız eğer bizim hiç kastetmediğimiz nedenlerle üzüldülerse, incindilerse, bu çarpıtmalar sonucunda geçmiş olayları hatırlayarak, üzüntü duydularsa bundan en çok biz üzülürüz" dedi.CHP Genel Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Öymen bir Televizyon kanalında yaptığı açıklamada, özetle şunları kaydetti: "İnsanlarımız eğer bizim hiç kastetmediğimiz nedenlerle üzüldülerse, incindilerse, bu çarpıtmalar sonuncunda geçmiş olayları hatırlayarak üzüntüduydularsa bundan en çok biz üzülürüz. Böyle bir üzüntüye biz sebep olmamamıza rağmen, onların bu üzüntüleri bizim sözlerimizi çarpıtan insanların bu davranışlarına bizim sözlerimizi kaynak yapmalarından kaynaklanıyorsa, gerçektenözür dileriz onlardan.O konuşmada verdiğimiz mesajları, yaptığımız eleştirileri AKP ve onun yandaşları cevaplandıramadılar. Onun üzerine, dikkatleri başka tarafa çekmek için bir karşı saldırıya geçmeye kalkıştılar. Bizim sanki o bölgede yaşayan Alevivatandaşlarımıza, Kürt vatandaşlarımıza karşı bir tavrımız, bir düşüncemiz olabilirmiş gibi sözlerimizi çarpıtarak, vatandaşlarımızı tahrik etmeye kalkıştılar. İşin hazin tarafı budur.Atatürk de, CHP de başından beri Türkiye'nin doğusundaki, batısındaki insanlara, Kürtlere, Alevilere daima en sıcak duygularla yaklaşmıştır. Bizim Alevi yurttaşlarımızı incitecek en küçük bir sözümüzü hatırlıyor musunuz? Madımak olayına en çok kim sahip çıktı? En çok biz sahip çıktık. Şimdi biz sanki bu insanlara karşı bir tutum içindeymişiz gibi insanları kışkırtmak istiyorlar.Alevi vatandaşlarımıza yönelik bu tahrik kampanyası bizi son derece üzmüştür. Aleviler Atatürk'e en çok sahip çıkan, düşüncelerini her zaman savunmuş insanlar. Bizim bunları incitmek gibi bir düşüncemiz olabilir mi? Bunlara karşıbir düşüncemiz olabilir mi?"
O sözlerinden dolayı özür diledi