Showing posts with label İzmir. Show all posts
Showing posts with label İzmir. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Şirketlerin vergi ayı

Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca, mükellefler, bir önceki yılın kurum gelirleri için 25 Nisan'a kadar beyanname vermekle yükümlü bulunuyor. Ancak söz konusu tarihin hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle, mükellefler, bu yıl 26 Nisan Pazartesi akşamına kadar kurumlar vergisi beyannamelerini verebilecek.
Tahakkuk eden kurumlar vergisi de, 30 Nisan mesai saati bitimine kadar yatırılacak.
Gelir İdaresi Başkanlığından derlenen verilerine göre, Şubat ayı sonu itibariyle Türkiye'de 642 bin 207 kurumlar vergisi mükellefi bulunuyor. 2008 yılının Nisan ayında 642 bin 264 olan mükellef sayısı, o tarihten bu yana dalgalanma gösterdi. Bir dönem 637 binlere inen mükellef sayısı, son dönemde yeniden 642 bine yükseldi.
Kurumlar vergisi mükelleflerinin yüzde 37'si İstanbul'da faaliyet gösteriyor. 238 bin 42 mükellefin kayıtlı olduğu İstanbul'u, 72 bin 472 mükellef ile Ankara, 47 bin 754 mükellef ile İzmir, 26 bin 949 mükellef ile Antalya, 22 bin 312 mükellef ile Bursa, 14 bin 199 mükellef ile Konya, 13 bin 906 mükellef ile Kocaeli, 11 bin 86 mükellef ile İçel, 10 bin 765 mükellef ile de Muğla takip ediyor.
Bu arada ülkemizde 2005-2009 döneminde 170 bin 455 kurumlar vergisi mükellefinin, re'sen terk işlemine tabi tutularak kaydının silinmesi de dikkat çekiyor.
HER 10 İŞLETMEDEN 4'Ü ZARAR BİLDİRDİÖte yandan Gelir İdaresi Başkanlığının 2009 yılı Nisan ayında verilen 2008 dönemi kurumlar vergisi beyannameleri üzerinde yaptığı değerlendirme çalışması, söz konusu her 10 işletmeden 4'ünün geçen yıl zarar beyan ettiğini ortaya koydu.
Beyanname özetlerine göre, geçen yıl 2008 dönemi için 333 bin 867 mükellef bilanço karı elde ettiğini belirtti. Bunların beyan ettiği kar toplamı da 117 milyar 335 milyon 806 bin 738 lira oldu.
Buna karşılık 202 bin 402 kurumlar vergisi mükellefi, ticari bilanço zararı bildirdi. Söz konusu mükelleflerin beyan ettiği ticari bilanço zararı da 46 milyar 537 milyon 748 bin 642 lira olarak belirlendi.
Geçmiş yıl zararları olarak da, 2003 yılı için 17 bin 744 mükellef, 2004 yılı için 30 bin 551 mükellef, 2005 yılı için 45 bin 634 mükellef, 2006 yılı için 64 bin 798 mükellef, 2007 yılı için de 104 bin 220 mükellef zarar beyan etti ve bu zararları vergi matrahında indirim konusu yaptı.
Şirketlerin vergi ayı

Friday, December 25, 2009

ÜNLÜ ŞARKICI HAYRANLARI İLE BULUŞUYOR

Şebnem Ferah, 6. Stüdyo albümü ' Benim Adım Orman'ın dinleyicilerine ulaşmasıyla birlikte, ilk etapta İstanbul, İzmir ve Ankara'da olmaz üzere müzikseverlerle buluşacak.



Konserlerinde; klavyelerde Ozan Tügem, gitarda Metin Türkcan, bas gitarda Buekt Doran, davulda Aykan İlkan ve geri vokalde Ceren Akyıldız'dan oluşan grubuyla birlikte, yeni albümünden ve eski albümlerinden şarkılarla özlenen performansını sergileyecek.



9 OCAK İSTANBUL-BOSTANCI GÖSTERİ MERKEZİ



Kapı Açılış:19.00 konser Başlangıç :21.00



17 OCAK İZMİR -ATLAS PAVYON



Kapı Açılış:16.30 Konser Başlangıç :18.30



22 OCAK ANKARA -ANADOLU GÖSTERİ MERKEZİ



Kapı Açılış:18.00 Konser Başlangıç :20.00


ÜNLÜ ŞARKICI HAYRANLARI İLE BULUŞUYOR

İzmir SGK: İlaçta halk mağdur olmayacak

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İzmir İl Müdür Vekili Mustafa Keskin, SGK'nın eczanelerle olan İlaç Alım Protokolü sözleşmesini tek taraflı feshetmesine ilişkin olarak, ''Yanımıza gelen eczacılarımızın çoğu 'biz Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayacağız' diyor. Yani halk bu konuda mağdur olmayacak. Halkın lehine olan bu gelişmeler devam edecek'' dedi.
Keskin, yaşanan küresel mali krizden, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'deki pek çok sektörün etkilendiğini, ancak en az zarar gören sektörün ilaç sanayi olduğunu söyledi.
İlgili bakanlığın ilaç firmaları ve depolarıyla görüşerek, ilaç fiyatlarında indirime gidilmesi yönünde anlaşma sağlandığını ve bir protokol yapıldığını anlatan Keskin, bu protokole göre eczanelerin depolarında bulunan ve yüksek fiyatlarla aldıkları ilaçları depo ya da firmalara iade edeceklerini, eczanelerin zararlarının telafi edilerek fiyatlarda indirim yapılacağını ifade etti.
Keskin, buna göre eczanelerin ellerindeki pahalı ilaçları firma ve depolara teslim etmeleri gerekirken bu konuda direndiklerini ifade ederek, ''4 Aralıkta eczane kapatma eylemi yaptılar. Sadece kapatmakla kalmadılar 'Bugün kapatıyoruz, yarın ne olacağını bilmiyoruz' diye kurumu tehdit ettiler'' diye konuştu. Eczanelerle yapılan sözleşme konusuna da değinen Keskin, her sözleşme döneminde Türk Eczacılar Birliği ile kurumun sıkıntı yaşadığını kaydederek, şunları söyledi:ELEKTRONİK ORTAMDA SÖZLEŞME YAPACAĞIZ''İzmir ve İzmir'e bağlı 6 ilde 3 bin 750 eczaneyle sözleşmemiz var. Bunların her biriyle kağıt üzerinde sözleşme imzalıyoruz. Artık elektronik altyapının çok etkin ve kolay kullanıldığı bu çağda, sözleşmenin manuel ortamda yapılması çok anlaşılabilir değildi zaten. Onun için bakanlığımız bir karar verdi, 'Bundan sonra elektronik ortamda sözleşme yapacağız' dedi. Bu, eczacıların bizimle elektronik ortamda tek tek sözleşme yapacakları demek. Eczacılar her sözleşme döneminde birliğe sözleşme parası adı altında 500 lira para ödüyorlardı. Şimdi direkt sözleşme yapacakları için o parayı ödemeyecekler.''
Bu avantajların yanı sıra reçetelerini ayın 15'ine kadar teslim etmeleri gereken eczacılar için bu sürenin ayın 20'sine kadar uzatıldığını, miadı geçmiş ilaç bulunan eczanelere verilen üç aya kadar fesih cezasının para cezasına çevrildiğini anlatan Keskin, ''Yanımıza gelen eczacılarımızın çoğu 'Biz Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayacağız' diyor. Yani halk bu konuda mağdur olmayacak. Halkın lehine olan bu gelişmeler devam edecek. Vatandaş bu konuda tedirgin olmasın, devlet vatandaşa sahip çıkacaktır'' dedi.
İzmir SGK: İlaçta halk mağdur olmayacak

Şebnem Ferah konser turuna başlıyor

İSTANBUL - Şebnem Ferah, 6. stüdyo albümü 'Benim Adım Orman'ın dinleyicilerine ulaşmasıyla birlikte, ilk etapta İstanbul, İzmir ve Ankara'da müzikseverlerle buluşacak.
Ferah, klavyelerde Ozan Tügen, gitarda Metin Türkcan, bas gitarda Buket Doran, davulda Aykan İlkan ve geri vokalde Ceren Akyıldız'dan oluşan grubuyla birlikte, yeni ve eski albümlerinden şarkılarla özlenen performansını sergileyecek.
Şebnem Ferah konser turuna başlıyor

Thursday, December 24, 2009

AK Partili Arslan beni öldürtecekti


Savunmasının ilk gününde “AK Parti Milletvekili İhsan Arslan’ın kendisini öldürtmek istediği” yönündeki iddialarına ilişkin Arslan’ın açıklama yaptığını ve kendisini yalanladığını belirten Tuncay Özkan, "Beni öldürmeye çalışacaklarına ilişkin bilgileri Haber haline getirdim. Haberimin yalan olduğu iddiasıyla dava açtı. Ancak beraat ettim. Kamuoyu ve savcılar İhsan Arslan’ın Hizbullah örgütünün İlimciler Grubu'nun başı olduğunu bilmiyor mu? Kendilerinde insan sevgisi olduğunu söylüyor. Evet bu ülke sizin nasıl insan sevdiğinizi biliyor. Domuz bağıyla bağladığınız insanları betona nasıl gömdüğünüzü herkes biliyor. Matkap dosyasının buraya getirtilerek gerçeklerin ortaya çıkartılmasını istiyorum"dedi.
Güneydoğu’da uzun süre gazetecilik yaptığını, faaili meçhulleri araştırdığını, çatışmaların ortasında kaldığın ifade eden Tuncay Özkan, ’Ape Musa’ dediği Musa Anter’le ilgili bir anısını da anlattı.
BENİ YARGILAYACAKSANIZ KİTABIMDAN YARGILAYIN
Tuncay Özkan, savunmasının devamında şunları söyledi:"İddianameye göre ben, özü Darbe olduğu için temelde darbeciyim. TBMM’yi ortadan kaldırıyorum. Demokrasiye inanmıyorum. Böyle bir iddia insanın hayatının olağan akışına uymaz. Hizbullah kampları ile ilgili haber yaptım. Benim haberlerimin üzerine soruşturmalar açılarak düzenlemeler yapıldı. Türkiye’de bunları ilk kim yazmış? Kimden öğrendiniz? Bir insanın ömür boyu hapiste kalmasını isteyeceksiniz ama onun hayat hikayesinde neyin yer aldığına bakmayacaksınız. ’Yeni bir medya yapılanmasına ihtiyaç var’ diye kitap yazdım. Bu kitabı Abdullah Gül’e, Bülent Arınç’a, Başbakan'a ve Genelkurmay Başkanı'na verdim. Beni yargılayacaksanız bundan yargılayın. Tuncay Güney’den, Sisi’den mi yararlanacağım. Benim aklıma ne olmuş. Beni deli saçması ile bir çuvala koymayın. Bir zaman tüneline girdik. Aklımızdaki herşey silindi. Tarih ne zaman başlar, Ergenekon soruşturmasının başladığı gün tarih başlar. Benim hayat hikayemi nasıl sorgularsın. Aklın yeter mi? Gücün yeter mi? Bunları niye yazdım? Herkesin çelik çomak oynadığı yaşta bunların peşine niye düştüm? Yazılarımı okunmadan bana nasıl terörist damgasını vurursunuz? Okuyun lütfen orada hepsi yazıyor."
BİLGİYİ TURGUT BEY VERDİIrak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Türk Dışişleri'nin 1992’de yaptığı görüşmeye ilişkin bilgi ve belegeleri kendisine merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın verdiğini öne süren Tuncay Özkan, "Özal, Talabani gelince görüşmeyi Dışişleri'ne havale etti. Özal’ın Kürt Mektubu’nun yayınlayınca da ortalık birbirine girdi. Özal ’Kürt meselesinde özel silahlı birlikler kurulmalı' diyordu. Bu belgeyi kitabıma da koydum. Bunu bana Özal vermişti. Şimdi bütün bunlardan suçlanıyoruz. Ne yapmam lazım Orhan Baba gibi ’Batsın Bu Dünyayı'mı söyleyeceğim. Bu kadar çaba bu kadar emek...Bu iddianamede özgürlük nerede? Bilinç nerede? Bu iddianamede ikisi de yok" diye konuştu.
'Ben neden burdayım?' sorusunu takrarlayan ve muhalif olduğu için Ergenekon davasında yargılandığını iddia eden Tuncay Özkan, "MİT Müsteşarı Emre Taner ile eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un dinleyelim. Muhalif nasıl susturulmak istenir? Ölsem konuşacağım, ben bu yaftaları boynumda taşımam" dedi.
CUMHURİYET MİTİNGLERİNİ YAPTIM, YAPACAĞIMKendisinin düzenlediği Cumhuriyet mitinglerini de anlatan ve Çağlayan’daki miting alanına geldiklerinde polisin tutanak tuttuğunu belirten Tuncay Özkan,, "Polisin tuttuğu tutanağa göre ’ne şeriat, ne darbe, tam darbe isteriz, tam darbe’ demişim. Yalan, öyle bir şey söylemedim. Mitinglerde hangi suç varsa kabulüm. Cumhuriyet mitinglerinin ne kabahati varsa benimdir. Yaptım, yine yapacağım. Ahdım olsun, gene yapacağım. Sonuna kadar bağıracağım. Mitinglerde, ’Ne şeriat, ne darbe, tam demokratik Türkiye’ dedik. ’Ordu göreve’ pankartını mitinglerde biz açtırmdık. kendilerinin açtırmadığını, Bir grup genc açtı. Onlar da yargılanıyor.
Tuncay Özkan şunları söyledi:"Cumhuriyet mitinglerini’yapamazsınız, olmaz’ dediler. Türkan Saylan geldi. ’İzmir mitingine katılmıyoruz. Bir potansiyel var, mahvedeceksin’ dedi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, İzmir mitingine katılmadı. Türkan Hanım mitinge geldi, sandalyemi kendisine verdim. Konuşmak istedi. ’Konuşamazsınız’ dedim. Çünkü konuşma listesini valiliğe ve emniyete vermiştik, suç olmasın diye Türkan Hanım’ı konuşturmadık.’ TSK’nın resmi olarak düzenlediği toplantılara davetiye ile çağrılan 4 gazeteciden biriydim. Toplantılara ben, Fikret Bila, Saygı Öztürk ve Mehmet Ali Kışlalı çağrılıyordu. Hatta iki toplantıya mazeret bildirerek katılmadım. Bunu kullanmadım. Bu benim darbeciliğim anlamına geliyorsa, sayın savcılar bulamamış ben söyleyeyim, ben Türk Silahlı Kuvvetleri’nden korkmam. Kalemimi hiç kimseye satmadım.Emniyetteki sorgumda Veli Küçük’ü tanıyıp tanımadığımı sordular. Veli Küçük’ü tanımam. Çok eleştirdim, ama şahsen tanımam, uzaktan tanırım. İddianame, ’tanıdığını beyan etti’ diyor."
'AK Partili Arslan beni öldürtecekti'

Dayanamadı


Ressam ve heykeltraş Mustafa Kemal Fuat Hotinli'yi villasının önünde kanlar içinde yaralı olarak yerde yatarken bulan komşuları polise ve 112 Acil Servis'e Haber verdi. Ancak başına aldığı Darbe nedeniyle çok kan kaybettiği belirlenen Hotinli, Bodrum Devlet Hastanesi'nden gönderilen ambulans gelene kadar yaşamını kaybetti.
Polisin, yaptığı aramada bekar olan Hotinli'nin kredi kartları, parası ve otomobilinin anahtarının cebinde olduğu belirlendi. Başına sert bir cisimle vurulduğu sanılan Hotinli'nin cesedi, polis ve savcının olay yerinde yaptığı incelemenin ardından Bodrum Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Daha sonra, otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumu Morgu'na gönderileceği öğrenildi.
Gürültüler üzerine dışarı çıkan Hotinli'nin hizmetçisi 52 yaşındaki Nebile Düzgün, olayı duyunca şoke oldu. Düzgün, “Akşam neşeliydi, bir sıkıntısı yoktu. Sabah geldiğimde ise villada kendisini göremedim. Otomobili de yerinde değildi. Alışverişe gittiğini düşündüm. Ancak kendisi buradaysa otomobili nereye gitti anlamış değilim” dedi. Düzgün daha sonra Hotinli'nin İstanbul'daki yakınlarına telefon ederek, acı haberi verdi.
Hotinli'nin öldüğünü haber alarak villasına gelen yeğeni Zeynep Hotinli sinir krizi geçirdi. Genç kız, arkadaşları tarafından güçlükle sakinleştirdi.Polis, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü, Hotinli'nin Kayıp olan otomobilinin arandığını bildirdi.
Dayanamadı

Dokuz Eylül rektörüne sahtecilik suçlaması


Prof. Füzün, ölen bir hastasının yakınına ‘sağlıklıdır’ raporu alıp 800 bin lira tutarındaki mal varlığını kendisine miras bıraktırmakla suçlanıyor.
REKTÖRLÜĞE atanması dava konusu olan İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Mehmet Füzün, şimdi de ‘dolandırıcılık’la suçlanıyor. Prof. Füzün, ölen bir psikiyatri hastası yakınına ‘sağlıklı’ raporu alıp 800 bin lira tutarındaki mal varlığını kendisine bıraktırdığı iddiasıyla mahkemelik oldu. Rektör Prof. Füzün’ün, ‘Babamın halasının kızı’ dediği Melahat Öktem, 25 Nisan 2007’de 81 yaşındayken Urla’da vefat etti.Öktem´in tüm mal varlığını sadece Prof. Dr. Mehmet Füzün’e bıraktığı ortaya çıktı. Varisler itiraz ederek Melahat Öktem’in 20 yıldır psikolojik rahatsızlık içinde olduğunu belirtti. Urla Sulh Hukuk Mahkemesi’ndeki vasiyet iptal davasında varis sayısı 15’e çıktı. Karakol kayıtları, hastane belgeleri, Doktor reçeteleri delil olarak sunulurken, Prof. Dr. Mehmet Füzün’ün veraset ilamı çıkartmak için açılan davada, hayatta olan iki öz kardeşi Halil Füzün ve Hakan Hilmi Füzün’ü de ‘yok saydığı’, “Melahat Öktem’in birinci derece yakınları yoktur. Kendisine ben bakıyorum” dediği belirtildi. Kardeşleri dışındaki akrabaları Prof. Dr. Füzün hakkında, “Resmi evrakta sahteciliğe yol açarak görevi kötüye kullanma’ iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusu yaptı.
PROF. MEHMET FÜZÜN
Hukuka saygılıyım
PROF. Füzün ise yaptığı basın toplantısında bu tür haberlerle üniversite ya da kendisi hakkında olumsuzluk yaratılmak istendiğini öne sürdü. Prof. Füzün “Halamın şizofren olması akli melekelerinin yerinde olmasına engel değil. Bu Haberler etik değil, insani bulmuyorum. Rahmetliyi çok severdim. Bu sevginin karşılığında mal varlığını bana bağışlamak istedi. ‘Bu işi nezaman yapacağız’ diye hep sordu” dedi.
Dokuz Eylül rektörüne sahtecilik suçlaması

Wednesday, December 23, 2009

Miadı dolmuş ilaç öldürdü iddiası

ISPARTA - Kalp rahatsızlığı bulunan 50 yaşındaki Hatice Ünsal, Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesine kaldırıldı. Burada yapılan muayenenin ardından hastaya Doktor tarafından antibiyotik içerikli enjeksiyon yoluyla alınacak bir ilaç yazıldı. Bir eczaneden alınan ilacın ilk ikisinin enjekte edilmesinden sonra vücudunun bazı yerleri şişmeye başlayan hasta, üçüncü enjeksiyonun ardından fenalaştı.
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi araştırma ve Uygulama Hastanesine kaldırılan hasta, 29 Ekimde beyin kanaması teşhisiyle yoğun bakım ünitesinde müşahede altına alındı. Hasta, yoğun bakımda 38 gün süren Yaşam mücadelesini kaybetti. Hatice Ünsal'a enjekte edilen ilacın son kullanım süresinin dolduğunu öğrenen aile, ilacı veren eczacı hakkında suç duyurusunda bulundu.
SDÜ Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Çetin Lütfi Baydar, Hatice Ünsal'ın otopsisinin ayrıntılı tetkik için İzmir Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini ve oradan çıkacak sonuca göre ölüm sebebinin netlik kazanacağını bildirdi.
SAĞLIK MÜDÜRÜ ÖNAL: GEREKEN NEYSE YAPILACAKIsparta Sağlık Müdürü Süleyman Önal, söz konusu eczane hakkında aile tarafından yazılan şikayet dilekçesinin kendisine ulaştığını belirterek, ''Ailenin dilekçesi üzerine eczane hakkında soruşturma başlatıldı'' dedi.
Uzman hekimler tarafından hastanın miadı dolmuş ilaçtan ötürü hayatını kaybedip kaybetmediğinin araştırıldığını kaydeden Önal, kesin sonucun soruşturma tamamlandığında belirleneceğini söyledi. Bu arada iddianın kesinlik kazanması halinde eczaneye miadı geçmiş ilaç bulundurmaktan ötürü 20 bin TL'ye kadar cezai işlem uygulanacağını belirten Önal, bunun yanı sıra eczacı hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Miadı geçmiş ilaç bulundurmanın büyük bir suç olduğuna dikkati çeken Önal, şöyle konuştu:
''Hastanın ilaçtan dolayı hayatını kaybedip kaybetmediği incelenecek, ancak eczaneye, miadı dolmuş ilaç bulundurmaktan ötürü cezai işlem yapılacak. Eczacılar, bu tür konularda daha dikkatli olmalı. Çünkü sağlık hatayı kabul etmez. Eczacı arkadaşımızın kötü bir niyeti olamaz ama böyle bir hata da kabullenilemez. Gereken neyse o yapılacak.''
AİLE: İNCELEMENİN SONUÇLANMASINI BEKLİYORUZHatice Ünsal'ın ailesi ise olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Hatice Ünsal'ın oğlu Osman Ünsal, annesinin ilaç kullanmadan önce sağlığının iyi olduğunu iddia etti. İlacın günde bir kez enjekte edildiğini bildiren Ünsal, şunları söyledi:
'Miadı dolmuş ilaç öldürdü' iddiası

Anadolu da yaşayan HIV pozitifler

İSTANBUL - Anadolu Proje'si, Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) desteği ile İstanbul başta olmak üzere HIV pozitiflerin yoğun olarak yaşadığı illerde Pozitif Yaşam Derneği tarafından yürütüldü.
HIV ile yaşayan kişilerin tedaviye ve sosyal güvenliğe erişimi ile ilgili problemlerin, uğradıkları ayrımcılık ve damgalanmayı tespit ederek, bölgesel farklılıklar açısından değerlendirmek amacıyla 2008–2009 arasında 1 yıl süreyle yürütülen Proje kapsamında 163 HIV ile yaşayan kişiye ulaşıldı.
Anadolu Projesiyle Türkiye’de en fazla HIV ile yaşayanların bulunduğu 10 ilde (İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Ankara, Kayseri, Mersin, Bursa, Kocaeli, Trabzon) HIV pozitif kişilere ulaşmak, HIV tedavisi ve hakları konusunda onları bilgilendirmek ve destek hizmetlerine yönlendirmek, mevcut durumlarını Analiz etmek ve yaşadıkları sorunlara çözümler üretmek hedeflendi. HIV POZİTİFLERİN UĞRADIĞI HAK İHLALLERİProjede aynı zamanda hedeflenen illerdeki HIV pozitifleri takip ve tedavisini yapan kliniklerin teknik ve fiziki koşulları hakkında veri toplama ve gözlem yapma fırsatı ile birlikte yerel yönetimlerin HIV/AIDS konusuna yaklaşımlarını öğrenme ve bu kuruluşlarda farkındalık yaratmak amaçlandı. Proje sonuçlarının açıklandığı toplantıda HIV pozitiflerin uğradığı hak ihlallerinin altı çizildi. Sağlık kurumlarında, işyerlerinde, okullarda, diğer kamusal alanlarda, medyada ve sosyal çevrelerinde ayrımcılığa uğraması HIV pozitif bireyleri aşağıda özetlenen ihlallerle karşı karşıya bırakmaktadır. Mülkiyet ve barınma hakkı ihlalleri nedeniyle ev, semt-şehir değiştirme ve toplumdan izole bir yaşam, işten atılma veya bırakmaya zorlama nedenleriyle çalışma hakkının ihlali, Eğitim ve öğrenim görmeye devam edememe nedeniyle eğitim görme hakkı ihlali, isimlerinin açık şekilde medyada yer alması ile özel hayatın mahremiyeti ihlali, tedaviye erişimin önündeki engellerin kalkmaması, tedavilerini aksatması veya reddi, başka bir şehirde tedavi almak durumda kalmak, sığınmacılar ve diğer yabancı uyrukluların tedaviye erişememeleri, yeşil kart çıkartma prosesindeki güçlükler nedeniyle tedaviyi aksatma, hastanelerde uygulanan eksik ve yanlış tedaviler / bilgilendirmeler ile HIV pozitiflerin sağlık hakkı ihlali ve kimi zaman yaşama hakkı ihlalleri.
DESTEK HİZMETLERİ YAYGINLAŞTIRILMALIPozitif Yaşam Derneği (PYD) yönetim kurulu üyesi Tekin Tutar, hastanelerdeki hasta hakları birimleri, sosyal hizmet uzmanları, Psikolog ve psikiyatristler ile valilik ve kaymakamlıklar bünyelerindeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına HIV ile yaşayan kişilerin ulaşmasını ve böylece kişilerin maddi ve manevi yönden güçlendirilmelerini sağlamaya yönelik çalışmaların yapılması gerektiğini vurguladı. “HIV pozitif bireylere sağlanan destek hizmetlerinden sadece PYD’ye ulaşanlar yararlanabilmektedir. Oysa ki destek hizmetlerinin sağlık sistemi içine dahil edilmesi ve yaygın bir destek sisteminin oluşturulması gerekmektedir” dedi.
Tutar’a göre destek hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının önemi ise söyle:“HIV pozitif kişilere yönelik danışmanlık ve destek hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının kişilerin HIV statülerini kabullenmeleri ve HIV ile yaşama becerilerini geliştirmelerini kolaylaştıracağı düşünülmektedir. Bunun aynı zamanda yaşadıkları sorunların tespitini ve çözümlenmesini de sağlayacak bir unsur olduğu da yapılan çalışmalarda tescillenmiştir. Bu kişilerin ulaşabileceği bir destek mekanizmasının yoksunluğu sadece HIV ile yaşayanları değil aynı zamanda onların yakınlarını, doktorlarını ve aslında tüm toplumu olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir.
İller bazında bakıldığında hastane-destek hizmetleri arasındaki işbirliğinin, HIV pozitif kişilerin sorunlarını çözerek yaşam kalitelerini arttırdığı görülmüştür. İzmir, Antalya ve Kayseri illerindeki işbirliği sayesinde kişilere daha fazla ulaşılabilmiştir. Eğitim düzeyi düşük ve kırsal kesimde yaşayan HIV pozitif bireylere ulaşmada doktorların gayretleriyle olumlu neticeler alınmıştır. Kayseri ilinde ulaşılan kişilerde Doktor yönlendirmesi etkin olarak varlık göstermiş ve ulaşılması neredeyse imkânsız olduğu düşünülen kişilere bu sayede ulaşılmıştır.”
ÇÖZÜM İÇİN İŞBİRLİĞİPozitif Yaşam Derneği Başkanı Arzu Kaykı ise ''Yaşanan sorunlara çözümler geliştirmeye yönelik Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşların işbirliği içinde çalışmalar yapılması ve böylece tedaviye erişimin önündeki engellerin ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. Bu hem HIV pozitif bireylerin yaşamlarını hem de toplum sağlığını olumlu etkileyecektir. Tüm işbirliklerine açığız” dedi.
Anadolu’da yaşayan HIV pozitifler

Saturday, December 19, 2009

Elektrik yüklü bulut engeli


‘CB’ (Cumulonimbus) olarak bilinen elektrik yüklü bulutlar ve olumsuz hava koşulları nedeniyle dün akşam saatlerinde Atatürk Havalimanı'nda bir süre uçak inişine izin verilmedi. Kalkış yapacak uçaklar da yerde bekletildi. Atatürk Havalimanı’na inmesi beklenen THY’nin TK 1854 sefer sayılı Barcelona, TK 1526 sefer sayılı Dusseldorf, TK 1440 sefer sayılı Ljubljana uçakları İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na, Romanya Havayolları’nın Bükreş uçağı da Sabiha Gökçen Havalimanı’na yönlendirildi.
İlerleyen saatlerde hava koşullarının düzelmesiyle iniş ve kalkışlar normale döndü.
Elektrik yüklü bulut engeli

Monday, December 14, 2009

Basra Körfezi nin parlayan incisi

Şikago ya da Şanghay’ı hatırlatan gökdelenler, geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğü ara sokaklar, denizin üzerine inşa edilmiş şehir Pearl Qatar, muhteşem İslam Eserleri Müzesi, Doha Film Festivali, ünlü tenisçilerin raket salladığı turnuvalar, yabancı üniversitelerin kampüslerine kucak açmış Eğitim Şehri Projesi, görkemli evler, Venedik’teki gibi kanallarla süslenmiş Alışveriş merkezleri, El Cezire Televizyonu, denizin kenarındaki çölde yapılan safari Katar’da beni şaşırtanlardan bazılarıydı. BODRUMLU HEREDOT 2500 YIL ÖNCE YAZMIŞ


Katar gittiğim 108’inci ülke oldu. Gördükten sonra bu kadar sona bıraktığıma üzüldüm. Gerçekten çok daha başlarda ziyaret edilmeyi haketmiş. Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ve eşi Mozah Bint Nasır El Missned ülkeyi bambaşka bir lige taşımış. Vizyonları Katar’ı Körfez’in incisi haline getirmiş.Dünyada Lihtenştayn’dan sonra en yüksek milli gelire sahip ikinci ülke olan Katar hakkındaki ilk yazılı belge, MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan, Bodrumlu Heredot’a ait. Katar tarihinde fazla bir renk yok, yüzyıllarca fakir bir ülke olmuş. 16. yüzyılda Osmanlılar ele geçirip dört yüzyıl egemenlik sürmüş. Bedevi El Tani ailesi ise 18. yüzyılın ortalarında Katar’a gelip yerleşik düzene geçmiş. Ülkede özellikle balıkçılık ve inci ticareti ile uğraşmışlar. I. Dünya Savaşı sırasında, Şeyh Abdullah döneminde Osmanlı yönetimi sona ermiş. İngilizler kendilerinin izni olmadan başka yabancı güçlerle ilişkiye girmeme sözü karşılığında Katar’ın hamiliğini üstlenmiş. Bu süreç 3 Eylül 1971’deki özgürlük ilanına kadar devam etmiş. 3 Eylül Katarlılar için önemli bir tarih. Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı inci ticareti 1930’larda değerini yitirince yoksulluk almış başını yürümüş. Petrolün bulunması ise Katar’ın makûs talihini değiştirmiş.


KADINLARA OY HAKKI VERİLDİ


1995’te babasını kansız bir darbeyle deviren Emir Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ülkede çok seviliyor. Kadınlara Otomobil kullanma ve oy verme hakkı tanımış. Demokrasi yolunda önemli adımlar atılmış. 2003’teki referandumla nüfusun yüzde 96.6’sı yeni anayasaya “evet” demiş. Ama Katar’da hâlâ politik bir parti yok, monarşi devam ediyor. Emir aynı zamanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz rezervine sahip Katar’da son yıllarda kaydedilen gelişmeler inanılmaz. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Doha’nın silueti gökdelenlerle değişmeye başlamış. Her taraf inşaat dolu, hummalı faaliyet 24 saat devam ediyor. West Bay Lagoon’da, aynı Dubai’deki Palmiye misali denizi doldurup Pearl Qatar isimli inanılmaz bir yerleşim yaratmışlar. Burada her şey çok lüks, en bilindik markaların mağazaları ve marinalardaki görkemli yatlar dikkat çekiyor. Emirin başarısının arkasındaki kişi ise eşi. Şeyha diye geçen Mozah Bint Nasır El Missned’in internet sitesine (www.mozahbintnasser.qa) bir göz atın. Arap kadından ziyade Hollywood yıldızlarına benziyor. Onun modern, Batılı görünümü ülkedeki kadınlara da örnek olmuş.


2.5 YILDIR KATAR’DA YAŞAYAN ŞAFAK GÜVENÇ TAVSİYE ETTİ


Gece hayatının merkezi Crystal Lounge, en iyi Restoran Il TeatroŞafak Güvenç, Katar’ın en güzel otellerinden W’nun genel müdürü. İsviçre’de okuyan, New York ve Kahire’deki önemli otellerde çalışan Güvenç, 2007 Martı’ndan bu yana Doha’da yaşıyor. Katar izlenimlerini ve 2.5 yıllık tecrübesinden yararlanıp gezginlere önerilerini sordum. Güvenç, Katar’ın en çok dinamizminden etkilendiğini söylüyor. Bunun nedeni çok farklı kültürlerin Katar’da birbiriyle kaynaşması. Özel bir üniversite şehri kuracak kadar eğitime önem veriliyormuş. Hatta yakında bir kültür köyü açılacakmış. İslam Eserleri Müzesi’ndeki iddialı koleksiyonu mutlaka görmenizi tavsiye ediyor. Doha’daki en iyi Otel ve restoranları ise şöyle sıralıyor: “W, Four Seasons, Sharq Village, Hyatt iyi oteller arasında. Restoran olarak Spice Market, Il Teatro, Al Dana, Al Bandar, Tajine ve Bice’yi tavsiye ederim. Gece hayatının merkezi ise Crystal Lounge.”DOHA Dhow’la körfezi gezin, çölde safariye çıkınDoha Körfezi, İzmir Körfezi gibi şehri ikiye ayırmış. Ortasındaki bölüm yürüyüş yolu. Bir tarafı gökdelenlerle bezenmiş, adeta bir Avrupa şehri, diğer taraf ise yakın tarihin sıradan binalarıyla dolu. Modern kısımda beş yıldızlı oteller, uluslararası şirketlerin merkezleri ve büyükelçilikler bulunuyor. İki yerleşim arasında ise Korniş dedikleri, sekiz kilometrelik sahil şeridi var. Doha’nın tarihi bölgesi vasat bir yerleşim. Şehrin iki yüzü taban tabana zıt. Eski kısımda en ilginç yer Souq Waqif dedikleri kapalı çarşı. Burası oryantalistlerin anlattığı, resmettiği görünümdeki kişilerle dolu, geleneksel yapı korunmuş. Çarşı etrafında ilginç bir hayvan pazarı var, yan sokaklarında da otantik restoranlar ve nargile keyfi yapabileceğiniz kafeler. Eski Doha’nın yeni yüzü olan ve deniz üzerine inşa edilmiş İslam Eserleri Müzesi tam bir Mimari harikası. İçindeki eserler az ama öz, sergileme ise olağanüstü. Osmanlı’dan çok sayıda eser müzeyi süslüyor. İznik çinileri, halılar, yazı setleri bizden izlerin bazıları. Giriş ücretsiz. Bu müzeyi gördükten sonra İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi öyle sıradan kalıyor ki... Eski Doha’da göreceğiniz bir başka güzel Müze, eski bir saraydaki Ulusal Müze. ÇÖL SAFARİSİ DENİZDE BİTİYORSize tavsiyem, Dhow adı verilen geleneksel teknelerle Doha Körfezi’nde tur atmanız. Dhow’lar İstanbul’un Boğaziçi’ndeki dolmuş motorları gibi. Sizi eski ve yeni Doha arasında yolculuğa çıkarıyor. Körfezin tam ortasına gelince iki tarafa da bakın, Katar’ın kat ettiği inanılmaz yolu göreceksiniz. Alışverişe meraklıysanız City Center Doha ve Landmark büyük alışveriş merkezleri ama en görkemlisi Villaggio. İçine kanallar yapıp gondol koymuşlar. Gondollarla dolaşırken vitrinleri seyretmeye ne dersiniz?Küçük bir ülke olan Katar’da yapılacak en güzel etkinliklerden biri de çölde safari. Doha’dan karayoluyla bir saatte ulaşabileceğiniz çöl bu iş için ideal. Dört çeker araçlarla kumun üzerinde adeta akrobasi yapıyorlar. Sonunda da denizin kenarında duruluyor ve kendinizi sulara atıyorsunuz. Körfez’de bir yarımada ülkesi olan Katar’ın Suudi Arabistan’la 60 kilometrelik bir sınırı var. Suudilerle ilişkileri iyi, İran, İsrail ve Batı dünyası ile de bağlantıları sağlam. Turistlere karşı hoşgörülüler. Arap ülkesi olmasına rağmen basın son derece özgür, baskı yok. Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonunun bu kadar güvenilir olmasının sebebi de bu. Etrafta Katarlı görmek çok zor. Onlar azınlık konumunda. 900 bin kişilik nüfusun sadece üçte biri Katarlı. Her taraf yabancı kaynıyor. Pakistanlı, Hintli, Filipinliler sokakları doldurmuş. Yabancılar her işi yapıyor, Katarlılar da yüksek duvarlı villalarında hayatın tadını çıkarıyor. işsizlik oranını merak ediyorsanız sadece yüzde 0.4!


ÇÖPÇATAN BLUETOOTH


Ülkede modern kadınlar da görüyorsunuz ama çoğu peçenin ardına gizlenmiş, gözleri bile örtülü. Kadın erkek ilişkilerini merak edip sorduğumda modern teknolojiyi kullandıklarını söylediler. Tanışmak için bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz, restoran ya da kafeye oturuyorsunuz, kendinize uygun bir rumuz belirleyip Bluetooth’unuzu açıyorsunuz. Sonra mesajlaşmalar başlıyor. Adeta Oyun gibi! Size mesajı göndereni bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra telefonla sohbet, ardından kaçamak buluşmalar başlıyor. Issız sokaklarda yan yana gelen siyah camlı otomobiller, araç arası transferler derken, belki de mutlu sona ulaşılıyor. İşin ilginç yanı daha sonra gittiğim Bahreyn’de de durumun aynı olmasıydı. Konuştuğum bir Türk, Türk olmanın avantajlarından bahsetti. Bizi Batılı Müslümanlar olarak gördükleri için Türk olduğunuzu belirten bir rumuz seçtiğinizde mesajlar yağmaya başlıyormuş! Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da Türk dizilerine büyük ilgi var. Ben Doha Film Festivali zamanı Katar’deyken Gümüş dizisinde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ da oradaydı. Resminin basılı olduğu tişörtler dükkânlarda satılıyordu. Aşk-ı Memnu dizisinin ülke televizyonlarına gelmesi sabırsızlıkla bekleniyor. Türkiye’de oynayan bölümleri Arapça altyazılarla hemen You Tube’a konuluyor. Vahabi İslam’ın katı kurallarına rağmen Katar’da beş yıldızlı otellerin Bar ve restoranlarında içki serbest, sokak arası restoranlarda ise gazoz ve meyve suyuyla idare ediyorsunuz. Türk mutfağı çok popüler, bol miktarda döner ve kebap salonu var. Ülkeye giriş için vizeyi kapıda alıyorsunuz, ücretini de kredi kartınızdan çekiyorlar!Katar Arap dünyasının İsviçre’si olarak geçiyor, bu sıfatı da fazlasıyla hak etmiş. Listenize bir an önce koyun, pişman olmayacaksınız.


Basra Körfezi’nin parlayan incisi

Thursday, December 10, 2009

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP Grup Başkanvekili Gültan Kışanak'ın ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Cenaze törenlerinden sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı körükleyici iddiaların getirilmesi, çok büyük talihsizliktir'' diye tepki gösterdi.

CHP, Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine, tarımın sorunlarına ilişkin araştırma önergelerinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak TBMM Genel Kuruluna getirdi.



Grup önerisi aleyhinde söz alan DTP Grup Başkanvekili Kışanak, son günlerde partisine yönelik ''bilinçli, organize bir linç kampanyası'' olduğunu savundu.



Kışanak, DTP Genel Merkezinde, dün, eş başkanların oturduğu iki odanın hedef alınarak, camlarının kırıldığını, Ankara İl ve Keçiören ilçe binalarının molotofkokteyli saldırıya uğradığını söyledi.

Bunun arkasındaki zihniyetin; İzmir'de DTP konvoyuna yönelik linç girişiminden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çicek'in konuşmaları olduğunu iddia eden Kışanak, Erdoğan'ın, saldırıyı tek cümleyle bile kınamadığını söyledi. Kışanak, Erdoğan'ın, ''yalan yanlış bilgilerle DTP'yi hedef göstermeye devam ettiğini'' ileri sürdü.



Kışanak'ın, ''Tabii bunun arkasından ülkede meczup, sarhoş, kendini bilmez, ırkçı da bulunur... Sen icazeti verdikten sonra, gereğini yerine getirecek insan çok bulunur. Ben bu kişilere bir şey söylemiyorum, onları teşvik eden, partimizin üstüne gönderen, saldırıları meşru göstermeye çalışan zihniyeti şiddetle kınıyorum. Hani bu ülkenin her karışı, ili, Kürdü ile Türkü ile hepimizindi. Siz, özellikle batıdaki illerdeki saldırılarla ne mesaj vermek istiyorsunuz? Kürtlere 'memleketine dön' mü demek istiyorsunuz, bu ülkenin topraklarını bölmek mi istiyorsunuz?'' sözleri, Genel Kurul salonunda gerginlik yarattı.



AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, ayağa kalkarak, ''Hanımefendi ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ne hakla söylersiniz? Ayıptır. Dalga mı geçiyorsunuz?'' diye tepki gösterdi. Kendisine ''Kes sesini, niye ırkçılık yapıyorsunuz?'' diyen Kışanak'a Daniş, ''Irkçılığı sen yapıyorsun?'' diye karşılık verdi. Daniş, daha sonra AK Parti'li milletvekillerince salondan çıkarıldı.



Kışanak'ın, ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir. Anayasa Mahkemesi, hikayedir'' sözleri de AK Parti sıralarında tepkilere yol açtı, bazı milletvekilleri ''Yazıklar olsun'' diye tepki gösterdi.

Hükümetin bu kararı verdiğini ve Anayasa Mahkemesinde meşruiyete kavuşturmaya çalıştığını iddia eden Kışanak, ''AKP'nin kapatılma davası sürecinde Cemil Çiçek, 'Ne yapmak istiyorsunuz, bizi kapatarak, o bölgeyi birilerinin tekeline bırakmak mı istiyorsunuz' diyor. Ama şimdi 'DTP'yi kapatın, Kürtleri bizim tekelimize bırakın' diyorlar. Yağma yok AKP. DTP'yi kapattırarak, bölgenin oylarını çantada keklik zannetmeyin'' dedi.



''VEBALİ SİZİN BOYNUNUZDADIR''



Kışanak, ''Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesinin zemini, koşulları ve muhataplarının olduğunu ifade ederek, ''Ama siz bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, hala çözümsüzlük ve çatışma siyasetinde ısrar ediyorsanız, bunun vebali de sizin boynunuzda olur. Bu saatten sonra bu ülkede dökülecek her damla kanın, her canın sorumlusu AKP Hükümetidir'' diye konuştu.

AK Parti sıralarından ''Adam gibi konuş'' diye laf atılması üzerine Kışanak, sorumlulukları anlattığını söyledi.



''TALİHSİZLİKTİR''



Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kışanak'ın, ''DTP'ye yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine yanıt verdi. Günay, bu iddianın, başka bir kasıt yoksa, hukuk devleti işleyişini bilmemekten kaynaklandığını kaydetti.



Günay, Türkiye'de hukuk devleti kurallarının egemen kılınması, demokrasinin işlerlik kazanması, geçmiş yıllarda yaşanan acıların yeniden yaşanmaması isteniyorsa daha anlayışlı, dikkatli konuşmak zorunda olduklarını vurguladı.



Bakan Günay, ''Bir süreden beri barış, kardeşlik, dostluk çerçevesinde bir söylem sürdürmeye, bunun olumlu sonuçlarını almaya çalışırken, daha önceki yıllarda böyle söylemler dile getirildiğinde çeşitli tuzaklar kuranlar, yine tuzaklarını kurdular. 7 çocuğumuzun cenazesi kalkıyor. O acılı cenaze törenlerinden inanılmaz sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı, tartışmayı, anlayışsızlığı körükleyici bir takım iddiaların buraya getirilmesi, bugün için çok büyük talihsizliktir'' diye konuştu.



Barış isteniliyorsa, herkesin tahammüllü ve birbirine karşı anlayışlı olmasını öneren Günay, herkesin üslubuna dikkat etmesini istedi.



Günay'ın, ''Türkiye'nin yaşadığı sancıları geride bırakalım istiyoruz. Bunu istemeyen parlamentoda bir tek milletvekili var mı? Bence yoktur?'' sözlerine DTP'li Hasip Kaplan, ''Sizin Başbakan Yardımcınız istemiyor'' diye karşılık verdi.



Bakan Günay, sadece seçmenlere karşı konuşulursa hiçbir sorununun çözülemeyeceğini dile getirerek, ''Bu eleştirilerinizi size iade ediyorum'' diyerek, sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından CHP'nin grup önerisi reddedildi.

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

DTP Genel Merkezinden yapılan açıklamada, ''Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir'' denildi.



DTP'nin yazılı açıklamasında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Çiçek'in, DTP'nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesinde görüşülmeye başladığı bir sırada açıklamada bulunduğu belirtilerek, ''Çiçek, dava sürecine müdahil olan açıklama ve beyanlarda bulunmaktadır'' ifadesine yer verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:



''Çiçek, açıklamalarında, İspanya'da kapatılan Herri Batasuna örneğini göstererek ve 'DTP bu kararı iyi okumalıdır' diyerek yargıyı etkilemeye çalışıyor. Bu açıklamalarıyla açıktır ki Anayasa Mahkemesi üzerinde bir baskı oluşturmayı hedefliyor. Bu sözler, adeta 'DTP'yi kapatın' telkinidir. Yoksa yargı aşamasında bu tür sözler sarf etmenin başka bir izahı olamaz.



Her şeyden önce bir hükümet yetkilisinin, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir davayla ilgili hassas olması gerekirken, tam aksine bir yaklaşım sergiliyor olmasını manidar buluyoruz. Hatırlanacağı üzere Çiçek, partimizin İzmir konvoyuna yapılan saldırı sonrası da benzer sözler sarf ederek, DTP'nin kapatılması için psikolojik zemin oluşturma gayreti içerisine girmişti. Cemil Çiçek, dava aşamasında da aynı tavrını sürdürmeye devam ediyor.''



''AÇIKÇA MESAJ VERİYOR''



İktidar ve muhalefetin, DTP davası karşısında ittifak oluşturduğunun iddia edildiği açıklamada, DTP hakkında kapatma davası açıldığında Batasuna örneğini CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da referans gösterdiği ifade edildi.Açıklamada şöyle denildi:



''Baykal, dünkü grup konuşmasında 'Türkiye yasalarını işletemez, hukuka sahip çıkamaz bir noktaya doğru sürükleniyor' diyerek, Anayasa Mahkemesine açıkça DTP'yi kapatın mesajını veriyor. Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir.



Bizlere 'Batasuna kararını okuyun' diyen Cemil Çiçek'e önerimiz, demokratik çoğulcu İspanya Anayasası ile Türkiye'nin 12 Eylül Darbe anayasasını da karşılaştırmasıdır. Çiçek'e, aynı zamanda İspanya'da Bask ve Katalan Bölgesi'nde farklı kimlik ve kültürlere tanınan hak ve özgürlükler ile Türkiye'deki demokratik standartlar arasında da bir karşılaştırma yapmasını öneriyoruz.



Eğer gerçekten Türkiye, İspanya Anayasası gibi özgürlükçü, çoğulcu bir anayasaya sahip olsaydı, bugün Kürt sorunu diye bir sorun olur muydu? Çiçek'i bu soruya da yanıt vermeye çağırıyoruz. DTP olarak, üzerimizde oluşturulmaya çalışılan bu baskı ve tecrit politikalarına rağmen, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.''

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

Tuesday, December 8, 2009

Meclis locasında eylem

Meclis locasında Şehit yakını bayrak açtı... Polis müdahale etti. Şehit yakını polise direniyor.

Meclis Genel Kurulu’nda demokratik açılımla ilgili genel görüşmenin devam ettiği sıralarda Meclis iki gencin sloganlı eyleminin ardından bu kez de şehit annesi Pakize Aybaba’nın bayrak eylemine Sahne oldu. Genel Kurul’da ziyaretçi locasındayken Türk bayrağı açmaya çalışan şehit annesine polisler engel olurken, elindeki bayrağın alınması dolayısıyla da Pakize Akbaba uzun süre Meclis’ten çıkmamak için direndi. Polislerin uzun süren ikna çabaları işe yaramazken Akbaba “Benim Türk bayrağımı sakladınız, getirin bayrağımı istiyorum” diye bağırdı. Akbaba’yı CHP İzmir Milletvekilleri Ahmet Ersin ile Canan Arıtman Meclis’ten çıkması için ikna ederken Arıtman şehit annesinin kendisinin misafiri olduğunu söyledi. Şehit annesi Akbaba, polisler tarafından bir araçla Meclis’ten uzaklaştırıldı.Meclis Genel Kurulu’nda demokratik açılımla ilgili genel görüşme iki gencin sloganlı eyleminin ardından Şehit Anneleri Derneği Başkanı Pakize Akbaba ziyaretçi locasında Türk bayrağı açmaya çalıştı. Polisler tarafından engel olunan Akbaba daha sonra ziyaretçi locası girişine çıkarıldı.-POLİSLER UZUN SÜRE İKNA EDEMEDİ- Bayrak açmak isteyen şehit yakını polise direndi Video için tıklayınAkbaba’nın eylemi, ziyaretçi locası girişinde de devam etti. Türk bayrağının polisler tarafından elinden alınmasına tepki gösteren Akbaba, “Ben de saygı istiyorum. Hakkımdır gitmiyorum. O bayrağa benden çıkartamazsın. Kapıda topla, orada topla, PKK hep ortada, ben hareket edemiyorum. Boşuna mı gitti benim çocuğum? PKK’nın konuşma hakkı var benim yok. 'Sus' diyorlar susmuyorum. Ben diyorlar, PKK’ya hiç seslerini çıkartmıyorlar” diye bağırdı. Akbaba Meclis polislerine ayrıca “Ben anayım dayanamıyorum. Türk bayrağımı sakladınız, getirin, bayrağımı istiyorum. Bayrağımı verin gideyim” dediği de duyuldu. Polisler ise Akbaba’yı Meclis’ten çıkmak üzere uzun süre ikna edemedi.-ERSİN VE ARITMAN DEVREYE GİRDİ-Polislerin Akbaba’yı ikna etme çabası devam ederken devreye CHP İzmir Milletvekilleri Ahmet Ersin ile Canan Arıtman girdi. Ziyaretçi locası önündeki girişe ilk olarak CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin gelirken, Ersin ‘olayı öğrenmeye geldim’ dedi. Daha sonra şehit annesi Akbaba’nın olduğu yere çıkan Ersin’in ardından da CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman geldi. Akbaba CHP’li iki milletvekili ile birlikte polisler tarafından Meclis bahçesine çıkartıldı. Akbaba gazetecilere “O bayrak inmeyecek meclis korkmasın” dedi. Akbaba daha sonra polisler tarafından bir araca bindirilerek Meclis’ten uzaklaştırıldı.-ARITMAN: BENİM MİSAFİRİM-Akbaba ile birlikte Meclis bahçesine çıkan CHP’li Arıtman, gazetecilerin sorusu üzerine Akbaba’nın kendisinin misafiri olduğunu söyledi. Arıtman Akbaba’nın karakola götürülmeyeceğini belirtirken, sloganlı eylem yapan iki gencin de henüz Meclis’ten çıkarılmadığını ancak Kavaklıdere karakoluna götürüleceklerini bildirdi. Arıtman Emniyet amiriyle görüştüğünü ve kendisine ‘çocukların hırpalanmayacağı’nın söylendiğini de kaydetti.
Meclis locasında eylem