Showing posts with label İspanya. Show all posts
Showing posts with label İspanya. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Groupama: Sigorta sektörü çift haneli büyür

İSTANBUL - Groupama Uluslararası Genel Müdürü Jean-François Lemoux, Türk sigorta sektörünün 2010'da yüzde 10 büyüyeceğini öngördü.
CNBC-e'ye konuşan Lemoux, halen Türkiye'deki sigorta şirketlerinin yarısının zararda olduğuna ve bu durumun kalıcı olamayacağına dikkat çekti.
Lemoux, "Bizim Türk ekonomisi ve sigorta sektörüne güvenimiz tam. 2010'da sektörde yüzde 10 civarı büyüme olacağı kanısındayız. 2002-2003'ten bu yana Türkiye'de büyüyen sigorta sektöründe teknik karlar, küresel krizin etkisiyle sert bir şekilde düştü. Türkiye'deki sigorta şirketlerinin %50'si zararda, ancak bu durum sürdürülebilir değil" dedi.
Lemoux, 2010'da Türk sigorta sektöründe birleşme ve satın almaların artmasını beklediklerini, ancak Groupama'nın bu yönde adım atmayacağını kaydetti.
Lemoux şunları söyledi: "Hayat sigortası dışındaki branşlarda mutlaka değişimler göreceğiz. Yeterince büyük olmayan oyuncular sektörden çekilecek. yabancı yatıırmcı bu hisselere talip olabilir. Ancak, biz bu yatırımcılardan biri olmayacağız. Türkiye bizim 3. büyük pazarımız. hayat sigortasında 2., hayat sigortası hariç branşta 5. oyuncuyuz. Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya'ya kıyasla burada tüketicinin sigortaya ayırdığı bütçe daha sınırlı. Ancak, Türk ekonomisi büyüdükçe ve bizim sunduğumuz hizmet kalitesi yükseldikçe, Türkiye'de sigortaya bakış da değişecek."
Lemoux, Groupama ve Uluslararası İstanbul Film Festivali işbirliğiyle "Türk Klasikleri Yeniden" projesi kapsamında restore edilen "Selvi boylum al yazmalım" adlı filmin 32 yıl aradan sonra izleyiciyle buluşmasından duyduğu memnumiyeti dile getirdi:
Groupama: Sigorta sektörü çift haneli büyür

Sanofi-Aventis antibiyotiği Türkiye de üretecek

İSTANBUL - Sanofi-Aventis Grubu Türkiye Başkanı Olivier Guillaume, grubun Türkiye'yi üretim üssü seçtiklerini ve tüm antibiyotikleri Türkiye'de üreterek buradan 29 ülkeye ihraç edeceklerini söyledi.
Guillaume ayrıca Temmuz'da Türkiye'ye yönelik yeni bir yatırım kararı daha açıklayacaklarını belirtti.
Sanofi-Aventis'in Zentiva ile birleşmesinin birinci yıldönümü nedeniyle düzenlenen basın toplantısında konuşan Guillaume, "Sanofi- Aventis'in tüm antibiyotikleri Türkiye'deki Lüleburgaz fabrikamızda üretilecek. Buradan 29 ülkeye 20 milyon kutu ihraç edilecek" dedi.
Guillaume, her bir kutunun ortalama 2 Euro'luk fabrika çıkış fiyatıyla bunun başlangıçta 40 milyon euroluk ihracat anlamına geldiğini söyledi.
Türkiye'den ihracat gerçekleştirilecek ülkeler arasında Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Portekiz gibi Avrupa ülkeleri, Hong Kong, Endonezya, Malezya-Singapur, Tayvan gibi Asya ülkeleri, İsrail, Dubai, Ürdün, Lübnan gibi Orta Doğu ülkeleri ile Kanada, Rusya, Japonya gibi ülkeler bulunuyor.
Sanofi-Aventis'in mevcut durumda Türkiye'den ihracatı bulunmuyordu.
Zentiva ile 2009 yılında gerçekleştirilen birleşme sonunda, Zentiva'nın Lüleburgaz'daki üretim tesislerinin Sanofi-Aventis grubu bünyesine dahil olduğunu hatırlatan Guillaume, "Bugüne kadar sadece yüzde 30 kapasiteyle çalışan tesis 2010 itibariyle yüzde 50 kapasiteyle çalışacak. Tesiste geçen yıl 160 milyon kutu üretim gerçekleştirdik. Bu yıl sonunda 191 milyon kutuya çıkmayı hedefliyoruz. 3-5 sene içerisinde de 450 milyon kutu ile tam kapasiteye ulaşmayı amaçlıyoruz" dedi.
Antibiyotik üretiminde Türkiye'deki fabrikayı bir "mükemmellik merkezi"ne dönüştürmeyi hedeflediklerini belirten Guillaume, farklı ülkelerden de Türkiye'ye Teknoloji transferi yapacaklarını söyledi.
Türkiye'de 2009 yılında Arge çalışmalarına yönelik olarak 11 milyon dolarlık yatırım yaptıklarını belirten Guillaume, 2010 yılı için yaklaşık 15 milyon dolarlık Arge yatırımı yapacaklarını, ilerleyen yıllarda ise bunun daha da artacağını söyledi.
Guillaume'ın verdiği bilgiye göre, Sanofi-Aventis grubunun Türkiye cirosu 2009 yılında 540 milyon euro seviyesinde gerçekleşti. Sanofi- Aventis'in Türkiye pazarındaki payı ise yüzde 7.6 oldu.
Sanofi-Aventis grubu, Türkiye'de Sanofi-Aventis, Zentiva ve Sanofi Pasteur şirketleriyle faaliyet gösteriyor.
Guillaume ayrıca Türkiye'ye yönelik yatırımlarının devam edeceğini belirterek, "Temmuz ayında CEO'muz burada olacak ve Türkiye'de yapılacak yeni bir yatırımı açıklayacağız. Doğru ortağı belirlemek için çalışıyoruz. Farklı üniversitelerle süren çalışmalarımız ve bazı gizli anlaşmalarımız var" dedi.
Türkiye pazarına 2007'de Eczacıbaşı ortaklığıyla giren ve geçen yıl Sanofi-Aventis grubu bünyesine dahil olan Zentiva Genel Müdürü Elif Çelik ise, Türkiye'nin Zentiva'nın 17 ülkedeki satışları arasında brüt satışlarda 1. net satışlarda ise 2. olduğunu belirtti. Çelik, "Türkiye ve Rusya Zentiva'nın büyüme lokomotifi olarak görülebilir" dedi.
Sanofi-Aventis antibiyotiği Türkiye'de üretecek

Thursday, December 31, 2009

Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil


New York Times gazetesinde yayımlanan bir Haber analizde, Dünyanın ortak para birimi kullanan en büyük bölgesinin, 2009’da tarihinin en kırılgan dönemini yaşadığı belirtildi.

Haber analizde ayrıca, euro Bölgesi kapsamındaki ülkelerin yarısına yakınının finansal güvenirliklerini yeniden sağlamak için uzun dönemli sıkıntılar çekeceğine de işaret edildi.

Analistler ise, bölgenin asıl Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Almanya, Fransa ve diğer Kuzey Avrupa Ülkeleri’ndeki ekonomik gelişmelere cevap olarak, faizleri yükseltmesi durumunda ortaya çıkacak finansal, siyasi ve sosyal sıkıntılara dayanma konusunda sıkıntı yaşayacağını belirtti.

Haber analizde Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya’nın, önümüzdeki dönemde zayıf ekonomi, yüksek işsizlik oranı ve büyük cari açık gibi sorunlarla baş etmek durumunda kalacağı da belirtildi.

KÜÇÜK EKONOMİLER TEHLİKEDE
Bununla birlikte, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde faizlerin artırılması durumunda, Euro Bölgesi içindeki diğer küçük ekonomilerin resesyon ve deflasyonla baş etmek zorunda kalabileceğine dikkat çekildi.

Konuyla ilgili yorumlarına yer verilen, Barselona merkezli Uluslararası Ekonomi Araştırmaları Merkezi Başkanı Jordi Galí, Euro Bölgesi’nin ekonomik iyileşmesinin üzerine çok fazla gidilmediğini belirtti ve sorunun kredi derecelendirme kuruluşlarının Gayrimenkul sektöründeki krizi önceden göremedikleri için Yunanistan ve diğer ülkelerin kredi notlarını düşürmesiyle fark edildiğini söyledi.

ÜLKELER KARŞI HAREKETE GEÇİYOR
Euro Bölgesi içinde ilk tökezleyen ülke İrlanda oldu. Sıkıntılarla baş etmek için ciddi mali önlemler alan ülke, kamu sektöründeki ödemeleri oldukça aşağıya çekti.

Son dönemde büyük sorunlarla boğuşan Yunanistan da şu anda harcamalarını azaltma sözü veriyor. Ancak ülkedeki siyasi sistemin mali önlemleri kabul edip etmeyeceği net değil.

Sıkıntı içindeki diğer bir ülke olan İspanya ise, ekonomisinin kısa zamanda iyileşeceği umuduyla finansal sorgulamalarını erteliyor gibi görünüyor.

Analistler ise, Euro Bölgesi’nin zayıf halkalarını oluşturan ekonomilerin işsizlik rakamlarının yüksek olduğunu ve verenlerin inatçılığı nedeniyle, kamu sektöründeki ödemeleri ve emeklilik maaşlarını ya da kamu harcamalarını azaltma gibi seçenekleri olmadığını belirtti.

EURO DEĞER KAYBETTİRDİ
Bölgede yaşanan ekonomik sıkıntılar, euronun dolar karşısında yüzde 5’in üzerinde değer kaybetmesine neden oldu. Birçok ekonomist ise bölgedeki güçlü ekonomilerle güçsüzlerin arasındaki uçurumun kapanmaması durumunda, euronun daha fazla zayıflayabileceğini dile getirdi.

Analizde, Euro Bölgesi’nin ABD’yi düzlüğe çıkaran ihracatını artırarak sıkıntılarından kurtulabileceği ve bölgedeki ekonomileri birbirine yaklaştırabileceğine dikkat çekildi.

Buna rağmen, ihracatın artırılması durumunda bile iyileşmenin hemen gerçekleşmeyeceği belirtildi ve ekonomik sıkıntı çeken ülkelerin seçmenlerine almaları gereken mali önlemleri kabul ettirmekte zorlandıklarına dikkat çekildi.


Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil

Friday, December 25, 2009

Ömrünün yarısını bu katedrale verdi

MADRİD - İspanya'nın başkenti Madrid'in Mejorada del Campo ilçesinde yaşayan 84 yaşındaki Justo Gallego Martinez, Katolik inancına bağlılığını göstermek için tek başına başladığı katedral inşaatını 48 yıldır sürdürüyor.
Gallego, gençliğinden beri hep dindar olduğunu ve Din adamı olmak için girdiği manastırı tüberküloz hastalığına yakalanmasından dolayı bıraktığını anlattı.
Köyüne geri döndüğünde ailesine ait 20 bin metre karelik arazi içinde, 1961 yılından bu yana bir katedral inşa etmeye çalışan Gallego, hiçbir inşaat izni olmamasına rağmen geçen 48 yıl boyunca yaklaşık 8 bin metre karelik alana bir yapı oturttu ve bunun katedral olarak tanınıp resmen İspanya'nın kültürel mirası kabul edilmesini başardı.
Kendisinin çabalarını "delilik" olarak görenlere "Onlar beni tanımıyorlar" diye cevap veren Gallego, Hz. İsa'nın sevgisini her zaman yanında hissettiğini ve 48 yıldır pazar günleri hariç haftanın her günü, bazen sabah 03.00'den itibaren katedrale gelip çalıştığını ifade etti.
İnşaatta kullanılan demir, kiremit ve kum gibi malzemeyi diğer inşaatların artıklarından toplayarak veya gelen bağışlarla temin eden Gallego'nun inşaat veya mimarlıkla ilgili hiçbir eğitimi bulunmuyor. "Katedral, kale veya dünyadaki önemli yapıtların inşaatı hakkında kitapları okudum" diyen Gallego, kağıt üzerinde hiçbir plan veya projesinin bulunmadığını söyledi.
Dış yapıyı büyük ölçüde bitiren, ancak eseri tamamlamak için daha çok zamana ihtiyacı olan Gallego, "Benim için katedralin herhangi bir bölümünün önce veya sonra bitmesi önemli değil. Bunu bitiremeden ölebilirim de, ama her şekilde ben memnunum" dedi.
"AZİZ OLMAK İSTEMEK SUÇ MU?""Ben konuşmayı sevmiyorum, zaten benim hayatımı bilenler ve katedrali görenler ne olduğumu anlıyor" diye devam eden Gallego, öldüğü zaman tek istediğinin "iyi bir Hristiyan" olarak hatırlanmak olduğunu söylüyor. "Kendini bu kadar dine veren biri aziz olur" yorumuna, "Sen aziz olmak istemez misin? Herkes ister. Aziz olmak istemek bir suç mu?" cevabını veren Gallego, yaptığı katedrali İspanya ve Papaya hediye etmek istediğini söyledi.

84 yaşında olmasına rağmen çok dinç ve çalışkan olduğu gözlenen Gallego, "Normalde vejetaryenim, ama bu kadar çalışınca iskelet gibi oldum ve güçlü olmam için artık et de yiyorum" diye anlattı. Kız kardeşiyle birlikte yaşayan Gallego, ailesinden hep destek gördüğünü, ancak son dönemlerde karşı çıkanların olduğunu belirterek, "Maddi yardımı kesince bana karşı olmaya başladılar! Biraz kıskançlık var, ama bunlar ailevi konular" diye konuştu.
Bu arada, 48 yıldır süren inşaatın son yıllarda dünya basınının ilgisini çekmesiyle uluslararası alanda da tanınmaya başlayan Gallego, Avrupa'nın birçok yerinden genç Hristiyan dindar grupların katedralin inşaatında kendisine yardımcı olmak için geldiğini kaydetti. Oldukça dindar bir Katolik olan Gallego, Müslümanlar hakkında sahip olduğu ön yargıları dile getirmekten kaçınmazken, "Türkiye'den de gelip yardım etmek isteyen olursa kabul eder misin?" sorusuna, "Geleni geri çevirmek olmaz, ama dikkatli olmak lazım, iyi Müslümanları kabul ederim" cevabını verdi.
REKLAM FİLMİNDEN KAZANDIĞINI KATEDRALE YATIRDIİspanya Katolik Kilisesi, Mejorada del Campo Belediyesi veya bölge insanının yardımları dışında finansman sağlamak için katedrali ziyaret edenlerden de yardım isteyen Gallego, ayrıca ünlü bir firmanın reklam filminde oynamasından dolayı kazandığı parayı ya da hayatı ve katedralle ilgili bastırdığı kitaplardan gelen gelirleri de inşaat için harcıyor.
Halen yanında iki kişi çalıştıran ve birine günde 200 avro, diğerine 50 avro ödeyen Gallego, inşaat süresince en çok "Vatikan kubbesi" olarak tanımladığı yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki kubbeyi yaparken zorlandığını söyledi.
Ömrünün yarısını bu katedrale verdi

Wednesday, December 23, 2009

Alzheimer da psikolojik destek

İSTANBUL - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, projeyi hayata geçirmek için Türkiye'den de ortak kuruluş arayan ana yüklenici Torino Belediyesinin, 2008 yılında çekilen ''Bakım Personelinin Demanslılarla Bir Günü Filmi'' ve 2009 yılında hazırlanan ''Demanslı Yıllara Değer Katan Aktiviteler Kitabı'' gibi çalışmaları nedeniyle Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü ile temasa geçtiği ifade edildi. Yapılan görüşmeler sonunda projeye dahil edilen Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğünün, projenin Türkiye'deki yürütücüsü olmasına karar verildiği bildirildi.
Açıklamada, İtalya, İspanya ve Romanya'yla birlikte Türkiye'den Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü ile yürütülecek projeyle, Demans ve Alzheimer hastalarına bakım verenlerin Yaşam ve hizmet kalitelerini arttırmak, iş piyasasında pozisyonlarını güçlendirmek ve sosyal uyumlarına katkıda bulunulmasının amaçlandığı kaydedildi.
Alzheimer'da psikolojik destek

Saturday, December 19, 2009

Kriz aslında ‘Büyük İstikrar dönemi yarattı


Dergi tarafından yayımlanan Haber analizde İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en “Büyük Durgunluk” olarak gösterilen küresel krizin, “Büyük İstikrar” adını alabileceği ve 2009’un sadece üretimin inanılmaz düşüşü ile değil, kriz felaketinin önlenmesi ile de çok farklı bir yere sahip olduğuna dikkat çekildi.
The Economist krizin ilk sinyallerini 12 ay önce Lehman Brothers’ın iflasını açıklaması ile Finans piyasalarında yaşanan panik ile gösterdiğini, bir anda küresel sanayi üretimi, dış Ticaret ve ekonomik faaliyetlerin 1930’ların Büyük Buhran dönemine dönüşe işaret ettiğini vurguladı.
Yeni ekonomik krizin aylar içinde köklendiğine dikkat çeken The Economist, gelişmekte olan büyük ekonomilerin en erken ve hızlı toparlanan kesimi temsil ettiğini belirtti. Çin’in üretimde yavaşladığı ancak büyümesini kesmeyerek ikinci çeyrekte yüzde 17 büyüme gösterdiği, sene ortasında ise İngiltere ve İspanya dışında tüm zengin ülkelerin tekrar ekonomik büyüme göstermeye başladığı ifade edildi.
The Economist, dünya genelinin gelişmekte olan yoğun nüfusa sahip Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin direnci ile dünyanın1991’deki krizden daha kötüsünü yaşamaktan kurtulduğunu ileri sürdü. Krizin sonucunun kaçınılmaz olmadığı ileri sürülürken, sonucun, tarihteki en büyük, en geniş çaplı ve en hızlı hükümet tepkisinin ürünü olduğu da dikkat çekilen diğer bir nokta oldu.
Bu dönemde, iflas etmekte olan bankalar trilyonlarca dolarlık kamu kaynağı ve garantileri ile korundu, merkez bankaları -büyük olanlar bilançolarını hızlıca genişleterek- faiz oranları üzerinde büyük indirimlere gitti ve dünya çapında hükümetlerin mali teşvikleri hemen uygulamaya koydu.
Analizde, krize karşı gösterilen bu tepkilerin olmaması durumunda Büyük Durgunluk’un, Buhran’a dönüşebileceğine işaret edildi.
İSTİKRAR VAR AMA KIRILGANAnalizde bugün elde edilen istikrarın çok kırılgan olduğu da vurgulanırken, buna neden olarak küresel talebin halen devlet desteğine dayalı olması ve kamu yardımlarının eski sorunları ön plana çıkarırken yeni istikrarsızlık kaynakları yaratması gösterildi.
Economist, büyümenin hükümetlerin cebinden çıkan para sayesinde gerçekleştiğini belirtirken, gelişmekte olan büyük ekonomilerde hızlı bir toparlanma yaşandığı, zengin Dünyanın geri kalanında ise gerilemeye geri dönecek zayıf bir toparlanma görüldüğü ifade edildi.
Analizde ayrıca zengin ülkelerin kamu borcu bikrimi arttıkça, borç almakta daha fazla zorlanacakları, daha iyi durumdaki ekonomiler ile aradaki farkın belirginleşeceği ileri sürüldü.
Gelişmekte olan büyük ekonomiler ise varlık balonları ve hükümetlerin finansal kıstasları çok uzun süre aynı tutmak istemeleri veya buna zorlanmaları yüzünden tam tersi bir sorun ile karşı karşıya olduklarına dikkat çekildi.
The Economist, dünya ekonomisinin Büyük İstikrar konumundan güçlü bir düzene geçebilmesinin yolunun uzlaşmazlıklarda orta nokta bulunması olarak belirtti. Dergi, bu kapsamda Çin’in yuan’ı daha güçlü kılarak ekonomisini dengelemesi ve yükselen piyasalar üzerindeki baskıyı azaltmasının kendini gösteren bir hamle olduğu da vurguladı.
Kriz aslında ‘Büyük İstikrar’ dönemi yarattı

Euro borç korkusuyla değer kaybediyor


The Wall Street Journal’da “Debt Fears Rattle Europe” başlığıyla yayımlanan Haber analizde, İspanya ve Yunanistan’ın ekonomik sıkıntılarına ek olarak, Avusturya’nın bankacılık sisteminde yaşanan son gelişmelerin de piyasaları sarstığına dikkat çekildi.
Avusturya, Avrupa Merkez Bankası’nın emriyle Pazartesi günü başka bir yerel bankanın devlet kontrolüne geçirilmesinin ardından, ülkede başka bir bankanın Doğu Avrupa’daki riskli yatırımlarında sorun yaşadığı dedikodularıyla sarsıldı.
Bu gelişmelerin ardından Euro, Salı günü dolar karşısında ekim ayından bu yana görülen en düşük seviye olan 1,4505’e geriledi.
YUNANİSTAN BUZ DAĞININ GÖRÜNEN KISMI
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birliği’nin başkanı da olan bütçe sözcüsü Norbert Barthle, “Yunanistan buz dağının görünün kısmı” yorumunu yaptı.
Haber analizde, Euro Bölgesi bölgesinde bütçe açıklarının artması ve bazı ülkelerin ekonomilerin çok zayıf olmasının Almanya ve diğer güçlü ekonomilere sahip ülkelerin, bölgedeki zayıf ülkeleri olası bir finansal krize karşı nasıl koruyacakları üzerine düşünmek zorunda bıraktığına dikkat çekildi.
Euro Bölgesi içinde, Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya oldukça yüksek bütçe açıklarına sahipken bu ülkelerin büyüme olasılıkları da düşük görülüyor. Uzmanlar, bu durumun, ülkelerin borçlarını hızlı bir şekilde artırabileceği uyarısını yapıyor.
EURO BÖLGESİNİN GÜVENİRLİĞİ ZARAR GÖRÜYOR
Analizde, ülkelerin Euro Bölgesi üyesi olduğu için para birimlerinin değerini düşürerek, sıkıntılarını gideremediklerine ve bu durumun kıtanın para birimiyle bağlantılı devlet tahvilleri için sıkıntı yarattığına dikkat çekildi.
Ülkelerin cari açıklarının artmasının, Euro Bölgesi’nin uluslararası piyasalardaki güvenirliğini sarsması da işaret edilen diğer bir nokta oldu.
WSJ, Avrupa Merkez Bankası, bu soruna doğrudan müdahale etmeyeceğini belirtirken, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in fon kaynağı olarak Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) tercih ettiğine de vurgu yaptı.
SORUN YAPISAL AKSAKLIKLARDAN KAYNAKLIYOR
Analizde, Avrupa’nın güneyinde yaşanan bu sıkıntıların en büyük etkenlerinden birinin, ülkelerin kendi ekonomilerinde yaşanan yapısal aksaklıklar ve etkisiz bürokrasi olduğu belirtildi.
Bununla birlikte, İspanya ve Yunanistan’da son dönemde yaşanan büyümenin inşaat ve tüketici harcamalarındaki balonlara bağlı olarak gerçekleştiğine de dikkat çekildi. İtalya ve Yunanistan’ın ise özellikle kamu idarelerini yönetmek konusunda sorun yaşadığı ve ülkelerin geçmişten kalan vergi kaçakçılığı sorunuyla boğuştukları belirtildi.
Makalede, İrlanda’nın daha esnek bir ekonomiye sahip olmasına ve genç nüfusunun büyüme hedeflerine daha kolay erişilebilme olasılığı yaratmasına rağmen, ülkenin İngiliz sterlinin değer kaybetmesinden, sorunlu İngiltere hükümetinden ve büyük İrlanda piyasasından etkilendiğinin altı çizildi.
Euro borç korkusuyla değer kaybediyor

Wednesday, December 16, 2009

Türk hasta için İspanya dan geldi

BURSA - Beyin rahatsızlığı sonucu Bursa'daki özel bir hastanede 22 gün solunum cihazına bağlı yaşayan 54 yaşındaki kadının yakınları, Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Gebitekin'e başvurdu. Prof. Dr. Gebitekin, inceleme sonucu hastanın nefes ve yemek borularının bir bölümünün solunum cihazı nedeniyle tahrip olduğuna, acilen ameliyata alınması gerektiğine karar verdi.
Ameliyat için dünyada ilk kez soluk borusu naklini yapan ve İspanya'nın Barcelona kentinde yaşayan Prof. Dr. Paolo Macchiarini'yle bağlantı kuran Gebitekin, bu kişiyi Bursa'ya davet etti. Davet üzerine dün gece İspanya'dan gelen Macchiarini, UÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde, Prof. Dr. Gebitekin ve ekibiyle birlikte hastanın ameliyatına girdi. Macchiarini, ameliyattan önce gazetecilere yaptığı açıklamada, ilk nefes borusu naklini geçen yılın haziran ayında 30 yaşında 2 çocuk annesi bir kadına yaptıklarını söyledi. YÖNTEMİ DİĞER NAKİLLERDE DE KULLANMAK İSTİYORUZSöz konusu hastanın tüberküloza bağlı nefes borusu tahribatı bulunduğunu ifade eden Macchiarini, şöyle konuştu:
''Kadının akciğerinin sol bölümünü alıp sağ tarafını soluk borusuyla birleştirecektik. Bu, son derece riskli bir ameliyattı. Tahrip olan bölgeyi çıkarıp transplant yapmaya karar verdik. Kadavradan alınan nefes borusunun üzerindeki hücreler özel bir yöntemle temizlendi. Hava yolu, kök hücre teknolojisi kullanılarak hastanın kendi hücreleriyle kaplandı. Bu yöntem sayesinde bağışıklık sistemini (immün sistemi) baskılayıcı ilaç kullanımının da önüne geçtik. 16 yıldır bu konu üzerinde çalışıyorduk. Bütün organ nakillerinde vücudun organı reddetmemesi için immün sistemi baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Nefes borusu hastanın kendi hücreleriyle kaplandığı için vücut tepki göstermiyor. 52 yaşındaki bir hastaya yaptığımız 2. vakada ise tekniği biraz daha geliştirdik. 1. vakada hazırlık 6 ay sürmüştü, ikincisinde süreyi 9 saate kadar indirdik. Bu yöntemi diğer nakillerde de kullanılabilir hale getirmek istiyoruz. Kök hücre teknolojisini kalp damar cerrahisinde de kullanılabilir hale getirmek için çalışmalar sürdürülüyor.''CİDDİ TECRÜBE GEREKTİREN BİR AMELİYATProf. Dr. Cengiz Gebitekin de uzun yıllara dayalı arkadaşlıkları bulunan Prf. Dr. Macchiarini'yi vakanın acil müdahale edilmesi ve daha fazla deneyim gerektirmesinden dolayı Bursa'ya davet ettiğini belirtti. Macchiarini'nin hiçbir karşılık beklemeden daveti kabul ettiğini ve dün gece Bursa'ya geldiğini ifade eden Gebitekin, şunları söyledi:
''Nefes borusu çok Enteresan bir organ. Her türlü travmaya çok farklı cevap veren bir organ. Nefes borusunu ya değiştirmeniz ya da kendi üzerinde tamirat yapmanız gerekiyor. 10-12 santimetre uzunluğunda çok kolay harap olan bir organ. Özellikle hastanın uzun süre yoğun bakımda kaldığı ve tüple birlikte solunum makinesine bağlı olduğu vakalarda çok ciddi hasara uğruyor. Bizim hastamız da 22 gün yoğun bakımda kalmış. O günden beri solunum makinesine bağlı. Kendisini özel bir hastaneden transfer ettik. Hastanın nefes borusunun yaklaşık 5 santimetrelik bölümü harap olmuş. Yemek borusunun aynı uzunluktaki bölümü de aynı durumda. Ameliyatta o bölüm tamamen çıkarılıp nefes borusu birleştirilecek. Çok kompleks bir iş. Çok ciddi tecrübe gerektiren bir ameliyat. Bugüne kadar 5 santimetreye çıktığımız oldu ama bu çok daha özel çünkü beraberinde yemek borusu var.''
Türk hasta için İspanya'dan geldi

Metal fırtınasına hazır olun

İSTANBUL - ünlü heavy metal ve hard Rock Müzik festivali Sonisphere bu sene Türkiye'ye de uğruyor.
İngiltere, Polonya, İsveç, Finlandiya, İsviçre, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya ve İspanya'ya da uğrayacak olan Festival 25-27 Haziran'da da Türkiye'de olacak.
Metal fırtınasına hazır olun

Monday, December 14, 2009

Turizm profesyonellerinden sektöre 27 kalite ödülü

Konaklama Kategorisi’nde Çırağan Palace Kempinski (Şehir Oteli), Hillside Beach Club (Resort Oteli), Hotel Les Ottomans (Butik Otel), The Marmara (Zincir Otel); Seyahat Hizmetleri Kategorisi’nde Intra Tours (Incoming Seyahat Acentası), SETUR (Outgoing Seyahat Acentası), Visitur (Kongre Turizmi Acentası), VIP Turizm (Incentive Seyahat Acentası), Özge Ersu (Profesyonel Turist Rehberi); Turizm ve Taşımacılığı Kategorisi’nde THY (Havayolu), TAV Atatürk Havalimanı (Havalimanı), Varan Turizm (Karayolu Taşımacılığı), AVIS (Otomobil Kiralama), Royal Caribbean International (Kruvaziyer), D-Marin Liman İşletmeleri (Liman İşletmeciliği), D-Marin Turgutreis (Marinalar); Mekân Kategorisi’nde Esma Sultan Yalısı (Etkinlik Toplantı Mekânı), Reina (Eğlence Mekânı), Feriye Lokantası (Turizme Hizmet Eden Restoran); Yatırım Kategorisi’nde, Dedeman Grubu (Turizm Yatırım Grubu); Turizmin Gelişimine Katkı Kategorisi’nde Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü (Turizm Eğitimi), Hülya Aslantaş (Turizm Tanıtımına Katkı), Koç Ailesi (Kültürel Değerlerin Korunmasına Katkı), TEMA Vakfı (Çevrenin Korunmasına Katkı) ödüllerini aldı. Dedeman Otelleri ise sürdürülebilirlik ve hijyen alanında Johnson Diversey Özel Ödülü’nü kazandı. 1932 ’de Paris’te kurulan Skal International, 90 ülkeden 20 bin turizm profesyonelini bir araya getiriyor. İspanya merkezli örgüt, turizm profesyonellerinin iyi ve köklü ilişki kurmasını amaçlıyor. Yerel ve uluslararası toplantılarda turizm sektörü çalışanlarını buluşturuyor. Örgütün Dünya Başkanlığı’na geçen yıl Hülya Aslantaş getirilmişti. Skal’ın Türkiye bölümü, turizmde kaliteli hizmeti artırmak amacıyla 12 yıldır Turizmde Kalite Ödülleri’ni (Skalite) düzenliyor. Hürriyet Seyahat turizme katkıları nedeniyle 2005 ve 2008’de basın dalında Skalite ile ödüllendirilmişti.
Turizm profesyonellerinden sektöre 27 kalite ödülü

Thursday, December 10, 2009

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor

DTP Genel Merkezinden yapılan açıklamada, ''Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir'' denildi.



DTP'nin yazılı açıklamasında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Çiçek'in, DTP'nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesinde görüşülmeye başladığı bir sırada açıklamada bulunduğu belirtilerek, ''Çiçek, dava sürecine müdahil olan açıklama ve beyanlarda bulunmaktadır'' ifadesine yer verildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi:



''Çiçek, açıklamalarında, İspanya'da kapatılan Herri Batasuna örneğini göstererek ve 'DTP bu kararı iyi okumalıdır' diyerek yargıyı etkilemeye çalışıyor. Bu açıklamalarıyla açıktır ki Anayasa Mahkemesi üzerinde bir baskı oluşturmayı hedefliyor. Bu sözler, adeta 'DTP'yi kapatın' telkinidir. Yoksa yargı aşamasında bu tür sözler sarf etmenin başka bir izahı olamaz.



Her şeyden önce bir hükümet yetkilisinin, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir davayla ilgili hassas olması gerekirken, tam aksine bir yaklaşım sergiliyor olmasını manidar buluyoruz. Hatırlanacağı üzere Çiçek, partimizin İzmir konvoyuna yapılan saldırı sonrası da benzer sözler sarf ederek, DTP'nin kapatılması için psikolojik zemin oluşturma gayreti içerisine girmişti. Cemil Çiçek, dava aşamasında da aynı tavrını sürdürmeye devam ediyor.''



''AÇIKÇA MESAJ VERİYOR''



İktidar ve muhalefetin, DTP davası karşısında ittifak oluşturduğunun iddia edildiği açıklamada, DTP hakkında kapatma davası açıldığında Batasuna örneğini CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da referans gösterdiği ifade edildi.Açıklamada şöyle denildi:



''Baykal, dünkü grup konuşmasında 'Türkiye yasalarını işletemez, hukuka sahip çıkamaz bir noktaya doğru sürükleniyor' diyerek, Anayasa Mahkemesine açıkça DTP'yi kapatın mesajını veriyor. Cemil Çiçek'in sözleriyle Baykal'ın açıklamalarının bu denli örtüşmesi, hükümet ve muhalefetin Kürtlere, DTP'ye karşı bir ittifak halinde olduğunun en açık göstergesidir.



Bizlere 'Batasuna kararını okuyun' diyen Cemil Çiçek'e önerimiz, demokratik çoğulcu İspanya Anayasası ile Türkiye'nin 12 Eylül Darbe anayasasını da karşılaştırmasıdır. Çiçek'e, aynı zamanda İspanya'da Bask ve Katalan Bölgesi'nde farklı kimlik ve kültürlere tanınan hak ve özgürlükler ile Türkiye'deki demokratik standartlar arasında da bir karşılaştırma yapmasını öneriyoruz.



Eğer gerçekten Türkiye, İspanya Anayasası gibi özgürlükçü, çoğulcu bir anayasaya sahip olsaydı, bugün Kürt sorunu diye bir sorun olur muydu? Çiçek'i bu soruya da yanıt vermeye çağırıyoruz. DTP olarak, üzerimizde oluşturulmaya çalışılan bu baskı ve tecrit politikalarına rağmen, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.''

DTP: Çiçek yargıyı etkiliyor