Showing posts with label işsizlik. Show all posts
Showing posts with label işsizlik. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Ermenistan: Türkiye bizi suçlayamaz

PARİS - Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, merkezi Lyon'da bulunan Euronews kanalına konuştu.
Sarkisyan, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde kabul edilmesine Türkiye'nin gösterdiği tepkiyle ilgili olarak şunları söyledi:
"İlişkilerimizi yeniden canlandırma konusunu Türkiye ile ele almaya devam ediyoruz. İstişare ön koşulsuz yapılmalı. Türkiye'nin bizi herhangi bir şeyle suçlamaya ve koşul öne sürmeye hakkı yok. İlişkileri önkoşulsuz başlatmak, herhangi bir konuya değinmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.
Diyelim ki mucize eseri, Türk meclisi protokolleri onayladı, Ermeni meclisi de aynısını yaptı. İlişkilerimizi yeniden kurduk ve sonra üçüncü bir ülke soykırım meselesini kasıtlı olarak gündeme getirdi. Türkler bunu mazeret kabul edip ilişkileri yine mi kesecek?"
Sarkisyan, "Ermenistan'ın temel sorunları işsizlik, ekonomik dışlanma, Türkiye ve Azerbaycan'la devam eden uzun soluklu anlaşmazlıklar ise bu problemler şimdi daha kolay çözülemez mi?" şeklindeki soruya, "Türkiye ile aralarındaki anlaşmazlıkların dünden kalma olmadığını" söyleyerek yanıt verdi.
Türkiye'nin, 17 yıl boyunca Ermenistan sınırını kapalı tuttuğunu, 17 yıl önce böyle bir tasarının gündemde bulunmadığını ifade eden Sarkisyan, sözlerini şöyle sürdürdü:
Ermenistan: Türkiye bizi suçlayamaz

Wednesday, February 17, 2010

Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken de ''peşkeş çekmedik'' derken de gerçeği yansıtmadığını savunarak, ''TEKEL işçisine 4-C dışında işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş Edebiyat taslıyorsun, ondan sonra TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun'' dedi.



Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada ekonomideki gelişmeleri ve TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirdi.



Sanayi üretiminde beklenen atılımın çıkmadığını ifade eden Baykal, kaygı verici noktaya gelen işsizliğin artarak devam ettiğini söyledi. Baykal, iktidarın izlediği Ekonomi politikalarının, işsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Politika olmadığını savundu.



Nüfusun ve kentleşmenin arttığını ancak çalışmak isteyen kişi sayısının azaldığını belirten Baykal, kasımda işgücü arzının 308 bin azaldığını, işe talip olunmadığını söyledi. Baykal, ''Bu ayın özelliği ne, acaba Define mi buldular? Zengin oldum, çalışmaya ihtiyacım yok, dışarıdan kaynak mı geliyor diyorlar'' diye sorarak, 233 bin kişinin işini kaybettiğini kaydetti.



Baykal, Türkiye'nin en temel konusunun işsizlik olduğunu, işsizliğin giderek artmasının altında, tarımın çökertilmesinin yattığını söyledi. Baykal, 2,5 milyon kişinin topraktan kopartıldığını dile getirerek, tarımı, ''ekonomide işsizliği emen süngere'' benzetti. Baykal, tarıma harcanan paranın, ''helal'' para olduğunu, tarımın yanı sıra hayvancılığa da sahip çıkılması gerektiğini kaydetti.



Türkiye'nin, Tarım ve sanayisine sahip çıkarak kalkınacağını vurgulayan Baykal, Atatürk'ün, İnönü'nün bu anlayışla yola çıktığını, ülkeyi kalkındırmak için çaba harcadıklarını söyledi. Baykal, bunun, Menderes, Bayar, Demirel dönemlerinde de götürüldüğünü anlattı.



Baykal, işsizlikle mücadele için yapılması gerekenlerden birinin GAP'ın bitirilmesi olduğunu ifade ederek, ''Siyasal değişimin gerçekleşmesine yakın bir süre kala, siyasi değişim öncesi, ne söylediğimizi bilerek söylüyorum, GAP'ı hızlandırmayacağız, bitireceğiz'' dedi.



Deniz Baykal, iktidarları dönenimde, üniversiteye giriş sınavlarını, ÖSS'leri kaldıracaklarını ifade etti.

Doğu ve Güneydoğu'da kurulan fabrikaların, ''zarar ediyor'' denilerek kapatıldığını ileri süren Baykal, zarar etse de bu fabrikaların çalıştırılması gerektiğini savundu.



''ÖNCE SEN YEME YETİM HAKKINI''



TEKEL işçilerinin eylemine de yer verdiği konuşmasında Baykal, işçilerin, sükunetle, sabırla, çile çekerek, bedel ödeyerek bir acıyı yaşadığını, toplumla da bunu paylaştığını anlattı.



Baykal, işçilerin, kimseye zarar vermediğini, vitrinlere taş atmadığını, vicdanları harekete geçirmeye çalıştığını ifade ederek, Türkiye'de de vicdanların harekete geçtiğini söyledi. Baykal, kişilerin hak mücadelesi verme şansının olabileceğinin gösterildiğini, korkunun da buradan kaynaklandığını ileri sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:



''(Aman ha burada bastıralım, yol olmasın) anlayışı içine girmişlerdir. Demokraside yol budur, hak mücadelesidir. 'Sen benim işyerimi satıyorsun, satarken beni yok sayıyorsun, fabrikanın taşı, duvarı gibi bakıyorsun, fabrikayı satarken, beni de satabileceğini zannediyorsun, hala Ortaçağ'daki serf anlayışı senin kafanda, çalışanıyla bunu satarım diyorsun.'



'Yetim hakkını yedirmem' diyorsan, önce sen kendin yeme o yetim hakkını. Bugünkü insanlar yetim hakkını yeme alışkanlığı olan insanlar değil, kendisi yetim, mağdur, mazlum. Onların sırtından kahramanlık yapmaya çalışıyor. Sözlerinin aslı, astarı yok. En son, 'Kimseye TEKEL'de ne menkul ne Gayrimenkul peşkeş çekilen bir şey yoktur' diyor Başbakan. Başbakanlık Denetleme Kurulunun raporlarını oku, o raporlarda bütün bu özelleştirmenin, satışın, nasıl bir peşkeş olduğu, 100 tane örneğiyle yazılı. Yanlışları teker teker, devletin denetim kurumları, senin iktidarında koymuş. Sen iktidarı bir kaybedersen, orada birileri yanlış aramaya kalkarsa, bakalım onlar neler bulur, neler çıkarır. Peşkeş çekilen bir şey yokmuş, duy da inanma. ''



TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BİNASININ TAHSİSİ



Baykal, İstanbul Unkapanı üzerinde 5 katlı, Galata'yı, Marmara'yı gören, son derece değerli TEKEL Genel Müdürlüğü binasının, TEKEL'den alınarak, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne devredildiğini kaydetti.

Bu devir kararını Özelleştirme Yüksek Kurulunun aldığına işaret eden Baykal, kurul üyelerinin ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz olduğunu söyledi.

Baykal, şunları kaydetti:



''Bu arkadaşlar bir araya gelmişler, TEKEL'in yüzük taşı, pırlanta değerindeki gayrimenkulünü, TEKEL'den Milli Emlak Genel Müdürlüğüne intikal ettirme kararı almışlar. Devlete geçmiş, sonra ne olmuş? 300 genel müdürlük çalışanı, Kartal'a gönderilmiş -Kartal'daki durumu da sonra konuşuruz, orada da konuşulacak çok şey var- Hibe edilen binayı, Maliye Bakanı 4 özel hastanesi bulunan, Medipol Grup'a, Metropolitan Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş'ye tahsis etmiş. Kimseye Haber vermeden, ihale yapmadan, özel hastanecilik alanında faaliyet gösteren bir şirkete devredilmiş. Bu şirket anlaşılıyor ki çok etkin bir şirket olmalı. Bu şirkete, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi de Belediye Şehir Planlama Dairesinin muhalefetine rağmen Göztepe Kavşağındaki 12 dönümlük arazisine imar izni vermiş. Şehir Plancıları Odası, 'bu ayrıcalıklı imar iznidir' diye görüş bildirmiş. TEKEL işçisine sen işçi statüsünde, 4-C uygulaması dışında, yıllardır çalıştığı çerçevede işine devam etme imkanını çok görüyorsun, 'yetim hakkı' diye bize boş edebiyat taslıyorsun, ondan sonra çıkıyorsun, bu milletin, TEKEL işçisinin de alnının teriyle kazanılmış olan tesisi, bir yandaşına, tanıdığına tahsis ediyorsun. Nedir peşkeş, bundan daha ala peşkeş var mı? Başbakan ne yapıyor, TEKEL işçileriyle ilgili konuşurken gerçeği yansıtmıyor, 'peşkeş çekmedik' derken yine gerçeği yansıtmıyor. TEKEL işçisi, bu hükümeti çok rahatsız edecek, iktidarı asker değil, TEKEL işçisi ve bakkallar götürecek.''



TEKEL işçilerine, '''Yıkarız, oradaki çadırları kaldırırız, ayın sonuna kadar süre, sonunda sizi oradan süreriz'' dendiğini belirten Baykal, ''Bu çadırlarla uğraşma ve yıldırma mücadelesinde ortaya attıkları tehditler işlemedi. Kullanmadığı bir tehdit var, önümüzdeki günlerde bir de onu kullansın, işçilere, 'sizi buradan alırım, Silivri'ye Ergenekon mahkemesine taşırım' desin. Tek başvurulmamış tehdit budur. Önümüzdeki dönemde, belki TEKEL işçilerini Ergenekon, Silivri korkutur'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' dedi.



Baykal, partisinin grup toplantısında eski milletvekili Hatip Dicle'nin terör örgütü PKK üyelerinin Habur'da teslim olmalarına ilişkin iddialarını değerlendirdi.



Dicle'nin iddialarını mahkemedeki ifadesinde ortaya koyduğunu söyleyen Baykal, kürsüden bu ifade metnindeki bazı bölümleri okudu. Dicle'nin ifadesinde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın teslim olan terör örgütü üyelerinin tutuklanmamalarına ilişkin olarak ''Hakim ve savcılar ayarlandı. Geldikleri gibi geçecekler'' sözlerini kullandığının yer aldığını belirten Baykal, ''Bu tanıklık ortaya koyuyor ki bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran o Habur girişinin arkasında gelenlere verilmiş bir teminat vardır. Gelenler oraya 'geliyoruz, acaba bizi tutuklayarak cezaevine atarlar mı?' kaygısı içinde gelmemişlerdir, güvenle gelmişlerdir'' diye konuştu.



Habur'da teslim olanların bir tereddüt, kaygı içinde olmadıklarının, aksine sevinç içinde bulunduklarının görüldüğünü anlatan Baykal, şöyle devam etti:



''Başbakan bugün cevap veriyormuş, 'Silivri'de de mahkeme var'. Evet, mahkeme kuruldu orada. 'Öcalan İmralı'da yargılandı'. Evet İmralı'da yargılandı. Burada ne oldu? Tahliye edildi bitti. Yargılama nerede? Tahliyeye gittiler, tahliyeye... Yargılamaya değil. Tahliyeye hakim, savcı gönderdin sen, yargılamaya değil. Çok açık, çok net. Şimdi anlıyoruz ki o gelişten önce İçişleri Bakanı kendi Bakanlığında değil, gizlice Atatürk Orman Çiftliği'nde Tarım Bakanlığı'na ait bir çalışma yerinde gizlici buluştu. Kiminle buluştu? DTP'nin Genel Başkanıyla. Gizli bir buluşma. İçişleri Bakanı, Tarım Bakanlığına ait bir gizli yerde buluşuyor. Bu sonradan ortaya çıkıyor. 'Ne yaptınız, neyin pazarlığını yaptınız?' diye o zaman soruldu. İnandırıcı bir cevap veremediler. O zaman da kem küm... Olayı geçiştirmeye çalıştılar. Şimdi anlıyoruz onlar konuşulmuş. Buraya gelenler bu güvenle geldiler.''



''ERGENEKON''



İçişleri Bakanı Atalay'ın olayın taraflarının sözlerine değil de bir sanığın ifadesine inanılmasını eleştirdiğini kaydeden Baykal, ''Hatip Dicle böyle söylüyor, ona inanılmaz demeye getiriyorlar. Bunu söyleyenlere hatırlatmak isteriz ki sizin Ergenekon davanızın temelindeki Danıştay cinayetiyle ilgili davanın bütün dayanaklarını ortaya koyan kişi meşhur Osman Yıldırım bütün Ergenekon ve Danıştay davasının ana dayanak noktasıdır'' dedi. Baykal, bu kişinin hakkında geçmişte çeşitli mahkemelerce verilen cezaları okudu.



Baykal, günün birinde belki bir savcı ya da hakimin de ''Ne acı günler yaşadık. Bize ne baskılar yaptılar. Bizi Habur'a sürdüler. Oralarda ne kararlar aldılar. Vicdanım bunu kabul etmiyor'' diyerek anılarını yazabileceğini ifade ederek, ''Bu işler böyle. Gerçekler ebediyen saklı tutulamaz. Bir yerden çıkar. Bu işin doğrusu; evet maalesef bu iş olmuştur. 'Ben öyle demedim...' Vallahi dedin mi demedin mi bilmiyorum ama yaptığın ortada. Ayarlanmadan bu iş olmaz. Ayarlanmadan o mahkemeler oraya gitmez. Ayarlandı. Ayarlandığı da işin içindeki birisi tarafından ifade edildi. Şimdi biz bunu tekrar milletin önüne koyacağız ve İçişleri Bakanı'nı hesap vermeye çağıracağız'' diye konuştu.



''ORADA O BABAYİĞİT YOK''



Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'nin konuya ilişkin vereceği gensoru için ''bir şey olmayacağını biliyorlar yine de veriyorlar'' ifadesini kullandığını söyleyerek, şöyle devam etti:

''Orada oy verecek olanlar senin emir kulunsa, senin kapı kulunsa, senin talimatınla oy vereceklerse o bizim ayıbımız değil. Biz, tarihe karşı görevimizi yapıyoruz. Yarın çıkarlar derler ki 'Türkiye'de bu kadar maskaralık yapılırken, hukukun ırzına geçilirken siz anamuhalefe olarak ne yaptınız?' Sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz. Zulme engel olamazsan hiç olmazsa zulüm karşısında tepki göster, boyun eğme. Biz, yapabileceğimizi yapıyoruz. 'Burada yanlışlık var, haksızlık var' diyoruz. Ve bunun böyle olduğu da çok açıktır. Hiçbir vicdani tereddütümüz yoktur, çok net biliyoruz ki bu ayarlanarak yapılmıştır. Şimdi yalan söyleyerek, korkarak, gerçekleri saklayarak bu işi örtbas etmeye çalışanlar olabilir ama bu onların ayıbını daha da artırır. Çıkıp yüreklice 'ne yapalım memleketin menfaati bunu gerektiriyordu, yaptık' diyebiliyorlar mı? Diyemiyorlar. Bir defa memleketin menfaatine değil. Ayrıca yaptık diyecek babayiğit... Orada o babayiğit yok.''



Bu ''ayarlamanın'' kapsamının ve içinde kimlerin olduğunun sorgulanması gerektiğini de savunan Baykal, böyle bir iddianın başka nelerin ayarlanmış olduğu sorusunu akla getirdiğini söyledi.

İktidarın önce yandaş bürokrasi, ardından da yandaş medya yarattığını öne süren Baykal, gelinen noktada ise yandaş yargı oluşturma çabası içinde olduğunu iddia etti. Esas projenin yandaş yargının bütün ülkeye yerleştirilmesi olduğunu öne süren Baykal, ''Bu tablo artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Gerektiği zaman Habur'da diyecek ki 'tahliye et kardeşim teröristi.' Sonra Ergenekon'da diyecek ki 'vatanseveri de mahkum et.' Orada tahliye, burada da mahkum et. Bunu diyecektir. Bu önümüzdeki manzaradır. Buna karşı hep beraber gerekli mücadeleyi veriyoruz'' diye konuştu.
Baykal: Üniversite sınavı kalkacak

Gündem Kırmızı Kitap

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Türkiye'nin "gizli anayasası' ya da "kırmızı kitap' olarak da isimlendirilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde (MGSB) yapılacak değişiklikleri hafta sonunda masaya yatıracak.



MGK, yılın ilk toplantısını 19 Şubat Cuma günü Çankaya Köşkü'nde gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında yapılacak toplantıda, Türkiye'nin güvenliğini ilgilendiren iç ve dış gelişmeler güvenlik birimlerinin kurula sunacağı raporlarla gündeme gelecek. Toplantıda ayrıca, İran'ın Nükleer silahlanmasına yönelik gelişmeler, AB ile ilişkiler, terörle mücadelede son durumun yanı sıra, Afganistan, Ortadoğu ve Kıbrıs'taki son gelişmeler de ele alınacak.



Toplantının ağırlıklı gündem maddesini ise Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yapılacak değişiklikler oluşturuyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik ağır eleştirilerin yapıldığı bir dönemde, hükümet MGSB'nin özellikle iç tehdit bölümünde köklü değişiklikler yapmayı planlıyor. 2005 yılında hazırlanan MGSB'nin iç tehdit bölümünde irtica ve bölücülük öncelikli tehdit olarak yer alıyordu. Ancak hükümet bu kez başta irtica olmak üzere, Demokratik Açılım projesi kapsamında da etnik konuların güncellenmesini planlıyor. Hükümet özellikle son dönemde artan işsizlik nedeniyle, iç tehdidin ilk sırasına işsizliği yerleştirmeyi hedefliyor. Askerler ise belgenin iç tehdit bölümünde yapılacak güncellemelerin, bu bölümün "içinin boşaltılmasına' yol açacağından endişe ediyorlar. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, teknik olarak "Bakanlar Kurulu belgesi" niteliğindeki MGSB üzerinde doğrudan etkisi bulunmuyor. Bu nedenle askerlerin MGK toplantısında bu konuda duydukları endişe dile getirecekleri, ancak nihai olarak hükümetin hazırlayacağı bir belge üzerinde MGK'nın etkisi de ancak tavsiye niteliğinde olabilecek. Öte yandan hükümet, Askeri müdahalelere yasal dayanak olarak gösterilen ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne "ülkeyi iç ve dış tehditlerden koruma ve kollama" görevi veren İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesini kaldırmaya hazırlanıyor. MGK'da asker-sivil ilişkileri görüşülürken, bu tür yasal düzenlemelerin gündeme gelebileceği de belirtiliyor.
Gündem Kırmızı Kitap

2009 da 64 bin kişi Garanti Emeklilik ile BES e adım attı

GARANTİ Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Yasemen Köne, 2009 yılında 400 bin katılımcı ile Garanti Emeklilik'in pazar payını 0,9 puan arttırdığını söyledi. Katılımcı sayısında 2009'da 64 bin net ar tış la en çok ter cih edi len emek li lik şirketi olduklarını kaydeden Köne, "2009 yılında katılımcı sayısında %26'lık bir pazar payına ulaştık. Kat kı pa yı tah si la tın da da en çok pa zar pa yı alan şir ket ol duk. 2009 yı lın da 2008'e oran la pazar payımızı 0,9 puan arttırdık. Bu başarının arkasında Şirketimizin Garanti markasından gelen köklü ve güvenilir kimliğinin üzerine inşa ettiğimiz yenilikçi ve müşteri odaklı yapı bulunuyor" diye konuştu.



GARANTİ EMEKLİLİK'E 10 ödül

Dünya gündemi paralelinde değişen ihtiyaçlara özel ürün ve hizmet sunduklarını belirten Köne sözlerine şöyle devam etti: "2009'da gerçekleştirdiğimiz bir diğer ilk de, gelire endeksli senetlere yatırım yapmayı tercih eden katılımcılar için sunulan esnek alternatif yatırım fonu oldu. Hayat sigortacılığında da işsizlik sigortaları ile önemli bir riski teminat altına aldık ve bu yenilikçi ürün sektörün üç katı büyümemizi ve pazar payımızı 2 puan artırmamızı sağladı. Yine sektörde bir ilk olan, müşterilerimize özel indirimlerle hobilerini gerçekleştirme fırsatını sunduğumuz Hobi Kulüpleri projemiz, Avrupa'nın ve Dünyanın en prestijli yarışmalarında toplam 10 ödüle layık görüldü. Türkiye genelinde hobi kulüplerimizi daha yaygın hale getirmek için de çalışmalarımız devam ediyor."

2009'da 64 bin kişi Garanti Emeklilik ile BES'e adım attı

Thursday, December 31, 2009

Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil


New York Times gazetesinde yayımlanan bir Haber analizde, Dünyanın ortak para birimi kullanan en büyük bölgesinin, 2009’da tarihinin en kırılgan dönemini yaşadığı belirtildi.

Haber analizde ayrıca, euro Bölgesi kapsamındaki ülkelerin yarısına yakınının finansal güvenirliklerini yeniden sağlamak için uzun dönemli sıkıntılar çekeceğine de işaret edildi.

Analistler ise, bölgenin asıl Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Almanya, Fransa ve diğer Kuzey Avrupa Ülkeleri’ndeki ekonomik gelişmelere cevap olarak, faizleri yükseltmesi durumunda ortaya çıkacak finansal, siyasi ve sosyal sıkıntılara dayanma konusunda sıkıntı yaşayacağını belirtti.

Haber analizde Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya’nın, önümüzdeki dönemde zayıf ekonomi, yüksek işsizlik oranı ve büyük cari açık gibi sorunlarla baş etmek durumunda kalacağı da belirtildi.

KÜÇÜK EKONOMİLER TEHLİKEDE
Bununla birlikte, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde faizlerin artırılması durumunda, Euro Bölgesi içindeki diğer küçük ekonomilerin resesyon ve deflasyonla baş etmek zorunda kalabileceğine dikkat çekildi.

Konuyla ilgili yorumlarına yer verilen, Barselona merkezli Uluslararası Ekonomi Araştırmaları Merkezi Başkanı Jordi Galí, Euro Bölgesi’nin ekonomik iyileşmesinin üzerine çok fazla gidilmediğini belirtti ve sorunun kredi derecelendirme kuruluşlarının Gayrimenkul sektöründeki krizi önceden göremedikleri için Yunanistan ve diğer ülkelerin kredi notlarını düşürmesiyle fark edildiğini söyledi.

ÜLKELER KARŞI HAREKETE GEÇİYOR
Euro Bölgesi içinde ilk tökezleyen ülke İrlanda oldu. Sıkıntılarla baş etmek için ciddi mali önlemler alan ülke, kamu sektöründeki ödemeleri oldukça aşağıya çekti.

Son dönemde büyük sorunlarla boğuşan Yunanistan da şu anda harcamalarını azaltma sözü veriyor. Ancak ülkedeki siyasi sistemin mali önlemleri kabul edip etmeyeceği net değil.

Sıkıntı içindeki diğer bir ülke olan İspanya ise, ekonomisinin kısa zamanda iyileşeceği umuduyla finansal sorgulamalarını erteliyor gibi görünüyor.

Analistler ise, Euro Bölgesi’nin zayıf halkalarını oluşturan ekonomilerin işsizlik rakamlarının yüksek olduğunu ve verenlerin inatçılığı nedeniyle, kamu sektöründeki ödemeleri ve emeklilik maaşlarını ya da kamu harcamalarını azaltma gibi seçenekleri olmadığını belirtti.

EURO DEĞER KAYBETTİRDİ
Bölgede yaşanan ekonomik sıkıntılar, euronun dolar karşısında yüzde 5’in üzerinde değer kaybetmesine neden oldu. Birçok ekonomist ise bölgedeki güçlü ekonomilerle güçsüzlerin arasındaki uçurumun kapanmaması durumunda, euronun daha fazla zayıflayabileceğini dile getirdi.

Analizde, Euro Bölgesi’nin ABD’yi düzlüğe çıkaran ihracatını artırarak sıkıntılarından kurtulabileceği ve bölgedeki ekonomileri birbirine yaklaştırabileceğine dikkat çekildi.

Buna rağmen, ihracatın artırılması durumunda bile iyileşmenin hemen gerçekleşmeyeceği belirtildi ve ekonomik sıkıntı çeken ülkelerin seçmenlerine almaları gereken mali önlemleri kabul ettirmekte zorlandıklarına dikkat çekildi.


Avrupa için tehlike henüz geçmiş değil

ABD 2010 a girerken bu cevapları arıyor


Forbes dergisinde yayımlanan bir Haber analizde, geride kalan onyılda ABD ekonomisinin halen yanıt veremediği sorular olduğuna dikkat çekildi.
İşte ABD ekonomisine yönelik akıllara takılan 9 soru ve cevapları;
1. Cari açık ve ülke borcu ABD’yi batıracak mı?
Hayır. ABD ekonomisi o kadar güçsüz değil. Ancak yüksek seviyedeki borç büyümeyi durdurabilir ve yeni iş olanakları yaratılmasını engelleyebilir. Bu konuda Japonya’nın 1990’lı yıllarda yaşadığı kriz ve sonrasında yaşanan gelişmelerden ders alınması gerekiyor.

2. Sağlık reformunun maliyeti ABD ekonomisine büyük zarar verir mi?
İnovasyonların durması durumunda ülke ekonomisi bu reformdan fazlasıyla etkilenebilir. Obama’nın sağlık reformuna yönelik en büyük endişelerden biri, hükümetin sektöre fazlasıyla müdahale etmesinin tıbbi bakımına yönelik inovasyonların önüne geçmesi.

3. işsizlik oranı hep yüksek mi olacak?
Bu durum aslında işsizliğin nasıl tanımlandığına bağlı. Resmi olarak tam zamanlı çalışanların kayıtlarına bakıldığında, uzun yıllar boyunca yüksek kalacak gibi görünüyor. Ancak yarı zamanlı ve dönemsel işçiler bazında oranların kısa zamanda yükseleceği söylenebilir.

4. ABD’de düşük gelirli kesiminin bilgi ekonomisinde yeri var mı?
Ne yazık ki bu ihtimal çok düşük. Bu yüzden ülkede devlet okullarındaki eğitimin revizyondan geçmesi gerekiyor ve ilköğretime bir takım yeniliklerin getirilmesi gerekiyor.

5. ABD ekonomisi için enflasyon mu yoksa deflasyon mu daha büyük bir tehlike?
Bu sorunun net bir cevabı bulunmuyor. Rekabetçi küresel Ticaret, fiyatların düşmesine neden oluyor. Ancak değer kaybeden dolar ise fiyatları yükseltiyor. 2001 yılından bu yana, bu iki durumda herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Hükümetin para politikaları konusunda net bir tavır sergilememesi ise durumun bir süre daha böyle devam edeceğini gösteriyor.

6. Sosyal Güvenlik için dinamizmden vazgeçilmeli mi?
Kimse ABD’nin, Batı Avrupa’nın sosyal demokrasi modeli için yıllardır sürdürdüğü dinamizm, inovasyon ve sosyal hareketlilikten vazgeçmesi gerektiğini söylemiyor. Ancak siyasi liderliğin yokluğunda, ABD’de sosyal güvenlik yerle bir olabilir.

7. ABD, enerji bağımlıklarından kurtulabilir mi/kurtulmalı mı?
Ülkenin enerji bağımlılıklarından kurtulması güzel bir gelişme olabilir ancak bu durum birçok farklı anlama gelebilir. Doğa yanlısı çevreciler için, enerji bağımlılıklarından kurtulmak daha az enerji tüketmek demek. İlk olarak ABD’nin çıkarlarını savunanlar içinse, ticarete önemli kısıtlamalar getirmek ve küresel ekonomiden çekilmek anlamına geliyor. Ancak her iki seçenek de ekonomiye zarar verecektir. Yapılması gereken şey, enerji maliyetlerinin muhasebesini iyi yapmak.

8.Çin dost mu düşman mı?
Şu anda dost ama bir yandan da potansiyel düşman. Çinli politikacıların en büyük endişeleri, ülke içi güvenliği sağlamak. Liderler şu anda büyümesi devam eden ekonominin temel gereksinimlerinin farkında. ABD ise dünya ekonomisindeki dinamikleri değiştiren Çin ile ilişkilerinde dikkatli hareket etmek zorunda kalıyor.

9. Radikal İslamcı örgütler dinden mi yoksa öfkeden mi besleniyor?
Radikal İslamcılarım dinden çok ekonomik ve sosyal sıkıntıların yaratığı öfkeden kaynaklanıyor olabilir.

ABD 2010'a girerken bu cevapları arıyor