Showing posts with label Yargıtay. Show all posts
Showing posts with label Yargıtay. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

"Anayasaya aykırı"

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, HSYK'nın, Erzurum özel yetkili savcılarla ilgili verdiği kararla, yargı görevi yapanları etkilediğini belirterek, ''Böyle bir karardan sonra bütün tayin ve terfisi, meslekten uzaklaştırılması HSYK kararına bağlı olan hangi savcı ve hakim, hangi cesaretle, neye dayanarak bu soruşturmayı yürütecek, kovuşturma olduğunda karar oluşturacak?'' dedi.



Bozdağ, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması ve daha sonra HSYK'nın Erzurum'daki özel yetkili savcıların yetkisini kaldırmasıyla ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hukuk devleti adına üzgün olduğunu belirten Bozdağ, ''Çünkü bugün hukuk devleti ilkesini en üst seviyede korumakla görevli ve yetkili olanların, maalesef hukuk devleti ilkesini nasıl ihlal ettiklerini, nasıl çiğnediklerini, yasaları nasıl eğip büktüklerine şahit olduk. Çok üzüldüm. Çünkü herkes bir yerden bakıyor'' dedi.



CMK'nın 250 ve 251. maddeleri kapsamında devam eden bir soruşturma bulunduğuna işaret eden Bozdağ, şöyle konuştu:



''CMK'nın 251. maddesinin birinci fıkrası çok açık; '250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, HSYK tarafından bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250. madde kapsamındaki suçlara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.'



Erzurum'da gündemdeki soruşturmayı yürüten savcılığın yetkisi yine HSYK tarafından verilmiş. Burada yürütülen suçlar da katalog suçlarla ilgili... Bunu özel yetkili cumhuriyet savcısı yürütür. Üçüncü fıkrada bir hüküm var; 'birinci suçlarda belirtilen suçları işleyenler, sıfat ve memuriyeti ne olursa olsun, bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim halinde Askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.' Soruşturma ile kovuşturmayı yasa ayırıyor. Soruşturma sırasında hakim olsun, savcı olsun ya da herhangi bir sıfatı taşıyan kişi olsun, 250. madde kapsamında yer alan katalog suçlardan herhangi birine dair hakkında herhangi bir soruşturma başlatıldığı zaman, o soruşturma diğerleri gibi yürütülür. Bu noktada bir ayrım yok. Şu anda orada devam eden bir soruşturma var, başlamış bir yargılama yok. Soruşturma devam edip bitti, eğer soruşturmayı yürüten savcılar, dava açma gereği duydu ve davayı açtığında, o zaman yargılamayı özel yetkili ağır ceza mahkemesi değil de Yargıtay veya başka yer yargılayacaksa orası yargılar. Çok açık bu hükümler. Ama bütün bunlara rağmen tartışılması mümkün olmayan hükümleri tartışmaya açarak, başka kanunlarla irtibatlandırarak hukuk adına bir çarpıtma var.''



''YARGI GÖREVİ YAPANLARI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS, SUÇUDUR''



HSY'nın kararının yargı bağımsızlığına açık bir müdahale olduğunu savunan Bozdağ, şöyle konuştu:

''Hukuk devleti ilkesinin, hakim ve savcı teminatının açık bir ihlalidir. Çünkü HSYK'nın esas varlık nedenlerinden biri, yargı bağımsızlığı ve yargı görevi yapanların teminatını korumak ve kollamaktır. Ama şimdi bu kararla beraber HSYK, yargı görevi yapanları etkilemiştir. Adli yargıyı etkilemeye teşebbüs etmiştir. Böyle bir karardan sonra bütün tayin ve terfisi, meslekten uzaklaştırılması, HSYK'nın kararına bağlı olan hangi savcı ve hakim, hangi cesaretle, neye dayanarak bu soruşturmayı yürütecek veya kovuşturma olduğunda karar oluşturacak? Bu resmen ve alenen, devam eden soruşturmaya açık bir müdahaledir, adli yargılamayı etkilemeye açık bir teşebbüs suçudur. Yargı görevi yapanları etkilemeye açık bir teşebbüs suçudur. HSYK gibi yargı görevi yapanların üzerinde her türlü tasarruf yetkisine sahip bir kurulun yapmış olması, bunun vahametini ortaya koyan bir başka yaklaşımdır. Bu nedenle kabul edilemez bir davranış olarak görüyorum.''



''YARGIDAKİ SİYASALLAŞMA İKTİDARIN MÜDAHALESİ DEĞİL''



Bozdağ, Türkiye'de yargıya siyasal iktidarın veya iktidarların müdahale etme ve tasarrufta bulunma imkanı olmadığını belirterek, ''Çünkü yargıyla ilgili tasarruflar, HSYK'da nihai söz olarak söyleniyor. Şimdi devam eden bir soruşturma var. İktidar, bir savcıyı, hakimi görevden alabilir mi, görev yerini değiştirebilir mi? Onların üzerinde böyle bir tasarrufu yok. Bu tasarruf, HSYK'ya ait. Şu anda yargıda bir siyasallaşma olduğu açık. Bu siyasallaşma siyasi iktidarların müdahalesinden değil'' görüşünü ifade etti.

Bozdağ, şunları kaydetti:



''Düşünün Yargıtay Başkanı, yargının en tepesindeki kişi olarak, 'yandaş yargı' ifadesini kullanabilme yaklaşımını gösterebiliyor. Devam eden bir takım soruşturma ve davalar temyiz edildiğinde, Yargıtay'a gelecek. Yargıtay Başkanı, eğer 'yandaş yargıdan', şundan, bundan bahsedebiliyorsa, o zaman orada durup düşünmek lazım. Türkiye'de ne oluyor, yargı kendi içinde ne yapıyor? Bu kararlara bakıldığında insan ürperiyor. Hukuk devleti ve Türk demokrasisi adına, işin doğrusu bu yaşananlardan hicap duyuyorum. Olabilir şeyler değil. Bugün eğer Türkiye'de hukuk devleti ilkesi tam anlamıyla hayata geçmiş olsaydı, ne HSYK toplanıp böyle bir karar alabilirdi, ne de Yargıtay Başkanı böyle bir açıklama yapabilirdi. Yargı bağımsız olmalı, amenna ve tarafsız olmalı. Yargı herkese karşı tarafsız, bağımsız olmalı. Ama kendi ideolojilerine, kendi dünya görüşlerine karşı da bağımsız ve tarafsız olmalı. Hukuku, Anayasayı uygulamalı ve hukukun üstünlüğü ilkesini asla zedelememeli. Zedelenmesine imkan verecek yorumlardan da kaçınmalıdır. Ama maalesef bu son olaylar, bizim adli tarihimizi yazanlar yazacaktır. Türkiye'de yargının nasıl hukuk devleti ilkesini, Anayasa ve hukuku ihlal etiğini tarih yazacaktır. Bunlar övünülecek işler değil. Hukukçu olarak hicap duyuyorum. Gelecekte de bunları yazanlar, çizenler bunu Türk adli tarihinin övünülecek sayfaları arasında değil, üzülünecek sayfaları arasında yer alacaktır. ''

"Anayasaya aykırı"

Thursday, December 31, 2009

Yargıtay maganda cezasını az buldu

OĞLU Adem Doğan’ı (21), 2007 yılının ilk dakikalarında bir kutlama kurşunu yüzünden hayatını kaybetti. Yargıtay, sanık Yakup Tayfur’a verilen 16 yıl hapis cezasını az bularak bozdu. Ancak anne Gülseher Doğan, bu karara sevinemediğini söyledi. “Ben en yüksek cezayı almasını isterim. Ama alacağı ceza Ademimi geri getirmeyecek” dedi. Gülseher Doğan, üç yıldan beAvukat Eşref Çalışır, Yargıtay’ın verdiği kararın maganda davalarında emsal teşkil edeceğini belirterek, “Yargıtay bu kararda, maganda kurşununu, olası kasıt olarak kabul ettiği gibi en üst sınırdan ceza verilmesini istedi. Bu karar maganda meselelerine noktayı koydu. Kalabalık yerlerde, havaya ateş eden magandalar, olası kasıtla adam öldürme suçundan yargılanacak. Cezaları da en az 20 yıl olacak” diye konuştu.Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Adem Doğan, 31 Aralık 2006’da yeni yıla Taksim’de eğlenerek girdi. 1 Ocak 2007 saat 00.30’da, havai fişeklerin patladığı sırada, başına isabet eden maganda kurşunuyla ağır yaralandı. Kaldırıldığı hastanede iki gün sonra hayatını kaybetti. İstanbul polisi, 10 gün sonra, Adem Doğan’ı vuran kurşunun Yakup Tayfur’un silahından çıktığını tespit etti. Yakalanan Yakup Tayfur, mahkemede verdiği ifadede, “Belimdeki silah düştü ve patladı” dedi. Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Mayıs 2008’de, Yakup Tayfur’u, 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Adem Doğan’ın avukatı Eşref Çalışır, mahkemenin Yakup Tayfur’a verdiği cezayı az bularak, kararı temyiz etti. Yargıtay Birinci Ceza Dairesi heyeti, Yakup Tayfur’un, cezasının 20 ile 25 yıl arasında olması gerektiğini belirterek, 16 yıl 8 aylık cezayı bozdu. Sanık Yakup Tayfur, 2 Mart 2010’da tekrar yargılanmaya başlayacak.
Yargıtay maganda cezasını az buldu

Thursday, December 24, 2009

Arama kararı hamili çek gibi

Kişinin suçunu bile öğrenemeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Böyle ucu açık bir karar yürürlükteki mevzuatla bağdaşmakta mıdır? Yargıç böyle bir karar verebilir mi?” diye sordu.CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiğini öne sürdüğü arama kararının fotokopisini dün medya mensuplarına dağıtarak, kararın ilgili yasa hükmünü ihlal ettiğini söyledi. Kararı hamili çeke benzeten Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin Adalet Bakanı ve Başbakan’dan açıklama beklediklerini belirtip, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerini göreve davet etti. Dün TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’de demokrasiden ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıldığını öne sürerek şöyle konuştu:Bireyler ve kurumlar baskı altındaSadece bireyler değil, kurumlar da baskı altındadır. Maalesef bu baskılar AKP iktidarının gözetiminde yapılmaktadır. Devletin kurumları ve bu kurumlardaki yöneticiler bir kamu görevlisi gibi değil, AKP görevlisi gibi çalışmaktadır. O kadar ki bu görevliler kamuoyu önüne çıkıp açıkça iktidar yanlısı söylemlerde bulunmakta, kamuoyunu yanıltan demeçler verebilmektedir.Arama nedeni adres vs. yokTelekomünikasyon İletişim Başkanı ‘Yargıtay’ın santralini dinlemedik’ diyebilmektedir. Peki, Yargıtay santrali üzerinden dinleme yapıldığı ortaya çıktığında, Sayın Başbakan’ın uğruna Anayasa Mahkemesi kararını bile gözardı ettiği başkan görevinde kalabilecek mi? Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği arama kararında da, ilgili yasanın öngördüğü ‘aramanın nedeni, aranacak kişi ve arama yapılacak evler ve diğer adresler’ gibi zorunlu bilgiler yer almamaktadır.Suçlama meçhulMahkeme kararının verildiği 18 Kasım’dan itibaren hangi ev, mekân ya da kişi aranmak isteniyorsa, mahkeme kararının boş bırakılan ilgili bölümünün doldurulması durumunda bu yerlerin aranması olanaklı olacaktır. Karara göre gözaltına alınan kişilerin 24 saat süreyle avukatları ile görüşmeleri kısıtlanabilmekte ve ne ile suçlandıklarını öğrenememektedirler.Yargı, yürütmeye kılıf hazırlıyorSöz konusu kararı alan mahkemenin, yargıcın, katibin adı, karar tarihi ve karar numarası ortadadır. Sayın Başbakan ve Adalet Bakanı’na sesleniyorum: Böyle bir mahkeme kararı var mıdır? Var ise demokratik hukuk devletlerinde böyle mahkeme kararlarına niçin ihtiyaç duyulur? Bu, yürütmenin kanunsuz işlemlerine yargı kararı ile kılıf hazırlanması anlamına gelmez mi?Yargıç açığa imza attı mıŞu sorulara yanıt aramak sağlıklı çalışan bir demokraside hepimizin görevi olmak zorundadır: Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görev yapan bu sayın yargıç, gerçekten açığa imza atmış mıdır? Böyle ucu açık bir karar yürürlükteki mevzuatla bağdaşmakta mıdır? Yargıç, böyle bir karar verebilir mi? Bu karar nerede ve kimler için uygulanmıştır. Bu kişiler ne ile suçlanmaktadır?Kılıçdaroğlu’nun duyurduğu Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı kararın tarihi olan 18 Kasım’da, Erzincan’da iki muvazzaf subay gözaltına alınmıştı.
Arama kararı hamili çek gibi

Wednesday, December 23, 2009

Fehriye Erdal a 2 yıl hapis cezası

BRÜKSEL - Belçika'da 10 yıldır devam eden DHKP-C davasında karar açılandı. Örgüt üyelerinin yeniden yargılandığı davada, Sabancı suikasti faillerinden Fehriye Erdal'ın Belçika'da işlediği suçlardan dolayı 2 yıl hapis cezasına çarptırılmasına karar verildi. Ancak Fehriye Erdal, halen firarda bulunuyor.
Brüksel'deki temyiz mahkemesi, DHKP-C örgütünün üyelerinden ve sabancı suikasti faillerinden Fehriye Erdal, DHKP-C'nin sözcüsü Bahar Kimyongür, Musa Asoğlu, Kaya Saz, Şükriye Akar ve Zerrin Sarı'nın belçika'da işledikleri suçlarla ilgili nihai kararını bugün açıkladı.
Mahkeme, DHKP-C'nin Belçika'da "terör eylemi yapmadığına" karar verirken, teröristlerin bireysel suçlarını dikkate aldı.
Belçika'da işledikleri suçlardan dolayı Fehriye Erdal' ve Kaya Saz'a 2'şer yıl, Musa Ağaoğlu'na 3 yıl hapis cezası verildi. Ancak terör örgütü üyelerinin Belçika'da tutuklu kaldıkları süre nedeniyle hapis cezaları ertelendi. Bu sanıkları terör örgütü üyesi olmak ithamından aklarken, "suç örgütü" yerine de daha hafif anlamı olan "çete" tanımlamasını tercih eden mahkeme, savcılığın ağır ithamlarının kanıtlarını yetersiz buldu.
Brüksel Temyiz Mahkemesi, diğer sanıklardan Bahar Kimyongür, Şükriye Akar Özordulu ve Zerrin Sarı'yı da suçsuz bularak beraat ettirdi. DHKP-C'nin sözcüsü Bahar Kimyongür, "yapmış olduğu eylemler ifade özgürlüğü çerçevesinde ele alınmalıdır" gerekçesiyle ceza almadı.
ADLİ SÜREÇ NASIL GELİŞTİ?DHKP-C üyelerine ilişkin adli süreç, 1999'da, terör örgütü üyelerinin bazılarının Belçika'da yakalanmasıyla başlamıştı.
Sabancı Holding Otomotiv Grubu Başkanı Özdemir Sabancı, Toyota-Sa Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Nilgün Hasefe'nin 9 Ocak 1996 tarihinde öldürülmesi olayının zanlılarından olan terörist Fehriye Erdal, 26 Eylül 1999'da, Belçika'da, Neşe Yıldırım adına düzenlenmiş sahte pasaportla yakalanmıştı. Belçika, Türkiye'nin iade talebini, idam cezasının yasalardaki varlığı nedeniyle reddetmiş ve bu arada teröristin siyasi sığınma başvurusunu da geri çevirmişti. Erdal, bir yıl kadar hapis yattıktan sonra bir evde göz hapsine alınmış, ardından firar etmişti.
Fehriye Erdal ve terör örgütünün geçen yıl ölen başı Dursun Karataş ile Musa Asoğlu, Bahar Kimyongür, Zerrin Sarı, Şükriye Akar Özordulu gibi, çoğunluğu firarda olan sanıkların yargılanması 10 yıldrı sürüyordu.
Teröristleri Belçika'da işledikleri suçlardan yargılayan Bruges Ceza Mahkemesi, 28 Şubat 2006'da açıkladığı kararda, Fehriye Erdal'a 4, örgütün başı Dursun Karataş'a 5, sözcüsü Musa Asoğlu'na 6, Kaya Saz, Bahar Kimyongür, Zerrin Sarı ve Şükriye Akar'a 4'er yıl hapis cezası verdi.
Terör örgütü üyelerinden Musa Asoğlu, Kaya Saz, Şükriye Akar ve Bahar Kimyongür cezaevinde bulunurken, Belçika'da bir ikamette göz hapsinde bulunduğu varsayılan ve karardan 2 gün önce "izini kaybettiren" Fehriye Erdal ile Dursun Karataş ve Zerrin Sarı isimli teröristler firarda sayılıyordu.
Mahkeme, sanıkları 10 yıl boyunca kamu haklarından mahrum etmeyi de kararlaştırdı, Asoğlu'nu 5 bin 500, diğerlerini 2 bin 500'er Euro para cezasına çarptırdı. Bruges Mahkemesi, ayrıca DHKP-C'yi "terör örgütü" olarak nitelendirdi ve Belçika'da adli alanda örgütün bu sıfatına resmiyet kazandırdı.
Bu kararlar üzerine Yargıtay'a başvuran sanıkların Belçika'da işlediği suçlar arasında, sahte kimlik kullanmak, silah ve patlayıcı madde bulundurmak, terör örgütü üyesi olmak, terör eylemleri planlamak ve haraç toplamak gibi suçlar yer alıyordu.
HAPİS CEZASI KARARLARINI Yargıtay BOZMUŞTUBelçika'da verilen kararların tümü, 2007'de Yargıtay tarafından bir tek gerekçeyle bozuldu. Gerekçe Termondo Mahkemesi Yargıcı Freddy Troch'un, Bruges Ceza Mahkemesi başkanlığına atanması olarak gösterildi. Yargıtay kararında, daha önce Türk asıllı teröristleri yargılayan ve sert kararlar vermesiyle tanınan bu yargıcın Bruges'e atanmasını "tarafsızlığın yitirilmesi" olarak değerlendirildi. Böylece tüm kararlar iptal edildi. Yargıtay kararının ardından tutuklu ve hükümlü teröristlerin tümü serbest bırakıldı, firardakiler hakkındaki kararlar da "adli bir hata yapıldığı" gerekçesiyle iptal edildi.
Belçika'nın Anvers Temyiz Mahkemesi, Yargıtay'ı izleyerek DHKP-C üyesi sanıkları tamamen serbest bırakırken, bu kişilerin ve bağlı bulundukları örgütün Belçika dışındaki eylemlerini dikkate almayı da reddetti. Anvers Mahkemesi, daha önceki kararların aksine, DHKP-C'yi "terör örgütü" olarak nitelemeyi de reddetti.
Bundan sonraki aşamada, Federal Savcılığın itirazı üzerine Anvers Temyiz Mahkemesinin bu kararını bozarak DHKP-C'yi "terör örgütü, suç örgütü ve çete" olarak niteleyen Yargıtay, terör örgütünün ve üyelerinin Belçika dışında işlediği suçlardan da bu ülkede yargılanabileceğini belirtti.
Yargıtay, sanıkların tekrar yargılanmasını Brüksel Temyiz Mahkemesine bıraktı ve bugüne kadar alınan kararlar geçerliliğini yitirdiği için sanıkların daha farklı cezalara çarptırılabileceği belirtildi.
SİL BAŞTAN YARGILANDILARBrüksel Temyiz Mahkemesi, 2009 başında, ''sil baştan'' uygulaması çerçevesinde yeniden yargılama başlattı. Savcılığın, sanık avukatlarının ve müdahil tarafın dinlenmelerinin ardından kararın 14 Temmuz 2009'da açıklanacağı bildirildi.
Fehriye Erdal'a 2 yıl hapis cezası

Saturday, December 19, 2009

Etik liderliğe aykırı


KAYMAKAM'IN OLAYLI VEDA PARTİSİNDEN FOTOĞRAFLAR
KAMU Görevlileri Etik Kurulu, eski Oltu Kaymakamı Sedat Yıldırım’ın havuzlu-dansözlü veda partisini etik davranış ilkelerine aykırı buldu. Kararda, halen Şanlıurfa Vali Yardımcısı olan Yıldırım’ın bu davranışının, “etik liderlik görevleriyle bağdaşmadığı” belirtildi. Kurul’un, Yıldırım’ın, Uşak’ın Sivaslı İlçesi’nden Erzurum’un Oltu İlçesi’ne tayini nedeniyle 7 Ağustos’ta Sivaslı Belediye düğün Salonu ile bir gazinodaki veda gecesiyle ilgili kararı dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararda özetle şöyle dendi:Karşı oy verdi“Veda eğlencesine katılan Kaymakam’ın birkaç kişi tarafından omuza alınarak içi su dolu havuza atıldığı, kendisinin buna itiraz etmediği, daha sonra ıslanmış elbiselerini değiştirip şort giyerek havuza girdiği ve sonrasında havuz kıyafetiyle dansözler ve misafirlerle fotoğraf çektirdiği Kaymakamlıkça verilen CD kayıtlarından açıkça saptanmıştır. Kaymakam Yıldırım, gerek veda yemeğinde gerek Eğlence programında, görevi başında kamu görevlisidir ve sorumlulukları devam etmektedir. Kaymakamın bu tutumu, görevinin gerektirdiği itibar ve güveni sarsıcı niteliktedir; kaymakamda bulunması gereken etik liderlik görevleriyle de bağdaşmamaktadır. Bu durumun halkın kamu yönetimine olan güven duygusunu sarsacağı açıktır.” Kararda, Kaymakam’a çeşitli hediyeler verildiği ve bunun da etik olmadığı belirtildi. Ancak Üye Selçuk Hondu bu konuda karşı oy kullanarak, “Eşyanın verildiği sırada kaymakamın ataması yapılmış ve görev yaptığı Sivaslı İlçesi’yle çıkar çatışması yaratacak ilişkisi de kalmamıştır” dedi. Yıldırım savunmasında, veda gecesinin kendisini seven yöre halkı ve arkadaşları tarafından düzenlendiğini, kendisinin planlamadığını söylemişti. Yaptırımı, teşhirBu kararın tek yaptırımı “kamuoyuna teşhir.” Kurul’un cezai ya da idari yaptırım yetkisi yok. Ancak Etik Kurul kaynakları, “İdare isterse yaptırım uygulayabilir” diyerek şu bilgiyi verdiler: “Örneğin, çocuklarını erken emeklilik için sigortalı gösterdiğinden etik dışı davrandığına karar verdiğimiz Sosyal Güvenlik Kurumu’nun eski Başkan Yardımcısı Veysel Uyar, bakanlığının da isteğiyle görevinden ayrıldı. Biz, bu kaymakamla ilgili kararı İçişleri Bakanlığı’na da gönderiyoruz. Bakanlık isterse hakkında yaptırım uygulayabilir.” İşte o kuruldaki 11 kişi Prof. Dr. Bilal Eryılmaz (Kamu Etik Kurulu Başkanı, Sakarya Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı.) Prof. Dr. Salih Aynural (Gebze Yüksek Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi.) Teoman Ünüsan (Eski İçişleri Bakanı ve Müsteşarı.) Talip Kaban (Eski Erzincan Belediye Başkanı ve eski Ak Parti milletvekili.) Dr. E. Aydın Özkul (Emekli Yargıtay üyesi.) Erdoğan Kesim (Emekli Sayıştay üyesi.) Selçuk Hondu (Emekli Danıştay üyesi.) Metin İlyas Aksoy (Eski Vali, eski İçişleri Bakanlığı Müsteşarı.) Muharrem Göktayoğlu (Eski Vali.) Filiç Dinçmen (Emekli Büyükelçi.) Gülsüm Azeri (Özel sektör temsilcisi, Şişe Cam yöneticisi.)
Etik liderliğe aykırı

İyi ki Öcalan ve Sakık yaşıyor

Yılmaz, “PKK’ya karşı çatışmalara girerek mücadele ettim. O tarihlerde Öcalan ve Sakık’ın öldürülmesini çok istiyordum. Şimdi söylerken bile canım yanıyor, ama iyi ki Öcalan ve Sakık yaşıyor. İyi ki askerlerimizi Şehit edenler yakalandı ve cezaevinde. Araştıranlar gitsin onlarla konuşsunlar” dedi. Yılmaz, Elazığ İl Jandarma Komutanlığı yaparken, Bingöl sınırında PKK’lıların saldırısında 33 askerin şehit edilmesi üzerine Elazığ 8’inci Kolordu Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. 5.5 yıl süren ve Askeri Yargıtay’da son bulan yargılama sonunda beraat etti. Yılmaz, o dönemdeki 33 askerin şehit edilmesi olayının Ergenekon davası kapsamına alınmasını şöyle değerlendirdi.Ateşkes rehaveti vardı 1993 yılında PKK terör örgütünün ateşkes ilan etmesi nedeniyle bölge sakindi, hiçbir olay yaşanmıyordu. Bu da rehavete neden olmuştu. Ortam o kadar sakindi ki, ben olaydan iki gün önce Alay Komutanı olarak hiçbir koruma almadan Van’da yapılan bir toplantıya gittim. Forsu açık olan Kartal Marka makam aracımda eşim de vardı. Bölge sakindi. Bunu Cumhurbaşkanı, Başbakan ve dönemin Genelkurmay başkanları biliyordu. Hiçbir nokta operasyonu yapılmıyordu. Dağ teröristlere kalmıştı. Yani bir rehavet vardı. Yaşanan saldırıda ihmal yok muydu? Tabii ki vardı. Mutlaka hata vardı. Ama o hata Malatya’dan kaynaklandı. Yollar güvenli diye kafileleri rastgele yola çıkartmaları, zamansız bilgi vermeleri ve terör örgütünün yol kesme olayını karanlıktan yararlanıp rahat kaçması için akşam karanlığından bir saat önce yapması gerçeğini rehavetten dolayı dikkate almamalarıydı.İyi ki yargılandıkAbuk sabuk ithamlar bizi çok ama çok üzdü. Şimdi iyi ki yargılanmışız ve beraat etmişiz diye düşünüyorum. Hatta davamızın Yargıtay Ceza Dairelerine kadar gitmesi sevindirici. Beraat ettiğimiz halde bu kadar suçlamalara maruz kalıyoruz. Kendimizi savunmuş olmasaydık, ilk mahkemede beraat etmiş olsaydık, ne tür suçlara maruz kalırdık düşünemiyorum. Ayrıca askerlerimiz şehit edilince ‘Keşke öldürülseler’ diye dualar ettiğimiz Abdullah Öcalan, Şemdin Sakık’ın şimdi yaşadığına dua ediyorum. Düşünebiliyor musunuz? İyi ki onlar öldürülmedi. Askerlerimizi şehit edenlerin bir kısmı vuruldu. İyi ki diğerleri yakalandı ve yaşıyor. Cezaevindeler. Hepsinin adresi belli. Bu olayı Ergenekon kapsamına almak isteyenler gidip onlarla konuşsunlar. Onların yaşaması bizim ithamdan kurtulmamız demek. Canım acıyarak bunları söylüyorum. Bu ithamdan kurtulmamız gerekiyor.
İyi ki Öcalan ve Sakık yaşıyor

Tuesday, December 8, 2009

AKP hakkında inceleme

Hakim ve savcılara yönelik telefon dinlemelerine ilişkin haberleri ihbar kabul eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı AK Parti hakkında yeni bir inceleme başlattı.
NTV'den Gökhan Gerçek'in haberine göre siyasi partilerin sicil dosyalarını tutmakla görevli başsavcılığın, söz konusu incelemeyi partinin Anayasa'nın 68. maddesine aykırı davranarak "Hukuk devleti ilkesine karşı eylemlerin odağında yer aldığı gerekçesiyle" başlattığı belirtiliyor. İnceleme kapsamında Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından çıkarılan mahkeme kararıyla bazı hakim ve savcılara yönelik telefon dinlemeleri ve teknik takip dosyaları mercek altına alındı.Yargıtay Birinci Başkanlığı'nın bakanlık kararıyla dinletildiği iddiası da başsavcılıkça inceleniyor.
AKP hakkında inceleme