Showing posts with label AKP. Show all posts
Showing posts with label AKP. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Erdoğan hukukçu vekillerle görüşüyor

HSYK'nın kararının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hukukçu Milletvekillerini toplantıya çağırdı.



Resmi Konut'ta partisinin hukukçu vekilleri ile HSYK'nın kararını değerlendirmek üzere bir araya gelen Başbakan Erdoğan, vekillerden önce de Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşmüştü.



Resmi Konut'ta halen devam etmekte olan toplantıda, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Bakan Ergin, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ da yer alıyor. Toplantıda, HSYK'nın kararı ile ilgili bir durum değerlendirmesinin yapıldığı öğrenildi.









Erdoğan hukukçu vekillerle görüşüyor

Atalay a gensoru önergesi

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkındaki gensoru önergesini TBMM Başkanlığına sunduklarını açıkladı.



Anadol, Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha Okay ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, TBMM Başkanlığına sundukları önergeyi okudu. Önergede, ''Demokratik açılım diye adlandırılan Proje kapsamında, terör örgütü mensuplarının yargı sürecini etkileyen, bu konuda özel yargılama düzeni sağlamak için devletin olanaklarını seferber eden, terör örgütü mensuplarının tutuklanmaması için hukuku çiğneyip, yargıyı yönlendiren pazarlıkları yapan, bu amaçla gizli müzakereler yürüten Bakan Atalay hakkında gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz'' denildi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkındaki gensoru önergesini, TBMM Başkanlığına sundu.



CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha Okay ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, TBMM Başkanlığına sundukları önerge hakkında bilgi verdi.

Önergede, ''demokratik açılım'' olarak adlandırılan projenin, dış güçlerin de desteği ile siyasi iktidar tarafından ortaya konulduğu iddia edildi.



''Proje ile nelerin öngörüldüğü, kimlerle hangi pazarlıkların yapıldığı, bu kapsamda kimlere ne sözler verildiği ve nelerin hayata geçirilmesinin planlandığı hakkında TBMM'ye ve kamuoyuna inandırıcı hiç bir açıklama yapılmadığı'' ileri sürülen önergede, ''Sonucu belli olmayan, amaçları netlik kazanmamış, hiçbir yasal dayanağı oluşturulmamış, ucu açık bir süreç, AKP Hükümeti eliyle Türkiye'ye dayatılmak istenmiştir'' görüşüne yer verildi.



Ortaya konulan projenin ilk eş zamanlı fiili adımının, 17 Ekim 2009'da gizli görüşme sonrası atıldığı, 19 Ekim 2009 tarihinde de uygulamaya konulduğu belirtilen önergede, şunlar kaydedildi:

''Mahmur Kampından hareket eden 26 kişilik grup ile Kandil Dağından hareket eden 8 kişilik terör örgütü üyesine, 19 Ekim 2009'da Habur Sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptırılmıştır. Grubun Türkiye'ye ulaşmasından önce, Habur gümrük sahasında Mobil mahkeme salonu hazırlanmış, aralarında İçişleri Bakanlığı Müsteşarının da bulunduğu üst düzey kamu görevlilerinin hazır bulunduğu karşılama için bir düzen kurulmuştur. Habur'da yaşanan süreci, siyasi iktidar ile terör örgütü mensuplarının birlikle planladıkları, üzerinde anlaştıkları ve hayata geçirmek üzere eş zamanlı olarak harekete geçtikleri, tartışmasız olarak gözler önüne serilmiştir.



Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından özel yetkili savcılar; 34 kişinin 4 saat gibi kısa bir sürede ifadelerini alarak, bunlardan 29'unu serbest bırakmıştır. 5 kişi ise TCK'nın 314. maddesi uyarınca terör örgütüne üye olma suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilmiş, aynı gün bu 5 kişi de serbest bırakılmıştır.



Kandil'den gelen terör örgütü üyelerinden birisinin, 'terör örgütü elebaşının çağrısı üzerine geldiklerini, barış için talepleri olduğunu, kendilerinin barışsever olduklarını' söylediği AA bültenine yansımıştır. TCK'nın etkin pişmanlık başlıklı 221. maddesinin 2. fıkrasında, 'örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz' hükmüne yer verilmiştir. Kandil'den gelenler mahkemenin hemen ardından yaptığı açıklamalarda, terör örgütünden ayrılmadıklarını ifade etmişlerdir. Habur'da serbest bırakılan terör örgütü üyelerinin, TCK'nin etkin pişmanlık hükümlerinden nasıl yararlandırıldıkları sorusunun yanıtı, yargı üzerinde yapılan ayarı gözler önüne sermektedir.''



''SÜREÇ, HALKIN TEPKİSİ NEDENİYLE BAŞARIYA ULAŞAMADI''



Önergede, ''demokratik açılım'' sürecinin, müzakere yürüten tarafların anlaşamamasından değil, Habur'da ortaya çıkan görüntünün ardından, halkın tepkisi nedeniyle başarıya ulaşamadığı ifade edildi.

''Demokratik açılım'' projesinin kurgusunun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Atalay tarafından uygulamaya sokulduğu anlatılan önergede, ''Sayın Atalay her seferinde, süreci şeffaf bir şekilde yürüttüklerini söyleme ihtiyacı duymuş, ancak her seferinde de eski bir milletvekilinin itirafında olduğu gibi, devleti taahhüt altına sokan gizli görüşmeler içinde bulunduğu ortaya çıkmıştır'' denildi.

Önergede, 19 Ekim 2009'da ortaya çıkan kurgunun, 17 Ekim 2009'da Atatürk Orman Çiftliğinde Beşir Atalay tarafından müzakere edildiği ileri sürülerek, şu görüşlere yer verildi:



''Hukuk devletlerinde Bakanlar, terör örgütünü muhatap alan, yasal olmayan taahhütler içeren gizli görüşmeler yapamazlar. Hukuk devletlerinde herkes için ayrı ayrı yargı düzeni kurulamaz. Demokratik Açılım diye adlandırılan proje kapsamında, terör örgütü mensuplarının yargı sürecini etkileyen, bu konuda özel yargılama düzeni sağlamak için devletin olanaklarını seferber eden, terör örgütü mensuplarının tutuklanmaması için hukuku çiğneyip, yargıyı yönlendiren pazarlıkları yapan, bu amaçla gizli müzakereler yürüten Bakan Atalay hakkında gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.''

Atalay'a gensoru önergesi

Thursday, December 24, 2009

Arama kararı hamili çek gibi

Kişinin suçunu bile öğrenemeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Böyle ucu açık bir karar yürürlükteki mevzuatla bağdaşmakta mıdır? Yargıç böyle bir karar verebilir mi?” diye sordu.CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiğini öne sürdüğü arama kararının fotokopisini dün medya mensuplarına dağıtarak, kararın ilgili yasa hükmünü ihlal ettiğini söyledi. Kararı hamili çeke benzeten Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin Adalet Bakanı ve Başbakan’dan açıklama beklediklerini belirtip, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerini göreve davet etti. Dün TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’de demokrasiden ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıldığını öne sürerek şöyle konuştu:Bireyler ve kurumlar baskı altındaSadece bireyler değil, kurumlar da baskı altındadır. Maalesef bu baskılar AKP iktidarının gözetiminde yapılmaktadır. Devletin kurumları ve bu kurumlardaki yöneticiler bir kamu görevlisi gibi değil, AKP görevlisi gibi çalışmaktadır. O kadar ki bu görevliler kamuoyu önüne çıkıp açıkça iktidar yanlısı söylemlerde bulunmakta, kamuoyunu yanıltan demeçler verebilmektedir.Arama nedeni adres vs. yokTelekomünikasyon İletişim Başkanı ‘Yargıtay’ın santralini dinlemedik’ diyebilmektedir. Peki, Yargıtay santrali üzerinden dinleme yapıldığı ortaya çıktığında, Sayın Başbakan’ın uğruna Anayasa Mahkemesi kararını bile gözardı ettiği başkan görevinde kalabilecek mi? Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği arama kararında da, ilgili yasanın öngördüğü ‘aramanın nedeni, aranacak kişi ve arama yapılacak evler ve diğer adresler’ gibi zorunlu bilgiler yer almamaktadır.Suçlama meçhulMahkeme kararının verildiği 18 Kasım’dan itibaren hangi ev, mekân ya da kişi aranmak isteniyorsa, mahkeme kararının boş bırakılan ilgili bölümünün doldurulması durumunda bu yerlerin aranması olanaklı olacaktır. Karara göre gözaltına alınan kişilerin 24 saat süreyle avukatları ile görüşmeleri kısıtlanabilmekte ve ne ile suçlandıklarını öğrenememektedirler.Yargı, yürütmeye kılıf hazırlıyorSöz konusu kararı alan mahkemenin, yargıcın, katibin adı, karar tarihi ve karar numarası ortadadır. Sayın Başbakan ve Adalet Bakanı’na sesleniyorum: Böyle bir mahkeme kararı var mıdır? Var ise demokratik hukuk devletlerinde böyle mahkeme kararlarına niçin ihtiyaç duyulur? Bu, yürütmenin kanunsuz işlemlerine yargı kararı ile kılıf hazırlanması anlamına gelmez mi?Yargıç açığa imza attı mıŞu sorulara yanıt aramak sağlıklı çalışan bir demokraside hepimizin görevi olmak zorundadır: Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görev yapan bu sayın yargıç, gerçekten açığa imza atmış mıdır? Böyle ucu açık bir karar yürürlükteki mevzuatla bağdaşmakta mıdır? Yargıç, böyle bir karar verebilir mi? Bu karar nerede ve kimler için uygulanmıştır. Bu kişiler ne ile suçlanmaktadır?Kılıçdaroğlu’nun duyurduğu Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı kararın tarihi olan 18 Kasım’da, Erzincan’da iki muvazzaf subay gözaltına alınmıştı.
Arama kararı hamili çek gibi

Thursday, December 10, 2009

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

DTP Grup Başkanvekili Gültan Kışanak'ın ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Cenaze törenlerinden sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı körükleyici iddiaların getirilmesi, çok büyük talihsizliktir'' diye tepki gösterdi.

CHP, Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması üzerine, tarımın sorunlarına ilişkin araştırma önergelerinin bugün görüşülmesini, grup önerisi olarak TBMM Genel Kuruluna getirdi.



Grup önerisi aleyhinde söz alan DTP Grup Başkanvekili Kışanak, son günlerde partisine yönelik ''bilinçli, organize bir linç kampanyası'' olduğunu savundu.



Kışanak, DTP Genel Merkezinde, dün, eş başkanların oturduğu iki odanın hedef alınarak, camlarının kırıldığını, Ankara İl ve Keçiören ilçe binalarının molotofkokteyli saldırıya uğradığını söyledi.

Bunun arkasındaki zihniyetin; İzmir'de DTP konvoyuna yönelik linç girişiminden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çicek'in konuşmaları olduğunu iddia eden Kışanak, Erdoğan'ın, saldırıyı tek cümleyle bile kınamadığını söyledi. Kışanak, Erdoğan'ın, ''yalan yanlış bilgilerle DTP'yi hedef göstermeye devam ettiğini'' ileri sürdü.



Kışanak'ın, ''Tabii bunun arkasından ülkede meczup, sarhoş, kendini bilmez, ırkçı da bulunur... Sen icazeti verdikten sonra, gereğini yerine getirecek insan çok bulunur. Ben bu kişilere bir şey söylemiyorum, onları teşvik eden, partimizin üstüne gönderen, saldırıları meşru göstermeye çalışan zihniyeti şiddetle kınıyorum. Hani bu ülkenin her karışı, ili, Kürdü ile Türkü ile hepimizindi. Siz, özellikle batıdaki illerdeki saldırılarla ne mesaj vermek istiyorsunuz? Kürtlere 'memleketine dön' mü demek istiyorsunuz, bu ülkenin topraklarını bölmek mi istiyorsunuz?'' sözleri, Genel Kurul salonunda gerginlik yarattı.



AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, ayağa kalkarak, ''Hanımefendi ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ne hakla söylersiniz? Ayıptır. Dalga mı geçiyorsunuz?'' diye tepki gösterdi. Kendisine ''Kes sesini, niye ırkçılık yapıyorsunuz?'' diyen Kışanak'a Daniş, ''Irkçılığı sen yapıyorsun?'' diye karşılık verdi. Daniş, daha sonra AK Parti'li milletvekillerince salondan çıkarıldı.



Kışanak'ın, ''Partimize yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir. Anayasa Mahkemesi, hikayedir'' sözleri de AK Parti sıralarında tepkilere yol açtı, bazı milletvekilleri ''Yazıklar olsun'' diye tepki gösterdi.

Hükümetin bu kararı verdiğini ve Anayasa Mahkemesinde meşruiyete kavuşturmaya çalıştığını iddia eden Kışanak, ''AKP'nin kapatılma davası sürecinde Cemil Çiçek, 'Ne yapmak istiyorsunuz, bizi kapatarak, o bölgeyi birilerinin tekeline bırakmak mı istiyorsunuz' diyor. Ama şimdi 'DTP'yi kapatın, Kürtleri bizim tekelimize bırakın' diyorlar. Yağma yok AKP. DTP'yi kapattırarak, bölgenin oylarını çantada keklik zannetmeyin'' dedi.



''VEBALİ SİZİN BOYNUNUZDADIR''



Kışanak, ''Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesinin zemini, koşulları ve muhataplarının olduğunu ifade ederek, ''Ama siz bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, hala çözümsüzlük ve çatışma siyasetinde ısrar ediyorsanız, bunun vebali de sizin boynunuzda olur. Bu saatten sonra bu ülkede dökülecek her damla kanın, her canın sorumlusu AKP Hükümetidir'' diye konuştu.

AK Parti sıralarından ''Adam gibi konuş'' diye laf atılması üzerine Kışanak, sorumlulukları anlattığını söyledi.



''TALİHSİZLİKTİR''



Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kışanak'ın, ''DTP'ye yönelik kapatma kararını AKP Hükümeti vermiştir'' sözlerine yanıt verdi. Günay, bu iddianın, başka bir kasıt yoksa, hukuk devleti işleyişini bilmemekten kaynaklandığını kaydetti.



Günay, Türkiye'de hukuk devleti kurallarının egemen kılınması, demokrasinin işlerlik kazanması, geçmiş yıllarda yaşanan acıların yeniden yaşanmaması isteniyorsa daha anlayışlı, dikkatli konuşmak zorunda olduklarını vurguladı.



Bakan Günay, ''Bir süreden beri barış, kardeşlik, dostluk çerçevesinde bir söylem sürdürmeye, bunun olumlu sonuçlarını almaya çalışırken, daha önceki yıllarda böyle söylemler dile getirildiğinde çeşitli tuzaklar kuranlar, yine tuzaklarını kurdular. 7 çocuğumuzun cenazesi kalkıyor. O acılı cenaze törenlerinden inanılmaz sağduyulu sesler yükselirken, TBMM'den hala çatışmayı, tartışmayı, anlayışsızlığı körükleyici bir takım iddiaların buraya getirilmesi, bugün için çok büyük talihsizliktir'' diye konuştu.



Barış isteniliyorsa, herkesin tahammüllü ve birbirine karşı anlayışlı olmasını öneren Günay, herkesin üslubuna dikkat etmesini istedi.



Günay'ın, ''Türkiye'nin yaşadığı sancıları geride bırakalım istiyoruz. Bunu istemeyen parlamentoda bir tek milletvekili var mı? Bence yoktur?'' sözlerine DTP'li Hasip Kaplan, ''Sizin Başbakan Yardımcınız istemiyor'' diye karşılık verdi.



Bakan Günay, sadece seçmenlere karşı konuşulursa hiçbir sorununun çözülemeyeceğini dile getirerek, ''Bu eleştirilerinizi size iade ediyorum'' diyerek, sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından CHP'nin grup önerisi reddedildi.

Kışanak: Ak Parti kapatmaya karar verdi

"Siyasi bir darbe olur"

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk partisinin Meclis grup toplantısında yaşanan son gelişmeleri ve partisi hakkında Anayasa Mahkemesi'nde görülmeye başlanan kapatma davasını değerlendirdi. Konuşmasına Diyarbakır'da polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği iddia edilen Aydın Erdem isimli üniversite öğrencisi ile İstanbul'da bir otobüse yapılan Molotoflu saldırıda yaralanan ve dün yaşamını yitiren Serap Eser'in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek başlayan Türk, her iki saldırıyı da kınadıklarını söyledi. Türk, dün Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde 7 askerin Şehit olmasına neden olan saldırı konusunda ise "Tokat'ta karanlık bir provakasyon olduğu gün gibi ortada olan bir saldırı sonucu aramızdan ayrılan askerlerimiz için, yüreklerimiz parçalandı. Anne babaları ve yakınları şahsında tüm yurttaşlarımızın acılarını paylaşıyorum. Reşadiye'deki provokasyon bir an önce açıklığa kavuşturulmalı ve aydınlatılmalıdır. "dedi. 1993 yılında yaşanan 33 askerin şehit olduğu saldırıyı hatırlatan Türk, o dönemde de Kürt sorununun çözümü için yaşanan sürece son vermek için birilerinin düğmeye bastığını Tokat'taki saldırının da aynı amacı taşıdığını savundu.



Konuşmasında hükümetin açılım konusundaki yaklaşımını da değerlendiren Türk "Açılım konusunda cesur adımlar atamayan Hükümet yetkilileri, günlerden beri kalkmış Partimizi suçluyor, kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor. Sanki "açılım yapacaklarmış da biz izin vermemişiz, engel olmuşuz' gibi çarpıtmalarla kamuoyunu yanıltamaya çalışıyorlar. Böyle bir gaflet ve kandırmaca içindeler. Hükümete sormak istiyorum: Parti olarak bizim bu çatı altında iki buçuk yıldan beri verdiğimiz demokrasi mücadelesi olmasaydı, siz acaba açılımın A'sından bile bahsedebilir miydiniz? Sorunu da çözümünü de idrak edemeyen AKP'nin kendisidir."diye konuştu.



İçeriği hakkında bir şey bilmeseler de açılıma hükümetten daha fazla sahip çıktıklarını, sorumlu yaklaştıklarını ve destek olduklarını söyleyen Türk, kendilerinin bu olumlu tavrına rağmen hükümetin ne sorunun ciddiyetini ne de sorumluluğunu anladığını kaydetti. DTP'yle Ağustos ayında yapılan nezaket görüşmesinin dışında istişarede bulunulmadığını ve DTP'ye yönelik "açılımı sekteye uğrattığı' eleştirilerinin olduğunu hatırlatan Türk "Hükümet, tamamen kendi dar siyasi çıkar hesaplarıyla, bu temel sorunu ele aldığından dolayı içinden çıkamaz hale geldi. Şimdi de yol yakınken işin içinden nasıl çıkarım diye kara kara düşünüyor. Bir günah keçisi arıyor ve Partimizi hedef tahtasına oturtuyor. Bizi sorumlu gösterme arayışına giriyor" dedi.



"AÇILIMDAN KAÇAMAZSINIZ GERİ DÖNÜŞÜ YOK"



2.5 yıldan bu yana Kürt halkının sorunlarını ve taleplerini Meclis'te kanun teklifleri, soru önergeleri ve grup konuşmalarıyla dile getirdiklerini ifade eden Türk, bu çalışmalar toplanırsa bunların "bir demokrasi manifestosu' olduğunun görüleceğini söyledi. Hükümeti açılıma zorlayanın DTP olduğunu, kimin kimi engellediğinin ise apaçık ortada olduğunu kaydeden Türk, taş atan çocuklarla ilgili tasarının görüşmelerinin ertelenmesini eleştirdi. Hükümetin son olayları gerekçe göstererek adeta toplumla dalga geçercesine teknik sebepleri bahane ederek tasarının görüşülmesini ertelediğini ifade eden Türk, "Adeta, "yüzlerce çocuğu daha tutuklayayım, sindireyim, sonra değişikliği yapayım' dercesine bir geri zihniyet ile karşı karşıyayız. Demokrasiyi yeterince içselleştiremeyen bir Hükümet, kendi açılımını bitirmek için fırsat kolluyor ve faturayı da bize çıkarmaya çalışıyor"dedi. Hükümetin gerçek bir açılımdan kaçmanın fırsatını ve koşullarını oluşturmaya çalıştığını savunan Türk "Ama kaçamayacaklar. Bu halkın mücadelesi eninde sonunda gerçek bir açılımı yapmaya zorlayacaktır. Bunun yolu açılmıştır. Geri dönüş yok. AKP olsa da olmasa da Türkiye kendi barışına ve demokrasisine mutlaka kavuşacaktır." diye konuştu.





"HÜKÜMETİN GİZLİ GÜNDEMİ VAR TASFİYEYİ AMAÇLIYOR"



Son günlerde yaşanan sokak eylemlerini de değerlendiren Türk bölgenin büyük bir gerginlik ve kaynama içinde olduğunu, bu durumun Büyükşehirlere de yansıdığını söyledi. Hükümetin tehlike ortadayken yangına körükle gittiğini öne süren Türk "Çok açık ki, ya bu Hükümetin basireti bağlanmış ya da oldukça gizli bir gündemi var-tasfiyeyi amaçlıyor. Bunun başka bir izahı olamaz. Her iki durum da gerginlikleri besler, gerilimleri tırmandırır"dedi.



MECLİS İNSAN HAKLARI KOMİSYONU'NA İMRALI ELEŞTİRİSİ



İmralı'daki durumdan haberdar olur olmaz hükümet nezdinde iletişime geçtiklerini ve toplumun hassasiyetlerini ortaya koyduklarını kaydeden Türk şu ana kadar hükümetin herhangi bir adım atmadığını söyledi. İmralı cezaevinin koşullarıyla ilgili Meclis İnsan Haklarını inceleme komisyonunu devreye sokmaya çalıştıklarını ifade eden Türk şunları söyledi:



"Fakat Sayın Komisyon Başkanı şahsında, bir insan hakları hukukçusu olmasına rağmen, Partimizden gelen en ufak bir öneriyi bile reddetmek için, kırk dereden su getiren bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bu konuyu incelemekle mükellef olan en yetkili kurumdur. Ve günlerden beri, şehirlerimiz-sokaklarımız adeta yangın yerine dönüşmüş durumda. Kolluk güçlerinin orantısız güç kullanımı gerilimi daha da tırmandırmaktadır. Göstericilerin üzerine hedef gözetilerek ateş açılmaktadır. Bu tablo Bölgede, açık bir olağanüstü hal rejiminin yaşandığını ortaya koymaktadır. "



Son 10 günde en az 770 kişinin gözaltına alındığını, 12'si çocuk 117 kişinin tutuklandığını da belirten Türk hükümeti yaşanan tabloya rağmen tehlikeye davetiye çıkarmak ve kör inadını sürdürmekle suçladı. Türk "Ortaya çıkan tablodan, ve bundan sonra olası tehlikelerden birinci derecede sorumlu olan Hükümettir, Sayın Başbakandır"dedi.



"BİZ BEDEL ÖDEMEKTEN KORKMADIK"



Türk, yaşanan hassas ve kırılgan süreçte, 2 yıldır bekleyen kapatma davasının gündeme alındığını belirtti. Kapatma davasıyla ilgili konuşurken duygulandığı gözlenen Türk şunları söyledi:



"Bu öyle bir dava ki, verilecek karar ülkemizi önemli bir demokrasi sınavından geçirecektir. Bütün sindirme ve yıldırma politikalarına karşın DTP, siyasi çizgisinden sapmamış, kararlı durmuştur. Bu kararlı duruşunun bir sonucu olarak bugün, bir kez daha bedel ödemeyle karşı karşıya bırakılmıştır. Biz bu bedeli 12 Eylül zindanlarında ödedik. Mehmet Sincarlar, Vedat Aydınlar, Musa Anterler katledilirken, parti binalarımız bombalanırken ödedik. Biz bu bedeli, yaka paça cezaevine atıldığımız 2 Mart 1994'teki DEP darbesinde ödedik. Ve asla bundan kaçmadık, bedel ödemekten korkmadık. Çünkü biliyoruz ki; demokrasi bedel ister, yürek ister, cesaret ister. Amansız bir demokrasi ve barış mücadelesinin neferleri olduk. Ne söylediysek, temsil ettiğimiz halk adına, demokrasi adına ne talep ettiysek, yok sayıldı, çarpıtıldı, partimiz hedef haline getirildi. DTP hiçleşsin, vesayet rejimine diğerleri gibi alışsın, evcilleşsin istendi. Biz de, buna itiraz edince vurun abalıya misali; yargısıyla, ordusuyla, medyasıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, bir bütün olarak sistem üzerimize geldi. "Ya hizaya geleceksiniz ya da Siyaset dışına itileceksiniz'dendi. Bugün yaşananların özeti budur. Anayasa Mahkemesi'nden önce bizi siyaseten kapatmaya çalıştılar."



Türk kapatma yönünde bir karar çıkması durumunda bunun siyasi bir Darbe niteliği taşıyacağını kaydetti. Türk "DTP kapatılırsa, bunun Kürt halkına demokratik siyaset kanallarının kapatılması anlamına geleceği açıktır. DTP'nin kapatılması, Kürt halkının demokrasi ve özgürlük taleplerine karşı bir darbe niteliği taşıyacaktır. Demokrasimiz bundan onarılması mümkün olmayan yaralar alacaktır. DTP'yi kapatmak Kürt Sorununda çözümsüzlükte ısrar olacaktır. DTP, sorunların çözümünü parlamentoda ve demokratik siyasette arayan bir partidir. Siyasi Partiler Yasasının tüm anti demokratik kısıtlamalarına rağmen; bu ülkede lider sultası olmayan tek partidir. Kürtlerin meşru taleplerini dile getiren, Meclisi bir çözüm yeri olarak gören bir partiyi kapatmak, çözümsüzlüğe ve farklı yollara kapı aralamaz mı? DTP davası, Türkiye demokrasisi açısından bir sınav olacaktır. Çıkacak karar, sadece DTP ve Kürtlerle sınırlı bir karar olmayacaktır. Verilecek karar, aynı zamanda Türkiye'nin geleceğini ve demokrasinin rotasını da belirleyecektir"diye konuştu.



"TİMSAH GÖZYAŞLARI"



Türk Anayasa Mahkemesi'nin siyasi parti kapatmaları konusunda "Meclis yetkimizi sınırlasın' dediğini ancak hükümetin bu konuyla ilgili düzenlemeyi Meclis'e getirmediğini ifade ederek Başbakan Erdoğan'ın ABD yolunda söylediği "Venedik kriterleri bile az' şeklindeki sözleri eleştirdi. Türk "Bunlar timsah gözyaşlarıdır, hiç kimse inanmaz" dedi.



"DTP KÖPRÜDÜR YIKILMAMALIDIR"



Türk partilerinin kapatılması halinde parlamentoda olmalarının bir anlamı olmayacağı yönündeki sözlerini yineleyerek demokrasi mücadelesini halk ve demokrasi güçleriyle birlikte sürdüreceklerini söyledi. Türk, AKP'nin mantığıyla Türkiye'nin hiçbir sorununun çözülemeyeceğini, AKP'nin demokratlık değil demokrasi havariliği yaparak kendini bir "nimet' gibi gösterdiğini de savunarak konuşmasını "DTP barışın, diyaloğun ve kardeşliğin köprüsüdür. Halkların kardeşliğinin dinamitlenmemesi için bu köprü yıkılmamalıdır"çağrısıyla tamamladı.



DTP'YE "RASMUSSEN" DESTEĞİ



Bu arada Anayasa Mahkemesi'nde bugün görülmeye başlayan kapatma davası nedeniyle destek vermek üzere DTP grubu'na İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, Prof. Mithat Sancar, TTB Başkanı Gencay Gürboy, İHD Genel Sekreteri Öztürk Türkdoğan, Türkiye Barış Meclisi temsilcisi Cengiz Güleç, KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek ile Eğitim Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik de katıldı. Grup toplantısında Grup Başkanvekili Gültan Kışanak, kapatma davasıyla ilgili Avrupa Sosyalist Partisi Başkanı Poul Nyrup Rasmussen'in gönderdiği mesajı okudu. Grup toplantısına Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de katıldı.



"EMİNE AYNA RAHATSIZLIĞI"SORULARI YANITSIZ KALDI





Grup toplantısı öncesinde basının gündeminde ise DTP eşbaşkanı Emine Ayna'nın sözleri vardı. Grup girişinde milletvekillerine "DTP'deki Emine Ayna sıkıntısı'na yönelik haberleri soran gazetecilere Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemur "Hepimizin metin olması lazım. Her darlığın sonu mutlaka ferahlıktır"karşılığını verdi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk "Partide Emine Ayna rahatsızlığıyla" ilgili sorulara "soru yok" karşılığını verirken Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk da ısrarlı sorulara "yorum yok"yanıtını verdi. Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise grup toplantısı öncesinde gazetecilerin ısrarlı soruları nedeniyle basın mensuplarına tepki gösterdi. (ANKA)

"Siyasi bir darbe olur"

Tuesday, December 8, 2009

Albay Çiçek serbest kaldı

Avukatlar belgeye ve imzaya itiraz ettiler
İRTİCA ile Mücadele Eylem Planı adlı belgenin altında ıslak imzası bulunan, terör örgütü üyesi olmak ve Darbe girişiminde bulunmak suçlaması ile tutuklanan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, 43 saat sonra 'delil durumu' ve 'sabit adres', 'Kaçma şüphesinin bulunmaması' nedeniyle serbest kaldı. Perşembe günü, İstanbul Adliyesi'nin Beşiktaş'taki binasına gelen Dursun Çeçik, saat 21.15'te tutuklanmıştı.OYBİRLİĞİ İLE KARAR VERDİLERTutuklama kararı veren Nöbetçi 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin asıl üyesi İdris Hasan, itiraz değerlendirmesine, tutuklama kararını verdiği için katılmadı. Ancak bu mahkemenin yedek üyesi yoktu. Bu nedenle Hakim İdris Hasan'ın yerine 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Oktay Kuban görev aldı. Mahkeme Başkanı Nurettin Ak, üyeler Tuncay Arslan, Oktay Kuban oybirliği ile tahliye kararı aldı.Mahkeme karar verirken Albay Çiçek ve Yarbay Sezenler'in kaçma şüphesinin bulunmamısınıda dikkate aldı.AVUKATLAR BELGEYE VE İMZAYA İTİRAZ ETTİKLERİNİ AÇIKLADILARKarardan hemen sonra avukatı Mustafa Çevik, Dursun Çiçek'i tutuklayan İstanbul Nöbetçi 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz dilekçesi verdi. Mahkeme dilekçeyi bugün değerlendirmeye aldı. Bugün akşam saatlerinde Dursun Çiçek hakkında tahliye kararı verdi.Avukatlarından Alper Tunga Şafak, "Belli ki mahkeme tutuklama gerekçelerini yeterli görmedi. Delilleri de yeterli görmemiş olabilir. Konuyla ilgili ayrıntılı açıklamayı karar elimize geçtikten sonra yapacağız" dedi.Belgenin fotokosipinin bir Gazete yayınlanmasından sonra açılan soruşturma kapsamında 30 Haziran 2009'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade veren Dursun Çiçek, sevk edildiği İstanbul Nöbetçi 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aynı suçtan tutuklanmıştı. Dursun Çiçek, avukatının tutuklama kararına itiraz etmesi üzerine çek, 18 saat sonra 1 Temmuz 2009'da tahliye edilmişti.Poyrazköy'de bulunan mühimmat ile ilgili soruşturmada Pazartesi tutulanan Yarbay Mehmet Emre Sezginler itiraz üzerine serbest kaldı.ELDİVENLE DOKUNDUDursun Çicek 11 Kasım günü saat 10.15'de beyaz bir minibüs ile Ergenekon Soruşturması'nın yürütüldüğü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Beşiktaş'taki adliye binasına getirildi. Dursun Çiçek hakim ve savcılar tarafından kullanılan kapıdan adliye binasına alındı. Dursun Çiçek'i Ergenekon Soruşturması'nı yürüten Cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen sorguladı.İddiaya göre Çiçek, kendisinin hazırladığı ve imzaladığı iddia olunan AKP ve Gülen'i bitirme belgesi ile ilgili olarak, "Bu belgeyi ben hazırlamadım ve bu imzayı ben atmadım. Siz bu belgeyi askeri savcılığa ve referans labratuvarına göndermediniz. Çünkü o durumda belgenin sahteliği ortaya çıkacaktı. Bu nedenle göndermediniz. Ben imzalamadım. Dolayısıyla benim izim orada bulunamaz. Burada benim el, parmak izimi alabilirsiniz. Kimyasal izler bulaştırabilirsiniz, o belgeye. Size güvenmiyorum. O nedenle eldivenle geldim" dedi.Dursun Çiçek'in, kendisine ve avukatına ıslak imzalı, orijinal olduğu iddia edilen belge gösterildi. Çiçek, eldiven takarak belgeye dokundu. Ve parmak izi bırakmamaya gayret etti.Dursun Çiçek saat 15.30 İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Dursun Çiçek'in mahkeme sorgusu saat 18.15'de başladı. Mahkeme saat 21.15'te tutuklama kararı verdi.ÖNCE FOTOKOPİSİ ELE GEÇİRİLDİErgenekon Soruşturması'nda örgüt üyesi olduğu gerekçesi ile tutuklanan Avukat Serdar Öztürk'ün bürosunda 4 Haziran 2009 günü yapılan aramada İrtica ile Mücadele Eylem Planı başlıklı belgenin fotokopisi bulundu. Taraf gazetisi belgeden yola çıkarak Haber yaptı. Bu fotokopi belgenin altında Dursun Çiçek'in imzasının bulunduğu öne sürüldü. İmza üzerinde Jandarma kriminal laboratuarı, emniyet kriminal laboratuarı ve Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda fotokopideki imza ile Dursun Çiçek'in ıslak imzalarının benzediği öne sürüldü. Ancak belgenin fotokopi olması nedeniyle imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğunun söylenmeyeceği belirtildi.BELGEYİ İLK KEZ BASINDA GÖRDÜĞÜNÜ SÖYLEDİErgenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Ercan Şafak ve Murat Yönder tarafından sorgulanan Dursun Çiçek, 30 Haziran 2009'da verdiği 15 sayfalık ifadesinde belgeyi ilk kez basında gördüğünü söyledi. Dursun Çiçek, ayrıca, belgenin içerik, şekil, kullanılan terimler, imza blokları ve diğer hususlar açısından TSK'nın yazışma kurallarına uymadığını ibelirtti.ISLAK İMZALI BELGE İHBAR MEKTUBU İLE GELDİDursun Çiçek'in itiraz üzerine tahliye edilmesinden 4,5 ay sonra 15 Ekim 2009'da bir subay tarafından yazıldığı öne sürülen isimsiz ihbar mektubu Ergenekon Soruşturması'nı yürüten savcılara ulaştı. Mektuptan altında Dursun Çiçek'in ıslak imzasının bulunduğu iddia edilen İrtica ile Mücadele Eylem Planı çıktı. Adli Tıp Kurumu'nda verdiği raporda imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğunun belirtildi.Soruşturma kapsamında savcılığa ulaşan ihbar mektubu ile ilgili Genelkurmay Karargahı'nda Askerlik yaptıktan sonra terhis olan bir kişinin ifadesi alındı. Daha sonra ise 1 Albay, 4 Üsteğmen, 1 Astsubay Başçavuş ile 1 sivil memurun tanık olarak ifadelerine başvuruldu. 2009 atamalarına kadar Genelkurmay Bilgi Destek Komutanlığı'nda görevli Hava Binbaşı H.D. ise şüpheli olarak sorgulanmasının ardından serbest bırakıldı.
Albay Çiçek serbest kaldı

O sözlerinden dolayı özür diledi

Onur Öymen, "Dersim isyanı" ile ilgili sözlerine açıklık getirdi
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen,"demokratik açılım" konusunda TBMM'de yapılan ön görüşmelerde "Dersim isyanı" sözleriyle ilgili olarak, "İnsanlarımız eğer bizim hiç kastetmediğimiz nedenlerle üzüldülerse, incindilerse, bu çarpıtmalar sonucunda geçmiş olayları hatırlayarak, üzüntü duydularsa bundan en çok biz üzülürüz" dedi.CHP Genel Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Öymen bir Televizyon kanalında yaptığı açıklamada, özetle şunları kaydetti: "İnsanlarımız eğer bizim hiç kastetmediğimiz nedenlerle üzüldülerse, incindilerse, bu çarpıtmalar sonuncunda geçmiş olayları hatırlayarak üzüntüduydularsa bundan en çok biz üzülürüz. Böyle bir üzüntüye biz sebep olmamamıza rağmen, onların bu üzüntüleri bizim sözlerimizi çarpıtan insanların bu davranışlarına bizim sözlerimizi kaynak yapmalarından kaynaklanıyorsa, gerçektenözür dileriz onlardan.O konuşmada verdiğimiz mesajları, yaptığımız eleştirileri AKP ve onun yandaşları cevaplandıramadılar. Onun üzerine, dikkatleri başka tarafa çekmek için bir karşı saldırıya geçmeye kalkıştılar. Bizim sanki o bölgede yaşayan Alevivatandaşlarımıza, Kürt vatandaşlarımıza karşı bir tavrımız, bir düşüncemiz olabilirmiş gibi sözlerimizi çarpıtarak, vatandaşlarımızı tahrik etmeye kalkıştılar. İşin hazin tarafı budur.Atatürk de, CHP de başından beri Türkiye'nin doğusundaki, batısındaki insanlara, Kürtlere, Alevilere daima en sıcak duygularla yaklaşmıştır. Bizim Alevi yurttaşlarımızı incitecek en küçük bir sözümüzü hatırlıyor musunuz? Madımak olayına en çok kim sahip çıktı? En çok biz sahip çıktık. Şimdi biz sanki bu insanlara karşı bir tutum içindeymişiz gibi insanları kışkırtmak istiyorlar.Alevi vatandaşlarımıza yönelik bu tahrik kampanyası bizi son derece üzmüştür. Aleviler Atatürk'e en çok sahip çıkan, düşüncelerini her zaman savunmuş insanlar. Bizim bunları incitmek gibi bir düşüncemiz olabilir mi? Bunlara karşıbir düşüncemiz olabilir mi?"
O sözlerinden dolayı özür diledi