Showing posts with label Finans. Show all posts
Showing posts with label Finans. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

BİM 140 milyon dolarlık yatırım yapacak

İSTANBUL - Mağazalar zinciri BİM İcra Kurulu Üyesi ve Finans Direktörü Haluk Dortluoğlu, 2010 yılında EBITDA marjının yüzde 5'e gerilemesini, net kârın da sınırlı artışla 220-230 milyon lira seviyesinde gerçekleşmesini beklediklerini söyledi.
BİM'in 2009 finansal sonuçları ile 2010 hedeflerinin değerlendirildiği toplantıda konuşan Dortluoğlu, EBITDA marjının 2009'da yüzde 5.9 olarak gerçekleştiğini belirterek, "2010'da müşterilerimize daha ucuza ürün sunabilmek için izleyeceğimiz bilinçli fiyat düşürme politikası sonucunda marjda da biraz düşüş olacak. EBITDA marjının yüzde 5 seviyesine gerilemesini bekliyoruz. Buna bağlı olarak net kârımız da satışlar kadar artmayacak. 2010 net kârının 220-230 milyon lira seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz" dedi.
BİM, dün açıkladığı bilançosuna göre, 2009'da yüzde 86 artışla 212.9 milyon lira net kâr elde etti. Satış gelirleri ise yüzde 25 artışla 5.32 milyar lira olarak gerçekleşti. Dortluoğlu, 2010 yılında ciroda yüzde 25 artış hedeflediklerini söyledi.
BİM'in net kârının 2009'da satışlara oranla çok daha fazla artmasının maliyetlerdeki düşüşten kaynaklandığını belirten Dortluoğlu, "Maliyet tasarruflarının önemli etkisi var. Ayrıca Gıda fiyatlarındaki global düşüş nedeniyle alım maliyetlerimizde de düşüş söz konusu. Bu da kârın satışların üzerinde artmasını sağladı" dedi.
BİM, dün akşam KAP'a yaptığı açıklamada, 2009 kârından 132.8 milyon lira brüt kâr payı dağıtım kararını olağan genel kurula sunacağını açıkladı. Buna göre, şirket hisse başına 1.75 lira brüt, 1.48 lira da net kâr payı dağıtacak.
Şirket ayrıca, 62.6 milyon lirası 2009 kârından, 13.3 milyon lirası da iç kaynaklardan karşılanmak üzere şirketin ödenmiş sermayesini yüzde 100 bedelsiz artışla 151.80 milyon liraya çıkardı.
TOPLAM 140 MİLYON YATIRIM YAPACAKŞirketin 2010 yatırım planlarıyla ilgili de bilgi veren Dortluoğlu, bu yıl Türkiye'de 130 milyon lira, Fas'ta da 10 milyon lira olmak üzere toplam 140 milyon liralık yatırım yapacaklarını söyledi. Şirket 2009'da 5 milyon lirası Fas'ta olmak üzere toplam 133 milyon lira yatırım yapmıştı. BİM, Fas'ta yüzde 100 iştiraki BİM Stores SARL ile faaliyet gösteriyor.
Söz konusu yatırım planları doğrultusunda Türkiye'de bu yıl 300'den fazla mağaza ile 3 yeni bölge deposu açmayı planladıklarını belirten Dortluoğlu, bu sayede yaklaşık 1,500 kişilik yeni istihdam sağlayacaklarını söyledi.
Dortluoğlu, Fas'ta ise bu yıl 40 yeni mağaza açarak bu ülkedeki mağaza sayısını 65'e çıkarmayı öngördüklerini söyledi.
Dortluoğlu'nun verdiği bilgiye göre, 2009'da açılan 343 mağaza ile BİM'in Türkiye'deki toplam mağaza sayısı 2009 sonu itibariyle 2,628, çalışan sayısı ise 14,904 oldu. Geçen yıl net 1,200 kişiye yeni istihdam sağlandı.
Dortluoğlu, ilk çeyrekte açılan mağazalarla birlikte BİM'in şu anda 2,675 mağazaya ulaştığını söyledi.
BİM 140 milyon dolarlık yatırım yapacak

Türk yöneticiye rekor ceza

LONDRA/İSTANBUL - İngiltere Finans sektörü denetleme kuruluşu FSA, aralarında Çukurova Grubu'na bağlı Genel Enerji'nin CEO'su Mehmet Sepil'in de bulunduğu üç Türk yöneticiye piyasayı kötüye kullandıkları gerekçesiyle 1.16 milyon sterlin ceza verdiğini açıkladı.
FSA tarafından yapılan açıklamada, Sepil'in Heritage Oil hisselerinde yaptığı işlemler sebebiyle 967,005 sterlin cezaya çarptırıldığı ve bunun kuruluş tarihinde özel kişilere verilen en büyük ceza olduğu belirtildi.
Genel Enerji ile Heritage Oil, geçen Haziran'da birleşmek için bağlayıcı olmayan bir anlaşma yapmış, ancak Kasım'da birleşmeden vazgeçilmişti.
Genel Enerji'nin Kuzey Irak'ta ikisi Petrol üretilen saha olmak üzere toplam 7 adet ruhsatı bulunuyor.
SEPİL: HUKUKİ KISITLAMADAN HABERDAR DEĞİLDİKMehmet Sepil yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: "Geçtiğimiz yıl Genel Enerji yöneticilerinden Levent Akça , Murat Özgül ve şahsım tarafından Londra borsasında işlem gören Heritage Oil Plc. (Heritage) hisseleri ile ilgili alım satım işlemleri yapılmıştır.
FSA tarafından yapılan basın açıklamasında, ne şahsım ne Murat Özgül ne de Levent Akça tarafından piyasa istismarına yönelik bir niyet içinde bulunulmadığı açıkça ifade edilmektedir. Söz konusu hisse alım satımları, ilgili ülkedeki hukuki kısıtlamalardan haberdar olunmadan yapılmıştır. Buna rağmen bahsedilen işlemleri yapmış olmaktan dolayı üzüntü duymaktayız.
Genel Enerji hukuk danışmanlarının uyarısı üzerine, hisse alım satımıyla ilgili olarak tarafımızca FSA’e gönüllü olarak başvuruda bulunulmuştur. Ayrıca araştırmanın her safhasında FSA ile işbirliğinde bulunulmuş ve ilk fırsatta elde edilen kârın geri verilmesi teklif edilmiştir."
CEZA GETİREN ALIM SATIM SÜRECİFSA'nın internet sitesinde yer alan açıklamada ise hisse alım satım süreci hakkında bilgi verildi. Açıklamada, Genel Enerji ve Heritage Oil'in Kuzey Irak'ta bulunan Miran sahasında petrol arama çalışmaları için 31 Mart 2009'da ortaklık kurdukları ve 17 Nisan ile 3 Mayıs tarihleri arasında sahadaki arama çalışmaları hakkında kamuya açık olmayan bilgilerin günlük olarak Genel Enerji ile paylaşıldığı kaydedildi.
Açıklamaya göre Sepil, Özgül ve Akça 4 Mayıs'ta katıldıkları ve olumlu arama sonuçları hakkında bilgi aldıkları bir Dizi toplantının ardından ertesi gün aracı kurumlar vasıtasıyla Heritage Oil hissesi aldı.
Üç yönetici, Heritage tarafından Miran sahasında büyük miktarda petrol bulunduğuna yönelik 6 Mayıs'ta yapılan açıklamanın ardından yüzde 25 civarında değer kazanan hisseleri satarak kâr etti.
Türk yöneticiye rekor ceza

Saturday, December 19, 2009

Kriz aslında ‘Büyük İstikrar dönemi yarattı


Dergi tarafından yayımlanan Haber analizde İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en “Büyük Durgunluk” olarak gösterilen küresel krizin, “Büyük İstikrar” adını alabileceği ve 2009’un sadece üretimin inanılmaz düşüşü ile değil, kriz felaketinin önlenmesi ile de çok farklı bir yere sahip olduğuna dikkat çekildi.
The Economist krizin ilk sinyallerini 12 ay önce Lehman Brothers’ın iflasını açıklaması ile Finans piyasalarında yaşanan panik ile gösterdiğini, bir anda küresel sanayi üretimi, dış Ticaret ve ekonomik faaliyetlerin 1930’ların Büyük Buhran dönemine dönüşe işaret ettiğini vurguladı.
Yeni ekonomik krizin aylar içinde köklendiğine dikkat çeken The Economist, gelişmekte olan büyük ekonomilerin en erken ve hızlı toparlanan kesimi temsil ettiğini belirtti. Çin’in üretimde yavaşladığı ancak büyümesini kesmeyerek ikinci çeyrekte yüzde 17 büyüme gösterdiği, sene ortasında ise İngiltere ve İspanya dışında tüm zengin ülkelerin tekrar ekonomik büyüme göstermeye başladığı ifade edildi.
The Economist, dünya genelinin gelişmekte olan yoğun nüfusa sahip Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin direnci ile dünyanın1991’deki krizden daha kötüsünü yaşamaktan kurtulduğunu ileri sürdü. Krizin sonucunun kaçınılmaz olmadığı ileri sürülürken, sonucun, tarihteki en büyük, en geniş çaplı ve en hızlı hükümet tepkisinin ürünü olduğu da dikkat çekilen diğer bir nokta oldu.
Bu dönemde, iflas etmekte olan bankalar trilyonlarca dolarlık kamu kaynağı ve garantileri ile korundu, merkez bankaları -büyük olanlar bilançolarını hızlıca genişleterek- faiz oranları üzerinde büyük indirimlere gitti ve dünya çapında hükümetlerin mali teşvikleri hemen uygulamaya koydu.
Analizde, krize karşı gösterilen bu tepkilerin olmaması durumunda Büyük Durgunluk’un, Buhran’a dönüşebileceğine işaret edildi.
İSTİKRAR VAR AMA KIRILGANAnalizde bugün elde edilen istikrarın çok kırılgan olduğu da vurgulanırken, buna neden olarak küresel talebin halen devlet desteğine dayalı olması ve kamu yardımlarının eski sorunları ön plana çıkarırken yeni istikrarsızlık kaynakları yaratması gösterildi.
Economist, büyümenin hükümetlerin cebinden çıkan para sayesinde gerçekleştiğini belirtirken, gelişmekte olan büyük ekonomilerde hızlı bir toparlanma yaşandığı, zengin Dünyanın geri kalanında ise gerilemeye geri dönecek zayıf bir toparlanma görüldüğü ifade edildi.
Analizde ayrıca zengin ülkelerin kamu borcu bikrimi arttıkça, borç almakta daha fazla zorlanacakları, daha iyi durumdaki ekonomiler ile aradaki farkın belirginleşeceği ileri sürüldü.
Gelişmekte olan büyük ekonomiler ise varlık balonları ve hükümetlerin finansal kıstasları çok uzun süre aynı tutmak istemeleri veya buna zorlanmaları yüzünden tam tersi bir sorun ile karşı karşıya olduklarına dikkat çekildi.
The Economist, dünya ekonomisinin Büyük İstikrar konumundan güçlü bir düzene geçebilmesinin yolunun uzlaşmazlıklarda orta nokta bulunması olarak belirtti. Dergi, bu kapsamda Çin’in yuan’ı daha güçlü kılarak ekonomisini dengelemesi ve yükselen piyasalar üzerindeki baskıyı azaltmasının kendini gösteren bir hamle olduğu da vurguladı.
Kriz aslında ‘Büyük İstikrar’ dönemi yarattı

CNBC - 18 Aralık


--Birleşmiş Milletler müzakerecileri anlaşmanın ilk şemasını çizdi
Kopenhag’da düzenlenen görüşmelerde yer alan kaynaklara göre, BM müzakerecileri, dünya sıcaklığının 2 dereceye indirilmesini isteyen ve daha fakir ülkelere milyarlarca dolar yardım sağlayacak bir anlaşma şeması çizdi.

-- Birleşme ve satın almalar 2010’da hızlanacak
Enerji, finans, Teknoloji ve Sağlık sektörlerinin 2010 yılında en fazla anlaşmanın imzalanacağı alanlar olması bekleniyor.

--BoE, bankaların zorlu bir yola hazırlanmasını istiyor
İngiltere Merkez Bankası (BoE), Cuma günü yaptığı açıklamada, İngiltere’nin Finans sektörünün altı ay öncesine kıyasla daha iyi bir durumda olduğunu söylerken, bankaların bilançolarını düzenlemeleri için şu anki uygun finansman şartlarını değerlendirmesi gerektiğini dile getirdi.
CNBC - 18 Aralık

Iain Martin


Yeni bir milenyuma girilirken, gerçekleşeceği düşünülen pek çok felaket gerçekleşmezken, insanların ihtimal bile vermedikleri alanlarda felaketler yaşandı. Özellikle bankacılık sisteminin çökmesi, oldukça uzak bir ihtimal olarak görülüyordu.

Wall Street Journal köşe yazarlarından Iain Martin’in “Farewell to a Decade of Debt and Disaster (Borç ve felaketlerin on yılına veda) başlığıyla kaleme aldığı makalede, bilinenin aksine ABD’de ve dünya genelinde son iki yılda yaşanan krizin Finans sistemine insanların anlamadan kullandıkları yeni enstrümanlardan çok, insanların kişisel davranışlarının ve daha fazlasını istemelerinin etki ettiğinin altı çizildi.

Martin, insanların her zaman “bu kez farklı olacak” inancıyla hareket edip, kötü şeylerin gerçekleşme ihtimalini düşünmediklerini dile getirirken, ekonomik sıkıntıların ve insanların hayatlarını tamamen etkileyen krizlerin bu ihmalkarlıktan kaynakladığına dikkat çekti.

ÖN GÖRÜLÜ HAREKET EDİLMELİYDİ
Son on yılda ABD’lilerin Ekonomi ve Afganistan savaşı konusunda aşırı bir iyimserlik sergilediğine dikkat çeken Martin, “Herkes 11 Eylül saldırısından sonra ABD’nin Afganistan ve sonrasında Irak’ı işgal edebileceğine inandı. Ancak oraya giderken savaş sonrasında yaşanacakları ya da bu savaştan nasıl çıkılacağını biliyor muydu? Hayır” yorumunu yaptı.

Gerçekleşen Askeri ve teknolojik gelişmelere rağmen, işgali gerçekleştiren ülkelerin iki savaşın sonuçları üzerine on dakika bile düşünmediğini söyleyen Martin, ülkelerin yalnızca “bu kez farklı olacak” inancıyla hareket ettiğine dikkat çekti.

Martin, geçtiğimiz on yılda Siyaset ve ekonomi alanında pek çok ismin ülkelerinin şirketlerinin geleceklerine yönelik sorular sormaktan kaçındıklarından, Korkunç sonuçlar doğuran adımlar attıklarına dikkat çekti.

“Sorular sorup, cevaplarını dinlemek elbette başarının garantisi değil ancak ileri dönemde nelerle karşılaşacağına yönelik çıkarımlarda kişilere çok büyük faydalar sağlayabilir” diyen Martin, bu on yılda insanların sorgulamaktan kaçındıkları için tarihin en büyük hatalarından bazılarına imza attıklarının altını çizdi.

YAKALANABİLECEK FIRSATLAR BÜYÜK
Özellikle ekonomi açısından ABD’lilerin ve Avrupalıların gelecek on yıla dair kötümser olabileceklerini belirten Martin, insanların bu endişelerinin gerçek verilerle de desteklendiği vurguladı.

“Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne (OECD) göre, İngiltere’nin ülke borcu, ülkenin 2011’de GSYİH’sinin yüzde 94.1’ine yükseldi. Bu rakam 2007’de yüzde 49.9 seviyesindeydi. Aynı şekilde, İspanya’da, borç oranı yüzde 42.1’den 74.3’e, Fransa’da ise yüzde 66.9’dan yüzde 99.2’ye yükselecek” diyen Martin, Batı halkının aşırı gururlu olmanın bedelini ağır ödediğine dikkat çekti.

Batılı ülkelerin gelişmekte olan ülkelerden büyük bir rekabet tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Martin, daha önceki başarılarının üzerine başka bir şey eklemeyip, gelecekten güzel şeyler bekleyenlerden çok, bu on yıl içinde gerçekleşen teknolojik gelişmelerden faydalananların önümüzdeki on yılda ilerleyeceğinin altını çizdi.
Martin, yazısının sonunda “geçmişte yapılan hatalar tekrarlanmadığı ve bu hatalardan ders alındığı sürece, önümüzdeki on yıl bu on yıldan daha iyi olabilir… en azından bu on yıldan daha kötü olmayacağını söylebilirim” sözlerine yer verdi.
Iain Martin

Monday, December 14, 2009

CNBC - 14 Aralık


--Abu Dabi’den Dubai’ye 10 milyar dolarlık sürpriz yardım
Abu Dabi, Dubai’nin sıkıntı içindeki kamu şirketi Dubai World’ün 4.1 milyar dolarlık borcunun ödenmesine yardımcı olmak için devlete 10 milyar dolarlık sürpriz bir yardımda bulundu.

--Düşük mortgage faizlerine rağmen, ev sahipleri evlerini yeniden finanse edemiyor
ABD’de mortgage faizleri, 1940’lı yıllardan beri görülen en düşük seviyeye geriledi. Bu düşüşte hükümetin piyasaya trilyonlarca dolar değerindeki müdahalesinin büyük bir payı var. Buna rağmen, bankalar birçok ev sahibinin evlerini teminat göstererek yeni bir mortgage kredisi almasına izin vermeyecek kadar sıkı şartlar uygulamaya devam ediyor.

-- Obama bankalara kredileri yeniden başlatma baskısı yapacak
ABD Başkanı Barack Obama’nın ekonomik danışmanları, Pazartesi günü Finans kuruluşlarının liderleriyle yapılacak görüşmelerden önce bankaların kredi verme konusundaki tavırlarını sert bir şekilde eleştirdi.
CNBC - 14 Aralık

Saturday, December 12, 2009

İslami finans da yara almaya başladı


Financial Times’da “Islamic finance suffers growing pains (İslami Finans artan sıkıntılardan yara alıyor) başlığıyla yayımlanan Haber analizde, İslami finans kuruluşlarının küresel ekonomik durgunluktan diğer kuruluşlar kadar etkilendiği belirtildi.
Haber analizde ayrıca, Dubai’deki sıkıntıların İslami finans sektörüne yönelik endişelerin artmasına neden olduğuna da dikkat çekildi.
Son zamanlarda borç sorunuyla boğuşan Dubai, sukuk olarak bilinen İslami tahvillerin en aktif ihraççılarından biri olduğundan İslami bankaların emirlikteki yatırımlarının finansmanı, geçtiğimiz iki hafta içinde fazlasıyla arttı.
Öte yandan, kredi derecelendirme kuruluşları sıkıntılar sonrası performansı düşen birçok islami bankanın notlarını düşürdü.
TEK SIKINTI SUKUK DEĞİL
İslami finans sektörüne yönelik artan endişelerin bir diğer nedeni de Gayrimenkul sektöründeki yatırımlar.
İşlemlerin faizsiz olarak yapılma zorunluluğu bankaların riskli yatırımlardan uzak durmasına neden oldu. Yatırımlarının büyük bir kısmını gayrimenkul sektörüne yapan İslami bankalar, Dubai’de gayrimenkul krizinin baş göstermesiyle sıkıntı yaşamaya başladı.
İslami yatırım şirketi Fajr Capital’in CEO’su Iqbal Khan, “Krizler gerçekleştiği sektöre yatırım yapan bütün finans kuruluşlarını etkiler. İslami olup olmamasının bir önemi yok” yorumunu yaptı.
Analize göre, İslami borç piyasasındaki iyileşme, geleneksel tahvillerle kıyaslandığında bir hayli geride kaldı. Bununla birlikte sektörde, tahvillerin şeriat kurallarına göre ihraç edilip edilmediği tartışması da baş gösterdi.
ŞERİAT KURALLARINA UYGUNLUK TARTIŞILIYOR
Şeriat kurallarına göre hareket etmeye odaklanma yalnızca sukuk piyasası etkilemedi. İslami bankacılık sektöründe uluslararası murabaha olarak bilinen ve atıl fonları değerlendirmek için kullanılan finans aracı tavarruk da bu tartışmadan nasibini aldı.
Tavarruk, müşterilerin bir İslami bankadan, ödemesini sonra yapma sözüyle emtia satın alıp, sonrasında bu emtiyayı hemen bankaya daha düşük bir fiyatla satarak şeriat kurallarına uygun olarak nakit sağlaması olarak biliniyor.
Haber analizde, bu enstrümana yönelik tartışmaların, borçlanmanın şeriat kanunlarına uygun olmamasından kaynaklandığına dikkat çekildi.
SIKINTILAR TALEBİN ÖNÜNE GEÇMEDİ
Analizde, sektör içinden bazı isimlerin Modern finansı dini kurallarla bağdaştırmaya çalışan İslami finansta her zaman anlaşmazlıklar yaşanacağını söylediğine de işaret edildi.
Uzmanlar, şeriat kanunlara uygunluk tartışmalarının ve finansal krizin İslami finans hizmetlerine olan talebin etkilemediğini söylerken, bankacıların özellikle henüz çok fazla yatırımın yapılmayan Mısır, Pakistan, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelere yönelmek istedikleri biliniyor.

İslami finans da yara almaya başladı

ABD’de ev sahipleri kiracı olma peşinde


The Wall Street Journal'da (WSJ) yayımlanan bir haberde, mortgage kredisi ile ev sahibi olanların, son küresel krizle konut fiyatlarında yüzde 50'ye yakın düşüş yaşanmasının ardından kiracı olmayı tercih ettiğine dikkat çekti.
Gazete, mortgage kredisiyle satın alınan evlerin şu andaki değerinin bankadan alınan kredi miktarının çok altında kalması yüzünden ev sahiplerinin bilerek kredilerini ödememe yolunu seçtiğine işaret etti.
DAHA UCUZA LÜKS EVLERE TAŞINIYORLAR WSJ, bunun sonucunda evleri elinden alınan ve kredi taksidi ödemekten kurtulan ev sahiplerinin, taksit için ödedikleri miktarın çok daha altında fiyatlara lüks semtlerde kirada oturma fırsatı yakaladığını da belirtti.
Ülkedeki ev sahiplerinin kiracı olmayı seçmesi, küresel Finans krizinin ardından Amerikan Rüyası olarak bilinen bir ev sahibi olma fikrindeki değişikliği de ortaya çıkardı.
Amerikan Rüyası'nın, ev sahibi olmaktan ev kiralamaya dönmesi vatandaşların hayat standartlarında iyileşmeyi de beraberinde getirdi.
Bu yöntemi seçerek artık mortgage kredisi ödemeyen ve öğretmen olan Shana Richey gazeteye yaptığı değerlendirmede, "Bu şekilde yaşamak çok daha iyi" dedi. Haberde, Richey'in mortgage kredisini ödemeyi bıraktığında ödemesi gereken miktarın, evinin o dönemdeki değerinden yaklaşık 230 bin dolar daha fazla olduğu da belirtildi.
BANKA ATANA KADAR ÖDEMİYORLAR WSJ, bu yöntemi seçenlerden bir kısmının evlerini ve ödedikleri kredileri arkalarına bakmadan bırakıp gitme yolunu, diğer bir kısmının da krediyi kullandıran bankaların onları dışarı atana kadar ödeme yapmamayı seçtiği yazdı.
ABD'de giderek yaygınlaşmaya başlayan bu yöntemin, ülkenin ekonomisine hem olumlu hem de olumsuz yansıması bulunuyor. Analistler, kredilerin ödenmemesinin bankaları zarara uğrattığını söylerken, diğer yandan insanların cebinde daha fazla para kalmasının, harcamaları artırıp ekonomiyi canlandıracağını da belirtiyor.
Analistler ayrıca mortgage kredi borcu, sahip oldukları evin miktarından daha fazla olanların sayısının 2010 sonunda 21 milyona çıkacağını öngörürken, bu durumda olan her beş kişiden birinin anlaşmasını feshetmesi durumunda, bankalara ve yatırımcılara maliyetinin ise yaklaşık 400 milyar dolar olacağı uyarısında bulunuyor.

ABD’de ev sahipleri kiracı olma peşinde