Showing posts with label Tatil. Show all posts
Showing posts with label Tatil. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Sevgililer Günü nde ne kadar harcadık?

BKM, Sevgililer Gününde yapılan harcamalara ilişkin kartlı ödeme sistemleri verilerini açıkladı. BKM verilerine göre, Sevgililer Gününü kapsayan 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde, kredi kartları ile 639 milyon liralık harcama gerçekleşti.



13-14 Şubat 2010 tarihlerinde, kredi kartları ile yapılan harcamalar 2009 yılı ile karşılaştırıldığında ciroda hemen hemen değişiklik yaşanmazken, aynı tarihlerde işlem adetlerindeki yüzde 12'yi bulan ciddi artış, bu yıl daha düşük bütçeli ancak daha çok adette hediye alındığını gösterdi. Bu tarihlerde kredi kartı ile yapılan ortalama harcama tutarı 86 lira oldu.



Sevgililer Gününe denk gelen hafta sonunda Türkiye genelinde yağmur ve soğuk hava dalgasının etkili olması nedeniyle sevgililer hediye alışverişlerini telefon ve internet aracılığıyla kapıya getirtmeyi tercih etti.



BKM verilerine göre, 14 Şubat 2010 Pazar günü, bir önceki haftanın aynı günü olan 7 Şubat 2010 ile karşılaştırıldığında, telefon, internet gibi kanallar üzerinden yapılan alışverişleri kapsayan doğrudan pazarlama sektöründe kredi kartı ile yapılan harcamalarda yüzde 270 oranında artış gözlendi.



YURT DIŞINDA LONDRA, NEW YORK VE Paris TERCİH EDİLDİ



Öğrencilerin genç nüfus oranını artırdığı Eskişehir, 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde doğrudan pazarlama sektöründe çiçek siparişleri ile ön plana çıktı.



BKM verilerine göre, bu yıl ''romantik'' bir Sevgililer Günü için yurt dışı Tatil planı yapanlar en çok Londra'yı tercih etti. 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde yerli kredi kartları ile Londra'da yapılan harcamaların tutarı 2,5 milyon liraya yaklaşırken, New York 1,7 milyon lira harcama ile ikinci sırada, Paris ise 1 milyon lira ile üçüncü sırada yer aldı.
Sevgililer Günü'nde ne kadar harcadık?

Thursday, December 31, 2009

CNNMoney - 31 Aralık


--Fox, Time Warner ile yaşanan sorunda pes etmiyor
ABD'li Televizyon yayıncısı Fox Network, Çarşamba günü Time Warner Cable şirketinin yaşanan bir ödeme sorunu nedeniyle Federal İletişim Komisyonu'yla tahkime gitme teklifini reddetti.

--Dow Jones ve Nasdaq 2009'un zirvesinde
ABD borsaları Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq, Çarşamba günü dalgalı seyreden seansın sonrasında, yatırımcıların güçlü dolar beklentisi ve yılsonundaki temkinli hareketleriyle hafif yükseldi ve yılın yeni zirve seviyelerini gördü.

--Amazon.com Tatil sezonunun en mutlu eden şirketi oldu
ABD’de pazar araştırmaları yapan ForeSee Results şirketi tarafından yayımlanan veriler, Amazon.com'dan Alışveriş yapanların bu yılki tatil sezonundan en tatmin olmuş müşteriler olduğunu gösterdi.
CNNMoney - 31 Aralık

Tuesday, December 29, 2009

YILBAŞINA MASAL DİYARINDA GİRİN

Madrid, yeni yılı farklı bir coğrafyada kutlamak isteyenlerin ilk tercihleri arasında. İspanya’nın başkenti, yılbaşı zamanı ışıltısıyla masal diyarına dönüşüyor.



Benim için Madrid, orijinal bir Goya tablosunun karşısında durduğum an başladı. O’nun, ortasına devler yerleştirdiği bozkır tasvirlerinden, sonsuz sarı çayırlıklarından geçerek gelmiştim şehir merkezine. ünlü Ressam Francisco Goya’nın neden o dev figürleri resmettiğini anlamak için bu ucu bucağı belirsiz coğrafyanın insanı delirten dinginliğine bir kere şöyle uzun uzun bakmanız yeterli. Ama yeni yıla Madrid’de girecekseniz, sizi bir sanat eserinin karşısında durmaktan başka seçenekler de bekliyor.







FLAMENKO İZLEYİN



Madrid başlı başına bir Kültür Sanat kenti. Sadece bu etkinliklere katılarak hiç boş zaman kalmadan birkaç gün geçirebilirsiniz. Turistik olmasına rağmen geleneksel değerlerin de yaşatıldığı bir şehir. İşte birkaç yüzyıldır İspanyol kültürünün sembollerinden olan flamenko müziği ve dansının yaşatılması da bu yüzden. Teatral bir havası olan



ateşli flamenko gösterilerini izlerken, içiniz ısınacak ve siz de dans etmek isteyeceksiniz. Türkiye’de de Sahne alan Joachim Cortez flamenko dansının ustaları arasında ama göreceksiniz ki, İspanya’da onun gibi niceleri var aslında. Café de Chinitas, Torres Bermejas ve Corral de la Moreria şehir merkezinde flamenko izlemek için gidebileceğiniz yerler. Madrid, başlı başına bir kültür sanat kenti













GÜNEŞ KAPISI



‘İspanya’nın kalbi’ olarak kabul edilen Puerto Del Sol (Güneş Kapısı) M\eydanı, sokak müzisyenlerini dinleyip ışık gösterilerini izleyebileceğiniz ‘en İspanyol’ yer. Orada dev bir ayı ve çilek ağacı heykelleri sizi gözlüyor olacak. Üşüyünce meydanın etrafındaki kafelerden birine oturup ısınabilirsiniz.







TAPAS TADIN



Restoranlarda siz sipariş vermeden önce masanıza küçük tabaklarda lezzetli mezeler geliyor. İspanya’da bu mezelere tapas deniyor. Conache, La Taberna Encatada, Plaza de Santa Ana en lezzetli ve en çeşitli tapas’ları bulabileceğiniz restoranlar.







PRADO’YU GEZİN



Prado Müzesi’ndeki koleksiyonlar antik çağ heykellerinden güncel sanat eserlerine uzanıyor. Müzenin başyapıtları ise İspanyol ressam Francisco Goya’nın tabloları. Prado’da ayrıca Rubens, Velasquez ve Durer’in eserlerini de görebilirsiniz.






YILBAŞINA MASAL DİYARINDA GİRİN

Monday, December 14, 2009

Serengeti de bir belgeselin içinde yaşadık

2006’da erkek arkadaşımla Nepal’e gitmiş ve çok etkilenmiştik. O geziden sonra Türkiye’de çok popüler olmayan ve hakkında pek bir şey bilmediğimiz, bizim için bakir sayılabilecek, çevremizdekilerin görmediği ülkelere gitmeye karar verdik. “Keşfetmekten memnuniyet duyacağımız ülkeler” listesi yaptık. Listemizin en başında Tanzanya vardı. Geçen yılbaşında safari turuna gitmeye karar verdik. Zaten aralık ve ocak en iyi mevsimleri. Nişantaşı’ndaki fahri konsolosluktan 30 Dolar’a aynı gün vize alabiliyorsunuz. Gitmeden önce mutlaka tetanoz ve sarı humma aşısı yaptırmanız gerekiyor. Tanzanya’ya Dubai aktarmalı 15 saatlik bir uçuşla vardık. Eski başkent Dar es Salaam’dan iç hat uçuşuyla Arusha kentine gittik. Zaten bütün safari turlarının başlangıç noktası burası.ZÜRAFA GÖRDÜĞÜMDE SEVİNÇTEN AĞLADIMBu dönemin en büyük özelliği büyük hayvan sürülerinin göçüne tanık olmak. Göç mevsiminde safari yapmak benzersiz bir deneyim. Ufuk çizgisine doğru baktığınızda yüzlerce, binlerce hayvanın bir arada yürümesi şiirsel bir görüntü yaratıyor. Mesela o dev zürafaların incecik bacaklarıyla zarafet timsali gibi yürüyüşlerini gördüğümde mutluluktan ağlamak istedim. Vahşi hayvanların çoğu otçul olduğu için kuraklık başladığında Kenya’ya doğru ileriyorlar. Safaride amaç “Büyük Afrika Beşlisi”ni (fil, leopar, suaygırı, bufalo ve aslan) izlemek. Ciplerde özel rehber eşliğinde tur rotasını izliyorsunuz. Bu tur yaklaşık bir hafta sürüyor.Tur sırasında hayvanlar arasında dolaşırken araçtan inmek kesinlikle yasak, uzaktan fotoğraf çekebiliyorsunuz. Sadece yemek ve ihtiyaç için ayrılmış özel alanlarda iki kez mola veriyorsunuz. Vahşi Yaşam parkları saat 08.00-17.00 arası açık, hayvanlar geceleri avlandıkları için akşam ortalarda dolaşmak kesinlikle yasak. Aslında yırtıcı hayvanlar insan etine çok da bayılmıyor, kesinlikle ilk tercihleri değil. Ortada antilop filan yoksa insanlara saldırıyorlar. MACERAPEREST OLUYORSUNUZ Safari turları için uçak hariç 2000-8000 Euro arasında ücret ödeniyor. Tabii çok ultra lüks ve kişiye özel turlarla bu fiyatlar çok artıyor. Biz bu skalanın ortasında, ancak epeyce konforlu bir tur seçtik. Ahşap çadırların bazıları 5 yıldızlı otelleri aratmıyordu. Lüks sayılabilecek kamp alanlarına “lodge” deniliyor. Bazı yemekler gurme restoranlarla yarışır. Kamp alanlarında turistlerin kaldığı bölümler çok iyi aydınlatılıyor. Turumuzu özellikle çocuklu arkadaşlarıma anlata anlata bitiremedim. Ellerinde dürbünlerle hayvanları izleyen çocukları gördükçe içim gitti. Bu Dünyanın bizden başka canlılarla ve hayatlarla dolu olduğunu anlatmanın daha iyi bir yolu olamaz. Safari boyunca kendinizi maceraperest sanıyorsunuz. Zaman zaman kendimi bir belgeselin içinde buldum. Belgeselleri çekmek ve özel anlar yakalamak için ne kadar büyük bir çaba harcadıklarını daha iyi anladım. Turumuza Mayara Gölü’nden başladık. Burası sodalı bir göl, 400 kuş türü yaşıyor. Suyu çok yakıcı olduğu için insanlar giremiyor ama suaygırlarının neşesine diyecek yok. Daha sonra sık sık karşılacağımız bufalo, çita, antilop, benekli kirpi, akbaba, yabandomuzu, kertenkele, çakal, ceylan, zürafa, fil ve impalaları ilk kez burada gördük. EN ünlü VAHŞİ PARK Ngongoro’dan sonra Serengeti’ye vardık. Burası dünyanın en ünlü ve en eski vahşi yaşam alanlarından. “Dünyanın en büyük açık hava gösterisi” diyenler de var. Burası coğrafi olarak tabak gibi dümdüz ama sık sık dev kayalara rastlanıyor. Hayvanların çoğu bu kayaların gölgesinde ve kovuklarında yaşıyor. Vahşi yaşam parkları korucular tarafından korunuyor. Ayrıca hayvanları doğal ortamlarında besliyorlar. Serengeti’de gördüğümüz en etkileyeci manzaralardan biri şuydu: Bir bufalo sürüsünün peşine düşmüş Masai köylüleri. Köylüler bazen bu sürünün peşinde kilometrelerce yol gidiyor. Zaten parkta bir Masai köyü var. Yerliler günlük yaşamlarını sürdürüyorlar, bir yandan da turistik gösteriler yapıyorlar.Bir gece kamp alanında şarkılarını ve danslarını seyrettik ve çok etkilendik. Çok mutlu ve sempatikler. Swahili dilini konuşuyorlar. Müslüman, Hırıstiyan ve diğer dinlerin nüfus içindeki oranları yüzde 30’ları aşmıyor. Serengeti’den sonra genellikle Zanzibar’a geçiliyor. Ada, Tanzanya’nın en turistik bölgesi. Pudra gibi kumsallarıyla cennet gibi bir Tatil merkezi ve sualtı dünyası ilgi çekiyor. Safari turunun yorgunluğunu atmak için ideal bir yer bana kalırsa. ASLAN SAHİDEN ORMANIN KRALIYMIŞAslan başka hiçbir hayvana benzemiyor. Dişiler avlanıyor ve erkek ganimetin en güzel yerini yiyor. O 300 kiloluk cüsseleriyle inanılmaz bir zarafetle koşuyorlar. Aslanların çiftleşmesi çok ilginç, toplamda yedi gün sürdüğünü söylüyorlar. 60 saniyelik çiftleşme sonrası 20 dakika mola veriyorlar ve bu olay yedi gün boyunca tekrarlanıyor. Ve biz çok nadir rastlanan bu manzarayı izleme şansına sahip olduk. Erkek aslana neden ormanlar kralı dediklerini çok iyi anladım. O yelesi, o kükremesi çok etkileyici. Kimseyi umursamadan en yüksek kayanın tepesine kurularak yatıyor. Yolunun kenarından geçsen, tenezzül edip kafasını çevirmiyor. Vahşi hayvanlar arasında sadece çakallar gündüz avlanıyor. Bir çakalın bebek ceylanı kovalamasına şahit oldum. Anne ceylan zikzaklar çizerek araya girmeye çalıştı ama yavrusunu kurtaramadı. Çakal gözümüzün önünde bebek ceylanı çatır çatır yedi.
Serengeti’de bir belgeselin içinde yaşadık

Aralık güneşinde Erdek

Bandırma’dan batıya sapıp Erdek yolunu tuttuğumda içimi bir sevinç kaplar. Bir dosta, bir güzelliğe yeniden kavuşmanın heyecanından bu. İlk kez 1980 yılında gittiğim Erdek’i, 1960’lı yılların başında, Edirne Erkek öğretmen Okulu’ndan arkadaşlarımdan dinlemiştim.Erdek’in bulunduğu Kapıdağ, zamanın behrinde bir adayken, yakın kıyıyla arasında kumulların, birikintilerin yığılıp sertleşmesiyle oluşan, coğrafyada tombolo da denilen bir kıstakla Anadolu Yarımadası’na bağlanmıştır. Bugün, iki yanda denizi gördüğünüz anda Düzler’e doğru ilerlerken Kapıdağ Yarımadası’nın kapısı önünüzde açılıyor demektir. Hem de yalnız Erdek merkeziyle sınırlı değildir bu alan; bütün köyleriyle koca bir Kapıdağ Yarımadası’dır. Her mevsim ayrı güzellikleri barındıran, yeşilin türlüsü ve türküsüyle bezenmiş bir zenginlik karşınızdadır. Kışınsa ayrı bir güzelliktedir Erdek. Tenha, dingin, içli şarkıların içtenliğinde ve yalnız... Kendinizle buluşmak, ıssızlıkta kendi sesinizi duymak için birebirdir. Bütün kış kıyıları gibi, hatta daha da fazla. Kendine çekilmiştir çünkü.BU ÇINARA 1350’DE PAŞA ATINI BAĞLAMIŞTIErdek’e Çanakkale üzerinden geliyorsanız, Edincik’ten geçerek de ulaşabilirsiniz.Sakin, kendi dünyasında yaşayıp giden zeytin beldesi Edincik’te dikkatinizi çeken bazı ahşap yapılar olacaktır. Bu evlerin geçmiş zamandan günümüze selamlar taşıdığını görmemek mümkün mü? Onlarla selamlaşırken, 1350’lerde buraları Osmanlı toprağına katan Süleyman Paşa’nın atını bağladığı bin yıllık, içi oyuk bir çınara da merhaba diyebilirsiniz.Sonra, kıvrıla büküle ineceğiniz yolda ve sapaktan sonra da Erdek’e kadar bilgelik ağacı zeytinin saltanatına teslim olacaksınız. KİZİKOS’UN GİZEMİArtaki ya da Artake’den Erdek’e uzanan tarihsel sürecin öncesinde Kizikos var.Kizikos, genel yapısıyla bir üçgeni andıran Kapıdağ’ın girişindeki antik yerleşim alanı. Bugün ne yazık ki çok az bir bölümü gün yüzüne çıkarılmış. Özensiz ve düzensiz, terk edilmiş bir hazine, orada öylece yatıyor. Hadrianus Tapınağı ve dehlizleri ile köstebek yuvası gibi. Tarih yağmacılarının kazmalarla köşesini bucağını deşip kurcaladığı bir ören yeri.Söylenenlere bakılırsa, Efes kadar ya da ondan daha büyük bir alanı kaplıyor Kizikos.Bütünüyle ortaya çıkarıldığı zaman, Erdek sırf Kizikos’u görmek isteyen on binlerce insanı çekebilecektir. Ama bunun için bizdeki kazıların yazgısının değişmesi gerek öncelikle. Orada tiyatrosu, amfitiyatrosu ve günışığına çıkmış çıkmamış bölümleriyle koca bir antik kent (ve daha niceleri) dururken, ne acı ki, bize düşen yalnızca beklemek!KIYI KAHVELERİ HEP CIVIL CIVILErdek çarşısını geçip kıyıya ulaştığınızda yılın dört mevsiminde cıvıl cıvıl kaynaşan kıyı kahveleri çıkar karşınıza. Erdek rıhtımı, dalgakıranın ve Zeytinli Ada’nın korumasında rüzgârlardan uzak, deniz masallarını söyleyip durmaktadır. Kıyıda tekneler, balıkçılar... Yüzyıllık çınarların altına sıralanmış kahvelerde dinlenen, söyleşen, eyleşen insanlar...Ben Erdek’le Akçay’ı kıyıdaki bu yapılanmalarıyla birbirine benzetirim. Gerçekten ikisi birbirini andırır. Ancak burada karşıda Zeytinli Ada vardır cepheyi kapatan. Güneydoğuda ise Seyitgazi Tepesi. Akçay’ın önü ise açıktır. Arada önemli bir fark var yalnız: Akçay’da denizden fışkıran bir tatlı su kaynağı vardır: Erdek/Zeytinli Ada’da ise sıcak su...ZEYTİNLİ ADA’DA KAZILAR SÜRÜYORErdek’in incisi Zeytinli Ada’da bugün kazı çalışmaları hızla ve titizlikle sürdürülüyor. Tatil günlerinde bulunmamız nedeniyle benim adaya geçmem ve orayı yakından görmem mümkün olmadı ama Erdek Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürü Şebnem Gürel, orayı görmüş kadar olacağım bilgi ve belge sundu bana. Sekizgen vaftiz havuzu başta olmak üzere oradaki buluntuları gerçekten görmek istiyorum. Yağmurlu sonbahar gününün azizliğine uğradığımız için gidemediğim Kirazlı Manastır’ı bir de...APOSTOL’ÜN DİLEK AĞACIAgrigento Otel’den kuzeye, kıyıdan içerilere doğru kısa bir süre yol alıp da bir yamacı tırmandığınızda güzelim bir tepede buluyorsunuz kendinizi. Sırttan denize, nefis bir manzara... Sonradan bir iki ad konusa da, kadimden beri süregelen adıyla Apostol’dür orası.Ulu çınarların birbirini çiğneyerek göğe uzandığı bu tepeden aşağılara, ötelerde uzanan denize bakarak çayınızı yudumlamak, hele mümkün olsa iki kadeh parlatmak emsalsiz bir keyif olur. Ancak, ne yazık ki burası işletmeye elverişli iyi bir tesisle taçlandırılamamış. Çınarlardan birinin oyuğundan geçenlerin dileklerinin kabul olunduğuna öylesine inanılmış ki, ağacın içindeki oyuk gelen geçenin sürtünmesiyle neredeyse cilalanmış. Tek tük çaputlar da cabası. Ortalıkta ne eren var, ne evliya; koşuşturan, ağaçtan ağaca geçen sincaplarla dallarda ötüp duran kargalar kış tenhalığının özgürlüğüne bırakmışlar kendilerini.Apostol, kadri bilinmemiş bir cennet köşesi. Erdek Belediyesi orayı gün yüzüne çıkarmalı ve yaşama katmalı. Yaz tatillerinde olduğu kadar öteki mevsimlerde, özellikle de kışın, İstanbul’un burnunun dibindeki bu cennet, kendinizi dinleyerek dinlenmeniz için Erdek içindeki ve Ocaklar’daki nezih otelleriyle, yemek ve balık çeşitleriyle sizi bekliyor. Yenikapı-Bandırma hızlı feribotu sizi oraya iki buçuk saatte ulaştırır, eğer İstanbul’da yaşıyorsanız. Başka yerlerde yaşayanlara ise isteyene hiçbir yerin uzak olmadığını anımsatmak yeter sanırım. AGRİGENTO OTELİ Müze GİBİBu kez Erdek’i bana Edirne Erkek Öğretmen Okulu’ndan arkadaşım, eski Erdek Lisesi Müdürü Namık Güven gezdirdi. Köşe bucak saklı güzellikleri bir bir bulup tanırken, ünlü Agrigento Oteli’ne de uğradık. Turistik geçinen nice il ve ilçede böyle bir Otel yok! Görkemiyle, nice gösterişli yapı yarışamaz. Koca bir müzeyi andıran tarihi koleksiyonları bağrında barındırması ise başlı başına bir farklılık ve zenginlik. Milattan öncesinden bugüne birçok tarihi eserin sergilendiği bu “müze”nin bence tek kusuru, sergilenenlerin dönemlerine göre sıralanmamış ve bölümlenmemiş olması. Yoksa, Mekke’nin kilidinden sedef kakmalara, değişik kılıç ve silahlardan Abdülhamit Fermanı’na kadar akla gelebilecek nice değerli tarihsel eşya yer alıyor Agrigento Otel’in özel müzesinde.Toplantı salonları, özel bölümleri ve havuzları ile birkaç büyük gruba birden hizmet verebilecek kapasitedeki otelin kongrelere de ev sahipliği yapabileceğini söylemek abartı olmaz; bir gerçekliği dile getirmek olur.Agrigento, görülmesi, gezilmesi gereken bir otel, eşsiz bir konaklama yeri.LÜFERE MERHABAErdek’in deniz ürünlerine ve Ege’den Balkanlar’a uzanan çeşnisiyle zeytinyağlı ağırlıklı mutfağına imrenirsiniz.Her mevsim denizin bereketi balığın türlüsüyle sofralarınızdadır ama sonbaharda ve kışta lüferin tadına bakmadan olmaz. Akya balığının bifteğini de unutmamak gerekir. Ben Kafkas Restaurant’taki damak tadını unutmadım bu balıkların.
Aralık güneşinde Erdek

Basra Körfezi nin parlayan incisi

Şikago ya da Şanghay’ı hatırlatan gökdelenler, geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğü ara sokaklar, denizin üzerine inşa edilmiş şehir Pearl Qatar, muhteşem İslam Eserleri Müzesi, Doha Film Festivali, ünlü tenisçilerin raket salladığı turnuvalar, yabancı üniversitelerin kampüslerine kucak açmış Eğitim Şehri Projesi, görkemli evler, Venedik’teki gibi kanallarla süslenmiş Alışveriş merkezleri, El Cezire Televizyonu, denizin kenarındaki çölde yapılan safari Katar’da beni şaşırtanlardan bazılarıydı. BODRUMLU HEREDOT 2500 YIL ÖNCE YAZMIŞ


Katar gittiğim 108’inci ülke oldu. Gördükten sonra bu kadar sona bıraktığıma üzüldüm. Gerçekten çok daha başlarda ziyaret edilmeyi haketmiş. Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ve eşi Mozah Bint Nasır El Missned ülkeyi bambaşka bir lige taşımış. Vizyonları Katar’ı Körfez’in incisi haline getirmiş.Dünyada Lihtenştayn’dan sonra en yüksek milli gelire sahip ikinci ülke olan Katar hakkındaki ilk yazılı belge, MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan, Bodrumlu Heredot’a ait. Katar tarihinde fazla bir renk yok, yüzyıllarca fakir bir ülke olmuş. 16. yüzyılda Osmanlılar ele geçirip dört yüzyıl egemenlik sürmüş. Bedevi El Tani ailesi ise 18. yüzyılın ortalarında Katar’a gelip yerleşik düzene geçmiş. Ülkede özellikle balıkçılık ve inci ticareti ile uğraşmışlar. I. Dünya Savaşı sırasında, Şeyh Abdullah döneminde Osmanlı yönetimi sona ermiş. İngilizler kendilerinin izni olmadan başka yabancı güçlerle ilişkiye girmeme sözü karşılığında Katar’ın hamiliğini üstlenmiş. Bu süreç 3 Eylül 1971’deki özgürlük ilanına kadar devam etmiş. 3 Eylül Katarlılar için önemli bir tarih. Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı inci ticareti 1930’larda değerini yitirince yoksulluk almış başını yürümüş. Petrolün bulunması ise Katar’ın makûs talihini değiştirmiş.


KADINLARA OY HAKKI VERİLDİ


1995’te babasını kansız bir darbeyle deviren Emir Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ülkede çok seviliyor. Kadınlara Otomobil kullanma ve oy verme hakkı tanımış. Demokrasi yolunda önemli adımlar atılmış. 2003’teki referandumla nüfusun yüzde 96.6’sı yeni anayasaya “evet” demiş. Ama Katar’da hâlâ politik bir parti yok, monarşi devam ediyor. Emir aynı zamanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz rezervine sahip Katar’da son yıllarda kaydedilen gelişmeler inanılmaz. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Doha’nın silueti gökdelenlerle değişmeye başlamış. Her taraf inşaat dolu, hummalı faaliyet 24 saat devam ediyor. West Bay Lagoon’da, aynı Dubai’deki Palmiye misali denizi doldurup Pearl Qatar isimli inanılmaz bir yerleşim yaratmışlar. Burada her şey çok lüks, en bilindik markaların mağazaları ve marinalardaki görkemli yatlar dikkat çekiyor. Emirin başarısının arkasındaki kişi ise eşi. Şeyha diye geçen Mozah Bint Nasır El Missned’in internet sitesine (www.mozahbintnasser.qa) bir göz atın. Arap kadından ziyade Hollywood yıldızlarına benziyor. Onun modern, Batılı görünümü ülkedeki kadınlara da örnek olmuş.


2.5 YILDIR KATAR’DA YAŞAYAN ŞAFAK GÜVENÇ TAVSİYE ETTİ


Gece hayatının merkezi Crystal Lounge, en iyi Restoran Il TeatroŞafak Güvenç, Katar’ın en güzel otellerinden W’nun genel müdürü. İsviçre’de okuyan, New York ve Kahire’deki önemli otellerde çalışan Güvenç, 2007 Martı’ndan bu yana Doha’da yaşıyor. Katar izlenimlerini ve 2.5 yıllık tecrübesinden yararlanıp gezginlere önerilerini sordum. Güvenç, Katar’ın en çok dinamizminden etkilendiğini söylüyor. Bunun nedeni çok farklı kültürlerin Katar’da birbiriyle kaynaşması. Özel bir üniversite şehri kuracak kadar eğitime önem veriliyormuş. Hatta yakında bir kültür köyü açılacakmış. İslam Eserleri Müzesi’ndeki iddialı koleksiyonu mutlaka görmenizi tavsiye ediyor. Doha’daki en iyi Otel ve restoranları ise şöyle sıralıyor: “W, Four Seasons, Sharq Village, Hyatt iyi oteller arasında. Restoran olarak Spice Market, Il Teatro, Al Dana, Al Bandar, Tajine ve Bice’yi tavsiye ederim. Gece hayatının merkezi ise Crystal Lounge.”DOHA Dhow’la körfezi gezin, çölde safariye çıkınDoha Körfezi, İzmir Körfezi gibi şehri ikiye ayırmış. Ortasındaki bölüm yürüyüş yolu. Bir tarafı gökdelenlerle bezenmiş, adeta bir Avrupa şehri, diğer taraf ise yakın tarihin sıradan binalarıyla dolu. Modern kısımda beş yıldızlı oteller, uluslararası şirketlerin merkezleri ve büyükelçilikler bulunuyor. İki yerleşim arasında ise Korniş dedikleri, sekiz kilometrelik sahil şeridi var. Doha’nın tarihi bölgesi vasat bir yerleşim. Şehrin iki yüzü taban tabana zıt. Eski kısımda en ilginç yer Souq Waqif dedikleri kapalı çarşı. Burası oryantalistlerin anlattığı, resmettiği görünümdeki kişilerle dolu, geleneksel yapı korunmuş. Çarşı etrafında ilginç bir hayvan pazarı var, yan sokaklarında da otantik restoranlar ve nargile keyfi yapabileceğiniz kafeler. Eski Doha’nın yeni yüzü olan ve deniz üzerine inşa edilmiş İslam Eserleri Müzesi tam bir Mimari harikası. İçindeki eserler az ama öz, sergileme ise olağanüstü. Osmanlı’dan çok sayıda eser müzeyi süslüyor. İznik çinileri, halılar, yazı setleri bizden izlerin bazıları. Giriş ücretsiz. Bu müzeyi gördükten sonra İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi öyle sıradan kalıyor ki... Eski Doha’da göreceğiniz bir başka güzel Müze, eski bir saraydaki Ulusal Müze. ÇÖL SAFARİSİ DENİZDE BİTİYORSize tavsiyem, Dhow adı verilen geleneksel teknelerle Doha Körfezi’nde tur atmanız. Dhow’lar İstanbul’un Boğaziçi’ndeki dolmuş motorları gibi. Sizi eski ve yeni Doha arasında yolculuğa çıkarıyor. Körfezin tam ortasına gelince iki tarafa da bakın, Katar’ın kat ettiği inanılmaz yolu göreceksiniz. Alışverişe meraklıysanız City Center Doha ve Landmark büyük alışveriş merkezleri ama en görkemlisi Villaggio. İçine kanallar yapıp gondol koymuşlar. Gondollarla dolaşırken vitrinleri seyretmeye ne dersiniz?Küçük bir ülke olan Katar’da yapılacak en güzel etkinliklerden biri de çölde safari. Doha’dan karayoluyla bir saatte ulaşabileceğiniz çöl bu iş için ideal. Dört çeker araçlarla kumun üzerinde adeta akrobasi yapıyorlar. Sonunda da denizin kenarında duruluyor ve kendinizi sulara atıyorsunuz. Körfez’de bir yarımada ülkesi olan Katar’ın Suudi Arabistan’la 60 kilometrelik bir sınırı var. Suudilerle ilişkileri iyi, İran, İsrail ve Batı dünyası ile de bağlantıları sağlam. Turistlere karşı hoşgörülüler. Arap ülkesi olmasına rağmen basın son derece özgür, baskı yok. Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonunun bu kadar güvenilir olmasının sebebi de bu. Etrafta Katarlı görmek çok zor. Onlar azınlık konumunda. 900 bin kişilik nüfusun sadece üçte biri Katarlı. Her taraf yabancı kaynıyor. Pakistanlı, Hintli, Filipinliler sokakları doldurmuş. Yabancılar her işi yapıyor, Katarlılar da yüksek duvarlı villalarında hayatın tadını çıkarıyor. işsizlik oranını merak ediyorsanız sadece yüzde 0.4!


ÇÖPÇATAN BLUETOOTH


Ülkede modern kadınlar da görüyorsunuz ama çoğu peçenin ardına gizlenmiş, gözleri bile örtülü. Kadın erkek ilişkilerini merak edip sorduğumda modern teknolojiyi kullandıklarını söylediler. Tanışmak için bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz, restoran ya da kafeye oturuyorsunuz, kendinize uygun bir rumuz belirleyip Bluetooth’unuzu açıyorsunuz. Sonra mesajlaşmalar başlıyor. Adeta Oyun gibi! Size mesajı göndereni bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra telefonla sohbet, ardından kaçamak buluşmalar başlıyor. Issız sokaklarda yan yana gelen siyah camlı otomobiller, araç arası transferler derken, belki de mutlu sona ulaşılıyor. İşin ilginç yanı daha sonra gittiğim Bahreyn’de de durumun aynı olmasıydı. Konuştuğum bir Türk, Türk olmanın avantajlarından bahsetti. Bizi Batılı Müslümanlar olarak gördükleri için Türk olduğunuzu belirten bir rumuz seçtiğinizde mesajlar yağmaya başlıyormuş! Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da Türk dizilerine büyük ilgi var. Ben Doha Film Festivali zamanı Katar’deyken Gümüş dizisinde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ da oradaydı. Resminin basılı olduğu tişörtler dükkânlarda satılıyordu. Aşk-ı Memnu dizisinin ülke televizyonlarına gelmesi sabırsızlıkla bekleniyor. Türkiye’de oynayan bölümleri Arapça altyazılarla hemen You Tube’a konuluyor. Vahabi İslam’ın katı kurallarına rağmen Katar’da beş yıldızlı otellerin Bar ve restoranlarında içki serbest, sokak arası restoranlarda ise gazoz ve meyve suyuyla idare ediyorsunuz. Türk mutfağı çok popüler, bol miktarda döner ve kebap salonu var. Ülkeye giriş için vizeyi kapıda alıyorsunuz, ücretini de kredi kartınızdan çekiyorlar!Katar Arap dünyasının İsviçre’si olarak geçiyor, bu sıfatı da fazlasıyla hak etmiş. Listenize bir an önce koyun, pişman olmayacaksınız.


Basra Körfezi’nin parlayan incisi

Turizm profesyonellerinden sektöre 27 kalite ödülü

Konaklama Kategorisi’nde Çırağan Palace Kempinski (Şehir Oteli), Hillside Beach Club (Resort Oteli), Hotel Les Ottomans (Butik Otel), The Marmara (Zincir Otel); Seyahat Hizmetleri Kategorisi’nde Intra Tours (Incoming Seyahat Acentası), SETUR (Outgoing Seyahat Acentası), Visitur (Kongre Turizmi Acentası), VIP Turizm (Incentive Seyahat Acentası), Özge Ersu (Profesyonel Turist Rehberi); Turizm ve Taşımacılığı Kategorisi’nde THY (Havayolu), TAV Atatürk Havalimanı (Havalimanı), Varan Turizm (Karayolu Taşımacılığı), AVIS (Otomobil Kiralama), Royal Caribbean International (Kruvaziyer), D-Marin Liman İşletmeleri (Liman İşletmeciliği), D-Marin Turgutreis (Marinalar); Mekân Kategorisi’nde Esma Sultan Yalısı (Etkinlik Toplantı Mekânı), Reina (Eğlence Mekânı), Feriye Lokantası (Turizme Hizmet Eden Restoran); Yatırım Kategorisi’nde, Dedeman Grubu (Turizm Yatırım Grubu); Turizmin Gelişimine Katkı Kategorisi’nde Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü (Turizm Eğitimi), Hülya Aslantaş (Turizm Tanıtımına Katkı), Koç Ailesi (Kültürel Değerlerin Korunmasına Katkı), TEMA Vakfı (Çevrenin Korunmasına Katkı) ödüllerini aldı. Dedeman Otelleri ise sürdürülebilirlik ve hijyen alanında Johnson Diversey Özel Ödülü’nü kazandı. 1932 ’de Paris’te kurulan Skal International, 90 ülkeden 20 bin turizm profesyonelini bir araya getiriyor. İspanya merkezli örgüt, turizm profesyonellerinin iyi ve köklü ilişki kurmasını amaçlıyor. Yerel ve uluslararası toplantılarda turizm sektörü çalışanlarını buluşturuyor. Örgütün Dünya Başkanlığı’na geçen yıl Hülya Aslantaş getirilmişti. Skal’ın Türkiye bölümü, turizmde kaliteli hizmeti artırmak amacıyla 12 yıldır Turizmde Kalite Ödülleri’ni (Skalite) düzenliyor. Hürriyet Seyahat turizme katkıları nedeniyle 2005 ve 2008’de basın dalında Skalite ile ödüllendirilmişti.
Turizm profesyonellerinden sektöre 27 kalite ödülü