Showing posts with label Reyting. Show all posts
Showing posts with label Reyting. Show all posts

Thursday, December 31, 2009

Araplar, 2009 da Türk dizilerini izledi

Başarılı Arapça dublajları ile Uydu üzerinden yayın yapan çok sayıda kanalda Reyting patlamasına yol açan dizilerin başında “Gümüş” yer aldı. 2009’da beyaz cama gelip halen gösterimde olan diziler arasında Türkiye’de de milyonlarca izleyiciyi ekrana bağlayan dizilen yer alıyor. Başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Arap kanallarında 2009’da yayınlanan diziler ve kanalları şöyle: * Yabancı Damat: (MBC 4-Birleşik Arap Emirlikleri); Özgür Çevik, Nehir Erdoğan, Zeki Akpınar, Erdal Özyağcılar, Bnnur Kaya, * Binbir Gece (2M Monde-Fas/ OSC TV-Mısır): Bergüzal Korel, Halit Ergenç, Ceyda Düvenci, Tardu Flordun, Ihlamurlar Altında: (MBV 1 Birleşik Arap Emirlikleri); Tuba Büyüküstün, Bülent İnal, Sinan Tuzcu, Özge Borak * Dudaktan Kalbe (Abu Dhabi TV-Birleşik Arap Emirlikleri): Burak Hakkı, Aslı Tandoğan, Yiğit Özşener, Özge Özder * Kurtlar Vadisi; (Abu Dhabi TV- Birleşik Arap Emirlikleri/ Al Libiyah TV-Libya): Necati Şaşmaz, Özgü Namal ,Oktay Kaynarca * Gümüş; (MBC 1- Birleşik Arap Emirlikleri/ Arab TV). Birleşik Arap Emirlikleri): Kıvanç Tatlıtuğ, Songül Öden, Ekrem Bora, Güngör Bayrak * Kınalı Kar; (MBC 1- Birleşik Arap Emirlikleri): Emrah ; Özlem Conker, Engin Şenkan, Burçin Terzioğlu. * Aliye: (MBC 4- Birleşik Arap Emirlikleri): Nejat İşler, Sanem Çelik, Halit Ergenç.
Araplar, 2009’da Türk dizilerini izledi

Thursday, December 24, 2009

Türk basını nereye gidiyor


Haberciler Derneği Genel Başkanı Hasan Taşkın, yaptığı yazılı açıklamada son dönemlerde “Yandaş Medya” söyleminin daha yüksek seslendirildiğini belirterek, bu söylemlerin ve basına yönelik ayrımcı açıklamaların Türk basınına zarar verdiğini bunun da Milletin menfaatine olmadığını dile getirdi.

Taşkın, tüm bunların yanı sıra yazılan birçok haberin tartışma konusu haline gelmesi ile halkın basına karşı güveninin zedelendiği görüşlerinin de zaman zaman seslendirildiğini kaydetti.
Basından en çok yakınanların arasında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geldiğini savunan Taşkın, ''Başbakan'ın medya üzerindeki son siteminde medyanın terör olaylarını evire çevire sürekli vermesinden yakınıyor. Terörün esas amacı topluma eylemleriyle mesaj vermektir. Korku yaratmak, kışkırtmak ve çatışma ortamı oluşturmaktır. Tüm bunları medya aracılığı ile yaptığı doğrudur. Bu noktada Başbakan haklıdır'' diye konuştu.

Taşkın, diğer taraftan medyanın ise gelişen olayları ekrana ya da Gazete sayfalarına taşımanın haberci deyimi ile Haber atlamamak durumunda olduğunu bildirdi. Haberin veriliş biçimi ve sürekli tekrar edilmesinin sadece terör olayları ile ilgili haberlerde yapılmadığını dile getiren Taşkın, önemli gelişmelerin verilme biçiminde de aynı yöntemin izlendiğini, bu yayın organlarının başındaki habercilerin tek dertlerinin Reyting olmaması gerektiğini ifade etti.

Hasan Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Televizyonlar için RTÜK var. Peki bu kurul Televizyon habercileri ile hiç toplantılar yapıyor mu? Yapılan haberlerin toplumdaki etkisi üzerine araştırmalar yapıyor mu? Peki RTÜK'teki üyelerden kaçı televizyon haberciliğinden gelmiştir? Gerek iktidar gerekse muhalefet RTÜK'e üye atarken işinin ehli kişiler mi yoksa siyasi düşüncelerine yakın kişiler mi seçiliyor? Sorularının yanıtlarını aramamız gerekiyor. Tüm bu soruları düşününce belki siyasiler de gelinen noktadaki eksiklik için kendilerinin de pay sahibi olduğunu düşünür.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un medya üzerindeki mesajlarını da habercilerin ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Medyanın da hataları vardır. Ancak bu hatalardan da sadece medya değil hepimiz sorumluyuz diyerek, çözüm yollarını birlikte aramalıyız. Haberci milletinin sesidir ve öyle de olmalıdır. Aksi halde habercilik yapmaz, birilerinin sesi olur sadece.''

Yazılı Basın

Tüm bu noktadan bakınca askerin de siyasilerin de medyanın da elini taşın altına koymasının gerektiğinin altını çizen Taşkın, birbirlerini suçlamanın ve saflara ayrılmanın milletin hak etmediği bir tavır olduğunu vurgulayarak şunları da kaydetti:
''RTÜK'ün dışında yazılı medya için de bir üst kurul oluşturulması gerektiğine inanıyorum. “Yazılı Basın Üst Kurulu” mesela… Yazılı medyayı izleyecek, habercilerin uzmanlaşması için Eğitim faaliyetlerine destek verecek. Yazılı medya ile sürekli iletişimde olacak ve yerel medyayı destekleyecek. Medyanın sorunlarını tartışabilecek, gerekirse mesleki örgütlerle iş birliği yaparak yasal değişiklik için Meclis'e öneri sunacak.

“Haberci yalan haber yazmaz''

Taşkın, habercinin haberi yaparken güvenilir kaynak aradığını ifade ederek, ''Yetkili birim veya kişiyi arar ki yaptığı haberin güvenirliği olsun. Yani hiçbir haberci yalan haber yazmaz. Ancak, haberciler yanıltılabilir. Yanlış bilgi verilerek yönlendirilebilir. Bunun için bir habercinin aldığı haberi önce editörü, daha sonra haber müdürü ve en son genel yayın yönetmeni değerlendirir. Bu birimlerin onayından sonra haber yayına girer'' dedi.

''Haberci yetkililere güvenmek zorundadır. Bu noktada eğer eleştirilecekse haberciler ya da medya kuruluşları değil, o kuruluşlara makam ve koltuklarını kullanarak haberleri sızdıran ya da veren kişilerdir'' diyen Taşkın, eğer herkesin sorumluluktan kaçacaksa ve işin kolay yolu diye medyayı ya da habercileri suçlayacaksa bundan sadece habercilerin değil, toplumunda zarar göreceğini bildirdi.

Taşkın, Türkiye'nin, habercileri dışlamakla değil, habercilere destek olmakla doğru ve tarafsız haberlere daha sağlıklı ve çabuk ulaşacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bakın, düne kadar Başbakanlığın basın sözcülüğü yoktu. Bu iktidar bu boşluğu gördü ve doldurdu. Ancak bir türlü oturtulamadı ve yürütülemedi. Başbakan her konuya çıkıp konuşmaya vakit bulamayabilir. Sözcüler kamu adına basını bilgilendirir ve yanlış bilgilerin dolaşmasını engeller.
Türkiye'nin terör sorunu var. Güvenlik ile ilgili her il kendi çapında açıklamalar yapıyor. Halbuki İçişleri Bakanlığı'nın da sözcüsü olmalı. Bu sözcü de habercilere zaman zaman bilgiler vermeli. Zaman zaman bakanlık adına açıklamalar yapmalıdır. Bakın Genelkurmay Başkanlığı bunu başardı. Eksikliklere rağmen, eksiklik diyorum çünkü Genel kurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkilerini deneyimli sivil bir gazetecinin yapmasından yanayım. Basını en iyi bilen yine basından gelen deneyimli habercilerdir. ''

“Sarı Basın Kartı sahibi işsiz gazeteciler değerlendirilebilir''

Tüm bu eksiklikleri sarı basın kartı sahibi işsiz haberciler doldurabilirler. Ülkelerine hizmet etme fırsatı verilsin bu yeter onlar için. Yani askerler kendi işlerini çok iyi biliyor olabilir. Ancak, basının işleyişi ve basın ilişkilerini çok iyi götüremeyebilir. Bu sadece askerler için değil, başbakanlık, bakanlıklar ve diğer tüm birimler için geçerlidir.''

Habercilere sağlıklı haber akması için her kurumun üzerine düşen görevi yapsa habercilerin daha sağlıklı bilgi alsa, tüm bu yakınmaların yüzde 80'nin biteceğini öne süren Taşkın, sadece eleştiri yapıldığını, sorunları seslendirmek yerine, sorunları çözmek gerektiğini hatırlattı.

Medyanın suçu

Medya'nın da suçunun olduğunu ancak medyanın suçu uzman deneyimli habercilerini devre dışı bırakmakta olduğunu ileri süren Taşkın, bugün habercilerin yüzde 70'inin deneyimsiz habercilerden oluştuğunu, haberciliğin artık branşlaşması gerektiğini dile getirerek, ''Ekonomi muhabirleri, Spor muhabirleri gibi Sağlık muhabirleri, güvenlik muhabirleri konularında branşlaşmayı ve deneyimli usta gazetecileri bünyemizde tutmayı başaramadık. Alışıla gelmiş usta çırak ilişkilerini bugün göremiyoruz. Çünkü usta artık çırak yetiştirmiyor.
'Neden?' diye sorduğunuzda, '3 gün sonra işi biraz öğrendiğini düşünüp, beni devre dışı bırakırlar' diyor. Çünkü daha az ücrete fikir işçisi çalıştırma ilkesi benimsenmiş durumda. Bu noktada ekonomik sorunlar da elbette etken. Ancak, habercilerden şikayet edenler, habercilerin imkanlarını artırsınlar ki, toplum da deneyimli habercilerin kalemlerinden daha sağlıklı Haberler alabilsin'' şeklinde konuştu.

“Basının görevi milletin sesi olmaktır”

Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Atatürk, “Basın milletin ortak sesidir” diyor. Çok yerinde ve doğru bir söz. Basının görevi Milletin sesi olmaktır. Eğer basın gücün ya da sermayenin hizmetine girerse gün gelir o güç ve sermaye ile biter. Bu da Milletin yararına değil zararına bir durumdur. Bu nedenle haberci yetişenlerin branşlaşma konusundaki deneyimlerinin ne olduğuna iyi bakılmalıdır.

Diğer yandan Hazreti Peygamber 'işi ehline verin' diyor. Yani yine aynı noktaya geliyoruz. Branşlarında uzmanlaşma, habercilik görevini ifa etmek, sermayenin ya da gücün sesi değil, halkının, milletinin sesi olmaktır. Halkının sesi olan medya ise gücünü milletten alır ve sırtı yere gelmeyecektir.
Branşlaşmadaki en büyük handikap ise branşı konusunda sürekli haber yapan habercilerin taraf olmamaya özen göstermeleridir. Yani x partiyi takip eden siyasi muhabir belli süre sonra o parti gibi düşünmemelidir. Tüm haberlerinde doğruyu ve halkın menfaatini ilke edinmelidir. Yargı muhabiri ya da güvenlik muhabirleri de tarafsızlıklarını korumalıdırlar. Bunun denetimini de medya kuruluşlarının yöneticileri yapmalıdır.''

Yetişmiş insana değer verilmesi gerektiğini, bir insanın 30 yılda 40 yılda yetiştiğini anlatan Taşkın, ''ancak biz bu deneyimi kenara itip emekliye zorluyoruz, bu medyada da böyledir. Bugün habercilerin ceplerinde Başbakanlığın verdiği sarı basın kartları var. Bu haberciler ülke için birer değerdir. İşsiz kaldıklarında sahiplenilmeliler. Başbakanlık basın kartı verdiği bu kişileri Basın yayın enformasyon bünyesinde ya da oluşturulacak bir bünyede merkeze çekilen valilerin değerlendirildiği gibi değerlendirmelidir'' diye konuştu.

“Basın ülkenin düşünen beyni ve konuşan dilidir”

Türk basınının yönlendirilmemesi, doğru haberleri halkına duyurmasının, yani milletinin sesi olmasında iktidarların sorumluluk taşıdığına dikkati çeken Taşkın, kırmak, dökmek yerine, çözüm yolları aramanın, yeni fikirlerle ülkenin kalkınmasında ortak nokta bulmak gerektiğini, bu noktada da iktidarın da sermayenin de sorumluluklarının olduğunu öne sürerek şunları kaydetti:
''Çünkü ülkenin huzuru herkesi ilgilendirir. Basın ise ülkenin düşünen beyni, konuşan dilidir. Beyni özgür bırakmazsanız, dili söyletmezseniz felçli insanın durumuna düşürürsünüz. Felçli insan sadece vardır. Düşüncesi ve hareketi kısıtlıdır. Bu insan konuşamıyorsa ya da bazı cümleleri söyleyemiyorsa ne olur siz düşünün? (yandaş medya) söylemlerini kullananlar milletine de haksızlık ediyor. Bu söylemlerin bitmesi, taraflı değil, halkın ihtiyaçları doğrultusunda doğru ve tarafsız haber ilkesi için bilgi ve birikime önem vermeliyiz.”


Türk basını nereye gidiyor

Wednesday, December 9, 2009

Her yerde fırtınalar koptu bir tek güzel ülkemiz hariç

Dünyanın en önemli organizasyonunda kazananlar yeniden değişti. Ralli parkurlarında efsanelerin sonu geldi. Fransız pilot Sebastien Loeb artık yarış kazanamaz duruma geldi ve kendisini bu durumdan kurtarmak için mavi boncuklar aramaya başladı. Hatta ralliyi bırakıp Formula 1 yapacağını bile söyledi. Ülkemizde ise suyun akışında bir değişiklik olmadı. Herkes ununu eleyip, eleğini duvara asmış gibi yoluna devam etti. Bu durum herhalde bu sporun ülkemizde sonunu getirecek veya getirdi bile.Bu Spor gerçekten de çok ilginç bir olay. Çok hızlı ve zamana çok çabuk ayak uyduruyor ve insanı gerçekten de fazlasıyla şaşırtıyor. Gazetemiz ara verdiği süre içinde de bu sporun hızına şaşırdım kaldım. Sizlerle beraber olmadığımız süre içinde çok önemli işler ve çok önemli değişiklikler oldu. Kendi adıma da çok ama çok önemli değişiklikler yaşadım. Ama bu sayfada sporun değişikliklerinden söz etmek gerektiği için kendi adıma yaşadığım değişiklikleri elbette sizlere anlatıp, sizlerin de kafasını bunlarla doldurmayacağım. Ancak iki günlük ayrılıkla bile telefonlarını kapatıp, bir Haber bile sormayanlara da selam olsun demek istiyorum. Sporda olan değişiklikler çok ama çok hızlı demiştim. Maalesef bunları ülkem için söylemediğimi hatırlatmak isterim. Ülkemizle ilgili yaşanmayan değişiklikleri yazının ilerleyen bölümlerinde anlatacağım ama böyle küçük bir başlangıç bilgisi vermek istedim. KAHRAMAN YOK SEYİRCİ YOKÜlkemizde motorsporları bıraktığımız yerden bile geride duruyor. Gelişmiyor ve her geçen gün biraz daha geriye gidiyor. Tamam kriz var diyecekler ama geçen sene ve ondan öncesinde de kriz yoktu.Yarışların tamamı bomboş tribünleri düzenleniyor. Kahraman isimler yaratılacağına var olanlara bile ilgi gösterilmiyor. Hala yarışacak ve hatta çok iyi yarışacak isimler boşta duruyor. Örneğin bir Volkan Işık, bir Ercan Kazaz, bir Serkan Yazıcı ve ismini buraya yazamayacağım kadar kalabalık bir kadro Türkiye’de ortada yok. Bu isimleri yeniden spora kazandırmaya çalışacağımız yerde, onların tecrübelerinden faydalanmamız gereken en önemli yerde onları adeta kapının dışına koyduk.Bu adamları artık yarıştıramıyor bunun için bütçe bulamıyorsak bile bırakalım onlar yarışlar düzenlesin. Cuplar yapsın, ralliler organize etsin. Bu sporu hep söylediğimiz gibi artık doymuş şehirler yerine başka yerlere taşısınlar. Onlara bölge yönetimlerinden destek sağlayarak, tesisler yapmalarına izin verelim. Okullar açalım, yeni yarışçılar yetişmesini sağlayalım. Bu sporun zengin sporu olmadığını, yetenekli gençlerin şampiyonluklar kazanabileceğini ispat edelim.Kahramanlar yaratalım, kitlelerin onların peşinden koşmasını sağlayalım. Artık ülke içinde şampiyonlar değil, dünyaya meydan okuyan isimler olmasını planlayalım. Bir Türk dünyaya bedeldir sözünü bu sporda da gerçek kılalım. Öncelikle tesis yapalım, yeni yarışlar yapalım, yarışları başka yerlere götürelim. Mardin de yakalanan başarı bize örnek olsun. Samsun’a gidelim, Erzurum’a gidelim, Muğla’ya gidelim. Ben kendi adıma ülkemin her yerinde düzenlenen yeni yarışlara gelmezsem namert olayım. Yapılması planlanan tesislere gidip elimde kazma ile çalışmazsam bunun hesabını benden sorun. YARIŞ YOK KONSER VARArtık şu İstanbul Park Pisti için ne olur birileri bir şeyler yapmaya başlasın. Heyecanını kaybeden, seyirci olmanın bile çok pahalı olduğu Formula 1’den gerekiyorsa kurtulalım. Bu yarışı düzenlemek için harcanan paralara bile bu pistte neler yaparız, hayal bile edemiyorum. Bırakalım diğer yarışlar gelsin. Motosiklet gelsin, WTCC gelsin, LeMans gelsin, diğerleri gelsin, hepsi gelsin. İstanbul Park’ın üzerinden şu ölü toprağı kalksın. En önemlisi ülkemiz artık bu pistten faydalansın. Pist ve diğer yarışlar düzenlensin. Tanıtımlar yapılsın. Planlandığı gibi düğünler, konserler yapılsın.Dünyanın her yerinde seyirci ilgisini artırmak için yarışlarla birlikte konserler düzenlenir, çeşitli gösteriler yapılır. Ama bu organizasyonların hepsi yarışın alt kadrosu olur. Bizde ise yarış olmadan pistte konserler düzenleniyor, dünyanın en önemli devleri yarışsız pistte konser veriyor, Sahne alıyor. Keşke bu konserler bir yarışla birleştirilebilseydi. O zaman kimse, özellikle Briatore seyirci yok bu ne biçim yarış deme cüretini bulamazdı. Bu insanların eline bu kozları vermezdik.Yarışla birlikte eğlenceli aktiviteler yapıldığında pistin nasıl seyirci ile dolduğunu da gördük. Bunun için birkaç yıl öncesine yani Seat Cup organizasyonlarına bakmak bile yeterli. Formula 1’i düzenlemek için verdiğimiz paranın karşılığında hiç kafanızı yormayın Madonna’ya, Metalica’ya, U2’ya bile İstanbul Park Pisti’nde üç gün üç gece konser verdirebiliriz. Pistimizi de artık yarışı bile izlemeye gelmeyen, pistimizin yöneticisi Ecclestone’un elinden kurtarırız. Artık yeter, birileri bizi duysun ve bu gidişe bir son versin. F1 PATRONLARI SIKTIFormula 1 dünyasında çok büyük çalkantılar yaşandı. Bu spora yön veren patronlar önce esti gürledi sonrasında ise süt dökmüş kediler gibi önlerine bakmaya başladı. Bırakırız, gideriz, artık olmayız dediler ama yine bu sporu izleyenleri kandırmaktan başka bir şey yapmadılar. Tam yeni oluşum bu kez gerçekten başlıyor derken hevesimiz kursağımızda kaldı. FIA Başkanı Max Mosley’in artık ben olmayacağım demesinin ardından hepsi yeniden yerlerine çekildi ve o fırtınalar kopartan adamlar kayboldu. Artık bu adamların yaptıklarına, söylediklerine kim inanır bilmiyorum ama en azından ben kendi adıma hiç inanmayacağım. Bütün heyecanını kaybeden bu sporun dirilmesi için FIA başkanlığı için adı anılan Jean Todt yeter mi bilmem. Ama bunun da yetmeyeceğini düşünüyorum. Formula 1’e yön verenler bile bence artık neye inandıklarını unuttular. LOEB BONCUK ARIYORFransız Sebastien Loeb Türkiye’de bir yarış düzenlenmesi için dualar etmeye başladı galiba. Buraya gelerek her yerini nazar boncuğu ile doldurmak istiyor. O biyonik adam gitti yerine yarış bitiremeyen ve sürekli kaza yapan birisi geldi. Sanki kurulmuş bir otomobille yarışıyor gibi tüm yarışları kazanan adam artık parkur üzerinde durmak yerine sürekli olarak yol dışına çıkıyor. Bozulmayan Otomobil unvanına sahip olan aracı sorunlarla boğuşuyor. Belki de Loeb de artık tüm seyircilerin olduğu gibi kendisi de yarışları kazanmaktan sıkıldı. Ben kendisine bir tane kocaman nazar boncuğu göndermeyi planlıyorum ama bunu da çokta isteyerek yapmayacağımı da söylüyorum. Rallinin yeni altın çocuğu ise Hirvonen oldu. Yakaladığı şansı değerlendiremeyen ve Fin pilotların adına bile leke süren Hirvonen sonunda toparlandı ve arka arkaya yarışlar kazanmaya başladı. Liderliği bile ele geçiren Hirvonen umarız bu çıkışını sürdürür ve sezonu şampiyon olarak tamamlar. Loeb de söylemeye başladığı gibi bu sporu bırakarak birazda Formula 1’dekilerin canını yakar.BİR TÜRK HAYAL EDİNSadece hayal etmenizi istiyorum. Bir Türk Formula 1’de ya da rallide ya da başka bir yarışta dünyaya meydan okuyor. Bunun en önemli ispatı Süreyya Ayhan olmalı. Tüm Türkiye olarak bu kızın yarışlarını izlemedik mi? Onun yaptığı antrenmanları bile takip etmedik mi? Yarışları Reyting rekorları kırmadı mı? Gazeteler onunla röportaj yapmak için yarışmadı mı? Gerçi onunda sonunu getirdik ama herkes onun koşuları ile ilgilenmedi mi? Aynı şeyi motorsporlarında yapmak bu kadar zor mu? Bir kahraman yaratmak ve onunla ülke olarak gurur duymak bu kadar mı zor? Vettel’in, Button’ın, Loeb’ün, Hirvonen’in karşısına aslan gibi bir Türk’ü çıkartmak bu kadar güç olabilir mi? Neden biz böyleyiz diye insan kendi kendisine soruyor. Bırakın bir kahraman yaratalım. Hatta birkaç tane yaratalım. Onun altına yarışacak iyi bir otomobil veremedikten sonra İstanbul Park’a sahip olsak ne olur. Ki buraya harcanan para ile onlarca sporcu yetiştirir ve onlarla gurur duyardık o da ayrı bir konu.
Her yerde fırtınalar koptu bir tek güzel ülkemiz hariç

Star haber fark attı


Uğur Dündar’la Star Haber, yüzde 9.01 Reyting oranı ve yüzde 24.66 izlenme payı ve A/B Grubu’nda da yüzde 7.98 reyting oranı ve yüzde 20.10 izlenme payıyla da Tüm Kişiler hedef kitlede en çok izlenen Haber bülteni oldu.
Star haber fark attı