Showing posts with label Gazete. Show all posts
Showing posts with label Gazete. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Erivan dan Erdoğan a: "Biz mi alın dedik "

ERİVAN - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Londra ziyareti sırasında Türkiye'de yaşayan binlerce kaçak Ermeni ile ilgili söylediği sözlere Erivan'dan sert tepki geldi.
Ermeni basını da bugün konuya geniş yer ayırdı. Aravot gazetesi konuyla ilgili haberinde, "Kaçak Ermeni göçmenleri biz mi alın dedik?" diye sordu. Gazete haberinde şu ifadelere yer verdi:
"Bizler 'vatandaşlarımızın yasadışı kalmasına izin verin' diye Türklerden ricada bulunmadık. Yasaları ihlal eden Ermenileri çoktan sınırdışı etmeleri lazımdı. Erivan bu tehdite ‘Uluslararası yasaların gereğini yapın. Yasadışı ikamet eden herkesi sınırdışı edin’ diye yanıt vermeli" ifadeleri yer aldı.
SARKİSYAN: BU TEHDİTTİRErmenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan ise, Erdoğan'ın açıklamalarının diyalog sürecini olumsuz etkilediğini söyledi.
İLGİLİ HABER
Başbakan Erdoğan ne söylemişti?
Başbakan Tigran Sarkisyan, Erdoğan'ın sözlerini tehdit olarak nitelendirdi:
"Türkiye’li meslektaşımın tehditleri Ankara-Erivan diyaloğunu olumsuz etkliyor. Yasadışı göç problemi, normalizasyon sürecinin gerektirdiği diplomatik görüşmeler aracılığıyla çözülmeli."
BU YOL Modern DÜNYAYA YAKIŞMIYORDışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan da tepkisini şu şekilde ifade etti:
"Kabul edilemez ve normalleşme diyaloğunun ilerlemesine zarar veren bir yaklaşım. Ankara daha gerçekçi bir tutum ortaya koymalı. Daha önce varılan anlaşmalara sadık kalarak süreci devam ettirmeliyiz. Ermenistan’a ve diğer ülkelere tehditler savurmak, yanlış ve modern dünyaya yakışmayan bir yoldur."
BUGÜN HAYATTA OLANLAR GEÇMİŞTEN SORUMLU TUTULAMAZErdoğan'ın açıklaması İngiliz basınında da geniş yer buldu.
Erivan'dan Erdoğan'a: "Biz mi 'alın' dedik "

Thursday, December 24, 2009

Türk basını nereye gidiyor


Haberciler Derneği Genel Başkanı Hasan Taşkın, yaptığı yazılı açıklamada son dönemlerde “Yandaş Medya” söyleminin daha yüksek seslendirildiğini belirterek, bu söylemlerin ve basına yönelik ayrımcı açıklamaların Türk basınına zarar verdiğini bunun da Milletin menfaatine olmadığını dile getirdi.

Taşkın, tüm bunların yanı sıra yazılan birçok haberin tartışma konusu haline gelmesi ile halkın basına karşı güveninin zedelendiği görüşlerinin de zaman zaman seslendirildiğini kaydetti.
Basından en çok yakınanların arasında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geldiğini savunan Taşkın, ''Başbakan'ın medya üzerindeki son siteminde medyanın terör olaylarını evire çevire sürekli vermesinden yakınıyor. Terörün esas amacı topluma eylemleriyle mesaj vermektir. Korku yaratmak, kışkırtmak ve çatışma ortamı oluşturmaktır. Tüm bunları medya aracılığı ile yaptığı doğrudur. Bu noktada Başbakan haklıdır'' diye konuştu.

Taşkın, diğer taraftan medyanın ise gelişen olayları ekrana ya da Gazete sayfalarına taşımanın haberci deyimi ile Haber atlamamak durumunda olduğunu bildirdi. Haberin veriliş biçimi ve sürekli tekrar edilmesinin sadece terör olayları ile ilgili haberlerde yapılmadığını dile getiren Taşkın, önemli gelişmelerin verilme biçiminde de aynı yöntemin izlendiğini, bu yayın organlarının başındaki habercilerin tek dertlerinin Reyting olmaması gerektiğini ifade etti.

Hasan Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Televizyonlar için RTÜK var. Peki bu kurul Televizyon habercileri ile hiç toplantılar yapıyor mu? Yapılan haberlerin toplumdaki etkisi üzerine araştırmalar yapıyor mu? Peki RTÜK'teki üyelerden kaçı televizyon haberciliğinden gelmiştir? Gerek iktidar gerekse muhalefet RTÜK'e üye atarken işinin ehli kişiler mi yoksa siyasi düşüncelerine yakın kişiler mi seçiliyor? Sorularının yanıtlarını aramamız gerekiyor. Tüm bu soruları düşününce belki siyasiler de gelinen noktadaki eksiklik için kendilerinin de pay sahibi olduğunu düşünür.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un medya üzerindeki mesajlarını da habercilerin ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Medyanın da hataları vardır. Ancak bu hatalardan da sadece medya değil hepimiz sorumluyuz diyerek, çözüm yollarını birlikte aramalıyız. Haberci milletinin sesidir ve öyle de olmalıdır. Aksi halde habercilik yapmaz, birilerinin sesi olur sadece.''

Yazılı Basın

Tüm bu noktadan bakınca askerin de siyasilerin de medyanın da elini taşın altına koymasının gerektiğinin altını çizen Taşkın, birbirlerini suçlamanın ve saflara ayrılmanın milletin hak etmediği bir tavır olduğunu vurgulayarak şunları da kaydetti:
''RTÜK'ün dışında yazılı medya için de bir üst kurul oluşturulması gerektiğine inanıyorum. “Yazılı Basın Üst Kurulu” mesela… Yazılı medyayı izleyecek, habercilerin uzmanlaşması için Eğitim faaliyetlerine destek verecek. Yazılı medya ile sürekli iletişimde olacak ve yerel medyayı destekleyecek. Medyanın sorunlarını tartışabilecek, gerekirse mesleki örgütlerle iş birliği yaparak yasal değişiklik için Meclis'e öneri sunacak.

“Haberci yalan haber yazmaz''

Taşkın, habercinin haberi yaparken güvenilir kaynak aradığını ifade ederek, ''Yetkili birim veya kişiyi arar ki yaptığı haberin güvenirliği olsun. Yani hiçbir haberci yalan haber yazmaz. Ancak, haberciler yanıltılabilir. Yanlış bilgi verilerek yönlendirilebilir. Bunun için bir habercinin aldığı haberi önce editörü, daha sonra haber müdürü ve en son genel yayın yönetmeni değerlendirir. Bu birimlerin onayından sonra haber yayına girer'' dedi.

''Haberci yetkililere güvenmek zorundadır. Bu noktada eğer eleştirilecekse haberciler ya da medya kuruluşları değil, o kuruluşlara makam ve koltuklarını kullanarak haberleri sızdıran ya da veren kişilerdir'' diyen Taşkın, eğer herkesin sorumluluktan kaçacaksa ve işin kolay yolu diye medyayı ya da habercileri suçlayacaksa bundan sadece habercilerin değil, toplumunda zarar göreceğini bildirdi.

Taşkın, Türkiye'nin, habercileri dışlamakla değil, habercilere destek olmakla doğru ve tarafsız haberlere daha sağlıklı ve çabuk ulaşacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bakın, düne kadar Başbakanlığın basın sözcülüğü yoktu. Bu iktidar bu boşluğu gördü ve doldurdu. Ancak bir türlü oturtulamadı ve yürütülemedi. Başbakan her konuya çıkıp konuşmaya vakit bulamayabilir. Sözcüler kamu adına basını bilgilendirir ve yanlış bilgilerin dolaşmasını engeller.
Türkiye'nin terör sorunu var. Güvenlik ile ilgili her il kendi çapında açıklamalar yapıyor. Halbuki İçişleri Bakanlığı'nın da sözcüsü olmalı. Bu sözcü de habercilere zaman zaman bilgiler vermeli. Zaman zaman bakanlık adına açıklamalar yapmalıdır. Bakın Genelkurmay Başkanlığı bunu başardı. Eksikliklere rağmen, eksiklik diyorum çünkü Genel kurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkilerini deneyimli sivil bir gazetecinin yapmasından yanayım. Basını en iyi bilen yine basından gelen deneyimli habercilerdir. ''

“Sarı Basın Kartı sahibi işsiz gazeteciler değerlendirilebilir''

Tüm bu eksiklikleri sarı basın kartı sahibi işsiz haberciler doldurabilirler. Ülkelerine hizmet etme fırsatı verilsin bu yeter onlar için. Yani askerler kendi işlerini çok iyi biliyor olabilir. Ancak, basının işleyişi ve basın ilişkilerini çok iyi götüremeyebilir. Bu sadece askerler için değil, başbakanlık, bakanlıklar ve diğer tüm birimler için geçerlidir.''

Habercilere sağlıklı haber akması için her kurumun üzerine düşen görevi yapsa habercilerin daha sağlıklı bilgi alsa, tüm bu yakınmaların yüzde 80'nin biteceğini öne süren Taşkın, sadece eleştiri yapıldığını, sorunları seslendirmek yerine, sorunları çözmek gerektiğini hatırlattı.

Medyanın suçu

Medya'nın da suçunun olduğunu ancak medyanın suçu uzman deneyimli habercilerini devre dışı bırakmakta olduğunu ileri süren Taşkın, bugün habercilerin yüzde 70'inin deneyimsiz habercilerden oluştuğunu, haberciliğin artık branşlaşması gerektiğini dile getirerek, ''Ekonomi muhabirleri, Spor muhabirleri gibi Sağlık muhabirleri, güvenlik muhabirleri konularında branşlaşmayı ve deneyimli usta gazetecileri bünyemizde tutmayı başaramadık. Alışıla gelmiş usta çırak ilişkilerini bugün göremiyoruz. Çünkü usta artık çırak yetiştirmiyor.
'Neden?' diye sorduğunuzda, '3 gün sonra işi biraz öğrendiğini düşünüp, beni devre dışı bırakırlar' diyor. Çünkü daha az ücrete fikir işçisi çalıştırma ilkesi benimsenmiş durumda. Bu noktada ekonomik sorunlar da elbette etken. Ancak, habercilerden şikayet edenler, habercilerin imkanlarını artırsınlar ki, toplum da deneyimli habercilerin kalemlerinden daha sağlıklı Haberler alabilsin'' şeklinde konuştu.

“Basının görevi milletin sesi olmaktır”

Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:
''Atatürk, “Basın milletin ortak sesidir” diyor. Çok yerinde ve doğru bir söz. Basının görevi Milletin sesi olmaktır. Eğer basın gücün ya da sermayenin hizmetine girerse gün gelir o güç ve sermaye ile biter. Bu da Milletin yararına değil zararına bir durumdur. Bu nedenle haberci yetişenlerin branşlaşma konusundaki deneyimlerinin ne olduğuna iyi bakılmalıdır.

Diğer yandan Hazreti Peygamber 'işi ehline verin' diyor. Yani yine aynı noktaya geliyoruz. Branşlarında uzmanlaşma, habercilik görevini ifa etmek, sermayenin ya da gücün sesi değil, halkının, milletinin sesi olmaktır. Halkının sesi olan medya ise gücünü milletten alır ve sırtı yere gelmeyecektir.
Branşlaşmadaki en büyük handikap ise branşı konusunda sürekli haber yapan habercilerin taraf olmamaya özen göstermeleridir. Yani x partiyi takip eden siyasi muhabir belli süre sonra o parti gibi düşünmemelidir. Tüm haberlerinde doğruyu ve halkın menfaatini ilke edinmelidir. Yargı muhabiri ya da güvenlik muhabirleri de tarafsızlıklarını korumalıdırlar. Bunun denetimini de medya kuruluşlarının yöneticileri yapmalıdır.''

Yetişmiş insana değer verilmesi gerektiğini, bir insanın 30 yılda 40 yılda yetiştiğini anlatan Taşkın, ''ancak biz bu deneyimi kenara itip emekliye zorluyoruz, bu medyada da böyledir. Bugün habercilerin ceplerinde Başbakanlığın verdiği sarı basın kartları var. Bu haberciler ülke için birer değerdir. İşsiz kaldıklarında sahiplenilmeliler. Başbakanlık basın kartı verdiği bu kişileri Basın yayın enformasyon bünyesinde ya da oluşturulacak bir bünyede merkeze çekilen valilerin değerlendirildiği gibi değerlendirmelidir'' diye konuştu.

“Basın ülkenin düşünen beyni ve konuşan dilidir”

Türk basınının yönlendirilmemesi, doğru haberleri halkına duyurmasının, yani milletinin sesi olmasında iktidarların sorumluluk taşıdığına dikkati çeken Taşkın, kırmak, dökmek yerine, çözüm yolları aramanın, yeni fikirlerle ülkenin kalkınmasında ortak nokta bulmak gerektiğini, bu noktada da iktidarın da sermayenin de sorumluluklarının olduğunu öne sürerek şunları kaydetti:
''Çünkü ülkenin huzuru herkesi ilgilendirir. Basın ise ülkenin düşünen beyni, konuşan dilidir. Beyni özgür bırakmazsanız, dili söyletmezseniz felçli insanın durumuna düşürürsünüz. Felçli insan sadece vardır. Düşüncesi ve hareketi kısıtlıdır. Bu insan konuşamıyorsa ya da bazı cümleleri söyleyemiyorsa ne olur siz düşünün? (yandaş medya) söylemlerini kullananlar milletine de haksızlık ediyor. Bu söylemlerin bitmesi, taraflı değil, halkın ihtiyaçları doğrultusunda doğru ve tarafsız haber ilkesi için bilgi ve birikime önem vermeliyiz.”


Türk basını nereye gidiyor

Tuesday, December 8, 2009

TV’den 24 saat Kürtçe

Özel Radyo ve televizyonların Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın yapmalarıyla ilgili sınırlamalar kaldırıldı.
Hükümet, "Demokratik Açılım"ın genel görüşme ile Meclis'te değerlendirileceği gün sürecin beklenen adımlarından birini daha tamamladı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), çalışmaları uzun süredir devam eden "Özel Radyo ve Televizyon Yayınları Yönetmeliği"ni hazırladı. Yeni yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 25 Ocak 2004 tarihli eski yönetmelik yürürlükten kaldırıldı. Eski yönetmeliğin "Yayınların dili" başlıklı ikinci bölümü "Yayınların Türkçe yapılması esastır" hükmüyle başlıyordu. Yeni yönetmelikle bu hüküm bulunmuyor. Eski yönetmelik, Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayını radyolarda günlük 1, haftalık 5 saatle sınırlıyordu. Televizyonlara ise günlük 45 dakikayı geçmemek üzere haftada 4 saat için izin veriliyordu. Yeni düzenleme, bu sınırı kaldırdı. İsteyen özel radyo ve televizyonlar, RTÜK'e "Yayın yapmak istedikleri dil veya lehçe", "Program türleri", "Günlük yayın akışı" ve "Aylık yayın planı" bildirerek başvuracak. Alınan izinle 24 saat Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın yapılabilecek. Günlük, aylık ve yıllık yayın planları içinde süreklilik arz etmeyen müzik yayını ve Sinema filmleri için ise izin zorunluluğu yok. Yayın kuruluşları, Kürtçe dahil dillerdeki müzik kliplerini ya da sinema filmlerini izin almadan yayınlayabilecek.
TV’den 24 saat Kürtçe

Albay Çiçek serbest kaldı

Avukatlar belgeye ve imzaya itiraz ettiler
İRTİCA ile Mücadele Eylem Planı adlı belgenin altında ıslak imzası bulunan, terör örgütü üyesi olmak ve Darbe girişiminde bulunmak suçlaması ile tutuklanan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, 43 saat sonra 'delil durumu' ve 'sabit adres', 'Kaçma şüphesinin bulunmaması' nedeniyle serbest kaldı. Perşembe günü, İstanbul Adliyesi'nin Beşiktaş'taki binasına gelen Dursun Çeçik, saat 21.15'te tutuklanmıştı.OYBİRLİĞİ İLE KARAR VERDİLERTutuklama kararı veren Nöbetçi 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin asıl üyesi İdris Hasan, itiraz değerlendirmesine, tutuklama kararını verdiği için katılmadı. Ancak bu mahkemenin yedek üyesi yoktu. Bu nedenle Hakim İdris Hasan'ın yerine 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Oktay Kuban görev aldı. Mahkeme Başkanı Nurettin Ak, üyeler Tuncay Arslan, Oktay Kuban oybirliği ile tahliye kararı aldı.Mahkeme karar verirken Albay Çiçek ve Yarbay Sezenler'in kaçma şüphesinin bulunmamısınıda dikkate aldı.AVUKATLAR BELGEYE VE İMZAYA İTİRAZ ETTİKLERİNİ AÇIKLADILARKarardan hemen sonra avukatı Mustafa Çevik, Dursun Çiçek'i tutuklayan İstanbul Nöbetçi 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz dilekçesi verdi. Mahkeme dilekçeyi bugün değerlendirmeye aldı. Bugün akşam saatlerinde Dursun Çiçek hakkında tahliye kararı verdi.Avukatlarından Alper Tunga Şafak, "Belli ki mahkeme tutuklama gerekçelerini yeterli görmedi. Delilleri de yeterli görmemiş olabilir. Konuyla ilgili ayrıntılı açıklamayı karar elimize geçtikten sonra yapacağız" dedi.Belgenin fotokosipinin bir Gazete yayınlanmasından sonra açılan soruşturma kapsamında 30 Haziran 2009'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade veren Dursun Çiçek, sevk edildiği İstanbul Nöbetçi 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aynı suçtan tutuklanmıştı. Dursun Çiçek, avukatının tutuklama kararına itiraz etmesi üzerine çek, 18 saat sonra 1 Temmuz 2009'da tahliye edilmişti.Poyrazköy'de bulunan mühimmat ile ilgili soruşturmada Pazartesi tutulanan Yarbay Mehmet Emre Sezginler itiraz üzerine serbest kaldı.ELDİVENLE DOKUNDUDursun Çicek 11 Kasım günü saat 10.15'de beyaz bir minibüs ile Ergenekon Soruşturması'nın yürütüldüğü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Beşiktaş'taki adliye binasına getirildi. Dursun Çiçek hakim ve savcılar tarafından kullanılan kapıdan adliye binasına alındı. Dursun Çiçek'i Ergenekon Soruşturması'nı yürüten Cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen sorguladı.İddiaya göre Çiçek, kendisinin hazırladığı ve imzaladığı iddia olunan AKP ve Gülen'i bitirme belgesi ile ilgili olarak, "Bu belgeyi ben hazırlamadım ve bu imzayı ben atmadım. Siz bu belgeyi askeri savcılığa ve referans labratuvarına göndermediniz. Çünkü o durumda belgenin sahteliği ortaya çıkacaktı. Bu nedenle göndermediniz. Ben imzalamadım. Dolayısıyla benim izim orada bulunamaz. Burada benim el, parmak izimi alabilirsiniz. Kimyasal izler bulaştırabilirsiniz, o belgeye. Size güvenmiyorum. O nedenle eldivenle geldim" dedi.Dursun Çiçek'in, kendisine ve avukatına ıslak imzalı, orijinal olduğu iddia edilen belge gösterildi. Çiçek, eldiven takarak belgeye dokundu. Ve parmak izi bırakmamaya gayret etti.Dursun Çiçek saat 15.30 İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Dursun Çiçek'in mahkeme sorgusu saat 18.15'de başladı. Mahkeme saat 21.15'te tutuklama kararı verdi.ÖNCE FOTOKOPİSİ ELE GEÇİRİLDİErgenekon Soruşturması'nda örgüt üyesi olduğu gerekçesi ile tutuklanan Avukat Serdar Öztürk'ün bürosunda 4 Haziran 2009 günü yapılan aramada İrtica ile Mücadele Eylem Planı başlıklı belgenin fotokopisi bulundu. Taraf gazetisi belgeden yola çıkarak Haber yaptı. Bu fotokopi belgenin altında Dursun Çiçek'in imzasının bulunduğu öne sürüldü. İmza üzerinde Jandarma kriminal laboratuarı, emniyet kriminal laboratuarı ve Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda fotokopideki imza ile Dursun Çiçek'in ıslak imzalarının benzediği öne sürüldü. Ancak belgenin fotokopi olması nedeniyle imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğunun söylenmeyeceği belirtildi.BELGEYİ İLK KEZ BASINDA GÖRDÜĞÜNÜ SÖYLEDİErgenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Ercan Şafak ve Murat Yönder tarafından sorgulanan Dursun Çiçek, 30 Haziran 2009'da verdiği 15 sayfalık ifadesinde belgeyi ilk kez basında gördüğünü söyledi. Dursun Çiçek, ayrıca, belgenin içerik, şekil, kullanılan terimler, imza blokları ve diğer hususlar açısından TSK'nın yazışma kurallarına uymadığını ibelirtti.ISLAK İMZALI BELGE İHBAR MEKTUBU İLE GELDİDursun Çiçek'in itiraz üzerine tahliye edilmesinden 4,5 ay sonra 15 Ekim 2009'da bir subay tarafından yazıldığı öne sürülen isimsiz ihbar mektubu Ergenekon Soruşturması'nı yürüten savcılara ulaştı. Mektuptan altında Dursun Çiçek'in ıslak imzasının bulunduğu iddia edilen İrtica ile Mücadele Eylem Planı çıktı. Adli Tıp Kurumu'nda verdiği raporda imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğunun belirtildi.Soruşturma kapsamında savcılığa ulaşan ihbar mektubu ile ilgili Genelkurmay Karargahı'nda Askerlik yaptıktan sonra terhis olan bir kişinin ifadesi alındı. Daha sonra ise 1 Albay, 4 Üsteğmen, 1 Astsubay Başçavuş ile 1 sivil memurun tanık olarak ifadelerine başvuruldu. 2009 atamalarına kadar Genelkurmay Bilgi Destek Komutanlığı'nda görevli Hava Binbaşı H.D. ise şüpheli olarak sorgulanmasının ardından serbest bırakıldı.
Albay Çiçek serbest kaldı

Beşiktaş şampiyon olacak

Her kehaneti çıkan Mustafa Denizli, F.Bahçe derbisi öncesi konuştu

BEŞİKTAŞ Teknik Direktörü Mustafa Denizli, dün LİG TV’de Ömer Güvenç ve Bahri Havadır’ın birlikte hazırlayıp sunduğu 2’ye 1’e konuk oldu ve Beşiktaş’ın şampiyon olacağını ilân etti. İşte ‘Nostradamus’ Denizli’nin A’dan Z’ye söyledikleri:* “12 ile 15. haftalarda ligin tablosu şekillenir, dedim. Puan farkı şimdilik 7. Derbiden sonra tablonun ne olacağını görürüz. Bu tahminleri yaparken bu zamana kadarki şartları, takımımı ve kendimi değerlendiriyorum. Tüm bunların sonunda kafamdaki süreç bellidir. Bunda yanılgı payı %3-5 civarındadır. Onun dışında büyük anormalliğin ortaya çıkması lazım. Önümüzdeki süreçte bunun doğruluk payının olduğunu yine kamuoyuyla paylaşırız.”* “GAYET tabii ki ‘Beşiktaş şampiyon olur’ diyorum. Şampiyon olacağız. Buna mani olunmaz. Şu tablo oraya gidiyor.” * “BEN iyi futbola prim veren, mutluluğu onunla yaşayan bir insanım. Çeşitli faktörlerin bir araya geldiği bir süreçteyiz. Bunu sağır sultan bile biliyor. Biz stadımızda taraftarımızla direkt olmasa bile en direkt bir sorunu paylaşıyoruz. Sadece başkana tepki olursa bundan başkanımız ve yönetimimiz etkilenmez. En çok sahadaki futbolcularım etkilenir.”* “BEŞİKTAŞ’TA göreve tribündeki aynı uğultularla başladım. Ama sene sonunda tam tersi “Yeter Yıldırım Demirören yeter, bu kadar kupa bize yeter”e döndü. Tablo yine oraya gider. Beşiktaş’ın elinde herhangi kayıp-eksik yok.”* “HİÇ lânet olsun, bırakayım demedim. Öyle bir şey içimden geçerse, dışımdan da geçer anında. Onu demek bizim karakterdeki insanların işi değil. 20 yıl önceki tablo bizim mücadeleye başladığımız yıllardı. Bu mücadeleden korkmayıp içine balıklama dalan bizlerin 2 mağlubiyetten sonra lânet olsun ben gidiyorum demesi doğru değil.” * “YEDİĞİM yemeklerin tartışılması anlamsız. Benim hayatımı 10 parça olarak değerlendirirsen bir parçası Mahmut Özgener ile geçmiştir. Bunun içinde yüzlerce yemek var. Evlerde, maçlarda buluşmuşluk, asgari 35 sene var. Ancak İstanbul’da bir kez yemeğe çıktım. O da son oldu. O İstanbul’u çok iyi bilmez, ben 26 senedir İstanbul’dayım. Kiminle yemeğe çıkılıp çıkılmayacağını bilirim. BİR Gazete biz yemeğe çıktık diye bunu Haber yapıyorsa eğer, ben inadına Mahmut Özgener’le, Oğuz Sarvan’la haftada 3 defa yemeğe çıkarım. Kendimden mi, Özgener’den mi, Sarvan’dan mı korkuyorum? Benim futbolculuk yıllarımı bilenler pislikleri nasıl temizlediğimi de iyi bilirler. TFF Başkanı İzmirli ve benim dostum diye, onunla yemek yemeyeceksem bu ülkeye defalarca yazıklar olsun. ‘GİZLİ YESEK NEYSE!’EĞER bu yemek şampiyonluğa bizi götürecekse, o yemeği bir kere değil bin kere yerim. Çekinecek hiçbir şeyim olmaz. Bir kişi çıksın, 40 yıllık Futbol hayatım boyunca futbol adına şu kadarcık olumsuz bir şey söylesin. Benim alnım açık. Yaram yok ki, gocunayım. Ama şu Spor medyası 35-40 yıllık dostluğu bir yemekle farklı bir yöne çekiyorsa.. MAHMUT Özgener ile Çeşme’de, onun evinde de kendi evimde de yerim. O zaman sorsun insanlar ‘Niye evde yemek yiyor?’ diye. Yüzlerce kişinin gittiği restoranda Mahmut ile övünç duyarak yemek yerim. Kim ne düşünürse düşünsün umurumda olmaz. Çünkü kendimi ve Mahmut’u biliyorum. Eğer insanlar bunu konuşabiliyorsa ayıp orda aranmalı. Bizim yemek yememizde değil..“ F.BAHÇE’YE SALDIRACAĞIZ“İYİ futbol oynamamız yakın. Devreyi iyi futbolla bitiririz. Derbide Trabzon maçındaki gibi oynamayız. İyi defans yaptırmak kolaydır ama ayrı bir zekâ gerektirir. Ben defans yaparak kazanmayı istediğim maçların tamamını kazandım. Ama Beşiktaş’ın şu halinden mutlu değilim. Futbolun güzelleşmesine damgayı Beşiktaş vurur. Bu sözü saklayın, sezon sonu çıkarıp tekrar bana gösterin.“BIRAKMAYI ÇOK İSTEDİM“GEÇEN sezon sonu bırakmak samimi düşüncemdi ama buna hakkım yoktu. ‘2-3 hafta önce şampiyonluğu ilan etseydik’ çalışma şansım sıfırının altındaydı, hiç yoktu.. Çünkü Beşiktaş’ın o kısa sürede transfer politikasını ayarlayacak hoca bulması imkânsızdı. Kendimi eleştirerek bırakma kararımın yanlışlığını ortaya koydum. Bu düşüncemi kulüp içinden kimseyle paylaşmadım. Ama bu düşünce gizli kalmazdı.”‘Reha’yla konuşan belli’“REHA Muhtar’a “Gol çalışması bile yapmıyoruz” diyen futbolcunun kim olduğunu biliyorum ama önemli değil. Ona kırılmadım. Türkiye’de en fazla gol çalışması yapan takımız. Ama futbolcu gol atmada beceriksiz ise hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Gol sıkıntısı çektiğimizi ondan evvel ben görüyorum. Ki, benim takımlarım ortalama 2 golün altına düşmez.BÜTÜN hayatını gol üzerine geçirmiş biriyim. 2 keyfim var: İlki topun ağlara girişi, ikincisi misinanın ucuna balığın gelişi.. Ben gol kralı oldum. Yanımda gol kralları çıkarttım. Çalıştığım takımlarda Avrupa Gol Kralı olan futbolcular var..İNSANLAR bunları kamuoyu ile paylaşılsın diye konuşmaz. Sohbet ortamında paylaşır.. Bunu söyleyenle konuyu konuşmadım. Beni üzen, incir çekirdeğini doldurmayacak hadisenin böyle büyütülmesi.”‘Başkan, Tabata’da sınırı aştı’“TABATA’YI transferin son günü aldık. O dönemde işin mali portresine bakacak değildim. Bakacak olsaydım, geçmiş zaman; ’Evet mi derdim hayır mı derdim’ ona net karar veremem. Başkanımız benim isteklerimi karşılayabilmek için biraz sınırı aştı. Çünkü 8 milyon Euro önemli para. Şimdi Tabata’nın o kadar değeri olup olmadığını dünyada veya Türkiye’de kimse değerlendiremez. ŞU an için o para fazla gibi gözükebilir. Bu değerlendirmeyi 2 aylık-3 aylık periyotta düzgün yapamazsınız. Sözleşmesinin sonuna doğru bunun yanıtı ortaya çıkacaktır. Gün gelecektir öyle bir hareket yapacaktır ki, Beşiktaş’ın 10 milyon Euro kazanmasını sağlayacaktır.. Bu olay onu baskı altına alıyor. TÜRKİYE’DE 8 milyon Euro edecek birkaç oyuncu var.. Bizde de var, rakiplerde de. Zira Nihat için de aynı şeyler geçerli. Hakettiği mali portrenin içinde Beşiktaş’a gelmiştir..”‘Tello ile görüşeceğiz’MUSTAFA Denizli röportajın bir kısmında takımla ilgili 2 kritik konuyu da aydınlattı. “Ocakta Delgado takıma katılacak” diyen Denizli, Tello ile ciddi bir görüşme yapacağını da söyledi. İşte ’Delgado gelir, Tello gider‘ şeklinde anlaşılacak o sözler: ”Delgado ocak başında gelecek. Bunu herkes bilmeli. Ama gidecek olanı bir tek ben söylerim. Henüz karar vermedim, veremem. Yarın biri sakatlansa ne yaparım?İYİ bir Delgado’yu ben de arkadaşları da Taraftar da arıyor. Hatta kendisi bile arıyor. Tello ile milli maç arasından sonra detaylı bir konuşma yapacağım. Fazlasıyla fırsat buldu ama hâlâ yeteneklerini ortaya çıkartamadı.”‘Nobre 1 metreden bile gol atamıyor’“NOBRE, Batuhan, Bobo önemli golcüler. Nobre 1 metreden boş kaleye topu sokamıyor. Bu normal değil. Bir atsa uçup gidecek. Batuhan hâlâ 100 kilonun altında değil. Beşiktaş bu sene 5-6 gollü bir galibiyet alacak. O zaman Stres bitecek.. Ben herkesten akıl alıyorum. Bunun zararı yoktur. İşine geleni kullanırsın. Bana ikide bir akıl verenlerin aklını da tartarım. Vıdı vıdı birşey söylüyorsa ona cevap da veririm. Zaten yılda bir cevap veriyorum o da 5 sene konuşuluyor.”‘GEZER ATANIRSA SAYGI DUYARIZ!’“EGER Merkez Hakem Kurulu derbi maça Bünyamin Gezer’i atarsa saygı duyarız. Bizim maçtan mağlup ayrılacağımıza neden olacak bir karar verse bile çok önemli değil. Benim hakemlerle ilgili yaklaşımım değişmez. Peki içim acımaz mı, acır... Sinirlenmez miyim, sinirlenirim. Ama bunu kamuoyu ile asla paylaşmam. Bu arada Milli Takım’ın başına yabancı hoca gelirse ‘Niye?’ diye sormam. Ben yerliyi isterim ama o tercih Mahmut Özgener’indir..”
Beşiktaş şampiyon olacak