Showing posts with label Hollywood. Show all posts
Showing posts with label Hollywood. Show all posts

Friday, December 25, 2009

Tarantino dan yılın en iyi filmleri

İSTANBUL - Hayranları sevdiği yönetmenlerin listelerini en az yaşamaları kadar merak ederler. En sevdiği film, sinemaya başlama nedeni olan film, izlemekten bıkmadığı Film gibi...
Quentin Tarantino da her yaptığı merak edilen yönetmenlerin başında geliyor.
Usta Yönetmen Hollywood Reporter ile yaptığı röportajda 2009'da izlediği filmler arasından en iyilerini açıkladı. James Cameron'ın 'Avatar', Peter Jackson'ın 'Cennetimden Bakarken' ve Clint Eastwood'un 'Invictus' adlı filmlerini izlemediğini belirten Tarantino'nun listesindeki filmler şunlar:
1- Star TrekAtılgan uzay gemisi bu kez genç ve cesur mürettebatı ile bir kez daha insanoğlunun daha önce hiç gitmediği yerlere ulaşmak için yola çıkıyor. 'Star Trek’in unutulmaz karakterlerini bu filmde yepyeni bir kadro canlandırıyor.

Efsanye yeniden hayat veren isim ise "Mission: Impossible III", "Lost" ve "Alias"in yönetmeni J. J. Abrams.
2-Kara Büyü/ Drag Me to HellSam Raimi'nin korku türüne geri döndüğü 'Kara Büyü'de, Christine'ın rahatı gizemli bir banka müşterisi tarafından bozulur. Mrs. Ganush isimli bu tuhaf yaşlı kadın, evi için girdiği borcun tarihini uzatmak için Christine'in yardımına başvurur. Ancak Christine patronunun gözüne girebilmek için, zor durumda olan kadını reddeder.

Hüsrana uğramış yaşlı kadının Christine için düşündüğü bir intikam planı vardır: Genç kadını en Korkunç kara büyülerden biriyle lanetler. Christine'in hayatı peşine dolanmış kötü ruhla tam bir cehenneme dönecektir.
3- Funny PeopleSon dönemin enm yetenekli yönetmenlerinden Judd Apatow'un yönettiği filmde ünlü bir stand-up ustası olan George Simmons, ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir. George'un bir yıldan az ömrü kalmıştır. Ira ise ümit vaadeden ve George'u örnek alan bir stand-up komedyenidir. Ira ve George günün birinde aynı klüpte Sahne alırlar. Ira'nın yeteneğini fark eden George, onu asistanı olması için ikna eder. Ira’nın hayatına girmesi ile George bir çalışandan çok, bir arkadaş edinmiştir.

Geçtiğimiz aylarda Türkiye'de de gösterime giren filmin başrollerinde Adam Sandler ve Seth Rogen var.
4- Aklı Havada/ Up in the AirOscar'ın en büyük favorilerinden biri olarak gösterilen 'Up in the Air' şirket küçültme konusunda uzman olan Ryan Bingham'ın hikayesi anlatıyor.

George Clooney'in başrolünde olduğu ve Altın Küre'de 5 dalda adaylık da kazanan filmde Ryan, yıllardır bir şehirden diğerine dur durak bilmeden uçmaktayken, birden kendisini biriyle gerçek bir bağ kurmaya hazır hisseder. Sempatik yol arkadaşına vurulduğunda, Ryan’ın müdürü, Ryan’ı ebediyen yollardan çekmekle tehdit eder. Bu ihtimalle karşılaşınca, yere inmekten başta korkan Ryan, insanın bir evi olmasının aslında ne demek olduğunu düşünmeye başlar.
'Aklı Havada' 15 Ocak'ta sinemalarda.
5- Chocolate'Ong Bak' ile tanınan Prachya Pinkaew'ın yönettiği Tayland yapımı Chocolate, çocukluğundan beri aksiyon filmlerini izleyerek dövüş yeteneği geliştin ve kendini büyük bir hesaplaşmanın ortasında bulan Zen'in hikayesini anlatıyor.

6- Observe and ReportManyak bir Güvenlik görevlisinin Alışveriş merkezinde işini aşırı ciddiye alması sonucu ortaya çıkan olayları anlatan Komedi ve aksiyon dolu filmin yönetmeni Jody Hill.

Anna Faris, Seth Rogen, Ray Liotta gibi oyuncuların yer aldığı film Türkiye'de henüz gösterime girmedi.
7- PreciousLakabı ‘Kıymetli’… 16 yaşında bir kız… Babasından ikinci kez hamile kalmış genç bir kız… HIV pozitif, obez ve ilk çocuğu Down sendromlu, siyah bir kız…

İLGİLİ HABER
Hayat kısa, acımasız ve kıymetli...
Altın Küre’de üç adaylık alan ve Oscar’ın da favorileri arasında sayılan Lee Daniels imzalı ‘Precious’, Okuma yazmayı öğrenemeyen, evde okulda her yerde aşağılanan, 16 yaşındaki ‘Pecious’un hikayayesini anlatıyor.
8- An Education1960'ların Londra'sında banliyöde yaşayan 18 yaşında bir genç kızın, onun iki katı yaşında bir playboyla tanıştıktan sonra hayatının değişmesi üzerine bir hikaye.

Tarantino'dan yılın en iyi filmleri

Wednesday, December 23, 2009

Brittany Murphy hayatını kaybetti

LOS ANGELES - Los Angeles'daki Cedars-Sinai Sağlık Merkezi'nin sözcüsü Sally Stewart, 32 yaşındaki oyuncunun dün vefat ettiğini söyledi, ölüm nedenine ilişkin bir bilgi vermedi.
Los Angeles İtfaiye Teşkilatı sözcüsü, Murphy'nin kocası Simon Monjack'a ait bir evden dün çağrı alındığını ve bunun ardından bu evden birinin hastaneye kaldırıldığını söyledi.
Amerikan basınında yer alan haberlerde ise Murphy'nin duş alırken kalbinin durduğu ve annesinin sanatçıyı hayata döndürmek için kalp masajı yaptığı ileri sürüldü.
Murphy'nin menajeri ve yakınları henüz herhangi bir açıklama yapmadı.
GRİBE BENZEYEN BİR HASTALIKÖte yandan Murphy'nin ailesi, Los Angeles kenti yetkililerine, kızlarının Hollywood Hills'teki evinde ölmeden önceki birkaç gün gribe benzeyen bir hastalık geçirdiğini iletti.
Bu arada, sorgu hakimi yardımcısı Ed Winter, sanatçının ölümüne neyin sebep olduğunu öğrenmek için bugün otopsi yapılacağını açıkladı.
Ailesinin bildirdiği hastalığın Murphy'nin ölümünde bir etken olabileceğini kaydeden Winter, kesin hükme varmanın haftalar alabileceğini belirtti.
Winter, Murphy'nin ölümünün doğal nedenlerden kaynaklandığının göründüğünü, sanatçının ilaç reçetelerinin ailesinden alındığını, yetkililerin sağlık geçmişini daha iyi anlamak için özel doktoruyla bağlantı kuracağını bildirdi.
Murphy'nin cenaze töreniyle ilgili düzenlemeler ise henüz ilan
edilmedi.10 Kasım 1977'de Atlanta'da doğan Murphy, 'Spun', 'Girl, Interrupted/ Aklım Karıştı', 'Clueless', '8 Mile', 'Don't Say a Word/ Sakın Konuşma', 'Just Married/ Yeni Evli' ve 'Sin City/ Günah Şehri' gibi filmlerde yer aldı.

Beyazperdede yavaş yavaş başrollerde yer almaya başlayan Murphy, son olarak post-prodüksiyonu süren 'Abandoned', 'Something Wicked' ve Sylvester Stallone'un gelecek yıl vizyona girmesi beklenen 'The Expendables' adlı filminde de rol aldı.
Brittany Murphy hayatını kaybetti

Wednesday, December 16, 2009

Farklı Dünya, ebedi sorunlar…

İSTANBUL - Beklentiyi yüksek tutan filmlerin işi çok zordur çünkü fragmanıyla, çekim hikayesiyle, sahnelerden karelerle, pazarlamaya dönüşen anekdotlarla vs… birlikte film, bekleyenin gözünde çoktan şekillenmiş olur. Hele bir de kameranın arkasında son 20 yılda birçok başyapıta imza atmış bir isim varsa filmin işi çok daha zorlaşır…
‘Titanik’ten sonra uzun yıllar Film yönetmeyen James Cameron, 11 yıl aradan sonra adı hiç gündemden düşmeyen projesi ‘Avatar’ı hayata geçirdi.
Hikâye, Pandora adlı başka bir dünyada geçiyor. Dünya’nın kaynakları tükendiğinden ‘Dünyalılar’ gözünü buraya dikerler ve Pandora'nın havasını soluyamadıkları için, akıl bağlantısı aracılığıyla kontrol edilebilen Avatarlar üretirler. Bilim Adamları Pandora'da yaşayan Na’vileri anlamaya, onlarla birlikte yaşamayı öğrenirken, şirket ve ordu yeni kaynakların peşindedir.
Pandora’da yaşayan, mavi insansı görünümlü Na'vi halkı ise bu yeni kaynakların sömürülmesine engeldir çünkü orası onların topraklarıdır. Ve gerekirse en ilkel silahlarla da olsa geçmişleri ve inançlarının kaynağı olan topraklarını koruyacaklardır.
3D sinemanın iyiden iyiye ağırlığını hissettirmeye başladığı beyazperdede, 3 boyutlu Sinema keyfini daha da ileri taşımayı hedefleyen ‘Avatar’, bunda başarılı oluyor. Cameron’ın bu film için özel olarak geliştirdiği ‘Reality Camera System’, kağıt üzerinde bir şey ifade etmese de izlerken ve filmden çıktıktan sonra kolay kolay etkisinden çıkılamayacak bir derinlik algısı katıyor filme. Özellikle baş karakter Sully'nin Na'viliği öğrendiği ve finaldeki savaş sahneleri her filmde görülecek türden sahneler değil.

Görsel efektler konusunda bir hayli iddialı olsa da ‘Avatar’, işin sadece görsel yönüne yaslanan bir film değil. Hikaye kurgusu ve dramatik yapı bakımından da etkileyici bir çalışma olan ‘Avatar’ın en büyük başarısı ise, yeni bir dünya yaratması – her iki anlamda da - ve ‘böyle bir dünya olsaydı’ dedirtebilmesi. ‘Star Wars/ Yıldız Savaşları’, ‘Lord of the Rings/ Yüzüklerin Efendisi’ serileri başta olmak üzere sinema tarihinde bunu başarmış çok az sayıda film var. ‘Avatar’, adı geçen bu klasiklerle eleştirel anlamda aynı seviyede olmasa bile ‘yeni bir dünya yaratma’ bakımından bu filmlerle birlikte anılabilir.
NA'Vİ OLMAK, İNSAN OLMAK...'Avatar’ın kikayesinni en önemli öğelerinden biri de aşk. Avatar programına gönüllü olan felçli denizci Jake Sully bir Na'vi prensesine aşık olur ve zamanla Pandora'yı gün geçtikçe tüketen insan ordusunun karşısında yer alır. Sully, bir askerken zamanla Na’vi ve insan olmaya başlar. Yani Sully, Na’vilerin içine karıştıkça, onlarını yaşamını öğrendikçe, onların kültürüne ve Neytiri'ye aşık oldukça hiç bilmediği insanlığını da keşfeder. Hikayenin ana damarını besleyen bu aşkın ve keşfedişin yanı sıra kültürleri, geçmişleri, inançları, bireyleri ile Na’vi halkının birçok şeyi simgelediği de bir gerçek.

TANIDIK BİR HİKAYE…Çünkü hikaye tanıdık bir hikaye aslında. Amerika’nın Irak ve Afganistan’a yaptığı işgallerin ve dünya var olduğundan beri yaşananların hikayesi; güçlü olan sömürür, daha fazlası için işgal eder, savaşmak için bahane yaratır…
Cameron, alt okumalara sıkıştırmadan - özellikle filmin son yarım saatlik bölümünde - açıkça ABD’nin 11 Eylül’den sonraki ‘savaşa savaşla karşılık’, 'önleyici savaş’ gibi politikalarını eleştiriyor. Böylelikle Afganistan ve Irak’a yapılan işgaller bir Hollywood filminde daha vuku bulmuş oluyor. Ama bu eleştiriler 'kör gözüm parmağına’ şeklinde değil usta yönetmenin ‘insanlığın en büyük sorunu’na işaret etmesiyle bilinçli bir seçimle gerçekleşiyor. Yine de yabancı basında filme ‘vaazcı’ yakıştırması yapıldı ve Sully’nin ‘kurtarıcı’ rolde olması da kutsal kitaplara referans olarak yorumlandı. Ama dayanağı olsa bile 150 dakikalık -birçok açıdan ele alınabilecek- bir filmde bunu öne çıkarmak zorlama duruyor kanımca.
Farklı Dünya, ebedi sorunlar…

Avatar: Sinema tarihini değiştirecek film

Bir Yönetmen düşünün… Her filmiyle olay yaratan, Hollywood’da çalışmasına rağmen filmleri kült olan, kullandığı teknolojiler taklit edilemeyen, bilimkurgu denildiği zaman akla ik gelen isim. Ve bir Film düşünün… 11 yılda hayata geçen, izleyenlere daha önce yaşamadıkları bir deneyim yaşatan, yüzde 60’ı Dijital görüntülerden oluşan ve Sinema tarihinde Devrim yaratacağı iddiasıyla gösterime giren bir film…

''Sinema tarihine bakarsanız, iki müthiş devrim görürsünüz; ses ve renk. ‘Avatar’ ile üçüncü büyük devrim yapılıyor…’’ (Jeffrey Katzenberg, Dreamworks)

James Cameron’ın ‘Titanik’ten 12 yıl sonra çektiği, son yılların en büyük sinema olayı kabul edilen filmi, ‘Avatar’ bu hafta gösterime giriyor.

Cameron’ın 1994’ten beri kafasında olan Proje ‘Titanik’ten sonra çektiği ‘Ghost of Abyss’, ‘Aliens of the Deep’ gibi belgesellerle birlikte teknik olarak şekillenmeye başladı. Cameron bu belgeseller için üç boyutlu çekim yapabilen kameralar geliştirdi ve bu kameralar birkaç 3D filmde kullanıldı.

Usta yönetmen, hikâyesini de geliştirdiği filmi teknolojinin yeterli olmaması, bütçenin fazla olması ve diğer projesi ‘Battle Angel’a öncelik vermesi nedeniyle uzun süre hayata geçiremedi. Ama daha sonraki gelişmelerin Cameron’ın istediği şekilde gerçekleşmesiyle ‘Avatar’ çekime hazır hale geldi.



200 milyon dolarlık bütçe, daha önce kullanılmamış tekniklerle ve klasik Hollywood yıldızlarının olmadığı bir kadro ile birçok testten sonra Avatar’ın çekimine başlandı.

Çekimlerin yapıldığı zaman konusu sır gibi saklanan filmden ilk bilgiler ve görseller gelmeye başladıkça filme olan merak da artmaya başladı. San Diego’da yapılan ön gösterimde filmi ilk izleyenler özellikle görsel açıdan filme hayran kaldılar.


Filmin hikâyesi 22. yüzyılda, Dünya’nın kaynaklarının tükendiği bir zamanda, Pandora adlı bir uyduda geçiyor. Bir gaz devinin yörüngesinde dönen Pandora, on ayak uzunluğunda, mavi insansı görünümlü, kabile kültürünü benimsemiş, saldırıya uğramadıkları sürece barışçıl olan Na'vi halkına ev sahipliği yapmaktadır. İnsanlar, Pandora'nın havasını solunamadıkları için, akıl bağlantısı aracılığıyla kontrol edilebilen insan ve Na'vi karışımı Avatarlar üretirler.



Felçli denizci Jake Sully, gizli bir proje olan Avatar programına gönüllü olur. Bir Na'vi prensesine aşık olan Sully, kendisini Pandora'yı gün geçtikçe tüketen insan ordusu ile Na'vi halkının arasındaki çatışmanın ortasında bulur.


Sam Worthington, Sigourney Weaver, Michelle Rodriguez, Zoe Saldana ve Giovanni Ribisi’nin başrolde olduğu ‘Avatar’ın, özellikle oyuncu hareket ve mimiklerini anında CG karaktere aktaran teknolojisiyle 3D için milat olacağı düşünülüyor.



İzleyenlerin ‘uzay westerni’ olarak yorumladığı, ünlü sinema eleştirmeni Roger Ebert’ın tam not verdiği ‘Avatar’a Empire sinema dergisi de 5 yıldız verdi.


Avatar: Sinema tarihini değiştirecek film

Monday, December 14, 2009

Basra Körfezi nin parlayan incisi

Şikago ya da Şanghay’ı hatırlatan gökdelenler, geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğü ara sokaklar, denizin üzerine inşa edilmiş şehir Pearl Qatar, muhteşem İslam Eserleri Müzesi, Doha Film Festivali, ünlü tenisçilerin raket salladığı turnuvalar, yabancı üniversitelerin kampüslerine kucak açmış Eğitim Şehri Projesi, görkemli evler, Venedik’teki gibi kanallarla süslenmiş Alışveriş merkezleri, El Cezire Televizyonu, denizin kenarındaki çölde yapılan safari Katar’da beni şaşırtanlardan bazılarıydı. BODRUMLU HEREDOT 2500 YIL ÖNCE YAZMIŞ


Katar gittiğim 108’inci ülke oldu. Gördükten sonra bu kadar sona bıraktığıma üzüldüm. Gerçekten çok daha başlarda ziyaret edilmeyi haketmiş. Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ve eşi Mozah Bint Nasır El Missned ülkeyi bambaşka bir lige taşımış. Vizyonları Katar’ı Körfez’in incisi haline getirmiş.Dünyada Lihtenştayn’dan sonra en yüksek milli gelire sahip ikinci ülke olan Katar hakkındaki ilk yazılı belge, MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan, Bodrumlu Heredot’a ait. Katar tarihinde fazla bir renk yok, yüzyıllarca fakir bir ülke olmuş. 16. yüzyılda Osmanlılar ele geçirip dört yüzyıl egemenlik sürmüş. Bedevi El Tani ailesi ise 18. yüzyılın ortalarında Katar’a gelip yerleşik düzene geçmiş. Ülkede özellikle balıkçılık ve inci ticareti ile uğraşmışlar. I. Dünya Savaşı sırasında, Şeyh Abdullah döneminde Osmanlı yönetimi sona ermiş. İngilizler kendilerinin izni olmadan başka yabancı güçlerle ilişkiye girmeme sözü karşılığında Katar’ın hamiliğini üstlenmiş. Bu süreç 3 Eylül 1971’deki özgürlük ilanına kadar devam etmiş. 3 Eylül Katarlılar için önemli bir tarih. Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı inci ticareti 1930’larda değerini yitirince yoksulluk almış başını yürümüş. Petrolün bulunması ise Katar’ın makûs talihini değiştirmiş.


KADINLARA OY HAKKI VERİLDİ


1995’te babasını kansız bir darbeyle deviren Emir Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ülkede çok seviliyor. Kadınlara Otomobil kullanma ve oy verme hakkı tanımış. Demokrasi yolunda önemli adımlar atılmış. 2003’teki referandumla nüfusun yüzde 96.6’sı yeni anayasaya “evet” demiş. Ama Katar’da hâlâ politik bir parti yok, monarşi devam ediyor. Emir aynı zamanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz rezervine sahip Katar’da son yıllarda kaydedilen gelişmeler inanılmaz. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Doha’nın silueti gökdelenlerle değişmeye başlamış. Her taraf inşaat dolu, hummalı faaliyet 24 saat devam ediyor. West Bay Lagoon’da, aynı Dubai’deki Palmiye misali denizi doldurup Pearl Qatar isimli inanılmaz bir yerleşim yaratmışlar. Burada her şey çok lüks, en bilindik markaların mağazaları ve marinalardaki görkemli yatlar dikkat çekiyor. Emirin başarısının arkasındaki kişi ise eşi. Şeyha diye geçen Mozah Bint Nasır El Missned’in internet sitesine (www.mozahbintnasser.qa) bir göz atın. Arap kadından ziyade Hollywood yıldızlarına benziyor. Onun modern, Batılı görünümü ülkedeki kadınlara da örnek olmuş.


2.5 YILDIR KATAR’DA YAŞAYAN ŞAFAK GÜVENÇ TAVSİYE ETTİ


Gece hayatının merkezi Crystal Lounge, en iyi Restoran Il TeatroŞafak Güvenç, Katar’ın en güzel otellerinden W’nun genel müdürü. İsviçre’de okuyan, New York ve Kahire’deki önemli otellerde çalışan Güvenç, 2007 Martı’ndan bu yana Doha’da yaşıyor. Katar izlenimlerini ve 2.5 yıllık tecrübesinden yararlanıp gezginlere önerilerini sordum. Güvenç, Katar’ın en çok dinamizminden etkilendiğini söylüyor. Bunun nedeni çok farklı kültürlerin Katar’da birbiriyle kaynaşması. Özel bir üniversite şehri kuracak kadar eğitime önem veriliyormuş. Hatta yakında bir kültür köyü açılacakmış. İslam Eserleri Müzesi’ndeki iddialı koleksiyonu mutlaka görmenizi tavsiye ediyor. Doha’daki en iyi Otel ve restoranları ise şöyle sıralıyor: “W, Four Seasons, Sharq Village, Hyatt iyi oteller arasında. Restoran olarak Spice Market, Il Teatro, Al Dana, Al Bandar, Tajine ve Bice’yi tavsiye ederim. Gece hayatının merkezi ise Crystal Lounge.”DOHA Dhow’la körfezi gezin, çölde safariye çıkınDoha Körfezi, İzmir Körfezi gibi şehri ikiye ayırmış. Ortasındaki bölüm yürüyüş yolu. Bir tarafı gökdelenlerle bezenmiş, adeta bir Avrupa şehri, diğer taraf ise yakın tarihin sıradan binalarıyla dolu. Modern kısımda beş yıldızlı oteller, uluslararası şirketlerin merkezleri ve büyükelçilikler bulunuyor. İki yerleşim arasında ise Korniş dedikleri, sekiz kilometrelik sahil şeridi var. Doha’nın tarihi bölgesi vasat bir yerleşim. Şehrin iki yüzü taban tabana zıt. Eski kısımda en ilginç yer Souq Waqif dedikleri kapalı çarşı. Burası oryantalistlerin anlattığı, resmettiği görünümdeki kişilerle dolu, geleneksel yapı korunmuş. Çarşı etrafında ilginç bir hayvan pazarı var, yan sokaklarında da otantik restoranlar ve nargile keyfi yapabileceğiniz kafeler. Eski Doha’nın yeni yüzü olan ve deniz üzerine inşa edilmiş İslam Eserleri Müzesi tam bir Mimari harikası. İçindeki eserler az ama öz, sergileme ise olağanüstü. Osmanlı’dan çok sayıda eser müzeyi süslüyor. İznik çinileri, halılar, yazı setleri bizden izlerin bazıları. Giriş ücretsiz. Bu müzeyi gördükten sonra İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi öyle sıradan kalıyor ki... Eski Doha’da göreceğiniz bir başka güzel Müze, eski bir saraydaki Ulusal Müze. ÇÖL SAFARİSİ DENİZDE BİTİYORSize tavsiyem, Dhow adı verilen geleneksel teknelerle Doha Körfezi’nde tur atmanız. Dhow’lar İstanbul’un Boğaziçi’ndeki dolmuş motorları gibi. Sizi eski ve yeni Doha arasında yolculuğa çıkarıyor. Körfezin tam ortasına gelince iki tarafa da bakın, Katar’ın kat ettiği inanılmaz yolu göreceksiniz. Alışverişe meraklıysanız City Center Doha ve Landmark büyük alışveriş merkezleri ama en görkemlisi Villaggio. İçine kanallar yapıp gondol koymuşlar. Gondollarla dolaşırken vitrinleri seyretmeye ne dersiniz?Küçük bir ülke olan Katar’da yapılacak en güzel etkinliklerden biri de çölde safari. Doha’dan karayoluyla bir saatte ulaşabileceğiniz çöl bu iş için ideal. Dört çeker araçlarla kumun üzerinde adeta akrobasi yapıyorlar. Sonunda da denizin kenarında duruluyor ve kendinizi sulara atıyorsunuz. Körfez’de bir yarımada ülkesi olan Katar’ın Suudi Arabistan’la 60 kilometrelik bir sınırı var. Suudilerle ilişkileri iyi, İran, İsrail ve Batı dünyası ile de bağlantıları sağlam. Turistlere karşı hoşgörülüler. Arap ülkesi olmasına rağmen basın son derece özgür, baskı yok. Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonunun bu kadar güvenilir olmasının sebebi de bu. Etrafta Katarlı görmek çok zor. Onlar azınlık konumunda. 900 bin kişilik nüfusun sadece üçte biri Katarlı. Her taraf yabancı kaynıyor. Pakistanlı, Hintli, Filipinliler sokakları doldurmuş. Yabancılar her işi yapıyor, Katarlılar da yüksek duvarlı villalarında hayatın tadını çıkarıyor. işsizlik oranını merak ediyorsanız sadece yüzde 0.4!


ÇÖPÇATAN BLUETOOTH


Ülkede modern kadınlar da görüyorsunuz ama çoğu peçenin ardına gizlenmiş, gözleri bile örtülü. Kadın erkek ilişkilerini merak edip sorduğumda modern teknolojiyi kullandıklarını söylediler. Tanışmak için bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz, restoran ya da kafeye oturuyorsunuz, kendinize uygun bir rumuz belirleyip Bluetooth’unuzu açıyorsunuz. Sonra mesajlaşmalar başlıyor. Adeta Oyun gibi! Size mesajı göndereni bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra telefonla sohbet, ardından kaçamak buluşmalar başlıyor. Issız sokaklarda yan yana gelen siyah camlı otomobiller, araç arası transferler derken, belki de mutlu sona ulaşılıyor. İşin ilginç yanı daha sonra gittiğim Bahreyn’de de durumun aynı olmasıydı. Konuştuğum bir Türk, Türk olmanın avantajlarından bahsetti. Bizi Batılı Müslümanlar olarak gördükleri için Türk olduğunuzu belirten bir rumuz seçtiğinizde mesajlar yağmaya başlıyormuş! Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da Türk dizilerine büyük ilgi var. Ben Doha Film Festivali zamanı Katar’deyken Gümüş dizisinde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ da oradaydı. Resminin basılı olduğu tişörtler dükkânlarda satılıyordu. Aşk-ı Memnu dizisinin ülke televizyonlarına gelmesi sabırsızlıkla bekleniyor. Türkiye’de oynayan bölümleri Arapça altyazılarla hemen You Tube’a konuluyor. Vahabi İslam’ın katı kurallarına rağmen Katar’da beş yıldızlı otellerin Bar ve restoranlarında içki serbest, sokak arası restoranlarda ise gazoz ve meyve suyuyla idare ediyorsunuz. Türk mutfağı çok popüler, bol miktarda döner ve kebap salonu var. Ülkeye giriş için vizeyi kapıda alıyorsunuz, ücretini de kredi kartınızdan çekiyorlar!Katar Arap dünyasının İsviçre’si olarak geçiyor, bu sıfatı da fazlasıyla hak etmiş. Listenize bir an önce koyun, pişman olmayacaksınız.


Basra Körfezi’nin parlayan incisi