Showing posts with label Yönetmen. Show all posts
Showing posts with label Yönetmen. Show all posts

Friday, December 25, 2009

Tarantino dan yılın en iyi filmleri

İSTANBUL - Hayranları sevdiği yönetmenlerin listelerini en az yaşamaları kadar merak ederler. En sevdiği film, sinemaya başlama nedeni olan film, izlemekten bıkmadığı Film gibi...
Quentin Tarantino da her yaptığı merak edilen yönetmenlerin başında geliyor.
Usta Yönetmen Hollywood Reporter ile yaptığı röportajda 2009'da izlediği filmler arasından en iyilerini açıkladı. James Cameron'ın 'Avatar', Peter Jackson'ın 'Cennetimden Bakarken' ve Clint Eastwood'un 'Invictus' adlı filmlerini izlemediğini belirten Tarantino'nun listesindeki filmler şunlar:
1- Star TrekAtılgan uzay gemisi bu kez genç ve cesur mürettebatı ile bir kez daha insanoğlunun daha önce hiç gitmediği yerlere ulaşmak için yola çıkıyor. 'Star Trek’in unutulmaz karakterlerini bu filmde yepyeni bir kadro canlandırıyor.

Efsanye yeniden hayat veren isim ise "Mission: Impossible III", "Lost" ve "Alias"in yönetmeni J. J. Abrams.
2-Kara Büyü/ Drag Me to HellSam Raimi'nin korku türüne geri döndüğü 'Kara Büyü'de, Christine'ın rahatı gizemli bir banka müşterisi tarafından bozulur. Mrs. Ganush isimli bu tuhaf yaşlı kadın, evi için girdiği borcun tarihini uzatmak için Christine'in yardımına başvurur. Ancak Christine patronunun gözüne girebilmek için, zor durumda olan kadını reddeder.

Hüsrana uğramış yaşlı kadının Christine için düşündüğü bir intikam planı vardır: Genç kadını en Korkunç kara büyülerden biriyle lanetler. Christine'in hayatı peşine dolanmış kötü ruhla tam bir cehenneme dönecektir.
3- Funny PeopleSon dönemin enm yetenekli yönetmenlerinden Judd Apatow'un yönettiği filmde ünlü bir stand-up ustası olan George Simmons, ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir. George'un bir yıldan az ömrü kalmıştır. Ira ise ümit vaadeden ve George'u örnek alan bir stand-up komedyenidir. Ira ve George günün birinde aynı klüpte Sahne alırlar. Ira'nın yeteneğini fark eden George, onu asistanı olması için ikna eder. Ira’nın hayatına girmesi ile George bir çalışandan çok, bir arkadaş edinmiştir.

Geçtiğimiz aylarda Türkiye'de de gösterime giren filmin başrollerinde Adam Sandler ve Seth Rogen var.
4- Aklı Havada/ Up in the AirOscar'ın en büyük favorilerinden biri olarak gösterilen 'Up in the Air' şirket küçültme konusunda uzman olan Ryan Bingham'ın hikayesi anlatıyor.

George Clooney'in başrolünde olduğu ve Altın Küre'de 5 dalda adaylık da kazanan filmde Ryan, yıllardır bir şehirden diğerine dur durak bilmeden uçmaktayken, birden kendisini biriyle gerçek bir bağ kurmaya hazır hisseder. Sempatik yol arkadaşına vurulduğunda, Ryan’ın müdürü, Ryan’ı ebediyen yollardan çekmekle tehdit eder. Bu ihtimalle karşılaşınca, yere inmekten başta korkan Ryan, insanın bir evi olmasının aslında ne demek olduğunu düşünmeye başlar.
'Aklı Havada' 15 Ocak'ta sinemalarda.
5- Chocolate'Ong Bak' ile tanınan Prachya Pinkaew'ın yönettiği Tayland yapımı Chocolate, çocukluğundan beri aksiyon filmlerini izleyerek dövüş yeteneği geliştin ve kendini büyük bir hesaplaşmanın ortasında bulan Zen'in hikayesini anlatıyor.

6- Observe and ReportManyak bir Güvenlik görevlisinin Alışveriş merkezinde işini aşırı ciddiye alması sonucu ortaya çıkan olayları anlatan Komedi ve aksiyon dolu filmin yönetmeni Jody Hill.

Anna Faris, Seth Rogen, Ray Liotta gibi oyuncuların yer aldığı film Türkiye'de henüz gösterime girmedi.
7- PreciousLakabı ‘Kıymetli’… 16 yaşında bir kız… Babasından ikinci kez hamile kalmış genç bir kız… HIV pozitif, obez ve ilk çocuğu Down sendromlu, siyah bir kız…

İLGİLİ HABER
Hayat kısa, acımasız ve kıymetli...
Altın Küre’de üç adaylık alan ve Oscar’ın da favorileri arasında sayılan Lee Daniels imzalı ‘Precious’, Okuma yazmayı öğrenemeyen, evde okulda her yerde aşağılanan, 16 yaşındaki ‘Pecious’un hikayayesini anlatıyor.
8- An Education1960'ların Londra'sında banliyöde yaşayan 18 yaşında bir genç kızın, onun iki katı yaşında bir playboyla tanıştıktan sonra hayatının değişmesi üzerine bir hikaye.

Tarantino'dan yılın en iyi filmleri

Wednesday, December 23, 2009

Burton: O an, ağacın karaktere dönüştüğü an...

İSTANBUL - Yönetmen Tim Burton tarafından yaratılmış taslaklar, tablolar, Film sahnesi çizimleri, set parçaları, çizgi filmler ve kuklalar, Kasım ayı sonundan itibaren New York’taki Modern Sanatlar Müzesi’nde sergilenmeye başladı. Son filmi 'Alis Harikalar Diyarında' merakla beklenen ünlü yönetmenle 'Edward Scissorhands'in doğuşu, 3D’nin yükselişi ve antropomorfik (insan biçiminde) kahve fincanları üzerine bir sohbet...
Ömür boyu yaptığınız çalışmalarınızı Modern Sanatlar Müzesi’ne vermek nerden aklınıza geldi? Çok organize bir insan değilimdir. Neyse ki, bazı malzemelerimi Amerika’daki bir depodan alıp İngiltere’ye taşımıştım. Böyle konularla gerçekten çok fazla ilgilenmem ama bu Sergi sayesinde geriye dönmek benim için ilginç bir süreçti. Müze yetkilileri, geçmişimle ilgili bazı ilginç detayları hatırlamama yardımcı oldular. Sergide ben varım ama farklı bir ben bu… Kendime objektif olarak bakabilme fırsatı buldum.
ANİMASYON HERŞEYDİRYönetmenlerin çoğunda kendi sanat çalışmalarının ve illüstrasyonlarının retrospektifleri (geriye dönük birikim) pek yoktur. Yönetmenlik vizyonunuzu etkileyen güzel sanatlar altyapısına nasıl sahip oldunuz? Gençlik yıllarımda sevdiğim filmlerin hepsi görsellik açısından zengindi. Hafızamda derin iz bırakan filmlerdi. Bence film görsel bir olaydır. Bu yüzden animasyon altyapıma minnettarım. Animasyon herşeydir. Sanattır, tasarımdır, filmdir. O zamanlar hep animasyon sanatçısı olmak istiyordum. O alanda çalışırken herşeyin nasıl yapılacağını öğreniyordum. Animasyon film yaparken fiilen çalışıyor, planları tasarlıyor, çekimleri ve kurgu işlemini yapıyorsunuz. Başından sonuna kadar harika bir deneyimdi.
İLGİLİ HABER
Tim Burton'ın hayalgücü ziyarete açılıyor
Kreatif süreciniz nasıldır? Film için rastgele çizimler yaparken aniden bir karakter bulduğunuz anlar olur mu? Benim için taslak hazırlama ve çizim süreci, başka insanların not alma süreciyle eşdeğerdir diyebilirim. Kendimi hiçbir zaman bir yazar gibi hissetmedim. Bence görsellik daima önce gelir. Örneğin Jack Skellington karakteri, belli bir sebep olmadan önüme kağıdı alıp tekrar tekrar rastgele çizim yaptığım bir günde ortaya çıktı.
Bazen de karakterlerin beynimde oluşan bir görüntüden ortaya çıktığı olur. Bunun örneği Edward Scissorhand karakteridir. Aklımdaki fikir ve düşüncelerden ortaya çıkarlar. Edward Scissorhand karakterinin doğuşu bir duygudan kaynaklanır. Yıllar içerisinde farklı formatlarda çizmeye çalıştım. Gençlik yıllarımdan kalan bir fikirdi. Bu yüzden uzun süredir aklımdaydı.

YENDİDEN ÇEVRİMLER BİR ANLAMDA TEHLİKELİFilmlerinizin çoğunda orijinal fikirler var ama aynı zamanda 'Maymunlar Gezegeni/ Planet of the Apes' ve 'Alis Harikalar Diyarında' örneğinde olduğu gibi “yeniden çevrimler” de yapıyorsunuz. Hollywood’dan “yeniden çevrimler” için destek almak, sıfırdan film yapmaktan daha mı kolay? Bugünlerde bir Trend var. Neredeyse bütün TV dizilerinin yeniden çevrimi yapılıyor. Belirli alanlarda güvence faktörünün önemli olduğuna kuşku yok. Ancak eşit oranda da tehlikelidir. 'Alis Harikalar Diyarında' gibi bir proje, 3D formatında yapma fırsatıyla birlikte değerlendirilirse, tamamen yeni bir Proje gibi de algılanabilir.
'Alis Harikalar Diyarında'
İnsanların zaten bildiği bir öyküyü alıp kendi yorumunuzu getirmek tedirgin edici mi? Açıkçası çok da ürkütücü gelmedi. Geçmişte yapılan 'Alis Harikalar Diyarında' prodüksiyonlarına bakıyorum da, izlediğim her versiyonda bir avuç tuhaf karakterin arasında yürüyen pasif bir kız var. Benim yaptğımda ise Alice son derece aktif bir kız olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla geçmişte yapılanlara karşı herhangi bir bağlılık duygum olmadı. Benim için tamamen yepyeni bir deneyimdi. Geçmişten örnek alabileceğim ve yeniden hayat verebileceğim harika bir versiyonu yoktu.
3D SİNEMANIN ÇEKİCİLİĞİ3D formatında çekilmiş bir live-action dünyasına ilk adımınızı atarken “Alice”in kusursuz bir öykü olduğunu düşünüyor musunuz? 'Alis Harikalar Diyarında'nın bana cazip gelen yanı 3D formatında çekilecek olmasıydı. Daha önce 'Nightmare Before Christmas'ın 3D’ye dönüştürüldüğünü biliyoruz. Gerçekten de iyi oldu. İzlerken büyülendim. 'Nightmare'ın asıl 3D formatında seyredeğer olduğunu bana gösterdi. Şimdi 3D’nin 'Alice' öyküsü için de uygun olduğunu hissediyorum. Bence 'Alice'deki asıl olay, öyküsünün edebi yönü değil; tuhaf ve esrarengiz doğasıdır. Bu kadar yıl sonra yeniden denemek bu yüzden cazip geldi.
'The Nightmare Before Christmas'
STOP-MOTİON DAHA İYİ DURUMDAHollywood’un geri kalan kısmının CGI’nin (bilgisayar efektli animasyonlar) keyfini çıkardığı günümüzde hala stop-motion animasyon gibi geleneksel özel efektlerle çalışmaya devam etmek zor olmuyor mu? Stop-motion tekniğinin tıpkı animasyon gibi değerli bir sanat formu olarak kendisini kanıtladığını düşünüyorum. Bundan birkaç yıl öncesine kadar ölü bir mecraydı. Şimdi hala birçok belirsizlik olmakla birlikte yeterince çeşitlilik ve farklılık oluştu. Eğer insanlar bir filmden hoşlanmışsa hangi mecraya ait olduğunun önemi yoktur. CGI’nin tam egemenliğinin sözkonusu olduğu birkaç yıl öncesine kıyasla şimdilerde stop-motion daha iyi durumda…
Stop-motion’u sevdiğiniz belli… Sizdeki CGI korkusunun sebebi nedir?Örneğin 'Nightmare Before Christmas'ı ele alalım. El çizimi animasyon şeklinde yapmam teklif edildi ama ben stop-motion yaptım. Çünkü o proje için en doğru mecra oydu. İster stop-motion, ister animasyon, ister CGI olsun, hangi mecranın kullanılması gerektiğine karar verirken teknik açıdan başarmak istediklerinize paralel olarak her projeye göre değişir.

AĞACIN KARAKTERE DÖNÜŞTÜĞÜ ANLAR...'Pee Wee’s Big Adventure'dan 'Beetlejuice'e kadar her filminizde mobilya gibi hareketsiz nesnelerin hareketlenip hayat bulma eğilimi var. Nesneleri günlük bazda insan gibi görüp antropomize mi ediyorsunuz? Evet, elimde kahve fincanıyla burada yatağıma uzanmış durumdayım. Böyle bir yerde dikkatimizi dağıtıp derin düşüncelere dalmak için boş zamana ihtiyacımız vardır. İnsanlar bunu hayatlarında yeterince yapmıyorlar. İşte o anlar, bir ağacın küçük bir karaktere dönüştüğü anlardır.
Geçmişe dönmekten heyecan duydunuz mu? Benim için oldukça tuhaf ve gerçeküstü bir durum bu… Henüz tam anlamıyla kavrayamadım. Hazır herşeyimi vermişken kirli çamaşır sepetimi de oraya bıraksam iyi olacak.
Burton: O an, ağacın karaktere dönüştüğü an...

Zeki Ökten son yolculuğuna uğurlandı

İSTANBUL - Usta Yönetmen Zeki Ökten için ilk önce Beyoğlu Sineması'nda tören düzenlendi.
Törenin düzenlendiği sinemanın Film afişlerinin asıldığı yere, Zeki Ökten'in afiş boyutunda bir resminin karanfillerle süslenerek konulduğu görüldü. Ökten'in filmlerinden oluşan kolajın gösterimiyle başlayan törende konuşan Sinema ve Tiyatro oyuncusu Rutkay Aziz, Ökten'in suskun bir insan olduğunu ifade ederek, sözlerine ''Ben yitip gitseydim Zeki burada olsaydı, büyük bir ihtimalle susma hakkını kullanırdı'' diyerek başladı.
Ali Taygun'nun da son yolculuğuna uğurlandığını anımsatan Aziz, bunun acı bir tesadüf olduğunu dile getirerek, Ökten'in demokrasiden, özgürlükten, barıştan, emekten yana olduğunu, çalışmalarında da tüm bunları yansıttığını söyledi.
Rutkay Aziz, Ökten'le aralarındaki diyaloglardan örnekler vererek, ''Yani ben Zeki'siz ve kimsesiz kaldım. Başta Güler olmak üzere tüm dostlarına Sağlık ve güç diliyor, onu bir kez daha alkışlıyorum'' diye konuştu.
Ökten'nin çocukluk arkadaşı ve yapımcı Umur Bugay da, salonda resmi makamlardan kimsenin bulunmadığını ileri sürerek, ''Olmamaları daha da iyi. O şimdi en yüksek rütbelerde bizi temsil ediyor'' dedi.
'HAYATA YALIN BAKTI'Bugay, Ökten ile 62 yıl önce Bağlarbaşı İlkokulu'na giderken ''kısa pantolonlu iki çöpten çocuk'' olarak tanıştıklarını ve daha o zamanlardan itibaren hep hayatla yüz yüze olduklarını, hep çalıştıklarını anlatarak, ''O sayede okuduk. Yoksulduk. Zeki Ökten'in sinemasının özü de budur. O hayata yalın baktı. Aydınlıklar içinde yatsın'' diye konuştu.
Zeki Ökten'in çocukluk arkadaşlarından sanat yönetmeni Metin Deniz de, Ökten'in mahcup bir adam olduğunu, bu nedenle ''Kapıcılar Kralı'' gibi Komedi filmlerinin nasıl yaptığına hep hayret ettiğini dile getirerek, ''Asık suratlı gibi görünen inanılmaz sevgi dolu bir dostumu kaybettiğim için çok üzgünüm. Yeri o kadar kolay dolmayacak çünkü çok genç bir adamdı'' dedi.
Yönetmen Zeki Demirkubuz da, Ökten'in 10 yıl asistanlığını yaptığını ve yönetmenliğe başladıktan sonrada kendisini hep onun asistanı gibi hissetmeye devam ettiğini dile getirdi.
Ökten'le 25 yıl önce tanıştıklarını anlatan Demirkubuz ''Bana, 'sen içerden mi çıktın?' dedi. 'Niye böyle sordunuz ağabey' dedim. O yılların yalnızlığı içinde, mahalle arkadaşlarımın bile benden kaçtığı dönemde bunu hissedip sormuş olması, ilişkimizin ağabey-kardeş gibi gelişmesini sağladı'' diye konuştu.
Kimsenin sesini bile çıkaramadığı 12 Eylül darbesi sonrası dönemde, ''Ses'' adlı filmi çekmeye başladığını anlatan söyleyen Demirkubuz, sözlerine şöyle devam etti:
'İŞKENCE ETTİRENLERE SELAM VERMEM'''Bir gün sete dönemin milli Güvenlik konseyinden biri geldi. Selam verdi. Zeki ağabey başını çevirdi. Biz endişelendik 'Ağabey filmi yasaklayabilirler' dedik. Zeki ağabey, 'Ben bu ülkenin çocuklarına işkence ettirenlere selam vermem' dedi.
İşte o böyle bir insandı. Kuşların, hayvanların, insanların, herkesin çektiği acıdan kendini sorumlu hisseden bir insandı, bir sosyalisti. Ruhu şad olsun, dirayeti ile 2 gündür hiç aklımdan çıkmayan Güler ablaya güç diliyorum.''
Sinema oyuncusu Aytaç Arman ise, Ökten hakkında konuşulacak çok şey olmadığını, onun duruşuyla, yaptıklarıyla kendini zaten anlattığını dile getirdi.
Ökten ile 3 filmde birlikte çalıştıklarını ve ondan çok şey öğrendiğini anlatan Arman, ''Kendimi şanslı addediyorum. Zeki ağabey, huzurla coşkuyu harmanlayıp sinema yapan bir insandı. Kendimden bir parça kaybetmiş gibi hissediyorum. Zeki ağabeyi benim için çok anlamlı ve önemliydi'' dedi.
Zeki Ökten'in son filminde birlikte çalıştığı sinema ve tiyatro oyuncusu Cüneyt Türel de, tek filmle çalışmış olmalarına rağmen Ökten'in pek çok film setini ziyaret ettiğini aktardı.
'BELKİ DE EN GENCİYDİ'Türel, sözlerine şöyle devam etti: ''Setinde çok sert biriydi. Eleştirmenlerin söylediklerini bir şey katmak haddim değil, ama şu kadarını söyleyebilirim; ilk filmlerinden bu yana çizgisi Türk sinemasında damga olan birkaç yönetmenden biriydi. Bazı insanlar borçlu giderler yolculuğa, Zeki bu anlamda alacaklıydı. Yapması gerekenleri yapmadan gitti. Yapacak çok şeyi vardı Zeki'nin, 'ununu elemiş, eleğini duvara asmış bir yönetmen' olarak tanımlayanlar oldu. Ununu elemiş denilen Zeki, birçok yönetmenin belki de en genciydi.''
Türel'in konuşmasını zorlukla sürdürdüğü dikkati çekerken onun ardından sahneye davet edilen sinema oyuncusu Tarık Akan ise, göz yaşları ile ''Kusura bakmayın diğer arkadaşlar konuşsun. Özür dilerim, orada ağlayacağıma burada ağlıyayım'' diye konuştu.
Törene, Doğa Rutkay, Bülent Kayabaş, Gani Şavata, Mustafa Alabora, Melike Demirağ, Nur Sürer, Genco Erkal, Şerif Sezer, sinema eleştirmeni Alin Taşcıyan, FİYAD Başkanı Murat Özer'inde aralarında bulunduğu sinemada çok sayıda kişi ve dostları ile sevenleri katıldı.
Zeki Ökten son yolculuğuna uğurlandı

Zeki Ökten hayatını kaybetti

Türk sinemasının usta yönetmeni ve senaryo yazarı Zeki Ökten, 68 yaşında İstanbul'da hayatını kaybetti. Önceki gün Amerikan Hastanesi’nde kalp ameliyatı geçiren ünlü yönetmen, akşam saatlerinde hayata gözlerini yumdu.
1941'de İstanbul'da doğan Ökten, Haydarpaşa Lisesi'nde okuduğu yıllarda tiyatroyla tanıştı. 1961 yılında Nişan Hançer'in yönettiği 'Acı Zeytin' adlı filmiyle de Sinema dünyasına ilk adımını attı.
1963'te ilk filmi 'Ölüm Pazarı'nı çeken Ökten, umduğu başarıyı elde edemeyince yeniden Yönetmen asistanlığına döndü. Dokuz yıl sonra 'Kadın Yapar', 1973'te de 'Bir Demet Menekşe' ile dikkatleri üstüne çekmeyi başardı.
Kemal Sunal ile çalıştığı 'Kapıcılar Kralı', 'Çöpçüler Kralı', 'Düttürü Dünya' gibi filmlerinde toplumsal gerçekleri yansıtan Ökten, 'Kapıcılar Kralı' ile 14. Antalya Film Festivali’nde 'En İyi Yönetmen' ödülünü kazandı.
SÜRÜÖkten, 1978'de senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı Türk sinemasının başyapıtları arasında sayılan 'Sürü' adlı filmi çekti ve film uluslararası festivallerde 11 ödül aldı.
Ardından yine Yılmaz Güney ile birlikte çalıştığı 'Düşman'ı çeken Ökten, 1982'de 'Faize Hücüm' filmiyle de Antalya Film Festivali'nde 'En İyi Film' ve 'En İyi Yönetmen' ödüllerini aldı.
Bu filmi 'Pehlivan', 'Ses' ve 'Düttürü Dünya' izledi. Ökten, 'Düttürü Dünya' adlı filmden sonra sinemaya bir süre ara verdi.
1999'da Metin Akpınar, Zeki Alasya, Yıldız Kenter, Eşref Kolçak gibi büyük oyuncuların yer aldığı ‘Güle Güle’ adlı filmi çeken Ökten, bu film ile 37. Altın Portakal Film Festivali'nde ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Senaryo’ ödüllerini aldı
Zeki Ökten hayatını kaybetti

Wednesday, December 16, 2009

Eleştirmenlerin en iyisi The Hurt Locker

Kathryn Bigelow'un Irak’ta savaşın ortasındaki bomba imha ekibini konu alan filmi ‘The Hurt Locker’ı, Los Angeles Film Eleştirmenleri Derneği tarafından ‘yılın en iyi filmi’ seçildi. 'The Hurt Lockear' Bigelow'a da en iyi Yönetmen ödülünü kazandırdı.

Los Angeles Film Eleştirmenleri'nin en iyi oyuncu seçimi ise ‘Çılgın Kalp’ ile Jeff Bridges ve ‘Seraphine’le Yolande Moreau oldu.


Eleştirmenlerin en iyisi 'The Hurt Locker'

Avatar: Sinema tarihini değiştirecek film

Bir Yönetmen düşünün… Her filmiyle olay yaratan, Hollywood’da çalışmasına rağmen filmleri kült olan, kullandığı teknolojiler taklit edilemeyen, bilimkurgu denildiği zaman akla ik gelen isim. Ve bir Film düşünün… 11 yılda hayata geçen, izleyenlere daha önce yaşamadıkları bir deneyim yaşatan, yüzde 60’ı Dijital görüntülerden oluşan ve Sinema tarihinde Devrim yaratacağı iddiasıyla gösterime giren bir film…

''Sinema tarihine bakarsanız, iki müthiş devrim görürsünüz; ses ve renk. ‘Avatar’ ile üçüncü büyük devrim yapılıyor…’’ (Jeffrey Katzenberg, Dreamworks)

James Cameron’ın ‘Titanik’ten 12 yıl sonra çektiği, son yılların en büyük sinema olayı kabul edilen filmi, ‘Avatar’ bu hafta gösterime giriyor.

Cameron’ın 1994’ten beri kafasında olan Proje ‘Titanik’ten sonra çektiği ‘Ghost of Abyss’, ‘Aliens of the Deep’ gibi belgesellerle birlikte teknik olarak şekillenmeye başladı. Cameron bu belgeseller için üç boyutlu çekim yapabilen kameralar geliştirdi ve bu kameralar birkaç 3D filmde kullanıldı.

Usta yönetmen, hikâyesini de geliştirdiği filmi teknolojinin yeterli olmaması, bütçenin fazla olması ve diğer projesi ‘Battle Angel’a öncelik vermesi nedeniyle uzun süre hayata geçiremedi. Ama daha sonraki gelişmelerin Cameron’ın istediği şekilde gerçekleşmesiyle ‘Avatar’ çekime hazır hale geldi.



200 milyon dolarlık bütçe, daha önce kullanılmamış tekniklerle ve klasik Hollywood yıldızlarının olmadığı bir kadro ile birçok testten sonra Avatar’ın çekimine başlandı.

Çekimlerin yapıldığı zaman konusu sır gibi saklanan filmden ilk bilgiler ve görseller gelmeye başladıkça filme olan merak da artmaya başladı. San Diego’da yapılan ön gösterimde filmi ilk izleyenler özellikle görsel açıdan filme hayran kaldılar.


Filmin hikâyesi 22. yüzyılda, Dünya’nın kaynaklarının tükendiği bir zamanda, Pandora adlı bir uyduda geçiyor. Bir gaz devinin yörüngesinde dönen Pandora, on ayak uzunluğunda, mavi insansı görünümlü, kabile kültürünü benimsemiş, saldırıya uğramadıkları sürece barışçıl olan Na'vi halkına ev sahipliği yapmaktadır. İnsanlar, Pandora'nın havasını solunamadıkları için, akıl bağlantısı aracılığıyla kontrol edilebilen insan ve Na'vi karışımı Avatarlar üretirler.



Felçli denizci Jake Sully, gizli bir proje olan Avatar programına gönüllü olur. Bir Na'vi prensesine aşık olan Sully, kendisini Pandora'yı gün geçtikçe tüketen insan ordusu ile Na'vi halkının arasındaki çatışmanın ortasında bulur.


Sam Worthington, Sigourney Weaver, Michelle Rodriguez, Zoe Saldana ve Giovanni Ribisi’nin başrolde olduğu ‘Avatar’ın, özellikle oyuncu hareket ve mimiklerini anında CG karaktere aktaran teknolojisiyle 3D için milat olacağı düşünülüyor.



İzleyenlerin ‘uzay westerni’ olarak yorumladığı, ünlü sinema eleştirmeni Roger Ebert’ın tam not verdiği ‘Avatar’a Empire sinema dergisi de 5 yıldız verdi.


Avatar: Sinema tarihini değiştirecek film