Showing posts with label Arkeoloji. Show all posts
Showing posts with label Arkeoloji. Show all posts

Wednesday, December 23, 2009

Dara harabelerinde toplu mezarlar çıktı

İSTANBUL - Mardin Nusaybin yolu üzerinde bulunan tarihi Dara antik harabelerinde yapılan kazı çalışmalarında Babil ve Pers Krallığı'na ait tarihi toplu mezarlar ortaya çıkarıldı. Toplu mezarda insan iskeletleri olmak üzere çeşitli hayvan isleletleri ve tarihi eser kalıntıları bulundu. Ayrıca Dara'da yapılan diğer kazılarda yeni su sarnıçları ve antik çağa ait çok sayıda hayvan figürlerini yansıtan mozaikler de gün ışığına çıkarıldı.
Tarihi Dara harabelerinde bulunan mezarların gün ışığına çıkartılması için 5 aydan bu yana çalışmaların devam ettiğini belirten Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, Babil ve Pers İmparatorluğu'na karargah olan Dara harabelerinde bulunan tarihi mezarları ortaya çıkardıklarını söyledi. Erdoğan, şunları söyledi:
“3 bin yıllık tarihi geçmişi bulunan Dara antik harabelerinde yapılan kazılarda 3 ay önce toplu mezarlara ait çok sayıda insan ve hayvan kemiklerine rastladık. Yapılan kazılarda şu ana kadar binin üzerinde üst üste konulmuş insan iskeletlerinden oluşan toplu mezarlar ortaya çıkardık. Dara antik kentte ‘Nekropol' diye tabir ettiğimiz alanda yapılan kazı çalışmaları sırasında genç Roma dönemine ait mezarlar ortaya çıktı. Şu an yapılan incelemelerde mezarların İsa'dan sonraki yıllarına ait olduğunu gösteriyor. Ama daha önceki yıllara ait bulgularda ortaya çıktı. Toplu mezardan ortaya çıkan kemiklerin analizleri ve DNA'sı daha yapılmadı. Burada karbon testi yapıldıktan sonra kesin tarihleri belir lenecek. Nekropol alanda çok büyük bir kent olması ve garnizon kenti olması nedeniyle Dara, özellikle coğrafik koşullarında kayaların oyulması ve onun içinde gömülme olayı ve kaya mezarlarından oluşmaktadır.”
Dara'da yapılan arkeolojik kazılarda yeni tarihi kalıntılar keşfettiklerini vurgulayan Erdoğan, Dara ören yerlerinde yapılan yeni kazılarda antik çağa ait çok sayıda hayvan figürlerinden oluşan mozaikler ve su sarnıçlarını ortaya çıkardıklarını bildirirken şöyle dedi:
Dara harabelerinde toplu mezarlar çıktı

Wednesday, December 16, 2009

Bathonea 2009 un en önemli keşifleri arasında

İSTANBUL - Küçükçekmece'deki Bathonea antik kenti, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü'nün yayınında, 2009'un dünyadaki en önemli keşifleri sıralamasında ilk 15 içinde yer aldı.
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, konuya ilişkin, söz konusu enstitüden gelerek incelemeler yapan Dr. Mark Rose bir yazı kaleme aldı.
Rose, yazısında, Kocaeli Üniversitesi'nden Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda, Türk ve uluslararası üniversitelerden pek çok Bilim adamının yer aldığını belirtti.
Mark Rose, ''Küçükçekmece lagün gölünün hem kıyılarında hem de bizzat içinde kalıntılar var. Klasik dönem kalıntıları iki adet liman ve kilometrelerce uzanan sahil duvarlarını da içeriyor. Büyük olan liman, uzun dalgakıranı ve feneriyle milattan önce 4. yüzyıla tarihlenebilir. Önemli bir liman olduğu açık bir şekilde görülüyor.
Daha sonraya tarihlenen kalıntılar arasında Helenistik çanak-çömlek parçaları da var. Milattan önce 2. yüzyıla ait Korint sütun başlığı ise bu döneme ait önemli bir binanın varlığına işaret ediyor. Çok etkileyici, geniş ve çok iyi döşenmiş bir Roma yolu da bulundu. Arkeologlar yolun, Roma imparatorluk yollarından 'Via Egnetia', yani imparatorluğun önemli arterlerinden biri olduğuna inanıyorlar'' ifadelerini kullandı.
Yazısında, alanın şu anda Tarım arazisi olarak kullanıldığını da belirten ve ''belki de bütün bölgenin bir arkeolojik parka çevrilmesinin düşünülmesi gerektiğine'' vurgu yapan Rose, ''Böyle yapılırsa çok büyük öncü bir çalışma olacaktır'' dedi.
"İSTANBUL AÇISINDAN ÖNEMLİ" İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili de konuya ilişkin açıklamasında, ''Dünyanın arkeoloji alanında en saygın Amerikan Arkeoloji Dergisince Ocak/Şubat 2010 sayısında, tüm dünyada yapılan on binlerce arkeolojik çalışma içinde, Kocaeli Üniversitesi başkanlığında yürüttüğümüz İstanbul Küçükçekmece kazılarımızın ilk 15 içinde gösterilmesi, İstanbul açısından son derece önemlidir.
Bathonea 2009'un en önemli keşifleri arasında

4 bin yıllık tohum canlandı

KÜTAHYA - Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünce yürütülen kazıda bulunan ve 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen 3 tohumdan biri, toprağa ekildikten sonra çimlendi.
Kazı Grubu Başkanlığını da yürüten DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen, il merkezine yaklaşık 27 kilometre uzaklıktaki alanda geçen yıl yapılan kazıda, höyüğün güneydoğusunda bir yapının içerisindeki kapta bitki tohumları bulunduğunu bildirdi.
Orta Tunç Çağı dönemine ait olduğunu tespit ettikleri katmandaki tohumların yaklaşık 4 bin yıllık olduğunu belirten Prof. Dr. Bilgen, tohumların yapının içinde ve orijinal yerinde buldukları kaplar arasında birinin içinde olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Bilgen, höyükte çok sayıda tohum bulduklarını, ancak birçoğunun yandığını gördüklerini ifade ederek, şöyle konuştu: ''Son bulduğumuz üç tohum, kabın bir kısmının dışına taşmıştı. Kap kırıldığı için bu şekilde bulduğumuzu düşünüyoruz. Tohumlardan bazılarını incelemeye almıştık. Yaklaşık iki yıldır bu çalışmayı yürütüyoruz. Geçen yıl yaptığımız çimlendirme denemesinden olumlu sonuç alamadık ve başarılı olamadık.
Bu yıl bu tohumlardan birini yeşertmeyi başardık. Bundan yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait toprak altından çıkmış bir tohum yeşerdi. Bu tohumdan çimlenen bitki, Canlı halde Bilim dünyasına sunulmak ve üzerinde çeşitli analizler yapılmak üzere inceleniyor.''
Tohumların bulunduğu kabın yer aldığı yapının depo olarak kullanıldığını tahmin ettiklerini belirten Prof. Dr. Bilgen, ''Sözü edilen kabın yanı sıra mekanda çok sayıda kap ele geçmiştir. Tüm bu özellikleriyle mekanın depolama amaçlı kullanılmış olabileceği düşünülmektedir'' diye konuştu.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMEMİŞ MERCİMEK TOHUMUDPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nüket Bingöl, höyükte bulunan üç tohumdan birini geçen yıl toprağa ektiğini, ancak çimlendiği halde kuruduğunu, diğerinin ise yağ analizlerinin yapılması amacıyla İstanbul'a gönderildiğini anlattı.
Yrd. Doç. Dr. Bingöl, üçüncü tohumu yaklaşık üç ay önce toprağa ektiğini, bunun da çimlendiğini belirtti.
Bu tohumun yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şöyle devam etti: ''Bilimsel olarak yolun başındayız. Öncelikle diğer tohumlarla beraber bunların yaş tayininin yapılması ve günümüzde yetişen mercimeklerle karşılaştırılması gerekiyor. Her ne kadar arkeolojik kazılarda buluntunun içinden çıktıysa da bunu Bilimsel olarak kanıtlamalıyız. Bu tohumların dışarıdan gelip gelmediğini incelememiz gerekiyor. Henüz bir iki aylık çalışma sürecindeyiz, bahara doğru yavaş yavaş sonuçlarını almış olacağız. Ancak çimlenmesi çok büyük bir gelişme. Günümüzde bilinen mercimek bitkileri gibi çok kuvvetli değil, oldukça cılız bir bitki. En kısa zamanda tek beklentimiz çiçeklenip tohum üretebilmesidir. Çiçeklenip tohum üretebilirse son zamanlarda çok güncel olan Organik ve Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) özelliğini taşıyan bitkiler açısından bizim elimizde çok önemli bir veri olacak. Çok eski zamanlara ait, hiç genetiğiyle oynanmamış, herhangi bir değişikliğe uğramamış, organik olarak elde edilmiş tohumların ilki olacak.''
'TOHUMU CANLI BULMAMIZ BİZİM İÇİN SÜRPRİZ OLDU'Yrd. Doç. Dr. Bingöl, bu tohumun bir mercimeğe ait olduğunu belirlediklerine işaret ederek, mercimeğin çok fazla suya ve sıcaklığa ihtiyaç duymadan kurak ortamda yetişebildiğini kaydetti.
Mercimeğin kazı yapılan alanda yetişebilecek bir bitki türü olduğunu dile getiren Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şu bilgiyi verdi: ''Arpa, mercimek, buğday, bunların hepsi Anadolu kökenli bitkilerdir ve orijini Anadolu'dur. O yüzden bizim için bu tohumları burada bulmamız çok sürpriz olmadı. Tohumu canlı bulmamız bizim için sürpriz oldu. Bu da tamamen höyüğün yapısından kaynaklanıyor. Höyükte yangın çıkıyor, çöküyor ve tohumlar içerisinde canlı kalabiliyor. Şans eseri bu tohumları bulduk ve değerlendirdik.

Şu an için bu tohumların mercimek olduğunu söyleyebiliyoruz, ancak yine de normal mercimekten morfolojik bazı farklılıkları var. Tamamen yaptığımız çalışmalar sonucunda belli olacak. Tohum vermesi halinde organik, hiçbir şekilde genetiğiyle oynanmamış, orijinal bitki olacak. Her zaman için orijinal tohumlar diğerlerine göre daha zayıftır. Belki ülke ekonomisine fazla bir katkı sağlamayacak, ancak bazı üniversitelerde başlatılmış eski tohumların toplanması yönündeki çalışmalara önayak olacağız.''
Yrd. Doç. Dr. Bingöl, yüzyıllar öncesinden bitki tohumlarının yeşerdiğine ilişkin daha önce yurt içi ve yurt dışında örnekler bulunduğunu hatırlatarak, Japonya'da manolya bitkisine ait tohumun günümüzdeki manolya bitkisinden farklı morfolojik özellikler taşıdığını bildiklerini sözlerine ekledi.
SEYİTÖMER HÖYÜĞÜ'NDEKİ KAZILARSeyitömer Höyüğü'ndeki kazı çalışmaları, altındaki 12 milyon ton kömürün ekonomiye kazandırılması amacıyla 1989 yılında Eskişehir Müze Müdürlüğünce başlatıldı.
Afyonkarahisar Müze Müdürlüğünün 1990-1995 yılları arasında yürüttüğü çalışmalar, 2006 yılından itibaren DPÜ Arkeoloji Bölümünce ele alındı.
TKİ Genel Müdürlüğü ve DPÜ Rektörlüğü arasında imzalanan protokol gereğince her yıl 6'şar aylık dönemler halinde yürütülen kazı çalışmalarının 2010'da tamamlanması ve höyüğün kaldırılmasının ardından yaklaşık 500 milyon lira değere sahip linyit kömürünün çıkarılmaya başlanması hedefleniyor.
4 bin yıllık tohum canlandı