Showing posts with label Moda. Show all posts
Showing posts with label Moda. Show all posts

Tuesday, December 29, 2009

2009 İLE GERİDE BIRAKTIĞIMIZ TRENDLER

Neon: Jeremy Scott ve Marc Jacobs'ın bolca yer verdiği neon renkler, siyahlarla kombinlenerek etkisini artırdı.



Pul-Payet: 80'lere damgasını vuran payetler bütün çekiciliğiyle karşımızdaydı. Gucci defilesinde bir tulumun en şık halini görürken, Nicole Fahri ise farklı renklerdeki payetlerin de bir arada kullanılabileceğini vurguladı.



Fermuar ve Zımba: Fermuar ve zımba bu sezon ihtiyaçtan çok, ürünleri süsleyen "çılgın" bir detay olarak karşımıza çıktı. Ayakkabıdan eldivene kadar her parçada, hem beraber hem de ayrı ayrı olarak Moda şovlarında yerlerini aldılar.



Tulum: Kaite Holmes'ün öncüsü olduğu bu trendi, sene boyunca, yazlık, kışlık, uzun ve kısa modelleriyle vitrinlerde gördük.



Deri Eldiven: Zımbalarla buluşan deri eldivenler ile hem seksi, hem de asil bir görünüme sahip olabilirsiniz. 2009'dan 2010'a sarkan trendlerden biri olan deri eldivenlerden bu sene bitmeden mutlaka bir tane edinin.



Leopar: seksi kadının deseni olan leopar, bu sene altın çağlarından birini yaşadı. Her detayda karşımıza çıkan leopar 2009'a damgasını vurdu..



Kürk: Her kadının hayali, eski Türk filmlerinin ihtişam göstergesi kürkler bu sene de modaydı. Hayvan severlerin tepkileri sayesinde, imitasyon modeller çoğunluktaydı ve birçok ünlünün üstünde bunlara rastlandı.



Etnik: Geçen bahar, tığ işleri, boncuklu motifler, ahşap aksesuarlarla etnik rüzgarlar esti. Püsküllü ayakkabılar, boncuklu bilezikler ve işli bluzlarla, hem etnik bir hava yaratıldı, hem de renklenildi...



Yağmur Botları: Yağmurlu günlerin süper kurtarıcıları lastik çizmeler, geçen senenin en çok tutulan trendlerindendi. Bu çizmeler sizi hem trendy gösterip, hem de hayatınıza büyük kolaylık kattı.



Boyfriend Ceket: en sade kıyafeti bile bir anda bambaşka bir havaya büründüren boyfriend blazer ceketler, moda dünyasına eklenen en yeni ve en göze çarpan parçaydı.



Dizüstü Çizme: Bu senenin sonlarında ortaya çıkan bu çizmeleri, eğer bacaklarınıza güveniyorsanız, 2010 kışı boyunca ayağınızdan çıkarmayın.



Oxford ayakkabı: Yüksek belli pantolonlar ve kalem eteklerle birlikte çok nostaljik bir hava yaratan Oxford'ların modası bu sene de devam edecek gibi görünüyor.



Fötr şapka: 2009'da resmen bir şapka devrimi yaşandı. Erkeksi modayla birleşen bu devrimin sonucunda ortaya çıkan fötr şapkalar oldukça gözdeydi.



Saç Aksesuarları: Ufacık bir dokunuşla dikkat çeken saçlara sahip olmanıza yardımcı oldular. Cynthia Steffe tüllü tarak aksesuarları tercih ederken, Fendi kalın saç bantlarıyla karşımıza çıktı.



Portföy Çantalar: Nostaljik trendlerden biri olan portföy çantalar da asil görünmek isteyen kadınların gözdesi oldu.


2009 İLE GERİDE BIRAKTIĞIMIZ TRENDLER

YARALI GÜZEL

AKTRİS Lindsay Lohan, ABD’nin California eyaletinde gerçekleştirdiği fotoğraf çekimlerinde bacağındaki kesik ve morluklarla dikkat çekti. Santa Monica sahillerinde çekilen fotoğraflarda Lohan’ın sağ bacağında derin bir yara izi görüldü. Kollarında ve diğer bacağında da morluklar olduğu görülen oyuncu, yaralarına rağmen oldukça mutlu görünüyordu.


YARALI GÜZEL

KIYAFETLERİNİ KIZINA SAKLIYOR

Skandallarıyla gündemden düşmeyen sosyetik güzel Paris Hilton, kıyafetlerini kızına saklıyor. Alışveriş hastası olan Hilton, yaklaşık bir senedir çok sevdiği ve özel koleksiyonlardan oluşan Tasarım kıyafetlerini ilerde doğacak kızı için şimdiden saklamaya başladı. Kızının da kendisi gibi parıltılı ve süslü kıyafetleri seveceğinden emin olduğunu söyleyen sosyetik güzel, kıyafetleri önce kuru temizlemeye verdiğini sonra da özel kıyafet poşetleri içinde sakladığını ifade etti. Bir giydiğini bir daha giymeyen Hilton, bu şekilde kızı için bir yatırım yaptığını söylüyor.



‘KUZENLERİM DE EL ATIYOR’



Yardım kuruluşlarına da kıyafet yardımı yaptığını söyleyen sosyetik güzel, yakın arkadaşlarının da zaman zaman gardırobundan bir şeyler aldığını belirtti. Yardım kuruluşlarının kendisinden özellikle kıyafet yardımı istediğini söyleyen Hilton, “Yardım kuruluşlarına kıyafet vermeye



çalışıyorum. Evsizlere de yardım ediyorum. Ama küçük kuzenlerim de gardırobumu rahat bırakmıyorlar” dedi.


KIYAFETLERİNİ KIZINA SAKLIYOR

2009 MODA KARNESİ

HT CUMARTESİ- Esra ÇORUH



Geçtiğimiz yılın stil ikonu kimdi? Kıyafetleriyle çıkış yapan kadın şarkıcı hangisiydi? Hangi dizideki kıyafetlerin peşine düştük? Her giydiğiyle olay yaratan Victoria Beckham’ın kendi markası başarılı oldu mu? İşte



2009’un Moda karnesi...



Moda sadece sezonun trendleri, markalar ve tasarımcılardan ibaret bir kavram değil. Aynı zamanda dönemin olaylarını ve insanlarını da yansıtıyor. Mesela 50’li yıllar Audrey Hepburn, 80’ler ise Madonna ile anılıyor. Peki 2009’a damgasını vuranlar kimler? İşte geçtiğimiz yılın moda değerlendirmesi...



YILIN EN POPÜLER LİSTESİ



Ayakkabı modeli: YSL’in Trib Two model platform tabanlı ayakkabıları



Ayakkabı tasarımcısı: Christian Louboutin



Çanta modeli: Alexander Wang Rocco duffle modeli.



Tasarımcı: Balmain



Elbise: Herve Leger’in bandaj elbiseleri



Yılın işbirliği: Topshop için Christopher Kane ve Gap Kids için Stella Mc Cartney tasarımları



Yükselen tasarımcı: Erdem Moralıoğlu



Yılın klasiği: Yeni formlarda siyah küçük elbise



Defile: Marc Jacobs’ın Sonbahar- Kış New York moda haftasındaki defilesi



Stil ikonu: Diane Kruger


2009 MODA KARNESİ

PİRELLİ TAKVİMİ PARTİSİNDEYDİK

HT CUMARTESİ- Ali Esad Göksel



Yılın en iyi partisi idi! O da ne demek! Bilemiyorum! Parti parti dolaşmayı sevmeyen birisinin racon kesmesi tuhaf. Ama anlatacağım. Maksat herkes her şeyi bilsin. Milli Piyango çıkmayan hemcinslerimiz de mutlu mesut yaşasın. Açılım hayalleri herkes için olsun... İnsanı çatlatma diye bir laf vardı. Biliyorum. Pirelli 2010 Takvimi’ni anlatacağım. Çocukluk ve gençliği Saatli Maarif Takvimi ile geçmiş nüfustanım. Bugün masamın üzerinde kallavi ajandamı bulundururum. Bu ikisi dışında takvim tanımam. Tanımazdım. Bir takvim tanıdım, hayatım değişti.



Aylardan hangisini seversiniz?



Parti pozisyonu alınmış. Snack’ler, içkiler, envai çeşit. Kraliçenin veliahtının nefretine mazhar olmuş mimarlardan Rogers tarafından restore olunmuş Balık Hali kıpır kıpır. Sanki inşa olunduğu Viktorya Dönemi. Sanki istifleme balık dolu: Barbun, dil, lüfer. O anda bir kamuoyu yoklaması yapılsa! Yeryüzü erkek nüfusunun vejetaryen olup, gözünü balık haline dikeceği su götürmez. Anında! Takvimin ayları etrafımızda fink atmaktalar. Peride Celal gibi aylardan eylülü mü severim? Emin olamıyorum. Herzigova’ya soruyorum. Ayları beğeniyor mu? Tanrım, insan hem güzel hem zeki olabilir, evet. Süzüyor. Dudaklarını aralıyor. Vazgeçiyor. Gülümsüyor. Yüzünü tuhaf bir pırıltı yalıyor. Kıkırdıyor. O kadar... Hepinize 2010’da ağız tadı dilerim!



TAKVİM UZMANI Türk BEN TALİHLİ MİYİM?



İyi bir huyum vardır. Soru sormayı sevmem, merak etsem dahi! Siz sustukça karşı taraf anlatır. Genellikle. Yine öyle oldu. Pirondini “Takvim işi” dedi, kapattı. Ben de düşündüm. Ben, Pirondini, üç dört İtalyan, üç dört İngiliz geçen asırdan kalma ‘only for boys’ ve ‘black tie’ club’lerden birine gidip, içeceğiz, takvim üzerine konuşacağız. Sonra da puro içeriz diye yanıma kendi purolarımı da aldım. Yurtsan, canım yavrum, böyle kibar mahellerde “smoking room” bulunur, 155’i arama, telaş yapma! Heathrow’daki nursuz yüzlü, majesteleri kraliçenin polisi “Sebebi ziyaret” dediğinde, “Sana ne vizem var ya” demedim. Son söylediğim kibar Belçika Polisi beni 45 dakika havaalanı karakolunda ağırlamıştı. Sabahın beşinden beri ayakta olmanın bıkkınlığı ile “Takvim için” dedim. Domuz ve kuş gribini aynı noktada görmüş gibi bakıp sordu, “Ne takvimi?” Aklıma bir sürü şey geliyor... Sonra da Belçika Polisi! “Pirelli Takvimi” dedim. Aman Allahım, nursuz siyahın güzel dişleri varmış. Birden doğruldu, 32 dişini sergileyen yayık bir gülüşle, “You are lucky man!” dedi! Tak, giriş mührü! O kadar! Anlaşıldı, takvim mevzuu eğlenceli olmalı... Otele ulaştık. Odamızda bir dosya. “Hoş geldiniz, beş gittiniz. Lütfen smokininiz ve Güvenlik kartınızla 19.00 itibarıyla şurada bulununuz. Kokteyl, sonra takvim, sonra yemek, sonra parti... Mutfağa, şaraba meraklı bir dostum var: Andrea Pirondini. İtalyan. Esasen bu iki kaleme meraklı olmayan İtalyan da görmedim. Andrea’nın Türk Pirelli’nin başında olduğu günlerde muntazam toplanır, yemek yer, sohbet ederdik. Gel zaman, Pirondini’yi Milano’ya celbettiler. “Dur aman” bile diyemedik. Bizimki bölge müdürü oldu, piramitin üstüne çıktı. Seyrek görüşür olduk. Muhabbetimiz berdevamdı. Herhalde bu kalemden, Pirondini, “Yav, yazık bu adama o şarap, bu Şarap kaç yaşına geldi başka şeyden haberi yok, şuna bir dostluk yapayım” diye düşünmüş olmalı. Aradı. “Şu tarihte Londra’ya gel” buyurdu. “Smokinini de al.”



Balık hali deniz kızı dolu



Balık Hali’ndeyiz. Üstümüzde smokin, altımızda kırmızı halı. Sağ sol koruma ve fotoğrafçı dolu. Durmadan çekiyorlar. Ne diye? Bilemiyorum. İnsan kendini tanınmış biri gibi hissedebilir. Bir süre. Salona girinceye kadar. İçeriye adım attığınız anda, “Hayır bu gerçek olmayabilir” diyorsunuz. Kâinatın bütün güzel ve meşhur kızları orada. Tahayyül edebileceğinin bin misli hediyeye boğulmuş bayram çocuğu gibiyim. Neşe ve enerjim tavan yapıyor. Etrafa gülücük dağıtıyorum. Elhak yanıt mebzul. Sanki bin yıldır onlarla yaşıyoruz. Balık Hali’ne yıldız yağıyor. Sophia Loren giriyor. Bir pusula gibi: “Bakın mihrap burada” diye! Arkadan gelen İtalya’nın en popüler kadını. Otelde tanışmışız. Yanımdaki ‘saf Finli’ “Bu kim?” diye soruyor. “Emin olamıyorum” gazımla benimle selamlaşan first lady’ye “Kimsiniz?” diye soru veriyor. Kadın önce şaşırıp, sonra beni gösteriyor. “Ona sor, sana anlatsın”. İşte bu kadar, yeni uzmanlık alanımdır. Neyse ki Eva geliyor, toparlanmama yardımcı oluyor. Herzigova o kadar ‘bir şey’ ki orada bile parlıyor. Bir güney yıldızı gibi



Otomobil uçar gider



Masalara geçiliyor. Yemekler, şaraplar. Bu lüzumsuz detayları geçiyorum! Takvimi göreceğiz. Nasıl çekildi falan. Etrafımdaki erkeklerin hepsi sünnet çocuğu gibi. İki eli dizlerinin üstünde nefessiz seyirdeler. Kadınların ise gözleri hafif kısık, yüzlerinde umursamaz bir etiketle, peçetelerini çekiştirmekteler. Salonda çıt yok! Sahne arkası belgeseli takvimin gerisinde değil. Rejisi, müziği çok başarılı. Hele bir sahne var ki! Lastik ne demek anlatıyor. Yağmur ormanının ortasında fotoğrafçı kızlara balçık çamur güreşi yaptırıyor. Sevimsiz bir fikir. Aniden bir motor sesi duyuluyor. Gelen biçare Güney Amerikalı adam kızları görünce dünyasını şaşırıyor, direksiyonu, yolu unutuyor. Ve fakat vasıta yoluna devam ediveriyor. Peki nasıl? Lastiklerin feraseti ile. Tabii bunu onlar demiyor, siz de anlayın artık..


PİRELLİ TAKVİMİ PARTİSİNDEYDİK